Eda Tartan

 

BATININ DOĞU ÖNÜNDE EĞİLİŞİ

Televizyonda Lozan ile ilgili bir belgesel izlerken bu kentin benim ülkemin tarihinde de özel bir yere sahip olduğunu hatırladım. Görüntüler akarken kendimi 1922 Kasım ayında buldum. Mağrur duruşu ve halkına karşı duyduğu sorumlulukla dimdik ayakta duran İsmet Paşa’ya takıldı gözlerim. Mustafa Kemal Paşa’nın Lozan’a neden kendisini gönderdiğinin farkındaydı. Binlerce şehit verilmiş bu topraklar için pazarlık yapacaktı ve bu çok ağır bir görevdi.

Diğer liderlerden farklı olarak salonda İsmet Paşa’ya ayrılan küçük koltuk aslında konferanstaki ülke temsilcilerinin Türkleri hala önemsemediklerinin bir göstergesiydi. Paşa, masada diğer liderlerle aynı seviyede yer sağlanıncaya kadar görüşmelerin başlamayacağını bildirdi. İşte İsmet Paşa’nın bu tavrı daha görüşmeler başlamadan her koşulda eşitlik mesajını batıya vermişti.

Konuşmaya ilk olarak İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon başladı. Her zamanki gibi etkileyici konuşmasını yaparken aynı zamanda da iğneleyici sözlerle Türk Dışişleri Bakanı İsmet Paşa’ya ithamlarda bulunuyordu. Bunu yapmasının asıl amacı İsmet Paşa’yı sinirlendirmek ve Türk heyetini başarısız kılmaktı ancak yaşanan bir olay var ki bu, yıllar sonra kaleme alınan bir anıyla ortaya çıkacaktı. Curzon’un konuşması sırasında İsmet Paşa’nın işitme cihazını kapatması Lozan görüşmelerinin seyrini değiştirmişti çünkü Curzon ne yaparsa yapsın İsmet Paşa tepkisiz kalıyordu. İngiliz Dışişleri Bakanı kazdığı kuyuya kendi düşmüş, konuşma yeteneği Türkler karşısında etkisiz kalmıştı. Açıkçası o an Lord Curson’un yerinde olmayı asla istemezdim. Çünkü Curzon’un tüm görüşleri İsmet Paşa’nın kararlı duruşu karşısında eriyor ve küçümsediği Türk temsilcisi her geçen dakika görüşme masasında adeta devleşiyordu. Hiç beklenmedik bu seyir belki de gizli ancak çok net bir mesajdı. Uygarlıklarıyla övünen ancak krallıkla yönetilen batılı ülkelerin karşısında Cumhuriyet yolunda adım adım ilerleyen Türkler vardı ki onlar ; fikir olarak Cumhuriyeti benimsemişler ve bu yönetim şeklinin tüm karakteristik maddeleriyle masada mücadele ediyordu. Bu durum Batılıların o an için fark edemedikleri en önemli yenilgiydi.

Görüşmeler uzadıkça uzuyor, batı Türklere sözünü geçiremiyordu ancak diplomatik oyunları çok iyi biliyorlardı. Güçlü bir Türkiye istemediklerinden kapitülasyonlarda ısrarcı oldular. Türkler savaşı kazanmışlardı ancak ipleri gizlice elde tutmanın en akıllıca yolu ekonomik özgürlüklerini engellemekti. Ekonomisi batıya dayalı olan Türkiye ne kadar ayakta kalabilirdi ki ? Bunun farkında olan İsmet Paşa ise kapitülasyonların kaldırılması konusunda asla ödün vermiyordu çünkü Türkiye’nin ekonomik bağımsızlıkla dirileceğinin farkındaydı.

Diğer yandan Misak-ı Milli sınırları için verilen diplomasi savaşı da sürüyordu. Uğruna binlerce şehit verilen bu topraklarda koşulsuz Türk egemenliğinin tanınması için Türk heyeti uğraş verirken, batılı devletler bunu görmezden geliyor hatta Boğazlar ve Musul gibi konuları gündeme getirerek sorun çıkarıyorlardı.

Sanki Lozan kentinde o tartışmaların geçtiği salondaydım. Gördüklerim karşısında soluğum kesiliyordu. İsmet Paşa’nın kararlı duruşu ve Lord Curson’un tepeden bakan aşağılayıcı tavırları… Şubat 1922 de görüşmeler bir sonuç alınmadan kesildi çünkü İngiliz heyeti ülkesine döndü. Ne Türkler geri adım atmıştı ne de İngilizler !

Diğer yandan yaklaşık üç ayın sonunda TBMM’nin tekrar Lozan’a davet edilmesi aslında zaferin bir müjdesiydi. Bu kez daha da güçlenen İsmet Paşa, dimdik ve gururla konferans salonuna girmişti. Batı, doğunun önünde eğilmeye hazırlanıyordu. Türk heyeti isteklerini net bir şekilde sunduğunda batının izlediği tavır, önceki görüşmelere göre hayli değişmişti. İsmet Paşa, artık bağımsız Türkiye Devleti için gerekli olan birçok konuyu kabul ettirmeye başlamıştı. 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Barış Antlaşması imzalandığında ise bütün dünya Türk’ün zaferini ayakta alkışlıyordu. Bu coşkunun büyüsüne ben de kendimi kaptırdım. İçimden İsmet Paşa’nın yanına gitmek ve başarısından ötürü onu kutlamak geldi ancak Paşa’nın etrafı birçok gazeteci ile çevrilmişti bile.

Lozan, Türklerin haklı davasında batıya karşı bir devleşme öyküsüdür. Savaş meydanlarındaki zaferlerimizin, siyasi ve ekonomik başarılarla taçlandırılmasıdır. Cumhuriyete giden süreçte çok önemli bir dönüm noktasıdır.

Lozan, bütünüyle doğu ile batı’nın hesaplaşmasıdır. Yüzyıllarca batı tarafından ezilen halkların, Mustafa Kemal liderliğinde yürütülmüş Türk Devrimi’yle uyanışı ve başkaldırışıdır.

Ne mutlu bana ki böylesine şanlı bir ulusun genç bir bireyiyim. Güzel ülkemizde özgürce yaşayabilmemiz için nasıl mücadele verildiğini asla unutmadan geleceğe yürüyeceğim.

Eda Tartan – TED Ankara – 8D