Lozan'da Arıburnu İngilizlere mi verildi? - 1923

 8

Lozan'da Arıburnu İngiliz mülkiyetine mi verildi ? Fransızlardan “Süleyman Şah” jesti örneği..

Lozan Antlaşmasında, Birinci Dünya Savaşı İtilaf devletleri şehitlikleri hakkındaki Sevres hükümleri nasıl değişti ? Gelibolu’daki şehitliklerin, Suriye’deki Süleyman Şah türbesinin Türklere bırakıldığı gibi İtilaf devletlerinin mülkiyetine bırakılması teklifi nasıl reddedildi ? Bugünün şartları içinde kolay görünen görüşmeler, Birinci Dünya Savaşı’nın yüklerini de sırtında taşıyan yeni Türkiye için 1923 senesinde nasıl çetin çatışmalara sahne oldu ? Lozan antlaşmasının 136. Maddesinde mezarlıklar için verilen hakların İngiliz, Fransız ve İtalyanlar tarafından aynılarının Türk Hükümetine verilmesi nasıl sağlandı?

( Resimde Orgeneral Fahrettin Altay İngiltere Kralı 8.Edward’ı Gelibolu’daki mezarlıkları gezdiriyor)

1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi sonrasında Britanya Savaş Mezarları Komisyonu (CWGC), İtilaf Devletleri savaş mezarları üzerinde çalışmalara başlamıştı.

Gelibolu’ya gelen uzmanlar savaş bölgesini adım adım dolaşarak, savaş koşulları içinde rasgele gömülmüş olan ölülerin yerlerini belirlemişlerdi. 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması imzalandığında, Britanya Savaş Mezarları Komisyonu, Arıburnu-Conkbayırı (Anzac) alanında 4300 mezar içeren 29 mezarlık, Seddülbahir (Helles) alanında 5900 mezar içeren yedi mezarlık; Suvla’da 4300 mezar içeren dört mezarlık ve Yarbay Doghty-Wylie’ye ait ayrı bir mezar ile, Cape Helles ve Conkbayırı anıtlarını tamamlamıştı. (1)

İtilaf Devletleri, mezarlar ve mezarlıklarla ilgili iddialarını ve isteklerini Türkler ile yapılan bütün uluslararası anlaşma ve sözleşmelerde de gündeme getirmişlerdi. Uygulamaya geçmemiş olan 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması’nda mezarlıklara özel bir önem verilmiş ve Türkler’e ağır yükümlülükler yüklenmeye çalışılmıştı. Söz konusu antlaşmanın 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224 ve 225. maddeleri, mezarlıkların statüsünü düzenleyen maddelerdi. (2)

Lozan Antlaşmasında da bu mezarlıklar konusu gündeme geldi.

Lord Curzon, 08 Aralık 1922 tarihli oturumda, mezarlıklarla ilgili görüşlerini açıklarken, Gelibolu’daki İtilaf Devletleri mezarlıkları konusunda direnmek gerektiğini vurgulamış ve “……Biz savaş sırasında ölen kahraman askerlerimizin ve denizcilerimizin Türk ülkesinin çeşitli yerlerinde bulunan mezarlarını kapsayan toprakların, mülkiyetiyle birlikte müttefiklere verilmesini istemek zorundayız….” demişti. Curzon, sözlerine, bu mezarların bulundukları yerlerin kendileri için “kutsal topraklar” olduğunu, bu konuda da Türkler’in herhangi bir itirazda bulunamayacağı kanısında olduğunu da eklemişti. (3)

