Ersin Beyhan

 

BAĞIMSIZLIK DESTANI

“ İnsan esirliği memleketlere sığmaz, milletlerin esirliği yeryüzüne..” diyor şair. Yeryüzünün taşıyamadığı esareti, nasıl taşırdı Anadolu’m ?

Dost maskeli yamyamlar göz dikmişti topraklarıma.. Coğrafi konumu, yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle cezb ediyordu onları Anadolu’m. Avını bekleyen yırtıcı hayvan misali sinmiş, pusu kurmuşlardı. Gündüz hayallerini, gece düşlerini süslüyordu Anadolu sevdası… Emellerine ulaşmak için bir kılıf uydurmak zorundaydılar, uydurdularda… “ Hasta adam” ilan ettiler Osmanlı’yı. “ Biz medeniyet götüreceğiz ! “ diyerek parça parça paylaşmak istediler kendi aralarında.

Planlar kurulmuş, av tuzağa düşürülmüştü artık… İngiltere, Fransa ve Rus Çarlığı işbirliği yaparak “ Hasta Adam”ı yok edecekti. Osmanlı Devleti, Almanya ile işbirliği yapmak zorunda kaldı ve savaşa girdi. Birinci Dünya Savaşı, İtilaf Devletleri’nin zaferiyle sonuçlandı. Osmanlı topraklarını, çekirge sürüleri gibi istila etmişler; pay pay paylaşmışlardı kendi aralarında. Sıra Anadolu’nun paylaşımına gelmişti. Onu da Sevr Antlaşması ile hükme bağladılar. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti neredeyse haritadan silinmişti… Sevr Antlaşması, Osmanlının çöküşüydü. Can çekişiyordu Anadolu… Galip güçler, Osmanlı için çok ağır şartlar içeren Sevr’i kabul ettirmenin sarhoşluğu içinde zafer naraları atıyordu. Payına düşeni almıştı her biri… Batı Anadolu, Yunanlılara verilmişti. Ecdatları Konstantin’in öcünü almışlardı kendilerince… Bir zamanlar yeri göğü inleten Fatih’in askerleri dize gelmiş; kan, barut kokuları içinde ceset tarlaları oluşturmuştu… Bu nasıl bir mutluluktu? Büyük Bizans yeniden canlanıyordu. İtalyanlar Antakya ve Konya’yı; Fransızlar Urfa, Maraş, Antep ve çevresini gasp etmişti.

Birinci Dünya Savaşı sonrası dikte ettirilen barış antlaşması, İkinci Dünya Savaşı’na zemin hazırlamıştı. Çelik medeniyetinin çelik ruhlu insanları bilmiyorlardı ki boyun eğmezdi bu ülkenin insanları…Esaret zincirleri bir bir kırılacak, özgürlük türküleri söylenecekti… Şehidimin kanıyla yoğrulan toprak silkelenecek ve hesap soracaktı Batılıdan… Paşalar Paşası İsmet Paşa tam bir dava adamıydı; kıvrak zekası ve siyasi öngörüsüyle temsil ettiği Anadolu halkının sesi oldu… İsmet Paşa sayesinde, İkinci Dünya Savaşı’na son anda katıldık ve galip devletler safında yer alarak biz de savaşı kazanmış olduk.

Mavi gözlü, güneş saçlı, sarışın bir kurda benzeyen Ata’m ve dava arkadaşları; Batı’nın yayılımcı emellerine set çekecek, halkıyla tek ağız, tek yürek olarak düşmana kan kusturacaktı… Kurtuluş için Kurtuluş Savaşı başladı. “ Ya istiklal, ya ölüm ! “ dedi Büyük Atatürk…Yıllarca barut kokan toprak, bahar kokusuna; ölüm türküleri söyleyen rüzgarlar, özgürlük naralarına hasret kalmıştı…

Bir dünya çullanmıştı üzerimize; topuyla, tüfeğiyle, zırhıyla… Mehmetçik kağnıyla, süngüyle, taşla, yumrukla direniyordu… Direniyordu en yeni silaha karşı… Direniyordu kine, nefrete ve acımasızca saldırıya… Yaşamak, yok olmamak ve akan kanın bedelini almaktı amacı… Yaşanmamış gelecekler, hayalini bile kuramadıkları nice sevdalar ve bir top mermisiyle son bulan gencecik yaşam öyküleri vardı savaş meydanlarında…

Ulusal Kurtuluş Savaşı’mız, Atatürk ve İsmet Paşa’nın da vurguladığı gibi Birinci Cihan Savaşı’nda başlamıştı aslında. Atatürk, İsmet İnönü ve dava arkadaşları, Birinci Cihan Savaşı bitiminde, ülkemizi bu haksız işgalden ve tutsak edilmişlikten kurtarmanın hayalini kurmuşlardı. Hayal etmek gerçekleştirmenin ilk adımıdır… İtilaf Devletleri’nin oyunlarıyla Anadolu’ya çıkan, işgale cüret eden Yunanlılar, 1922 Eylül’ünde geri püskürtülmüş; Türk’ün çelik gücü, çelik imanı Avrupalının ta kalbine saplanmıştı… Türk Ulusu savaş meydanlarında büyük zaferler kazanmış, Ulusal Bağımsızlık Savaşı’yla, uğruna savaştığımız özgürlüğü müjdelemişti halkıma…

24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lozan şehrinde, TBMM’ni temsilen İsmet İnönü başkanlığındaki Türk heyeti; İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, S.S.C.B. ve Yugoslavya temsilcileriyle LOZAN ANTLAŞMASI’nı imzalamıştır. Lozan’ın yazıya geçirilmesi çetin ve zorlu olmuştur. İsmet Paşa ve dava arkadaşları “ Türk’ün Kayıtsız Şartsız Bağımsızlığı” konusunda diretmiş; Türkiye’nin bağımsız ve eşit bir devlet olarak uluslar arası toplumda kabul görmesini sağlamıştır. Lozan, İsmet Paşa’nın askeri dehası kadar siyasi ve diplomatik zekasının da en güzel örneğidir. Lozan Antlaşması, Türk Ulusunun tam bağımsızlığının senedidir… Lozan görülmemiş bir siyasi zaferdir… Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları; aynı inanç ve kararlılıkla, aynı davanın mücadelesini vermiş, Türk’ün hürriyet aşkını göstermiştir dosta düşmana…

Geçmişini bilmeyen bir millet, geleceği göremez; millet benliğini koruyamaz yok olup gider… Dün Sevr Antlaşması ile topraklarımızı parça parça paylaşan güçler; alıcı kuşlar gibi av peşindeler… İç ve dış düşmanlar her gün yeni bir senaryo yazıyorlar. Senaryolar farklı ama amaçları aynı; bölmek ve paylaşmak…

Ey Türkiye’m ! Bize bırakılan bu topraklar miras değil emanettir. Emanete hıyanet olmaz ! Gün; bölünme, ayrışma, kavga günü değildir. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı; Türk, Kürt, Laz, Çerkez demeden aynı inanç ve kararlılıkla vermedi mi atalarım? Gün; Lozan’la elde ettiğimiz tam bağımsızlığımızı ve ulusal bütünlüğümüzü koruma günüdür… Savaş meydanlarında özgürlük destanı yazan atalarımıza sözümüz var ! “ Bayrağımızı gönderden indirmeyeceğiz; Cumhuriyetin kazanımlarını koruyacak, geleceği Cumhuriyete inanan, koruyan ve yaşatanlara emanet edeceğiz.”

Ersin Beyhan TED Ege Koleji/ Aydın 8-A