İrem Köksaldı

 

BENDEN BİZE, BİZDEN BANA

Biz insanoğlu, aynı zamanda en gelişmiş ve en ilkel, en modern ve en vahşi ırkın mensupları değil miyiz? Günümüze kadar tarihi şekillendiren ve geleceği oluşturan biz, insanoğlu değil miyiz? Bugüne kadar yapılan savaşlarda dökülen kanların, can veren çocukların, dağılan ailelerin, onca kanın ve gözyaşının sorumlusu biz değil miyiz? Biz insanoğlu karşıtlıklar evreninin gözbebeği…

Fiziksel anlamda evrimimizi tamamlamış görünsek da hala duygusal ve düşünsel evrim sürecimiz devam ediyor. Bu süreçte, olgunlaşan ve yorulan insanın yüce dileğidir, barış. Artık vicdanın sesi, savaş toplarının, acı feryatların gürültüsünü bile aşacaktır. İşte o zaman insan barış ister, yaşamak ister, gülmek, oynamak ister. Açgözlülük, iktidar hırsı, üstünlük arzusu bu isteği bastırmaya çalışır. Bu duygular tarihte büyük yıkımlara yol açmış savaşlara neden olmuştur. Fiziki olarak yorulmuş olan beden, yenilgiyi veya yengiyi kabullenen zihin, bu isteğe boyun eğmiştir. Devletlerin bu boyun eğişlerine ise bir ad koymuştur insanoğlu: “Barış Antlaşması” .

Türk ulusunun adeta şaha kalktığı Milli Mücadele yıllarının sonunda imzalanmış olan Lozan Barış Antlaşması, Türk ruhunun yalnızca barış isteğinin değil, aynı zamanda özgürlük arzusunun bir sonucudur. Lozan, bir boyun eğiş değil, yıpranmış olan halkın küllerinden yeniden doğuşudur, bir zafer narasıdır! Kolu bacağı kırık bir Osmanlı’yla girilen Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki mücadele bir hayat verme savaşıdır. Bu hayat yeni bir gün olacaktır; güneş, ay, yıldız olacaktır... Türk halkı için! Son nefesini veren Osmanlı’nın yerini alacaktır. Bu doğacak yavrunun ise tek bir isteği, tek bir ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç bir kurucu, bir koruyucu ihtiyacıdır. İhtiyacı karşılayacak olan ise halkın iradesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görevi bu bebeğe bir yer açmaktır. Osmanlı’nın kanıyla ıslanmış ve bereketini, neşesini yitirmiş toprak parçasını, yenidoğanın yaşayacağı bir yer haline getirmek olmuştur, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görevi. Bu görevi gerçekleştirmede kullanılan araç ise Türk diplomasisinin üstün bir başarısı olan Lozan Barış Antlaşması’dır. Lozan, Türk vatanının boynuna yapışmış, orasını burasını çekiştiren, kemiren elleri savuşturmuş, uzaklaştırmıştır. Osmanlı’yı yatağa bağlayan demir zincirlerin bu yavrunun bileklerine de dolanmasını engellemiştir. Özgürlük ve bağımsızlık Türk için vazgeçilmez hale gelmiştir. “Ya İstiklal Ya Ölüm!” sloganları bu halkın yüreğindedir, adeta içinde atar nabız misali… Eğer bu vatan kanlıysa, canlıysa, ekonomisi de onun aşıdır, ekmeğidir. Osmanlı’nın aşını, ekmeğini elinden alan kapitülasyonların Lozan Antlaşması ile kaldırılmasıyla, bu yeni doğana besin sağlanmıştır. Bu yeni vatanın bölünmesini engellemekte kullanılan araç yine Lozan’dır. Anadolu Ermeni Devleti kurma hayallerini suya düşüren Lozan, Türk’ün politik ve siyasi gücünün bir göstergesidir. Lozan, Türk Devleti’nin kendini var etme sürecinin önemli bir adımıdır. Tam bağımsızlığını kazandığı, “Ben varım, ben buyum ve sen bana karışamazsın.” dediği “Paslı zincirlerinden kurtulmuş, güçlü bir devletim!” diye haykırdığı bir söylemdir.

Büyük Millet Meclisi’nin açılması bebeğin doğumuysa, Lozan da büyümek, güçlenmek üzere o bebeğin beslenmesidir. O bebek elbette ki önce emekleyecek, ardından yürüyecektir. Elbette koşarken düşecektir. Önemli olan düştükten sonra ayağa kalkması, hastalandıktan sonra iyileşmesidir. Ayağa kalkacak, iyileşecek gücü ise yine kendinde bulacaktır. Kendine olan inanç ve güvenini asla kaybetmeyecektir. Neden mi? Mustafa Kemal inandığı için o bebeğe. Güvendiği için. Türk insanı da besledi o bebeği. Kimisi atasına saygısından, kimisi geleceğe olan inancından besledi. Aradan geçen doksan yılda, o bebek büyüdü, selvi boylu bir delikanlı oldu. O bebek büyüdü ay yüzlü bir genç kadın oldu. O bebek “sen” oldu, o bebek “ben” oldu, “biz” oldu. Bizimle gurur duy Türkiye. Kendinle gurur duy!

İrem Köksaldı – TED Ankara – 11G