İsmet Paşa, Lord Curzon’un bu görüşlerine cevap niteliğindeki konuşmasında, bütün mezarlara ve özellikle savaş alanlarında ölmüş askerlerin mezarlarına saygı göstermenin Türkler’in bir geleneği olduğuna dikkat çekmişti. İsmet Paşa, Curzon’un konuşmasında söylediği mezarların bulunduğu toprakların mülkiyetine ilişkin olarak kullandığı terimlerin anlaşılır olmadığını belirterek Curzon’dan bu terimleri açıklamasını istemişti. Çünkü Curzon, İtilaf askerlerinin ve denizcilerinin gömülü oldukları toprağın “egemenlik hakkı” (souverainete, sovereignity) yerine “mülkiyet hakkı” (propriete, ownership) terimini kullanmıştı. Lord Curzon, İsmet Paşa’yı, “bu terimleri bilerek kullandığını” ifade ederek yanıtlamıştı. Zaten İtilaf Devletleri bu görüşü Sevr’de de ortaya koymuştu ve bu davranışıyla da bu görüşten geri adım atmayacaklarını göstermişlerdi. İngiliz ve Fransız askerlerine ait mezarların bulunduğu toprak parçalarının mülkiyet hakkının kendilerine devredilmesinin “masumiyeti”ni ortaya koymak için Türk tarafına ilginç örnekler sunmuşlardı.

Fransız Delegasyonu’ndan M. Barrere çok ilginç bir örnek vererek isteklerin haklılığını ortaya koymaya çalışmıştı. M. Barrere, işgal etmiş oldukları bir topraktan söz etmiyormuş da sanki kendi topraklarından bahsediyormuş gibi bir ifadeyle, Suriye’deki Süleyman Şah’ın mezarına ilişkin olarak bu jesti Türkler’e yaptıklarını ve Türkler’den de bu tür bir jest beklediklerini dile getirmişti. Lord Curzon da M. Barrere’nin görüşünü desteklemek amacıyla buna benzer bir başka örnek daha vermişti. Curzon. verdiği örnekte, İngiilz Kraliçesi Victoria’nın, Napolyon’un ömrünün son altı yılını geçirdiği Saint Helene adasındaki toprağın mülkiyetini, içinde öldüğü ev ile birlikte daimi olarak Fransız Hükümeti’ne verdiğini anlatmıştı.Curzon, bu adaya yaptığı bir ziyaret esnasında buranın Fransızlar’a verildiğini ve burada bir Fransız Konsolosluğu’nun bulunduğunu gördüğünü ve bu durumun Gelibolu ile çok benzer bir durum arzettiğini de sözlerine eklemişti.

Lozan Antlaşması’nın mezarlıklarla ilgili bölümünü hazırlamakla görevli alt komisyon, 25 Ocak 1923 tarihindeki oturumda, hazırladığı raporu okumuştu. İsmet Paşa, 27 Ocak Salı günkü oturumda alt komisyon raporuna ilişkin eleştirilerini dile getiren bir konuşma yaptı. İsmet Paşa konuşmasında, Türk Temsilci Heyeti’nin, karşılıklı olmak şartıyla, mezarların bakımlı tutulmasına ilişkin bütün tedbirlerin uygulanmasını mümkün olduğu kadar kolaylaştırmayı bir insanlık görevi saydığını söylemişti. Ölülerin gömülü olduğu yerlere saygı göstermenin Türkler’in geleneklerinden olduğunu vurgulayan İsmet Paşa, ölülerin gömülmesi ve onları anmak için anıt dikilmesi amacıyla bir toprak parçası ayırırken ilk yapılacak şeyin, önce toprak parçasının sahipleriyle anlaşmak olduğunu da sözlerine eklemişti. Gelibolu yarımadasında bulunan mezarlıklar, daha önceden bu amaçla ayrılmış olduğundan, bunların bulundukları yerde bırakılmasını Türk Temsilci Heyeti zaten kabul etmişti.

