İSMET İNÖNÜ

 

EĞİTİM – ÖĞRETİM

ÜZERİNE

 

 

Hazırlayan: İlhan Turan 

 

Türk Eğitim Derneği – İnönü Vakfı

Aralık 2002 – Ankara

 

Türk Eğitim Derneği

Kızılırmak Sokak No: 8

Kocatepe – ANKARA

Tel: 0.312. 418 06 14

                  417 42 02

Fax: 0.312. 417 53 65

Web Site: www.ted.org.tr

 

  

İnönü Vakfı

Şehit Ersan Cad. No: 14

Pembe Köşk Konut Sitesi

B – 1 Blok Daire: 5

06550 Çankaya – ANKARA

Tel: 0.312. 428 18 41

Fax: 0.312. 427 15 26

Web Site: www.ismetinonu.org.tr 

 


İÇİNDEKİLER

 

İçindekiler ...

İnönü Vakfı Başkanı Özden Toker’in Sunuş ve Teşekkürü

Hazırlayanın Notu ...

Kaynaklara ve Konu Başlıklarına İlişkin Kısaltmalar ...

14.07.1924.. Manisa Konuşmasından...

05.05.1925.. Muallimler Birliği Kongre Üyelerine Hitap

07.11.1925.. BMM’de Devletin Genel Siyaseti Konulu Konuşmadan …

05.11.1926.. Ankara Hukuk Mektebi Diploma Töreninde Yapılan Konuşmadan …

13.09.1928.. Malatya Söylevinden …

01.11.1928.. BMM’de Türk Harfleri Kanununun  Görüşülmesi Sırasında Yapılan Konuşma …

08.11.1928.. BMM’de Türk Harfleri ve İlk Öğretim Hakkındaki Konuşmadan ...

01.02.1929.. Millet Mektepleri Muallimlerine Maarif Vekili Sıfatıyla Gönderilen Tamim ...

01.01.1929.. Maarif Vekili Mustafa Necati’nin Ölümü Dolayısıyla Mezarının Başında Yapılan Konuşmadan ...

08.01.1929.. Maarif Vekaletine Atanması Dolayısıyla Yayınladığı Tamim ...

18.02.1929.. Türk Söz Kitabını Hazırlamak için Toplanan Heyete Yapılan Konuşma ...

10.03.1929..  Çocuk Sevgisi” (Makale) …

08.07.1929.. Ankara Hukuk Mektebi Diploma Töreninde Yapılan Konuşma …

02.10.1930.. BMM’de Yapılan Konuşmada Eğitim Siyasetiyle İlgili Söyledikleri ...

09.05.1931.. BMM’de Hükümet Programı Üzerine Konuşmada Eğitim ile İlgili Söyledikleri …

09.05.1931.. BMM’de Hükümet Programı Üzerine Konuşmada Eğitim ile İlgili Söyledikleri ...

26.09.1932.. Gaziantep Halkevi’nde Yapılan Konuşmadan...

20.11.1932.. Ankara Hukuk Mektebi Diploma Töreninde Yapılan Konuşmadan...

19.02.1933.. Halkevleri’nin Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Ankara Halkevi’ndeki Söylevden

29.10.1933.. “İlerleme ve Yükselme Yolu” (Makale)...

30/10.1933.. Yüksek Ziraat Enstitüsünü Açış Konuşması

11.11.1933.. Ankara Hukuk Fakültesi Diploma Törenindeki Söylevden ...

24.02.1934.. Halkevlerinin 2. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Ankara Halkevi’ndeki Radyo Söylevinden …

14.03.1934.. CHF Meclis Grubunda İlk Öğretim ve Cehaletle Mücadele ile İlgili Söylev ...

23.04.1934.. “Sevgili Bayram” (Makale) …

05.07.1934.. BMM’de Yapılan Konuşmada Milli Eğitim ile ilgili Söyledikleri ...

22.02.1935.. Halkevleri’nin Kuruluşunun 3. Yıldönümü Dolayısıyla Ankara Halkevi’ndeki Radyo Söylevinden ...

11.12.1935.. Mekteb–i Mülkiye’nin 59. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Atatürk ile Mesaj Teatisi ...

11.12.1935.. Mekteb–i Mülkiye’nin 59. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Yapılan Konuşmadan ...

04.12.1936.. Mekteb–i Mülkiye’nin 60. Kuruluş Yıldönümü ve Ankara’da Yapılan Yeni Binasının Açılışı Dolayısıyla Yapılan Konuşmadan ...

02.03.1939.. İstanbul Üniversitesi Söylevinden ...

23.03.1939.. Milletvekili Seçimlerindeki CHP Adaylarının Duyurulması İçin Yayınlanan Beyannameden

27.07.1939.. Maarif Şurası Üyelerini Kabulde Yapılan Konuşma ...

01.11.1939.. BMM’yi Açış Konuşmasında Eğitim ile İlgili Söyledikleri ...

01.11.1940.. BMM’yi Açış Konuşmasında Eğitim ile İlgili Söyledikleri ...

04.12.1940.. Siyasal Bilgiler Okulu’nun 64. Kuruluş Yıldönümü Töreninde Yapılan Konuşmadan  ...

12.06.1941.. “Madame Butterfly” Operasının Temsilinden Sonra Sanatçılara Övgüleri  ...

25.06.1941.. “Madame Butterfly”Operasının Temsilinden Sonra Sanatçılara Övgüleri ...

01.09.1941.. İzmir Kızılçulu Köy Enstitüsünü Ziyarette Öğrencilere Yapılan Konuşma ...

26.09.1941.. Dil Bayramı Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj ..

01.11.1941.. BMM’yi Açış Konuşmasında Köy Enstitüleri ve Milli Eğitim ile İlgili Söyledikleri ...

17.03.1942.. İzmir Halkına Yapılan Konuşmadan …

19.05.1942.. 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı Törenlerinde Gençliğe Hitabeden …

25.08.1942.. Samsun Halkına Yapılan Konuşmadan..

01.11.1942.. BMM’yi Açış Konuşmasında  Eğitim Siyasetiyle İlgili Söyledikleri …

23.01.1943.. Türk Veterinerliğinin 100. Yıldönümü Dolayısıyla Yüksek Ziraat Enstitüsü’nü Ziyarette Yapılan Konuşma ...

21.02.1943.. Maarif Şurası Reisi Hasan Ali Yücel’in Saygı Mesajına Yanıt …

21.02.1943.. Maarif Şurası Üyelerini Kabulde Yapılan Konuşma … 

23.02.1943.. 1943 Milletvekili Seçimleri Dolayısıyla Yayınlanan Beyannameden …

23.04.1943.. 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı ve Çocuk Haftası Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj …

08.07.1943.. CHP VI. Kurultayını Açış Konuşmasından ...

14.07.1943.. Orta Öğretime İlişkin Konuları İncelemek Üzere  Ankara’da Toplanan Lise Müdürleri ile Eğitim Bakanlığı Yöneticilerine Yapılan Konuşmadan 19.05.1944.. 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı Törenlerinde Gençliğe Söylevden ...

07.08.1944.. “İlk Öğretim Davamız” (Makale) …

01.11.1944.. BMM’yi Açış Konuşmasında Köy Okulları ve Milli Eğitim Siyaseti ile İlgili Söyledikleri …

10.11.1944.. Siyasal Bilgiler Okulu’nun 68. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Okul Müdürü Burhan Köni’ye Gönderilen Yanıt …

17.04.1945.. “İlk Öğretimin Yeni Yılı” (Makale) ...

17.04.1945.. Düziçi Köy Enstitüsünün 5. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ile Mesaj Teatisi ...

19.05.1945.. 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı Törenleri Söylevi ...

01.11.1945.. BMM’yi Açış Konuşmasında Eğitim Siyaseti ile İlgili Söyledikleri …

17.04.1946.. “İlköğretimde” Çalışmalarımız (Makale) … 

17.07.1946.. 1946 Milletvekili Genel Seçimleri Dolayısıyla Yayınlanan “Millete Beyanname”den ...

01.06.1948.. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ile Yüksek Deniz Ticaret Okulunda Öğretmenlerle …

19.04.1949.. Köy Enstitülerinin 20. Kuruluş Yıldönümünde Kastamonu Devrekani–Gölköy Köy Enstitüsü Hatıra Defterine Yazılanlar ...

18/21.07.1949.. Ege Köy Öğretmenleri Derneği Başkanı Mehmet Ali Vural ile Dernek Fahri Başkanlığına İlişkin Mesaj Teatisi …

24.09.1949.. İstanbul Teknik Üniversitesi Talebe Temsilcileriyle Görüşmede ...

26.10.1949.. Ankara Talebe Birliği Lokalinin Açılışında ..

27/28.12.1949.. Ankara Üniversitesi Tıp Öğrenci Derneği Fahri Üyeliğine İlişkin Dernek Başkanı Hayri Kalabalık ile Mesaj Teatisi ...

26.02.1956.. 1956 Mali Yılı Ankara ve İstanbul Üniversiteleri Bütçeleri Üzerine BMM’de Üniversite Özerkliğine İlişkin Söyledikleri  ...

03.12.1956.. “Üniversite Muhtariyeti” (Makale) ...

26.02.1957.. 1957 Mali Yılı MEB Bütçesi Dolayısıyla BMM’de Yapılan Konuşma ...

08.11.1960.. Ankara Üniversitesinin Açılış Töreninde Yapılan Konuşma ...

13.12.1961.. Ankara Köy Öğretmenleri Derneği Mensuplarının Ziyaretinde Köy Enstitüleri ile İlgili Sözleri ...

30.01.1962.. İstanbul Üniversitesi Önünde Öğrencilere Hitap ...

30.01.1962.. İTÜ Önünde Öğrencilere Hitap ...

30.01.1962.. İTÜ Televizyon Stüdyosunda Yapılan Televizyon Konuşması ...

12.08.1962.. Ege Üniversitesi Şeref Defterine Yazılanlar ..

08.01.1963.. Ankara Hukuk Fakültesi Talebe Cemiyeti Tarafından Düzenlenen “Gençlik İçin Çıkar Yol” Konulu Seri Konferans Söylevinden ...

19.02.1963.. TÖDMF Heyetinin Ziyaretinde ...

02.03.1963.. Bursa Eğitim Enstitüsünde Öğrenci ve Öğretmen Dernekleri Temsilcilerine Yapılan Konuşmadan ...

02.03.1963.. İnegöl’de Halka Yapılan Konuşmadan ...

28.09.1963.. Edirne Öğretmen Derneğinde Yapılan Konuşma ...

02.10.1963.. ODTÜ Açılış Töreninde Yapılan Konuşma ..

02.04.1965.. İkinci İnönü Zaferinin 44. Yıldönümünde Ankara Üniversitesinden TMTF Üyesi Gençlere Yapılan Konuşmadan ...

08.05.1965.. Ankara İstiklal Ortaokulu Öğrencilerinden Lale, Hilal, Fatoş ve Semiha ile Yapılan Söyleşi ...

23.07.1965.. Heybeliada Öğretmenler Kampı Ziyaretinde Söyledikleri ...

28.02.1966.. Eski MEB Hasan Ali Yücel’i Anma Toplantısında Yapılan Konuşma ...

18.04.1966.. Köy Enstitülerinin 26. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Düzenlenen Toplantıda Yapılan Konuşma ...

27.09.1966.. İTÜ Talebe Birliği Lokalini Ziyarette ...

01.10.1966.. Güzel Sanatlar Akademisi ve TMGT Ziyaretinde Söyledikleri ...

10.02.1967.. TÖS Yöneticilerini Kabulde  ...

10.11.1967.. TÖDMF ve TÖS Heyetlerini Kabulde Söyledikleri

01.03.1968.. TBMM’de Verilen Bir Önerge Dolayısıyla Üniversite Özerkliğine İlişkin Söyledikleri ...

07.03.1968.. Konya Öğretmen Derneği Lokalinde Öğretmenlere Yapılan Konuşma ...

18.04.1968.. Köy Enstitülerinin Kuruluşunun 29. Yıldönümü Dolayısıyla Verilen Demeç ...

05.07.1968.. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Diploma Töreninde Yapılan Konuşma ...

05.07.1968.. TÖDMF Genel Kuruluna Gönderilen Mesaj..

02.10.1968.. ODTÜ’de Ders Yılının Açılışında ...

06.11.1968.. Ziraat Fakültesinde Ders Yılına Başlanması Dolayısıyla Yapılan Konuşmadan ...

16.11.1968.. Üniversiteye Giremeyen Gençlere Gençlere Tavsiyeler ...

17.11.1968.. Ankara Üniversitelerindeki Sosyal Demokrasi ve Ortanın Solu Derneklerinin Yöneticilerini Kabulde Yapılan Konuşma ...

28.12.1968.. Veteriner Hekimliği Öğretiminin 126. Yıldönümü Dolayısıyla Düzenlenen Törende Yapılan Konuşma ...

10.01.1969.. DTCF’nin 33. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Yapılan Konuşmadan ...

08.02.1969.. Üniversite Asistanları Heyetini Kabulde Yapılan Konuşma ve Diyaloglar ...

10.02.1969.. Üniversite Asistanlarının Sorunlarıyla İlgili Demeç ...

17.12.1969.. TBMM’de Yaptığı Konuşmada Öğretmenler ve İlk Öğretim Konusunda Söyledikleri ...

30.12.1969.. Başbakan Süleyman Demirel’e Öğretmen Sorunlarıyla İlgili Gönderilen Mektup ...

30.01.1970.. Öğretmen Selahattin Arıkan’ın Açık Mektubuna Yanıt ve Köy Enstitüleri ile Eski MEB Hasan Ali Yücel ve Eski İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’u Savunan Mektubu ...

02.02.1970.. Köy Enstitüleri, Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç ile İlgili Demeç ...

18.04.1970.. Köy Enstitülerinin 30. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla CHP Gençlik Kollarının Düzenlediği Törene Gönderilen Mesaj ...

18.04.1970.. Köy Enstitülerinin 30. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla TÖS’ün Düzenlediği Törene Gönderilen Mesaj ...

24.12.1970.. Veteriner Hekimliği Öğretiminin 128. Yıldönümü Dolayısıyla Düzenlenen Törende Yapılan Konuşmadan ...

29.09.1971.. CHP Parti Meclisinde Üniversite Özerkliğinde Yapılan Değişiklikle İlgili Konuşmadan ...

[TY].1973.. Cumhuriyetin 50. Yıldönümü Dolayısıyla Türk Çocuklarına Mesaj ...



SUNUŞ

Cumhuriyetin kuruluş ve oturtuluşunda en büyük mücadelelerden biri de eğitim–öğretim, dil ve kültür sahalarında verilmiştir. Bu çabaların önemli bir kesitini, İsmet İnönü’nün bu kitaba yansıyan konuşma, makale, demeç ve mesajlarında görmek olanaklıdır.

Atatürk’ün öncülüğünde ve bizzat İsmet İnönü’nün yürütmesinde başlatılan dil, eğitim–öğretim ve kültür hamleleri Türkiye’nin aynı zamanda toplumsal ve ekonomik gelişmesine ilişkin önemli verileri de sunmaktadır. Eğitim ve öğretimin dil ile, kültür ile, ülkenin kalkınması ve gelişme süreçleri ile yakın bağlarını, İsmet İnönü’nün bu kitaptaki kimi konuşma ve makalelerinde görebiliyoruz.

İsmet İnönü’nün kurduğu bu bütünsel yaklaşım, yalnızca kısa süreli Maarif Vekilliği (Eğitim Bakanlığı) ve Başvekil/Başbakan olduğu ya da Cumhurbaşkanı olduğu zamanlara özgü değildir. O, bu kitaptan izlenebileceği gibi yaşamı boyunca bu konularla hep ilgili olmuştur. Başvekillik yıllarından başlayan Cumhuriyetin korunması ve kalkınma hamlelerine yönelik hassasiyeti, ölümünden iki ay önce, Cumhuriyetin 50. yıldönümü dolayısıyla Türk çocuklarına yayınladığı mesajında yine görülebilmektedir.

Cumhuriyetin kurulması, korunması, oturtulması ve geliştirilmesinin öğrenci, okul, öğretmen, sınıf, kitap sayılarıyla tek tek somutlandığı; kadın öğretmenler ve kız çocuklarının ve bütün “evlatlarımız”ın gözetildiği; hep daha ilerisinin hedeflendiği oldukça duygulu bir uğraşıyı, bu yeni derlemede izleyebileceğiz.

Bu kitaptaki bir konuşmasında İsmet İnönü: “İlimde eksik adamların toplanması tamam adamlar veremez. Bin yarım ve bin cahil bir yarımdan daha faydalı olamaz, fakat daha zararlı olur. Bin yarım adam bir tam adam değildir. İlim müesseselerinden çıkanlar daima iyi yetişmelidirler. Siyasette ve idarede en muzır şey, milletler ve cemiyetler için telâfisi en zor olan felâket, yarım bilgili adamların salâhiyet sahibi olmasıdır.” demektedir. İşte Atatürk ve İnönü’nün dil, eğitim–öğretim, kültür alanlarında aşmak istedikleri durum buydu.

İsmet İnönü, modern Türkiye’nin modern ve laik eğitimine bir örnek olarak düşünülen ve bu konuda hep başarılı çalışmalar ve ürünler vermiş olan Türk Maarif Cemiyeti (Türk Eğitim Derneği)’nin 1928 yılındaki kuruluşunda Kurucu Başkanlığını da üstlenmiştir.

İsmet İnönü’nün eğitim ve öğretime ilişkin yaklaşımlarının, ölümünün 29, Cumhuriyetimizin 79. yıldönümünde güncelleştirilmesine sunduğu katkıdan ötürü, TED’e içten teşekkürlerimizi burada ayrıca belirtmek isteriz.

Özden Toker

İnönü Vakfı Başkanı

 

 

HAZIRLAYANIN NOTU

Bu kitapta, kitabın ana konusu ve bağlamlarıyla doğrudan ilgili birinci derecedeki metinler öncelikle esas alınmış ve bunlar konuşmanın bağlamına göre tam metin olarak verilmiş; ikincil derecedeki (kitabın konusuyla ilgisiz) metinlerden ise yalnızca kitabın konusuyla ilgili değinilere yer verilmiştir.

Bu arada, özellikle 1950’lere kadar basımı yapılan ve İsmet İnönü’nün konuyla ilgili olarak söylediklerini derleyen çalışmalar ile değişik konuların tasnifine dayalı olarak hazırlanan kimi seçkileri içeren kitaplardaki eksikliklerin bu çalışma ile giderilmiş bulunduğunu belirtmeliyiz.

Öte yandan, 1960 ve sonrasına ilişkin birincil ve ikincil derecedeki konuşmalardan kimi seçkilere bu kitapta yer verilmesine karşın, ikincil derecedeki metinlerin tamamının yeterince taranamadığı da belirtilmelidir. Kitabın İsmet İnönü’nün ölümünün 29. yıldönümüne yetiştirilmesinden kaynaklanan bu olası eksikliğe karşın, İsmet İnönü’nün eğitim–öğretim ve bağlantılı konularla ilgili olarak, Cumhuriyetin ilk 50 yılı boyunca söylediklerine ilişkin ilk kez toplu bir çalışma ortaya çıkmıştır.

Kitapla ilgili belirtilmesi gereken diğer hususlar ise şunlardır:

İsmet İnönü’nün konuşmalarının özgün akışlarının izlenebilmesi ve metin içlerindeki alıntı kesikliklerinin anlaşılabilmesi için,  metin başları ve sonları hariç, parantez içi noktalamalara (...) başvurulmuştur. Böylece, titiz okuyucu veya araştırmacılar için, burada yapılan seçmeler ile özgün metinler arasında karşılaştırma yapma ve bağlam oluşturma olanağı yaratılmış olunmaktadır.

Bir konuşmanın birden çok kaynakta yer alması durumunda, bu kaynakların hepsine gönderme yapılmıştır.

Konu başlıklarının altında kaynakça bilgileri. kısaltılmış olarak verilmiş; kaynaklara ilişkin açık bilgiler ise “kısaltmalar” ve “kaynakça” sayfalarında belirtilmiştir.

Ayrıca metinlerdeki dilin özgünlükleri korunarak herhangi bir değişiklik yapılmamış, az sayıdaki tekil harf veya sözcük ekleri ise köşeli parantez [ ] içinde belirtilmiş, gerekli bazı yerlerde ise sayfa altlarına açıklayıcı bilgiler eklenmiştir.

Kitaptaki yoğun eski dil/sözcüklerin kullanımı nedeniyle bir “sözlük” hazırlanmış ve kitabın sonunda yer verilmiştir. Ancak kitapta, çok az sayıda da olsa, sözlüklerde yer almayan bazı sözcüklerin bulunduğu gözetilmelidir. Bunların anlamlarına ilişkin zorlama açıklamalar yapma yoluna başvurulmamıştır. Sözlükte yer almayan sözcüklerle karşılaşınca okuyucu, metnin akışına göre kendi yorum gücüne başvurmak durumundadır. Ayrıca, ı-i, u-ü vb. harfler, özgün metinlerde zaman zaman yanlış kullanılmış, ancak sözlükte sözcüklerin doğru yazımı esas alınmıştır. Bu nedenle sözlükte, örneklenen vd. harflerin içinde yer aldığı sözcükler aranırken, mantıksal olarak iki seçenekli arama yapılmasında yarar bulunmaktadır.


KAYNAKLARA VE KONU BAŞLIKLARINA İLİŞKİN KISALTMALAR

 

İnönü Vakfı Arşivi: İVA

Demirbaş No: Dn

Adı geçen eser: age

Tarih Yok: TY

Hakimiyeti Milliye Gazetesi: HMG

Ulus Gazetesi : UG

Barış Gazetesi: BG

Cumhuriyet Gazetesi: CG

Ayın Tarihi: AT

Matbuat Umum Müdürlüğü: MUM

Basın Yayın Umum Müdürlüğü: BYUM

Basın Yayın Genel Müdürlüğü: BYGM

Basın Yayın Genel Direktörlüğü: BYGD

Ülkü Millî Kültür Dergisi: ÜMKD

Büyük Millet Meclisi: BMM

Türkiye Büyük Millet Meclisi: TBMM

Milli Eğitim Bakanlığı: MEB

Milli Eğitim Bakanı: MEB

Cumhuriyet Halk Fırkası: CHF

Cumhuriyet Halk Partisi: CHP

Dil Tarih Coğrafya Fakültesi: DTCF

Orta Doğu Teknik Üniversitesi: ODTÜ

İstanbul Teknik Üniversitesi: İTÜ

Milli Türk Talebe Birliği: MTTB

Türkiye Milli Talebe Federasyonu: TMTF

Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı: TMGT

Türkiye Öğretmenler Derneği Milli Federasyonu:  TÖDMF

Türkiye Öğretmenler Sendikası: TÖS

Cumhurbaşkanları, Başbakanlar ve Milli Eğitim Bakanlarının Milli Eğitimle İlgili Söylev ve Demeçleri:  C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.

İsmet İnönü’nün Maarife Ait Direktifleri: İ.İ.M.A.D.

İsmet Paşa’nın Siyasi ve İçtimai Nutukları: İ.P.S.İ.N.

İsmet İnönü’nün TBMM Konuşmaları: İ.İ.TBMM.K.

Milli Şef’in Söylev Demeç ve Mesajları: M.Ş.S.D.M.

İnönü Diyor ki; Nutuk, Hitabe, Beyanat, Hasbihaller:  İ.D.N.H.B.H.

Muhalefetde İsmet İnönü 1956–1959, Konuşmaları, Demeçleri, Mesajları, Sohbetleri ve Yazılarıyla:   M.İ.İ.K.D.M.S.Y.


Manisa Belediye Parkında Yapılan Konuşmadan

C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 88 ... 14.07.1924

Efendiler!

Müsaade ederseniz bir kelime de Maarifin bir noktası üzerinde söylemek isterim: Müşahede ettik ki: ilk tedrisatın vaziyet ve vazaifi şayanı nazar ve mühtacı tetkik bir haldedir. Bilirsiniz ki: İlk tedrisat bütçesi idarei hususiyelere müteallik teşkilâta mevdudur. Senelerden beri olan tecrübeler, ilk tedrisat hususunda şimdiye kadar ittihaz edilmiş olan tedabirin kâfi olduğu zannını vermiyor. Çocuklarımızı okutmak için her tabakada şayanı şükran bir tehalük vardır. Çocuk istiyor, köylü istiyor. Mektep denince karşımıza yapı meselesi çıkıyor. Eğer hususi veya umumî bütçeyle bütün iptidai mekteplerin yapılması meselesini halletmeyi düşünürsek çok teehhürata maruz kalmak istimali vardır. İlk tedrisat muallimlerinin tedariki ve bilhassa bu muallimlerin tarzı terfihi, mesaili esasiyede bu müşkül mesele aksamındandır.

Müşahedatımızın gelecek sene bizi yeni tedbirlere sevk edeceğini tahmin ediyoruz. Burada bahsetmemin sebebi şudur ki: Her tarafta mevzuubahs olan bu ilk tedrisat derdi için milletçe ve elbirliğiyle bir hamle ve gayret göstermek icabetmektedir. En küçük derecesinden en büyüğüne kadar memleketin bütün çocuklarını ihata edecek olan tahsil olduğu kâfi derecede dikkatimizi, alâkamızı ve bütün kuvvetlerimizle memlekâtımızın üzerine celbedebilirse o zaman müşkülâtı emniyetle iktiham edebiliriz. Beş on sene daha esaslı bir maarif siyasetiyle katedeceğimiz mesafe büyük semereler verecektir. İçinde bulunduğumuz müşkülâtı tamamen bilen insanlarız. Yürüdüğümüz yolların, muhtaç olduğumuz terakkıyatı vücuda getirecek yollar olduğu kanaatındayız. Biz terakkiye doğru yürüdüğümüzü sizin içinizde anlımız açık olarak söylemeğe hakkımız vardır. İş yapmamış adamların, işi nasıl yapacağını tecrübe etmemiş olanların ve hâdisat ve vukuatı mutlaka fena zannetmek illetiyle muvazene ve basireti gaybetmiş olanların mütemadiyen müaheze etmiş olmaları hiçbir kıymet ve ehemmiyeti haiz olamaz. Mâlûl ruhlu birkaç adamın daima bedbinlik telkin ettiklerine şahit oluyoruz. Onları tashih ve tekzip edebilmek ihtimali yoktur. Ne kadar ilerlerseniz ilerleyiniz onları vaziyeti fena görmekten men edemezsiniz.

 

Muallimler Birliği Kongre Üyelerine Hitap

İ.İ.M.A.D; sf. 1-8 veC.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 89-96 ... 05.05.1925

Muallimleri memlekette başlı başına medarı istinat addeden bir hükûmetin mesul mümessili olarak arkadaşlarımı selâmlarken düşündüklerimizi açıkça arzetmeği münasip görüyorum.

Hakikaten mümtaz ve şayanı ihtiram bir meslekte çalışmakta olan münevver mümessillerden mürekkep bu muhterem heyetin bir siyasi adamın perakende sözlerini kılı kırk yaracak kadar ince bir tetkika tâbi tutmak insafsızlığını göstermiyeceğine emin olmak isterim.

Samimî, serbest, olduğu gibi, açıkça söyliyeceğim:

Evvelâ muallim birliklerinin ve onların umumî kongresinin, yalnız muallimler, yalnız meslek erbabı için değil; hükûmet için de çok büyük ehemmiyeti ve faideyi haiz olduğunu arzedeyim. Biz istiyoruz ki, vatanın her tarafına şamil olan terbiye edici mesleğin, senede böyle bir defa umumî bir içtima halinde toplanarak yapacağı kongre, bir senenin tecrübelerini teati ve gelecek senenin yeni yollarını işaret etsin. Bu gibi kongrelerdir ki muallimlerin ihtiyaçlarına yakından temas eder, mesleğin tealisi için icap eden tedabiri daha kolaylıkla bulur.

Bundan başka her sene toplanan bu kongre murahhasları, bir senenin tecrübeleri kendilerine hükûmet tarafından da sorulacağını, kendi faaliyetlerinin hükûmetle de pek sıkı alâkası olduğunu tahmin ve takdir ederlerse istikbalin terbiyesi için deruhde ettikleri mes’uliyeti daha kuvvetle duyacaklarına kani olmak isteriz. Bu sözlerle muallimlere, onların kongrelerine, bu gibi içtimalarına karşı gösterdiğimiz alâkanın yalnız hissî  ve şahsî arzularımızdan değil, bütün vatana ve istikbale şamil hakikî mes’uliyet halinde hissedilmiş bir kanaat mahsulü olduğunu anlatmayı istihdaf ediyoruz.

