İSMET İNÖNÜ

 

Konuşma, Demeç, Makale,

Mesaj ve Söyleşileri

1961 – 1965

(11.11.1961 – 26.02.1965)

 

 

Hazırlayan

 İlhan Turan

 

 

 

Sunuş ve Teşekkür

 

 

İsmet İnönü’nün “Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj ve Söyleşileri”ne ilişkin kronolojik eksiklikleri gidermeyi bu kitapla sürdürüyoruz.

TBMM konuşmaları dışında, İsmet İnönü’nün basılı kitaplarında önemli boşluk ve eksikler bulunmaktaydı. İsmet İnönü’nün ölümünün 30.yıldönümünde, Aralık 2003’te yayınlanan 26.10.1933–03.12.1938 ve 13.12.1944–28.05.1950 tarihlerine ilişkin iki ayrı cildin ardından 11.11.1961–26.02.1965 tarihleri arasını kapsayan bu kitapla kronolojik eksiklerin 60’lı yıllara ilişkin önemli bir kısmını tamamlamış bulunuyoruz.

 

Bu kitap, 1961 seçimlerinin ardından İsmet İnönü’nün yeniden Başbakanlık yaptığı yıllara ilişkin verileri kapsamaktadır. 27 Mayıs öncesinin ekonomik, sosyal, siyasal birikimleri ile 27 Mayıs sonrasında oluşan yeni sorunların çözümü ve çok partili yaşamın ikinci kez yerleştirilmesi için sarfedilen ciddi çabalar bu kitap ile bir kez daha görülmektedir.. 27 Mayıs öncesi ile sonrasının ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlarına İsmet İnönü ve başkanlık ettiği hükümetler tarafından demokratik rejimin güçlendirilmesi ve planlama–kalkınma hamleleri ile nasıl çözümler arandığı; Kıbrıs sorununun tüm sıcaklığı içinde Türkiye ve Ada Türklerine yönelik baskılara karşı ulusal haklar temelinde nasıl mücadele edildiği ve dış politikada geleneksel dengeli tutumun nasıl yeniden oluşturulduğu ve bunlarla bağlantılı bir dizi iç ve dış konu, bu kitapta İsmet İnönü’nün samimi yaklaşımlarıyla izlenebilmektedir.

*     *     *

Başta sözünü ettiğimiz İsmet İnönü’nün kitaplarındaki eksikleri giderme konusunda TBMM’nin gösterdiği süreklilik içindeki kurumsal yaklaşımı nedeniyle, TBMM Başkanlığı’na, Kültür Sanat ve Yayın Kurulu’na, Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Birim Amiri Ercan DURDULAR’a öncelikle ve yeniden teşekkür ediyoruz.

Bu çalışmaların veri kaynağı TBMM Kütüphanesi ile Vakfımızın arşivi olmuştur. Ancak TBMM Kütüphane Müdürlüğü’nün özel katkıları olmasaydı, bu çalışma belki de bu tamlıkta olmayabilirdi. Bir yılı aşkın bir süreyle TBMM Kütüphanesi, bu çalışmanın araştırma ve veri toplama safhasına ilişkin İnönü Vakfı’na duyarlı bir ev sahipliği yapmıştır.

TBMM Kütüphanesinin bir önceki Müdürü Ali Rıza CİHAN’ın çok özel katkılarını burada anıyor ve kendisine sevgi ve teşekkürlerimizi yineliyoruz.

Yine TBMM Kütüphanesi yönetici ve görevlilerinden,

Kütüphane eski Müdür Yardımcısı ve yeni Müdürü İsmet BAYDUR,

Müdür Yardımcısı Tuncer YILMAZ;

Mikrofilm Bölümü eski Sorumlusu ve eski Müdür Yardımcısı Cihan ERKAL’a,

Bu çalışmalar için ciddi emekleri bulunan Mikrofilm Operatörleri Ömer İMAMOĞLU ile Şevket ERCİL,

Mikrofilm Operatörleri İhsan Güler ve Yaşar Bilgin,

Araştırma Bölümü Görevlisi Alev SARI,

Ödünç Verme Bölümü Şefi Necla ERYURT,

Fotokopi Görevlileri Mehmet YILDIRIM ile Mehmet SAĞIR’a ve adlarını burada belirtemediğimiz bir çok Kütüphane görevlisine;

TBMM Basımevi Müdürlüğü’ne,

Basımevi Elektronik Dizgi Bölümü Sorumlusu Ali İPEK’e,

Basımevi Elektronik Dizgi Görevlisi Mihriban ATMACA’ya;

Ve son olarak, büyük titizlik ve özveri ile yaptığı araştırma sonucunda bu kitapları gerçekleştiren İlhan Kamil TURAN’a içten teşekkürlerimizi sunuyoruz.

15.06.2004

Özden TOKER

         İnönü Vakfı Başkanı

 

 

 

 

 

 

Hazırlayandan Kitap Hakkında Notlar

 

 

 

 

1                Bu kitap ve ardından yayınlanacak diğer yeni kitaplar hakkında

Bu kitap, İnönü Vakfı için yapılan süreli bir çalışmanın üçüncüsüdür.

İsmet İnönü’nün (TBMM dışındaki) söylev, konuşma, demeç, söyleşi, makale ve mesajlarının kronolojik eksiklerinin ilk kısmına, yani 26.10.1933–03.12.1938 ile 29.12.1944–25.05.1950 tarihlerine ilişkin iki kitabın ardından bu kitapla birlikte üçüncü aşaması tamamlanmış olmaktadır.

Bu kitap, 11.11.161–26.02.1965 tarihlerini, yani İsmet İnönü’nün 1961 seçimleri sonrası Başbakanlık yıllarını ve muhalefete geçişinin başlangıcını kapsamaktadır.

11.03.1965–25.12.1967, 01.01.1968–23.07.1970 ve 25.07.1970–10.12.1973 tarihlerine ilişkin olan kitapların yayına hazırlanma çalışmaları ise sürmektedir.

2                Çalışmanın yürütülüşü

Söz konusu tarihleri kapsayan kitaplar için yapılan çalışma, TBMM Kütüphanesi ve Mikrofilm Bölümünde, Ulus/Barış ve Cumhuriyet gazeteleri esas alınarak ve bu gazetelerdeki verilerden hareketle gerektiğinde diğer gazetelerden yararlanılarak ve ayrıca dönemin önemli dergileri taranarak yürütülmüştür.

3                Dil/Türkçe kullanımı ile kaynakçalara dair

Kitapta yer alan metinlerin dil–yazı–konuşma özgünlükleri korunarak aktarılmıştır. Kaynak olarak kullanılan eski metinlerde, kimi zaman farklı yayınların kendilerince farklı “dil uyarlamaları” yapması ve bunların üstüne gelen dizgi/basım yanlışlarının olduğu gözetilmelidir. Metinleri yayıma hazırlarken yalnızca bariz dizgi/basım yanlışlarında az sayıda harf düzeltileri yapılmış; yine az sayıdaki harf veya tekil sözcük ekleri köşeli parantez içinde verilmiştir. Ancak bu tür az sayıdaki düzeltilere karşın, kullanılan bazı harf ve sözcükler itibarıyla metinler arası farklılıklar ve hatta bir metin içinde kimi farklılıklar bulunduğu gözetilmelidir.

Bir tek metne ilişkin farklı kaynaklar arasında yapılan seçim ise, dizgiye elverişlilik ve metnin tamamının bulunması ölçütüne dayalı olmuştur.

Gazete kaynaklı verilerde az sayıda sözcüğün, gazetenin cilt kenarına gelmesi veya dizgi/baskı problemlerinden ötürü okunamaması sözkonusudur. Bu tür durumlar, köşeli parantez içinde [okunamadı] kaydı eşliğinde belirtik kılınmıştır.

Tam metni bulunan veriler dışındaki metinlerin bir kısmı gazetelerin özet aktarımı veya gazetelerin yorumlu aktarımı eşliğinde İsmet İnönü’nün konuşmalarını içermektedir. Bu tür, doğrudan İsmet İnönü’nün konuşmasını içermeyen yorum vb.aktarımlar çıkarılarak parantez içinde üç nokta (...) eşliğinde verilip, kitabın yalnızca İsmet İnönü’nün konuşmalarına referans oluşturması sağlanmıştır.

Kaynakça bilgilerine her metnin ilk sayfasının altında yer verilmiş; gerekli kimi açıklayıcı bilgiler de sayfa altı dipnotu olarak, özgün metinlerden ayrıksı olarak belirtilmiştir.

4                Konu başlıklarına dair

Konu başlıklarında, ilgili metinlerin hangi konuyu içerdiğinin yansıtılmasına azami düzeyde özen gösterilmiştir.

5                Sözlük hakkında

Kitabın arkasında bulunan “Sözlük”te sözcüklerin doğru yazımı verilmiştir. Kitaplarda yer alan metinlerin içinde, (çıkış yeri ve dilin durumuna göre) “kalın ünlü” harfler [a, ı, o, u] ile “ince ünlüler”in [e, i, ö, ü];  (dudakların durumuna göre) “düz ünlüler” [a, e, ı, i] ile “yuvarlak ünlüler”in [o, ö, u, ü] ve (ağzın açıklığına göre) “geniş ünlüler” [a, e, o, ö] ile “dar ünlüler”in [ı, i, u, ü] sözcükler içindeki kullanımı bazen yer değiştirebilmektedir. Ayrıca a-ı, e-i, i-ı, u-ü; b-p, c-ç, d-t, ğ-v, n-m değişmeleri; ünsüz türemesi olarak y-v değişimi de olabilmekte ve nihayet eski dilin kimi özgünlükleri yansıyabilmektedir. Bu nedenle okuyucu sözlükte arama yaparken, mantıksal olarak iki ve daha çok seçenekli tarama yoluna başvurmalıdır.

6                Dizin hakkında

Kitabın arkasında yer alan “Dizin” coğrafi yerler, kişi adları, kitabın içerildiği döneme ilişkin temalar ile İsmet İnönü’nün değinilerindeki vurgular esas alınarak hazırlanmış, böylece ilgili dönemlere yönelik ayrıntılı araştırma yapanlara yardımcı olmaya çalışılmıştır.

Teşekkür

Son olarak, bu kitapların hazırlık aşamasındaki sayısız katkısı için ender insanlardan sevgili Ali Rıza CİHAN’a; bu çalışmaların önemli yanlışlardan korunmasını sağlayıcı yönlendirme ve katkıları nedeniyle Şerafettin TURAN ve Selim İLKİN’e; başta Ömer İMAMOĞLU ve Şevket ERCİL olmak üzere TBMM Kütüphane çalışanlarına; dizgi yardımlarından ötürü Nuray ÇALI’ya; yeni veri bulmaya ilişkin katkısından dolayı arkadaşım Serdar Ömer KAYNAK’a; kitaplaştırma sırasındaki yardımlarından ötürü arkadaşlarım Tamer İNCESU, Evrim KARAKOÇ, Murat KARAKOǒa; ve yine kitaplaştırmaya yönelik teknik desteği için Atatürk Araştırma Merkezi Uzmanı Ali TUNA’ya içtenlikle teşekkür ediyorum.

İlhan K. Turan

 

 

 

 

 

 

 

İsmet İnönü’nün Yayınlanmış Kitapları*

 

 

 

TBMM Konuşmaları

İsmet İnönü’nün T.B.M.M.’deki Konuşmaları 1920–1973; 3 Cilt, Derleyen: Ali Rıza Cihan; TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 1992…29.05.1920–06.11.1973 tarihleri arasını kapsamaktadır.

 

Söylev, Konuşma, Söyleşi, Demeç, Makale ve Mesajları

İsmet Paşa’nın Siyasi ve İçtimai Nutukları 1920–1933; Başvekalet Matbaası, Ankara, 1933...25.09.1920–29.10.1933 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj ve Söyleşileri; 1933–1938; Hazırlayan: İlhan Turan; TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara 2003....26.10.1933–03.12.1938 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Milli Şef’in Söylev, Demeç ve Mesajları; Derleyen: Kadri Kemal Kop, Akay Kitabevi, Ankara, 1945.. 11.11.1938–28.12.1944 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj ve Söyleşileri; 1944–1950; Hazırlayan: İlhan Turan; TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara 2003....29.12.1944–28.05.1950 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Muhalefetde İsmet İnönü: Konuşmaları, Demeçleri, Mesajları, Sohbetleri ve Yazılarıyla; Derleyen: Sabahat Erdemir, M. Sıralar Matbaası, İstanbul, 1956...31.05.1950–29.07.1956 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Muhalefetde İsmet İnönü: Konuşmaları, Demeçleri, Mesajları, Sohbetleri ve Yazılarıyla; Derleyen: Sabahat Erdemir, M. Sıralar Matbaası, İstanbul, 1959...16.08.1956–09.09.1959 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Muhalefetde İsmet İnönü (1959–1960); Derleyen: Sabahat Erdemir; Ekicigil Matbaası, İstanbul, 1962.. 13.09.1959–26.05.1960 tarihleri arasını kapsamaktadır.

İhtilâlden Sonra İsmet İnönü: Konuşmaları, Demeçleri, Mesajları, Sohbetleri ve Yazılarıyla; Derleyen: Sabahat Toktamış, Ekicigil Matbaası, İstanbul, 1962...28.05.1960–10.11.1961 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj ve Söyleşileri; 1961–1965; Hazırlayan: İlhan Turan; TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara 2004....11.11.1961–26.02.1965 tarihleri arasını kapsamaktadır.

 

Defterleri

İsmet İnönü; Defterler (1919–1973); 3 Cilt, Hazırlayan: Ahmet Demirel; Yapı Kredi Yayınları, 1.Baskı: İstanbul, Aralık 2001 01.01.1919–11.12.1973 tarihleri arasında tuttuğu notları kapsamaktadır.

 

Yurt Gezisi Konuşmaları

İsmet İnönü’nün Kastamonu Gezileri: 1938–1949–1958; Mustafa Eski; Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1995...05–10.12.1938, 18–26.04.1949 ve 24–25.10.1958 tarihlerini kapsamaktadır.

Cumhurbaşkanı İnönü’nün Ege Seyahati: 1949; Hazırlayan: Kemal Zeki Gencosman; Ankara, 1949.. 30.07.1949–21.08.1949 tarihleri arasını kapsamaktadır.

 

Anıları

İsmet İnönü; Hatıralar; 2 Cilt, Hazırlayan: Sabahattin Selek; Bilgi Yayınevi, Ankara, 1985...Kurtuluş Savaşından Cumhurbaşkanlığına seçilişine kadarki konuları kapsamaktadır. İlkönce 1968’de yazı dizisi olarak yayınlanmıştır.

 

Anı, Atatürk, İstiklal Savaşı ve Lozan Konferansına İlişkin Eser, Söyleşi ve Konferansları

İsmet İnönü; Aziz Atatürk; Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara, 196 ...Bu kitapçık, Atatürk’ün ölümünün 25. yıldönümü dolayısıyla (10.11.1963) hazırlanan bir makaleyi içermektedir.

İnönü Atatürk’ü Anlatıyor; Hazırlayan: Abdi İpekçi; İstanbul, Cem Yayınevi, 1968...Kurtuluş Savaşından Atatürk ile ilişkilere dek birçok konuyu içermektedir.

İsmet İnönü; İstiklal Savaşı ve Lozan; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 1993…23 Ekim 1973 tarihinde Türk Tarih Kurumu’nda verdiği  konferans metnini içermektedir.

İsmet İnönü; Televizyona Anlattıklarım; Hazırlayan: Nazmi Kal; Ankara, Bilgi Yayınevi, 1993...1968–1973 yılları arasındaki 10 ayrı televizyon söyleşisini kapsamaktadır.

İsmet İnönü; Lozan Barış Konferansı–Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj, Anı ve Söyleşileri; Hazırlayan İlhan Turan; Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara, Temmuz 2003...Lozan Konferansının öngünlerinden yaşamının sonuna dek yapılan konuşma, demeç, makale, mesaj anı ve söyleşileri kapsamaktadır.

 

Mektupları

Baba İnönü’den Erdal İnönü’ye Mektuplar; Basıma Hazırlayan: Sevgi Özel; Bilgi Yayınevi, Birinci Basım Aralık 1988…Erdal İnönü’ye yazılan 02.09.1947–14.08.1960 tarihleri arasındaki mektupları kapsamaktadır.

 

Söylev, Konuşma ve Eserlerinden Yapılan Seçmeler

İsmet İnönü’nün Vecizeleri; Ali Toygar–Cumhuriyet Kitabevi, İstanbul, 1941

İnönü Diyor ki: Nutuk, Hitabe, Beyanat, Hasbihaller, Hazırlayan Herbert Melzig; İstanbul, 1941

İsmet İnönü; Millet ve İnsaniyet: Milli Şef İsmet İnönü’nün Nutuklarından En Güzel Parçalar; Derleyen: Herbert Melzig; İstanbul: Kanaat Kitabevi, 1943

İnönü’nün Söylev ve Demeçleri, T.B.M. Meclisinde ve CHP Kurultaylarında, 1919–1946; Türk Devrim Tarihi Enstitüsü Yayınları, İstanbul 1946

İsmet İnönü’nün Maarife Ait Direktifleri; Maarif Vekilliği Yayını, İstanbul 1939

Cumhurbaşkanları, Başbakanlar ve Milli Eğitim Bakanlarının Milli Eğitimle İlgili Söylev ve Demeçleri (içinde); Türk Devrim Tarihi Enstitüsü Yayınları, Milli Eğitim Basımevi, 1946–Ankara

İsmet İnönü ve Tek Dereceli İlk Seçimler (1946–1950–1954–1957); Hazırlayan: İlhan Turan, İnönü Vakfı Yayınları, Ajans–Türk Basım ve Basım A.Ş., Ankara, Aralık 2002

İsmet İnönü; Eğitim – Öğretim Üzerine; Hazırlayan: İlhan Turan, Türk Eğitim Derneği–İnönü Vakfı Ortak Yayını, Ankara, Aralık 2002

 

 

 

 

 

 

İçindekiler

 

 

 

Sunuş ve Teşekkür – Özden TOKER

Hazırlayandan Kitap Hakkında Notlar

İsmet İnönü’nün Yayınlanmış Kitapları

İçindekiler

11.11.1961...Cumhurbaşkanı ve MBK Başkanı Cemal Gürsel Tarafından Hükümeti Kurmakla Görevlendirilmesinin Ardından Verilen Demeç

12.11.1961...Hükümet Kurma Çalışmalarıyla İlgili Demeç ve Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

13.11.1961...Hükümet Kurma Çalışmalarıyla İlgili Söyledikleri

14.11.1961...Hükümet Kurma Çalışmalarıyla İlgili Gazetecilerin Bir Sorusuna Verilen Yanıt

15.11.1961...Hükümet Kurma Çalışmalarıyla İlgili Gazetecilerin Sorularına  Verilen Yanıtlar

16.11.1961...Hükümet Kurma Çalışmalarıyla İlgili Gazetecilere Söyledikleri

20.11.1961...Hükümet Kuruluşu Dolayısıyla Anıt Kabir Defterine Yazılanlar

29.11.1961...Başbakanlığa Atanması Dolayısıyla SSCB Başbakanı Nikita Kruşçev’in Kutlama Mesajına Verilen Yanıt

29.11.1961...AP Meclis Grubunda Yapılan Konuşma

05.12.1961...Başbakanlığa Atanması ve Hükümetin Güvenoyu Alması Dolayısıyla AA Aracılığıyla Yayınlanan Teşekkür Mesajı

05.12.1961...SBF’nin 102. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Yapılan Konuşma

12.12.1961...Kalkınma, Tasarruf, Kamu Sektörü ve Özel Sektörün Rolüne İlişkin Yayınlanan Bildiri

13.12.1961...AKÖD Mensuplarının Ziyaretinde Köy Enstitüleri ile İlgili Söyledikleri

19.12.1961...Bakanlar Kurulu Toplantısında Siyasi Af Konusuna İlişkin Söyledikleri

20.12.1961...CHP Meclis Grup Toplantısında Siyasi Af Konusuna İlişkin Söyledikleri

24.12.1961...ABD Büyükelçisiyle Yapılan Görüşme ile İlgili CHP Meclis Grup Toplantısında Yapılan Açıklama

03.01.1962...CHP Meclis Grup Toplantısında Parti Çizgisine İlişkin Yapılan Konuşma

04.01.1962...ABD Büyükelçisiyle Yapılan Görüşme ile İlgili Gazetecilere Söyledikleri

07.01.1962...AP Genel Merkezini Ziyaret Sırasında Koalisyon Hükümeti  ve SSCB Büyükelçisiyle Yapılan Görüşmeye İlişkin Söyledikleri

07.01.1962...DPT Planlama Dairesinden Ayrılırken Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

10.01.1962...CHP Meclis Grup Toplantısında İç ve Dış Politika Konularına İlişkin Yapılan Konuşma

12.01.1962...“Fikir İşçileri Bayramı” Dolayısıyla İstanbul Gazeteciler  Sendikası’na Gönderilen Mesaj

13.01.1962...MTTB Heyetinin Ziyaretinde Söyledikleri

14.01.1962...Ankara Gazeteciler Cemiyeti’ni Ziyarette Yapılan Konuşma

17.01.1962...Türkiye’deki Demokratik Rejim Deneyimlerine İlişkin Verilen Radyo Söylevi

19.01.1962...147’ler , Koalisyon Hükümeti ve Dinin Siyaset Dışı Tutulmasına İlişkin CHP Meclis Grup Toplantısında Yapılan Konuşma

