Şerafettin Turan'dan Çok Partili Hayata Doğru - 2011

Söyleşi: Prof. Dr. Şerafettin Turan
Türkiye’de Çok Partili Hayata Doğru

İnönü Vakfı: Atatürk’ün ölümüyle beraber, onun boşluğunu kimin dolduracağı sorusu ortaya çıktı. Cumhurbaşkanlığı için İsmet İnönü’nün, Celal Bayar’ın, Fevzi Çakmak’ın isimleri ön plandaydı ama sonunda İnönü cumhurbaşkanı oldu. Bu süreçten biraz bahsedebilir misiniz?

Şerafettin Turan: Ben o zamanlar ortaokul öğrencisiydim. İnönü başbakanlıktan ayrıldıktan sonra, Atatürk’le İnönü’nün arasının açık olduğuna dair rivayetler vardı. Ben Atatürk’ü sağlığında hiç görmedim, ama İnönü’yü ilk görüşüm Bitlis’te oldu. Ona karşı halkın çok yoğun bir ilgisi vardı. Yani İnönü’nün cumhurbaşkanlığına seçileceği bekleniyordu ve o beklenti de oldu. Biliyorsunuz İnönü’yle Bayar’ın arasında onun iktisat bakanlığından beri bir ayrılık var. Sonrasında bu ayrılık tabi daha da alevlendi ama o süreçte bana göre Celal Bayar’ın yaptığı dürüst bir davranıştı. Eğer kendisi ortaya çıksaydı, seçilemeyecekti ama içeride büyük bir ayrım olacaktı ve II. Dünya Savaşı’nda biz bu kadar rahat olamayacaktık. Mareşal Çakmak’a gelince, o asker olarak tanınan birisiydi. Anadolu’da ona karşı bir saygı vardı; bütün köy kahvelerinde, şehir kahvelerinde Atatürk, İnönü ve Çakmak’ın resimleri vardı. Ama sonra kendisini pek yenileyemedi. Dolayısıyla bana göre yapılabilecek en iyi seçim İnönü’ydü. Çünkü II. Dünya Savaşı’na beklenmedik bir cumhurbaşkanıyla girilseydi, sıkıntı yaşamadık değil ama daha kötü olabilirdi, savaşa fiilen girebilirdik, daha büyük yıkım olabilirdi.

İnönü Vakfı: II. Dünya Savaşı sonrasında, Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuad Köprülü’nün, o meşhur Dörtlü Takrir diye anılan önerisiyle başlayan süreç Demokrat Parti’nin kuruluşu ile sonuçlandı. Muhalefetin kurumsallaştığı o dönemde hem yeni partinin kuruluşundan hem de İnönü Bayar ilişkilerinden bahsedebilir misiniz?

Şerafettin Turan: Fethi Okyar’ın Serbest Cumhuriyet Partisi’ni kurması sırasında Mustafa Kemal’le arasında bir yazışma vardı. Neydi o? Cumhuriyet’e ve laiklik ilkesine bağlı kalmak şartıydı. Aynı şekilde, İnönü ve Bayar arasında da yazışmayla olmasa da çeşitli görüşmelerle sağlanan böyle bir anlaşma vardı. Şimdi, Celal Bayar’ın liberal ekonomiden yana olduğu belli ama cumhuriyetçi olduğu ve Atatürk’e bağlı olduğu da belli. Bayar, bunlara uysa da etrafındakiler pek uymadı. Ama ben İnönü’nün bu konuda geç kaldığı kanısında değilim. CHP’nin 1946’ya kadar 23 yıllık bir iktidarı var. II. Dünya Savaşı yaşanmış. Özellikle bu savaşın yıkımdan kurtulmak için alınan tedbirler, zorunlu uygulamalar, insanlarda çok doğal olarak rahatsızlık yarattı. Varlık Vergisi bunlardan bir tanesi. Dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu’nun maalesef gayrimüslimlere karşı açıktan aldığı bir tavır var. Bunun yanında uygulama da çok sorunlu oldu. Aynı şekilde bir de Toprak Mahsulleri Vergisi var. Ben de bu verginin uygulamasında görev aldım. Düşünün, 17 yaşındaydım. Tarlalara bakıp ne kadar ürün vereceğini tahmin etmeye çalışıyorduk. Tahminen belirlenen vergi olur mu? Bunun acıları çekildi. Tabi şunu da söylemek lazım. Ulus olarak yokluk çekildi ama aynı yokluk baştakilerde de vardı. Aynı yokluk İnönü’nün evinde de vardı. Ama yine de Halk Partisi bundan olumsuz etkilendi. Demokrat Parti bütün bunların üstüne kuruldu. Kuruluşunda da toprak eşrafının önemli etkisi oldu. Toprak eşrafı onları desteklemeseydi bu parti bu kadar gelişemezdi. 1946 seçimlerine öyle gidildi.

İnönü Vakfı: Tam bu noktada, 1946 seçimleri bugün hala bir tartışma konusu. Şeffaf bir seçim olmadığı biliniyor. Demokrat Parti’nin de bu seçime henüz hazır olmadığını söyleyebiliriz değil mi?

Şerafettin Turan: Tabi, Demokrat Parti neredeyse yeni kurulmuştu 1946 seçimleri yapıldığında. Zaten her yerden de aday gösteremediler. Seçimin nasıl yapıldığına gelince… Biliyorsunuz, bazen kraldan çok kralcılar olabiliyor. İnönü’nün doğrudan bir müdahalesi olmasa da yetkili kimseler, valiler, kaymakamlar, polisler, bazı yolsuzluklara karıştılar. Dolayısıyla seçim o anlamda tartışmalı oldu.