Hulâsa; bu kongreler hem kendiniz, hem bizin için mucibi feyiz olacaktır. Neticede tabiatile birçok eksiklikler kalsa bile onların izalesi arzusu en mühim bir kârdır. Bu içtimalarda memleketin muhtelif yerleri birer murahhasla temsil edilerek bir yere toplanmış oluyor. Bu içtimalarda her murahhas yalnız kendi yeri hakkında malûmat vermekle kalacak değil, asıl her murahhas diğer yerlerin malûmatından istifade edecektir. Bu gibi içtimalarladır ki memleketimizi bileceğiz. Memleketi bilmek, vatanı tanımak: en büyük faide işte burada (çok doğru sadaları).

Muhterem arkadaşlar; muallimlerden çok şey bekliyoruz. Bilirsiniz ki bütün dünya milletleri içinde her an ve her vesile ile bağıra bağıra söylediğimiz bir iddiamız vardır. Biz de her medenî millet gibi en yüksek medeniyet seviyesine müstahak ve müstait bir milletiz diyoruz. Bu iddianın doğruluğu, hepiniz biliyorsunuz ki, asıl fikrî sahada, asıl ilim ve fenle tahakkuk edebilir.

Sizler, bu milleti harsile, içtimaî hayatile, bütün ilim ve fennile en yüksek medeniyet seviyesine çıkaracak işçilersiniz. Vazifeniz hakikatin çok şerefli, fakat çok ağırdır. Hepiniz bu müşkülâtın azametini görecek, fakat hepiniz o müşkülâtı iktiham etmek azmi katîsi ile mücehhez olacaksınız. İstikbalimiz için hakikî medarı emniyet yalnız ve ancak bu azimdedir. Açık söylüyorum, ve açık söylemeğe mecburum ki müşkülât hakikaten büyük, sizleri hakikatan ürkütecek kadar büyüktür. Kendimizi aldatmıyalım. Yüklendiğimiz vazifenin bütün ağırlığını bilelim. Çok müterakki ve medeni memleketlerde dahi muallimlere ağır vazifeler tahmil edilmiştir. Bizde ise hem daha ağır, hem bilhassa çok daha uzundur.

Arkadaşlar; vazife uzun müddet devam edecek; bir sene, iki sene, beş sene değil, yirmi sene, otuz sene, kırk sene bu çetin vazife devam edecektir. Bu noktada, bilhassa genç arkadaşlarımı, vazıh surette tenevvür etmiş görmek isterim. Yolun müthiş uzunluğunu bilsinler. Bunu bilmenin faidesi şu ki, yolun uzunluğunu ve hedefin uzaklığını bilince insan, her günün o yolu bir az daha kısalttığını, her attığı adımın kendisini hedefe bir az daha yaklaştırdığını da bilir. Lâkin hedefe, meselâ bir sene sonra, varacağım der ve bu müddet zarfında umduğunu bulmazsa meftur olur. Muallim arkadaşlarımı bundan vikaye ederim. Sizler için hepimiz için asla fütur yok. Azim ve ümit var (alkışlar)

Vazifeniz hem uzun, hem de mahrumiyetli sürecektir.

Deruhde ettiğimiz işin azameti karşısında elbette refah hakkınızdır. Hükûmetin en büyük vazifesi elbette istikbali hazırlayan muallimlerin refahını temin etmektir. Bu yapılamamışsa sebebini elbette kendiniz takdir edersiniz. Bu mesele yalnız bütçe fedakârlığı ile kabil değildir. Bir muallimin hakikî refahı için yalnız para değil, asıl onu bütün ehemmiyetile takdir edecek içtimaî muhit lâzımdır. Halbuki hüsranla dolu muhitlerde çalışacaksınız. Çıplak bir kayayı elmas yapmak ne kadar müşkül ise tenha bir köşede ulvî gayesine nefsini vakfeden bir muallim de öyle çetin bir müşkül ile uğraşacak, kendisi daima birçok ihtiyacatın eksikliğini hissedecektir. Peki, bu müşkülâtı yenmiyecek misiniz? Aksi takdirde izmihlâl vardır, atiden ümidi kesmek lâzımdır. Bu millet işte buna tahammül edemez. Tabiî hep tahammül etmiyeceğiz. Öyle ise o fedakârlığa katlanacağız demektir (tasdik sadaları). Demindenberi yaptığımız hasbihallerde temas ettiğimiz meselelerin muhtelif noktaları hakkında fikirlerimi arzedeyim:

Evvelâ “tevhidi tedrisat”ın bazılarınca sui tefsir ve sui telâkki edildiğini gördük. Bu işin müteşebbislerinin, muakkiplerini elbette yeknazarda dinsizlik ittihamına maruz kalacakları tabiî idi. Tevhidi tedrisatı düşündüğümüz zaman onun avamferibane iğfalâta vesile yapılacağını tahmin etmiyor değildik. Bizim için bunların hepsi malûm idi. Kapanan bazı müesseselerin hiç olmazsa harfleri ve harekeleri tanıtmak gibi bir faidesi vardı, şeklinde nazariyeler ileri sürüleceğini, tevhidi tedrisat ile bir takım müessesatı kapatmak yerine onları islah etmek daha faydalıdır, gibi fikirlerin ortaya atılacağını, bu gibi itirazların ne gibi netayici olacağını hep biliyorduk. Fakat Türkiye B.M. Meclisi kararını verdi. Tedricen varılacak muazzam gayeleri tacil etmek, inkılâp yapmaktır. B. M. Meclisinin zarurî bir neticeyi bir kanun ile tacil ve tesbit etmesi bir inkılâp addolunabilir. Bunu yapmak için arizü amîk düşündük. Gördük ki başka hiçbir çare yoktur. Gördük ki bütün dünyanın yolu bu yoldur. İtilâya ve medeniyete eren milletler hep bu yoldan giderek bugünkü seviyelerini buldular. Mugalâtalara, tezvirlere boyun eğmek itirafı arz olurdu. İnkılâplar kadir ve kahirdir.

Biz tevhidi tedrisat ile yapılan, daha yapılacak olan işlerin memleketin bütün hayatına, fikrî, sınaî, fennî hayatlarda olduğu kadar, içtimaî hayatta da başlıca esas olduğuna kaniiz.

Yaptığımız işi dine münafi görmek, yapılan işi görmemektir. Herkes fiil haline gelmiyen hayırları iptidadan görmez. Ammenin gözü fiile inkılâp etmiş neticeleri görür. Onu iptidadan göremediği için itiraz edecek sesleri dinlemeyiz. Hedefe varmak için her cahilâne itiraz ve teşebbüs bertaraf edilecektir. Kanunun bu husustaki salâhiyetlerini bütün şümulile tatbikte en ufak bir tereddüt gös-terecek değiliz. Hiçbir mâni karşısında tevakkuf edemeyiz ve etmiyeceğiz.

Arkadaşlar; dünyanın umumî vaziyetini düşününüz. Dünyanın vaziyeti bize yükselmemiz için haykırıyor. Bu vaziyetten azamî istifade etmeliyiz. Bugünkü nesil on beş, yirmi sene mütemadi bir azim ve faaliyetle yüksek gayeye ömrünü vakfederse bu millet yükselecektir. Bu muazzam fırsat Türk devletinin eline bir daha geçmez. Bütün dünya büyük badirelerden sonra, uzun sürmesi tabiî olan bir hazırlık devresindedir. Kafaları mazinin demir çemberi içinde kilitlenen milletin vay haline!

Arkadaşlar, bu nesle düşen vazifenin genişliğini bir dakike gözünüzden uzak bulundurmıyacaksınız. Hazırlık devresinin hitamı, bizi, her şeyiyle hazır, bütün kuvvetile ayakta bulmalıdır. Muallimler, o zaman ayakta bulunacaksınız.

Bir bahar sabahında evinden kalkmış, havanın güzelliği içinde, koruluklar arasından, bir avuç yeşilliğe vakfı ümit eden adamlar değiliz. Önümüzde otuz senelik mesainin vüs’at ve şümulü ve otuz senelik hedeflerin baş döndüren azameti vardır.

Arkadaşlar; bu hedeflere gayet kat’î, muayyen olarak ve bunların çok berrak, çok müsbet olduğuna inanarak yürüyeceğiz. İyi iş yapmak emniyetle yürümek sayesinde mümkün olabilir. Nereye yürüdüğümüzü çok emin olarak bilelim. Kuvvetimiz buradadır.

Demin arkadaşlar, kongrenizin millî terbiyeyi mevzuubahs edeceğini söylediler. Millî terbiyenin hayattaki tatbikatı hususunda sizler mütehassıs bir hey’et halinde müdavelei efkâr edeceksiniz. Ben bu ihtisas sahasına karışmaksızın millî terbiye hususunda umumî bir iki noktayı işaretle iktifa edeceğim:

Millî terbiye istiyoruz. Bu ne demektir? Bunu, zıddile daha vazıh anlarız. Millî terbiyeni zıddı nedir derlerse söyliyebiliriz: Bu belki dinî terbiye, yahut beynelmilel terbiyedir. Sizin vereceğiniz terbiye dinî değil millî, beynelmilel değil millîdir. Sistem bu. Bizim terbiyemiz kendimizin olacak ve kendimiz için olacak.

Millî terbiyede iki kısım düşünebiliriz: Millî terbiyenin siyasî ve vatanî mahiyeti itibarile.

Bugün bu topraklarda siyasî Türk milleti kahir bir ekseriyettedir. Bütün bu topraklara Türk mahiyetini veren bir Türk var. Fakat bu millet henüz istediğimiz yekpare millet manzarasını göstermiyor.

Eğer bu nesil şuurla, ilmin ve hayatın rehberliğiyle, ciddî olarak, bütün ömrünü vakfederek çalışırsa siyasî Türk milleti; harsî, fikrî ve içtimaî tam ve kâmil bir Türk milleti olabilir.

Bu yekpare milliyet içinde yabancı harsler hep erimelidir. Bu millet kütlesi içinde ayrı ayrı medeniyetler olamaz. Dünya üzerinde her millet mutlaka bir medeniyet temsil eder. Kendilerini Türk milletinin medeniyetinden başka camialara bağlı görenlere işte açıkça teklif ediyoruz: Türk milletile beraber olsunlar. Fakat halita halinde değil, “konfedere” olmuş medeniyetler halinde değil, bir tek medeniyet halinde. Bu vatan, işte tek olan bu millet ve bu milliyetindir. Bunu yalnız söz olsun diye söylemiyoruz. Süs olsun diye bu fikirde değiliz; bu siyaset, vatanın bütün hayatıdır. Yaşayacaksak yekpare bir millet olarak yaşayacağız. İşte millî terbiye dediğimiz sistemin umumî hedefi.

Arkadaşlar; bir millet yalnız (milletim) demekle millet olmaz. Fennî ve medenî sahada Türk milletine bir mevcudiyet verdiğimiz zamandır ki asıl hakikî ve şerefli bir millet olacağız. Bittabi kimyanın riyaziyenin, fennin fransızı, ingilizi yoktur gibi bir itiraza hedef olacak maksatla söz söylemiyorum. Maksadım, Türk milletinin ilmü irfan halinde hatırı sayılır bir mevcudiyet olmasıdır. Her milletin en büyük iftiharı âlimleri, mütefenninleri, mütehassıslarıdır. Türk varlığı o zaman varlığını gösterecektir. Muallim arkadaşlar; bu büyük işi sizler yapacaksınız. Tam manasile medenî bir millet olacağız; yoksa medeniyetin yüksek seviyedeki milletlerinin âdetlerini almakla ne millet, ne medenî olabiliriz. Bize:

 – Siz tayyare aldınız da biz istemedik mi? Diyorlar.

– Efendi, o tayyareyi aldırmıyan da, yaptırmıyan da sensin, senin bu kafandır (çok doğru sesleri).

Arkadaşlar, sizden içtimaî vazife bekliyoruz. İçtimaî hayatımız içine girilmiye, işlenmiye, tasfiye ve islah edilmiye mühtaçtır. İçtimaî hayatımız bir sürü noksanlarla, bir çok eksikliklerle malûldür. Açık söylüyorum. Bir defa, bu hayatın içi temiz değil, pistir. Bunu akılla temizliyeceksiniz. Gübre kokusile yaşanmaz. Çuvallara bürünerek kulübeler içinde yaşamak; bu hayat değildir. Yaşamayı yükseltmek hepimizin ve hepinizin en büyük vazifesidir. Millet hurafeler elinde inliyor. Bunları yıkacaksınız. Zararlı olan bütün bu şeylerin zararlı oluşunda hep müttefikız. Akla düşen borç, zararı bertaraf etmektir. Kendi hayatınızda, aile hayatında, umumî hayatta şahsan göstereceğiniz misaller ve mütemadiyen yapacağınız telkinler istenilen inkılâbı vücude getirecektir. Sizlerin telkinleriniz, cehitleriniz karşısında alay edenler olacaktır. Fakat nevmit değil, müteessir bile olmayınız. Muallimin telkini taşa düşen suya benzer. Su nasıl daima katra katra, düşe düşe taşı oyar ve eritirse sizler de öylesiniz ve öyle olmalısınız. İçtimaî hayatta inkılâp yapmanın müşkülâtı şüphesiz tasavvurun fevkindedir. Meselâ, çocukların sıhhati üzerinde, süt şöyle fasılalarla verilecektir diye yaptığınız en hayatî vesayaya inanmıyorlar, onları tatbik etmiyorlar. Meselâ, sıtmaya karşı kininin, usulü dairesinde istimal edince nasıl kat’î bir deva olduğunu anlatıyorsunuz. Bu gibi işlerin devası parada değil, asıl ilimin, fennin, ihtisasın sözlerini dinliyecek bir kabiliyet sahibi olmaktadır. Kafalara bu kanaati yerleştirmeli. Hakikî milletler salâhiyet sahiplerinin sözlerini dinlerler. Böyle milletler var. Bütün efradı ilmin ve ihtısasın sesine karşı disiplinle hareket ediyor. İşte muallimlerin önünde en büyük hedef; milleti mütemadî telkinlerle bu seviyeye çıkarmak.

Murahhas arkadaşlar, kızların terbiyesi ve tahsili hakkında müşahedelere müstenit malûmat verdiler. İçtimaî eksikliklerimizi düzeltmenin en kısa ve en feyizli yolu kızlarımızı iyi yetiştirmektedir. Kızların iyi terbiye edilmesi sayesindedir ki aileleri temdin imkânını kazanacağız. Sıhhî cehillere galebe etmek, hurafeleri yenmek, iyi yaşamağa engel olacak maniaları devirmek, hayatın en nezih zaruretlerinden olduğuna herkesin ittifak ettiği sanayii nefise zevki vermek gibi bir aileyi medenî bir seviyeye çıkaracak inkılâbın bütün temelini bugünkü kızlarımız teşkil ediyor.

Bu hususta bizden ne sühulet isterseniz ona çalışmak vazifemizdir. Demin konuşurken, size çok ehemmiyet verdiğim bir sual sormuştum. “Memleketin kuytu köşelerinde çalışan muallim hanımlara müşkülât gösterilmekte midir?” demiştim. Ben bu noktada çok hassasım. En yüksek bir vazife deruhde eden muallim hanımlarımızın mesaisi hiçbir engel ile haleldar olmamalıdır.

Memleketin dört bucağında, husranlar ve mahrumiyetler içinde kızlarımızı yetiştirmek için azim ve cehidle o emek veren muallim hanımların faaliyeti içtimaî hürafelerle kat’iyen durdurulamaz. Bu yolda nerede bir haber işitirsem, nerede bir muallim hanımın önüne köhne bir mâni çıkarsa, onu şiddetle ve sür’atle bertaraf ederim (alkışlar).

Arkadaşlarımız söz arasında iktısadî tesirattan bahsettiler. Efendiler, Cümhuriyetimizin, Ankaradaki millî hükûmetin ana siyaseti kendine iktısadî mihver yapmaktır. Bizim başlıca alâmeti farikamız buradadır. Mazinin bütün hükûmetlerinden, idare sistemlerinden, asıl bir noktada ayrılıyoruz. Biz onların hepsinden ziyade, iktısadın devlet ve hükûmete esas olduğuna itikat ediyoruz. Tabiî bu hususta icabeden bütün tedbirleri bulmuş değiliz. Mazinin uzun bir gafleti neticesinde iktısada karşı melekesizliğimizi muterifiz. Fakat değil mi ki Reisicümhurdan en genç muallime kadar bu milletin ancak iktısadî inkişafla kurtulacağı kanaati hâkimdir, madem ki hepimiz artık iktısadın bizim için en büyük gaye ve iktısatsızlığın en büyük dert olduğunu müdrikiz; elbette bu husustaki melekesizliğimizi de yenecek ve bütün müşkülâtı iktiham edeceğiz.

Meslek mektepleri meselesine de temas edildi. Meslek mektepleri hususunda bir noktaya dikkatinizi celbederim; meslek mektepleri üzerinde münakaşalar yapılıyor, demek ki henüz söz devresindeyiz. Gözle görülür netice yoksa münakaşa müddeti bitmemiş demektir. Kongre bu hususta münakaşalar yapar, bizi tenvir edecek esaslar gösterecek olursa minnettar oluruz. Doğrudan doğruya mesleğe ait konuşulan noktaları da kısaca işaret edeyim.

Elbette muallimlerimizin manen ve maddeten refahı en esaslı gayemizdir. Fakat sizler gibi münevver bir heyet elbette, taleple imkânı yekdiğerinden vazihan ayırır. Size düşen hak mümkün olan her şeyi yapmaktır. Devletin halini siz de bizim kadar biliyorsunuz. Kongre bu husustaki taleplerine şüphesiz amelî bir imkân vermek noktasını hiç bir an unutmaz.

Gelelim maarif hayatımızın en büyük derdine; mektep binaları yok, çocukları okutacak muallimler yok.

Muallim meselesi, ne yapılırsa yapılsın, zaman meselesidir. Mektep binaları ise para meselesidir. Emin olunuz arkadaşlar, resmî bütçeden vâsi mikyasta mektep binaları yapabilmek imkânını çok aradık. Takdir edersiniz ki dertler çoktur ve dertler birbirine merbuttur. Bu bina işini az zamanda tahakkuk ettirmek imkânını bulamadık. Bugünkü bütçemizin halini gözünüzün önüne getiriniz. Üçte birimiz derecesinde olan Yunanistanın bütçesi iki yüz elli milyonluk, bizim bütçe yüz elli milyonluktur. Hem de bu bütçeden, şark şimendiferini yapmak gibi en ağır bir vazifeyi üzerimize aldık. Bu şimendifer mutlaka yapılacak ve muvaffakıyetle hitama erdirilecektir. Arkadaşlarımız bütçeye ağır bir yük olmadan mektep binalarının yapılabilmesi hakkında amelî kıymeti haiz esaslar gösterirlerse bunu şükranla karşılarız.

Çok teşekkür ederim ki arkadaşlarımız, şark vilâyetlerine rağbet gösterilmemesi meselesine de temas buyurdular. Bunu söylemenizden çok memnunum.

Efendiler, vatanın bir tarafı Kurunu Vüstaî bir hayat geçirir, diğer tarafı gûya mütemeddin bir hayat yaşar, ve bir vatan böyle iki zıd manzara gösterirse bunun manası şu demek değil midir; (Mademki terakki eden kısım, noksan kalan kısmı kendine benzeterek eksikliği ortadan kaldıramıyor, öyle ise noksan kalan kısmın terakkiyi yenmesini kabul ediyorsunuz) manası anlaşılmaz mı? Müterakki kısma düşen vazife elbette bir hamle ile oraları da kendi seviyesine yetiştirmeğe çalışmaktır. Genç muallimlerimizden bu hamleyi bekliyoruz.

Kongreniz bu sene ikmal edemiyeceği eksiklikleri gelecek sene telâfi eder. Yalnız bir noktayı göz önüne almanızı rica ederim. Gelecek kongrenizde yalnız ileride yapılacak işleri değil, geçen senenin mesaî hasılasını dahi maddeten ifade etmelisiniz. Bu husustaki malûmatınıza ehemmiyetle intizar edeceğiz.

Sizi fazla yorduğum için arzı itizar ederim arkadaşlarım (şiddetli ve sürekli alkışlar).

Başvekilin bu nutuklarına cevaben umumî heyeti idare reisi İzmir Mebusu Necati, Muallim Birliklerinin bir senelik mesaisi hakkında malûmat verdi. Birliklerin açtıkları halk mekteplerinden, muallimlerin inkılâp esaslarını telkinde gösterdikleri mütemadi faaliyetlerden, neşriyat hususundaki hidemattan, birliklerin hayat yolunda mütevazı, fakat emin adımlarla tekâmüle doğru gittiklerinden bahsettikten sonra dedi ki:

Paşa Hazretleri, kıymettar nutuklarınız, pek istifadeli irşatlarınızı hepimiz bütün ruhumuzla dinledik. Canlı milletlerin inkılâp zamanlarında mesut bir nasipleri vardır: Böyle milletler inkılâp anlarında millî mürşitlere malik bulunurlar. Türk Cümhuriyeti muallimleri millî mürşitlerimizin gösterdikleri ulvî hedeflere doğru, onların telkinlerini ruhlarının en kıymetli imanı yaparak, canla, başla, azim ve sebatla yürüyeceklerdir. İnkılâp ve meslek karşısında vazifelerimizi bütün ehemmiyetile idrak ettiğimize itimat buyurmanızı rica ederiz Paşa Hazretleri (alkışlar).

Başvekil buna karşı:

– Arkadaşlar, inşallah yirmi sene sonra tarihler, Türk milletinin en az bir zaman içinde en yüksek bir terakki devresine nasıl çıktığını kaydedecek ve esbabını anlatırken en başta Türk Cümhuriyetinin bugünkü muallimlerini işaret ve ilân edecektir. Muallim arkadaşlarımızın bu şerefine dokunmağa kimsenin hakkı yoktur. En büyük mükâfat olarak tarihin bu tevkirini bulacaksınız. Bu büyük şerefe müstahaksınız (şiddetli ve sürekli alkışlar).

 

BMM’de Devletin Genel Siyaseti Konulu Konuşmadan

C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 88-89 ... 07.11.1925

Millî harsa ait teşebbüsattan olmak üzre bu sene bir lisan akademisi, hars noktainazarından Türk lisanı üzerinde vezaifi esasiyeyi ifa etmek üzre en yüksek mütehassıslardan mürekkep bir akademi vücuda getireceğiz.

 

Ankara Hukuk Mektebi Diploma Töreninde Yapılan Konuşmadan

İ.P.S.İ.N.; sf. 125-126 ve C.B.M.E B.M.E.İ.S.D.; sf. 96-97 ... 05.11.1926

Bu güzel vesile ile konuşmak için Reis Paşa Hazretleriden ve muhterem profesörlerden ve arkadaşlarımdan müsaade isterim.

Arkadaşlarım! Bu mektep şüphe yoktur ki inkilâbın yeni müessesatındandır. İnkilâbın her yeni müessesesinde evvelemirde aranacak şey müessesenin canlılık ve heyecan ile tebarüz etmesidir. Her başlangıcın bizzarure müteradif olduğu maddî müşkülât ancak bu ruhun kuvvetile iktiham olunabilir. Bu müessesenin de böyle yüksek bir mefkûreye istinat eden asil bir ruhu bulunduğu içindir ki müessese teessüs ederken Cemil Beyefendi müşkülâtı iktiham etmeğe muvaffak oldular. Aynı yüksek ruh memleketin güzide profesörlerini hahiş ve ta[e]halükle bu kürsülere sevketti. Talebe efendilerin hayatını, hevesle çalışmak için olan hayatını alâka ile takip ettim. Yeni neslin ve yeni devirlerin adamı olmak emelile işe başlayan bu günkü talebede aradığımız ümit, sebat ve gayreti gördüğümüzü  ve bundan nikbinliğe düştüğümüzü alenen ifade edebilirim. Bizim yeni prensiplerimizde, bilhassa talebeyi alâkadar ettiği için söyliyorum, bizim prensiplerimizde çok zeki, çok akıllı olmak birinci derecede hassa değildir. Birinci derecede aradığımız nokto [nokta] ölünceye kadar yorulmaksızın çalışmağa kudret ve heves olmasıdır. Yanlış teessüs etmiş bir itiyada temas ettiği için tebarüz etttiriyoruz: Zeki değil çok çalışkan adam istiyoruz. Geçirdiğiniz mesai hayatında bu gün size belki ağırlık veren hayattan kurulacağız hayalini zihninizden çıkarmalısınız! Mektepten çıktıktan, saçınız ağırdıktan, hatta Başvekil olduktan sonra bile mektepte talebe imiş gibi çalışmalı, uğraşmalısınız. Muhterem profesörlerden bir noktayı rica edeceğim: Tahsil hayatında bu gençlerden isteyecekleri mesaiye hudut tasavvur etmesinler, insafsız olsunlar. Son derece istemeği, Türk gençliğinin kabiliyetine hudut olmadığını esas ittihaz ederek netice almağa çalışsınlar. Çünkü bu nesil istikbalin mes’uliyetini üzerine alacaktır. Bu nesil çok esaslı hazırlanmağa muhtaçtır. Çalıştırmalısınız, çok istemelisiniz, çok insafsız ve kıyıcı olmalısınız. Çünkü bunlar daima mücadele etmeğe mecburdur, bunları hayatın çok amansız mücadelesine hazırlanmağı iltizam etmeliyiz. Mücadelenin kuvveti ilimden ve çalışkanlıktan ibarettir. Talebe arkadaşlar, sizin mesainizin âzami hasılasını almak bizim vazifemizdir. Bir gün büyük icraat ve ağır mes’uliyetler altında huzuru kalp ve gururu millî ile kendinize derhatır ettiğiniz vakıt bu talebin esbabı mucibesini daha iyi hissedersiniz.

Huzurlarile bizi şerefyap eden Meclis Reisi Paşa Hazretlerine ve heyeti muhtaremeye bilhaassa teşekküratımı arz-ederim. (Sürekli alkışlar)

 

Malatya Söylevinden

İ.P.S.İ.N.; sf. 211-213 ve C.B.M.EB.M.E.İ.S.D.; sf. 97-98 ... 13.09.1928

Bugünkü Türk cemiyetinin vazifeleri:

Hasbihal ile de bir daha anlıyoruz ki, millî cemiyet hayatı basit olmaktan çıkmıştır. Bugünün milletleri gerek beynelmilel münasebetlerinde, gerek iktisadî ve içtimaî hayatlarında müsabaka ve mücadele edebilmek için yüksek kabiliyetlerle mücehhez olmak mecburiyetindedirler. Asır ve istikbal Türk cemiyetinden yaşamakta, çalışmakta, bilmekte ve yapmakta çok evsaf, çok kudret istiyor. İsterseniz bu çok evsaf, çok kudret ile söylemeğe çalıştığım mefhumu milliyetle ifade edelim. Asrın ve istikbalin Türk milletinden talebine kulaklarımızı tıkamak elimizden gelmiyor. Bunu da tabii görmelidir. Çünkü biz geçmiş devirlerin tam ve kâmil inkıraz ile nihayet bulduğuna şahit olan bir nesiliz. İlmin ve medeniyetin talep ettiği evsafta kuvvetli bir cemiyet vücuda getirmek için bizim ne kadar radikal ıslahat tarafdarı olduğumuzun hikmetini söylemiş oluyorum. Fakat efendiler: apaçık bilmeliyiz ki bir insan cemiyetinde hayatın alâmeti, insanca yaşayışta ilk alâmet konuşmak olduğu gibi evvela okuyup yazmaktır. Rica ederim; bilhassa tebarüz ettirmek isterim ki, okuyup yazmayı maarifin, medeniyetin bir alâmeti addetmiyorum. Maarifi ve medeniyeti almağa müstait bir insan cemiyetinin ilk hayat nişanesi olarak okuyup yazmayı gösteriyorum.