19.01.1962...İktisadi Durum ile İlgili Verilen Radyo Söylevi

20.01.1962...TÜRK-İŞ Temsilciler Meclisi Heyetinin Ziyaretinde Yapılan Konuşma

21.01.1962...TÜRK-İŞ Temsilciler Meclisinde Yapılan Konuşma

23.01.1962...DPT Planlama Dairesindeki Toplantıda Yapılan Konuşma

29.01.1962...İstanbul Gezisine İlişkin Pendik Tren İstasyonunda Verilen Demeç

30.01.1962...İstanbul Üniversitesi Önünde Öğrencilere Yapılan Konuşma

30.01.1962...İTÜ Önünde Öğrencilere Yapılan Konuşma

30.01.1962...İTÜ Televizyon Stüdyosunda Yapılan Televizyon Konuşması

30.01.1962...TESK Toplantısında Yapılan Konuşma

30.01.1962...İstanbul Gazeteciler Cemiyeti’ni Ziyarette Söyledikleri

31.01.1962...İTO ile İTB’nin Düzenlediği Toplantıda Sunulan Raporlar Üzerine Yapılan Konuşmalar

01.02.1962...1. Ordu Birliklerini Denetleme Sırasında Yapılan Sohbet ve Konuşmalar

01.02.1962...İstanbul Ticaret ve Sanayicilerinin İstekleri Dolayısıyla Yapılan Konuşma

02.02.1962...İstanbul İşçi Sendikaları Birliği’nde Yapılan Konuşma ve Birlik Şeref Defterine Yazılanlar

02.02.1962...İstanbul’da Düzenlenen Basın Toplantısında İktisadi, Siyasi, Sosyal Konulara İlişkin Sorulara Verilen Yanıtlar

06.02.1962...İstanbul’da Harp Okulu’nu Ziyaret Sırasında Söyledikleri

14.02.1962...CHP Ortak Grup Toplantısında Koalisyon Hükümetine İlişkin Yapılan Konuşma

19.02.1962...Silahlı Kuvvetlerdeki Huzursuzluk Dolayısıyla Türkiye Radyolarında Yapılan Konuşma

22.02.1962...CHP Ortak Grup Toplantısında Silahlı Kuvvetlerdeki Gelişmeler Üzerine Yapılan Konuşma Özeti

23.02.1962...Silahlı Kuvvetlerdeki Gelişmeler Üzerine AP, CKMP ve Genel Başkanları ile Birlikte Yapılan Ortak Açıklama

24.02.1962...22 Şubat Olayları Sırasında Söyledikleri

24.02.1962...22 Şubat Olayları Dolayısıyla Türkiye Radyolarında Yayınlanan Mesaj

24.02.1964...Hava Kuvvetleri Karargahından Çıkarken 22 Şubat Olaylarıyla İlgili Söyledikleri

27.02.1962...Kuvvet Komutanları ile Görüşmeden Sonra Söyledikleri

27.02.1962...22 Şubat Olayları Dolayısıyla Türkiye Radyolarında Yapılan Konuşma

09.03.1962...Silahlı Kuvvetlerdeki Gelişmelere İlişkin İstanbul Bayram Gazetesi’ne Verilen Demeç

12.03.1962...Abant Oteli Hatıra Defterine Yazılanlar ve Bolu’da Yapılan Konuşma

15.03.1962...14 Mart Geleneksel Tıp Bayramı Dolayısıyla Yapılan Konuşma

16.03.1962...Dışişleri Bakanı Selim Sarper’in İstifasına İlişkin Söyledikleri

29.03.1962...CHP Parti Meclisi Toplantısında Dış ve İç Politika Konularına  İlişkin Yapılan Konuşma

02.04.1962...İkinci İnönü Zaferinin 41. Yıldönümü Dolayısıyla TDO ve TMGT Heyetlerinin Ziyaretinde Yapılan Konuşma

02.04.1962...İnönü Zaferinin 41. Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan ve Cumhuriyet Senatosunda Okunan Mesaj

04.04.1962...CHP Ortak Grup Toplantısında Dışişleri Bakanı Selim Sarper’in istifası ve İktisadi Politikalara İlişkin Yapılan Konuşma

04.04.1962...Başbakanlıktan İstifa Edeceği Söylentilerine İlişkin Gazetecilere  Söyledikleri

08.04.1962...Berrin Menderes ve Yüksel Menderes’in Ziyareti ile İlgili Söyledikleri

11.04.1962...Yunanlı Gazetecilerle Dış ve İç Politika Konuları Üzerine Yapılan Söyleşi

14.04.1962...Kalkınma Planına İlişkin Türkiye Radyolarında Yapılan Konuşma

16.04.1962...AGS Mensupları Mesken Yapı Kooperatifinin Temel Atma Töreninde Yapılan Konuşma

17.04.1962...Siyasi Af Konusunda Gazetecilere Söyledikleri

18.04.1962...Siyasi Af Konusuna İlişkin New York Times Gazetesi’ne Verilen  Demeç

18.04.1962...EMİNSU Yöneticileriyle Yapılan Görüşmeye İlişkin Söyledikleri

20.04.1962...CHP Senato ve Meclis Grup YK’ları ile MYK Ortak Toplantısında Söyledikleri ve Siyasi Affa İlişkin Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

22.04.1962...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Görüşmeden Sonra Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

23.04.1962...23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı Dolayısıyla Anıt Kabir Özel Defterine Yazılanlar

24.04.1962...Siyasi Af Konusuna İlişkin Gazetecilere Söyledikleri

24.04.1962...AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala’nın Açıklamalarıyla İlgili Verilen Demeç

25.04.1962...Siyasi Af Konusuna İlişkin AP Grup Kararı ile İlgili Söyledikleri ve Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

25.04.1962...Cumhuriyet Senatosu Başkanı Suat Hayri Ürgüplü’nün Davetinde AP Senato Grup Başkanı Refik Alpiskender’e Söyledikleri

27.04.1962...CHP Ortak Grup Toplantısında Koalisyona İlişkin Yapılan Konuşma

28.04.1962...Parti Liderleriyle Görüşmeleri Hakkında Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

05.05.1962...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Görüşmeden Sonra Temaslarına İlişkin Söyledikleri

07.05.1962...NATO’nun Türkiye’ye Ekonomik Yardım Kararı Alması Üzerine  Verilen Demeç

10.05.1962...CHP Ortak Grup Toplantısında Mardin Olayları, Koalisyon ve Siyasi Af ile İlgili Yapılan Konuşma

18.05.1962...Koalisyon ve İktisadi Duruma İlişkin Bayram Gazetesi’ne Verilen  Demeç

18.05.1962...Konya Orduevinde ve Basın Toplantısında Kalkınma Planı ve Kurban Bayramı Dolayısıyla Söyledikleri

18.05.1962...Eskişehir Orduevinde Kurban Bayramı Kutlaması ve Kalkınmaya  İlişkin Söyledikleri

19.05.1962...28. Tümene Bayram Kutlaması ve Subaylarla Toplantıda Yapılan Konuşma

20.05.1962...Gazetecilerin Koalisyon Hükümeti ile İlgili Sorularına Verilen Yanıtlar

21.05.1962...Siyasi Affa İlişkin Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

22.05.1962...CHP ve AP MYK’ları Ortak Toplantısında Siyasi Affa İlişkin Yapılan Konuşma

27.05.1962...27 Mayıs’ın 2. Yıldönümü Dolayısıyla Yapılan Radyo Konuşması

29.05.1962...2. İmar Kongresinde Yapılan Konuşma

29.05.1962...NATO Toplantısından Dönen KKK Orgeneral Ali Keskiner ve Diğer Kuvvet Komutanlarının Ziyaretinden Sonra Söyledikleri

30.05.1962...İsviçre’nin Neue Züriher Zeitung Gazetesi ile Yapılan Söyleşi  Özeti

31.05.1962...CHP Meclis Grup Toplantısında Hükümetin İstifasıyla İlgili Yapılan Konuşma ve Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

01.06.1962...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’e İletilen Başbakanlıktan İstifa Mektubu

01.06.1962...SBF ve HF Öğrenci Heyetlerinin Ziyaretinde Söyledikleri

01.06.1962...Başbakanlıktan İstifa ile İlgili Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

03.06.1962...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel Tarafından Yeni Hükümeti Kurmakla  Görevlendirilmesi Dolayısıyla Verilen Demeç ve Gazetecilerin  Sorularına Verilen Yanıtlar

04.06.1962...CHP Gençlik Kolları Orta Anadolu Bölge Toplantısında Yapılan Konuşma

05.06.1962...CHP Ortak Grup Toplantısında Koalisyon Hükümetine İlişkin  Yapılan Konuşma

06.06.1962...CHP Ortak Grup Toplantısında Koalisyon Hükümetine İlişkin  Yapılan Konuşma

08.06.1962...Yeni Vergi Söylentilerine İlişkin Yapılan Açıklama

14.06.1962...CHP Meclis Grup Toplantısında Partilerle Kurulan Temasa İlişkin Yapılan Konuşma

15.06.1962...CHP Ortak Grup Toplantısında Koalisyon, CHP ve Kalkınma Konularına İlişkin Yapılan Konuşma

17.06.1962...Koalisyon Hazırlıklarına İlişkin Gazetecilere Söyledikleri

19.06.1962...Yeni Hükümet Kuruluşuyla İlgili Partiler Arasında Düzenlenen Toplantıda Yapılan Konuşma

20.06.1962...Hükümeti Kurmaktan Çekilme ile İlgili Söyledikleri

21.06.1962...CHP Meclis Grup Toplantısında Hükümeti Kurmaktan Çekilme Dolayısıyla Yapılan Konuşma

22.06.1962...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in Yayınladığı Bildiri ile İlgili Söyledikleri

23.06.1962...CHP Ortak Grup Toplantısında Koalisyon Hükümeti Girişimlerine İlişkin Yapılan Konuşma

24.06.1962...Yeni Hükümeti Kurma Çalışmalarıyla İlgili Gazetecilere Söyledikleri

25.06.1962...CHP Meclis Grup Toplantısında Koalisyon Girişimlerine İlişkin Yapılan Konuşma ve Gruptan Gelen Sorulara Verilen Yanıtlar

27.06.1962...Yeni Hükümet Kuruluşu Üzerine Anıt Kabir  Defterine Yazılanlar

30.06.1962...İşçi Sigortaları Genel Kurul Heyetinin Ziyaretinde Söyledikleri

02.07.1962...CHP Ortak Grup Toplantısında Hükümet Programı ve Parti Çizgisine İlişkin Yapılan Konuşma

04.07.1962...Cezayir’in Bağımsızlığına Kavuşması Dolayısıyla CGİKB  Abdurrahman Fares’e Gönderilen Mesaj

07.07.1962...Silahlı Kuvvetler, Hükümet Yetkilileri ve Cumhuriyet Senatosu Başkanı ile Görüşmeden Sonra Söyledikleri

12.07.1962...Erzurum Hükümet Konağından Halka Sesleniş

12.07.1962...Erzurum’daki Bir Toplantıda Ordu ile Temasları, 14’ler ve İç Politika Konularına İlişkin Söyledikleri

13.07.1962...Ankara’ya Dönüşünde Erzurum Gezisiyle İlgili Verilen Demeç

14.07.1962...CHP PM Toplantısında Erzurum Gezisi ve Kalkınma Konusuna İlişkin Yapılan Konuşma Özeti

16.07.1962...Erzurum Gezisinden Hareketle Ordunun Durumu, Doğu’daki Durum  ve Hükümetin Görevlerine İlişkin Yapılan Radyo Konuşması

16.07.1962...Ankara Şeker Fabrikasını Ziyarette İktisadi Konulara İlişkin Söyledikleri

17.07.1962...Sanayi Bakanlığı’nda Düzenlenen “Resmi ve Özel Sektör”  Toplantısında İktisadi Politikalara İlişkin Yapılan Konuşma

17.07.1962...YPK’nın 5YKP Üzerinde Çalışmalara Başlamasıyla İlgili Verilen  Demeç

20.07.1962...CHP İl Başkanları ve Temsilcileri Toplantısı Dolayısıyla Anıt Kabir  Özel Defterine Yazılanlar

21.07.1962...CHP İl Başkanları, Meclis ve Senato Grupları ile MYK Ortak Toplantısında Ordu, Demokratik Rejim, Koalisyon ve İktisadi Konulara İlişkin Verilen Söylev

21.07.1962...CHP İl Başkanları, Meclis ve Senato Grupları ile MYK Ortak Toplantıda 27 Mayıs, Koalisyon Hükümeti ve CHP Üzerine  Yapılan Konuşma

22.07.1962...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Görüşme Öncesi ve Sonrası Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

23.07.1962...İktisadi Duruma İlişkin Türkiye Radyolarında Yapılan Konuşma

23.07.1962...Gölcük Ziyaretinde Söyledikleri

24.07.1962...Gölcük Askeri Tersanelerinde İşçilere Söyledikleri

25.07.1962...Zonguldaklılara Hitaben Yapılan Konuşma

26.07.1962...Zonguldak Dönüşü Karşılanma Sırasında Ortak Pazar’a İlişkin Söyledikleri

04.08.1962...5 Yıllık Kalkınma Planı ile İlgili Yapılan Açıklama

05.08.1962...5 Yıllık Kalkınma Planı Üzerine Türkiye Radyolarında Yapılan Konuşma

05.08.1962...Yunanistan Dışişleri Bakanı Averof’un Ziyaretinden Sonra  Söyledikleri

07.08.1962...İstanbul’da Düzenlenen “Sanayide Yatırım ve Sermaye Terakümü” Seminerinde Yapılan Konuşma

08.08.1962...İstanbul’da Planlama-Kalkınma Konularına İlişkin Düzenlenen Basın Toplantısı ve İç ve Dış Politikaya İlişkin Sorulara Verilen Yanıtlar

10.08.1962...İzmir’de Esnaf Dernekleri Temsilcilerine Yapılan Konuşma

10.08.1962...1200 Subay ve Astsubayın Tayini Söylentilerine İlişkin Yapılan Açıklama

11.08.1962...İzmir Ticaret Odası’nda Yapılan Konuşma

11.08.1962...İzmir’de Tütün Üreticilerine Yapılan Konuşma

12.08.1962...Ege Üniversitesi Şeref Defterine Yazılanlar

12.08.1962...Kuşadası’nda Tarımsal Kalkınmaya İlişkin Yapılan Konuşma

12.08.1962...Söke’de Planlı Kalkınmaya İlişkin Yapılan Konuşma

13.08.1962...Eski MBK ve Cumhuriyet Senatosu Tabii Üyesi Fikret Kuytak’ın  Ölümü Üzerine Eşine Söylenen Başsağlığı Sözleri

17.08.1962...Irak Sınırındaki Olaylarla İlgili Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

27.08.1962...ABD Başkan Yardımcısı Lyndon B. Johnson’ın Türkiye Ziyareti Dolayısıyla Düzenlenen Basın Toplantısında Söyledikleri

29.08.1962...ABD Başkan Yardımcısı Lyndon B. Johnson’ın Türkiye Ziyareti Dolayısıyla Verilen Demeç ve Johnson ile Havaalanında Yapılan Konuşma

30.08.1962...“Büyük Taarruz Günlerinde Heyecanlı Anlar” (Makale)

04.09.1962...CHP Ortak Grup Toplantısında Meclis’in Yeni Çalışma Dönemine İlişkin Yapılan Konuşma

09.09.1962...“İzmir’e Kavuşma Hatıraları” (Makale)

10.09.1962...CHP’nin 39. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Düzenlenen Toplantıda Yapılan Konuşma

11.09.1962...Hükümetteki Bakanlara Yönelik Spekülasyonlarla İlgili Yapılan Yalanlama

16.09.1962...CHP Meclis Grup Toplantısında Siyasi ve İktisadi İstikrara İlişkin Yapılan Konuşma

18.09.1962...Planlama Danışma Kurulu Toplantısında Yapılan Konuşma

19.09.1962...CHP Meclis Grup Toplantısında Anayasa Düzenine Karşı  Hareketlere İlişkin Yapılan Konuşma

21.09.1962...CHP Meclis Grup Toplantısında İç ve Dış Gelişmelere İlişkin Yapılan Konuşma Özeti

21.09.1962...İsmail Rüştü Aksal’ın CHP Genel Sekreterliğinden İstifa Mektubuna Verilen Yanıt

23.09.1962...CHP Meclis Grup Toplantısında Demokratik Rejimin Gelişimine İlişkin Yapılan Konuşma

25.09.1962...79. Yaş Günü Ziyaretleri Dolayısıyla Söyledikleri

26.09.1962...79. Yaş Günü Dolayısıyla Düzenlenen Gecede Yapılan Sohbetler

28.09.1962...CHP Eskişehir Sivrihisar İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

28.09.1962...CHP Uşak İl Kongresine Gönderilen Mesaj

29.09.1962...DPT Yöneticilerinin İstifasıyla İlgili Gazetecilerin Sorularına  Verilen Yanıtlar

03.10.1962...CHP Meclis Grup Toplantısında DPT Yöneticilerinin İstifalarına İlişkin Yapılan Konuşma

06/07.10.1962...AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala’nın Telgrafı ve MDO Bildirilerine İlişkin Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

08.10.1962...Genel Siyasi Durum Üzerine Türkiye Radyolarında Verilen Söylev

10.10.1962...CHP Meclis Grup Toplantısında Kendisi ile İlgili Kurgular ve Genel Siyasi Duruma İlişkin Yapılan Konuşma

12.10.1962...Ankara ve İÜ Öğrenci Birliklerinin Ziyaretinde Söyledikleri ve Gazetecilerin Af ve İçişleri Bakanı Atamasına ilişkin Sorularına Verilen Yanıtlar

13.10.1962...CHP Meclis Grup Toplantısında Hükümet Protokolü ve Affa İlişkin Yapılan Konuşma

15.10.1962...CHP İstanbul İl Gençlik Kolu Kongresine Gönderilen Mesaj

16.10.1962...CHP Ankara İl Kadın Kolu Kongresinde Yapılan Konuşma

22.10.1962...CHP İstanbul İl Kongresi Söylevi

25.10.1962...“Cumhuriyetin Kuruluşu” (Makale

05.11.1962...CHP Balıkesir İl Kongresine Gönderilen Mesaj

08.11.1962...CHP Ordu İl Kongresine Gönderilen Mesaj

11.11.1962...Atatürk’ün Ölümünün 24. Yıldönümü Dolayısıyla Türkiye Radyolarında Verilen Söylev

11.11.1962...CHP Denizli İl Kongresine Gönderilen Mesaj

12.11.1962...CHP Ankara İl Kongresinde Parti-Halk ve Siyaset Arasındaki İlişkiler ve CHP Üzerine Yapılan Konuşma

17.11.1962...CHP Ortak Grup Toplantısında Planlı Kalkınmaya İlişkin Yapılan Konuşma

26.11.1962...CHP İzmir İl Kongresine Gönderilen Mesaj

27.11.1962...CHP Muğla İl Kongresine Gönderilen Mesaj

27.11.1962...CHP Mardin İl Kongresine Gönderilen Mesaj

02.12.1962...Malatya Havaalanında Yapılan Konuşma ve Akçadağ İlköğretmen  Okulunda Söyledikleri

03.12.1962...CHP Malatya İl Kongresinde Yapılan Konuşma

04.12.1962...Elazığ Arapkir’de Yapılan Konuşma

06.12.1962...CHP Elazığ İl Kongresinde Okunan Mesajı

05.12.1962...CHP Elazığ İl Kongresinde Yapılan Konuşma

06.12.1962...CHP Tekirdağ İl Kongresine Gönderilen Mesaj

06.12.1962...Kadınlara Seçme ve Seçilme Haklarının Tanınmasının 28. Yıldönümü Dolayısıyla TKB Tarafından Düzenlenen Toplantıda  Yapılan Konuşma

07.12.1962...CHP 2. Gençlik Kolları Kurultayı Söylevi

11.12.1962...CHP Ortak Grup Toplantısında Parti İçi Sorunlara İlişkin Yapılan Konuşma

11.12.1962...CHP 1. Kadın Kolları Kurultayı Söylevi

15.12.1962...CHP 16. Kurultayını Açış Söylevi

16.12.1962...CHP 16. Kurultayı Geçici İhraçlar Komisyon Raporu Görüşülürken  Yapılan Konuşma

17.12.1962...CHP 16. Kurultayını Kapama Söylevi

19.12.1962...Kamu Sektöründe Çalışan İşçilerin Temsilcileriyle Düzenlenen Toplantıda Yapılan Konuşma

27.12.1962...Gaziantep’in Kurtuluş Günü Dolayısıyla Gazianteplilere ve Vali Sadık Tanyeri’ne Gönderilen Mesajlar

05.01.1963...Çukurova’nın Kurtuluş Günü Dolayısıyla Adana Valisi ve Belediye Başkanı Mukadder Öztekin’e Gönderilen Mesaj

06.01.1963...Milliyet Gazetesi’nden Abdi İpekçi’ye 1963 Yılı Plan Hedefleri ile İlgili Verilen Demeç

08.01.1963...KC Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Fazıl Küçük’ü Karşılama Töreninde Yapılan Konuşma

08.01.1963...AHFTC Tarafından Düzenlenen “Gençlik İçin Çıkar Yol” Konulu Dizi Konferans Söylevi

11.01.1963...Birinci İnönü Zaferinin 42. Yıldönümünde Öğrenci Birliklerinden  Gençlere Söyledikleri

13.01.1963...MTTB Heyetinin Ziyaretinde Yapılan Konuşma

25.01.1963...CHP Ortak Grup Toplantısında Koalisyon Hükümetine İlişkin Yapılan Konuşma