İsmet Paşa, konuşmasına, “…Bu mezarlıkların genişliği ve yüzölçümünü saptarken, bunu, Mezarlıklar Komisyonu’ndaki Türk üyenin de uygun bulmuş olması kesin olarak zorunludur. Sonradan öne sürülecek itirazlar üzerine, ayrılmış bu toprak parçasının gerektiğinden daha geniş olduğu anlaşılırsa, Türk Temsilci Heyeti, artan toprak parçasının, mezarların yerlerini değiştirmeye kalkışmadan, geri verilmesi gerektiği düşüncesindedir. Mütarekeden bu yana Müttefikler’in askeri işgali altında bulunmuş bir bölgede, ölülerin kalıntılarının henüz bir araya toplanmamış olması mümkün değildir…” demişti. Türk Temsilci Heyeti, Arıburnu’ndaki mezarlara karşılık olarak çok geniş bir toprak parçasının ayrılmasını öngören ve onaylanmamış Sevr Antlaşma tasarısından alınmış bir maddeyi metinden çıkartmamayı kesin olarak haksız bulduğunu dile getirmişti. Heyet, düşünüş biçiminin ve öne sürdüğü kanıtların doğruluğunu olduğu kadar, haklılığını da, Müttefik Temsilci Heyetleri’nin göreceklerini ve mezarlara ilişkin tasarının 6. maddesinden vazgeçmemekte direnmeyeceklerini umduklarını da ifade etmişti.(4) İsmet Paşa, sözlerini, ölülere ve ölülerin yattıkları yerlere Türk ulusu kadar derin saygı gösterme eğiliminde olan başka hiçbir ulusun bulunmadığını söyleyerek tamamlamıştı.

Alt Komisyon raporu ile ilgili olarak Türk Temsilci Heyeti’nin birinci çekincesi, İngilizler için savaşmak üzere, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerden gelerek can vermiş insanların yattıkları toprak şeridine ilişkin 6. madde – Arıburnu, Anzak bölgesindeki mezarların bulunduğu toprakların İngilizler’e bırakılması – konusundaydı. Curzon, Türkler’in bu çekincelerine yönelik olarak “….Bu insanlar, en yüksek bir yurtseverlik duygusuyla, ülkülerin en soylusu uğrunda savaşmak üzere, dünyanın en uzak yerlerinden gelmişlerdir. Bu ölülerin huzur ve saygı içinde yatmalarına izin vermek mümkün olmayacak mıdır? Söz konusu toprak şeridi 4,5 km uzunluğunda ve 1,5 km genişliğinde çorak bir toprak parçasıdır. Bugün bu toprak parçasında 19 mezarlık vardır. Bu mezarlıkların arasında bulunan ve yarı dolmuş ya da olduğu gibi duran siper kalıntılarından oluşmuş toprak parçasının her yanında kimlikleri belirsiz başka asker ölüleri de yatmaktadır. Bu bölgede kimse oturmamaktadır. Ekili bir toprak da değildir. Bu toprak parçasının ne Türk Hükümeti ne de herhangi bir kimse için değeri vardır. Fakat oğulları ve kardeşleri orada yatmakta olan Avustralyalılar ve Yeni Zelandalılar için, bu toprak parçası, tarih ve duygu yönünden çok derin bir anlam taşımaktadır….” sözleriyle bu isteklerinin masum bir istek olduğunu belirtmeye çalışmıştı. Türk Temsilci Heyeti, bu 19 mezarlığın varlığını kabul etmeye hazır olduğunu bildirmekle birlikte, aynı zamanda, bu mezarlıkları ayıran küçük toprak parçasının bu özel bölge dışında tutulmasını istemişti. İngiliz Temsilci Heyeti ise, bu bölgenin tümüyle bir bütün sayılmasını ve buraya kutsal bir toprak parçası olarak saygı gösterilmesini istemişti.(5)