Okuyup yazması olmayan cemiyetlerin cehaleti hangi mebdededir: Şurada tasrih edemem. Fakat neresinde olsa bu cehalet bir milletin hayat ve inkişafının bu asırda başlıca mânii ve bağıdır. Millet bu gün bu derde Büyük Gazinin elile temas etmiş oluyor. Büyük Türk Milleti büyük ve muzaffer evlâdı Gazinin delâletile okuyup yazmak bilmeyen milletler sırasından çıkmak için Lâtin esasından alınmış yeni Türk harflerini kabul etmek kararını veriyor. İstikbalde bu günkü nesle gurur verecek muhterem bir teşebbüse girmiş bulunuyoruz. Teşebbüs, Türk Milleti içinde bila istisna herkese okuyup yazmayı öğretmek teşebbüsüdür. (Alkışlar) Bu kadar hayırlı ve kudretli bir tedbirin niçin bu güne kadar geri bırakıldığını istikbal münekkitlerine anlatmak kolay olmayacaktır. Fakat ben onlara deyeceğim ki, insanlar göreneğe o kadar bağlıdırlar ki, görenekten ayrılıp hayırlı ve kat’i bir karara varabilmek için Türk Devletinin Büyük Gazi gibi türlü tecrübeler ve badireler içinde milletin hayatiyet ve kudretinin özü gibi yetişmiş ve Devlet Reisi olduğu halde köy köy dolaşıp alfabe hocalığı edecek kadar çalışkan, azimkâr ve fedakâr bir reisi gelmek lâzımdı.

İstanbulda, Ankarada ve her yerde milletin okuyup yazma bilmemek seviyesinden kurtulmak için gösterdiği tehalükü görmüyor muyuz: İhtiyar kadınlarımız ve analarımız kendilerine şimdiye kadar zından kesilen kâğıt çizgilerinin söz söyliyen nurlu işaretler haline geldiğini görünce sevinçlerinden şaşırıyorlar, altmış senelik ömürlerinde esrarlı bir tılsım gibi gözlerini korkutan okuyup yazmanın yeni harflerle iki hafta içinde yüzlerine gülen sevimli bir peri olduğunu anlamak hakikaten sevindirecek bir hadisedir. Cehalete karşı mücadele ve Türk Milletini okuyup yazma bilmemek seviyesinden çıkarıp yükseltmek kararı bu gün artık emri vaki olan bir programdır. Bu program hükûmetin porgramının başında, Cümhuriyet Halk Fırkasının başında, bu memleketin münevverlerinin ve vatanperverlerinin ideallerinin başındadır. Kuvvetli bir cemiyet her şeyden evvel efradının kâmilen okuyup yazma bilmiş olması ile ilk canlı alâmeti gösterebilir. Türk milletinin kendi diline ve konuşmasına asla uymayan eski harflerle seneler ve seneler süren emeklerle okumağı yazmağı öğrenmeğe hevesi bize anlatmıyor mu, ki kendi öz dilinin kolay ve basit harflerile çalıştığı zaman birkaç sene içinde bir tek evlâdı okuyup yazma bilmez kalmayacaktır.

Bu gün memleket baştan başa bir dershane halindedir. Bu dersanenin Başmuallimi bu milletin başlıca hazinesi olan büyük evlâdı GAZİDİR (Alkışlar). Türk milleti bu dersaneden muvaffak çıkıncaya kadar çalışacak ve az zamanda tam muvaffakiyetle çıkacaktır. (Mutlaka sesleri) İstikbale bakarken hiç bu anda olduğu kadar itimatlı ve ferah bulunmadım. Gelecek nesiller babalarını bütün azim ve muvaffakiyetlerinin sırrını onların sadık ve samimî cümhuriyetçi olmalarında ve bahusus Cümhuriyetin müessisi bulunan Cümhuriyetin bu memleketin her evlâdında aziz bir mefkûre olarak yerleşmesi için bütün hayatını vakfetmiş olan Büyük Reisicümhuru itimatla ve muhabbetle takip etmesinde arasınlar (sürekli ve şiddetli alkışlar).


BMM’de Türk Harfleri Kanununun  Görüşülmesi Sırasında Yapılan Konuşma

İ.P.S.İ.N.; sf. 214-216 ve İ.İ.TBMM.K.; Cilt. I, sf. 289-290 ve C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 98-100 ... 01.11.1928

Türk harfleri kanun lâyihası mevzuu üzerinde söyleyeceklerim açık ve kısadır. Büyük Reisicümhur Hazretlerinin işaret buyurdukları gibi, Türk harflerile Büyük Türk Milleti yeni bir nur âlemine girecektir. Biz buna samimiyetle ve vicdanî itimatla inanıyoruz. (Alkışlar)

Teşebbüs, esasen milleti cehaletten kurtarmak teşebbüsüdür. Tecrübelerinizle memleketin her tarafından yakından gördünüz ki Türk alfabesile bu milletin okuma, yazma mücadelesine girmesi her tarafta büyük bir açılma, büyük bir kolaylık vermiştir.

Bu günkü neslin ve büyük müteceddit mebusların aldığı tedbirleri ve gördüğü işleri istikbalde yazmak için hazırlanan münevverlerin bir noktaya bilhassa nazarı dikkatlerini celbetmek isterim: Hiçbir kanun lâyihası müzakere olunduğu anda, cidden tatbik olunacağına ve böyle büyük neticeler vereceğine bu kadar yakın bir emniyet vermemiştir. Yani hiçbir kanunun müzakeresi anında, memlekette candan kabul olunacağına, cidden tatbik edileceğine, vâsi ve feyizli neticeler vereceğine bu anda daha ziyade kani olmak mümkün değildir. Sebebi vazıhtır. Çünkü böyle bir milletin hayatına, fikrî ve manevî yaşayışına tesir edecek olan esaslı ıslah, bütün millet içinde, her köşede esaslı olarak işlenmedikçe, teşebbüs edilmek çok cesaret ister. Teşebbüslerinizle memleketin her tarafında ne kadar esaslı bir ihtiyaca temas ettiğinizi açık olarak gördünüz.

Arkadaşlarım; Bu harfler için millette gördüğünüz tehalük ve hüsnü kabul başlıca şu noktayı izah eder ki, o da milletin bir an evvel okuyup yazmak, cehaletten sıyırılmak için taşıdığı arzu derin, geniş ve samimidir. Demek millet, hepimiz böyle bir anahtara çoktanberi muntazırdık. İkincisi kolaydır. Kolaylık hiç ummadığımız muhitlerde, nasıl telâkki edileceğini tahmin edemiyeceğimiz yerlerde, uğraşmak istemeyen vatandaşlarımızda, ilk iki, üç harfın ve bir iki saatlık uğraşmanın verdiği teşvik ile öğrenmek ümit ve kanaatını birden vermesindedir.

Arkadaşlarım; Bu kolaylıktan hakkile istifade etmek ve bu neticeleri birkaç sene içinde güzel görülür bir hale getirmek için hükûmet ciddî mesai sarfedecektir. Hükûmet, bütün memlekette millet mektepleri halinde, işinde tarlasında fabrikasında çalışan vatandaşların ayaklarının ucuna getirilen, kolaylıkla öğretecek muallimlerle, kolay tedarik olunacak vesaitle bu yeni alfabeden tamamile istifade etmeleri için, bütün mesaisini sarfedecektir. (alkışlar) Bu mücadeleyi muvaffakiyetle neticelendirmek için, vazife munhasıran, hakikaten kendilerile iftihar ettiğimiz muallimlerin değildir. Memurlarımız ve bu memleketin bütün münevver evlâtları, bu sene, gelecek sene ve birkaç sene zarfında bu alfabe ile vatandaşların tamamen okuyup yazması için ellerinden geleni ifa edeceklerdir. Kanun lâyihası esas itibarile, umumî hayatı yeni alfabe ile yazı devrine suhuletle nakletmek için işe göre muhtelif devirleri göstermektedir. Biz bu devirleri ihtiyaca tamamen tetabuk edecek kadar dikkatli intihap etmeğe çalıştık. Yakın bir zamanda umumî hayat ve muamelât yeni yazı ile cereyan etmeğe başlayacaktır. Tâbii bu gün elimizde kullanmakta bulunduğumuz bir çok matbu vesikalar vardır ki, vesikaların değiştirilmesine kadar, faaliyet şubesinin cinsine göre muhtelif müddetler konulmuştur. Buna da zaruret vardır.

Bu kanun lâyihası ile Türk milletinin fikrî hayatına yeni bir devir açıyoruz.

Bir sözü tekrar ederek maruzatıma nihayet vermek isterim. O da tedbirin hayırlı ve faydalı olduğuna cidden ve samimen inanışımızdır. Büyük işlerde samimî inanmak, o işin muvaffakiyetle neticelenmesi için muhtaç olunan başlıca kuvvettir. Bu kuvvet o kadar mühimdir ki, bunun karşısında yenilmiyecek zorluk ve aşılmıyacak tümsek yoktur. (sürekli ve şiddetli alkışlar)

 

BMM’de Türk Harfleri ve İlk Öğretim Hakkındaki Konuşmadan

İ.İ.M.A.D.; sf. 9 ve İ.P.S.İ.N.; sf. 217-218 ve İ.İ.TBMM.K.; Cilt: I, sf. 291 ve C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 100 ... 08.11.1928

Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilâtı yapacağız. Bu teşkilât şehir ve köy, bütün yurdu kaplıyacak, vatandaşların işlerinin, maişetlerinin en müsait devirlerinde ve yanlarında ya iki aylık ya dört aylık kurslar açılacak, şehirde ve köyde mekteplere, muayyen içtima mahallerine gelmeğe vakitleri müsait olmıyan vatandaşlar için seyyar muallim teşkilâtı yapılacak; Devletin en büyüğünden en küçüğüne kadar bütün memurları millet mektepleri teşkilâtında ihtiyaca göre çalışacaklar. Reisicümhur Hazretleri Millet mektepleri teşkilâtının Umumî Reisliğini ve Başmuallimliğini kabul buyurmuşlardır (şiddetli alkışlar). Bu teşkilât ile bir senede, vatandaşın maişet hayatındaki düzeni hiç sarsmaksızın geçkin yaşlarda birkaç yüz bin nüfusu okutabileceğimizi hesap ediyoruz.

İlk tahsili fiilen umumî bir hale getirmek meselesini enine boyuna ve çok özen ile tetkik ettik. Bugünkü usul ile ilk tahsil varabileceği hedeflere varmış gibidir. İdarei hususiyelerin yerli varidat ile yerli ilk mekteplerle uğraşması tarzında şimdiye kadar takip edilen usulün bugünkü vaziyeti şudur: Varidatı müsait olan yerler ilk ihtiyaç haricinde geniş sarfiyata temayül edecek hale gelmişler, varidatı müsait olmıyan yerler tavakkuf ihtimali karşısında kalmışlardır.

Halbuki bu memleketin ilk tahsile umumî ve hususî idarelerden tahsis ettiği varidat ki 20 milyonu geçecek kadardır. Bir elden, yani Büyük Millet Meclisinin Maarif Vekâletinden sarfolunarak bütün memlekette bir plâna göre mütevazı, fakat sıhhî, temiz, ihtiyaca kâfi binalarla ilk tahsili bütün vatanda fiilen umumî kılmak mümkün olacaktır. Tetkikatımız seneler sürdü. Vâsıl olduğumuz kanaat budur.

 

Millet Mektepleri Muallimlerine Maarif Vekili* Sıfatıyla Gönderilen Tamim

HMG, 01.02.1929

Aziz Arkadaş,

Büyük halâskâr Gazi Reisicümhur hazretlerinin Baş muallimliği altında millet mekteplerinde mukaddes ve tarihî vazifene başladığın gün cehalete karşı feveran eden milletinin en samimi hisleriyle karşılaşmış oldun.

Şimdi onu daha pek yakından görüyor ve ruhu üzerinde, doğrudan doğruya, müessir olacak bir mevkide bulunuyorsun.

Ben de senin bu mutena vaziyetinden istifade ederek ufak bir hasbıhal yapmak lüzumunu hissettim.

1 – Sana millet mekteplerinde istifade edilmek üzre “Türk harflerinin usulü tedrisi” risalesi göndermiştim. Bu küçük risaleyi dikkatle okur ve itinayla tatbik edersin.

2 – Şuna çok dikkat etmelisin ki millet mekteplerine devam eden taleben diğer sınıf talebesiyle kabili mukayese değildir. Hayatta yaşamış, tecrübe görmüş, dimağı ona göre teşekkül etmiş kâmil insanlardır. Binaenaleyh bunlara karşı muameleni rıfk ve mülâyemetle yapmalı ve derslerini onların alâkalarını her an tezyit edecek cazibeli bir şekilde vermelisin.

3 – Vazifenin yalnız harf öğretmek ve okutmaktan ibaret olduğunu zannetmekle hata işlemiş olursun. Mazinin bin bir ihmali yüzünden bakımsız ve örneksiz kalmış olan bu vatandaşlarına ayni zamanda muaşeret kaideleriyle yaşamayı, pejmürde elbise içinde bile temiz olmanın mümkün bulunduğunu anlatacaksın. Derslerinin hararetini ve kalabalığını muhafaza için elinden gelecek mesaiyi ihmal etmezsin. O şekilde ki bir talebenin eksilmesi senin için bir nefis izzeti mes’elesi olmalıdır.

4 – Giriştiğimiz bu cehalet mücadelesinde, bittabi, dâvamızın en sarsılmaz delili, okuma yazma bilmenin faideleri, muhassenatıdır. Sen de bu bahis üzerinde sık sık durur ve onlara okuma yazma, öğrenmiş kimselerin hayatta mazhar oldukları muvaffakiyetlerden ve ettikleri kârlardan bahsedersin.

Şerefli mesaide muvaffakiyetler temenni ederim aziz arkadaşım.

Maarif Vekili

İsmet

 

Maarif Vekili Mustafa Necati’nin Ölümü Dolayısıyla Mezarının Başında Yapılan Konuşmadan

C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 100-101 ... 01.01.1929

Cümhuriyet evlâtlarının vazifeleri, bu vatanın, cihan va-tanı içinde, passız bir çelik, medeniyetin umranı ve nimetleriyle bezenmiş bir bahçe, ilmin fennin, kültürün yüksek mazhariyetlerine ermiş vatandaşlar yuvası olması için çalışmak, uğraşmak, mücadele etmektir. Bu yolda hiç bir müşkül tanımıyoruz. Bu uğurda hiçbir emeği, hiçbir hayatı, hatta baharına doymadan sönse, gene çok görmiyoruz. Bilhassa milleti cehaletten kurtarmak, Türk harfleriyle yeni bir nur ve kültür hayatına girmek azim ve kararında samimiyetimiz, ısrarımız ve sarplığımız sarsılmaz bir haldedir.

İnkılâpçıların ölürken kalanlardan ve yeni yetenlerden bir tek dileği vardır: Cansız bileklerinde sallanan vazife bayrağının kavranıp daha yüksekte dalgalandırılmasıdır.

Necati, aziz Necati dileğin yerine getirilecektir.

 

Maarif Vekaletine Atanması Dolayısıyla Yayınladığı Tamim

HMG, 08.01.1929

Maarif Vekâletini deruhte ettim ve Vekâlet işlerini görmeğe başladım. Bu zamanda Maarif işleri millet mes’elelerinin en önündedir. Bu kadar ehemmiyet kazanan işlerde muvaffakiyet için maarif âilesi mensuplarının vazifeseververliğine, çalışkanlığına, yardımına güvenirim.

 

Türk Söz Kitabını Hazırlamak için Toplanan Heyete Yapılan Konuşma*

İ.P.S.İ.N: sf.231-233 ... 18.02.1929

Ünlü Efendiler;

Türkçemizin söz kitabı bizim çok yüzlükten beri sezdiğimiz bir eksiktir. En nihayet bu eksik de tamamlanmak için Cümhuriyet yaşayışına kavuşmayı beklemiştir.

Acı ile anmalıyız ki, şimdiye kadar dilimiz, sınırları açık bir yurt [olarak] kalmıştır. Bu yurdun içine girmek suçsuz bir dalış idi. Daha fena ve acıklı olan vatan çocuklarının bu dalmayı kendilerinin arayıp özlemesidir. Bir dilin sınırı sözkitabı ile çevrilip çerçi[e]velenir. Yüce toplanmanız dilimizin sınırını çizmek, onu zorlanmaktan korumak için kurulmuştur.

Toplanmamızın söyleşmesine başlamadan evvel size, öz olarak, istelerimizin ana çizgilerini saymak isterim.

Türkçenin söz kitabı medenî bir milletin umumî yaşayışındaki bütün sözleri derlemekle kalmayacaktır. Asıl değimli olan nokta, ekim yaşayışının bütün istelerini düzletip doyurmasıdır. Bunun içindir ki dil derneğimizin tutumu, pek doğru ve vuruşlu olarak, büyük bir erişkin dilin büyük bir söz kitabındaki bütün sözleri, diyelim ki, bütün anlatışları Türkçeye geçirmek tutamını bulmağa yönelmiştir.

Bununla biz iki işlemeyi birden sağlamış oluyoruz. Birincileyin daha ilk kurumda dilimizi engin bir düze genişletmiş, ikincileyin medenî bütün anlatışlara tam denk gelecek sözleri dilimizde durgulamış olacağız. Daima aynı anlatışa karşılık olacak sözler, ilk önden bize alışılmamış bir işleti verse de, pek az zaman sonra, tadımıza uygun, hele durgulu olması ile, yerinden oynamaz birer yüz alacaklardır.

Sözkitabı birleştirmesinde dil derneği, ıstılah dediğimiz ayırım sözlerini çeşit gideklerin işedinenleri yardımı ile varlamağı hem saygılı, hem yakışık alır bir gidiş saydı. Düşünüşün vuruşlu olduğuna sarsı gösterilemez. Her yüce bilginin işedinenleri kendi gideklerinin dileklerini dışardakilerden daha eyi sezebilirler, hele onların, bilgi benliklerinin ince duyguları, hem anlatışa hem söyleyişe, tatlı gelen, uyguyu daha eyi seçebilirler.

Biz işedinenlerimizin öğretme yorgularını, kendi öz yaşayışlarının ve devlet düzenindeki duraklarının gereklerini tartabiliriz. Fakat dernekte çalışan her arkadaş aynı bulunumdadır. Dilimizin varlığını korumak sevgisi: işte yalnız bu işletidir ki, sinirlerimize güç, çalışmamıza zevk verecektir.

Efendiler;

Bundan sonra sizin bakışınızı pek değimli olan öbür noktaya çelmek isterim. Sözkitabının varlanması nihayet bir yılda bitirilmek gerektir. Bu gerek üzerinde ne kadar kalınsam azdır. Türk dilinin sözlerine şimdiye kadar alışılandan başka biçimde yüz verirken, eğer anlatışları bir an evvel doğrulamazsak dilimiz çok tehlikelere açık bırakılmış olacaktır. Yazılışı Türk harflerine uymayan bir çok sözleri bırakmak eziminde kalan isteli, kendi ekimine ve tadına göre, söz bulmağa ve yaratmağa hak kazanmış oluyor. Bu bulunumun sürekliliği az zamanda dilimizi, eskisinden başka yönlerden, ayrıca dalış ve kaplayışa açık bırakılmış olacaktır. Eski şark sözlerinin kaplayışından kurtulmadan yeni garp sözlerinin düşüncesiz ve ölçüsüz dalışına uğrayacağız. Bununla Türk dili Türk ekimlerinin çevresinde, yabancı ağlar içinde boğulmuş, ötürüsü ile kısır kalmış, tohum beneklerine dönecektir. Bu yayışlarımla sakınılacak köşelere işaret koyduktan başka, kitabımıza çabuk varlık verilmesindeki değimi kabarıntı ile göstermiş oluyorum.

Şimdi yüksek toplanmanın söyleşmesini açacağım. Bir yıl içinde sözkitabımızı her halde varlayacak ölçüleri ve tutumları bulmak başlıca isteğimiz olacaktır.

 

Çocuk Sevgisi” (Makale*)

İ.İ.M.A.D.; sf. 12 ... 10.03.1929

İçinde bulunduğumuz çağda çocuk sevgisi tabiîden büsbütün başka bir mahiyeti haizdir. Bugünkü insan cemiyetinde çocuk sevgisi, anlayışın ve medeniyetin bir kuvvetli ihtiyacı haline gelmiştir.

Ailede çocuk, hayatları biribirine ilgiliyen en sağlam dikiştir. Aile hayatının güçlüklerini kolaylaştıran, geçim sıkıntılarını katlanarak geçiştiren, gürültüler ve fırtınalar ortasında kuş sesinin zevki ile sinirleri yatıştıran çocuktur. Çocuk çiçeklerin en güzeli, en ziyade ruh okşıyanıdır. İnsan ağacının çiçeği, aile hududunu aşan, cemiyetin bir varıdır. Bence insan oğlunu ot olsun, hayvan olsun, herhangi bir canlıdan ayırt eden ondaki gelecek kaygusudur. İnsanların övündükleri bütün güzel, büyük ve ölmez eserler, hep yarına, uzak geleceklere inanan, binlerce yıl ötelere yüreklerinde saygı sızlıyan adamların verimidir. Bir cemiyette geleceğe inanın başlıca işareti ise çocuk sevgisidir. Bir içtimaî heyette herhangi bir çocuk, hemşerilerden sevgi, bakım, koruma ve neşesine yardım görürse, o heyette hayatın tadı o kadar artar, o heyette emniyet, biribirine dayanma duygusu o kadar köklenir. Vatan yurdunda çocuk alâkasının derecesini çocuklar neşeleri, şen olmaları ile kendileri gösterirler. Yaşlının olduğundan başka türlü görünmek marifetine insan çiçeği kendini asla düşürmemiştir. Onun için çocukları şen, gürbüz ve pervasız olan yerlerde cemiyetin onlarla temelli alâkası şüphe götürmez bir gerçektir. Ne mutlu anlayışı ve duygusu böyle olan cemiyetlere!

Sanıyorum ki, çocuk haftasının, hepimiz için ne kadar değerli bayram olduğunu söylemiş oluyorum. Bu haftada en zevkli işimiz çocuklarımızın hoşuna gitmek için elimizden geleni yapmaktır. Çocuk haftasında vatanın havası çocuğun kuş sesile çınlamalı!

 

Ankara Hukuk Mektebi Diploma Töreninde Yapılan Konuşma

İ.İ.M.D.; sf. 13-17 ve İ.P.S.İ.N. ;sf. 245-251 ve C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 101-104 ... 08.07.1929

Değimli Hanımlar, Değimli Efendiler;

Hukukta yüksek tahsillerini bitiren efendilerin bugün diplomalarını kendilerine vermekle bahtiyarım. Hukuk tahsilini bitiren efendilerin hissettikleri bahtiyarlığı, hepimiz, bu hayatı geçirdiğimiz için anlıyacak vaziyetteyiz.

Efendilerim; kendilerine bahtiyarlık hissettirecek sebepler içinde bence en mühimmi çok seneler süren tahsil hayatında hiç kimseye minneti olmadan, yalnız kendi gayretinin, kendi çalışmasının, kendi öğrenmesinin semeresi ve neticesi olarak bir şahadetnameyi ve hücceti ele almış olmalarıdır (alkışlar). Haklı alınan bir imtihan neticesi, hayatta birçok muvaffakıyetler için pürüzsüz, temiz, insanı hiçbir küçük hisse düşürmiyen başlı başına bir abidedir. Bu noktada israr edişimin sebebi vardır; çünkü bunun tahsil hayatında aksi telâkkisine de o kadar husumetim vardır. Yani tahsil hayatında liyakatsiz ve istihkaksız alınan her numarayı ve geçirilen her kademeyi alanlar için leke, verenler için bir fenalık telâkki ederim. Bir vesile ile daha bu mektepte demiştim ki muhterem hocalarınız size öğretirken ve tedrisleri neticesi sizden isterken sert, çetin olsunlar? Bu gün öyle oldukları için diploma alan efendilerin hayata girişlerinde kendileri, aileleri ve mensup oldukları cemiyet ve memleketimiz için bir istinat ve selâmet noktası görüyoruz. Bir cemiyette her türlü suistimal vaki olabilir. Ve her biri ayrı ayrı zararlıdır, çekinilmeğe değer. Fakat suiistimallerin en fenası, hayata yeni atılan talebeye haksız olarak vaziyet ve not vermektir.

En çok nefret ettiğim suiistimal, talebeleri haksız sınıf geçirmek için haksız olarak yanlış numara vermektir (alkışlar). Bu söylediklerimi bu vatanda okuyanlar ve okutanlar dikkatle işiteceklerdir. Sebep ne olursa olsun haksız ve fena numara veren adama, bir cemiyette en büyük fenalığı yapmağa el atmış bir adam gözü ile bakmak lâzımdır. Fena talebe yetiştirmek o talebeye istihkaksız olarak numara vermektir. Hayata yeni başlıyan bir genç, müşkülâta uğradıkça kendi kabiliyetinin ve istidadının tahammül ettiği yolu behemehal bulur. Bunu ona gösterecek olan, ona numarayı verenlerin istikamet ve dürüstlüğüdür. Eğer bazan fena not veren hocalar bulunursa bunlar tıpkı hasta bir çocuğa, çocuğun arzu etmediği ilâcı veren doktor vaziyetindedir (sürekli alkışlar). Fena yetişmiş adam ailesi için zararlıdır. Çünkü onun tuttuğu yanlış istikamet çekilmez, dayanılmaz bir yük olacaktır. Efendiler, elinde yanlış bir şahadetname ile cemiyete çıkan adamın, memlekete zararı sizin tasavvur edebileceğinizden çok fazladır.

Bir cemiyette en muzır adam ehliyetsiz olduğu halde salâhiyet sahibi olandır (alkışlar). Ehliyetsiz ve salâhiyet sahibi adam tahsil zamanında islah olunmazsa, hayatın cereyanı esnasında güç islah olunur. Bu adam bütün hayatında ilmin, liyakatin ve çalışkanlığın düşmanı olacaktır. Söyliyerek ve söylemiyerek... Onun için efendiler, diploma alırken, geçirdiğiniz uzun tahsil hayatında hakkınız olarak aldığınız numaraları bugün büyük bir muzafferiyetin verdiği mefharet gibi, elinizde bir hüccet olarak tutabilirsiniz. Onlarla iftihar edebilirsiniz, sizin iftiharınız bizim iftiharımızdır (alkışlar).

Bundan sonra hayata gireceksiniz. Hayatta muvaffakıyet için hatırıma gelen bir iki sırrı size söylemek isterim; bunlar belki her gün gördüğünüz ve işittiğiniz şeylerdir. Bir defa da ben söylemiş olayım. Bir defa size vazifeseverlik tavsiye ederim. Vazifeseverlik, ilk andan itibaren kanaat ve tahammül yükler. Vazifeseverlik, ilk anda teveccüh eden vazifeyi, sevmek demektir. Sevmek, buradan başlar. Geniş bir vatanda cemiyetin bin bir ihtiyaçları içinde her birinize düşecek vazifeler, esasında, ruhundan sarfınazar, manzarası ve hattâ hayata olan tesiri itibarile asla bir olmıyacaktır. Size teveccüh edecek herhangi bir vazifenin kutsiyeti vardır. Vazife asla hor görülmez ve asla hor görmeyiniz. Bunda ısrar edişimin sebebi vardır. Çünkü insan mektepten çıkarken artık öğrenilecek bir şey kalmamış ve her hususta hayatta herkesle müsavi olmuş hissini kendi nefsinde duyacaktır ve biz de duymuşuzdur. Sizin de duymanızı gayet tabiî görürüm. Sonra türlü hayal yapılabilir. Nefiste duyulan bütün bu hisler sevimlidir; nefse itimadı gösterir. Sonra cemiyette en yüksek vazifelere liyakat hissini kendisinde duymak; bunların hepsi güzel şeylerdir. Fakat tatbik âleminde, hayata hakikaten hayat gözü ile girdiğiniz zamanda ilk düşüneceğiniz şey: “Bu vazife bana teveccüh etmiştir. Bu vazifeyi ifa edeceğim..” demektir. Vazifeseverlik buradan başlar; ondan sonra muvaffakıyet ve sebat gelir. Hayatta muvaffakıyetin başı kanaatte ve tahammüldedir. Kanaatkâr olmak lâzımdır. Müşkülât karşısında tahammül etmek, dişini sıkmak lâzımdır. İnsan oğlunun kabiliyetinin derecesi ve hududu henüz keşfolunmamıştır. En büyük müşkülât ve ıstıraplar içinde kalıp çaresizlikler hissettiğiniz zaman bilmelisiniz ki biraz daha tahammül ettiğiniz takdirde zafer yüzünü size çevirecektir (alkışlar). Demek istiyorum ki hayat sizden muhtelif safhalarında yeni yükler, yeni vazifeler, yeni tahammüller istedikçe siz ona karşı kanaatinizle, vazifeseverliğinizle, bünyenizde ve seciyenizdeki sarsılmaz kudretle daima mukavemet ederek müşkülâtı yenmek azminde sebat etmelisiniz (alkışlar). Muvaffakıyetsizlik, muvaffakıyetsizlik bunların hepsi muvaffakıyet denilen neticeye varmak için atlanan kademelerden başka bir tesir yapmaz (alkışlar).