26.01.1963...Kış Aylarının Neden Olduğu Sorunlara Yönelik Toplantı Öncesinde Söyledikleri

26.01.1963...Gaziantep Heyetinin Ziyaretinde Söyledikleri

27.01.1963...Yaz Saati Uygulamasıyla İlgili Verilen Demeç

28.01.1963...Kış Aylarının Neden Olduğu Sorunlarla İlgili Türkiye Radyolarında  Yapılan Konuşma

29.01.1963...Kış Aylarının Neden Olduğu Sorunlarla İlgili İstanbul, Ankara, İzmir  Vali ve Belediye Başkanlarıyla Yapılan Toplantıda Söyledikleri

01.02.1963...Birinci 5YKP 1963 Yılı Uygulama Programı ile İlgili Türkiye Radyolarında Yapılan Konuşma

02.02.1963...Ankara Üzerinde İki Uçağın Çarpışması Sonucu Yaralananları Hastane Ziyaretinde Söyledikleri

09.02.1963...CHP Ortak Grup Toplantısında TBMM’deki Yasa Tasarıları ve CHP’nin Tutumuna İlişkin Yapılan Konuşma

15.02.1963...CHP Meclis Grup Toplantısında Güncel Konulara İlişkin Yapılan Konuşma Özeti

15.02.1963...Paris’te Yayınlanan Combat Gazetesi’nden Eduard Calic ile Dış ve İç Politika Konularına İlişkin Yapılan Söyleşi

15.02.1963...Başbakanlıktan İstifa Edeceğine İlişkin Bir Soruya Verilen Yanıt

18.02.1963...AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala’nın Siyasi Affa İlişkin Önerisine Verilen Yanıt

19.02.1963...TÖDMF Heyetinin Ziyaretinde Söylediklerinin Özeti

21.02.1963...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Görüşmeden Sonra Gazetecilere Söyledikleri

26.02.1963...Ramazan Bayramı Dolayısıyla İç Politika Konularına İlişkin Bayram Gazetesi’ne Verilen Demeç

28.02.1963...Adapazarı’nda Denizci Subaylara Yapılan Konuşma

01.03.1963...Sinop Mayın Arama-Tarama Gemisinin Şeref Defterine Yazılanlar ve Karamürsel’de Yapılan Konuşma

02.03.1963...Bursa Eğitim Enstitüsü’nde Öğrenci ve Öğretmen Dernekleri Temsilcilerine Yapılan Konuşma

02.03.1963...Bursa İnegöl ve Eskişehir İnönü’de Yapılan Konuşmalar

03.03.1963...Eskişehir’de Havacı Astsubaylara Yapılan Konuşma ve Orduevi Şeref Defterine Yazılanlar

03.03.1963...Eskişehir’den Ayrılırken ve Sivrihisar’da Söyledikleri

03.03.1963...Ankara Polatlı Topçu Okulunda Subaylara Yapılan Konuşma ve Okulun Hatıra Defterine Yazılanlar

04.03.1963...Sel Baskını ve Yurt Gezisi ile İlgili Türkiye Radyolarında Yapılan Konuşma

10.03.1963...CHP PM’de Güncel Siyasi Konulara İlişkin Yapılan Konuşma Özeti

11.03.1963...Ankara Radyosundaki Bir Açık Oturumda Dış Yardım ve İktisadi Konulara İlişkin Yapılan Konuşma

12.03.1963...Erzurum’un Kurtuluş Günü Dolayısıyla Vali ve Belediye Başkanı Hüseyin Meydanoğlu’na Gönderilen Mesaj

12.03.1963...Maraş’ın Kurtuluş Günü Dolayısıyla Vali ve Belediye Başkanı Ahmet Gümüşlü’ye Gönderilen Mesaj

14.03.1963...İç Politika Konularına İlişkin Gazetecilerin Sözlü ve Yazılı Sorularına Verilen Yazılı Yanıtlar

15.03.1963...14 Mart Geleneksel Tıp Bayramı Dolayısıyla Yapılan Konuşma

16.03.1963...Zırhlı Birlikler Okulu 59. Dönem Yedek Subaylarının Diploma Töreninde Yapılan Konuşma

17.03.1963...İktisadi Durum ve İzlenen Politikalara İlişkin Türkiye Radyolarında Yapılan Konuşma

20.03.1963...AGC’nin Düzenlediği Basın Toplantısında Orta Doğu’daki  Gelişmeler, İç Politika ve İktisadi Konulara İlişkin Sorulara Verilen Yanıtlar

29.03.1963...AP Yöneticilerinin Yardım İsteğine İlişkin Yapılan Görüşmede Söyledikleri

01.04.1963...İkinci İnönü Zaferinin 42. Yıldönümü Dolayısıyla Gençlere  Söyledikleri

02.04.1963...CHP Ortak Grup Toplantısında Güncel Gelişmeler Üzerine  Yapılan Konuşma Özeti

03.04.1963...CHP Ortak Grup Toplantısında Koalisyona İlişkin Yapılan Konuşma

11.04.1963...Japon İmparatorunun Kardeşi Prens Mikasa ile Eşini Karşılama Töreninde Yapılan Konuşma

11.04.1963...Urfa’nın Kurtuluş Günü Dolayısıyla Vali ve Belediye Başkanı Nurettin Hazer’e Gönderilen Mesaj

13.04.1963...Japon Prensi Mikasa ve Eşi Onuruna Mevhibe İnönü ile Birlikte Verdikleri Yemekte Yapılan Konuşma

23.04.1963...23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı Dolayısıyla Anıt Kabir Özel Defterine Yazılanlar

24.04.1963...23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı Dolayısıyla Ankara Radyosunda Yapılan Konuşma

27.04.1963...CHP Ortak Grup Toplantısında Güncel Siyasal Gelişmeler ve Ordu İçindeki Duruma İlişkin Yapılan Konuşma

01.05.1963...Taşlıtarla’yı İlçe Yaptırma Derneği Heyetinin Ziyaretinde Söyledikleri

05.05.1963...Kurban Bayramı Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

09.05.1963...İstanbul Ziyaretleri Sırasında Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

10.05.1963...İstanbul’da Porselen Fabrikasının Açılışında Söyledikleri ve Nurettin Teksan İlkokulu Ziyaretinde

11.05.1963...1. Ordu Birliklerini Denetleme Sırasında Yapılan Sohbet ve Konuşmalar

12.05.1963...İstanbul’da Düzenlenen Basın Toplantısında Gazetecilerin İç ve Dış Politika ile İktisadi Konulara İlişkin Sorularına Verilen Yanıtlar

14.05.1963...İstanbul Gezisi Üzerine Ankara Radyosunda Yapılan Konuşma

15.05.1963...CHP Ortak Grup Toplantısında Yasama Dokunulmazlığı, Hükümetle İlgili Olası Gelişmelere İlişkin Söyledikleri ve Gazetecilerin İstifa ile İlgili Sorusuna Verilen Yanıt

19.05.1963...CHP Senato ve Meclis Grup YK’ları ile MYK Ortak Toplantısında Koalisyon Hükümeti ve İhtilâl Olasılıklarına İlişkin Söyledikleri

24.05.1963...21-22 Mayıs Olaylarındaki Ölümler Dolayısıyla Düzenlenen Cenaze  Töreninde Yapılan Konuşma

28.05.1963...27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı Törenlerinde Yapılan Konuşma

30.05.1963...21-22 Mayıs Olaylarında Ölen Hava Albayı Fehmi Erol’un AnıtKabir’deki Cenaze Töreninde Yapılan Konuşma

01.06.1963...TTSOTB 15. Genel Kurulunda Yapılan Konuşma

02.06.1963...21-22 Mayıs Olayları Dolayısıyla Akis Dergisi’nden Kurtul Altuğ’a Verilen Demeç

05.06.1963...CHP Ortak Grup Toplantısında Hükümet-Ordu İlişkileri ve Güncel  Gelişmelere İlişkin Yapılan Konuşma

06.06.1963...Kalkınma Planının Üç Aylık Uygulama Sonuçlarına İlişkin Türkiye Radyolarında Yapılan Konuşma

06.06.1963...Genelkurmay Başkanlığı Harita Genel Müdürlüğü Özel Defterine Yazılanlar

12.06.1963...Kızılay’ın Kuruluşunun 95., Kızılaycılığın ise 100. Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

14.06.1963...Mavi Küf Hastalığıyla İlgili Ankara Radyosunda Yapılan Konuşma

21.06.1963...ODTÜ Diploma Töreninde Yapılan Konuşma

26.06.1963...CHP Ortak Grup Toplantısında Parti Politikaları ve Vatandaş-Hükümet İlişkileri Üzerine Yapılan Konuşma

27.06.1963...CHP Ortak Grup Toplantısında Yapılan Konuşma Üzerine Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

30.06.1963...Yaz Tatili İçin Gidilen İstanbul’da Gazetecilerle Yapılan Söyleşi

05.07.1963...CHP PM Toplantısında Demokratik Rejimi Yaşatmaya İlişkin Yapılan Konuşma

06.07.1963...Nasreddin Hoca’yı Anma Etkinlikleri Dolayısıyla Eskişehirlilere Gönderilen Mesaj

06.07.1963...CHP PM Toplantısında Parti İçi Sorunlara İlişkin Yapılan Konuşma

13.07.1963...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Görüşmeden Sonra Söyledikleri

15.07.1963...Fransa Başbakanı Georges Pompidiou’yu Karşılama Töreninde Yapılan Konuşma

15.07.1963...Fransa Başbakanı Georges Pompidou’nun Türkiye Ziyareti Dolayısıyla France Press’e Verilen Demeç

16.07.1963...Fransa Başbakanı Georges Pompidou ve Eşi Onuruna Mevhibe İnönü ile Birlikte Verdikleri Yemekte Yapılan Konuşma

19.07.1963...CHP Ortak Grup Toplantısında Fransa Başbakanı Georges Pompidou ile Yapılan Görüşmeler, CHP’nin Hükümette İzlediği  Çizgi ve İktisadi Politikalara İlişkin Yapılan Konuşma

19.07.1963...Emin Paksüt’ün CHP MYK Üyeliğinden İstifa Mektubuna Verilen Yanıt

20.07.1963...Sendikalar, Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasa Tasarılarının Yasalaşması Dolayısıyla TÜRK-İŞ Yürütme Kurulunun Gönderdiği Mesaja Verilen Yanıt

20.07.1963...New York Times Gazetesi’nden Jay Walz’a Dış Yardım ve Dış Politika Konularına İlişkin Verilen Demeç

24.07.1963...Lozan Barış Antlaşması’nın 40. Yıldönümü Dolayısıyla Bir Lozan Gazetesi ile İç ve Dış Politika Konularına İlişkin Yapılan Söyleşi

25.07.1963...24 Temmuz İşçi Bayramı ve Basından Sansürün Kaldırılışının Yıldönümü Dolayısıyla TÜRK-İŞ Tarafından Düzenlenen Toplantıda Yapılan Konuşma

31.07.1963...Harp Akademilerinin Yıllık Harp Oyunları Sırasında AA Muhabirine Verilen Demeç

17.08.1963...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in Koalisyon Ortakları ile Yaptığı Toplantıdan Sonra Söyledikleri

20.08.1963...CHP Ortak Grup Toplantısında Sıkıyönetimin Uzatılması ve Cumhurbaşkanının Parti Genel Başkanlarıyla Teması Üzerine  Yapılan Konuşma

23.08.1963...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Görüşmeden Sonra Söyledikleri

23.08.1963...Sıkıyönetimin Uzatılması, 21-22 Mayıs Sonrası Durum, Koalisyon, ve Ortak Pazar’a İlişkin AA’ya Verilen Demeç

26.08.1963...CHP İl Başkanları Toplantısında Yapılan Konuşma

28.08.1963...DPA Temsilcisi Kurt Gebauer ile Dış Politika ve Kalkınma Planına İlişkin Yapılan Söyleşi

30.08.1963...30 Ağustos Zafer Bayramı Dolayısıyla Anıt Kabir Özel Defterine Yazılanlar

30.08.1963...30 Ağustos Zaferinin 41. Yıldönümü Dolayısıyla Verilen Demeç

31.08.1963...Cumhuriyet Gazetesi’nde Bir Yıl Önce Yayınlanan  “Büyük Taarruz Günlerinde Heyecanlı Anlar” Anlatısının Devamı

31.08.1963...30 Ağustos Zafer Bayramı Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’e Gönderilen Mesaj

04.09.1963...Sivas Kongresi’nin 44. Yıldönümü Dolayısıyla Sivas Halkevi Dergisine Verilen Demeç

08.09.1963...CHP’nin Kuruluşunun 40. Yıldönümü Dolayısıyla Düzenlenecek Törenler İçin Hazırlanan Konuşma

09.09.1963...CHP’nin Kuruluşunun 40. Yıldönümü Dolayısıyla Anıt Kabir Özel Defterine Yazılanlar

09.09.1963... “Siyasi Hayatımızın 43 Yılı ve CHP” (Makale)

11.09.1963...CHP Ortak Grup Toplantısında Demokratik Rejim ve Kalkınma Planına İlişkin Yapılan Konuşma

11.09.1963...İzmir’in Kurtuluş Günü Dolayısıyla Belediye Başkanı Rebi Başol’a Gönderilen Mesaj

13.09.1963...AET ile Türkiye Arasında İmzalanan Anlaşma Dolayısıyla AET Bakanlarına Verilen Yemekte Yapılan Konuşma

15.09.1963...Kastamonu, Samsun ve Çorum Çeltikçilerinin Ziyaretinde Söyledikleri

25.09.1963...Uzunköprü’de Düzenlenen Yemekte 80. Yaş Günü Konusunu da Kapsayan Konuşma

27.09.1963... 80. Yaş Günü Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in Gönderdiği Mesaja Verilen Yanıt

27.09.1963...Edirne Alay Komutanlığı Binasından Halka Yapılan Konuşma

27.09.1963...Çanakkale Saroz’da NATO Tatbikatı ile İlgili Söyledikleri

28.09.1963...Edirne Öğretmen Derneği’nde Eğitim Sorunları ve Planlamaya İlişkin Yapılan Konuşma

28.09.1963...Edirne Birinci Zırhlı Süvari Alayı Şeref Defterine Yazılanlar

28.09.1963...Tekirdağ Malkara-Kavakçeşme Köyünde Çarşaflı Kadınlarla Yapılan Sohbet

30.09.1963...DPT’nin 3. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Yapılan Konuşma

02.10.1963...ODTÜ Öğretim Yılı Açılış Töreninde Yapılan Konuşma

03.10.1963...Koalisyon İçi Sorunlar Üzerine Gazetecilerin Bir Sorusuna Verilen Yanıt

03.10.1963...1964 Yılı Bütçe Hazırlıklarına İlişkin Bakanlıklara Gönderilen Genelge

04.10.1963...Koalisyon İçi Sorunlar Üzerine Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

05.10.1963...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Görüşme Sonrası Söyledikleri

09.10.1963...CHP Ortak Grup Toplantısında Son Gelişmelere İlişkin Söyledikleri

12.10.1963...200 Kişinin Ölümüne Neden Olan Baraj Felaketi Dolayısıyla İtalya Başbakanı Giovanni Leone’ye Gönderilen Mesaj

14.10.1963...DP İktidarı Döneminde CHP Mallarına El Konulmasına İlişkin Yasanın İptali Üzerine Söyledikleri

16.10.1963...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Görüşmeden Sonra Söyledikleri

19.10.1963...CHP PM’de Koalisyon İçi Sorunlar Üzerine Yapılan Konuşma

20.10.1963...Hürriyet Gazetesi’nden Cüneyt Arcayürek’e Demokratik Rejimin Yaşatılması ve İç Politika Konularına İlişkin Verilen Demeç

22.10.1963...Çeltikçilerin Ziyaretinde Söylediklerinin Özeti

25.10.1963...BM’nin 18. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

29.10.1963...Cumhuriyetin 40. Yıldönümü Dolayısıyla Ulus Gazetesi’ne Verilen Demeç

30.10.1963...Cumhuriyetin 40. Yıldönümü Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’e Gönderilen Mesaj

03.11.1963...17 Kasım Yerel Seçimleri Dolayısıyla CHP Adına Yapılan Radyo Konuşması

06.11.1963...B5YKP 1964 İkinci Uygulama Yılı Programı ile İlgili Bakanlıklara Gönderilen Genelge

11.11.1963...“Aziz Atatürk” (Makale)

11.11.1963...Atatürk’ün Ölümünün 25. Yıldönümü Dolayısıyla Davet Edildiği Anma Törenlerinin Hepsine Katılamayacağına İlişkin AA’ya  Verilen Demeç

20.11.1963...17 Kasım Yerel Seçimleri Dolayısıyla Çıkan Olaylardaki Ölümler Üzerine ve Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Görüşmeden Sonra Gazetecilere Söyledikleri

21.11.1963...Çiftlik Yürüyüşünde Hükümet Kuruluşuyla İlgili Gazetecilerle Yapılan Sohbet

22.11.1963...Çiftlik Yürüyüşünde Hükümet Kuruluşuyla İlgili Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar ve Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Görüşmeden Sonra Söyledikleri

23.11.1963...Hükümet Kuruluşuyla İlgili Sorulara Verilen Yanıtlar

23.11.1963...ABD Başkanı John F. Kennedy’nin Öldürülmesi Üzerine Yayınlanan Mesaj

24.11.1963...ABD Başkanı John F. Kennedy’nin Ölümü Üzerine ABD Büyükelçiliği Defterine Yazılanlar

25.11.1963...John F. Kennedy’nin Cenaze Töreni İçin Türkiye’den Ayrılmadan Önce Ankara Radyosu ile Havaalanında Basına Verilen Demeçler

26.11.1963...Amerika’nın Sesi Radyosunda Yayınlanan Türkiye’ye Mesaj ve ABD Dışişleri Bakanlığının Özel Araba Tahsisi İstemine İlişkin Söyledikleri

27.11.1963...ABD Yeni Başkanı Lyndon B. Johnson ile Görüşmeden Sonra Söyledikleri

28.11.1963...ABD Yeni Başkanı Lyndon B. Johnson ve Savunma Bakanı Mac Namara ile Yapılan Görüşmelere İlişkin Söyledikleri

01.12.1963...Yeşilköy Havaalanında Koalisyon Ortaklarının Hükümetten Çekilmesine İlişkin Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar ve ABD Gezisine İlişkin Verilen Demeç

02.12.1963...Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Nasır Zeytinoğlu ile Görüşmeden Sonra Söyledikleri

02.12.1963...ABD Gezisi Nedeniyle Türkiye’de Gösterilen İlgi Dolayısıyla Yayınlanan Teşekkür Mesajı

02.12.1963...ABD Gezisi Dolayısıyla Türkiye Radyolarında Yapılan Konuşma

03.12.1963...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’e İletilen Başbakanlıktan İstifa Mektubu

03.12.1963...Başbakanlıktan İstifa ile İlgili Gazetecilere Söyledikleri

04.12.1963...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in Parti Genel Başkanları ile Yaptığı Görüşme Sonrasında Gazetecilere Söyledikleri

04.12.1963...CHP Ortak Grup Toplantısında Yeni Hükümet, Seçimler, Kalkınma Planı ve ABD Gezisine İlişkin Yapılan Konuşma

05.12.1963...Çiftlik Yürüyüşünde Yeni Hükümete Girmeme Eğilimine İlişkin Söyledikleri

06.12.1963...Türk Kadınlar Birliği Heyetinin Ziyaretinde Söyledikleri

09.12.1963...Çiftlik Yürüyüşünde Yeni Hükümet Çalışmalarıyla İlgili Söyledikleri

10.12.1963...CHP Ortak Grup Toplantısında Güncel Siyasi Durum Üzerine Yapılan Konuşma ve Toplantı Sonrası Yapılan Açıklama

11.12.1963...Çiftlik Yürüyüşünde Gazetecilerin Hükümet Kuruluşuyla İlgili Bir Sorusuna Verilen Yanıt

12.12.1963...Çiftlik Yürüyüşünde Gazetecilerin Hükümet Kuruluşuyla İlgili Sorularına Verilen Yanıtlar ve AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala ile Görüşmeden Sonra Söyledikleri

13.12.1963...Çiftlik Yürüyüşünde Gazetecilerle Çeşitli Konularda Yapılan Söyleşi

15.12.1963...Çiftlik Yürüyüşünde Gazetecilere Söyledikleri

16.12.1963...Çiftlik Yürüyüşünde Hükümet Kuruluş Çalışmalarıyla İlgili Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

17.12.1963...CHP Ortak Grup Toplantısında İlk İki Koalisyon, İktisadi ve Sosyal Politikalara ve Olması Gereken Hükümet Perspektifine İlişkin Yapılan Konuşma

17.12.1963...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in Hükümet Kurma Görevini Vermesi ve İlk Temasların Ardından Gazetecilere Söyledikleri

18.12.1963...Çiftlik Yürüyüşünde Hükümet Kuruluş Çalışmalarıyla İlgili Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

19.12.1963...Çiftlik Yürüyüşünde Hükümet Kuruluş Çalışmalarıyla İlgili Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

19.12.1963...CKMP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Dinçer ile Görüşmeden Sonra Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

19.12.1963...YTP Genel Başkanı Ekrem Alican ile Görüşmeden Sonra Gazetecilere Yapılan Açıklama

20.12.1963...Çiftlik Yürüyüşünde Hükümet Kuruluş Çalışmalarıyla İlgili Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

21.12.1963...Kurucu Meclis Başkanı ve Eski Genelkurmay Başkanlarından Orgeneral Kazım Orbay’ı Hastane Ziyaretinde