Türk Temsilci Heyeti’nin ikinci çekincesi 7. maddeye ilişkindi. Bu çekince, Gelibolu yarımadasının çeşitli yerlerinde, bir İngiliz komisyonu tarafından daha önce yapılmış mezarlar konusundaydı. Müttefikler, yeni mezarların yerini saptama ve düzenleme sorununa ilişkin olarak, Türkler’e görüşlerini açıklama hakkını tanımaya hazır olduklarını belirtmişlerdi. Fakat, önceden yapılmış mezarlıklarda değişiklikler yapılmasına göz yummayacaklarını eklemişlerdi. Curzon, “……Gelibolu yarımadasında savaşarak binlerce ölü veren İngiliz İmparatorluğu’nun çeşitli bölümlerini temsil etmek üzere kurulmuş İmparatorluk Savaş Mezarları Komisyonu, çeşitli savaş alanlarında can vermiş İngiliz İmparatorluğu askerlerinin kalıntılarını mezarlarda toplamak gibi genel bir amaçla, şimdiden, büyük paralar harcamış bulunmaktadır…..” diyerek konuya ne kadar önem verdiklerini vurgulamıştı. (6)

Curzon, İngiliz Temsilci Heyeti’ni özellikle ilgilendiren bu iki noktada, heyetin kesinlikle taviz vermeyeceğini belirtmişti. İsmet Paşa ise, bütün uygulamaların karşılıklı olma ilkesine dayandırılması gerekliliği üzerinde durmuştu. Curzon, İsmet Paşa’ya, “…..Müttefikler Türkiye’nin duygularına saygılıdırlar. Türkiye de onların duygularına saygı göstermelidir….” sözleriyle cevap vermişti. Curzon, mezarlıklar konusunun onur duyguları içinde çözülmedikçe Gelibolu yarımadasından bir tek asker bile çekmeye niyetlerinin olmadığını da söyleyerek Türkler’i tehdit etmekten geri kalmamıştı. (7)

İsmet Paşa, Arıburnu ile ilgili İngiliz isteklerine yönelik olarak da Türkler’in, orada bulunan mezarlıklar için gerekli bütün toprakları vermiş olduklarını söyleyerek toprağa olan ihtiyacın sonu gelmez bir biçimde artmasının düşünülemez olduğunu ve mezarlıklardan sonra savaş alanları istenmesinin kabul edilemez olduğunu belirtmişti. Ayrıca, İsmet Paşa, İngilizler’in bu tutumlarını daha önce Enver Paşa’nın da belirtmiş olduğu şekilde açıklamıştı:
“…..Bugüne kadar, savaş alanlarını kutsallaştırarak onlara sahip çıkma yolu bilinmemekteydi. Bu hesaba göre, Türkiye dışında kalan, uçsuz bucaksız pek çok savaş alanlarında kanlarını dökmüş olan Türkler, daha da meşru olarak, böyle istemlerde bulunabileceklerdir. Fakat, bunun, mezarlar konusuyla hiçbir ilgisi olmadığını anlamaktan daha kolay hiçbir şey yoktur. Lord Curzon’un istemekte olduğu toprak parçası bir mezarlık değil, fakat Çanakkale savaşları sırasında askeri hareketler için temel olarak kullanılan ve her zaman böyle bir amaçla kullanılabilecek bir toprak şerididir…” (8)

31 Ocak oturumundan sonra hazırlanan Barış Antlaşması tasarısında mezarlıklar konusu 139, 140 , 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150 ve 151. maddelerle düzenlenmişti. (Lozan Antlaşmasında bu konular 124’den 136. Maddeye kadar yer aldı). 4 Şubat 1923’teki oturumda İngiliz Temsilci Heyeti, tasarıdaki 144. maddeye ek yapılmasına ilişkin bir teklifte bulunmuştu. “Anzac (Arıburnu) Arazisi Diye Anılan Toprak Parçasından Yararlanma Şartları” başlığı altındaki bu teklifin içeriği aşağıdaki gibiydi: (9)