Size hayatınızda bir de liyakat hırsı tavsiye ederim. Yüksek tahsilinizi bitirdikten sonra bu tahsilinizi bitirmiş olmak zevki ile beraber içinizde bir sual ve ihtarı daima bulacaksınız. O da, yüksek ilme varmak için şimdiye kadar elde ettiğimiz ancak bir anahtardan ibarettir. Serbest hayatınızda olsun, resmî hayatınızda olsun kabiliyetinizi arttırmak, ilminizi arttırmak için göstereceğiniz gayret, girdiğiniz meslekte en yüksek bir dereceye varmak için göstereceğiniz histir ki herhangi bir cemiyeti en yüksek cemiyetler sırasına çıkaracak tılsım meyanındadır. Liyakat hırsı ilk andan itibaren tecrübenin ehemmiyetini gösterecektir. Saygı ile, dikkatle hayata baktığınız zaman sizden evvel yetişmiş olanların da sizden birgün ileride olduğunu derhal farkedeceksiniz. Bu size meslekdaşlarınız arasında, hayatta sizinle ayni meslekte bulunan diğer arkadaşlarınız arasında bilenlerin, görmüş olanların, görgülü olanların manen aldıkları yüksek mevkii gösterecek ve onların kazandıkları da sizin istifadenize yol açacaktır. Bazı yerlerde gördüğünüz tereddi ve hastalığa asla itibar etmeyiniz. Bu tereddi tecrübelerin, çalışanların, yapanların herhangi bir suretle sizden evvel işte bulunanların vaziyetlerini, bilgilerini ve tecrübelerini derhal istihfaf etmektedir. Bu zihniyette yetişen tembel olur; bütün hayatı ademi mufakkıyetle geçer ve ömrü mutlaka kaldırım üzerinde biter (alkışlar). Hayatta sonra gelenin evvel gelenden geri kalması gibi bir kaide yoktur. Bilâkis sonra gelenler evvelkilerini mutlaka geçecektir, mutlaka geçmelidir. Yalnız ilk andan itibaren sizden evvel hayata karışmış olanların tecrübelerini saygı ile görürseniz, onlardan olgun olan özleri alırsınız. Zaten liyakatinizi teslim ettirdiğiniz zaman herkes size derece derece, kademe kademe yol açar ve lâyık olduğunuz yere gidersiniz. Amma varacağınız derece liyakatle alınır; zorla sun’î olarak asla elde edilemez. Bunu daima hatırınızda bulundurunuz. Bunun tılsımı hayatta liyakat hırsı ve tecrübeye, görgüye ve alelıtlak sizden evvel gelenlere saygı ile ve onlardan bir şey öğrenmek hevesile temas etmektir. Size bir de bütün bu söylediklerimden belki daha mühim olmak üzere seciye, istikamet tavsiye ederim. Arkadaşlar, hayatta en büyük muvaffakıyetlerle en fena girdaplar bazan yarım açık bir kapı bulur; asla seciye ve istikametten dönmeyiniz. Hazırlanmış koskoca bir ömür geçerken yarı açık kapılara bir defa gözünüz kayarsa orada gördüğünüz açık bir ufuk değil, umku bulunmıyan girdaplardır. Bilhassa sizin mesleğinizde ilimsiz hiçbir şey olmaz. Fakat ilimle de, eğer seciye sağlam değilse, bir netice kazanılmaz; korkulur ki ilim zararlı olmasın; Türk milletinin fıtrî istidadı gibi esaslı vasıflar Türk milletine, hâkim olmak hassasını bilhassa verir.

Siz ona istinat ederek artık yolunuzda ilerler, mesleğinizin en yüksek kademelerine çıkarsınız. Ve memleketinize en esaslı hizmeti yaparsınız. Mesleğiniz, hakikaten memlekete büyük hizmetler ifa etmeğe istidadı olan bir hayat yoludur. Hâkim ve hukukcu olacaksınız. Bilirsiniz ki efendiler, bu memleketin belki birkaç asırdanberi uğradığı fena vaziyetlerin belki en başında cemiyetin nizamındaki ahenksizlik ve haksızlık vardır. Cemiyetin nizamında ahenk ve hakkı muhafaza edecek olan Hâkimdir. Siz elinize bu kadar kuvvetli bir hizmet vasıtası almış olarak hayata atılıyorsunuz. Halk idaresi olan Cümhuriyet, her türlü esaslarının ve mefkûrelerinin şuurla, kanaat ve muhabbetle müdafaasını Cümhuriyetin hukukçularından bekler. Siz buna muktedirsiniz ve bu iktidarın memleketin inkişafında olan feyizli hizmetlerini gelecek nesiller daha iyi anlıyacaktır. Herhangi bir işe gireşecek adam haksızlıktan kendini masun addetmezse hayatta hiçbir çalışmanın hedefi kalmaz. Anlıyorsunuz ya efendiler, hâkim sıfatile cemiyet içinde hakkı lâyık olana tevcih etmek vazifesi efradı, aileleri olduğu kadar bütün cemiyeti huzur içinde çalışmağa sevkedecek olan başlı başına âmildir. Büyük Gazi bu müesseseyi hiçbir teşebbüsünde kendisine gelmemiş olan bir zevkle açtığını söylemiştir. Bu sözleri söyliyen büyük insanın muvaffakıyetlerinin sayısız olduğunu bilirsiniz. Bu sayısız muvaffakıyetlerin bir teki, herhangi bir teki güzide bir adamın bütün ömrünü doldurmağa kâfidir (sürekli alkışlar).

Bununla beraber bu müesseseyi açmakta gösterdiği, bilhassa gösterdiği alâka Cümhuriyetin muasır hukuka ve onun yüksek mütehassıslarına verdiği ehemmiyeti canlandırmak içindir (alkışlar).

Evvelâ şunu da söylemek isterim ki; muasır hukuk ve muasır hukukçu, hakkı ve doğruyu, hak ve doğru olduğu için ve yerine veren müessesedir ve adamdır. Efendiler, yüksek ilminizi, yüksek tahsilinizi hiçbir zaman haksızı haklı yapmak için icabında kullanılır bir hile vasıtası asla zannetmeyiniz (alkışlar). Size bugün söyliyecek fazla bir şeyim yoktur. Hayatta size muvaffakıyetler dilerim. Türk Cümhuriyeti hukuk ailesine girmekle yüksek mazhariyet ve yüksek mesuliyet deruhte ediyorsunuz; faziletin yüksek ilhamları hayatta size rehber olsun (sürekli alkışlar).

 

BMM’de Yapılan Konuşmada Eğitim Siyasetiyle İlgili Söyledikleri

İ.İ.M.A.D.; sf. 18 ve C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 105 ... 02.10.1930

Maarif siyasetimizde, meslekî tahsil ve ihtısas, az masrafla çok netice arayan amelî bir mahiyet, mekteplerimizi her türlü menfî tesirattan münezzeh, ahlâk ve intizam cephelerini bilhassa ehemmiyetli tutan bir zihniyet ve yeni bir kuvvetle devam edeceğiz (alkışlar).


BMM’de Hükümet Programı Üzerine Konuşmada Eğitim ile İlgili Söyledikleri

C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.;sf. 105 ve İ.İ.TBMM.K. I.Cilt, sf. 345 ... 09.05.1931

Maarifte, gayelerimizin temini için az masrafla çok okutabilmek usullerinin tatbikında bilhassa mesai sarfetmek kararındayız.

 

CHF III. Kurultayında Eğitim ile İlgili Söyledikleri

C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D,  sf. 106 ... 09.05.1931

Muhterem Efendiler,

Maarifte geçen devrenin en mühim hâdisesi Türk harflerinin kabul ve tatbikıdır. Türk harflerinin resmî ve umumî hayatta tatbikı iki sene sürdü. Mekteplerde bu ıslahın icab ettirdiği tadilât süratle tahakkuk ettirildi. Bütün devlet devairinde, matbuatta ve vatandaşlara açılan umumî kurslarda ve mekteplerde Türk yazısı tamim ve talim olundu. Şimdi basit bir iş zannolunan bu hâdise tarihimizin büyük hâdiselerinden ve başlıca dönüm noktalarından biri olarak ebediyen zikrolunacaktır.

Türk dilinin müstakil hüviyeti ile mükemmel ve medenî bir gayeye erişmesi için esaslı mesai de geçen devrede başlamıştır.

1927 programının tatbikına ciddiyetle devam ettik. Ancak ihtiyaç o kadar çok ve milletimizin irfana rağbeti o kadar artmıştır ki daha uzun zamanlar elimizdeki vesait ve bizim bütün gayretimiz taleplere kâfi gelmiyecektir. Bizim bütün mesaimiz âtide de maarifte yeni vesait bulmağa ve bilhassa tasarrufkârane usullerle eldeki vesaitten âzami netayiç istihsaline matuf olacaktır.

 

Gaziantep Halkevi’nde Yapılan Konuşmadan

age, sf. 106 ... 26.09.1932

Arkadaşlar, güzel sanatlara da ehemmiyet vermelisiniz. Bir insan cemiyetinin insanlık esvafı, ki bunun içinde kudret ve enerji bilhassa dâhildir, güzel sanatların tesirinden gıda alırlar. Halkevleri güzel sanatlar, ilim ve kültür faaliyeti, içtimaî meseleler ve Fırkamızın siyasi umdelerini her muhitte anlatmak için kurulmuşturlar. Temenni ederim ki, Gaziantep Halkevinin güzel sanatlardaki kudreti de bütün memlekette çınlasın.

 

Ankara Hukuk Mektebi Diploma Töreninde Yapılan Konuşmadan

İ.İ.M.A.D.; sf. 19 ve İ.P.S.İ.N. sf. 424-425 ve C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 106-107 ... 20.11.1932 

Bu nesil ve gelecek nesiller daha çok seneler çalışacaklardır. Çektiğimiz sıkıntı açık manasile parasızlık değildir; çektiğimiz sıkıntı bilgi sıkıntısıdır (bravo sesleri, alkışlar). Asıl çektiğimiz sıkıntı buradadır. Bilen, anlıyan ve sonra ihtısas ile tatbik eden adamların elinde vesait ve para her gün mütemadiyen artar. Biz bunu millî hayatın inkişafında her sene, aşikâr bir surette görüyoruz. Büyük iktısadî ve malî işlerde bilgimiz ve anlayışımız, ilerledikçe elimizde bulunan vesaitin de geliri o kadar artmaktadır. Bizim inkişafımızı makul ve selim hislerle takip edebilenler için Türkiyede çalışmak hevesi de artmaktadır. Hulâsa millî hayatta her şeyden evvel bilgi lâzımdır. Fakülte Reisi Beyefendinin bu müessesede çalışan talebenin iyi çalışması, iyi öğrenmesi ve yetişkin olarak çıkmaları için müessesenin çok emek sarfettiğine dair olan teminatı beni, çok müteselli ve mutmain etti. Ben mekteplerimizde ve alelûmum bilgi müesseselerimizde yetişen arkadaşların iyi yetişmeleri lüzumunu anlatmak için mübalâğalı talepler yapmışımdır. Gene bu Fakültede diğer bir vesile ile söylediğimi söz sırası geldiği için, tekrar söyliyeyim. İlim müesseselerimizin hakikî ilim müessesesi olması hocalarımızın muktedir ve talebenin çalışkan, hayatında bilgisini mütemadiyen arttırmağa azimli, işte bu zihniyette yetişmeleri ile, bu memleketin hali ve âtisi için en büyük servet ve en büyük kuvvet, temin edilmiş olur (şiddetli alkışlar).

Arkadaşlar; ilimde eksik adamların toplanması tamam adamlar veremez. Bin yarım ve bin cahil bir yarımdan daha faydalı olamaz, fakat daha zararlı olur. Bin yarım adam bir tam adam değildir (alkışlar). İlim müesseselerinden çıkanlar daima iyi yetişmelidirler. Siyasette ve idarede en muzır şey, milletler ve cemiyetler için telâfisi en zor olan felâket, yarım bilgili adamların salâhiyet sahibi olmasıdır (şiddetli alkışlar). 

 

Halkevlerinin Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Ankara Halkevi’ndeki Söylevden

İ.İ.S.İ.N; sf. 467-468 ve C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 111 ... 19.02.1933

Halkevlerinde millî ve içtimaî hayatın temelleri terbiye suretinde, tedris suretinde, konuşma suretinde mütemadiyen kurulmalıdır. Bunu iltizam ediyoruz.

Cumhuriyet Halk Fırkasının; halkevleri vasıtasiyle memleket içinde takip ettiği kültür politikası; bu vasıta ile ilim ve fenni, güzel sanatları yaymak, bu memleketin siyaseti, iktisadiyatı hakkında en yeni, en doğru malûmatı ortaya dökmektir. (Alkışlar)

İlim ve fen noktai nazarından halkevleri, muhitlerinin okumuş, bilen, öğretmesini sevenlerin çalışması için, idealini müessir kılması için hazır bir vasıtadır.

Arkadaşlar;

Halkevlerinde güzel sanatlar için memleketin en derin alâkasını uyandırmayı ve güzel sanatlara olan muhabbeti milletin içinde her tabakaya, her vesile ile yayıp öğretmeyi maksatlarımızın başında sayıyoruz.

Cemiyetimiz ilim ve fenne istinat eden, güzel sanatlara meclûp olan, milliyetçi, ilerleyici bir cemiyettir. Böyle olmalıdır. (Alkışlar).

İlim ve fen kadar, güzel sanatları cemiyet içinde birinci itibar derecesinde göstermek, tatbik etmek halkevlerinin başlıca vazifelerinden biridir.

 

“İlerleme ve Yükselme Yolu” (Makale)*

ÜHM, Sayı dokuz, Cilt iki, Birinciteşrin (Ekim) 1933 ve İ.P.S.İ.N.; sf. 503-504 ... 29.10.1933

Söylediğim yol, ülkü yoludur. Yeni Türkiyenin kurulması davasını üzerine almış olan yüksek alınlı, kendine güvenen nesil ancak ülkü yolundan muvaffakiyete erebilir. Ülkü yolunda gidenlerin sıfatları, çok çalışmak, bedence ve ahlâkça, kuvvetlerini, vatan hizmeti için artırmak, çok öğrenmek, bahusus her vesile ile öğretmek suretinde sayılabilir. Kötü menfaat kayıtlarından tertemiz olmak, her çeşit fedakârlığa azami derecede hazır bulunmak her ülkünün temel yapısıdır.

Evet; yeni Türkiyeyi dilediğimiz gibi kurmak, ancak ülkü yolunda yılmaz yolcular bulunmak ile kabil olacaktır.

Biz en çok bilgiye muhtacız: Siyasî bilgiye ve iktisadî bilgiye. Siyasî bilgi milletimizin varlık davalarını, milletler arasında kendi vaziyetimizi bize anlatacaktır. Sade fakat temelli ve sağlam siyasî bilgi sayesinde milletin birliği ve beraberliği tutulabilir. Dışarıdan ve içeriden her kıyafet ile gelecek süslü zehirlere karşı kendi doğru yolunu şaşırmaması ancak siyasî bilgiler ile kolaylaşır.

İçtimai ve bahusus iktisadi hayatımız için de asrın fenni bilgilerine kat’i ihtiyacımız vardır. Ülkü yolunun yorulmaz yolcuları, bütün milletin bilgisini her sahada mütemadiyen arttırmağı bir tek çıkar yol saymalıdırlar. Geniş ihtiyaçlar karşısında çok vasıtadan, bahusus bol paradan mahrum olmaktan çok vakıt üzülüyoruz. Fakat, hepimiz bilmeliyiz ki, asıl sıkıntıyı bilgisizlikten, bilmemezlikten çekiyoruz.

Millet içinde siyasî, içtimaî ve iktısadî bilgilerin bereketli bir kaynağı olan kural, Cumhuriyet Halk Fırkası ve onun Halkevleridir. 

 

Yüksek Ziraat Enstitüsünü Açış Konuşması

HMG ve İVA, Dn: 01968 ve İ.İ.M.A.D.; sf. 22 ...  30/31.10.1933

Şimdi Yüksek Ziraat Enstitüsünü resmen açıyorum. Türkiye Cümhuriyeti bu enstitüyü vücuda getirmek için senelerdenberi emek sarfetti. Bu enstitüyü; fakülteleriyle birlikte, memlekete ziraatte ve baytarlıkta, yüksek mühendisler yetiştirecek bir üniversite [olarak] tanıyoruz. Bu enstitü; memleketi gerek baytari sahada, gerek ziraat sahasında tetkik ve ıslah edecek tam manasiyle bir enstitü mecmuasıdır.

Efendiler! Enstitüyü hükümetin aynı zamanda daima emniyetle istişare edeceği büyük bir ziraat erkanı-harbiyesi* [olarak] tanıyoruz. Bütün ümit; bu enstitüde çalışacak ve yetişecek adamların**, en iyi öğrenmek ve memlekete hizmet etmek için sarsılmaz bir aşkla mücehhez olmalarındadır.

Bu, beklediğimiz bir ümit, bir temenni değil kendilerinin burada tahsil ederken yapmağa mecbur oldukları bir vaziyfedir. Bu vaziyfeyi iyfa etmek onlar için ne kadar büyük bir zevk olacaksa, bu vaziyfenin yapıldığını görmek de memleket için o kadar büyük bir teminat olacaktır. Burada yetişeceklerin bundan beş on sene sonra memleketin mukadderatı üzerinde fikirleriyle, bilgileriyle müessir olacak büyük mütehassıs olduklarını görmek; bütün çekilen emeklerin, zahmetlerin karşılığı olacaktır.

Yüksek Enstitünün büyük bayram gününde açılması manasındaki yüksekliği ve genişliği anlatmağa vesile oldu. Ankaranın bütün yüksek şahsiyetleri bu cemiyete şeref veriyorlar. Bütün beynelminel yüksek temsil heyetleri ve diplomatik heyetlerin burada hazır bulunmasından dolayı teşekkür ederiz. Bilhassa dost ve çok yüksek Sovyet Heyetinin huzuriyle açılması* bizim için bir memnuniyet ve şereftir.

Bu enstitüde hoca olarak çalışacaklara candan muvaffakiyet dilerim. Bu müessesede talebe olarak çalışacaklara şahsen gıpta ediyorum.** Şimdi enstitüyü dolaştığınız zaman müessesenin tertibatından ve kıymetinden zevk duyacağınıza eminim.

 

Ankara Hukuk Fakültesi Diploma Törenindeki Söylevden

İ.İ.M.A.D.; sf. 23 ve C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 117-118 .... 11.11.1933

Şüphe yoktur ki fazla bilmiyenleri daha iyi bilen nesillere yetiştirmek için, belki de az gayretle yetişebilecekleri halde, bir sarfolunacak yere beş sarfediyoruz. Tam hakkını vererek bugün elimizde bulunan vasıtaların on misline muhtacız.

Görüyorsunuz ki muhtaç olduğumuz vasıtaların daha az bir miktarı elimizde iken onları da tasarrufla ve bilgi ile sarfetmekte müşkülât çekersek karşısında bulunduğumuz müşküller çoktur demektir.

Şimdi bu kadar müşkül şerait içinde, ilim müesseselerine daha iyi daha bilgili adamlar yetiştirmek için sarfolunan emeklerin bedelini almalıyız. Onun için arkadaşlar sizinle konuşurken bütün mekteplerimizde bulunan ve yeni kurulmakta olan müesseselerin bütün talebelerine temas ederek söylemiş oluyorum ki, bütün istikbal kendilerine açıktır ve kendilerini iyi yetiştirmek için her vasıtayı, Cumhuriyet, Büyük Millet Meclisi temin etmek için çalışıyor. Fakat kendileri, yahut hocaları kendilerine düşen vazifeyi bileceklerdir. Bütün bu sözlerimi bir nasihat, bir ihtar tarzında telâkki etmek mümkün olduğu gibi bilhassa kendilerine bir itimat [olarak] telâkki etmek daha doğru olur. “Alkışlar”

Çünkü arkadaşlar, memleket bu kadar çok vesaiti muayyen hedeflere sarfediyorsa, talebe ve hocaya teslim ediyorsa onun kadar semere alacaklarına yüreğinin içinde itimat ediyor demektir. Bunu size teslim etmek demek size emniyet etmek demektir. Size itimat edebilmek de kendimize ve ırkımıza itimat etmek demektir. “Sürekli alkışlar”

Onun için vazife isterken gösterdiğimiz fazla isteyiciliği mevzuun ehemmiyetine ve size itimadımızın büyüklüğüne atfetmelisiniz.

 

 

Halkevlerinin Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Ankara Halkevi’ndeki Radyo Söylevinden

AT, MUM, Sayı: 3, 1-28 Şubat 1934, sf. 17-21  ve İ.İ.M.A.D.; sf. 21-23 ... 24.02.1934 

Arkadaşlar, halkevi yeni Türkiye hayatının başlı başına bir unsuru, başlı başına bir remzidir. Yeni nesil, açık havada spor meydanında, ve dam altında halkevinde toplanıyor. Ancak böyle bir nesildir ki beden kuvveti, ondan daha mühim olan fikir kuvveti ve iman kuvvetile yeni Türkiyenin istikbalini kuruyor.Yeni zamanın bütün sert dileklerine cavap vermeğe hazırlanıyor. Halkevleri, kurulan bütün medeniyetlerin üstüne geçmek iddiasında bulunan Türkiye Cümhuriyetinin hayatı için aziz bir toplantı yeri, bütün kabiliyetleri inkişaf ettiren bir mihrak sayılmalıdır. Halkevleri bizim kendi anlayışımıza göre, Türk vatandaşında Türk Cümhuriyetinde ahlâk, ilim ve anlayış mefhumlarının tatbik olunduğu, izah olunduğu, genişletildiği, kökleştirilip yerleştirildiği yerlerdir. (Şiddetli alkışlar)

(...) Arkadaşlarım, bu vesile ile müsbet ilimler üzerine verdiğimiz ehemmiyeti, tekrar bütün halkevlerinin dikkatleri önüne koymak isterim.Yetişen nesillere, gelecek nesillere müsbet ilimlerin sade ve yaratıcı, mahiyetini, bütün memleketin entellektüelleri, memurları, şurada ve burada, görmüş olanları her vesile ile anlatmalıdır.

Arkadaşlar, yeni nesiller bizim bu bulunduğumuz şartlardan çok daha muğlâk şeraitte yaşamak için hazırlanıyorlar. Fizik, elektirik, kimya ve bu gibi müsbet ilimlerin tatbikatını, bilenler –bütün  halkevlerinde toplananlara söyliyorum–  her vesile ile, ilmi seviyesi mahdut olanların bile kavrıyabilecekleri sade şekillerle anlatmağa çalışmalıdırlar. Halkevleri tekemmül ettikçe bir mektebin laboratuvarı gibi, sade vasıtaları toplıyarak, vatandaşlara müsbet ilimlerin tatbikatını göstermelidirler.

Arkadaşlar, bilinmiyen şeyler insanların iradesi üzerinde ürkütecek tesir yapar. Vatandaşların görgüleri ve bilgileri arttıkça cesaretleri, teşebbüs kuvvetleri ve içinde bulundukları şartlara ve istikbale emniyetleri artar. Onun için yeni memleketin kurulmasında, Büyük Gazi esaslı olarak büyük bir isabetle gösterdi ki müsbet ilimlerin memlekette yayılmasına, tatbik edilmesine herkes tarafından heves edilmesi lâzımdır. Halkevleri içtimaî mevzularda vatanı yükseltmek için sarfettikleri gayret kadar müsbet ilimleri vatana sade ve umumî şekillerile yaymak için hususî bir dikkat göstermelidirler. Güzel sanatlar halkevlerinin belli başlı iştigal ettiği esaslı bir mevzudur. Halkevleri vatanda güzel sanatlara muhabbeti, güzel sanatlardan vatandaşın terbiyesi için, vatandaşın azmının kuvvetlendirilmesi için nasıl istifade edileceğini telkin eden bir toplantı yeri olmalıdır.

Arkadaşlar, güzel sanatlar yalnız yüksek bir insan cemiyetinin temeli olan, ince ve güzel hisleri terbiye eden vasıta değildir. En sert iradeleri de yetiştirmeğe vasıta olan başlıca bir münebbih, başlıca bir yürütücüdür.

Çetin bir mücadele hayatında uğraşacak unsurların yüreklerinde kuvvet, neşe, hayat, azim bulmaları muvaffak olabilmeleri, mücadele edebilmeleri için hem başlangıç noktası, hem devam vasıtası ve hem de neticeye ermenin tesirli tılsımı güzel sanatlardır. Halkevleri, güzel sanatlarını yalnız kendi cemiyetlerine ruh veren vasıta değil, vatandaşları terbiye eden onları çalışmaya hırslandıran, onları vatanı güzelleştirmek ve çiçeklendirmek için daha çok iştiha ile techiz eden başlıca bir terbiye vasıtası saymalıdır. Burada, bütün halkevlerini güzel sanatları sevmeleri ve sevdirmeleri ve yaymaları için bir heyecan duymıya teşvik ediyorum. (Alkışlar)

 

Cumhuriyet Halk Fırkası Meclis Grubunda İlk Öğretim ve Cehaletle Mücadele ile İlgili Söylev

AT, MUM, Sayı: 4, 1-31 Mart 1934, sf. 15-21 ve C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 121-125 ... 14.03.1934

Muhterem arkadaşlar, 

İlk mektep muallimlerinin maaşları bazı vilayetlerde muntazam verilmiyor şikâyetini bir iki senedenberi alıyoruz. Bu sene de gene bazı vilayetlerden ilk mektep muallimlerinin maaşları hazineden maaş alan memurlar gibi muntazam verilmediğini vakit vakit bize bildiriyorlar. Bu münasebetle meseleyi Fırka divanında tetkik ettik ve divan bu vesile ile ilk tahsil meselesinin muhtelif istikametlerine girdi. İlk tahsil meselesinin bu suretle bugünkü ihtiyaçları ve meselenin esasına taalluk eden eksikleri ve istikbali itibarile meselenin fırka grupunda hattâ efkârı umumiye önünde âleni olarak münakaşasını teklif ettik. Bu sebeple şimdi size günlük âcil meseleyi arzedeceğim. Ve ilk tahsil meselesi üzerinde görülen eksiklikleri söyliyeceğim. Fırka esas programında ilk tahsil meselesinin bütün vatanda esaslı olarak teminini belli başlı bir prensip saydığından bu prensipin nasıl tatbik olunduğunu göreceksiniz, daha iyi tatbik olunması için fırkanın gerek mecliste bulunan grupu, gerek memlekette bulunan bütün efradı meselenin esaslı halli için bütün gayretlerini birleştirmek vazifesi karşısında kalacaktır.

Evvelâ gün meselesini arzedeceğim. Bugün elimizde mevcut olan malûmata göre şikâyetler şunlardır: Bir vilâyette 4 aylık, iki vilâyette 3 aylık, 12 vilâyette 2 aylık ve 11 vilâyette 1 aylık ilk mektep muallimi maaşı birikmiştir. Bu suretle maaşları birikmiş olan vilâyetlerin adedi 26 oluyor. Bununla beraber gayet büyük bir rakam ve çok büyük bir adet birikmiş gibi bir tesir karşısında kalmamızla beraber meselenin bizleri ürkütecek kadar olmadığını şimdi arzedeceğim rakam gösterecektir. Son anda birikmiş olan maaşları kuruş olarak, müfredat olarak toplattırdık. En son malûmata göre takriben iki yüz altmış beş bin liralık bir borç birikmiş oluyor. Yani bu 26 vilayette biriken maaşların yekûnu bugün 265 bin liradır. Sene nihayetine kadar bu rakamın bu halde kalması veya takibat ile indirilmesi veya bir miktar artması mümkündür. Bu ilk mektep maaşlarının bu suretle birikmesi başlarken dedim ki bir iki senelik bir meseledir. Şu halde umumî varidatın azalması ile İdarei hususiye, başlıyan aynı derdin sirayeli tesiri altında sayılabilir: Yeni idarei hususiye bütçeleri 45–50 milyon liraya kadar nazari bir rakam içinde çalışırken üç dört sene içinde fiilen istihsal ettikleri, belki azami 30 milyona kadar düşmüştür. Tabii bu düşmenin tesiri idarei hususiyeye taallûk eden bütün vazifelerde tesirini göstermek lâzımdır. Mâlumunuzdur ki ilk mektep bütçesinin temini idarei hususiyelere ait bir vazifedir, onların varidatı ile tesviye olunur. İdarei hususiyelerin, içinde bulunduğumuz senede ilk tahsil için tahsis ettikleri para 13 milyon liradır.