21.12.1963...Çiftlik Gezisinde İç ve Dış Politika Konularına İlişkin Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

21.12.1963...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Görüşmeden Sonra Hükümet Kuruluş Çalışmalarıyla İlgili Söyledikleri

22.12.1963...Çiftlik Yürüyüşünde Gazeteciler ve Vatandaşlarla Yapılan Sohbette Değişik Konular Üzerine Söyledikleri

23.12.1963...Çiftlik Yürüyüşünde Kıbrıs’taki Gelişmelerle İlgili Bir Soruya Verilen Yanıt

24.12.1963...Genelkurmay Başkanlığındaki Toplantıdan Sonra Kıbrıs’taki Gelişmelerle İlgili Söyledikleri

24.12.1963...CHP Ortak Grup Toplantısında Hükümet Kuruluşuna İlişkin Yapılan Konuşma

24.12.1963...Çiftlik Yürüyüşünde Hükümet Kuruluş Çalışmalarıyla İlgili Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

25.12.1963...Başbakanlıktan Ayrılırken Kıbrıs Sorunu ile İlgili Söyledikleri

26.12.1963...Çankaya Köşkünden Ayrılırken Kıbrıs Sorunu ile İlgili Söyledikleri

28.12.1963...Kıbrıs Sorunu Üzerine Ankara Radyosunda Yapılan Konuşma

29.12.1963...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Görüşmeden Sonra Kıbrıs Sorunu ile İlgili Söyledikleri

30.12.1963...ODTÜ Çevresindeki Yürüyüşte ve Başbakanlıktan Çıkarken Kıbrıs Sorunu ile İlgili Sorulara Verilen Yanıtlar

30.12.1963...Bakanlar Kurulu Toplantısından Sonra Kıbrıs Sorununa İlişkin Söyledikleri

30.12.1963...Kıbrıs’taki Olaylarda Yaralananları Hastane Ziyaretinde Söyledikleri ve Hastane Defterine Yazılanlar

03.01.1964...Çiftlik Yürüyüşünde Yeni Yıl, Kalkınma Planı ve Kıbrıs Konusunda Gazetecilere Söyledikleri

04.01.1964...Hükümetin Güvenoyu Alması Dolayısıyla Anıt Kabir Özel Defterine Yazılanlar

06.01.1964...Çiftlik Yürüyüşünde Gazetecilerin Kıbrıs Sorunu ile İlgili Sorularına Verilen Yanıtlar

07.01.1964...Yabancı Hükümet Başkanlarına Gönderilen Kıbrıs Konulu Mektup

09.01.1964...Çiftlik Yürüyüşü ve TBMM Bütçe Komisyonunda Kıbrıs Sorunu ile İlgili Sorulara Verilen Yanıtlar

11.01.1964...DPT Danışma Kurulu Toplantısını Açış Konuşması

13.01.1964...Günlük Yürüyüş Sırasında Kıbrıs Konulu Londra Konferansına İlişkin Söyledikleri

18.01.1964...Vergi Reformları ve Tarımsal Vergi Konulu Radyo Konuşması

22.01.1964...CHP Ortak Grup Toplantısında Siyasi Partiler Yasa Tasarısı Üzerine Yapılan Konuşma

24.01.1964...Çankaya Köşkündeki Yürüyüş Sırasında Vergi Reformuna İlişkin Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

25.01.1964...TMGT Temsilcilerinin Ziyaretinde Kıbrıs, Vergi Reformu ve Siyasi Partiler Yasa Tasarısına İlişkin Söyledikleri

27.01.1964...Associated Press Türkiye Temsilcisi Hal Mc Clure ile Kıbrıs Konusunda Yapılan Söyleşi

28.01.1964...TÜRK-İŞ 5. Genel Kuruluna Gönderilen Mesaj

28.01.1964...Genelkurmay Başkanlığındaki Toplantıdan Sonra Kıbrıs Konusunda Söyledikleri

29.01.1964...Başbakanlıktan Çıkarken Londra Konferansı Üzerine Söyledikleri

30.01.1964...Yeni Vergi Reformlarına İlişkin CHP Ortak Grup Toplantısında Yapılan Konuşma

30.01.1964...UPI Muhabiri John Lawton ile Kıbrıs Konusunda Yapılan Söyleşi

31.01.1964...Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay ve Ankara Sıkıyönetim Komutanı Cemal Tural ile Yapılan Toplantıdan Sonra Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

01.02.1964...Bakanlar Kurulu Toplantısı ve Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Görüşmeden Sonra Kıbrıs Sorununa İlişkin Söyledikleri

02.02.1964...Gazetecilerin Londra Konferansı ile İlgili Sorularına Verilen Yanıtlar

03.02.1964...Londra Konferansından Dönen Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin’i Karşılama Sırasında Söyledikleri

04.02.1964...Washington Post Gazetesi’nden Robert H. Estabrooc ile Kıbrıs Konusunda Yapılan Söyleşi

04.02.1964...Bakanlar Kurulu Toplantısından Sonra Kıbrıs Konusunda Söyledikleri

06.02.1964...Parti Genel Başkanlarıyla Yapılan Toplantıdan Sonra Kıbrıs Konusunda Söyledikleri

07.02.1964... Washington Post Gazetesi’nin Avrupa Muhabiri Robert H. Estrabrooc ile The Minneapolis Star ve Tribüne Gazetelerinin  Avrupa Muhabiri Graham Hovey ile Yapılan Söyleşilerin Tekleştirilmiş Metni

07.02.1964... New-York Times Gazetesi Türkiye Temsilcisi Jay Walz ile Kıbrıs Konusunda Yapılan Söyleşi

07.02.1964...CHP İl Başkanları ve İl Temsilcileri Toplantısı Dolayısıyla AnıtKabir Özel Defterine Yazılanlar

08.02.1964...CHP İl Başkanları ve İl Temsilcileriyle Genel Merkez Yöneticilerinin Ortak Toplantısında Verilen Söylev

12.02.1964...ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı George Ball ile Görüşmeden Sonra Gazetecilere Söyledikleri

14.02.1964...MGK Toplantısından Sonra Gazetecilerin Kıbrıs Konusundaki Sorularına Verilen Yanıtlar

18.02.1964...Çiftlik Yürüyüşünde Kıbrıs Sorununa İlişkin Gazetecilere Söyledikleri

18.02.1964...Genelkurmay Başkanlığı’ndaki Toplantıdan Sonra Kıbrıs Konusunda Söyledikleri

22.02.1964...Suikast Girişiminden Sonra TBMM Başkanı Fuat Sirmen’in Odasında Yapılan Sohbet

22.02.1964...Suikast Girişiminden Sonra Türkiye Radyolarında Yapılan Konuşma

25.02.1964...Suikast Girişimiyle İlgili TBMM Konuşmasının Ardından Basın Locasında Gazetecilerle Yapılan Söyleşi

25.02.1964...Suikast Girişiminin Ardından BBC Muhabiri ile İç ve Dış Politika Konularına İlişkin Yapılan Söyleşi

26.02.1964...SSCB Başbakanı Nikita Kruşçev’in Kıbrıs Konulu Mesajına Verilen Yanıt

29.02.1964...Reuter Ajansı Muhabiri Kevin Gary ile Kıbrıs Konusunda Yapılan Söyleşi

02.03.1964...Daily Mirror Gazetesi’nden Donald Wise ile Kıbrıs Konusunda Yapılan Söyleşi

02.03.1964...Daily Express Gazetesi’nden Lawson ile Kıbrıs Konusunda Yapılan Söyleşi

02.03.1964...TBMM Başkanı Fuat Sirmen’in Bir Davetinde Kahve ile Sigarayı İlk Kez Birlikte İçmesine İlişkin Bir Anı Anlatısı

02.03.1964...Yunanistan Başbakanı Georgios Papandreu’ya Atfedilen Sözlere İlişkin Söyledikleri

03.03.1964...Chicago Daily News Gazetesi Muhabiri Smith Hempstone ile Kıbrıs Konusunda Yapılan Söyleşi

04.03.1964...BM Güvenlik Konseyi’ne Sunulan Kıbrıs Konulu Tasarıya İlişkin Gazetecilere Söyledikleri

05.03.1964...Der Speigel Yazı İşleri Müdürü Sigfried Kogelfrangi ve Orta Doğu Muhabiri Roelv Schloss ile Kıbrıs Konusunda Yapılan Söyleşi

05.03.1964...Çankaya Köşkündeki Yürüyüşte Gazetecilerin Kıbrıs Konusundaki Sorularına Verilen Yanıtlar

06.03.1964...Çankaya Köşkündeki Yürüyüşte Gazetecilerin Kıbrıs Konusundaki Sorularına Verilen Yanıtlar

07.03.1964...Çankaya Köşkündeki Yürüyüşte Gazetecilerin Kıbrıs Konusundaki Sorularına Verilen Yanıtlar

08.03.1964...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Görüşmeden Sonra Gazetecilerin Kıbrıs Konusundaki Sorularına Verilen Yanıtlar

09.03.1964...Çankaya Köşkündeki Yürüyüşte Gazetecilerin Kıbrıs Konusundaki Sorularına Verilen Yanıtlar

11.03.1964...Çankaya Köşkündeki Yürüyüşte Gazetecilerin Kıbrıs Konusundaki Sorularına Verilen Yanıtlar

14.03.1964...KC Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’a Gönderilen Nota

14.03.1964...CHP PM’de KC Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’a Gönderilen Nota Hakkında Verilen Bilgi

15.03.1964...14 Mart Geleneksel Tıp Bayramında Kıbrıs Konusunda Yapılan Konuşma

18.03.1964...TBMM’nin Kıbrıs’a Asker Göndermeye İlişkin Hükümete Yetki Vermesinden Sonra Çankaya Köşkü Yürüyüşünde Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

19.03.1964...Kıbrıs Konusunda Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

20.03.1964...CHP Ortak Grup Toplantısında Vergi Yasaları Üzerine Yapılan Konuşma

22.03.1964...Çankaya Köşkündeki Yürüyüşte Gazetecilerin İç ve Dış Politika Konularına İlişkin Sorularına Verilen Yanıtlar

26.03.1964...Associated Press Muhabiri Mc Kınley ile Kıbrıs Konusunda Yapılan Söyleşi

26.03.1964...Gazetecilerin Kıbrıs Konusundaki Bir Sorusuna Verilen Yanıt

27.03.1964...“15 Mayıs 1919 ve Verdiği Netice!” (Makale)

02.04.1964...İkinci İnönü Zaferinin 43. Yıldönümü Dolayısıyla Ziyarete Gelen Gençlere Yapılan Konuşma

03.04.1964...ANSA Türkiye Temsilcisi Romano Damiani ile Kıbrıs Konusunda Yapılan Söyleşi

03/04.04.1964...Diyarbakır Heyetinin Ziyaretinde Suikast Girişimine İlişkin Söyledikleri ve Eğil Halk Okuma Odasına Hediye Ettiği “Nutuk” Kitabına Yazdıkları

08.04.1964...Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’un Mesajına Verilen Yanıt

10.04.1964...Çankaya Köşkündeki Yürüyüşte Gazetecilerin Kıbrıs Konusundaki Sorularına Verilen Yanıtlar

12.04.1964...Çankaya Köşkündeki Yürüyüşte Gazetecilerin Kıbrıs Konusundaki Sorularına Verilen Yanıtlar

12.04.1964...SSCB Başbakanı Nikita Kruşçev’in Kıbrıs Konulu Mesajına Verilen Yanıt ve Gazetecilerin Kıbrıs Konusundaki Sorularına Verilen Yanıtlar

14.04.1964...Çankaya Köşkündeki Yürüyüşte Gazetecilerin Kıbrıs Konusundaki Sorularına Verilen Yanıtlar

15.04.1964...Çankaya Köşkündeki Yürüyüşte Gazetecilerin Kıbrıs Konusundaki Sorularına Verilen Yanıtlar

15.04.1964...Boston’da Yayınlanan Christian Science Monitor Gazetesi Orta Doğu Muhabiri John Rigos ile Kıbrıs Konusunda Yapılan Söyleşi

16.04.1964...Time Dergisinin Ortadaoğu Temsilcisi George de Carvalho’ya  ABD-NATO-Batı ile İlişkiler Üzerine Verilen Demeç

16.04.1964...Time Dergisi Orta Doğu Temsilcisi Carvalho Aracılığıyla Kıbrıs  Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Fazıl Küçük’e Gönderilen Mesaj

17.04.1964...Time Dergisi’ne Verilen Demeçle İlgili Gazetecilere Söyledikleri

17.04.1964...Kıbrıs Konusunda Türkiye Radyolarında (TBMM’de) Verilen Söylev

23.04.1964...23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı Dolayısıyla Anıt Kabir Özel Defterine Yazılanlar

23.04.1964...23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Kurban Bayramları Dolayısıyla Yayınlanan Mesajlar

27.04.1964...Çankaya Köşkündeki Yürüyüşte Kıbrıs Konusunda Söyledikleri ve  Bayramda Kızılcahamam’da Yapılan Konuşma ve Sohbetler

28.04.1964...Kıbrıs-Girne Sorununa İlişkin Bir Soruya Verilen Yanıt

30.04.1964...Kızılay Kongresine Gönderilen Mesaj

02.05.1964...Çankaya Köşkündeki Yürüyüşte NATO Genel Sekreteri Dirk Stikker ile Yapılan Görüşmeye İlişkin Söyledikleri

03.05.1964...Çankaya Köşkündeki Yürüyüşte Kıbrıs Sorununa İlişkin Söyledikleri

06.05.1964...Ankara Yüksek İhtisas Hastanesini Açış Konuşması

07.05.1964...Evening Standard Gazetesi’nden Lord Lambton ile Kıbrıs Konusunda Yapılan Söyleşi

08.05.1964...Sunday Times Gazetesi’nin Bonn Muhabiri Antony Terry ile Kıbrıs Konusunda Yapılan Söyleşi

08.05.1964...Türkiye’den Geçen SSCB Başbakanı Nikita Kruşçev’in Mesajına Verilen Yanıt

09.05.1964...Birinci 5Yıllık Kalkınma Planının İlk Uygulama Yılı Programı ile İlgili Verilen Demeç

10.05.1964...Yardımseverler Derneği Kongresinde Yapılan Konuşma

11.05.1964...Fikret Otyam’ın “Fotoğraflarla Anadolu Gide Gide 1” Sergi Defterine Yazılanlar

15.05.1964...NATO Toplantısı ve Kıbrıs Sorununa İlişkin Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

16.05.1964...Gazetecilerin Kıbrıs Sorununa İlişkin Sorularına Verilen Yanıtlar

17.05.1964...Die Welt Gazetesi Muhabiri ile Kıbrıs Konusunda Yapılan Söyleşi

20.05.1964...Kolonya(Köln) ve Frankfurt Radyolarının Türkçe Yayını İçin Gönderilen Radyo Mesajı

27.05.1964...Akropolis Gazetesi Muhabiri I. Moshovitis ile Kıbrıs Konusunda Yapılan Söyleşi Özeti

29.05.1964...Çankaya Köşkündeki Yürüyüşte Kıbrıs Sorunu ve Hindistan’ın İlk Başbakanı Cavaharlal Nehru’nun Ölümü Üzerine Söyledikleri

03.06.1964...Cumhuriyet Senatosu Seçimleri Dolayısıyla CHP Adına Yapılan Radyo Konuşması

04.06.1964...Cumhuriyet Senatosu Seçimleri Dolayısıyla CHP Adına Yapılan Radyo Konuşması

04.06.1964...Uluslararası Basın Enstitüsü’nün 13. Kongresini Açış Konuşması

04.06.1964...Kurucu Meclis Başkanı ve Eski Genelkurmay Başkanlarından Orgeneral Kazım Orbay’ın Ölümü Üzerine Verilen Demeç

05.06.1964...Cumhuriyet Senatosu Seçimleri Dolayısıyla CHP Adına Yapılan Radyo Konuşması

06.06.1964...Cumhuriyet Senatosu Seçimleri Dolayısıyla CHP Adına Yapılan Radyo Konuşması

07.06.1964...ABD Başkanı Lyndon B. Johnson’ın ABD’ye Daveti Üzerine Söyledikleri

07.06.1964...AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala’nın Ölümü Üzerine Gümüşpala’nın Eşi ve AP Genel Merkezine Gönderilen Mesajlar

08.06.1964...Cumhuriyet Senatosu Seçimlerinden Bir Gün Önce CHP Adına Yapılan Radyo Konuşması

10.06.1964...CS Seçimleri Sonuçları ve ABD Başkanı Lyndon B. Johnson’ın Daveti Üzerine Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

11.06.1964...Çankaya Sırtlarındaki Yürüyüşte ABD Başkanı Lyndon B. Johnson’ın Daveti ve NATO Genel Sekreterinin Türkiye Ziyaretiyle İlgili Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

12.06.1964...ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı George Ball ve Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Yapılan Görüşmelerden Sonra Söyledikleri

13.06.1964...ABD Başkanı Lyndon B. Johnson’ın Kıbrıs Konulu Mektubuna Verilen Yanıt

13.06.1964...NATO Genel Sekreteri Dirk Stikker ve Parti Genel Başkanları ile Yapılan Görüşmelerden Sonra Söyledikleri

15.06.1964...CHP Ankara İl Kongresinde Siyasi Partiler, CHP, Kalkınma Planı ve Kıbrıs Sorunu Üzerine Yapılan Konuşma

16.06.1964...6. Sanayi Kongresini Açış Konuşması

17.06.1964...ABD Gezisi ve Güvenoyuna İlişkin Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

20.06.1964...ABD Büyükelçiliğine Ateş Açılması Olayıyla İlgili Gazetecilere Söyledikleri

22.06.1964...ABD’ye Giderken Yayınlanan Mesaj ile Esenboğa ve Yeşilköy Havaalanlarında Söyledikleri

23.06.1964...Beyaz Sarayda ABD Başkanı Lyndon B. Johnson’ın Ardından Yapılan Konuşma

24.06.1964...Amerikanın Sesi Radyosu Aracılığıyla Yayınlanan Mesaj

24.06.1964...ABD Başkanı Lyndon B. Johnson ve Eşi Tarafından Beyaz Saray’da Mevhibe ve İsmet İnönü Onuruna Verilen Yemekte Yapılan Konuşma

25.06.1964...Beyaz Saray Çıkışında Gazetecilerin Kıbrıs Konusundaki Sorularına Verilen Yanıtlar

25.06.1964...New York Havaalanındaki Karşılamada Bulunan Yurttaşlara Yapılan Konuşma

26.06.1964...New York’ta Düzenlenen Basın Toplantısında Gazetecilerin Kıbrıs Konusundaki Sorularına Verilen Yanıtlar

28.06.1964...Londra Havaalanında Kıbrıs Sorununa İlişkin Verilen Demeç ve Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

28.06.1964...Londra’dan Türkiye Radyoları Aracılığıyla Yayınlanan Mesaj

29.06.1964...Observer Gazetesi’nden Colin Legum ile Sunday Times Muhabirine Kıbrıs Sorununa İlişkin Verilen Demeçlerin Özeti

30.06.1964...Londra’da Düzenlenen Basın Toplantısında Gazetecilerin Kıbrıs Konusundaki Sorularına Verilen Yanıtlar

01.07.1964...Londra’dan Paris’e Hareketinden Önce Türkiye Radyoları Aracılığıyla Yayınlanan Mesaj

02.07.1964...Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı De Gaulle ile Görüşmeden Sonra Düzenlenen Basın Toplantısında Gazetecilerin Kıbrıs Konusundaki  Sorularına Verilen Yanıtlar

03.07.1964...Roma Havalanında Yurtdışı Gezisine İlişkin Verilen Demeç

03.07.1964...Yeşilköy Havaalanında Yurtdışı Gezisi ve Kıbrıs Sorununa İlişkin Verilen Yazılı Demeç ve Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

03.07.1964...Esenboğa Havaalanında Yurtdışı Gezisine İlişkin Verilen Demeç

05.07.1964...Pakistan Cumhurbaşkanı Mareşal Eyüp Han Onuruna Verilen Yemekte Yapılan Konuşma

07.07.1964...AP İzmir İl Kongresinde Hakkında Söylenenlere İlişkin Sözleri

16.07.1964...Ereğli Demir Çelik’e Ait Küçük Uçakla Çıkılan Karadeniz Gezisinde Pilotlar ile Yapılan İngilizce Yazışma

20.07.1964...CENTO Toplantısı Dolayısıyla İstanbul’daki Karşılama Sırasında Söyledikleri

22.07.1964...CENTO Toplantısı Dolayısıyla Pakistan Radyosuna Verilen Demeç

22.07.1964...BM Genel Sekreteri U-Thant’ın Kıbrıs Sorunu ile İlgili Çağrısına Verilen Yanıt

23.07.1964...Türkiye-İran-Pakistan Radyolarına Verilen Demeç ve Konukları Uğurladıktan Sonra Yeşilköy Havaalanında Söyledikleri

25.07.1964...Lozan Barış Antlaşması, Meşrutiyetin İlanı ve Basında Sansürün Kaldırılışının Yıldönümü Dolayısıyla Ulus Gazetesi’ne Verilen  Demeç

10.08.1964...Yunanistan Başbakanı Georgios Papandreu’nun Kıbrıs Sorunu ile İlgili Sözlü Mesajına Verilen Yanıt

10.08.1964...BM Güvenlik Konseyi Başkanı Sivert A. Nielsen’in Türk Hava Kuvvetlerinin Kıbrıs’ta Giriştiği Harekatın Durdurulması İstemli Mesajına Verilen Yanıt

10.08.1964...NATO Genel Sekreterinin Kıbrıs Sorunu ile İlgili Mesajına Verilen Yanıt