İnönü Vakfı: Peki, 1950 seçimlerini nasıl değerlendirmek gerekir?

Şerafettin Turan: 1946’da toplum acemiydi, hazır değildi. Orada yaşanan sorunlar 1950 seçiminde yaşanmadı. Gayet temiz ve şaibesiz bir seçim oldu. Tabi Halk Partisi büyük şaşkınlığa uğradı. İnönü dışında partililerin iktidarı devretme fikrine pek hazır olduğu söylenemez. İnönü’yse bu yenilgiyi en büyük zaferi olarak yorumluyor. Bana göre o dönemde kırılma noktası hükümet programının açıklanmasıdır. Bu programda Atatürk devrimlerinin bir bütün olarak korunmayacağı açık seçik belli oldu. Millete mal olmuş inkılâpları koruyacağız cümlesi öyle herhangi bir partilinin söylediği bir şey değildi, artık Bayar’ın da onayladığı ve Menderes’in kurduğu hükümetin mecliste okunan ve kabul edilen hükümet programında vardı bu. Gerçi bizim yazarlarımız, hatırlıyorum, bunun fazla üzerine gitmediler.

İnönü Vakfı: 1950’de Demokrat Parti’nin iktidar olmasıyla birlikte Menderes tarafından İnönü’nün şahsına yapılan eleştirilerin çok sık olduğunu görüyoruz. Bunu neye bağlamak gerekir?

Şerafettin Turan: Birincisi, bu durum bizde politikanın nezaket içinde yapılmayışının ilk büyük örneğidir. İkincisiyse, öyle düşünülüyor ki İnönü’yü susturabilirsek CHP de dağılır. Ama bana göre İnönü, ne çetin ceviz olduğunu en iyi muhalefet lideriyken göstermiştir. Ama 1950 seçimleri kaybettiğinde üzüldüğünü de biliyorum. Demokrat Parti iktidarı almadan hükümet 19 Mayıs törenlerinin yapılmayacağı kararını aldı. Bana göre bu hataydı. Ben o dönemde Etnografya Müzesi’nde görevliydim. Seçim sonrasında 19 Mayıs günü Etnografya Müzesi’nde Cumhurbaşkanı gelecek mi gelmeyecek mi diye merak ediyoruz. Köşkten haber geldi, cumhurbaşkanının geleceğine dair. İnönü cumhurbaşkanlığı plakası taşımayan başka bir arabayla geldi. Yanında Ankara Valisi vardı, Avni Doğan, başka kimse yoktu. Arabadan indi, yaver de yok yanında, Etnografya Müzesi’nin merdivenlerinden çıkarken sendelemeye başladı, bir koluna da ben girdim. Müthiş üzüntülüydü. Çıkardık yukarı, içeri girdi, baktı, mermer bir sanduka vardı. Okşadı mermerleri. Dışarıya belli etmiyordu, ama içinden dua etti diye düşündüm ben. Sonra ayrıldı, üzüntülüydü. Ama hızla toparlandı.

İnönü Vakfı: Son olarak, Türkiye’nin çok partili hayata geçişini, Batı’nın zorlamalarına bağlayan görüşler var. Sizin bu konudaki yorumunuz nedir?

Şerafettin Turan: İnönü Batı’nın ne düşündüğünü herkesten iyi bilen birisi. Lozan Antlaşması’nı imzalayıp İstanbul’a döndüğünde iki şey var dikkatimi çeken. Birincisi Lozan’dan ayrılmadan önce Halifelik henüz kaldırılmadığı için Mustafa Kemal’e telgraf çekerek halifeyi ziyaret edeyim mi diye soruyor. Mustafa Kemal’in yanıtı sakın halifenin yanına uğrama oluyor. İkincisi, Mudanya Mütarekesi’nden sonra İstanbul Fen Fakültesi gösterdiği başarıdan dolayı İnönü’ye fahri profesörlük unvanı vermeyi kabul etmişti. İnönü Lozan’dan döndükten sonra orada şöyle bir konuşma yapar: “Artık biz yeni bir döneme girdik, bu döneme ayak uyduranlar kalacak uyduramayanlar bizden ayrılacaktır.” Yıl 1923, Lozan henüz Meclis’te onaylanmamış. Yani memleketin halini, dışarıda olup bitenleri bilen birisidir İnönü. Mesele şu, dünyanın yeniden örgütlenmesinin içinde yer alıyor musunuz almıyor musunuz? İnönü alıyoruz diyor. Hasan Ali Yücel’i Londra’ya gönderiyor. UNESCO’nun kurucusudur Türkiye. Cemiyeti Akvam’ın yerine yeni bir örgüt kurulacaksa, bu örgütün kuruluşunda ne için bulunmayalım diye düşünüyor. Bana göre bu yaklaşım geleceği görmektir. Bunda başka şey aramaya gerek yoktur. 27 yıllık bir iktidarın sorunsuzca iktidarı muhalefete devretmesinden bahsediyoruz. Bu öyle herkesin yapabileceği, kolay olur bir şey değildir.

İnönü Vakfı: Çok teşekkür ederiz hocam.

Şerafettin Turan: Ben de teşekkür ederim.

26 Aralık 2011