Zeynep Dokur

 

LOZAN’DAKİ GEÇMİŞİMİZ, GELECEĞİMİZ, EMANETİMİZ

Yorgun ve hastalıklı bir adamdı Osmanlı. Nefesini tutabildiğince içinde tutuyordu, çünkü bilemiyordu bir sonraki nefesini almaya gücünün yeteceğini. Aslında uzun zamandır pek bir şey bildiği yoktu. Sözde çağdaş ve ileri itilaf devletlerinin kuklası olmuştu. Oynuyordu Osmanlı. Senaryoyu okuyamadan sahnede buluyordu kendini. Sahnede can çekişiyor, panikliyor ve kimse yardım etmiyordu, yalnızdı artık. Bırakamıyordu oyununu çünkü sahneden inerse oyunla beraber kendi de bitecekti. Devam ediyordu oyuna kaç perdesi kaldığını bilmeden. Ölüyordu Osmanlı. Ve artık en büyük endişesi 600 yıllık geçmişine uygun bir mezar bulmaktı.

Tarih 10 Ağustos 1920. Hasta adam çaresiz göz attı son perdesinin senaryosuna. Her oyun gibi bu oyun da bitiyordu. Derin bir nefes aldı ve imzaladı ölüm fetvasını. Son kez sahnedeydi.

Hasta adam mezarına sürüklemek istedi binlerce diri canı. Göz yumarlar sandı, ben gidersem onlar da benimle gelir sandı fakat sandığından daha acıydı yalnızlığı, bir çöl kadar kuru, saman kadar yayvan ve bir nefes kadar yakındı. Herkes çok bunalmıştı. Türk halkı bağımsızlık ve kurtuluş ateşiyle yanıp tutuşuyordu. Her bir hücresi bağımsızlığı ve şerefi için savaşmaya gerekirse malını, canını, hayatını koymaya hazırdı. Ulu önder Mustafa Kemal’in yıllardır şekillendirdiği planını hayata geçirmemesi için hiçbir sebep kalmamıştı. Tam bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti kurmanın vakti gelmişti. Böylece hasta adam kendisiyle beraber, imzaladığı kağıt parçasını Türk halkının kaderi olmaya layık görülmüş geleceksizliği de mezarına götürdü. Sevr tarihin tozlu sayfalarında kayboldu. Anlaşma ölü doğmuştu.

Tarih 24 Temmuz 1923. Savaşların beyazlatamadığı saçları masada bembeyaz olan 1.70 boylarındaki ince adam… İsmet Paşa… Cepheden cepheye koşan, zaferleri kovalayan, Türk halkının haklı davasını duyurmak uğruna oğlunun doğumuna sevinemeyen komutan… Nasıl dimdik ve gururlu, iri yarı, 1.90’lık yamyamların karşısında… Nasıl yorgun, aylardır süregelen görüşmeler sonunda. Nasıl huzurlu, var olma hissiyle artık tüm dünyada…

Bir an durgunlaştı şehitlerimizin kanı, çığlıkların hepsi birden kulak kesildiler, durdu sanki o an tüm gözyaşları, imzayla beraber yazıldı Türk halkının kaderi. Mondros’la harekete geçirilip Sevr’le resmileştirildiği sanılan beklenen sonun aslında yepyeni bir başlangıç olduğunun belgesiydi Lozan. Türk halkının yıllarca çektiği eziyetin, yok sayılmasının, horlanmasının intikamıydı.. Haklı mücadelesinin ödülü; bağımsızlığa, cumhuriyete, özgürlüğe gebe kalındığının habercisiydi. Tüm dünyaya kendimizi kabul ettirişimizdi. Osmanlı’ya rağmen kurulacak Cumhuriyet’in sembolüydü. Sevr nasıl Osmanlı’nın ölüm fetvasıyla Lozan’da sapasağlam yepyeni bir Türk Devleti’nin doğum haberiydi. Yazılan senaryoların oynatıldığı günden, kendi kaderimizi yazdığımız günlere geçişin belgesiydi.

Tarih 2013. Tarih bugün. Gururla bakıyorum geçmişime. Hissetmeye çalışıyorum o günleri. Fakat ne kadar merak edersem edeyim ne kadar okursam okuyayım çekilen acıların, dökülen gözyaşlarının, yapılan fedakarlıkların büyüklüğünün kavranabilmesi imkansız. Şunu biliyorum ki Lozan bizim için bir dönüm noktası, gerisi hep karanlık, açlık, yokluk… Lozan’la biz Osmanlı’nın küllerini temizleyip bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini attık ! Lozan’la biz yıllardır süründüğümüz maratonda ayağı kalkıp yürümeye, ardından koşmaya başladık. Lozan’la biz haklı davamızın belgesini elimize alarak başta sömürülen devletler olmak üzere tüm dünyanın takdirini kazandık !

Tarih geçmişi tekrar canlandırmak için değil bugünü ve yarını aydınlattığı için akıllarda tutulmalı. Bize düşen unutmamak, unutturmamak. Şehitlerimizin kanıyla sulanmış bu cennet vatanı çağdaş medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarmak. Bize düşen hangi noktadan nereye geldiğimizi bilmek ve her gün şükretmek, teşekkür etmek… Çünkü bugün özgürce dışarı çıkıp istediğimiz okula gidebiliyorsak, korkusuzca, başımız dik alnımız ak bir şekilde devam ediyorsak yolumuza, bunu başta Mustafa Kemal ve silah arkadaşları olmak üzere tüm Türk halkına borçluyuz. Bunu İsmet Paşa’nın üstün diplomasi başarılarına ve kararlılığına borçluyuz.

Tarih 2013, bugün. Fakat bizim bugünlerimiz gelecek neslin geçmişleri olacak. Bize asıl düşen onlara bizim bugünlerimizden daha iyi bir bugün bırakmak, tıpkı bizlere bırakıldığı gibi…Emanete sahip çıkmak !

Zeynep Dokur - TED Samsun Koleji - 11-BIY