12.08.1964...BM Genel Sekreteri U-Thant’ın Kıbrıs’ta Ateşkes İstemine İlişkin Mesajına Verilen Yanıt

13.08.1964...Türkiye’nin Kıbrıs’ta Askeri Harekata Girişmesi Dolayısıyla SSCB Başbakanı Nikita Kruşçev’in Gönderdiği Mesaja Verilen Yanıt

18.08.1964...Kıbrıs Sorunu Dolayısıyla Yabancı Devlet Yöneticilerine Gönderilen Mesaj

22.08.1964...DPT YPK Toplantısından Ayrılırken Söyledikleri

30.08.1964...30 Ağustos Zafer Bayramı Dolayısıyla Anıt Kabir Özel Defterine Yazılanlar

30.08.1964...Kıbrıs Sorunu Dolayısıyla Yapılan Radyo Konuşması

07.09.1964...CHP Ortak Grup Toplantısında Kıbrıs Sorununa İlişkin Yapılan Konuşma

09.09.1964...CHP’nin Kuruluşunun 41.Yıldönümü Dolayısıyla Anıt Kabir Özel Defterine Yazılanlar

11.09.1964...BM Kıbrıs Arabulucusu Sakari Severi Tuomioja’nın Ölümü Üzerine Eşine Gönderilen Mesaj

13.09.1964...Kıbrıs-Erenköy Sorununa İlişkin Gazetecilere Söyledikleri

18.09.1964...Kuruluş Hazırlıkları Tamamlanan Köy İşleri Bakanlığı Personeline Yapılan Konuşma

20.09.1964...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Görüşmeden Sonra Gazetecilerin Kıbrıs Konusundaki Sorularına Verilen Yanıtlar

21.09.1964...18. Ulusal Tıp Kongresinde Yapılan Konuşma

22.09.1964...Malta’nın Bağımsızlığa Kavuşması Dolayısıyla Malta Genel Valisi ve Başbakanı Borg Oliver’e Gönderilen Mesaj

26.09.1964...81 Yaş Günü Dolayısıyla CHP Çankaya İlçe Örgütü Hatıra Defterine Yazılanlar ve Gençlik Kolları MYK Üyelerinin Ziyareti  ile Yaş Günü Dolayısıyla Verilen Yemekte Yaşamı Üzerine Söyledikleri

01.10.1964...DPT’nin 4. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Yapılan Konuşma

10.10.1964...BM’nin Yeni Kıbrıs Arabulucusu Galo Plaza ile Yapılan Görüşmede Söyledikleri

10.10.1964...Gazeteci, Yazar, CHP Eski Bakan ve Milletvekillerinden Cemil Sait Barlas’ın Ölümü Üzerine Ailesine Gönderilen Başsağlığı Mesajı

16.10.1964...CHP 17. Kurultayı Dolayısıyla Anıt Kabir Özel Defterine Yazılanlar

16.10.1964...CHP 17. Kurultayında Partinin Ekonomik Programı, Koalisyon Hükümetleri, Kıbrıs Sorunu, Cumhuriyetin Temel İlkelerinin Korunması ve CHP Üzerine Verilen Açış Söylevi

19.10.1964...CHP 17. Kurultayının Milli Eğitim Komisyonu Raporu Üzerine Yapılan Konuşma

19.10.1964...CHP 17. Kurultayında Yeniden Genel Başkan Seçilmesi Üzerine Yapılan Teşekkür Konuşması

25.10.1964...İngiltere’nin Yeni Başbakanı Harold Wilson’a Gönderilen Kutlama Mesajı

25.10.1964...Tatvan Demiryolunun Açılışı Dolayısıyla Van’da Yapılan İki Ayrı Konuşma

26.10.1964...Muş-Tatvan Demiryolunu Açış Konuşması

26.10.1964...Diyarbakır Ziyareti ve Ziya Gökalp’i Anma Haftası Dolayısıyla Yapılan Konuşma

27.10.1964...Kıbrıs’taki Değiştirme Birliği ve Genel Seçim Tarihine İlişkin Gazetecilere Söyledikleri

27.10.1964...İkinci 5YKP Hazırlıkları ile İlgili Yayınlanan Genelge

06.11.1964...Yeniden ABD Başkanlığına Seçilmesi Üzerine Lyndon B. Johnson’a Gönderilen Kutlama Mesajı

09.11.1964...ETKB Tarafından Düzenlenen Kızılırmak Su Havzası ve Toprak Kaynakları ile İlgili Etüd Sonuçlarının Açıklandığı Toplantıda Yapılan Konuşma

11.11.1964...Atatürk’ün Ölümünün 26. Yıldönümü Dolayısıyla TMTF’nin Düzenlediği Törene Gönderilen Mesaj

14.11.1964...CHP İstanbul İl Merkezini Ziyarette Yapılan Konuşma

15.11.1964...İstanbul Yedikule Santral Mensucat Fabrikası ile Silahtar Sungurlar Kazan Fabrikasını Ziyarette Yapılan Sohbetler

18.11.1964...Devlet Başkanı Olmak İstediğine İlişkin Yayınlarla İlgili Yapılan Açıklama

19.11.1964...Cumhuriyet Senatosundaki MBG Üyeleri ile Görüşmeden Sonra Söyledikleri

22.11.1964...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Görüşmeden Sonra Parti Genel Başkanları Toplantısına İlişkin Söyledikleri

23.11.1964...Parti Genel Başkanları Toplantısından Sonra Rejim Sorunlarına İlişkin Verilen Ortak Demeç

25.11.1964...CHP MYK Üyeleriyle Yapılan Görüşmede Söyledikleri

26.11.1964...DPT YPK Toplantısından Sonra Söyledikleri

27.11.1964...DPT YPK Toplantısından Sonra Söyledikleri

30.11.1964...DPT YPK Toplantısında Söyledikleri

01.12.1964...Süleyman Demirel’in AP Genel Başkanlığına Seçilmesi Üzerine Söyledikleri

04.12.1964...Harp Okulu Ziyaretinde Yapılan Konuşma ve Sohbetler ile Okulun Şeref Defterine Yazılanlar

05.12.1964...SBF’nin 105. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Yapılan Konuşma

06.12.1964...Turizm Sektörüyle İlgili Yayınlanan Genelge

09.12.1964...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in Düzenlediği Parti Genel  Başkanları Toplantısı Öncesi ve Sonrasında Söyledikleri

11.12.1964...Yeni Hükümet Kuruluş Çalışmalarıyla İlgili Söyledikleri

12.12.1964...Yeni Hükümet Kuruluş Çalışmalarıyla İlgili Söyledikleri

13.12.1964...Kalkınma Planı, Kıbrıs Sorunu, İç Politika Ortamı ve Hükümet Değişikliği Gündemi Üzerine Düzenlenen Basın Toplantısında  Yapılan Konuşma ve Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

14.12.1964...Yeni Hükümet ile İlgili Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

16.12.1964...Kızkardeşinin İstanbul’daki Cenaze Töreni Dönüşünde Yeni Hükümet Olasılığı Üzerine Söyledikleri

23.12.1964...CHP Ortak Grup Toplantısında Sovyetler Birliği ile İlişkiler, Dış Politika, Kıbrıs Sorunu ve İç Politika Üzerine Yapılan Konuşma

27.12.1964...TZOB 2. Genel Kurulunda Yapılan Konuşma

01.01.1965...Türkiye Radyolarında Yeni Yıl Dolayısıyla Yapılan İç ve Dış Politika Üzerine Yapılan Konuşma

07.01.1965...Türkiye’ye Gelen Nikolay Podgorni Başkanlığındaki Yüksek Şura Heyetinin SSCB’ye Daveti Üzerine Gazetecilere Söyledikleri

07.01.1965...Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin’in SSCB Heyeti İçin Verdiği Kokteylde Yapılan Konuşma Özeti

08.01.1965...CHP Ortak Grup Toplantısında Seçimlerde Nispi Temsil ve Milli Bakiye Sistemlerine İlişkin Yapılan Konuşma

08.01.1965...İngiltere’nin Eski Başbakanlarından Winston Churchill’in Ölümü Üzerine Başbakan Harold Wilson’a Gönderilen Mesaj

08.01.1965...Milliyet Gazetesi’nden Abdi İpekçi’nin SSCB ve ABD ile İlişkiler ve Kıbrıs Sorununa İlişkin Sorularına Verilen Yanıtlar

09.01.1965...Milliyet Gazetesi’nden Abdi İpekçi’nin Devletçilik, Yabancı Sermaye, Petrol,Ereğli Demir Çelik ve 141-142. Maddelere İlişkin Sorularına Verilen Yanıtlar

10.01.1965...2. Elektrik Mühendisleri Teknik Kongresinde Yapılan Konuşma

13.01.1965...SSCB Yüksek Şura Heyeti Başkanı Nikolay Podgorni ile Görüşmeden Sonra Gazetecilere Söyledikleri

13.01.1965...SSCB Büyükelçiliğindeki Resepsiyonda Nikolay Podgorni’ye Söyledikleri

19.01.1965...Bayındırlık Müdürleri Toplantısında Planlı Kalkınma Üzerine Yapılan Konuşma

19.01.1965...Başbakanlıkta Üniversite Yöneticileriyle Düzenlenen  “Aşırı Sağ ve Sol Cereyanlar” Konulu Toplantıda Söyledikleri

25.01.1965...İngiltere’nin Eski Başbakanlarından Winston Churchill’in Ölümü Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

26.01.1965...4. Çalışma Meclisinde İşçi Hakları ve Çalışma Yaşamına İlişkin Yapılan Konuşma

26.01.1965...Hollanda Televizyonu ile Dış ve İç Politika Konuları Üzerine Yapılan Söyleşi

27.01.1965...Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay’ın TBMM ve CS Başkanlarına Gönderdiği Mektuba İlişkin TBMM’de Gündeme  Gelen Bir Soru Önergesine Verilen Yazılı Yanıt

31.01.1965...Cumhuriyet Gazetesi’nden Ecvet Güresin’in “Aşırı Sağ ve Sol Cereyanlar”a İlişkin Sorularına Verilen Yanıtlar

03.02.1965...Şeker Bayramı Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’e Gönderilen Mesaj

06.02.1965...Şeker Bayramı Dolayısıyla Türkiye Radyolarında Yapılan Konuşma

07.02.1965...CHP Meclis Grup Toplantısında Basının Partiye Yönelttiği Eleştiriler Üzerine Söyledikleri

09.02.1965...Nihat Erim’i Hastane Ziyaretinde Yapılan Sohbet

10.02.1965...Gazetecilerin Hükümetin Düşürülmesiyle İlgili Bir Sorusuna Verilen Yanıt

13.02.1965...CHP Meclis Grubu Yönetim YK’sında Hükümetin Düşme Olasılığına İlişkin Yapılan Konuşma

14.02.1965...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Görüşmeden Sonra Hükümetin Çekilmesi Olasılığına İlişkin Gazetecilere Söyledikleri

14.02.1965...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’e İletilen Hükümetten İstifa Mektubu

16.02.1965...Yeni Hükümet Kuruluşu ile İlgili Gazetecilere Söyledikleri

17.02.1965...Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Görüşmeden Sonra Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

18.02.1965...Hükümetten İstifa ve Yeni Hükümet Kuruluşu Çalışmalarının Başlaması Üzerine Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay, DPT Müsteşarı Memduh Aytür ve Bakanlara Gönderilen Veda Mesajları

18.02.1965...Yeni Hükümeti Kurmakla Görevlendirilen Suat Hayri Ürgüplü ve Yeni Hükümet ile İlgili Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

19.02.1965...Başkanlığındaki Bakanlar Kurulunun Son Toplantısının Ardından Gazetecilere Söyledikleri

19.02.1965...Erzurum Milletvekili Emekli Korgeneral Şerafettin Konuray’ın CHP’ye Katılma Töreninde Yapılan Sohbet

20.02.1965...Hükümetten Ayrılma Dolayısıyla Silahlı Kuvvetlere Veda  Ziyaretinin Ardından Söyledikleri

20.02.1965...TBMM Kütüphanesini Ziyaretten Sonra Yapılan Sohbette Rejimin Oturmuşluğuna İlişkin Söyledikleri

21.02.1965...KC Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Fazıl Küçük’ün Mesajına Verilen Yanıt

23.02.1965...Yeni Hükümetin Kuruluşu Üzerine Başbakanlıktan Fiilen Ayrılışı Dolayısıyla Yayınlanan Veda Mesajı

23.02.1965...Eski Bakanlara Verdiği Yemekte Yapılan Sohbetler

26.02.1965...Başbakan Suat Hayri Ürgüplü’nün Ziyaretinde Söyledikleri ve Gazetecilerin Bir Sorusuna Verilen Yanıt

26.02.1965...BM Kıbrıs Arabulucusu Galo Plaza’nın Ziyaretine İlişkin Verilen Demeç

26.02.1965...CHP Ortak Grup Toplantısında 1961 Seçimleri Sonrası Koalisyon Hükümetleri ve CHP’nin Görevlerine İlişkin Yapılan Konuşma

İçindekiler ve Konu Başlıklarına İlişkin Kısaltmalar

Kaynakça

Sözlük

Dizin

 

 

 

 

 

 

 

KİTAP

 

 

 

 

 

Cumhurbaşkanı ve Milli Birlik Komitesi Başkanı Cemal Gürsel Tarafından Hükümeti Kurmakla Görevlendirilmesinin Ardından Verilen Demeç[1]

Sayın Cumhurbaşkanı, Anayasanın 102 nci maddesi uyarınca, Hükûmeti kurma vazifesini bana tevdi etmiştir. Memleketin içinde bulunduğu şartlar karşısında bu vazifeyi kabul ederek, hiç bir siyasî partinin çoğunlukta olmadığı Millet Meclisi’nden güvenoyu alabilecek bir Hükûmeti kurmak üzere çalışmalara başlamayı, memleketime karşı ifasından kaçınamıyacağım bir borç bildim.

Hükûmeti kurmaya çalışırken, parti mülâhazaları dışında memleketimizi ve demokratik rejimi selâmete kavuşturacak istikrarlı ve güven verici bir Hükûmet kurabilmek başlıca hedefimdir.

Bugün, memlekette huzuru ve bütün vatandaşlar arasında iyi münasebet tesis etmeyi birinci mesele olarak görüyorum. Umumî hayatımız sade ve sağlam manâsiyle güven ve istikrar beklemektedir.

Netice alabilmem, ancak memleketin âcil ihtiyaçlarını çok iyi takdir ettiklerinden emin olduğum siyasî partilerin, siyaset ve fikir adamlarımızın kıymetli yardım ve işbirliğiyle mümkündür.

Vatandaşlarıma bilhassa bildirmek isterim ki, kurmaya çalışacağım hükûmet, bir parti hükûmeti değil, bir millî huzur ve demokrasiyi yerleştirme hükûmeti olacaktır.

 

 

 

 

Hükümet Kurma Çalışmalarıyla İlgili Demeç ve Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[2]

“Bugün öğleden önce Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Genel Başkanı Sayın Osman Bölükbaşı ile, öğleden sonra da Yeni Türkiye Partisi Genel Başkanı Sayın Ekrem Alican ve Adalet Partisi Genel Başkanı Sayın Ragıp Gümüşpala ile karma hükûmet teşkili konusunda görüşmeler yaptım.

Kendilerine, kurmağa çalıştığım hükûmetin bir parti hükûmeti olmıyacağını; programının temelini vatandaşlar arasında iyi münasebetleri ve memlekette huzuru sağlamak ve demokrasi rejimini yerleştirmek olduğunu izah ettim. Bu arada, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi başına bir hükûmet kurmasının bahis konusu olmadığını da açıkça belirttim.

Her üç liderle de görüşmelerimiz dostane bir hava içinde cereyan etti.

Sayın Bölükbaşı, görüşmemiz esnasında partisinin muhalefette kalmak kararında olduğunu teyid etti.

Karma hükûmete iştirak konusunda diğer parti liderleriyle görüşmelerimiz devam edecektir.”

(...)

Parti liderleriyle görüşmesini bitirdikten sonra bir süre odasında çalışan İnönü Saat 19.30’da çıkmış ve gazetecilere “Liderlerle çok dostane konuşuyoruz, iyi konuşuyoruz” demiştir. Karma hükûmetin ne şekilde teşkil edileceği hususunda henüz bir karar olmadığını belirten İnönü “Tabiî ümitvarım, ama bir şey belli değil daha” cevabını vermiştir. Temaslar hakkında partilerin grup toplantısı yapacağını da söyleyen İnönü, C.H.P. ile de temas edeceğini kaydetmiş “Şimdi bir uğrayacağım ama fazla görüşmiyeceğim” demiştir.

Bir soru üzerine, parti liderleriyle tekrar konuşacağını bildiren İnönü “Hükûmete partisiz üye alacak mısınız?” sorusuna da “Bu konuda şimdilik bir fikrim yok” cevabını vermiştir.

[Tamamlayıcı haber]

CKMP lideri bunları söyledikten sonra, fazla konuşmamış, kendisinden iki dakika sonra odayı terk eden İnönü’ye koridor boyunca sorular sorulmuştur.

–Görüşmeniz nasıl geçti Paşam?

–Çok dostane görüştük. Temaslara başlamış olduk. Birer birer görüyorsunuz hükûmeti kurmak için çalışıyoruz.

–Bölükbaşı yardım edecek mi?

–Evet edecek.

–Kabineye güven oyu verecek mi?

–Bunu konuşmadık, söylemedi.

İnönü, neşeli yürürken bazı soruları duymamış, ancak Meclis binasının karışıklığından şikâyet etmiştir.

“Bu Meclis binasının her tarafını nasıl öğreneceğim? O kadar karışık, o kadar muğlak, o kadar dolaşık ki” diyen İnönü, CHP Grup İdare heyetine ait odanın önüne gelince “Çok dostane konuştuk Bölükbaşı ile” diye tekrarlamış ve Grup İdare heyetinin kapısından içeri bakarak, “Sizin odanıza muhtaç değilim. Benim de odam var” demiştir.

Sonra kendisine Başbakanlara ait arabayı isteyip istemediğini sorduklarını hatırlayınca “Bana araba ister misiniz diyorlar. Ortada fol yok, yumurta yok. Beni arayan burada bulsun” demiş ve odaya girmiştir.

Burada yarım saat kadar kalan İnönü, saat 12.55’de evine gitmek üzere aşağı inmiş, kapıya derhal yanaştırılan Başbakanlık arabasını “Henüz buna binemem” diye savdıktan sonra çağırılan bir taksiye atlamıştır. İnönü, ayrılırken, kendisini uğurlayan ilgililere “Saat 16’da randevümüz var. Ancak ben daha erken geleceğim” demiştir.

(...)

Parti liderleri ile görüşmesi tamamlanan İsmet İnönü odasında yarım saat kadar ve yalnız olarak çalıştıktan sonra dışarı çıkmış ve basın mensuplarının çeşitli sorularını özet olarak şöyle cevaplandırmıştır.

“Karma hükûmeti görüşüyoruz. Daha bir şey belli değil. Benim ümidim var. Çok dostane konuşuyoruz. İyi konuşuyoruz. Onların grup toplantıları olacak, bu grup toplantılarından sonra tekrar görüşeceğiz, C.H.P. ile de görüşme yapacağım. Partisiz üye için bir fikrim yok.”

 

 

 

 

Hükümet Kurma Çalışmalarıyla İlgili Söyledikleri[3]

Saat 15.45’te Köşkten ayrılan İnönü, otomobile binerken gazetecilerin sorularına: “Sayın Cumhurbaşkanına malûmat arzettim. Başka söyliyecek bir şeyim yok. Temaslarıma yarın da devam edeceğim” diye cevap vermiştir.

(...) Görevine devam edip etmiyeceği, partilerin tutumuna bağlı olan ve kısa bir süre içinde, kuracağı veya kuramıyacağı hükûmetin durumunu ve geçirdiği safhaları kamuoyuna açıklıyacak bulunan Başbakan İnönü, dün gece C.H.P. ileri gelenleriyle yaptığı özel ve istişari toplantıda, bu işin netice alması imkânsız hale geldiği takdirde, “Artık, benim kapımı çalmasınlar” demiş ve böylece yüklendiği görevin hayatında alacağı son görev olduğunu ihsas etmiştir.

 

 

 

 

Hükümet Kurma Çalışmalarıyla İlgili Gazetecilerin Bir Sorusuna Verilen Yanıt[4]

İnönü “Temaslar nasıl gidiyor Paşam?” sualini şöyle cevaplandırmıştır: “Temaslar iyi.. Biliyorsunuz Y.T.P. bir tebliğ neşretti. A.P. hemen bir karara varamadı. A.P. bir karara varmadan bir şey söylenemez. Neticeyi aldıktan sonra temaslara devam edeceğim.”

 

 

 

 

Hükümet Kurma Çalışmalarıyla İlgili Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[5]

(...) Bu arada, gazetecilerin, günün özetine dair bir sorusunu cevaplandıran İnönü, neş’eli bir şekilde şunları söylemiştir:

“Bugünkü çalışmam umumî olarak beklemekle geçti. Biraz sabırsızlanıyorsunuz ama sabırsızlanacak kadar vakit geçmedi. Üç gündür çalışıyorum. Bunun iki günü partilerin grup müzakereleri ile geçti. Yarın Adalet Partisi’nin bir karara varması bekleniyor. Vazifeye, yani karma Hükûmet kurmak vazifesine sükûnetle devam ediyorum.”