Bu noktai nazardan eğer bütün vilâyetlerin ilk tahsil bütçesini, 13 milyon lirayı ve bugün birikmiş borç olarak 260–270 bin lirayı göz önüne alırsak açık nisbeti yüzde yarıma bile düşmiyecek demektir. Mesele bu noktai nazardan daha ziyade intizam meselesidir. Bir de zengin vilâyetlerin kendi varidatile masraflarını ödeyebilenlerle bazı vilâyetlerin kendi borçlarını ödeyemiyecek nispetsiz bir halde bulunmaları meselesidir. Her ne olursa olsun az bir miktar borç da kalmış bulunsa velev ki bir tek adamın alacağı olduğu halde 3–4 aylık maaşını alamamasından şikâyet etmesi bizi muztarip etmektedir.

Ve intizam halinde olmıyan bir müessesenin ve bir işin semere vermiyeceği kanaati bizi ehemmiyetle düşündürmektedir. Onun için ne vereceksek onun muntazam olarak, alâkadarı herhangi bir tereddüde de düşürmiyecek, sağlam bir hesaba hayatını raptedecek surette belli olarak tediye edilmesi muvaffakıyet için ve ilk tahsilden beklediğimiz semereler için esastır.

Şimdi size idarei hususiyelerde nazari olarak karşılık gösterilen ilk tahsilde memleketin vaziyetini bir iki rakamla söyliyeceğim. İlk tahsil için 13.262 muallim çalışmaktadır. Bunların şehirde çalışanları 6.624 ve köyde çalışanları 6.638 kişidir. Bugünkü vaziyet takriba şehirde ve köyde hocaların yarı yarıya ayrılması gibi bir manzara gösteriyor. Mektep, şehirde 1.143 ve köyde 5.401 dir. 6.544 mektep ediyor. Talebe şehirde 257.600 köyde 313.180. Hepsi 570.780, ilk mekteplerde bulunan talebenin yekûnu olarak görünüyor.

Bir noktayı saklamadan dikkatinize arzetmek isterim. Tahmin olunduğuna göre bütün memleketin çocukları ilk tahsile İnkılâp prensiplerinin arzu ettiği gibi girmiş olsaydı mekteplerimizin talebe mecmuunun bir buçuk milyon olması lazım gelirdi. Şu halde beş küsur bin ile ilk tahsil çağında bulunan çocuklardan ancak 1/3 ü  mekteplerde bulunuyor demektir.

Şehirde 257.000 çocuktan beşte bir olarak her sene 50.000 çocuk çıkması lâzımdır. Köy mekteplerinde ise 313.000 çocuk bulunduğuna göre üç sınıf olduğu için her sene bu miktarın üçte biri olan 100.000 talebenin mektebi bitirmesi lâzımdır. Şu halde yekûn bu olduğuna göre her sene ilk tahsili bitirmiş olan çocuklar 150.000 olması lâzım gelir. Halbuki rakamlara bakacak olursak çıkan talebenin yekûnu 150 bin yerine bunun yarısını görmekteyiz. Her sene köy ve şehir mekteplerinden âzami 75 bin talebe çıkmış bulunmaktadır. Şu halde mühim bir kısmı tahsilin nihayetine varmadan mektebi terketmektedirler. Bu itibarla diyebiliriz ki bu ilk mekteplerde üçte birini okutuyoruz fakat altıda birine ilk tahsilini tamamlatıyoruz. Şimdi sarfettiğimiz parayı bu aldığımız netice ile mukayese edecek olursak karşısında bulunacağımız hakikat dikkati celbetmeğe lâyıktır. İlk tahsil için sarfedilen 13 milyon lira ile 170 bin ilk tahsilini bitirmiş çocuğu almağı düşünürseniz, talebe başına çok masraf edilmektedir. Meseleyi cesaretle, hakikatı olduğu gibi görerek mütalea etmek ve memlekete bildirmek vazifemizdir. Hepsi bütün ihtiyacı temin etmekle beraber bu memleketin ilk tahsile tahsis ettiği para eksik noktai nazardan az sayılabilir. Aldığı netice noktai nazarından israf edilmiş sayılmalıdır.

Bunda alâkadar velilerin, çocuklarının tahsilini bitirtmek için, muntazam takip etmediklerini kaydedebiliriz. Onları teşvik ederek ve bilhassa çocuklara tahsili sevdirmesi icap eden muallimlerin ve idare memurlarının iftihar edecek vaziyette olmadıklarını söylemeği vazifeden sayarım. (Bravo sesleri, alkışlar.)

İlk tahsil meselesi:

İlk tahsil, hususi idarelerin tahsis ettikleri 13 milyon liranın hakikatta tahminden daha az hasılat alınan senelerde 13 milyon liranın tamamen istihsal olunacağını, daha sene başına üç, dört ay varken kestirmek müşküldür. Miktar bundan eksik olabilir. Görülüyor ki bu 13 milyon liranın tahsilinde 9 milyon lirası münhasıran maaşların karşılığı ve diğer geriye kalan 3 ve 4 milyon lirası da ilk tahsilin icap ettirdiği masraflar sayılabilir. Bir kısmı harcırah ve saire gibi eşhas hakkına teallûk eden mevzuları, diğer kısmı inşaat, ders malzemesi gibi tahsilin doğurduğu masrafları icap ettirmektedir.

İlk muallimlerin maaşları hakkında elimde bulunan cetvelden de size malûmat vermek istiyorum. İlk mektep muallimi maaşı 16 dereceden başlıyor. Muallim 16 lira maaşı asliye, yani 52 liraya hak kazanıyor ve vergileri kesildikten sonra 43 lira eline geçecek bir para kalıyor. Demek oluyor ki fiilen eline geçecek para 43 liradır. Muallim 16 derecede ilk dersine başlamıştır. Ondan sonra zamanla 15, 14, 13 gibi muhtelif derecelere terfi ediyor, bu suretle 43, 46, 54, 61, 68, 78, 85, 99 126 lira gibi eline geçecek şekilde para alıyor. 27 sene sonunda 126 lirası eline geçecek hale yani 165 lira maaşa istihkakı olan bir vaziyete giriyor.

Şimdi fırkada ilk tahsil meselesinin halledilmek üzere mütalea edilerek herkesin bileceği kararlara varmak üzere mevzuu bahsedeceğimiz noktalar şunlardır:

Bir defa ilk tahsil olarak halin intizamını temin etmek lâzımdır; ilk tahsilde ne çalıştırıyorsak, kim çalışıyorsa bunların maaşları, istihkakları devlet bütçesinden istihkaklarını alan memurlar gibi herhangi bir intizamsızlıktan masun olarak muntazam tediye olunmalıdır. Muntazam tediye meselesini tetkike başladığımız zaman, her vilâyet üzerine ayrı ayrı mütalea edilmesini ihmalden mütevellit eksikler üzerinde tetkiki, biraz uzun olsa da isabetle tetkik yapılmak icap eder. Biz bunun için birçok defa ciddi tedbirler aldık. Bir defa bir Heyeti Vekile kararı ile, her hangi bir vilâyette idarei hususiye bütçesinden ilk mektep muallimlerine maaş verilmemiş ve diğer her hangi bir şubeden bir maaş verilmişse bunu sui idare ve sui istimal telâkki ederiz, dedik. Biz bu kararı aldık ve tebliğ ettik.

İhtimal vermiyoruz ki bu maaş alamamış olan yerlerde valiler veya idare memurları muallimlere vermemiş fakat kendileri almış olsunlar. Buna ihtimal vermek istemem. Böyle bir halin zuhur etmesi idare başında bulunan âmirin doğrudan doğruya mesuliyetini icab ettirir.

Halin intizamı dediğim zaman bir defa bu birikmiş maaşların ve işliyecek maaşların muntazaman tediyesini temin edecek riyazi tedbir istiyorum, ve bunu murat ediyorum. Bir de memleketin sarfettiği para ile mütenasip netice alınmasını istiyoruz. Bu sarf ettiğimiz 13 milyon lira ile hakikaten biz çocuklarımızın üçte birini mi okutabiliyoruz? Bir defa bunu tetkik edeceğiz. Hakikaten bunu okutabiliyorsak bunun semeresini tamamlamalıyız. Bunun yarısının semeresini almak bizim için tamiri pek güç olan bir zarardır. Biz o şerait içinde yetişmekteyiz ve memleketi öyle çetin istikballere hazırlamaktayız ki, bir liradan yarım lira değil bir liradan bir buçuk lira istifade etmek yolunu bulmalıyız. Fakat sarfettiğimizin yarısı kadar verim alınmağa ve memlekete bunu kabul ettirmeğe kimsenin hakkı yoktur.

Gaye halin intizamını temin edecek tedbirleri bulmaktır; muntazam tediye ve memleketin sarfettiği paranın karşılığı olan haklı neticeleri temin eden usul.

Ondan sonra arkadaşlar, ilk tahsilin eksik kalan kısmı için tedbir düşünmek mecburiyetindeyiz, yani eğer elimizde bulunan rakamlara göre üçte bir okutuluyorsa üçte ikinin okutulmamakta olmasını görerek seyirci kalmak iktidarımız dahilinde, değildir. Bunu mütalea etmek bir tedbire bağlamak ve yahut memlekete açık olarak bir şey söylemek mecburiyetindeyiz. Evet, bu şerait altında diğer eksik kalan çocukların tahsil ettirilmesi için şu ve şu imkanları bekliyor ve şu ve şu tedbirleri düşünüyoruz. Yahut kendi halimize göre bu tahsili bu nisbette çoğaltacak, mümkün olduğu kadar az zaman zarfında ilk tahsili bütün memlekette temin edecek bir yolu tayin etmek, göstermek mecburiyetinde bulunuyoruz, demek.

İkinci büyük mesele elimizde bulunan rakamlara göre açık kalan ilk tahsilsiz çocukları okutmak için ne tedbir bulacağız? Malî tedbir, idarî tedbir, içtimaî ve millî tedbir, ne ise bunu mütalea buyuracaksınız. Bundan sonra üçüncü bir mesele kalıyor. O da ilk tahsil çağını geçirmiş bulunanların yani yaşlıların ve geçkinlerin ümmilikten kurtarılması için mücadele nasıl yapılacak ve nasıl devam edecek işte bunu mutalea buyuracaksınız. Biliyorsunuz ki Türk harfleri kabul edildiği vakıt Millet mektepleri şeklinde ümmilikle mücadele etmek için teşebbüs alınmıştır. İlk senede yüksek bir rakam yani 4–5 yüz bin kişi okutulmuştur, müteakip senelerde azalmak üzere bugün elde bulunan istatistiklere göre millet mekteplerinden, okuyup yazma kurslarından geçmiş olanların adedi bir milyona yakın sayılıyor.

Bazı müşahedelere göre tahsil etmiş olanlardan, millet mekteplerinde okumuş bulunanlardan bir kısmı az bir müddet bu mekteplere devam ettiği için bilahare okumadan ayrılarak öğrendiklerini unutmuş vaziyete düşmüşlerdir. Yüksek bir rakamdan başlayıp böyle tedrici azalarak 4–5 sene içinde 150 bin kişiye düşmesinin sebebi maddi olarak izah olunuyor. Yani bu millet mekteplerinde halka ders vermek üzere vazife almış olan hocaların masraflarına ve maaşlarına yapılacak ilâveleri temin etmek gittikçe güçleştiği için mekteplerin ve devam edenlerin adedi azalmıştır deniliyor.

Her ne olursa olsun meselenin içindeki müessirleri mütalea ederek ilk tahsil çağı haricinde bulunan geçkinlerin okuyup yazmalarını temin için yani ümmilikle mücadele için ittihaz olunacak tedbirleri mütalea etmenizi rica ederiz. Meseleyi size ilk tahsil noktai nazarından bugün mevcut olan vaziyeti ve ihtiyaçları bir kaç kelime ile fakat ana hatlarile kâmilen izah ettim. Meseleyi munhasıran hükûmetçe mütalea etmeyip de fırkaya getirdiğimin esaslı sebebi şudur: Görüyorsunuz ki, iş mütalea edildiği zaman tedbirleri göz önüne velev ki taslak olarak alındığı zaman yalnız hükûmet içine girilecek bir mesele değil, fırkanın bütün gayretile beraber çalışacağı ve fırka prensiplerinden en esaslılarının tahakkuk ettirilmesini istihdaf eden bir faaliyet olduğu içindir. Siz ve memleketteki bütün fırka teşkilâtı ümmülikle mücadele etmek için icap ederse kendilerine kabili tatbik olacak istifadeli yolları tayin etmek mevkiinde bulunuyorsunuz. İşte bunun için bu müzakereyi yüksek huzurunuzda açıyoruz. Arkadaşlar, fikirlerini hakikatleri gördükten sonra söyliyecekler. İhtimal ki heyeti celileniz meseleyi mütalea ve münakaşa ettikten sonra fennî olarak teferrüat üzerinde çalışarak efkârı umumiye ve bu üç esaslı noktada halin intizamı için, mektebe devam edemiyen çocuklara gösterilecek yol için ve ümmilikle mücadele için takibedilecek yolları sükunetle, fakat isabetle tayin edeceksiniz. Ricam bu hususta meselenin eksik taraflarını ve acı hakikatleri memlekete tanıtmak ve bunun tedavisine cesaretle girişmektir.

 

“Sevgili Bayram” (Makale)*

AT, MUM, Sayı: 5, 1-30 Nisan 1934, sf. 32-33 ... 23.04.1934

Bayramınız kutlu olsun cümhuriyet çocukları!

Sizin bayramınız bütün sevinç günlerinin en neşelisi ve en feyizlisidir. Hiç bir bayram günü sizin bu haftanız kadar vatan için ümitlerle dolu değildir.

Hiç biriniz cümhuriyetten başka bir devir bilmiyorsunuz ve bilmiyeceksiniz. Sizi neşede ve şetarette ölçüsüz görmek bizler gibi kötü saltanat devirlerini yaşamış olanlar için uçsuz bucaksız ilham membaıdır.

Sizin hiç biriniz vatanın her sahada zaferinden ve üstünlüğünden başka bir vaziyet tanımıyorsunuz. Siz hiç bir muvaffakiyetsizlik görmemek için yetişiyorsunuz. Engin ve p[ü]rüzsüz ruhlarınızın milyonlarca kanatları sevgili Türk vatanının üstünde gerilmiş zırhlı bir göktür. Kanatlarınızın zırhı inkilâp çocuklarının karekterindeki sağlıkla ve sağlamlıkla terbiye edilmiştir.

Doğru sözlü, temiz yürekli, vatan için kahraman ve fedâkar, çalışkan ve bilgili olmağa çalışınız. Ancak bu ahlâkla ve vatan için canınızı feda etmek ülküsü ile ve biribirinizi severek Türk adını göklerde tutabilirsiniz.

Büyük Gazi’nin Türk Cümhuriyetini ve vatan istiklâlini emanet ettiği gençlik sizsiniz. Türk tarihinin hiç bir devrinde çocuklarımız o kadar yüce bir elden bu kadar değerli bir armağan alamadı. Ne mutlu size!

İsmet

BMM’de Yapılan Konuşmada Milli Eğitim ile ilgili Söyledikleri

İ.İ.M.A.D.; sf. 25 ve İ.İ.TBMM.K.; Cilt. I, sf. 376-377 ve C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 125-126 ... 05.07.1934

Muhterem arkadaşlar; 

Büyük Millet Meclisini birkaç seneden beri millî maarife verdiği ehemmiyat ana istikametlerini tesbit etmiş bir haldedir. İlk tahsil için hükûmet, istinat ettiği fırkanın umumî ve müşterek faaliyetine mazhariyetle mubahî olmuştur. Memleketin büyük bir meselesine Millet Vekilleri arkadaşlarımızın yakından yardımlarını ibzal etmek suretile iştirakleri şimdiden tesirini hissettirmeğe başlamıştır İlk tahsil başlıca hususî idarelerin faaliyet sahasıdır. Hususî idarelerin malî vaziyetlerini tanzim ve ıslah etmek, diğer devlet faaliyetleri yanında, bilhassa ilk tahsilin halini ve âtisini tanzim etmek demektir. Bu meselenin ana tedbirleri ile daha birkaç sene uğraşacaksınız. Fakat benim kanaatimce, verimli yola şimdiden girilmiş ve hususî idarelerin intizamına temel atılmakta bulunmuştur. Geçen bütçe senesi verilmiyerek birikmiş olan hususî idare maaşlarını hazineden yardım suretile toptan ve birden tesviye etmek imkânını bulmak C.H.F. için şerefli bir alâka, Büyük Millet Meclisi için büyük bir memnuniyettir. Hususî idarelerin muvazeneli ve muntazam bir bütçe ile idaresini temin etmek için aldığımız ve takip edeceğimiz tedbirlerle gelecekte maaş birikmesine kat’iyen mâni olacağız. Diğer taraftan ilk tahsilin hakikatin umumîleşmesi ve keyfiyetinin yükselmesi istikametinde tedbirlerimizi mütemadiyen ikmal etmek kat’î kararımızdır.

Üniversite ıslahatı, lise ve orta tahsilin mücehhez ve değerli olması programını takip ediyoruz. İlk gündenberi, büyük ehemmiyet verdiğimiz meslekî tedrisat için yeni ve ıslahatçı bir hamleye ihtiyacımız olduğunu görmekteyiz.

Birkaç çizgi ile arzettiğim maarif meselelerinin ne kadar zamana ve vesaite lüzum gösterdiğini takdir etmek güç değildir. Zaten hiçbir zaman bitmiyecek olan maarif ihtiyaçlarını hükûmetin doğru ve tabiî istikametlerinde sebatla takip ettiğini Büyük Millet Meclisinin teveccühle görmesi, ilerlemek için esaslı bir teşviktir. 

 

Halkevleri’nin Kuruluşunun 3. Yıldönümü Dolayısıyla Ankara Halkevi’ndeki Radyo Söylevinden

AT, MUM, Sayı:15, 1-28 Şubat 1935, sf. 24-26 ve C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf.127 ... 22 Şubat 1935

Halkevleri söysal [sosyal]* büyük bir ödevi üzerlerine almışlardır. Bu ödev vatandaşların toplanıp gerek ilim alanında ve gerek soysal [sosyal] bakımdan birlikte konuşabilmek adetine alışmalarıdır. Bu bizim ötedenberi büyük bir ihtiyacımızdır. Sonra güzel sanatlar için ve müsbet ilimleri tanıtmak ve sevdirmek için sarfolunacak emekler bilhassa fırkanın ve halkevleri idare heyetlerinin gözleri önünde bulunmalıdır. Bir toplantıda istifade ile söz söylemek için o toplantıdan evvel konferanslarına ve konserlerine daha evvel çalışmış ve hazırlanmış olması gerektir. İyi çalışılmış, bir kaç kitap karıştırılarak hazıranmış olan bir konferansın muvaffak olması ve dinliyenlerin bundan zevk alması muhakkaktır. Ümid ederim ki bütün halkevlerinde arkadaşlar konferans vermek için daha iyi hazırlanmak, ve herkesi alâkalandırmak hususunda özenli bulunacaklardır.

Geçen yıl içinde halkevlerinin çalışma hesapları elimdedir. Eğer soysal [sosyal] ve ilim alanlarında aza kanaat etmiye istidadımız olsaydı bu vereceğimiz rakkamlardan memnun olmamız lâzımdı. Mesela, 933 senesinde halkevleri toplantılarında dinliyenler ve söyliyenler[in] sayısı: 375 bin iken 934 senesinde 798 bin kişiye varmıştır. Bu takriben öncekinin iki misline yakın bir sayıdır. Amma, bütün memlekette, seksen toplantı yerinde bizi dinliyenleri 800 bin kişi alırsak bunu azımsamak bizim için bir borçtur. Daha çok toplanmalıyız ve Halkevlerinin bulunduğu yerlerdeki vatandaşlar, kadın, erkek bütün bir yılda, bir defa olsun Halkevinde bulunmalıdırlar.

Halkevlerinin malûm olan özel bir mahiyetine tekrar bütün memleketin dikkatini çekmek isterim. Halkevleri siyasî bir müessese değildirler. Soysal ve kültürel kurumdurlar. Onun için memleketin bütün ışıklı evlatları bu toplantılarda bulunarak zevklenmeli ve Halkevine hizmet etmeyi yurda karşı bir ödev telâkki eylemelidirler. Memur olsun, serbest meslek erbabı olsun herkes Halkevlerinde en temiz bir aile toplantısı gibi bulunmayı kendisi için istenir bir iş saymalıdır.

Halkevlerindeki kitap sayısına gelince, geçen sene 59 bin imiş, bu sene 97 bine çıkmış. Bu azlıktan ne kadar şikayet etsek hakkımız vardır. 97 bin kitap 80 Halkevi için çok azdır. Bu geçen 934 yılında okurların adedi 428 bindir. Görüyorsunuz ki rakamlar iki misli, üç misli artmıştır. Ancak bu artış varmak istediğimiz neticeye ve ihtiyacımıza göre azdır ve bunların çok daha artırılması lâzımdır.

Memleketin ilerleme ve genişlemesi yolunda birçok sıkıntılar geçiriyoruz, birçok vasıtasızlıklardan bunalıp duruyoruz. Tabii bunların başında uzun senelerdenberi yıpranmış, harap olmuş, zenginliği erimiş bir memleketin varlığını artırmak en mühim vazifelerimizden biri olarak önümüzde duruyor. Fakat arkadaşlar, bütün Halkevinde bulunanlar işitsinler ki bu memleketin ilerlemesi ve genişlemesi için muhtaç olduğumuz vasıtaların en başında, paradan, her şeyden evvel, en başta bilgi lâzımdır. İktısadî hayatın her alanında kültürün her bucağında bilen adamlara, bilgi lüzumuna inanmış adamlara ihtiyacımız çoktur. Hiç olmazsa Halkevleri memleketin ö[e]konomik ve kültürel yaşayışını her yanında tarla ekmekten büyük bir fabrikayı işletmeye kadar bütün işlerde iyi hazırlanmış özel bir bilgiye ihtiyaç olduğuna inanmayı yaymalıdır. Onun için okuma hevesini, kitap hevesini, Halkevlerinde çoğaltmak başlıca işlerdendir. Her sene bu toplantılarda Halkevlerinin güzel san’atlar için emek sarfetmelerine alâkalarını uyandırmak isterim. Güzel san’atlar için Halkevlerinin hakiki bir örnek olmaları, memleketin güzel san’atları sevmesi, güzel sanatlardan zevkalması için çalışmaları lâzımdır. Güzel san’atlara alışmamış olan, güzel san’atlardan uzak bulunan muhitlerde buna alışmıya çalışmak bile biraz sıkıntı vericidir. Amma sık sık göstererek ve anlatarak bunun tadını vatandaşlara tattırdıktan sonra güzel san’atlar hayatın başlıca bir âmili olur ve güzel san’atsız hayat iptidai ve yabani bir hayat şeklini alır. Halkevleri Türk cemiyetini yükseltmek, inceltmek moralı arttırmak, verimini çoğaltmak için açılmıştır. Yalnız moral yolunda değil, maddi ihtiyaç yolunda da kudretli, takatlı, cevherli, çok daha cevherli bir hale gelmek için güzel san’atları başlıca bir vasıta olarak görmelidir. Onun içindir ki Halkevlerinde güzel san’atlara sarfedilen bütün emekler çok verimlidir. Bu hususta emek sarfedenler,vatana hizmet etmeye çalışan adamlar gibi saygı ile muamele görmelidirler. 

 

Mekteb–i Mülkiye’nin 59. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Yapılan Konuşmadan

C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.;  sf. 126-127 ... 11.12.1935

Arkadaşlar! 

Mülkiyelilerin bu akşamı, her sene bizim için zevkine alıştığımız bir bayram olmuştur. Sizinle bu kıymetli bayramı kutlamak için buraya toplanmış bulunuyoruz.

59 senedir bu memlekette en değerli hizmetler yapmış olan Mülkiyenin ileride yapacağını bundan daha az değil, daha çok görüyoruz.

Devlet, Mülkiyeden ettiği istifadeyi geniş ölçüde artırmak için mülkiyelilerin daha çok yetişmesini esaslı bir tedbir olarak kabul etti. Mülkiye Mektebini Ankara’da onun geçmişteki şan ve şerefine ve tarihteki hizmetine yakışacak geniş ölçüde kuracağız.

Genç mülkiyeli arkadaşlarımızın istikbalde yüce hizmetler için söylediği sözler, aldığı taahhütler göğsümüzü iftiharla kabarttı. Yüreklerimiz gençlerin hizmet azmini duymakla mütehassistir. Ve bu, memleketin istikbali için büyük ve güzel bir teminattır. Tasavvur olunamıyacak derecede hummalı bir faaliyet içinde herbirimiz esaslı işlerle meşgul ve meşbu bir haldeyiz. İşlerimiz çoktur, etraflıdır. Kaybedilmiş zamanların telâfisi o kadar ehemmiyetlidir ki her sahada yüksek azim ve çok çalışma yerinde olacaktır.

Kültür, idare, sanayi, ziraat ve her türlü imar bakımından bir çok işlere girişmiş bulunuyoruz. Evet, ikmal etmekte olduğumuz birçok işler vardır. Fakat vazifemiz yalnız bunları bitirmek değildir. Bunlarla beraber yeni programlara, yeni işlere girişmek kararındayız. Yeni Türkiye için en yüksek seviyeye az zamanda varmak, yüksek heyetiniz gibi herkesin ideolojide, kültürde bütün kuvvetlerini hergün sarfetmelerine bağlıdır. Yapılacak işler pek çoktur. Erişilecek neticeler çok tatlıdır, yüksektir.

Gençler, 10–15 sene sonra yine burada toplandığınız vakit göreceğiniz yeni Türkiye’yi yaşarken, çok evvel gelmiş nesillerin hayallerinde yaşattıkları gayelerin tahakkuk etmiş olduğunu hatırlarsınız, bizi bahtiyarlığınıza teşrik etmiş olursunuz. 

 

Mekteb–i Mülkiye’nin 59. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Atatürk ile Mesaj Teatisi

İ. İnönü’nün Mesajı – UG, 12.12.1935

K. Atatürk’ün Mesajı – İVA, DN: 02527 ... 11.12.1935

ATATÜRK

Bugün yıldönümlerini kutlamak için Ankara Palasta toplanan sıyasal bilgiler okulası* mezunları, Türk ulusuna yalnız yerin yüzünde değil bütün varlıkların üstünde yer verdiren büyük ve sevgili şefin yüce adını anlamak ve ona karşı besledikleri derin ve içten saygılarını haykırmak ile toplantılarına başlamış bulunuyorlar.

Arkadaşlarımın görülmeğe değer olan bu duygularını yüksek katiniza ulaştırmak ile büyük bahtiyarlık duymaktayım.

İSMET İNÖNÜ

  

İsmet İnönü,

Yıl dönümlerini kutlamak için beni anarak toplantılarına başlamış bulunduklarını bildiren telefonunuzu* aldım. Birdenbire duygumu tahlil edemedim. Bunun için siyasal bilgiler okulu “diplomeğleri” sözleri üzerinde bütün dikkatimi kullanarak düşünmek lüzumunu his ettim. Bunlar kimlerdir? Fazla düşünmeye hacet kalmadı. Derhal bildim ki bana içten sevgilerini haykıranlar; yarım asırdan beri büyük Türk Ulusunun tam anlamile Millet olmasına çalışan, onunla en modern bir Türk Devleti kurmak için insanlık fedakârlıklarının hiç birini kendilerinden esirgemeyen, kültür, idare, intizam, devlet anlamlarını en son ilmiğ  telakkilere göre tebellür ettirmeğe çalışmış ve çalışan yüksek arkadaşlarımdır. 