1. Bu toprak parçası, Barış Antlaşması’yla belirtilen amacından başka herhangi bir amaçla kullanılmayacaktır; bu yüzden, hiçbir askerlik ya da ticaret amacıyla ya da yukarıda belirtilen asıl amacı dışında kalan başka hiçbir amaçla kullanılmayacaktır.
2. Türk Hükümeti’nin, bu toprak parçasını – mezarlıkları da kapsamak üzere – denetlemeye her zaman hakkı olacaktır.
3. Mezarlıkları korumakla görevli sivil bekçilerin sayısı, mezarlık başına bir bekçiden çok olmayacaktır. Mezarlıklar dışındaki toprak parçası için ayrıca bekçiler bulunmayacaktır.
4. Bu toprak parçasında, ister mezarlıklar içinde ister dışında, yalnız bekçiler için kesin olarak gerekli konutlardan başka konutlar yapılmayacaktır.
5. Bu toprak parçasının kıyısında insan ya da yük yüklemeyi ya da karaya çıkartmayı kolaylaştırabilecek hiçbir rıhtım, dalgakıran ya da iskele yapılmayacaktır.
6. Bu toprak parçasını ziyaret için gerekli bütün işlemler yalnız Boğazlar’ın iç kıyısında yapılabilecek ve bu toprak parçasına Adalar Denizi kıyısından girmeye, ancak bu işlemlerin tamamlanmasından sonra izin verilecektir.
7. Bu toprak parçasını ziyaret isteğinde bulunanlar silahlı olmayacaklardır; Türk Hükümeti’nin bu yasağın uygulanmasını denetlemeye hakkı olacaktır.
8. Türk Hükümeti, elli kişiyi aşan ziyaretçi topluluklarının gelişinden en bir hafta önce haberli kılınacaktır.

08 Mart’ta İngilizler’in teklifine, Türkler karşı bir teklif sunmuşlardı. Bu teklif, İngilizler’in teklifiyle bir maddesi dışında tamamıyla aynıydı. Sadece 8. maddede İngiliz ziyaretçi sayısı olarak teklif ettikleri 50 sayısı, Türk teklifinde 150 kişiye çıkarılmıştı.(10) Lozan Antlaşması’na 129.madde olarak da bu hali ile yazıldı

Böylece bu toprak parçasının mülkiyet hakkı İngilizlere verilmemiş ve sadece antlaşmada yazılı amaçlar için, mezarlık ve arsa olarak kullanılmasına izin verilmişti.

Aynı zamanda 136.madde olarak da İnönü’nün karşılıklı hakları koruma prensibi göz önüne alınarak “ İngiliz, Fransız, İtalyan Hükümetleri, Türkiye’den ayrılan ülkeleri de kapsamak üzere, kendi yetkileri altındaki ülkelerde gömülü bulunan Türk askerleriyle denizcileri için mezarlar, mezarlıklar, kemiklikler yapmak ve anıtlar dikmek konusunda, 128.Madde ile 130.Madde’den 135. Maddeye kadar olan maddelerdeki hükümlerden yararlanma hakkını, Türk Hükümetine tanımayı yükümlenirler.” maddesi eklenmiştir.

Kaynaklar:

Dr. Burhan Sayılır http://www.gallipoli-1915.org/mezarlar.htm
Bilal Şimşir Lozan Telgrafları I (1911-12) Ank 1990
İsmail Soysal "Türkiye'nin Siyasal Andlaşmaları I. cilt (1820-45) Ank. 1983 s.132-33
1- 29 Aralık 1926’da Birinci Dünya Savaşı’nda Gelibolu yarımadasında ölen Fransız askerleri için kurulacak mezarlığın planları tasdik edilmişti. (Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA); Sayı: 4560, Dosya:231-13, Fon Kodu: 30.18.1.1, Yer No: 22.81.4.)
2- Seha L. Meray - Osman Olcay; Osmanlı İmparatorluğu’nun Çöküş Belgeleri, Ankara, 1997, s.110,-112
3- Seha L. Meray; Lozan Barış Konferansı; c.1, M.1, İstanbul, 1993, s. 175
4- a.g.e.; c I, K.II, s.9
5- a.g.e.; c I, K.II, s.10
6- a.g.e.; c I, K.II, s.10
7- a.g.e.; c I, K.II, s.11
8- a.g.e.; c I, K.II, s.13
9- a.g.e.; c I, K.V, s.7
10- a.g.e.; c I, K.V, s.7