“İki koalisyona mı gidiliyor?” şeklindeki bir soru üzerine, İnönü, “Henüz böyle birşey yok. Karar çıksın, ona göre bir istikamet alacağım” demiş, A.P.’nin koalisyona katılmama ihtimaliyle ilgili bir soruyu ise şöyle cevaplandırmıştır:

“Böyle vaziyetlerde ihtimal üzerine fikir söylemem. Her yeni vaziyete yeni tedbir bulmaya çalışırım. Âdetim budur. Üç gündür ciddî olarak çalıştım.”

[Tamamlayıcı haber]

İnönü öğleden sonra Meclis’e gelerek Başbakanlık kısmında saat 21.10’a kadar çalışmıştır.

İnönü çalışma odasından çıkınca karşısında basın mensuplarını görmüş ve onlara gülerek “Ne o çocuklar?” demiştir. Bunun üzerine basın mensuplarının “Son çalışmalarınız hakkında malûmat verir misiniz?” demesi üzerine şunları söylemiştir:

“Umumî olarak beklemekle geçti. Biraz sabırsızlanıyorsunuz, ama sabırsızlanacak kadar vakit geçmedi. Üç gündür çalışıyorum. Bunun iki günü partilerin grup müzakereleri ile geçti. Yarın Adalet Partisi’nin bir karara varması bekleniyor. Vazifeye, hükûmeti kurmak vazifesine, yani karma hükûmeti kurmak vazifesine sükûnetle devam ediyorum.”

Daha sonra bir basın mensubunun “Adalet Partisi kabine kurmaya iştirak etmezse ne olur?” sorusunu İnönü: “Böyle vaziyetlerde ihtimal üzerine fikrimi söylemem. Her yeni vaziyette yeni tedbirler bulmaya çalışırım. Âdetim odur” şeklinde cevaplandırmıştır.

 

 

 

 

Hükümet Kurma Çalışmalarıyla İlgili Gazetecilere Söyledikleri[6]

20 dakikalık görüşmeden çıktıktan sonra evinin bahçesinde gazetecilerle konuşan İsmet İnönü, işlerin artık çıkar yola girdiğini söylemiş ve şöyle demiştir: “Görüşmeler müspet bir safhaya girmiştir. Kabinenin teşkilinin uzun süreceğini sanmam. Merak edilecek, sabırsızlanacak bir durum yoktur.”

 

 

 

 

Hükümet Kuruluşu Dolayısıyla Anıt Kabir Defterine Yazılanlar[7]

(1961) Seçimlerinden sonra karma hükûmet üyelerinin yüce Atatürk huzurunda saygı duruşu.

20.11.1961  İsmet İnönü

 

 

 

 

Başbakanlığa Atanması Dolayısıyla SSCB Başbakanı Nikita Kruşçev’in Mesajına Verilen Yanıt[8]

Ekselâns Bay Nikita Kuruşçef

S.S.C.B. Bakanlar Kurulu Başkanı

Moskova

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı görevine başlamam münasebetiyle, gönderme nezaketinde bulunduğunuz mesajdan dolayı samimî teşekkürlerimi beyan ederim.

Bay Başbakan, Türk-Sovyet dostluk ve işbirliğinin iyi zamanlarını ve bütün devirlerini pek iyi hatırlarım. Cumhuriyet Hükûmeti, her zaman olduğu gibi, karşılıklı saygıya müstenit olarak, Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında iyi komşuluk münasebetlerinin bulunmasını, bu münasebetlerin barış ve güvenlik yolunda, Birleşmiş Milletler yasasına uygun olarak üstlenilen taahhütler çerçevesi içinde gelişmesini temenni etmektedir.

Mesajınızda Sovyetler Birliği’nin Türkiye ile barış ve dostluk içinde yaşamak hususundaki samimî arzusunu teyit eylemiş olmanızı memnunlukla kaydettiğimi ve karşılıklı samimî duygularımızı bilhassa belirtmek isterim.

İsmet İnönü

T. Cumhuriyeti Başbakanı

 

 

 

 

Adalet Partisi Meclis Grubunda Yapılan Konuşma[9]

İnönü, A.P.’li Milletvekillerinin tam mânasıyla tasvipkâr karşıladıklarını söyledikleri konuşmasında, Adalet Partisi’nin, iktidarı meydana getiren iki partiden biri olduğunu, karma hükûmeti kurma konusunda bütün meselelerin, her şeyden önce bu açıdan ele alınması gerektiğini belirtmiştir. Her zaman A.P. Grubuna, C.H.P. Grubuna ve bu iki Grubun müşterek toplantılarına, sorumlu bir insan sıfatıyla katılarak izahat verebileceğini anlatan İnönü, daha sonra, son devirlerde Türkiye’nin geçirdiği merhaleler üzerinde durmuş, bugün en önemli iki meselenin “Millî huzuru ve Anayasa hâkimiyetini tesis etmek” olduğunu belirtmiştir.

İnönü, seçimlerden sonra, karma hükûmet teşkili konusunda, Meclis’te temsil edilen partiler arasında yapılacak koalisyonun şekli üzerinde çeşitli fikirler yürütüldüğünü, ama neticede en sağlam koalisyonun C.H.P. ile A.P. arasında yapılabileceğinin görüldüğünü izah etmiştir.

Memlekette huzuru ve Anayasa hâkimiyetini ancak C.H.P.-A.P. koalisyonunun tesis edebileceğini, iki partinin müşterek sorumluluk duygusu altında ahenkli bir şekilde içe ve dışa karşı emniyeti getirebileceklerini, iki parti arasında temin edilecek ahengin, siyasî kanaâtleri ayrı olan vatandaşlara da intikâli suretiyle memlekette bir kardeşlik ve medenî seviyeler içinde siyasî mücadele zeminini yaratılabileceğini anlatan İnönü:

“Sizlerden ricam, seçim çevrelerinize gittiğiniz zaman, vatandaşlara meseleleri böylece anlatmanız ve huzurun tesisine yardımcı olmanızdır” demiştir.

İnönü, A.P.’nin durumuna bir kere daha işaret ederek, siyasette en “kolay ve tatlı” işin muhalefette kalmak olduğunu, ancak A.P.’nin C.H.P. ile karma hükûmete katılmak suretiyle bir “tatlı ve kolay” işten uzak kaldığını söylemiştir.

Başbakan İnönü konuşmasında, programın esasları üzerinde de durmuş, millî huzuru ve Anayasanın hâkimiyetini tesis bakımından yapılabilecek her şeyin en son haddine kadar programda söylendiğini, bu itibarla “bardağı taşıracak” teklifler ileri sürülmemesini istemiştir.

[Tamamlayıcı haber]

Kürsüye gelen Başbakan İsmet İnönü bir saate yakın bir konuşma yapmıştır. Başbakan İnönü, A.P. Grubunda yaptığı konuşmada ezcümle şunları söylemiştir:

“Siz iktidar partisisiniz. Bizden istemiyecek, alacaksınız. Karar size aittir.

Af mı iç huzurdan evvel, iç huzur mu aftan evvel gelir? Bunu bırakalım. Memlekette evvelâ iç huzuru temin etmeye başlıyalım.

Meclis toplanmadan evvel üç yıl için bir af çıkarılmaması istenmişti. Benden bardağı taşıracak şeyler istemeyin. İlk önce memlekette huzur lâzımdır. Ondan sonra af gelir.

Her zaman emrinize âmadeyim. İstediğiniz zaman gelin, çağırın, Grubunuza gelip izahat vereyim. İsterseniz C.H.P. ile birlikte toplanalım ve istenilen şeylerin izahını yapayım. Siz bir iktidar partisisiniz, ben de Başbakanınız. Her zaman size izahat vermeye hazırım.”

İktisadî vaziyetimiz

“İç ve dışta kuvvetli bir hükûmetin kurulması isteniyor. Bu C.H.P.-A.P. koalisyonu ile olabilir. Bu olduğu zaman iktisadî vaziyetimiz düzelecektir. Bu havayı seçim bölgelerinize yayınız. Memlekette kardeşlik havasının bir an evvel tahakkuk etmesini temin ediniz.”

İnönü bugüne gelinceye kadar çeşitli merhalelerden geçildiğini ve hep iyiye doğru gidildiğini, son zamanlarda ise üç önemli merhaleden geçmek suretiyle hükûmetin kurulmuş olduğunu, bunlardan birinin seçimler, ikincisinin 24 Ekim’de imzalanan protokol ve sonuncusunun ise hükûmetin kurulması olduğunu ve her vazifelinin bu merhaleleri aşmada müspet rol oynadığını söylemiş ve konuşması 8-10 defa alkışlarla kesilmiştir.

 

 

 

 

Başbakanlığa Atanması ve Hükümetin Güven Oyu Alması Üzerine Anadolu Ajansı Kanalıyla Yayınlanan Teşekkür[10]

Başbakan İsmet İnönü, Başbakanlığa tayin edilmesi ve güven oyu alması münasebetiyle kendisine gönderilmiş bulunan, güzel temenni ve duyguları havi tebrik, telgraf ve mektuplarından dolayı yurttaşlarına, muhtelif parti, dernek ve teşekkül mensuplarına teşekkürlerinin iletilmesine, Anadolu Ajansı’nın vasıta olmasını istemiştir.

 

 

 

 

Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin 102. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Yapılan Konuşma[11]

Sevgili arkadaşlarım, pek muhterem hocalar,

Davetinize koşarak geldim. Aklıma ne gelirse toplantınızın bana verdiği ilhamla konuşacağım.

Sevgili arkadaşlarım,

Bütün siyasî hayatımda, Mülkiyelilerden bahsedildiğini görmüşümdür. Siyasî hayatımızda, millî müesseselerimizin önemini daima bilirim. Bunu tecrübe etmişimdir. Hiç birini öbüründen ayırmam. Bununla beraber, Mülkiye’nin hususî bir mevkii olduğunu, onların da teslim ettiklerini belirtmek isterim.

Mülkiyeliler devlet hayatında esaslı vasıflarla kendilerini göstermişlerdir. Muhterem Hocamız Alsan [Zeki Mesut Alsan], eski olaylardan bahsetti. Ben bu hikâyeleri taze bir heyecanla, hatırlıyorum. Bu hâdiseler bizim hayatımızda hususî mevki taşırlar, 908 Meşrutiyeti; onun pek heyecan verici safhaları ile gözümün önüne getiriyorum, üç beş sene içinde olmuş gibi hatırlıyorum. Sonra Cihan Harbi geldi, İmparatorluk yıkıldı.

Sonra büyük islâhat ve inkılâp devri geldi. Siyasî tarihimizde en uzun ömürlü devir Cumhuriyet ve islâhat devridir. Yazı değişmesi gibi bir büyük hâdise olalı, neredeyse, 33 sene olmuştur. Bunun gibi diğer sahalarda da temelden yapılan reformlar büyük hayatiyet ifade ederek millî bünyemize girmiştir.

16 seneden beri geçirdiğimiz demokratik hayat, bütün ıstırapları, dalgalanmaları, hattâ acı hatıralarıyla tarihimizde, bir büyük mevki işgal etmiştir.

Siyasî hayatımızda hiç bir teşebbüs üç aydan fazla sürmemiştir. 16 yıldır demokrasi tecrübesi geçiriyoruz. Acı olayları gerileme saymıyacağız. 1945’de başladığımız zaman güçlüklere rastlayacağımızı düşünüyorduk. Bu safhaları geçmek mukadderdir.

Askerî ihtilâl, Atatürk İnkılâpları’nın dâvacısı olarak ortaya çıktı. Serbest ve dürüst seçimlerle normal idareyi millete vaad etti, ihtilâl rejiminde birçok hâdiseleri hatırlamak mühimdir. Zaman geçtikçe “Askerî ihtilâl gelmiş, dürüst ve serbest seçimlerle çekilmiştir” şeklinde tarihimizde müspet olarak yer alacaktır.

Demokratik rejimde aldığımız netice, ilk önce münevverlerimize ümitsizlik vermişti. Nispî temsil sonunda, birbirinden ayrı görülen partilerin, işin içinden nasıl çıkacakları endişe ile soruluyordu.

Türk Milleti ciddî bir ilerleme işareti olarak bu çaresizlik manzarası içinden kuvvetli ve istikrarlı bir şekilde çıkmıştır.

Ayrı partiler bir hükûmet kurmuşlar ve bu hükûmet devleti, kuvvetli ve istikrarın devamlılığı mahiyetini getirmiştir. Merkezde görülen siyasî partilerin anlaşma hali, bütün vatana, gidilmesi gereken istikameti göstermiştir. Merkezde kurulan Hükûmet, memleketin % 75’ini teşkil etmektedir. Bu % 75’in memleketi elbirliğiyle ilerletme dâvası, gelecek için büyük bir teminattır.

En güç durumu atlattığımız inancındayım. Belki böyle arzu ettiğim için böyle görüyorum. Ama sözümde büyük bir hakikat olduğunu bilerek, bu inançla söylüyorum.

Siyasal Bilgiler Fakültesinin çalışmalarında bir gerileme ve duraklama olmamıştır. Bunu kaydetmekle iftihar ediyorum.

S.B.F., her zaman, memleketin fikri hayatına ışık tutmuş bir müessesedir.

Millî Eğitimimizin temel prensibi olarak ileri bir formül koyduk: İyi yetişmek ve iyi yetiştirilmek prensibimizdir dedik. İyi yetiştirmek istiyoruz. Eğitimde sayının ehemmiyeti çoktur; fakat değeri kâfi olmayan sayıdan kurtulmak istiyoruz. İlk öğretimden yüksek öğretime kadar iyi yetiştirmek Millî Eğitimimizin başlıca prensibi olacaktır. Bu konu Millî Eğitimimiz bakımından memlekette büyük mesele haline gelmiştir. Çünkü bu çok iyi hoca, laboratuar ve çok iyi tesis istiyor. Bunları temin etmek için memleket en büyük fedakârlığı yapmak kararındadır. Eksik ve yarım müessese, mahdut değerli belgeler vermekten kurtulmak lâzımdır. İyi yetiştirmekte, Mülkiyenin örnek olacağına eminim.

Memleket idaresinde, yatırımdan bahsedildiği gibi kalkınmadan da bahsetmek lüzumunu duyuyorum. Çok söylenmiş nazariyeleri ciddî olarak tatbikat sahasına koymak kararındayız. Öyle bir idare olmalıdır ki, elimizde ne varsa onu, o sene sarfetmek yerine, onu o sene kıt sarfetmek, memleketi daha ileri götürmek için tasarruf etmek zihniyet ve kararında olsun.

İlk bütçeyi yaptığım zaman, biraz da suni bir gayretle sanıyorum, 1 milyon civarındaydı. Bakanlar Kurulunda bir esas koymuştuk: Bununla harbden çıkmış bir memleketin ihtiyaçlarına yetişmek mümkün değildi. Arkadaşlara dedim ki “Bu artacak değildir. Bunu olduğundan daha eksik farzedelim ki ilerlemek için yatırım yapmamız mümkün olsun.”

40 sene sonra aynı neticeye gelmişimdir. Zaten bütün hayatımda bolluk içinde siyasî hayat sürdüğümü bilmiyorum.

Bana daima güç ve dar zamanlar düşer.

Bütçeyi yaparken gelecek günlerin rahat olmasını temin için yatırıma pay ayırmak lâzımdır. Böyle bir politikanın güç olduğunu tecrübe etmişimdir. Ama başka çare yoktur. Eline ne geçerse onu sarfeden bir memleket olmaktan behemehal çıkmak lâzımdır. Bunun için çalışacağız, çıkar yolu bulacağız. İnanıyorum ki ilk bir-iki seneyi şöyle bir [okunamadı] geçirebilirsek, ondan sonra rahat edeceğiz. Zaten benim bir iki sene sonrasında gözüm de yok.

Genç arkadaşlarımla aynı nesildeniz. İstikbalde, onların bizden ileri seviyeler elde edebileceklerine sizi temin ederim.

Hepinizi hürmet ve sevgi ile selâmlarım.

 

 

 

 

Kalkınma, Tasarruf, Kamu Sektörü ve Özel Sektörün Rolüne İlişkin Yayınlanan Bildiri[12]

1–Milletçe el ele çalışarak gayretlerimizi kalkınma amacına yöneltmeye mecburuz.

2–Memleketimizin bugünkü şartları içinde kalkınmaya ayırabileceği kaynaklar mahdut kalmaktadır. Bu bakımdan, kısa zamanda kalkınmayı başarabilmemiz, bir yandan kalkınmaya ayırabileceğimiz iç ve dış kaynakları artırmamıza, öte yandan kaynakların en iyi şekilde kullanılmasına bağlıdır. Tasarrufa azami dikkat ve israftan içtinap etmek, bilhassa devlet hizmetinde sorumluluk taşıyanların gayret sarfedecekleri bir husus olmalıdır.

3–Millî tasarrufumuzun memlekete azami faydayı sağlayacak şekilde kullanılması, etraflı düşünce ve güvenilir hesap mahsulü olan ahenkli kalkınma programlarının tatbiki ile mümkündür. Kalkınma programları, ancak genel kalkınmadaki yerleri tartışılmış ve tesirleri incelenmiş yatırım projeleri ile tatbikata intikal ettirilebilir. Gerek verimli sahaların tesbiti gerekse dış yardım imkânlarının arttırılması elde yeteri kadar yatırım mevzuunun ve bu mevzularda, devlet sektörü veya özel teşebbüs tarafından hazırlanmış projelerin bulunmasına bağlıdır.

4–Kalkınmamızda özel teşebbüsün önemi daima büyük olmuştur. Bundan böyle de özel teşebbüsün hissesine düşeni yapabilmesi için her türlü teşvik ve kolaylık gösterilmelidir.

Özel teşebbüsün gelişmesi için zarurî olan istikrar ve güvenin sağlanması ile, müteşebbislerimiz uzun vadeli düşünmek imkânını bulacaktır. Müteşebbislerimiz, proje ve tasavvurları hakkında, bağlı bulundukları Ticaret ve Sanayi Odaları ve Odalar Birliği kanaliyle, istişari bir devlet organı olan Devlet Plânlama Teşkilâtına bilgi verirlerse, umumî kalkınmamız bakımından faydalı olan yatırım projelerini teşvik edici tedbirler alınmasını kolaylaştırabilirler.

5–Devlet Plânlama Teşkilâtının yapmakta olduğu çalışmalara yardımcı olarak, Bakanlıklar ve İktisadî Devlet Teşekküllerinin de kendi sahalarında, verimli projeler tanzim ederek Devlet Plânlama Teşkilâtına göndermelerini ehemmiyetle rica ederim.

6–Devlet Plânlama Teşkilâtı gerek Bakanlıklara ve iktisadî devlet teşekküllerine, gerekse özel müteşebbislere, proje hazırlıkları sırasında yardımcı olmaya, çeşitli alanlarda verimli yatırım projelerinin hazırlanmasını kolaylaştıracak bilgiler vermeğe hazırdır.

İsmet İnönü

   Başbakan

 

 

 

 

Ankara Köy Öğretmenleri Derneği Mensuplarının Ziyaretinde Köy Enstitüleri ile İlgili Söyledikleri[13]

Köy okulu yapmak ve köy öğretmeni yetiştirmek için gerekli kanunlar ele alınmıştır. Köy enstitülerinin prensip ve programlarına inanıyoruz. Eğitimde tek kurtuluş yolu ulus gerçeklerine göre kurulacak okulların programlarını gerçekleştirilmesidir. İş beceri, sanat, tarım uygulayıcı öğretmen tipinin yetiştirilmesi daima köy enstitüsü prensiplerine ve bunların programlarına dayanacaktır.

 

 

 

 

Bakanlar Kurulu Toplantısında Siyasi Af Konusuna İlişkin Söyledikleri[14]

(...) Filhakika bugünkü toplantıda Başbakan İnönü, Bakanlarla af konusu istidadını gösteren tartışmalar ve tahriklerin tahribatını izah etmiş ve bu arada bilhassa koalisyona dahil iki partinin gruplarında bu hususta tedbirler alınması gerektiğini söylemiştir. Başbakan konuşmasına şöyle devam etmiştir:

“Hükûmet B.M.M.’ye sunduğu ve güven oyu aldığı programını gerçekleştirecektir. Hükûmetin kararlarında herhangi bir değişiklik yapılmıyacaktır. Ancak af gibi meselelerde siyasî parti grupları veya milletvekilleri münferit teşebbüslere geçmemelidirler. Henüz hükûmet olarak yerleşmiş değiliz. Her şeyden evvel hükûmetin içte ve dışta icraatiyle benimsenmesi lâzımdır. Programının tahakkuku yolunda çalışırken partilerden gelen münferit tahriklerle hükûmet rahatsız edilmektedir. Bu yola bir son verilmesi lâzımdır.”

 

 

 

 

CHP Meclis Grup Toplantısında Siyasi Af Konusuna İlişkin Söyledikleri[15]

(...) İnönü son günlerde cereyan eden temasları ve hâdiseleri anlatmış ve demiştir ki:

“Hükûmet görüşünde af konusunda hiç bir değişiklik yoktur. Karma hükûmet programında yer alan hususun gerçekleşebilmesi için evvelâ huzurun sağlanması gerekir. Cereyan eden hâdiseler bizi haklı çıkarmaktadır. Hükûmetçe programın okunmasından bu yana afla ilgili hiç bir karar alınmadığı gibi bir teşebbüse de geçilmemiştir. Bu yolda bir arpa boyu yol gidilmemiştir. Mesul bir hükûmetin dışında gayri mesul bir takım şahısların hareketi durumu zorlaştırmıştır. Her şey Parlamentonun tutumuna bağlıdır. Parlamento tutumu ve davranışlarıyla beklediğimiz huzuru tesis edebilir veya mümkün huzuru sarsabilir.”