İşte bu intibaı kendi kafamda ve vicdanımda duyduktan sonradır ki telefonunuzun birinci satırının sonundaki dalgınlık aydınlandı.

Ben Büyük İsmet İnönünün karşısında bulunmakla mutlandığı göreyden, manen değilse bile maddeten uzak bulunmuş olmaktan teessür duymadığımı söyleyemem. Ancak şununla müteselliyim ki senin; hakikati, esaleti, Millet ve Devlet için gönülleri ateşlileri benim kadar ve belki benden daha parlak görür olduğunu bildiğimdir.

Onun için, rica ederim, söyleyiniz o arkadaşlara ki bu devletin en aşağı 70 sene evvelki halini bilenleri içlerinde bulundurmaktadırlar ve yine İnönünde, Sakaryada, Dumlupınarda çocuk olarak yaşamış ve o yüksek manalı kafileye, Devlet ve Millet mefhumunu anlayarak karışmışlardır, işte onların hepsine söyleyiniz ki şimdiye kadar yaptıkları temiz, Türklüğe lâyık olabilen işlerine karşı kendilerine, minnetle mütehassisim.

Fakat yine o arkadaşlara söyleyiniz ki Türk Milletine, Türk Cümhuriyeti Devletine karşı yapmağa mecbur olduğumuz ödevler bitmemiştir, ve bitmeyecektir.

Bu dünyadan göçerek Türk Milletine veda edeceklerin; çocuklarına, kendinden sonra yaşayacaklara, son sözü bu olmalıdır:

“Benim Türk Milletine, Türk Cümhuriyetine, Türklüğün istikbaline ait ödevlerim bitmemiştir; siz onları tamamlayacaksınız. Siz de, sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz.”

Bu sözler bir ferdin değil, bir Türk Ulusu duygusunun ifadesidir. Bunu, her Türk bir parola gibi kendinden sonrakilerine mütemadiyen tekrar etmekle son nefesini verecektir. Her Türk ferdinin son nefesi; Türk Ulusunun nefesinin sönmeyeceğini, onun ebediğ olduğunu göstermelidir. Yüksel Türk, senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.

11 Birincikânun [Aralık] 1935

K.* Atatürk


Mekteb–i Mülkiye’nin 60. Kuruluş Yıldönümü ve Ankara’da Yapılan Yeni Binasının Açılışı Dolayısıyla Yapılan Konuşmadan

İ.İ.M.A.D.; sf. 26-28 ve C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 128-129 ... 04.12.1936 

Arkadaşlar,

Mülkiyeyi 60 ıncı senesinde Cumuriyet merkezinde selâmlıyoruz. Mülkiyenin Cumuriyet merkezine gelmesini senelerdenberi hasretle bekliyorduk. Bunu, yalnız istikbalimizi idare edecek olan arkadaşlarımızın iyi şartlarda, rahat ve bol malzeme ile çalışmalarını temin için değil, ayni zamanda Cumuriyet merkezinin zihniyetini, anlayışını onların genç ve yetişme hayatlarında zihinlerine yerleştirmeleri için de istiyorduk. Büyük Millet Meclisi, Cumuriyet Hükûmeti, Mülkiye Mektebine ilk gündenberi sevgi ile ehemmiyet ve kıymet veren hususi bir nazarla bakmıştır. Eğer bu sene sizi rahat çalıştıracak bir binaya malik edebildi isek, emin olun ki yakın bir zamanda, yine sizin sahanızda olmak üzere bunun gibi birkaç bina daha vücude getireceğiz.

Mülkiyelileri, idare, maliye ve siyaset sahasında memleketi idare edecek olan başlıca bir unsur olarak sayıyoruz. Bunun içindir ki arzumuz, yarın memleketi idare maliye ve siyaset sahalarında idare edecek olanları bir zabit gibi en küçük seviyesinden Mülkiye mezunu olarak başlatıp en yüksek derecesine kadar yetiştirmektir. Memleketin iyi idare olunması, muktedir ve faziletli memurlar elinde bulunması, o memleketin hayatı için en büyük ve en mühim teminattır.

Arkadaşlar,

Eğer Osmanlı tarihinin son asırlarını dikkatle okursanız en az son 200 senedenberi merkezde devlet idaresinin kudretsiz, liyakatsiz ve hatta memleketi tahrip etmek için seçilmiş sanılan adamlardan mürekkep kaldığını görür ve bu imparatorluğun nasıl yaşadığına hayret edersiniz. Akıl ve hikmet icabı odur ki, Osmanlı imparatorluğundan 1700 den sonra en geç elli sene zarfında eser kalmamalı idi. Bu kadar çürümüş ve merkezde anlayışı bu kadar bozulmuş bir imparatorluk eğer daha 200 sene yaşıyabilmişse bu, vilâyetlerinde, hudutlarında bulunan idare adamları ve hudut kumandanları sayesinde mümkün olabilmiştir.

Ahlâkı, anlayışı ve iktidarı yerinde, iyi bir idare kadrosu, bir çok fenalıklara uzun müddet mukavemet edebilmek için bir teminattır ve eğer memleketin bütününü idare eden merkezi siyasetle idare makinesi iyilikte hemahenk olursa, o memleketin az bir zaman içinde en ileri memleketler ve milletler arasına geçmesi için bütün unsurlar ve şartlar mevcuttur. Bundan 100 sene sonra Yeni Türkiyenin muazzam ve beynelmilel sahadaki şanlı yüksek varlığını vücude getiren unsurlar mütalea ve tetkik edildiği zaman, ümit ve temenni ediyoruz ki Mülkiye bu varlığı kuran birlikler içinde bilhassa parlıyan ayrı bir yıldız olsun.

Bu mektebe girenler, ilk sınıftan itibaren kendisini büyük bir ideale vakfetmiş bir adam zihniyeti ile çalışmağa başlamalıdır . Bu mektebe idare ve siyaset kademelerinin en ufağından başlamak arzusu ile girecek olanlar memleketi imar etmek, memlekete hizmet için, her sahada bütün menfi unsurlara karşı memleketi müdafaa etmek için hakiki bir kararla, vicdan kararile mücehhez olurlarsa bu memleketin edeceği istifadenin hududu yoktur.

Sonra birşey daha söylemek isterim. Çok çetin sert ve aksi şartlar içinde bulunduğu halde bu mektep, 60 senedenberi kendisine iyi bir an’ane yapmıştır. İlk günden itibaren buradan yetişenlerin çoğu, bu mektebe, faziletin, iktidar ve sebatın, ideal sahibi iyi ahlâklı ve iyi yürekli olmanın damgalarını vurmuşlardır. Bu size kıymetli bir emanettir.

Büyük mektepler sağlam an’aneye istinat ederek gelişirler. Biz bu an’aneyi bilerektir ki, mülkiyelilerin hiç olmazsa 20–25 senede bu memleketin bütün memur kadrosunu kaplıyacak kadar zengin bir kütle haline gelmeleri için geniş mikyasta mülkiyeli yetiştirmek hevesine düşmüşüzdür. Az bir zamanda mülkiyelileri çok arttırmağı düşünüyoruz. O suretle ki buradan çıkanlar yavaş yavaş devletin bütün kadrolarında geniş mikyasta çalışmak için saha bulsunlar. Sizin anlayışınızı, inkılâbı muhafaza etmek, korumak ve memleketi yüksek seviyeye çıkarmak için, başlıca bir temel olacaktır. Hocalarınız sizi ona göre hazırlamağa çalışacaklar, siz bütün hayatınızda çok ehemmiyetli sahalarda hizmetler göreceksiniz.

Arkadaşlar,

Genç ve kıdemli arkadaşların gösterdikleri muhabbet ve söyledikleri teşvik ve taltif edici sözler bizi çok mütehassis etmiştir. En kıdemlilerden Ahmet İhsan Tokgöz’e bilhassa teşekkür ederim. En kıdemsiz arkadaşlarımızın burada, Büyük Millet Meclisinin muhterem reisine ve Büyük Millet Meclisinin muhterem âzalarına ve hepimize karşı mülkiyelilerin nâzım bir zihniyetle hazırlandıkları hakkındaki sözleri bizi ayrıca bahtiyar etmiştir .Bu sözler istikbalde ümitlerimizi teyit etmektedir. Şüphe etmiyorum ki, yarın memleket bu sözleri zevkle okuyacak ve aşk içinde yetişen mülkiyelilere memleketin istikbalini emniyet edeceğinden dolayı vatandaşlar geniş yürekle haz duyacaklardır.

Atatürk için bütün mülkiyenin, hocaların eski ve yeni yetişenlerin gösterdiği hususi muhabbet ve saygıyı kendilerine iblağ etmek benim için şerefli bir vazife olacaktır.

Mülkiyeliler, kurulmakta olan Yeni Türkiyenin ikbali, şevketi sizin aşkla, idealle, vücudünüzü memlekete vakfetmenize bağlıdır. Mülkiyeliler, çalışmak için yarın çok geniş saha bulacaklardır. Kendileri memuriyet hayatında belki yüksek refahı, zenginliği hiçbir zaman görmiyeceklerdir. Fakat büyük devlet hizmetlerinde yararlık göstermekle mamur bir vatan vücude getirmekle erecekleri şerefler ve edinecekleri zevkler ve inşirahlar insanlara nasip olabilenlerin en büyükleri ve en tatlıları olacaktır. 

 

İstanbul Üniversitesi Söylevinden

İ.İ.M.A.D.; sf. 26-28 ve M.Ş.S.D.M.; sf. 27-32 ve C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 45-46 ... 02.03.1939 

İstanbul Üniversitesinin kıymetli mensupları:

İstanbul’a gelişimde beni muhabbetle selâmladınız. Bugün de Üniversitenin, müesseselerinde yakından gördüğüm memleket ve millet için ümitlerle dolu olan çalışmaları, bende iyi intibalar bıraktı. Size teşekkürlerimi ve takdirlerimi söylemek isterim. Bilirsiniz ki Cümhuriyet, İstanbul Üniversitesinin mükemmel olmasını, rejimin ilk gününden itibaren emel edindi. Muhtelif istikametlerde samimî gayretlerden sonra Üniversitenin bugünkü şekli teessüs etmiştir. İlim seviyesinde ve tedrisat malzemesinde, İstanbul Üniversitemizin kıymetine umumî olarak güvenebiliriz. Cümhuriyet hükûmeti, yeni Ankara Üniversitesini tedricen meydana getirirken İstanbul Üniversitesinin eksiklerini de durmadan tamamlamağa çalışacaktır.

Fakat, asıl mühim olan nokta, Üniversite mensubu talebemizin istikbal için verdiği teminattır. Kız ve erkek Üniversiteli arkadaşlarımız, çalışkanlıkta, idealde, ahlâk ve karakterde, Türkiyenin sağlam istikbaline en inandırıcı delil olmak mevkiindedirler. Dikkat ediyor musunuz, talebemizin meziyetlerinden bahsederken zekâ ve istidatlarından, yani daha ziyade fıtrî olanlarından, bahsetmedim. Çünkü, bu meziyetlerin daima bol bol talebemizde mevcut olduğu malûmdur. Bugünkü medeniyette asıl lâzım olan ve bir iki asırdan beri bilhassa ihmal ettiğimiz temel ve hassa, muntazam, metodik, yorulmak bilmeden çalışmak kabiliyetidir. Onun için Üniversitelilerimizin çalışkanlığı, benim için çok kıymetli bir hassadır. Hocalardan ve talebelerden bilhassa rica ettiğim nokta da budur.

Gene talebenin idealist olması, vatanın istikbali için büyük bir temeldir. Bizim ideallerimiz, vatan ve millet hizmetinde toplanır. Her meslekte yetişen Üniversiteli için, Türk milletine ve Türk vatanına hizmet edecek faydalı unsur olmak ideali, bütün çalışma hayatına hâkim olmak lâzımdır. Cümhuriyet, Türk milletine, millî devleti ve yeni cemiyeti temin etti. Bu iki esas ile Türk milleti, insaniyet ailesinde, kıymetli bir varlık vaziyetini almıştır. Bu vaziyet, ancak, temiz ideale yetişen genç nesillerin karakter kuvvetlerile muhafaza olunur, yükselebilir. Bilmenizi isterim ki, ahlâk ve karakter sağlam olmadıkça, cemiyette, esaslı bir hizmet görmeğe imkân yoktur. Cemiyetin kudret ve ehemmiyeti, vasatî ahlâk ve karakterinin kıymetine, her faktörden ziyade bağlıdır.

Türkiyenin İstikbali, Genç Üniversiteliler!

Moraliniz ve karakteriniz, büyük Türk milletinin yüreğini ümitlerle dolduracak güzel örneklerle kendini göstermektedir. Türkiyenin istikbali üzerine teşhis koymak isteyen yabancılar, tahsil çağında bulunan gençlerimizin ahlâk ve karakterindeki sağlamlıktan ders almalıdırlar. 

 

Milletvekili Seçimlerindeki CHP Adaylarının Duyurulması İçin Yayınlanan Beyannameden

C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.;  sf.46 ... 23.03.1939

Aziz Vatandaşlarım!

Cümhuriyet; imar, kültür, endüstri programlarına geniş mikyasta devam edecektir. Fakat bilhassa köylü ve çiftçi halkımız kazancını artırıp maişet seviyesine yükseltmek, bunun için geniş mikyasta ziraat ve ilk tahsil imkânlarını bulmak, başlıca emelimiz olacaktır.

 

Maarif Şurası Üyelerini Kabulde Yapılan Konuşma

M.Ş.S.D.M; sf. 47 ve C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 46 ...  27.07.1939

Maarif Şûrasının sayın âzasile birlikte bulunmaktan, Bayan İnönü ile beraber sevinç hissediyoruz. Şûranın on gündür devam eden çalışmaların dikkatle takip ettik. Maarif ailemiz âzasının yüksek kıymetlerini ve bilhassa mesleklerine aşklarını ve bağlılıklarını takdirle gördük. Bu görüş Maarif mücadelerimizin âtisi için bizi ümitlerle doldurdu. Büyük Türk milletini, lâyık olduğu yüce derecede tebarüz ettirecek tek vasıta, onun kültür ve teknik kuvvetidir. O da sizin ehliyetli ellerinizdedir. En iyi dileklerimiz ve her suretle yardımcı olmak arzularımız daime sizlerle beraberdir. Sizi bu duygularla selâmlarım.


BMM’yi Açış Konuşmasında Eğitim ile İlgili Söyledikleri

C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 46-47 ve İ.İ.TBMM.K.; Cilt II, sf. 7 ... 01.11.1939

Aziz Arkadaşlarım! 

Maarif işlerimizi, yeni Meclisin tarihimizde mümtaz bir farikası olarak himmetli ellerinize almanızı beklerim. Malî ve umumî şartlarımız sıkıntıya mâruz olsalar bile, maarif işlerimizin ana istikametlerde ilerlemekte geç kalmayacağını ve her halde esaslı tedbirlerin zamanında alınacağını ümit ederim. (Alkışlar). Hükümet, ilk tahsilin amelî ve ana tedbirlerine el koymuştur. Bunları süratle tetkikınize alarak karara bağlayacağınıza kaniim. Memleket, teknik tahsilin her şubesini ciddî olarak benimsemiştir. Halka bu yolda kolaylık tedbirlerinizi genişletmenizi dilerim. Memleketin mühendis ve yüksek mühendis ordusunu yaratacak müesseseleri kurmak için acele etmemiz lâzımdır. (Bravo sesleri).

Bütün maarif tedbirleri insan yetiştirmek gibi en çok zamana ihtiyaç gösteren tedbirlerdir. Onun için vaktile başlamak, maarif işlerimizde Hükûmetin bilhassa dikkat edeceği bir unsur olmalıdır. Nihayet, maarif işlerimizin görgülü unsurlarımızın birbirine samimi olarak yardımları sayesinde ilerleyebileceğine kani bulunuyoruz. Onun için, bilgili çalışmalara, ilme ve tecrübeye dayanan gayretlere hususî bir kıymet vermiyoruz. 


BMM’yi Açış Konuşmasında Eğitim ile İlgili Söyledikleri

C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D,  sf. 47-48 ve İ.İ.TBMM.K.; Cilt II, sf.16-17 ...  01.11.1940

Aziz Milletvekilleri! 

Maarif işlerinde kabul buyurduğunuz köy enstitüleri ve Devlet Konservatuvarı kanunlarının hayırlı tatbikleri, şimdiden iftıharı mucip vaidlerle doludur. Memleketin muhtelif mıntıkalarında açılan 14 enstitüde, şimdiden 6000 talebemiz yetişmektedir. Bütün alâkadarlarının en geniş bir emek ve çalışma ölçüsü ile kurulup yürümesine savaştıkları bu müesseseler, 15 yıl içinde Türkiyede ilk öğretim meselesini tam olarak halletmeğe imkân verecektir.

Musiki ve tiyatro sanatında Türk çocuklarını yaratma kabiliyetlerini iyi bir inkişaf yolunda görerek memnun olmaktayız. Devlet Konservatuvarı, kabul buyurduğunuz kanunla daha verimli bir tekâmüle doğru yürüyebilecektir.

Teknik öğretim sahasında halk için açılan kurslarda yapılan ümit verici tecrübelerin umumileşmesi, vatandaşın iş terbiyesi bakımından mühimdi. Bunun takviye edilmesini ve daha esaslı bir programla daha yaygın bir çalışma mevzuu yapılmasını çok lüzumlu bulurum.

Ankara’nın yüksek irfan müesseseleriyle takviyesini, kültür dâvalarımızın önünde tutmaktayız. Yeni binasında çalışmaya başlıyan Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesiyle, bu yıl Maarif Vekilliğinin idaresine verdiğiniz Hukuk Fakültesi, müstakbel ve şubeleri tam Ankara Üniversitesinin iki rüknü olarak kurulmuş bulunmaktadır. İstanbul üniversitesi ve diğer yüksek dereceli okullarımız, tabiî seyirlerini takip ederek ileri yürümektedirler.

Umumî kültür veren okullarımızın mükemmelleşmesi için keyfiyete teveccüh eden sathî olmaktan kurtulup derinliğine istikamet alan tedbirleri, lüzumlu ve faydalı bulmaktayım. Türk Gençliğinin bedence, hususiyle inzıbat ve ahlâk mevzuunda iyi yetiştirilmeleri için çok dikkatle ve ciddî hareket edilmesini millî terbiyemizin kuvvetlenmesi bakımından bir zaruret telâkki ederim.

Türk kültürünün iki mühim ve esaslı temeli olan dil ve tarih işlerimize yakın alâka ile önem veriyoruz. Türk dili ve tarihi için çalışan iki kurumun lûgat, imlâ, gramer, terim ve tarihimizin her safhasına ait tetkikleri için yeni hızla emeklerini teksif edeceklerine emniyetim vardır.

 

Siyasal Bilgiler Okulu’nun 64. Kuruluş Yıldönümü Töreninde Yapılan Konuşmadan

İ.D.;N.H.B.H.; sf. 199-201 ve C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf.48-49 ... 04.12.1940 

Arkadaşlar;

Siyasal Bilgiler Okulu memleketimizin idare hayatına her sene seçme uzuvlar yetiştiren en kıymetli müesseselerimizden biridir. Diğer büyük ilim müesseselerimiz mezun verirken ve tahsilini bitirenleri hayata çıkarırken onlara serbest mesleklerde de çalışma imkânlarını veriyor. Fakat bu müesseseyi bitirip çıkanlar, daha ilk günlerinde kendilerini devlete vakfetmek karariyle işe başlıyorlar. Serbest hayatı en zayıf ihtimal olarak göz önünde tutuyorlar; ömürlerini millet hizmetine bağışlıyorlar; memlekete faydalı olmağı maksatlarına uygun buluyorlar; başlıca resmî idare mekanizması içinde vazife alıyorlar. Bu bakımdan bu müessesenin hususiyeti ve kendisine mahsus şeref ve imtiyazı vardır.

Arkadaşlar;

Büyük bir milletin hizmetine girmek üzeresiniz. Bu milleti an’ane olarak, aile olarak sevmekten daha fazla, temiz bir aşkla hissetmelisiniz. İdare hayatında iktisat ve maliye sahasında ve her sahada milletimizle temas ettiğiniz zaman onun kudret ve isteklerini yakından göreceksiniz.

Size bu müessesede mümkün olduğu kadar kuvvetli bilgi vermeğe çalışıyoruz. Kabul etmelisiniz ki, size burada mümkün olduğu kadar engin ufuklar açmağa çalışıyoruz. Zira hayatta çok geniş bir bilgiye ihtiyacınız vardır. Ancak bütün bunlar, bundan sonraki tetkik ve çalışmalarınız için anahtar mahiyetindedir.

Memleketin idare hayatında milletimizin temas edeceğiniz işleri pek çoktur. Memleket mevzularının hepsine taallûk eden bilgileri, size burada, en ince teferruatına kadar vermek, hiç birimizin iddiası değildir. Bu, sizin ihtiyaçlar karşısında tesadüf edeceğiniz mevzuları öğrenmek ve tanımak için göstereceğiniz gayrete birinci derecede bağlıdır.

Arkadaşlar;

Bu mevzua temas edişimin sebebi şudur: müesseseyi bitirmekle ilmin bitmediğini, ancak lâzım olan bilgileri elde etmek için bunların size anahtar olarak verildiğini göstermektir. Maliyede, iktisatta, idarede, siyasette sizin esas rolünüz, aldığınız vazifeyi, bulduğunuz çarkı en eyi şekilde işletmek değildir. Bundan daha fazla olarak, yeni ihtiyaçları önliyecek ve memleketi ilerletmek tedbirleri bulup tatbik etmeniz asıl vazifeniz olacaktır. Mütemadiyan araştırmayı isteyen bir mesleğe gireceksiniz. Bu memlekette teşkilâtçı kurucu ve bulucu bir mesleği seçtiğinizi ilk günden hatırlayınız. Kuruculuk ve buluculuğu yalnız zekâ yapamaz. Bunlar, büyük mikyasta bilgiye tetkike ve tecrübeye ihtiyaç gösterir. Bunun için öğrendikleriniz çok kıymetlidir. Fakat öğrenecekleriniz, geniş mikyasta önünüze açıktır. Bu açığı, vazife başındaki çalışmalarınızla kapayacaksınız.

Arkadaşlar;

Memuriyet hayatında, nefsinize itimadınız, ilk günden itibaren esaslı bir vasfınız olmalıdır. İyi öğrenmek ve öğrendiğini emniyetle tatbik etmek ruh haleti, size hâkim olmalıdır. Nefsinize itimadınızla bu söylediğim büyük ihtiyacı daima hatırınızda tutarsanız, kendinize itimadın taşkın hale gelmesine katiyyen mâni olursunuz. Âmirlerinizden iyi muamele görmeğe emniyetle bakınız. Fakat hayatta, biliniz ki, hazmı güç olan muamele, iyi muameledir. Bir insanı sert idare etmek kolaydır; teveccüh gören memurun mütemadiyen iyi muameleye hak kazanması çok güçtür. Teveccüh ve iyi muamele karşısında insan, kendini kaybetmemelidir. Bu da ilerlemek ve muvaffak olmak için başlıca âmildir.

Demek istiyorum ki, kendi nefsinize olan itimadınızla âmirlerinizi size kolaylık göstermiye teşvik etmek, sizin elinizdedir. Kendinize inancınız hiç sarsılmamalıdır. En sert, sizden çok yaşlı muhitlerde bile lâyık olduğunuz mevkii tutabilmenin şartı, nefsinize hürmetinizdir. Nefse hürmet, terbiyesi yerinde ve temiz ahlâklı olan kimselere en yaşlı ve en çetin bir muhit içinde bile en sayılan bir mevki kazandırır.

Arkadaşlar;

Sizi, buraya, Siyasal bilgiler okuluna girmeye karar verdiğiniz andan itibaren millete hizmeti yüreklerinize yerleştirilmiş olarak kabul ediyoruz. Sizin, gösterişli vaziyetleri düşünmekten ziyade kendi vicdanınızı tatmin edecek surette millete hizmet edeceğinize kani bulunuyoruz.

Türk Milleti içinden yetişiyorsunuz. Türk Milleti, idare hayatınızda göreceksiniz ki tasavvur edemiyeceğiniz kadar ince görüşlüdür; güç beğenir ve kusur arar değildir. Elverir ki, vazifede bulunanların ciddî ve idealle çalıştıklarına kani olsun.

Arkadaşlar;

Size eski zamanların bu memlekete bıraktığı bir çok fena huylardan bahsetmeyiceğim. Eski kusurlar, Cümhuriyet ailesinde unutulmuştur. Doğruluğu artık aramızda başlıca bir meziyet saymıyacak kadar ileriyiz iyi vasıflar dediğim zaman, ileri ve istikbali açık Türkiyenin istediği yüksek vasıfları anlıyorum. Onlara kendinizi hazırlamalısınız, bunu istiyoruz. 

 

“Madame Butterfly” Operasının Temsilinden Sonra Sanatçılara Övgüleri

C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D. ; sf. 50-51 ...  12.06.1941

Birçok arkadaşlarımdan muvaffakiyetlerinizi işitmiştim. Bir kere de kendim gördükten sonra şuna kanaat getirdim ki hepiniz istikbalin birer yıldızı olmıya namzetsiniz. Siz, yalnız şahsi yükselişinizi değil, bütün milletin her ferdine sanat duygusunu aşılıyarak hep beraber yükselmeyi düşünmelisiniz. İyi bir sanatkâr olmanın yanında iyi ve karakteri sağlam insanlar olmıya da çalışmalısınız.

Unutmayın ki, siz bir terbiye müessesesi kuruyorsunuz. Bu dürüst çalışmalarınızda size, başta ben olmak üzere, hepimiz elimizden gelen yardımı yapacağız. Daha bu işin başlangıcındasınız. İleride daha büyük muvaffakiyetler kazanabilmek için hergün daha çoğalan gayretle çalışmalısınız.

Bana burada güzel saatler geçirttiniz; bunun için hepinize teşekkür ederim.

 

“Madame Butterfly”Operasının Temsilinden Sonra Sanatçılara Övgüleri

age,  sf. 51 ...  25.06.1941

Görüyorum ki, çok çalışmışsınız. Muvaffak oldunuz. Tebrik ederim. Sizden bu muvaffakiyetin daha büyüklerini bekleriz. Biz sabırlıyız. Sizin de sabır ve aşkla çalışmanızı isteriz.

Bu büyük sanata, bir inkılâp hamlesi içinde başlamış bulunuyoruz. Bu sanat, sanatların en yükseğidir. Bu sanatı ileri götürecek sizlersiniz.

Israrla, bıkmadan, inkılâp ve sanat aşkıyle çalışacaksınız ve behemehal muvaffak olacaksınız. Ümidimiz sizlerdedir.

Hepinizi tekrar tebrik ederim.

 

İzmir Kızılçulu Köy Enstitüsünü Ziyarette Öğrencilere Yapılan Konuşma

M.Ş.S.D.M.; (1945 basımı) sf. 88 ... 01.09.1941

Köy Enstitülerine çok ehemmiyet veriyorum ve bu sahadaki çalışmaları yakından takip ediyorum. Sizlere çok güveniyorum. Sizlerde çok ümidimiz vardır. Çalışmalarınızdan memnun oldum. Bundan sonra da gene böyle çalışınız. Bu çalışmalarınızı da yakından takip edeceğim. Ahlâklı, vekarlı, haysiyetli ihsanlar olarak yetişiniz. Köylerimiz sizi bekliyor. Köylerimizde de sizleri göreceğim, memnun oldum. Allha ısmarladık.

 

Dil Bayramı Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj 

C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. sf. 51-52 ...  26.09.1941

Vatandaşlarıma!

Dil Bayramını sevinçle kutluyoruz. Bu bayramın, vatandaşlarıma bir büyük dâvanın heyecanını tattırdığını ve ödevlerini hatırlattığını düşünüyorum. Bizim inandığımız ve bağlandığımız esas şudur ki milletimize lâyık olduğu kültür hazinesini az zamanda sağlıyabilmek için dilimizin, millî dil olarak işlenmiş ve yükselmiş olması gerektir. Bu memleketin aydınları, belki yüz yıldan beri eksiği görmüşlerdir. Millî dili arıtmanın bu kadar uzun ve yavaş sürmesi, aydınların kendi zevklerinde çok kıskanç olmalarından ve herkesin kendi ölçüsünü en üstün tutmasındandır. Eğer Türkler, bilimin her dalında yabancı diller için çalıştıkları kadar kendi öz dilleri için emek çekselerdi, Türk dili çok zamandan beri eksikliklerinden tamamiyle kurtulmuş ve medeniyet dünyasının örnek bir dili olmuş bulunurdu. Aynı alışkanlık, bugün de bizi kolayca elde edeceğimiz çok ilerleyişten alıkoymaktadır. Ulusa söz işittiren ve okutabilen her aydınımız, dil işinde bir tek yabancı kelimenin eksik olmasını, özenmiye değer bir zevk saysa bir çok sıkıntıyı hiç fark etmeden geçebiliriz.