 

 

 

 

ABD Büyükelçisiyle Yapılan Görüşme ile İlgili CHP Meclis Grup Toplantısında Yapılan Açıklama[16]

Başbakan İsmet İnönü, bugün C.H.P. Meclisinde 4 saat süren bir konuşma yaparak, memleketin içinde bulunduğu şartları anlatmış, af konusunda da şöyle demiştir: “Af, Hükûmet programında vardır. Bardağı taşıracak bir damla daha koymıyacağım. Bu durumda herkesin yardım etmesi şarttır. Bardaklar doldurulmuştur. Taşıramam. Bir damla daha ilâve edemem. Dün söylediklerime bugün ilâve edilecek tek bir cümle yoktur. Huzuru behemahal getireceğiz. Bütün sınıfların huzur içinde yaşaması lâzımdır.”

İnönü bu arada koalisyona temas etmiş. A.P.-C.H.P. koalisyonunun ihtilâl rejiminden demokratik rejime geçişin intikal devrinde bulunduğunu söylemiş, müşterek hükûmet için “Bu bizim için yeni bir hayat tarzıdır. Alışacağız” demiştir.

İnönü, Başbakanlık görevini kabul edişi üzerinde de durmuş ve şöyle demiştir: “Ben Amerikan Elçisi ile yaptığım görüşmede Türkiye’nin durumunu anlatarak bu vazifeyi niçin kabul ettiğimi izah ettim. Bir partinin başkanı olarak, tarihi bir vazife olduğu için bu görevi deruhte ettim. Yoksa almazdım. Bu iş kabul edilecek iş değildir. Başbakanlık, içinde bulunduğumuz şartlarda, inanılmıyacak müşkillerle boğuşmak demektir.”

 

 

 

 

CHP Meclis Grup Toplantısında Parti Çizgisine İlişkin Yapılan Konuşma[17]

Sağduyunuza, isabetli karar vereceğinize dair itimadım hiç bir zaman sarsılmamıştır. Günlerden beri bir seyirci gibi hareketlerinizi takip ettim. Son 15 günde memleket ciddî buhranlardan geçmiştir. Bu buhranlar karşısında iyi imtihanlar verdiniz. Sizi bütün yüreğimle tebrik ederim. İftiharla görüyorum ki, C.H.P. Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu memleketin politikasına ve kaderine istikamet verecek bir olgunluktadır. Çetin meselelerin halledileceğine ve geleceğin Türk Milletine huzur ve saadet getireceğine inanıyorum. Tekrar sevgilerimi ve yürekten güvenimi sunarım.

 

 

 

 

ABD Büyükelçisiyle Yapılan Görüşme ile İlgili Söyledikleri[18]

(...) Daha sonra, Başbakan İsmet İnönü ise Amerikan Büyük Elçisinin ziyaretinden duyduğu memnuniyeti şu sözlerle ifade etti. “Çok memnunum. Çok memnunum. Çok iyi şeyler görüştük.”

 

 

 

 

AP Genel Merkezini Ziyaret Sırasında Koalisyon Hükümeti ve SSCB Büyükelçisiyle Yapılan Görüşmeye İlişkin Söyledikleri[19]

Başbakan İsmet İnönü dün saat 16.30’da Adalet Partisi Genel Merkezini ziyaret etmiştir. Saat 18’e kadar süren görüşmelerinden sonra İnönü, gazetecilerin sorularını cevaplandırmış, Koalisyon Hükûmetinde tam bir birlik ve anlayış bulunduğunu bildirmiş, görüşmeden ayrılırken tam mutabakat halinde bulunduklarını söylemiş ve Rus Büyükelçisi ile görüşmeleri hakkında Rusya’nın yardım ve tarafsızlık teklif ettiği yolunda bir İstanbul gazetesinde çıkan haberi kesin bir dille yalanlamıştır. Daha sonra Gümüşpala da İnönü’yü teyid etmiştir.

Başbakan İnönü, Adalet Partisi Genel Merkezine girerken bir gazeteci “Koalisyon Hükûmetinde bir sarsılma olduğuna dair dedikodular var, bu hususta ne dersiniz?” diye sormuştur.

İnönü bu soruyu cevaplandırarak “Yok böyle şey, yok böyle şey!” demiştir.

Daha sonra İnönü, aynı sorunun A.P. Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala ve A.P. Genel Sekreteri Şinasi Osma’nın da yanında sorulmasını istemiştir. Soruya, Adalet Partisi yetkilileri de “Yok böyle şey” cevabını vermişlerdir.

Rus Büyükelçisiyle görüşme konusu

İnönü gazetecilere, bir İstanbul gazetesinin başlığını göstermiştir. Bu başlıkta “İnönü, Sovyetler için ben çağırıyorum, geliyorlar. Bir sorununuz var mı diye soruyorlar diyor” denilmekte idi. Bu gazetenin muhabiri ile bir süre görüşen İnönü, basın mensuplarına şunları söylemiştir:

“Bunu kim söylemiş? Ben nerede, ne zaman, kime söylemişim? Ben böyle bir sözü hiç bir yerde, hiç bir kimseye söylemedim.”

Gazeteciler İnönü’ye, aynı gazetenin ikinci başlığını göstermişlerdir. Burada, Amerikan yardımının 750 milyon dolar olduğu yazılmakta idi. Başbakan, bunun için de “Yok böyle şey. Bu da yalan” demiştir.

Başbakan İnönü daha sonra, Ruslar’ın 500 milyon lira yardım teklif ettikleri, buna karşılık olarak da tarafsız kalmamızı istedikleri yolunda verdiği haber için de demiştir ki:

“Katiyen, hiç kimse bana tarafsız olmam yolunda bir teklifte bulunmadı.”

Rus Büyükelçisinin ziyareti

A.P. Genel Merkezinden ayrılan İnönü, gazetecilerin sorularını yeniden cevaplandırmıştır.

İnönü, Rus Büyükelçisinin ziyareti konusunda da açıklama yaparak, demiştir ki:

“Rus Büyükelçisi hakkında kimseye bir şey söylemedim. Hürriyet Muhabirinden de bu hususu tashih etmesini rica ettim. Kendisi, haberin nereden alındığını, kimin yazdığını bilmediğini söyledi. Gazetesine söyleyecek, tashih edecekler.”

Tarafsızlık teklifi söylentisi üzerinde duran İnönü, bu konuda da demiştir ki:

“Tarafsız olmamız için bana herhangi bir teklifte asla bulunulmamıştır.”

Amerika’nın 750 milyon dolar yardım yapacağı haberi hakkında sorulan soruyu şöyle cevaplandırmıştır:

“Meşhur bir darbı mesel vardır: Sayı mı bilmiyorsun dayak mı yemedin? Bu işte, buna benzedi. Böyle bir şey yok.”

Müsbet neticeler mutlaka tahakkuk edecek

Daha sonra Başbakan İsmet İnönü gazetecilere şunları söylemiştir:

“Gümüşpala İzmir’e gidecek, afiyetle gelecek, Meclis’te işlerimizi birlikte takip edeceğiz. Koalisyonda memleket için ağır ve müşterek mesuliyet taşıyoruz. Memlekette şimdiye kadar tecrübe edilmemiş bir ileri siyaset usulünün müspet neticelerini mutlaka tahakkuk ettireceğiz.

Günün meselelerini görüştük. Tam bir mutabakat halindeyiz. Neticelerini mutlaka tahakkuk ettireceğiz. Basınımıza esaslı surette itimadımız var. Ve, basınımızın yardımlarını Koalisyon Hükûmeti için çok kıymetli buluyoruz.”

 

 

 

 

DPT Planlama Dairesinden Ayrılırken Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[20]

Başbakan İsmet İnönü, Devlet Plânlama Dairesinden ayrılırken gazetecilerin sorularını cevaplandırmış ve demiştir ki:

“Planlama Dairesi, Başbakanlığa bağlıdır. Çalışmalarını yakından takip ediyorum. İçinde bulunduğumuz sene ve gelecek seneler için plân çalışması yapıyorlar. Bunun için geldim.”

Bir gazetecinin, “Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan rapor gereğince Devlet sektörüne ait fabrikaların özel sektöre devri isteniliyormuş. Bir gazete böyle yazdı. Bu hususta ne dersiniz?” şeklinde sorduğu soruya karşılık vererek, “Böyle bir şey yok, olamaz” demiştir.

 

 

 

 

CHP Meclis Grup Toplantısında İç ve Dış Politika Konularına İlişkin Yapılan Konuşma[21]

(…) Bunun üzerine kürsüye gelen Başbakan İsmet İnönü, ilk olarak dış politika meselelerine temas etmiş, büyük elçilerle, vâki talep üzerine görüştüğünü bildirmiş ve özetle demiştir ki:

“Bizimle daha sıkı bir dostluk kurmayı arzu ettiler. Biz, NATO ve CENTO ittifakları içindeyiz. Birleşmiş Milletler politikalarına bağlıyız. Bu kayıtlarla Sovyet Rusya ile de iyi geçinmek istiyoruz. Bizim ittifaklarımızdan ayrılmamız, Sovyet Rusya ile ittifak kurmamız mümkün olmadığı gibi, tarafsız kalmamız da mümkün değildir. Sovyetler’le bu çerçeve içinde konuşuyoruz.

Birleşik Amerika ile olan temaslarımız çok müsbet bir zemin üzerinde seyretmektedir. Memleketin içi karışık olursa, yarın ne olacağı belli olmazsa, ne bir kuruşluk yardım gelir, ne de silâh.

Amerika’nın dış yardım görüşü benim kanaatime göre şudur:

Bir memleket, kendi imkânlarını, tasarrufa riayet ederek yerinde kullanıyorsa, gücünün yetmediği kısımlara dış yardımla yetişmek lâzımdır.

Plânlama Teşkilâtından da memnundurlar. Bunu müsbet karşılamışlardır. Bize plân verin, bu paraların tahakkuku için her türlü yardımı yaparız, diyorlar.

Devletin maliyesini yola koyarak, uzun vadeli, az faizli krediler almamız mümkündür.”

Başbakan İnönü, dış politikayla ilgili konuşmasını şöyle tamamlamıştır:

“İttifaklarımıza sadıkız. Tahrik edici bir politika takip etmezsek, müşküllerimiz daha az olur.”

Başbakan İnönü, iç politika meselelerine de temas ederek, son günlerde cereyan eden bazı olaylardan bahsetmiş, bu nevi şikâyetlerin geçici olduğunu bildirmiştir. İnönü, özetle şunları söylemiştir:

“Şikâyetler, koalisyon tatbikatına ilk defa şahit oluşumuzdan doğmaktadır. Zamanla bu nevi anlaşmazlıkların, gruplar arasında iyi münasebetler kuruldukça giderileceğine inanıyorum.”

 

 

 

 

“Fikir İşçileri Bayramı” Dolayısıyla İstanbul Gazeteciler Sendikası’na Gönderilen Mesaj[22]

Çalışan gazeteciler bayramının kutlanması münasebetiyle gönderdiğiniz nazik davetinizi aldım. Teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılarınızın devamını dilerim. Muhabbetlerimle..

 

 

 

 

MTTB Heyetinin Ziyaretinde Söyledikleri[23]

(..)

İsmet İnönü, gençleri son olaylar karşısında uyararak şunları söylemiştir:

“Memlekette önemli ve muayyen zamanlarda muhtaç olunacak güçlerin itibarını sarsmamak gereklidir. Muhtaç olduğumuz tek şey şimdilik iç huzurdur. Bir hürriyet memleketi içinde koalisyon hükûmetinin her ferdiyle Atatürk ilkelerine sadık olarak huzuru temin ederek çalışacağız. Problemleri halletmek için bazı millî müesseselere inanmak şarttır. Gençlik olarak hükûmete inanınız ve ona kulak veriniz.”

 

 

 

 

Ankara Gazeteciler Cemiyeti’ni Ziyarette Yapılan Konuşma[24]

Başbakan İsmet İnönü bugün Ankara Gazeteciler Cemiyeti’ni ziyaret etmiştir. Cemiyet İdare Heyetinin iki gün evvel Başbakana vâki ziyaretini iade etmek üzere saat 15’de Cemiyet Merkezine gelen İsmet İnönü, bu vesileyle basın mensuplarıyla hasbihalde bulunmuş ve bir konuşma yapmıştır.

İkili Koalisyon Hükûmetinin Başkanı olan İnönü, sözlerine başlarken, üçlü bir koalisyonu idare etmekte bulunduğunu, çünkü iki iktidar partisi grubundan başka aynı zamanda basına da istinat eylediğini söylemiş, “Sizler de benim yardımcılarımsınız” demiştir.

Başbakan daha sonra şöyle devam etmiştir:

“Benim sayısız kusurlarımdan biri olarak, şu sıralarda konuşmadığımdan, bir şeyler söylemediğimden, sakin göründüğümden, kayıtsız davrandığımdan şikâyet ediliyor.

Halbuki hâdiseleri yakından takip etmekteyim. Ancak üzerimde, kusurlarıyla beraber gün görmüş bir insanın hali var: Kolay telâş etmiyorum.

Esasen, iş başına geleli bugün bir ay 11 gün olmuştur. Şimdiye kadar kâfi derecede konuştum, gene konuşacağım ama, bazı sabırsızların zannettiği gibi, fazla da susmuş değilim.”

İsmet İnönü müteakiben demokratik nizamın özeliklerine geçerek demiştir ki:

Devamlı ilerlemeler kaydettik

“Yeni girdiğimiz demokratik idare devrinin güçlükleri çarçabuk gözlerden kayboluyor. Bu rejimin 17 nci yılına basmış bulunuyoruz. Çok kısa süren, bir iki yıl devam eden ümitli bir başlangıç devresinden sonra, demokratik rejimin hastalıkları içine girdik ve on beş yıl türlü dalgalar arasında çırpındık durduk. Benim kanaatime göre, bu çırpınmalar esnasında az da olsa devamlı ilerlemeler kaydetmiş bulunmaktayız. Herhalde çok tecrübe kazandığımız muhakkaktır.

Nihayet ihtilâl oldu. İhtilâlden sonra, bir çok memleketlerin tarihinde görülmedik kısa bir devre geçirdik ve tekrar demokratik rejime girdik. Bu girişin müstesna şartlar içinde cereyan ettiğini gözden kaçırmamalısınız. Partizan idarelerden şikâyet ettikten ve bir ihtilâlden geçtikten sonra, bugünkü merhaleye gelmiş bulunuyoruz. Partizan olmayan bir idare kurmak iddiasındayız. Halbuki tek bir partinin çoğunluğuna istinat eden hükûmetlerle idare edilmeye alışmıştık, şimdi, hiçbir partinin çoğunluğuna dayanmayan koalisyonlarla memleket idaresini tanzime uğraşıyoruz. Bunun düzenlenmesi partiler arasında, basında, memlekette ve hepsinden daha tesirli olarak da Büyük Millet Meclisi’nde hususî şartlara bağlıdır.

Bu şartlar, söylemekle öğrenilmiyor, yaşamakla, dalgalarını görmekle, onun buhranlarına alışmakla öğreniliyor. Biz işte şimdi bu devreyi taşıyoruz. Buna bilhassa dikkatinizi çekmek isterim.”

Başbakan İnönü, daha sonra, Karma Hükûmetin iktidarda bulunduğu bir buçuk aylık tecrübenin bir hülâsasını yaparak demiştir ki:

“Bugün memlekette bir partizan idarenin mevcut olduğu veya olmadığı yolunda şikâyetler ve münakaşalar, göze çarpacak kadar azalmıştır, kalmamış gibidir. Bunun yerine, artık başka türlü bir şikâyete muhatap oluyorum. İktidardaki koalisyondan, bu koalisyona katılan partilerden birinin diğerinden daha fazla faydalandığı ileri sürülüyor. Yahut iktidarda bulunan partilerin grupları kendi bakanlarının kendi partilerini kâfi derecede korumadığından şikâyet ediyorlar.

Endişeler kalmamış demektir

Bu şikâyetlerin mânası şudur: Demek ki iktidardaki partinin, eskiden alıştığımız gibi müstesna bir vaziyet takınması artık bahis mevzuu değildir. İdarenin, iktidarda bulunan veya bulunmayan partiler arasında ilerde fark gözeteceğine dair beslenen endişeler de kalmamış demektir. Çünkü, halk arasında partizanlıktan dolayı hissedilen gerginlik çözülmüştür. Kasabalarda köylerde vatandaşlarımızın birbirine yan gözle bakmaları artık hissolunur derecede azalmıştır. Üst kademedeki siyasetçiler tahrik etmedikçe bunun son kalıntıları da tamamen eriyecektir. Kaldı ki, bu istikamette tahrikler yapılabilmesi için zemin elverişli değildir. Çünkü, memlekette başlıca iki parti koalisyon halindedir. Memleket işleri, birbirlerine itimatla bağlanmış bakanların idaresinde yürütülmektedir. Şimdi, bu duyguların ve tutumun kendi partilerinin teşkilâtına intikal ettirilmesi devresindeyiz.

Muhalefet partileri liderleriyle münasebetlerim her medenî memlekette olduğu gibidir. Hükûmetin zayıf davrandığından hâdiselere seyirci kaldığından şikâyet edenler nasıl istedikleri gibi konuşuyorlarsa, muhalefet liderleri olan Sayın Alican ve Sayın Bölükbaşı’da aynı durumdadırlar. Yani, kuvvetli Hükûmet istiyorlar, vazife ve mesuliyetlerin tam işlemesini istiyorlar, memlekette bir intizamsızlık ve itimatsızlık mevcut olmamasını istiyorlar. Muhalefet liderleri bundan şikâyetçidir. Kendileriyle temaslarımızda rahatça konuşuyorlar, fikirlerini apaçık söylüyorlar.

İktidarla muhalefet arasında 18 seneden beri kendimizi böyle bir hayata alıştırmış olsaydık, geçmişte karışlaştığımız bir çok ıstırapların hiç meydana gelmiyeceği muhakkaktı. Demek istiyorum ki, normal idareyi, hürriyet içinde nizam ve asayişi korumak ve temin etmek kudretinde olan bir demokratik rejimi kurmak imkânları nihayet önümüzde bulunuyor.

Yepyeni bir anlayış içindeyiz

Bizim eskiden beri alıştığımız idare sistemi, hürriyet rejimi içinde hâdiseler ve güçlükler ortaya çıktığı zaman, kolayca şiddet tedbirlerine temayül eder. Halbuki, bu kadar tecrübeden sonra, şimdi yepyeni bir anlayış içindeyiz. Basın hürriyeti mi? Hiçbir telâşımız yok: Mitingler, gösteriler mi? Bundan da telâş etmiyoruz. Çünkü her şeyden evvel, Anayasanın tanıdığı insan hak ve hürriyetlerinin bu memlekette şiddet tedbirlerine lüzum olmaksızın işlemesi esastır. Bunu muhakkak işleteceğiz. Kendimize güveniyoruz, güçlükleri yeneceğimize güveniyoruz.

Diyorlar ki: “Günde iki defa miting mi yapılacak? Böyle memleket nerede görülmüştür?”

Ben size söyliyeyim: Bu, böyle devam etmiyecektir. Çünkü, miting yapmak da itibarını, bir gün gelecek halk nazarında kaybedecektir. Bunlar karşısında telâş etmeyince taşkın hareketlerin itibardan düşmesi mukadderdi. Çünkü bu memlekette hiç kimse anarşiyi istemez. Kaldı ki, anarşi tehlikesi kendini hissettirecek olursa Meclis’i vardır, hükûmeti vardır, anayasası vardır, tedbiri elbetde alınır.

Bu zihniyet kendi iradesini yürütecek

Şunu da ifade edeyim ki, içine girdiğimiz rejimde yeni meclis hayatına, koalisyonda bulunan partiler olarak da alışıyoruz, çünkü bu partiler, iktidardadırlar. Mesuliyet taşıyorlar, hükûmeti beraber kurmuşlardır. Omuzlarında mesuliyet, karşılarında da kendi hükûmetleri olduğunu unutarak sarfedilmiş mesuliyetsiz sözler de bazen duyuluyor. Ancak, bir-iki gün içinde bunların tesirsizliği meydana çıkıyor. Asıl ehemmiyetli olan nokta, temelin kuvvetli oluşudur. Koalisyona karar veren zihniyet sağduyu sahibi büyük bir ekseriyetin zihniyetidir. Bu zihniyet kendi iradesini yürütecektir. Yürütmeye mecburdur. Çünkü iktidarda bulunan başka birinin hatasını değil, kendi hatasını söylemek mevkiindedir.

Muhalefet liderleri de gerek Meclis çalışmalarını gerek memleketteki muhtelif cereyanları, mesuliyet hissi içinde istismar etmek istidadından uzaktırlar. Kendilerine müteşekkirim. Muhalefet liderleriyle temas ettiğim zaman görüyorum ki, onlar da benim kadar mesuliyet hissi içindedirler. Ve benden ciddiyetle vazife istiyorlar.

Sağlam bir zemin

Bu itibarla, Meclisiyle muhalefetiyle, bütün kuvvet ve müesseseleriyle sağlam bir zemin üzerinde olduğumuzu belirtmeliyim. Geçirdiğimiz devre, yeni kavuşulduğu zannedilen hürriyet unsurlarının alabildiğine kullanılmasına heves duyulan bir devredir. Bu, sürekli değildir ve temelsizdir. Hakikî mecrasını bulacaktır.