Dil Bayramı, büyük ve ulusal bir devrimin gerçekten işaretidir. Bu devrimin yolunda inanla ve sevgiyle yolalmak ve yolaldırmaya çalışmak, hepimiz için bir borçtur. Büyük bir millet, milletler arasında kendi dilini, sapma olmıyan öz yaradılışiyle göstermek zorundadır. Milletler arasındaki boğuşma ve savaş, vatandaşlarımın gözlerinden kaçmaz ki, yalnız demirle çatışma değildir. Milletlerin benliklerindeki güç, yaşamaları için en sağlam kaynaktır. İşte bundan dolayı ve milli benliğe doğrudan doğruya dokunduğunu düşünerek dil çalışmalarını sevgiyle ve ilgiyle genişletmeliyiz.

Yeni bilim terimlerinin okullarda verdikleri neticelerden memnunum. Kültür dilimiz hızla arınma yolundadır. Henüz eksik olan terimler de tamamlanırsa, dilimiz birden çok gen[l]işmiş olacaktır. Bu meselelerin her biri bizim için çok önemlidir.

Büyük Atatürk’ün, Türk dili uğrunda harcadığı emekler boşa gitmemiştir ve asla boşa gitmiyecektir. O’nun kutsal adını, derin sevgiyle anıyoruz. Türk dili için son anına kadar beslediği geniş ümitleri gerçekleştireceğiz. Bayramı vatandaşlarıma bu düşünceler ve duygularla kutluyorum.

 

 

BMM’yi Açış Konuşmasında Köy Enstitüleri ve Milli Eğitim ile İlgili Söyledikleri

C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 52-53 ve İ.İ.TBMM.K.; Cilt II, sf. 27-28 ...  01.11.1941 

Maarif işlerinde, köy enstitüleri adedi, geçen seneye nazaran üç tane daha ilâvesiyle 17 ye varmıştır. Talebe sayısı 9000 e çıkmak üzeredir. Köy eğitmen okullarından çıkan 1500 eğitmen, köylerinde işe başlamışlardır Bu suretle, on sene gibi, millet hayatı için çok kısa bir zamanda 15.000 eğitmen ve 30.000 öğretmeni köylerimize dağıtmak yolundaki çalışma hızla devam etmektedir. (Bravo sesleri).

Köy enstitüleri ile köy okulları arasındaki münasebeti ve bu teşekküllerin birbirine yapacakları yardımları ve diğer umumî ve sosyal vazifeleri çerçeveliyecek kanun lâyihası yakında hemen Büyük Meclise sunulacaktır.

Meslekî ve teknik öğretimi en geniş ölçüde tertiplemek için Hükümet ciddi kararlar vermiştir. Maarif Vekâletinde teknik öğretimin temel teşkilâtı kurulmaktadır. Az zamanda gerçekleştirilmek istenilen büyük bir program hemen Büyük Meclise sunulacaktır.

Memleketin sanayiinde, motörleşme ve makineleşmesinde ve bütün ihtısas işlerinde ehliyetli unsurları, bol miktarda ve süratla yetiştirmek istiyoruz. (Alkışlar, bravo sesleri).

Büyük Meclisin bu kanun üzerindeki yakın alâkasından çabuk ve hayırlı neticeler bekliyoruz. Teknik öğretimde hedefimiz, kadın, erkek, her vatandaşa kendi sanatı ve geçimi için bilmediklerini öğretecek bir öğretmen, bir öğrenme yeri gösterebilmektedir. (Bravo sesleri, alkışlar).

Şimdiye kadar yüksek öğretim kurumlarının son sınıflarına konferans şeklinde verilmekte olan inkılâp derslerinin, bu kurumlarda “İnkılâp Tarihi ve Türkiye Cumhuriyeti Rejimi” adı altında esaslı bir ders şekline verilmesi ve bu mevzular etrafında ilmî incelemeler yapmak ve yaymak üzre, ayrıca bir de “İnkılâp Tarihi ve Türkiye Cumhuriyeti Enstitüsü” kurulması kararlaştırılmıştır.

Üniversite öğretim unsurlarını meslekî ve şahsi hükümlerini kurmak üzere, Maarif Vekilliğince hazırlanmakta olan kanun lâyihası, yakında Büyük Millet Meclisinin tasvibine arzolunacaktır.

Arkadaşlar!

Fakültemizin ve yüksek okullarımızın ihtiyaçları ve çalışmaları dikkatli gözlerimizin önündedirler. Bütün güzel sanatlarla yakından ve candan alâkalıyız. 

Arkadaşlar!

Bugünkü şartlar içinde birçok istediklerimizi belki yapamıyoruz veya yarına bırakmak zorunda kalıyoruz. Fakat kesin ve vicdanî kararımız odur ki, yeni nesli yetiştirmekte hiçbir gecikmeye ve geri kalmaya meydan vermiyeceğiz. (Sürekli alkışlar, bravo sesleri). En uzak köyden başlıyarak, yeni neslin bilgili, güçlü, her alanda üstün yetişmesi ülküsü bütün düşüncelerimizi kaplamıştır. (Bravo sesleri, sürekli alkışlar). 

 

İzmir Halkına Yapılan Konuşmadan

C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 53-54 ve İ.İ.D.;N.H.B.H; sf. 201-202 ...  17.03.1942 

Uğradığım birçok yerlerde okulları gezdim. Okullardaki durum ve çalışmalar, benimle beraber olsaydınız, sizi de memnun ederdi. Okullarda talebeyi umumî olarak iyi buldum. Talebenin her bakımdan sağlığına çok önem veriyoruz. Onları çalışkan, gürbüz ve anlayışlı olarak, hayata yeni zamanın isterlerine hazırlamıya çalışıyoruz. Ana ve babaların da talebe işlerini benim anlayışımla takibetmelerini isterim. Öğretmenler vazifelerini benimsemişlerdir. Hevesli ve dikkatlidirler. Talebe ile candan meşgul oluyorlar. Bundan çok memnunum. Yeni neslin yetişmesinde öğretmenlerin vazifesi büyüktür. İlk öğretim, teknik öğretim, orta ve yüksek öğretimin teşkilâtını genişletmek için hiçbir fırsat kaçırılmıyor. Hiçbir fedakârlıktan çekinilmiyor. Bunlardan iyi sonuçlar almak öğretmenlerin göstereceği kabiliyet, çalışkanlık ve anlayışa bağlıdır. Talebe ana ve babaları da öğretmenlere bu yönde yardım etmelidirler. Çocuklarımızın karakterli, ahlâklı olarak yetişmeleri, onların bilgili olarak yetişmeleri kadar ve hatta ondan daha çok önemlidir. Ancak ahlâklı ve karakterli çocukların bilgilerinden memleket faydalanır. Yavrularımız memleketin ilerisi[nin] kendi ellerinde olduğunu bilerek, kudretli ve bilgili olduğu  kadar, ahlâklı ve karakterli olarak yetişmelidirler. Böyle bir yüksek amaç küçük yaşta mektep sıralarında zihinlerde yerleşirse sağlam olur.

Bir noktayı daha size belirtmek isterim. Çocuklarımız vatan sevgisini şuurlariyle koruyarak yetişmelidirler. Şimdiki zaman bizim yetiştiğimiz zamana göre çok değişmiştir. Memleket içinden ve dışından gelen tesirler çok geniştirler. Çocuklarımız kendi nefislerine güvenli ve bütün ters tesirlere, akıntılara karşı koyabilecek zihniyette hazırlanmalıdırlar. Vatanseverlik ahlâkın başında gelir. Vatansever olarak yetişmek, terbiye sistemimizin temelidir. Çocuklarımızın toy zamanlarında ters akıntılara dayanmaları ve yetiştikleri çağda iyi mücadele etmeleri için öğretmenler onların zihinlerini iyi işlemelidirler. Öğretmenlerde bu isteklerimizi canlandırmak için ayrıca dikkat ettim. Dolaştığım yerlerde önem verdiğim bir nokta da şudur: talebenin ihtiyaçlarını karşılamak. Merkezlerde yüksek okulların yatı paralarını bulamıyan halk çocuklarını daha mütevazi şartlar içinde barındırıyorlar. Bu çocukların iyi bakım ve kontrol altında bulunmaları gerektir. Bunun ne suretle temin edilebileceğini gösteren iyi iki örneği burada size söyliyeceğim: Sandıklı kasabasından Afyon Karahisar’a gelen elli kadar çocuk için bir bina bulunmuştur. Sandıklılı talebe burada hep birlikte barınıyorlar. Hayatları düzgün ve ucuzdur. Valinin ve Devletin diğer büyük memurlarının kontrolü altındadırlar. Sandıklılıları başarılarından dolayı burada teşekkürle anmak için bunu size söylüyorum. Isparta’nın Senirkent kasabası da elli kadar çocuğunu Afyon Karahisar’da iyi barındırmış. Bunlar da dikkat ve kontrol altında bulunuyorlar. Senirkentlilere de burada sizinle beraber teşekkür etmek isterim. Denizli’de de bu mesele iyi bir yoldadır. Vilâyet merkezlerinde yüksek okul olan yerlerde kazalar ilgi gösterir, bu merkezlerde teşkilât kurarlarsa oraya giden talebelerini ucuz ve rahat barındırırlar, daha önemli olarak sıhhat, öğretim ve ahlâk bakımından ters tesirlerden uzak olarak okutabilirler. Bütün memlekete telkin yapmak için bu örneklerden faydalanmak istiyorum. 

 

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı Törenlerinde Gençliğe Hitabeden

İ.İ.D.;N.H.B.H; sf. 202-203 ve C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 54-56 ... 19.05.1942

Türk Gençleri, 

Sevgili ve değerli varlığımız olan sizlerin Gençlik ve Spor Bayramınızı kutlamak için aranızda bulunuyoruz. Sizin iyi yetişmenize ne kadar dikkatle baktığımızı farkediyor musunuz? Hocalarınız, ana babalarınız, büyükleriniz ve devlet adamlarınız vatanın geleceğini temiz ve kudretli ellerinize koymak için aşk ile hazırlanmanızı istiyorlar. İyi yetişmenizi kolaylatmak için, size her vasıtayı tedarik etmiye çalışıyoruz. Sizin hayatınızın sıhhatli ve neşeli geçmesi için, bizim çok göreceğimiz fedakârlık yoktur. Sizden ahlâklı, çalışkan, ümitli ve kuvvetli olmanızı isteriz. Kâinat içinde bir zerre olan bu yeryüzünde, tabiatın en mükemmel nümunesi olan insanlar, bugün birbirini öldürmekle meşguldürler. İnsanlığa hayret veren bu manzara karşısında gelecek nesillerimizin daha kudretli ve hazırlıklı yetişmesi, başlıca düşüncemiz olmalıdır. Size her zaman iyi ahlâklı olmayı, insan meziyetlerinin başında gösterdim. Harb facialarının, milletlerin ahlâkı üzerinde acıklı yıkıntıların hergün arttığını görüyoruz. Harb belâsından olan darlık  ve pahalılık, vücutlar üzerinde olduğundan ziyade ahlâk üzerinde sarsıntılarını hissettiriyor. Ümidiniz ve neşenizle, büyüklerin hırslarına durgunluk ve muhakemelerine kuvvet vereceksiniz. Şaşıranların türlü ahlâk hezeyanlarına karşı, coşarak akan çağlayan gibi temiz ve şeffaf kalınız. Vatanın geniş zamanlarını ve dar zamanlarını yalnız kendi haksız zenginlikleri için marifet fırsatı bilen soysuzlara nefretle, iğrenme ile bakınız. Muhakkak biliniz ki, kötü fırsat düşkünlerinin ve kötü ahlâk örneklerinin yalancı mumları, umduklarından çok kısa bir zaman tütebilecektir. Vatan müdafaası için titreyen, vatana hizmet için hazırlanan Türk Milletinin neşesinde saadet ve kederinde felâket bulan temiz sportmen ahlâkı, Türk cemiyetinin bu gününde ve yarınında muzaffer kalacaktır. Bütün insanlığı saran belâlar içinde fedakârlık kararı ile karakterli ve sportmen durumu ile her yerden riayet gören Türkiye Cumhuriyeti, sizin sağlam dayancınız, sağlam istikbalinizdir.

 

Samsun Halkına Yapılan Konuşmadan

M.Ş.S.D; (1945 Basımı), sf. 125 ... 25.08.1942

Samsuna gelinceye kadar Köy Enstitülerinden üçünü gördüm. Kız ve erkek köylü çocuklarımız hem müesseselerini kuruyorlar hem de ileride ifa edecekleri yüksek vazifeleri için hazırlanıyorlardı. Yapıcı, çare bulucu çalışkan bir ruh bu enstitülerin hayatına hâkim olmuştur. Bu durumu görmekten pek memnun oldum, pek ümitliyim. Türk kızlarının müstesna haysiyeti ve ciddî vazifeseverliği bütün mekteplerimizde olduğu gibi Köy Enstitülerinde de göze çarpmaktadır. Öğretmenler ve enstitü müdürleri Türk köyünün geleceğini sağlam temellere istinat ettirmek için aşk ile çalışıyorlar. İktidarlı, fedâkar ve vatansever köy öğretmenleri yetiştirmek enstitülerin mukaddes emelleridir. Şüphe yoktur ki enstitü öğretmenlerine ve müdürlerine düşen vazife hepimiz için, her vatansever için imrenilecek, heves edilecek bir vazifedir. Şimdiki tutumları iyi netice alacağımız ümidini bende çok kuvvetlendirdi. Köy Enstitüleri hakkındaki bu müsbet görüşlerimi vatandaşlarıma söylemekten zevk alıyorum.

 

 

BMM’yi Açış Konuşmasında Eğitim Siyasetiyle İlgili Söyledikleri

C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 56 ve İ.İ.TBMM.K.; Cilt II, sf 32 ...  01.11.1942

Milletin kültürde, güzel sanatlarda ve teknik öğretimde vakit kaybetmeden hazırlanması için büyük programlar kabul ettik. Bu programları zevkle ve sarsılmaz sebatla takibedeceğiz.

 

Türk Veterinerliğinin 100. Yıldönümü Dolayısıyla Yüksek Ziraat Enstitüsü’nü Ziyarette Yapılan Konuşma

M.Ş.S.D.M; (1945 basımı)  sf. 146 ... 23.01.1943

Öğrenmenin ilk çağlarından beri tetkik şevkile veteriner mesleğinin genişliğini hissetmiştim. Görüşüm arttıkça millet kültürü ve fende millet varlığı içinde veterinerin büyük rolünü anlayışla kavradım. Bu mesleğin imkânları, salâhiyetleri[nin] artması için kudretim yetiştikçe yardım etmeğe çalıştım. Veteriner konusunu vatandaşlarımın benim kavradığım gibi anlamalarını isterim.

Milletin fende kalkınması ve gelişmesi için veteriner, baş rol sahibi olanlardandır. Biyoloji, veterinerin himmeti ile ufuklarını genişletebilir. Birçok hekimlik meselelerini halletmek ancak hayvanlar üzerinde araştırmalar yapmakla mümkün olur.

Denilebilir ki insan hekimliği veterinerliğin yanında okyanusa karşı iç deniz gibidir.

Veterinerliğimizin yüzüncü senesini hepimiz, milletin kıymetli bir varlığı gibi sevinçle kutluyoruz.

 

Maarif Şurası Başkanı Hasan Ali Yücel’in Saygı Mesajına Yanıt

age, sf. 148 ... 21.02.1943

Hasan Âli Yücel

Maarif Vekili ve İkinci Maarif Şûrası Reisi

Maarif Şûrası çalışmalarını yakın ilgi ile takip ediyorum. Şûranın çalışmalarından faydalı tesirler ve neticeler bekliyorum. Şûranın kıymetli üyelerine teşekkürlerimi ve iyi dileklerimi bildirmeni rica ederim.

 

Maarif Şurası Üyelerini Kabulde Yapılan Konuşma

age, sf. 149 ... 21.04.1943

İkinci Maarif Şûrasının çalışmalarını yakından takip ettik. Memleket çok yakından alâkadar oldu. İleri kültür meselelerimize sizlerin sahip olmanız hepimiz için huzur ve emniyet vasıtasıdır. Sizlere teşekkürlerimi ve takdirlerimi söylemek, benim için bahtiyarlıktır. Eserleriniz kıymetlidirler. Biz verdiğiniz kararlarla alâkadar olarak onları kıymetlendirmek yolunda elimizden geleni yapacağız. Emekleriniz verimli zengin ve feyizli olacaktır. Bu toplantılarda, hem kendi fikirlerimizi kanaatle münakaşa ve müdafaa fırsatı buluyoruz, hem de zıd da olsa, başkalarının fikirlerine takdirli ve hürmetli olmayı öğreniyoruz. Her toplantı, bizi ideal yolunda ilerletmiye, memleket için faydalı tedbirler bulmıya vasıta oluyor. Umuyorum ki dışardan gelmiş olan arkadaşlar iyi hatıralarla ve iyi iş yapmış olmanın zevkini duyarak Ankaradan ayrılacaklardır. Hepinize teşekkürlerimi ve sevgilerimi tekrar ederim.

 

1943 Milletvekili Seçimleri Dolayısıyla Yayınlanan Beyannameden

C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D. ; sf. 57 ...  23.02.1943

Ahlâkta ve karakterde sağlam temelli vatandaşlar yetiştiren; ilk öğretimi en kuytu köye kadar kadın erkek bütün vatandaşlara ulaştıran; teknik öğretimde, kadın erkek her vatandaşa, kendi geçimini temin edecek çalışmayı, en ufağından en yükseğine kadar her türlü sanatı öğretebilen bir teşkilâtın bütün memleketi kaplamasını istiyoruz. Yüksek kültür ve her çeşit güzel sanatlarla yeni Türk cemiyetinin, yüksek bir insan cemiyeti olarak yaşaması, gözettiğimiz başlıca hedeftir. Sarsılmaz bir surette inanıyoruz ki, Cihan Harbi içinde ve harb sonrası doğabilecek buhranlardan bir milletin selâmet ve kudretle çıkması için, o milletin hakiki kıymetlere dayanması lâzımdır. Bu kıymetleri mütemadiyen artırmak için dar ve sıkıntılı zamanlarda bile hiçbir tedbiri ve çalışmayı esirgemiyeceğiz.

 

23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı ve Çocuk Haftası Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj 

C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 57 ... 23.04.1943

[Afyon] Sandıklı ilk okulunun birinci sınıf öğrencilerinden bir mektup aldım. Gülerek ve şarkılı oyunlar oynıyarak bugünkü bayrama hazırlandıklarını söylüyorlardı. Doğru, temiz, çalışkan, yurtsever olmaya ve büyükleri gibi birer çalışma, bilme ve yurt koruma kahramanı olacaklarına söz veriyorlardı. Sandıklı’daki çocuklarımızın bu yazıları beni çok memnun etti. Bayramı onların arasında geçirmek isterdim.

Şimdi bütün memlekette yavrularımızın sevinç içinde bulunduklarını düşünerek bahtiyarlık duyarken Sandıklı’yı da hatırlıyorum. Oradakilere ve akıllı öğretmenlerine teşekkür ediyorum.

Millî Hâkimiyet Bayramını, Çocuk Bayramı ile birleştirmek bir tesadüf değildir. Cumhuriyetçiler çocuklarımızın ifade ettikleri bütün varlıklarda millî hâkimiyetin sağlam temellerini bulmuşlardır. Çocuklarımızın gelecek insan cemiyetleri için çok esaslı ve canlı olarak hazırlanmaları bizim işlerimizin en ehemmiyetlisi ve zevklisidir.

Çocuklarımızın neşe ile dolu, kendilerine güvenir, ellerinden her iş gelir ve geleceklerine sarsılmaz imanlı olarak yetişmelerini takip ediyoruz.

Çocuklarımıza, ana ve babalarına ve büyüklerine bugünü hür vatanın en neşeli bir günü olarak geçirmelerini dilerim. 


CHP VI. Kurultayını Açış Konuşmasından

age, sf. 58 ...  08.07.1943

Millî dilin ve millî kültürün gelişmesinde görülen ilerlemeler, siz arkadaşlarımın takdirinize lâyıktırlar. Teşkilâtı Esasiye Kanununun, vatandaşın çok daha kolay anlıyacağı açık Türkçe ile yazılmasını, en yakın zamanda gerçekleştireceğimizi umuyorum. Senelerden beri hususi alandaki millî dil çalışmaları, devletçe büyük resmî şeklini, bu suretle vatandaşların gözleri önüne koymuş olacaktır. Ondan sonra millî dilin gelişmesi[nin] daha büyük bir hız alacağına şüphemiz yoktur.

 

Orta Öğretime İlişkin Konuları İncelemek Üzere Ankara’da Toplanan Lise Müdürleri ile Eğitim Bakanlığı Yöneticilerine Yapılan Konuşma

İ.İ.D.;N.H.B.H. sf. 203-206 ve C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 58-61 ... 14.07.1943

Aziz arkadaşlarım; 

Orta öğretimimizi idare eden arkadaşların bir konferans halinde toplanacaklarını ve mesleğin bazı meseleleri üzerinde araştırmalar yapacaklarını Maarif Vekilimiz bana haber verdiği zaman çok sevinmiştim. Bu beş on günlük çalışmalarınız benim sevincimi haklı çıkardı. Orta öğretimin memleketin muhtelif bölgelerindeki durumu ve gidişini yakından görmeye ve benim için mümkün olacağı kadar etraflı kavramaya ehemmiyet veririm. Onun için sizin çalışmanızı ilgilendiren meseleler hakkında az çok bir fikrim vardır. İlk önce bu fırsattan istifade ederek gözden kaçacak bir noktayı, bütün memleket karşısında canlandırmak istiyorum.

Korkuyorum ki lise öğretiminin memleket kültüründeki büyük ve temel tesiri yetecek derecede kavranmamıştır. Lise öğretimi, daha yüksek öğretim derecelerine kavuşmak için geçilmesi çaresiz olan bir kapı yahut bazı selâhiyetler elde etmek için geçirilecek bir eziyet gözü ile görülmemelidir. Orta ve lise öğretimi, asıl varılacak hedeflerde hakikî bir liyakatle vaziyet almanın ve hayatı kazanmanın esas şartı gözü ile görülmelidir. Mesele bir defa bu kesin çehresiyle karşımıza alınırsa, bu öğretimin bütün konuları asıl ondan sonra ehemmiyet kazanırlar. Bu konuları saymağa başlamadan evvel temel fikri daha açık söylemeye çalışacağım. Orta öğretimi lise ile beraber bitirmiş öğrencimizden, orta öğretimin programını kuran bütün dersleri, bir bütün olarak istemeliyiz. Liseyi bitiren öğrenci de hakiki liyakat dediğimiz şey, onun, bütün derslerinde en az bir dereceyi hakkiyle kavramış olmasıdır. Bunun için kanunların ve usullerin koydukları, şekilleri, aradıkları çareleri sizler düşünürsünüz ve daimi olarak değiştirir, düzeltirsiniz. Benin söylemek istediğim nokta başka. Hakiki liyakatın ölçüsünü, siz öğretmenler ve daha selâhiyetli idare ve siyasetçilerimiz, tecrübeli gözlerinizle ayrıca tartıp hüküm vermelisiniz. Fizik veya felsefe imtihanını bitirdiği gün hayatının bir daha yüzüne bakmıyacağı bir başbelâsından kurtulduğunu sanan bir öğrenci yetiştiriyorsak, parlak numaralarına rağmen ona orta öğretimden bir sermaye vermemişiz demektir. Biz onu bütün ömründe kudretli bir kültür adamı olabilmesi için silâhlandırdığımızı zannederken, onun eline âdi bir sopa bile vermemiş olduğumuza bundan daha açık delil olamaz. Hakikat şudur ki elli altmış senedenberi iyi bir orta öğretim kuramamış olduğumuzun zararlarını, memleketin bütün hayatında ve idaresinde daima çekmişizdir. Bir memleket kültürsüz adamların elinde kala kala öyle sapık ve sakat bir anlayışa düşüyor ki öğretim ve kültür denilen şey olsa da olmasa da hayatta bir tesiri yoktur kanaati kolaylıkla hâsıl oluyor. Bunun neticesi nedir? Bunu, milletin kırk elli senelik tarihi, amansız bir surette cemiyetin yüzüne çarpıyor. Bir çok dertler ve felâketlerin her birisi için ayrı ayrı sebepler aranıyor. Asıl büyük sebep, yani bilmemezlik ve esaslı bir öğretimin yerleşmemiş olması sebebe çare bulamayınca da –ki uzun seneleri kaplıyan etraflı tedbirlerle iş ele alınmazsa, çaresi de yoktur– fenalıklar tedavisiz hastalıklar gibi sürüklenip gidiyor. Burada bir noktayı da geçerken söylemeliyim. Hayatta muvaffak olmanın esaslı vasıtası, şüphesiz ki karakter ve ahlâk sağlamlığıdır. Ancak bu kuvvetli karakter, öğretimi sağlam adamlar arasında bulunursa Cemiyet için faydası vardır. Bilmiyenin, öğrenmemiş olanın sağlam karakterlisinden fayda ummak kerametten medet beklemek gibi boş bir şeydir. Demek ki karakter ayıracına vurduğumuz zamanda dahi esaslı öğretim, ilk önce düşüneceğimiz bir şarttır. Sözüme bıraktığım yerden devam edeyim.

Orta öğretimde hakikî liyakat temin ediyor muyuz? Burada iki mesele karşısındayız. Birincisi şudur: İleri istidatlardan iyi semereler alıyoruz. Ancak bu iyi semereler, sayı itibariyle kâfi değildir. Kırk beş lisemizin iyi ve orta bütün yetişenleri, hattâ bugünkü ihtiyaçlarımıza yetmiyecek kadar azdır. Maarif Vekili arkadaşım, bu mesele üzerinde durmakla bir çok cihetli bir davayı eline almış oluyor. İyi düzenlenmiş bir orta öğretimin son sınıflarındaki bütün orta istidatlar da, artık kâfi değerli bir kudrete erişmiş olmaları icabeder. Biz bu durumdan henüz çok uzağız.

İkinci mesele, liyakatın ölçüsüdür. Bugünkü programlarımız çok iyidir. Cumhuriyetten evvelki zamanlara nispetle çok ileridir. Şimdilik lise öğretimi, bundan otuz sene evvelki lise öğretiminin hiç olmazsa iki sene fazlasıdır. Görülüyor ki bugünkü program çok iyi olmakla beraber çok güçtür de. Genç beyinlere sindirerek bütün bu bilgileri yerleştirmek öğretim kadrosunun hakikaten muktedir ve çalışkan olmasına bağlıdır. Bu vazife, bilgisine güvenen ve onu mütemadiyen arttırmaya çalışan, karşısına getirilen genç nesli bilgili kılmak için yüreğinin içinde aşk, ideal aşkı kanıyan öğretmenler tarafından yapılabilir. Bu öğretmenlerin büyük mükâfatı, memleketin gelecek manzarası olacaktır. Büyük doktorlar, büyük hukukçular ve mühendisler, büyük idare ve siyaset adamları yetiştikçe bunların her birinde siz sanatkâr elinizin eserlerini ayrı ayrı, ince ince fark edeceksiniz. İdealist bir adama, memleketin esirgemiyeceği diğer bir çok himayelerle beraber, daha göz çekici ne mükâfat gösterebiliriz: Benim ağzımdan herkesin bir daha işitmesini isterim ki her memlekette muntazam öğretim görmemiş büyük adamlar yetiştiği olmuştur. Bunlardan hakikaten büyük olanlar, pek küçük yaşlarında kolaylıkla edinebilecekleri bilgilerin eksiklerini tamamlamak için bütün hayatlarında kendi hususî odalarında çalışmaya mecbur olmuşlardır. Demek istiyorum ki müstesna istidatta yaratılmış olanlar, eyi ve temelli öğretimin lüzumunu en eyi anlıyan adamlar olmuşlardır. Bunu anlamamış olanlar siyasî ve idarî hangi yaldızlı mevkide bulunurlarsa bulunsunlar, milletin hayatında, tarih karşısına geçince zavallı bir sabun köpüğünden daha fazla iz bırakmazlar, bırakmamışlar ve bırakmıyacaklardır.

Öğrencileri iyi yetiştirmek için öğretmenlerin tatbik çalışmalarını, bütün gezilerimde nasıl aradığımı bilirsiniz. Bunu yalnız porgramların icabı olarak aramıyorum. Bizim devirlerimizin nazarî ve vasıtasız yetişmelerinde hayatımızca çektiğimiz eziyetleri daima kafamda canlı tuttuğum için ayrıca ehemmiyet veriyorum. Kimya, fizik, matematik, hattâ ve bilhassa Türkçeyi tatbikî olarak öğretmenin, öğrenci gibi daha evvelden hazırlanması lâzımdır. Ancak bu şartla genç öğrenci, bütün ömründe zihninden çıkmıyacak denli izlerle, bilgi edinmiş olur.

Yakından görerek dokunduğum bir esaslı mesele ise lise müdürlerinin durumudur. Lise müdürünü gittikçe daha geniş tesiri olan bir mühim varlık olarak düşünmeğe çalışacağız. Hiçbir tedbir ve salâhiyet sahibi, okulunu bütün olarak yüksek bir hedefe ilerleten lise müdürünün yerini doldurmaya muktedir değildir. Lise müdürü,okulun her işinden mes’ul ve her işini düzeltecek adamdır. Bütün emri altındakiler üzerinde söz götürmez, kesin otoritesi olacaktır. Halbuki bugün lise mahsullerinde muhtelif liyakatte öğretmenlerin tesiri, kendisini daha ziyade duyurmakta olduğunu görüyoruz. Müdür otoritesini düşündüğüm zaman onun inzibatta ve idaredeki tesiri en son hatırıma gelir. Bugün sizinle konuşurken bu ciheti hiç aklımdan geçirmedim. Aradığım otorite, bilgi ve ders otoritesidir. Meslekten gelmiş olan lise müdürünün, lisedeki bütün derslerde bilgisi, iyi olgunluk imtihanı vermiş genç öğrenciden daha az olamaz. Ancak bu şartladır ki, müdür dershaneleri dolaştıktan sonra odasında kendi kendine düşündüğü vakit, öğrenci liyakatinin hangi doğrultularda desteklenmesi, hangi öğretmene hangi vasıta ile nasıl yardım edilmesi lâzımgeldiğini kavrıyabilir. Bütün âmirler, çalışkan öğretmenin vazifesini daima daha kolay ve daha verimli kılmıya çalışmalıdırlar. Ona öğretim vasıtasında, zamanında, usulünde yardım edebilmek, yalnız vazifesini seven iyi yürekli bir müdürün değil, aynı zamanda öğretmenin işini iyice kavrıyabilen bir müdürün eseri olabilir.

Aziz Arkadaşlarım;

Orta öğretime ve onun şerefli idarecileri olan sizlere, memleketin büyük işlerini üzerine almış yakın arkadaşlarım gözüyle bakıyorum. Vazifelerinizi kolaylaştırmak için biz, siyasî iktidar sahipleri olanların hepsi, sizin muvaffakiyetlerinize yardımcı olmayı engin bir zevk sayıyoruz. Meslekten ve esaslı yetişmiş öğretmen kadrosu kurmak ve onların eline asrın en yeni vasıtalarını vermek başlıca emelimizdir. Fakat sizden, gelecek Türk Cemiyetinin şerefli kurucuları olmak vazifesinin hakkiyle ifasını isteriz. Sizin fikirlerinizden ve tecrübelerinizden faydalanmayı daima arıyacağız. Elverir ki fikirleriniz, daha liyakatli ve ondan sonra daha çok sayıda iyi yetişmişler vermek için durmadan yorulmadan işlesin.

Çalışmalarınızdan çok memnun oldum. Bu toplantılarınızın feyizli verimlerini vatana hissettireceğimizi kuvvetle umuyorum. Hepinizi sevgilerle selâmlarım. 

 

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı Törenlerinde Gençliğe Söylevden

ÜMKD, Cilt: 6, Sayı: 65, 1 Haziran 1944, sf. 1-4 ve C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 61-64 ... 19.05.1944 

Aziz Türk Gençleri!

Bugün Gençlik Bayramı’nı kutluyoruz. Sevinçler içindeyiz. Sizin bayramınızı düşünmek bizim için bahtiyarlık duygularının kaynağıdır. Büyüklerinizin sizi neşeli ve sevinçli görmekten ne kadar derin zevk duyduklarını, birgün sizin de daha genç arkadaşlarınızla görüşürken hatırlamanızı isterim. Sizler, bizim bütün ümitlerimizi taşıyorsunuz. Geleceğin yeni meselelerini siz halledeceksiniz. Kendinize güveninizin sağlam, temelli olmasını isteriz. Bugünkü hazırlanmanızın tam ve mükemmel olmasını özlüyoruz. Vatana hizmet aşkı, ülkünüzün başındadır. İleri insan, ileri millet ve yüksek insan cemiyeti, bütün çalışmalarınızda hedef olarak gözünüzün önünde durmalıdır. Kudretli, vatansever bir nesil olarak Türk Milletini omuzlarınızda taşıyacaksınız.

Türk Gençleri!

Cumhuriyet sizi bu ümitlerle yetiştiriyor. Sizin yetişmenizde vazifeli olan başlıca Devlet müesesesesi, Cumhuriyet Maarifidir. Cumhuriyet Maarifi, Türkiye’de öğretim ve eğitim işlerini geniş, etraflı ve bütün konuları kavrayan bir bütün halinde takip ediyor. Maarifimiz, her bakımdan, şimdiye kadar geçirdiğimiz seviyelerin en yükseğine varmıştır. Daha arzu ettiğimiz pek çok şey olmakla beraber öğretim ve eğitim işinde bugünkü Maarifimiz en ileri vukuf ve ehliyet derecesinde olduğunu ispat etmiştir. Büyük Millet Meclisi ve Cumhuriyet Hükûmeti, geniş ölçüde dikkat ve fedakârlıkla, sizin yetişmenizi kolaylaştırmağa çalışıyorlar.Büyük Millet Meclisi’nin fedakârlıklarını verimli, faydalı ve en feyizli bir şekilde tatbik eden Cumhuriyet Maarifi, iftiharımız ve istikbal için sarsılmaz bir güvenimizdir. Türk milleti huzurunda Maarif Heyetimize teşekkürlerimi söylemekten zevk duyuyorum.

Vatandaşlarım!

İlk öğretim hiçbir devirde bugünkü ölçüsiyle ele alınmamıştır. Cumhuriyetin ilk gününden beri arkasından koştuğu ilk öğretim ülküsü, hakikî ve tam mânasiyle başarılmak yolundadır. Bu seneden itibaren, binlerce sayılarla köy okullarının açılacağı bir devre giriyoruz. Hazırlıklar tamamdır. Makine kurulmuştur. Bundan sonra yalnız amelî neticeler alacağız. Yakın uzak, büyük küçük, toplu dağınık bütün köylerin kız, erkek bütün çocukları, çok değerli öğretmenlerinin karşısında dersaneleri dolduracaklardır. Nihayet on sene zarfında Türkiye’de ilk öğretim meselesinin halledilmiş olacağını, açık ve kesin olarak görebiliyoruz.

Orta ve yüksek öğretimde durumumuz, bizim gençliğimize nisbetle kıyas edilemiyecek derecede ileridir. Bu durumun en ileri memleketlerle ayarlanması için her gün yeni bir hamle düşünüyoruz. Vasıtalarımızı daima artırıyoruz. Öğretmenlerimizin sayısı ve değeri, yüksek vazifelerini yapabilmek için, geniş ve müsbet bir gelişmeden bir an geri kalmıyor. Cumhuriyet öyle müeseseler kurmuştur ki dünyanın her yerinde iyi sayılabilir. Fakat asıl yeni kuracaklarımızdır ki bizim hayalimizi sevindirip süslemektedir.

Teknik öğretim, Cumhuriyetin başlıca konularından biridir. Büyük Millet Meclisi ve Cumhuriyet Hükûmeti, Teknik Öğretim dâvasını, dikkatle göz önünde tuttuğu meselelerin ilerisine almıştır. Gençlerin, hattâ geçkin vatandaşların, Vatanın her köşesinde kendi işlerini en verimli bir şekilde yürütebilmeleri için her türlü öğrenme ihtiyaçlarına yetişmeye çalışıyoruz. Türk gencinin hayat mücadelesine iyi hazırlanması ve bu asrın istediği en karışık ve en ince teknik işleri başarı ile yapabilmesi için iyi yetişmesine, bütün dikkatimizi harcıyoruz. Şimdiye kadar elde ettiğimiz neticelerden çok ümitliyiz. Uzun zamanlar sürecek olan bu çalışmaların amelî ve çok faydalı neticelerini yakın zamanda almağa başlıyacağız.

Millî eğitimde esaslı bir yeri olan Güzel Sanatlar işlerimiz, Milletin büyük bir meselesi gibi Cumhuriyet Maarifinin dikkati karşısındadır.

Sevgili Vatandaşlarım!

Bugün öğretim ve eğitim için Devlet eline alınan çocuklar ve gençler, milyonu çok geçiyor. Yakın zamanda ise iki milyonu geçecektir. Bu sayılarda, vatanın büyük kudretini görüyoruz. Bu görüşümüz cumhuriyet anlayışıdır. Her vatandaşın kâfi derecede öğretimle iyi yetişmiş olmasında, esaslı yükselme ve kalkınma tedbiri tasavvur ediyoruz. Bu söylediklerim, bütün dereceleriyle öğretmenlerimize düşen vazifelerin genişliğini ve ağırlığını gözönünde canlandırsa yeri vardır. Bugün öğretmenlerimiz on binlercedir. Bunlar bir nesil geçmeden yüz binleri bulacaklardır. Türk milletinin yeni ve yüksek cemiyetini kurmak için beslediğimiz bütün ümitler, öğretmenlerimizin değerine, karakterine ve gücüne dayanıyor. Eğer Türk öğretmeninin esaslı vasıfları[nın] büyük ülküyü başaracak yaratılışta olduğuna inanılmazsa, bu kadar büyük bir dâvanın arkasına düşülecek cesaret bulunamaz. Biz, öğretmenlerin büyük ülküye ehil yaratılışta olduğuna inanıyoruz. Onun için onların her türlü müspet neticeler alacaklarına ve her türlü hastalıklarla uğraşıp üst[ün/den] geleceklerine güveniyoruz.

Vatandaşlarım!

Gençliği yetiştirmenin ve millî terbiyenin en tehlikeli hastalığı, öğretmenin vazifesini politika vasıtası yapmasıdır. Bir cemiyet içinde hiçbir emniyetin kötüye kullanılması, bir öğretmenin kendisine emanet edilen Vatan evlâtlarına kendi hususî politikasını telkin etmeye çalışması kadar vicdansız ve zararlı olamaz. Öğrenmek için ailesinin bütün teşvikleriyle hazırlanan genç dimağ ve temiz yürek, vicdansiz bir politikacının sözlerinden ve derslerinden en derin zehirleri alabilir. Devlet, Vatan için en zararlı olan bu cinayetlere yer vermemek için sert tedbirleri esirgemiyecektir. Fakat Millet hâlini ve istikbalini tehdit eden bu cinayetlere karşı asıl teminatı, öğretmen heyetinin vazife haysiyeti ve ortak vicdanı verebilir. Hiçbir devlet makamı, bir öğretmen kadrosu içinde bulunup kötü yola sapmış olan vicdansız fesatçıyı, diğer öğretmenlerden daha kolay ve daha çabuk keşfedemez. Fesatçı, yanlış telâkkilere ve zararlı hareketlere sevketmek için ufaktan başlayarak, her türlü vatansever ve masum çehreye bürünerek, okşayarak, mükâfat ve mücazatı, numarayı ve sınıf geçip ilerlemeyi, ders içinde ve ders dışında münasebetlerini kullanarak gençleri istediği istikamete yürütmeye yeltenecektir. Bunlar öyle zararlı ve kötü hareketlerdir ki bunlara karşı bir milletin dayanması için ailenin, öğretim çağında bulunan gençlerin, nihayet büyük öğretmen heyetlerinin dikkatleri lâzımdır. Kanun tedbirleri en sonra gelir; bu tedbirlere sıra geldiği zaman, az çok geç kalınmıştır; ve elbette ilâçlar ister istemez acı, sert olacaktır.

Aziz Vatandaşlarım!

Cumhuriyet, Memleketin içerdeki yaşayışında ve dışarı ile münasebetlerinde açık ve dürüst hatlarla ülküsünü tayin etmiştir. Vatandaşlarımızın ve yeni yetişen nesillerimizin yüreklerini aşk ile dolduracak prensipler, temel olarak alınmıştır. Devletimizin hüviyetini teşkil eden esas vasıflar, uzun felâket asırlarının tecrübe mahsulü ve gelecek asırların en feyizli gelişme prensibi olarak bulunmuştur.(...)

(...)

Gençler ve Öğretmenler!

Sade ve kısa bir şekilde anlattığım prensipler* hayatlarınızı ve yüreklerinizi dolduracak pek kıymetli ülkülerdir (...)

(...) Köy Enstitülerinde, her çeşit okullarımızda, müesseselerimizde, Ordumuzda müşterek Vatanın ülkülerini Türk çocuklarına eşit adalet ve şefkat hisleriyle vermeye çalışıyoruz. Onları büyük Cumhuriyet potasında kaynatıp meydana Türk vatanseveri çıkarmağa uğraşıyoruz. Vatandaşlarım emin olabilirler ki muvaffakiyetlerimiz esaslıdır ve gelecek zamanda daha göz alıcı olacaktır.

(...) Sevgili Evlâtlarımız!

Bu güzel bayram gününde bana yurdumuzun köşelerinden bayrak ve sınır boylarından toprak getirdiniz. Değerli armağanınıza yürekten teşekkürler ederim. Sınır toprağı ve Türk bayrağı gibi aziz olasınız! Vatan sizden yurdun müdafaasını, yurdun mamurluğunu istiyor. Cemiyetimiz ve aileleriniz, faydalı olmanızı bekliyor. Neşe ile, istikbale güvenerek, yetişmeye çalışınız. Sizin elinizde Türkiye yüksek ve çok mamur olsun. Bu bayram günümüzde Atatürk’ün kutsal adını, vicdanlarımızın engin sevgi ve saygılarıyla yadedelim. Atatürk, geleceğin en kıymetli teminatını sizlerde gördü ve gösterdi. Bugün de ailelerinizin ve hepimizin en iyi dileklerimiz ve ince dikkatlerimiz sizin üzerinizdedir.

 

“İlk Öğretim Davamız” (Makale)*

ÜMKD; Cilt: 6, 1 Eylül 1944, Sayı 71 ve C.B.M.E.B.M.E.İ.S.D.; sf. 64-68 ve İ.D.;N.H.B.H.; sf. 206-213  ... 07.08.1944

1943 – 1944 yılının ilk öğretim devri sona erdi. İlk neticeleri aldım. Beş sınıflı, yani tam teşkilli, şehir ve köylerdeki bütün okullarımızın beşinci sınıftan mezun verdikleri sayı 75.286 dır. Ders yılının başında bütün beşinci sınıfların toplamı 97.000 di. Geçen ders yılında beşinci sınıflar toplamı 91.000 ve aldığımız mezun 67.300 idi. Bu sene için hafif bir terakki elde etmiş oluyoruz.

Birinci sınıflara giren kız ve erkek çocuklarımızın sayısı geçen sene 224.500 ve bu sene 247.000 idi. Dört beş seneden beri bu sayılarda dolaşan ilk sınıf rakamlariyle son senede aldığımız 75.000 karşılaştırılırsa, çocuğun beş senelik ilk öğretim devresinde 100/65 [65] ten fazla fire veriyoruz demektir. Bu fark korkunç bir şeydir. İlk öğretime verdiğimiz bütün emeklerin ve yaptığımız, yapacağımız bütün masrafların beyhude olmaması için, ilk önce büyük dâvanın bu cephesini, yani devam meselesini halletmek görüşüne vardık. Bu kanaatle iki senedir şehir şehir, köy, köy ilk okullarda devam işini takip etmeğe çalışıyoruz.

Bu takipler sayesinde daha iyi neticeler bekliyordum. Fakat evvelki sınıfların, yani bugünkü üçüncü, dördüncü sınıfların mevcuda yaklaşık olarak gelecek mezunların sayısını kararlaştırdığından büyük iyi neticeleri asıl iki sene sonra alacağız diye teselli buluyorum.

Gerçek, bu sene üçüncü ve dördüncü sınıflara geçmiş olan çocuklarımızın sayısı hissolunur derecede artmıştır. Asıl rakamları sonbaharda toplıyabileceğiz. Bu rakamlar üzerine, ayrıca tahlil yapmağa veya Maarif Vekili arkadaşıma yaptırmağa çalışacağım.

Mezun sayısındaki az terakkinin sebeplerini nasıl anladığımı söylemeğe başlamadan evvel geçirdiğimiz dereceleri bir defa gözönüne koymak isterim. İstatistik şudur:

Ders Yılı                  Mezun Sayısı

1933-1934             23,145

1937-1938             45,759

1941-1942             67,378

1943-1944             75,286 

17.000 den 75.000 e çıkış, hususiyle hocaların askere gittikleri, okul yapılarının güçlüğe uğradığı harp yıllarında daha yüksek tempo ile artış, sevinilecek bir şeydir. Fakat ihtiyacımız ve vazifemiz, varmak istediğimiz hedefler gözönüne alınırsa çok ıztırap çeker ve teselli çaresi bulamayız. Bir milyona yakın çocuğumuz ilk okullardadır. Nazarî olarak bunun beşte biri olan 200.000 i mezun vermeli idik. Biz tam teşkilâttan 75.000 verdik. Ayrıca üç sınıflı eğitmen okullarından da 50.000 kadar mezun aldık.

Karşısında bulunduğumuz zorluk, pasif direnmedir. İlk öğretimin kıymetini kendi anladığımız gibi ve kendi anladığımız ölçüde vatandaşa anlatamıyoruz. Daha fenası vatandaşa anlatacak olan vazifelilere anlatamıyoruz.

“Kız çocukların hepsini göndermiyorlar; sonunu beklemeden okuldan alıyorlar. Çocuklar, köylünün iş zamanında ailelerine yardım ediyorlar. Fakir olanlar vaktinden evvel çalışmağa gidiyorlar. Vakti, hali yerinde olanlar da bir iki sene okuduktan sonra öğrendiklerini kâfi görüyorlar” özürlerini işitirim ve işittiğimi her yerde bunları söyliyenleri şiddetle reddederim. “İlk öğretim; ilk öğretim! Bu iş, milletin umumî hayatı ve seviyesile alâkalı bir meseledir. Yüzlerce senede hallolunacak bir dâva, on beş senede halledilemez. Bütün emekler boştur. Zaten ilk öğretimden evvel, ekonomik durumu düzeltip iyileştirmeli.” Bunlar da, sözüm ona aydın karasının özürleridir. Hususiyle bu çeşitlerden biri, memleketin bir köşesinde bir selâhiyet başında, hele bir vilâyet başında bulunursa, talihsizlik hakikî bir felâket olur. İhmalci ve inanmamış bir valinin ilk öğretimde kusurunun farkına varıldıktan sonra da, iyileşmiş neticeyi ancak dört sene sonra alabilirsiniz. Bir senelik fena takip, fena zihniyet, hiç olmazsa, üç sene zararını uzatır.

İlköğretimde devam meselesini dâvanın bütün cephelerinden en başta geleni sayıyorum; ve müspet neticeyi her şeyden evvel iş başında bulunan bütün vazife sahiplerinin, hususiyle valilerin, kaymakamların ve maarif müdürlerinin himmetinden bekliyorum.

Bütün vekâletlerin vilâyetlerde bulunan memurları, ilk öğretimde devam denilen bir meseleden haberdar olmalı ve temasta bulunduğu muhitte bir hayırlı telkin yapmak fırsatı eline geçerse, bundan istifade etmek için hazır olmalıdır. Ancak bu suretle devletin ruhuna yerleşmiş bir inanışın ve iztırabın yankısını vatanın bütün ruhlarına vermeğe muvaffak oluruz. Yine bu suretle ilk öğretim için mütehassıs dairelerce takip olunan tedbirler, evvelden tahmin olunamayan cepheleriyle herhangi bir daireye temas ederse, hiç vakit kaybetmeden kolaylıklarla karşılanır. Hususiyle memleketin Adliye cihazının ilk öğretimi bir büyük millî dâva olarak anlamış ve kavramış olması çok feyizli bir tesir yapar.

Üzerinde ehemmiyetle durduğumuz bir büyük dâvanın en uzak köşedeki bir vatandaş üzerinde bile uyandırıcı bir tesir yapmaktan geri kalacağına inanmıyorum. Çocuğu okula göndermemenin veya devam ettirmemenin fenalıklarını ciddî olarak dinlemekle vatandaşın kanaatinde iyilik hâsıl olacağını çok görmüşümdür.

Hülâsa, yukarda saydığım mugalatalı özürleri hiçbir suretle kabul etmiyoruz.

Dahiliye ve Maarif Vekilleri bu sene köy okulları hazırlığında iyi çalışmış olan valilerimizi memlekete bildirdiler. Memleketin yüce varlığı için bu kadar ehemmiyet verdiğimiz büyük dâvayı kavramakta ileri atılan bu arkadaşları takdir ederken yürekten sevinç duyuyorum. Deprem gibi, elde olmıyan felâketler sebebiyle olmaksızın açıktan açığa geri kalmış olan valiliklerimizin memlekete bildirildiğini okurken de utancımdan ne kadar ıztırap çektiğimi anlatamam. Bu bahsi, bu senelik bu kadarla kesiyorum. Arada kalan valiliklerimizin gelecek sene hepsinin ilerisine geçeceklerini hayal etmekten büyük zevk duyuyorum.

Valiler, kaymakamlar, maarif müdürleri, öğretmenler, müfettişler, kendi bölgelerinin şehirde ve köyde bütün okullarını tanıyacaklar; her sınıfın kız ve erkek bütün çocuklarının sayısını bilecekler; devamsızlık başlıyan bölgeleri, sene sonunu beklemeden evvel derhal farkedecekler; yangın söndürmeğe koşar gibi, hâdise yerine gidecekler ve sene nihayeti büyük müspet neticeyi alıncıya kadar heyecan içinde bulunacaklar. Devamsızlık hastalığı ancak bu suretle tedavi olunur. Ve eğer arkadaşlarım kendi sahalarındaki bu işle uğraşmak için, benim bulduğum kadar vakit ve heves ayırabilirlerse, biz devam meselesini yakın zamanda tamamiyle hallederiz.

Bunu hallettiğimiz zaman, memleketin ve milletin az zamanda o kadar farklı ilerlemesini sağlıyacak ana tedbiri nasıl bulmuş olduğumuza kendimiz de şaşakalırız.

Bugünkü halinde ilk öğretimin devamından sonra gelen mesele ise, okul binasıdır. Okullarımız, gelen çocukları, hususiyle ilk sene gelenlerin aynı sayılarda devamını sığdıramıyacak kadar dardırlar.

Biz, köylerde okul binaları işini Enstitüler Kanunu ile bir tertibe bağladık. Şehirlerde okul binaları meselesi de, hususî bir tertibe bağlanmak gereklidir. Alâkalı dairelerin bunu yakın bir zamanda neticelendireceklerini umuyorum. Esas olan fikir köylerde olduğu gibi, şehirlerde de okul binalarının vatandaş tarafından her vergiden ayrı bir mükellefiyet olarak meydana getirilmesidir. İnsan olarak yaşamak için, su ve hava gibi tabiî şartlar arasında ilk öğretimi de görürsek, şehirlerin ilk okullarını yapmak için tedbirler ve ölçüler, kolaylaşır ve sadeleşir.

Bununla beraber, şehirlerde ilk okul binası eksikliği esas itibariyle ihtiyacın zihnimizde kemâle gelmemiş olmasının mahsulüdür. İlk okul çocuklarının çifte tedrisatlı okullara devam etmeğe mecbur olmaları kadar ağırıma giden bir hâdise söyliyemem. Son bir iki senedir, bu duygularımızın şehirlere yayılmak istidadını göstermesinden çok ferahlıyorum.

Bir taraftan kanunî tedbirler ve diğer taraftan anlayışımızdaki ilerleme ile şehirlerdeki okul binalarının tamamlanması, yakın zamanda sağlam esaslara dayanacaktır.

İlk öğretimin klâsik olan esas tedbiri, öğretmen unsurudur. Şehir ve kasabalarda öğretmen ihtiyacımız mesele halinden çıkmış gibidir. Yani okul binası yaptıkça içine girecek öğretmenleri bulacağız. Bundan dolayı, kasabalar için daha çok yapı işinde ısrar ediyorum.

Şimdi köylerde ilköğretimin devamdan başka olan meselelerine geçiyorum.

Köy Enstitülerine altı senedir verdiğimiz heyecanlı emeklerin büyük ölçüde ilk verimini önümüzdeki sonbaharda alıyoruz. Her senebaşı binler sayısı ile öğretmen ve okul elde etmek hayali ile senelerden beri çalıştık. Öyle zamanlar oldu ki, büyük sayıda okulların kurulacakları senelere kavuşmak müyesser olacak mı diye dayanılmaz üzüntüler geçirdik. İşte nihayet büyük dâvanın hasat mevsimi geldi Şimdi de en ağır vazife yıllarının birincisi ve gelecek sene ikincisini geçirmeğe mecbur bulunuyoruz. Üç dört aylık kısa bir zamanda, çividen cama kadar, her şeyin dar ve pahalı zamanında biz, bin yedi yüz elli okulu bir çırpıda açabilecek miyiz? Gelecek yılın üç bin okulunu yine dar zamanlarda, şimdiden hazırlamak lâzımdır.

Altı aydan beri bu işi takip ediyoruz. Çividen, camdan, çimentodan ve şu kadar misli pahalılıktan evvel çektiğimiz zorluk bölge bölge, yapmağa, yüreğinden inanmış adamlarla, inanmamış olanların farkından ileri geldi. Bir okulun açılması, yeni tertibe göre, bir öğretmen evinin ve beş sınıfa yetecek okulun yapılmasına ve öğretmenin tarlası ve esas âletlerinin tedarik edilmesine bağlıdır. Şimdi valiliklerimiz, bu ihtiyaçlarımızı temin ile meşguldürler. Öyle valiler ve kaymakamlar biliyorum ki, yeni okulları açmak için gece gündüz meşguldürler. Dahiliye ve Maarif Vekillerimizin açık takdirleri de bu gayretler üzerinedir. Her halde, okulların büyük bir kısmı vaktinde bitecek, az bir kısmı derslerin başlamasına mâni olmıyacak kadar eksikli olacak. Pek az kısmı da, yapılmamış kalacak. Her yapılmamış okul için tenbel ve ihmalci, bana bir tomar özür hazırlayacaktır. Bu sene, işi çok sert ve çok sıkı tutacağız ki gelecek senenin üç bin okulunun yapı ve hazırlık işlerine şimdiden başlamanın akıllı ve faydalı bir şey olduğu iyice anlaşılsın. Herhalde iki üç sene işi çok ciddî takip etmeğe mecburuz.

Bu suretle, bizim idâre cihazımız ve anlayışımız senede üç bin ilk okulun açılmasını kolay ve tabiî bir iş haline getirdikten sonra, köyde ilk öğretimi sağlam tedbirlere bağlamış olduğumuza inanacağız.

Bu sayede ilköğretim, on senede umumî mecburi kayıtlarının tahakkuk etmiş feyizli, verimli çehresini elde edecektir. Her sene öğrenci sayısı 100–150 bine kadar artacak ve on sene sonra 2 milyonu geçecektir.

Köyler için ilk okulların üstünde üç senelik teknik karakterde okulların açılması da kararlaştırılmıştır. Bu sene bölge bölge, yüzden fazla üst okul açabileceğimizi umuyoruz. Bu ayrı bir bahistir ki, ilk neticeler kendini gösterdikten sonra, daha tafsilâtlı bahsetmek sırası gele