Basını da vakit vakit geniş sayıda birbirinden ayrılmış, mücadele eder halde görüyoruz. Ama nihayet bu, bir fikir mücadelesidir. Şiddetli mücadele devreleri geçirilebilir. Bu münakaşalarla hariçten alâkalananların, beğenmedikleri gazeteleri yakmalarından, bu tarz gösterilerden hiç hoşlanmadığımı söylemeliyim, bilâkis gazete yakmak şeklindeki tezahürlerden milletimizi korumanın daha iyi olacağını belirtmek isterim. Ve bu sözlerimi herkesin işitmesini temenni ederim.

Başbakan İsmet İnönü, Gazeteciler Cemiyetindeki konuşmasında daha sonra şunları söylemiştir.

“Sizinle bugün, sıcağı sıcağına tesiri altında bulunduğumuz hâdiseler karşısında ne kadar sükûnet içinde olduğumu göstererek konuşuyorum. Ve işlerinizin doğru istikametlerde gelişeceğine emin olmanızı sizlerden istiyorum. İnanınız ki bu rejimi, demokratik rejimi tesis etmek için yeniden bir çok tecrübe kazanmışızdır. Taşkın hareketleri herkes serbestçe mütalâa etmek ve hükme bağlamak fırsatını bulmuştur. Birbirimize yardım ederek bunları intizama sokacağımız muhakkaktır.

Güçlükleri yeneceğiz

Geçenlerde gazetecilerle yaptığım sohbet toplantısından sonra bazı muhitlerde beni iyimser gördüklerini hissettim. Memnun oldum. Bu kadar fırtına içinde bulunan bir insanın iyimserliği, belki biraz hayret uyandırır. Fakat bu, nefsine olduğu kadar kanunlara, Meclis’e ve sizlere güvendiğindendir. Ortadaki güçlükleri yeneceğimizden emin olunuz.

Meclis’te şimdi, koalisyon içinde ve dışında dört siyasî parti var. Evvelce Meclis’te iki partinin güç geçinebildiğini hatırlarsınız. Halbuki bugün, dört parti, normal yapıcı bir medenî hayata doğru ilerliyoruz. Ve ilerleyeceğiz. Elbette güçlüklerimiz var. Mesuliyette bulunan iktidardaki grupların çalışması başka türlü, muhalefetteki grupların çalışmaları ise başka türlü olmak lâzım gelir.

Bunları henüz tamamiyle ayırt edebilecek kadar vakit bulmuş değiliz. Gruplar olarak bunları da tecrübe ile öğreneceğiz ve tatbik edeceğiz. Büyük bir şans eseri olarak hükûmet âzası arasında ciddî bir fikir mutabakatı vardır. Güçlükleri hakikî değerleriyle ölçebiliyor ve tedbirlerini alıyoruz. Hükûmet tedbiri olarak Meclis’e sevk ettiğimiz kararlar bazen kendi gruplarımız tarafından da iltifat görmüyor. Buna rağmen Hükûmetle Meclis arasındaki münasebetleri tabiî cereyanında yürütmeğe çalışıyor ve bunda muvaffak oluyoruz.

Günlük hâdiseler üzerinde umumî efkârımıza sizin vasıtanızla mübalâğasız bir muhakeme telkin etmek istiyorum. Hiç telâş etmeden hürriyet rejiminin muhtelif tezahürlerinin durulacağına inanmalarını isterim. Hürriyet rejimi hakikî ölçüsü içinde tatbik edilmelidir. Şiddet tedbirlerine sapılması hâdiselerin tesirlerinin mübalâğa edilmesinden doğar. Biz kuvvetliyiz, devletin bütün müesseselerine ve kudretine inanıyoruz. Bu kadar geniş teminat içinde halkımızın sağduyusu, devlet kuvvetleri ile birleşince devletin sağlam bir zemin üzerinde bulunduğuna emin olabilirsiniz.”

İsmet İnönü, basın mensuplarına teşekkür ederek sözlerini bitirmiş ve gelecek hafta içinde radyoda iki konuşma yaparak vatandaşlara doğrudan doğruya hitap edeceğini de ilâve etmiştir.

 

 

 

 

Türkiye’deki Demokratik Rejim Deneyimlerine İlişkin Verilen Radyo Söylevi[25]

Sevgili vatandaşlarım,

Son günlerin münakaşaları içinde memleketin durumu üzerinde sizinle konuşmak ve düşündüklerimi söylemek istiyorum. Şimdiye kadar konuşmadığım için beni kusurlu bulanlar olmuştur. Herkes bizim iktidara geldiğimiz günü ve arada geçen zamanı kolaylıkla hatırdan çıkarıyor, hatırlatınca da şaşıyor. Geçenlerde basın temsilcileri geldiler. Ayın sekiziydi. Dedim ki: “Hükûmeti kurmağa 10 Kasım’da memur edildim. Karma hükûmet yorucu bir çabalamadan sonra 20 Kasım’da kurulabildi. 27 Kasım’da Büyük Meclis’te programımızı okuduk. 29 Kasım’da hükûmet gruplarından Adalet Partisi grubunda izahat verdim. 2 Aralık’ta Büyük Meclis’ten güven oyu aldık. Bugün ayın sekizi. Kaç gün olmuş?” Parmak hesabı yaptılar ve ilk defa keşfettikleri netice karşısında biraz da hayretle “1 ay, 6 gün” dediler. Sevgili vatandaşlarım, bugün 17 Ocak’tır. Demek ki, hükûmet sadece bir buçuk aydan beri iş başındadır. Bu müddet içinde Anayasa, 1 Aralık’ta bütçenin Büyük Meclis’e sunulmasını emreder. Buna uyularak bir yandan hükûmet kurulurken bir yandan bütçe de hazırlanmıştır.

Görüyorsunuz ki, bugüne kadar hepsi bir buçuk ay içinde ne yapıldı, ne yapılacak diye telâşlı bir surette şikâyet edilecek, ümitsizliğe düşecek kadar vakit geçmemiştir. Karşısında bulunduğumuz memleket meselelerini uzun zamanın sıkıntılarından sonra isabetli tedbirlere bağlamak için doyasıya çalışacak zamanı bulamamışızdır. Bir ihtilâl sonrası memleketi değil, hesabı biraz karışık bir büyükçe müessese devralsaydık bir buçuk ay içinde işlerin envanterini tamamlayabilir miydik, bilmiyorum. Bu iş yürümüyor diye üzülenlerin, görevin güçlüğünü takdir edebilen milletimizin aydın, ülkücü ve iyi niyetli evlâtları arasında da bulunduğunu görmekten müteessir oluyorum.

Şimdi, vatandaşlarımı aydınlatacak ümitli ve verimli bir toplum hayatının güven verici tesirlerini harekete getirmek istiyorum. Güçlükler karşısında, tartışmalar içinde “Demokratik hayat yürümez” hükmü bana ilk defa söylenmiyor. Daha 1945’de, kapalı rejimden demokratik rejime geçiş kararı verdiğimizden beri belki bin defa bana hep aynı ümitsizlik sözleri tekrarlanmıştır. “Bu iş yürümiyecek”, “Bu iş yürümüyor”, “Vazgeçelim bu işten” denilmiştir. O zamandan beri 17 sene geçti.

İdare edenlerin hâtâları ve kusurlarını idare sisteminin kötülüğünde aramaktan sakınmak lâzım geldiğinde ısrar ediyorum. Demokrasiden vazgeçmiyeceğiz. Bir milletin kendi kendini idare edecek kudret ve sistem içinde bulunmasını cemiyet islâhatının en başında sayıyorum. Milletin gelişmesi, ilerlemesi demokratik rejimde ve hürriyet nizamı altında olmaz zannedenlerle, hattâ bu bir-iki sene içinde görüştüğüm olmuştur. Bunlardan bazıları aklında bulduğu çok isabetli tedbirin karar vermek, arkasından emrini tebliğ etmek ve bunun yerine getirildiğini görmekle başarılabileceğini sanmışlardır. Eğer bir milletin gelişmesi, kendi düşüncesinde keramet zanneden tecrübesizin kararı ve emri ile derhal tahakkuk edebilecek basit bir şey olsaydı, bu hayal belki kıymetli görülürdü. Ama bu hayal, aldatıcı bir rüyadan başka bir şey değildir. Bana öyle akıl satanlara, “Siz bu yoldan giderseniz, ilk dönemeçte bir kayaya çarpacaksınız ve toplumu 24 saatte olup bitti zannettiğiniz başarının meydana gelmesi için daha yeniden yüz sene çalışma zorunda olduğu bir noktaya geri götürüp bırakacaksınız” demişimdir. Bu sözümün doğruluğu, hep kayaya çarpıldığında kabul edilmiştir.

Mesele basittir. Demokratik rejim insanı böyle faydasız ve zararlı hesaplardan kurtarır; fena bir idarenin, hiç olmazsa bir insan ömrü kadar ebedi hissi veren sürede ıstırap vermesini önler. Nihayet, fenalığın kısa kesilmesi mümkün olur.

On yedi senelik demokratik rejim tecrübesiyle çok zaman kaybedildiğini söyliyenler bir lâhza bu on yedi senenin kapalı olarak, ama aynı idarecilerin elinde geçtiğini düşünsünler. Milletçe, memleketçe bugün ne durumda olurduk, onu basiretle ölçmek lâzımdır. Ben eminim ki, bu on yedi senelik demokratik hayat içinde aldığımız netice çok daha fazla olmuştur. Tabiî bununla, bu on yedi sene içinde boşu boşuna çok zaman ve emek kaybettiğimiz gerçeğini reddetmiyorum. Aynı idarecilerin elinde kapalı rejim olsaydı, zarar hesapsız derecede büyük ve geniş olurdu. Onu belirtmek istiyorum. En iyi niyetlerle, bir ucundan kapalı rejime heves edenler, bu noktayı hatırlarından asla çıkarmamalıdırlar.

On yedi senelik demokratik tecrübeden evvel hürriyet rejimi, bu memlekette devir devir üç aydan fazla yaşayamamıştır. Türlü güçlükler içinde on yedi sene geçirdik. Bu on yedi sene milletin kendi dertlerini, kendi meselelerini dile getirerek çare araması yolunda geçmiştir. Bu usulün, bir tılsım gibi toplumu dertsiz yaşatacağını iddia etmiyoruz. Toplumun dertlerini söyliyebilmesiyle çare bulmakta talihinin arttığını ve kapalı rejimlere nisbetle hakikatte daha isabetli tedbirler bulunabildiğini kabul ediyoruz. Düşününüz ki, çaresizlikten 27 Mayıs’ta bir askerî ihtilâl olması zaruri, meşru hale gelmiş ve bu idare dahi ilk günde selâmetin bir an evvel demokrasiye gitmekte olduğunu ilân etmiş, bir buçuk senede millet kendi iradesiyle demokratik rejimi kurmağa muvaffak olmuştur. Bu, ihtilâl rejimini demokratik rejime intikal ettirenler için şereftir. Bu, milletimiz için, doğru idare sisteminin getirilmesi, yaşatılması kudretinin gösterilmesi suretiyle büyük olgunluk işareti ve iftihar vesilesidir.

Atatürk ilkelerinin ancak kapalı rejimde savunulabileceğini sanmak büyük hatadır. Şunu kesin olarak bilmek lâzımdır. Herhangi bir milletin hayatında kapalı rejim içinde yapılmış olan bir büyük inkılâbın yaşayabileceğine, ancak açık rejime geçtikten sonra gelecek fırtınalara dayanması mümkün olursa hükmolunabilir. Demokratik rejime geçmeseydik kapalı rejim ne kadar sürse Atatürk inkılâplarının bu memlekette yaşayıp yaşamıyacağı o kadar süre anlaşılmıyacaktı. Demokratik rejim içinde Atatürk inkılâplarının ilkeleri üzerinde türlü inhiraflar ve tartışmalar olmuştur. Hâlâ da şurada burada ileri geri hareketler görülmektedir, ileri geri sözler duyulmaktadır. Ama bu on yedi senelik demokratik rejim içinde kesin olarak sabit olmuştur ki, Atatürk inkılâplarının ilkeleri bu memlekette yerleşmiştir. Çünkü bunları canla başla savunan yaşlı ve genç hesapsız insanlar yetişmiştir. Bunlar göz korkutacak engelleri ve kudretleri yenmişlerdir. Onun için cesaretle tam bir imanla söylüyorum ki, Atatürk inkılâpları, en geniş hürriyet nizamı içinde dahi, daima başarıyla bu memlekette müdafaa olunacaktır. Bunları savunan kuvvetler hiç bir surette yenilemiyecek kadar sağlamdırlar, köklüdürler ve millet şuurunun derinlerine kadar inmişlerdir. Aydınlarımız, kendi yüreklerinde hissettikleri bağlılığın çok kudretli olduğundan hakkıyla emin bulunabilirler.

Sevgili vatandaşlarım,

Bir buçuk aydan beri tartışmalar, mitingler, çekişmeler karşısında “Demokratik rejim bize uymuyor, uymıyacaktır” gibi bazı aydınlarda gördüğüm endişelerin hiç bir yeri yoktur. Bunun gibi, millet iradesiyle gelen demokratik rejimin bir intikam rejimi getirmesini düşünenler ve özleyenler tamamiyle haksız, isabetsiz bir anlayıştadırlar, kof bir hayal içindedirler. Kesin olarak söyleyebilirim ki, doğru yoldan ayrılmış bir demokratik rejimin ihtilâl ile sağlam demokratik rejime döndürülmesini bu millet nasıl temin etmişse yeni demokratik rejimin bir intikam rejimi meydana getirmemesini de milletin sağduyusu ve iradesi mutlaka temin edecektir. Bütün bu tekâmül esnasında geçmiş tecrübelerden nesillerimiz istifade edecek, geçmiş ıstıraplar ve siyasî mücadele yaraları bir vatanın evlâtları arasındaki şefkat, hoşgörürlük duyguları içinde sarılacak, tedavi edilecek ve elbirliğiyle unutulacaktır.

Biz siyasî hayatımızda huzuru tesis etmek lâzımdır dediğimiz zaman milletin bünyesinde bütün bu kardeşçe iyileşmeyi ve gelişmeyi tahakkuk ettirmeyi hedef tutuyoruz. Adım adım bunun meydana geleceğini sarsılmaz bir imanla takip ediyoruz.

Sevgili vatandaşlarım,

Bu çalışmanın zorluğu, kısa zamanda netice beklemiyecek kadar sabır ve sebata lüzum göstermesindedir. İlk günden istikbâl için söylediğimiz huzur ve kardeşlik duyguları, derhal acelecilikle karşılanmıştır. Bir taraftan tamir ve tedavi tedbirlerinin hemen tatbik edilebilecek bir mahiyette görülmesi diğer taraftan, geçmiş, şikâyet, ihtilâl, intikal devirlerinin toptan mahkûm edilerek bir intikam devrinin açılması tehdidinin mevcut olduğunun zannolunması bugünkü rahatsızlığın esasını teşkil eden sebeplerdir. Bu karşılıklı düşüncelerin ikisinin de yeri yoktur. İkisinin de esası sağlam değildir. Bu tehlikeler, bu mahzurlar hiç meydana gelmeden işler düzelecek ve vatandaş hayatı yeni bir sulh ve sükûn düzenine kavuşacaktır.

Size, iki hususu kati olarak söylemek istiyorum. Bütün bu ameliyat olurken demokratik rejimden vazgeçen bir kapalı sisteme her ne şekil altında olursa olsun, asla müsaade etmiyeceğim. Onun içinde bulunmıyacağım. Onun karşısında mücadele edeceğim. Aynı şekilde, Cumhuriyetimize temel olan Atatürk ilkelerinden Batılı hayat anlayışından, fikir ve düşünce hürriyetinden hiç kimseye, hiç bir bedel karşılığında taviz vermiyeceğim. 27 Mayıs’ın Anayasaya ruh veren mahiyetinde ve Anayasada tescil edilmiş manâsında değişiklik yapmağa hiç kimsenin kudreti yetmiyecektir. Ben böyle bir gayretin içinde olmıyacağım, yardımcısı olmıyacağım. Onun da karşısında, mücadele edeceğim. Bu, başkanlık etmekle şeref duyduğum karma hükûmetin de kesin kararıdır.

Sevgili vatandaşlarım,

Bu ilk konuşmamda sizlere ciddî şeyler söyledim. Çünkü, ciddî meseleler karşısındayız. İçinde bulunduğumuz güçlükleri hakkiyle takdir ediyorum. Ama, asla bunları yenemeyeceğimizden endişe etmiyorum.

Şimdiden dar zümrelerin siyasî tartışmaları miting münakaşaları hariç vatandaşlar arasında buzlar, her tarafta yavaş yavaş erimeğe başlamıştır. Eski usul partizanlık bugün yoktur. Eski usul partizanlığa alışmış küçüklü büyüklü siyasetçiler, biraz da bundan huzursuzdurlar. Ben onların şikâyetlerinde, memnunluk sebebi görüyorum. Aynı düşüncede değil misiniz? Hükûmette olan ve birbirine zıt zannolunan siyasî partiler bir arada yaşıyorlar. İster istemez birbirine karşı soğuklukları ve uzaklıkları ortadan kalkıyor. Hükûmette olmayan muhalefet partileriyle münasebetlerimiz de insanî ve medenî manâ ile vatandaş hayatı içine girmiş bulunmaktadır. Bunlar büyük terakkidir. İstikbâl için sağlam ümit veren işaretlerdir.

Bunların yanında, basınımıza girmiş olan karşılıklı endişe ve tartışma hayatı henüz durulmamıştır. Mitinglerimiz, siyasî cereyanların karamsar çekişmelerini aksettirmektedir.

Sevgili vatandaşlarım,

Bu kadar ciddî bir intikal devresinde bu tartışmaları tabiî görüyorum. Telâş etmiyorum. Endişe etmiyorum. Yakın bir zamanda bunların, hürriyet nizamının olağan gösterileri gibi tabiî görüleceklerine inanıyorum. Çünkü biliyorum ki bu tartışmalar, ancak milletin râğbetiyle beslenebilir. Hududu içinde kalanlar, milletin rağbetinden mahrum düşerek söneceklerdir. Hududunu taşıp tecavüz yoluna sapanlar ise, mutlaka adaletten cevabını alacaklardır ve devletin kuvvetlerinden karşılık göreceklerdir. Hiç bir mitingde, hiçbir tartışmada hiç bir gösteride, hiç bir sebeple bir kısım vatandaşın diğer bir kısım vatandaşa fiilî tecavüzüne asla müsaade etmiyeceğim. Devlet kuvvetleri bu konuda en kesin emri almışlardır. Buna imkân bırakmayacağız. Vatandaşlarım, huzurun bu kısmından tamamiyle emin ve müsterih olarak, hürriyet hakları içinde yapılan gösterileri benim gibi sükûnetle seyredebilirler. İyi olan taraf, bu gerçeklerin bizzat mitinglerin, gösterilerin tertipcileri tarafından dikkat nazarına alınmış olmasıdır. Az zamanda bu müspet neticeyi görmekten çok memnun oldum.

Sevgili vatandaşlarım,

Siz, vatanımızın kuvvetli olduğunu bilirseniz, milletçe gürültülerden ürküntü duymayacak kadar sağlam sinirli olursanız güçlükler hiç bir iz bırakmadan gidecektir, yenilecektir. Mesul bir karma hükûmettir ki, kuruluş şekliyle vatandaşlar arasında iyi münasebetin ve kardeşliğin timsali halindedir. Hükûmet içindeki ahengin, anlaşmanın siyasî hayatımızın Büyük Meclis’te ve memlekette her safhasında işlemesi mütemadi ilerleme halindedir. Bu hâl her gün endişeleri azaltacak, endişe veren unsurları tesirsiz kılacak ıslah edecek ve nihayet, ortadan kaldıracaktır. Gelecek günleri huzurla, güvenle bekliyoruz.

Bugün, son günlerde gördüğümüz karşılıklı çekişmelerin benim gözümdeki mahiyetlerini anlatmak ve bunların fazla bir önemi olmadığını söylemek için konuştum. İstedim ki, durumu iyi bilesiniz. Sağduyu sahibi vatandaşlar olarak memleketin durumunu iyi bilmek sizin hakkınız, bunu söylemek benim vazifemdir. İki gün sonra size iktisadî hayatımızın bugünkü halini ve gelecek zaman için düşüncelerimizi, hazırlıklarımızı aynı açıklıkla anlatmaya çalışacağım.

Sizlere yüreğimden taşan sevgilerimi, sizin sağduyunuza tükenmez güvenimle beraber söylüyorum. Sağ olunuz, bahtiyar olunuz sevgili vatandaşlarım.

 

 

 

 

147’ler, Koalisyon Hükümeti ve Dinin Siyaset Dışı Tutulmasına İlişkin CHP Meclis Grup Toplantısında Yapılan Konuşma[26]

Cumhuriyet Halk Partisi T.B.M. Meclisi Grubu dün sabah bir toplantı yapmış, bu toplantıda Başbakan İsmet İnönü, çeşitli konular etrafında izahat vermiş ve fikrini söylemiştir.

Başbakan İnönü, bu izahatı meyanında, Devrim Hükûmeti zamanında görevden affedilen 147 üniversite öğretim üyesi ve üye yardımcısının yeniden göreve dönmesi hakkındaki tasarıyla ilgili olarak şunları söylemiştir:

“Hükûmet olarak bu dâvanın halli yolunda nasıl bir tedbir alınacağı konusu enine boyuna görüşüldü. Neticede 147’lerin, Üniversite Senatosunun mütalâası alınmak suretiyle üniversitelere dönebilmelerini mümkün kılacak bir tasarı hazırlandı. Hükûmetin bu görüşü Millî Eğitim Komisyonunda (hepsi, bütün hukuk ve vecibeleriyle üniversiteye iade edilebilir) fikriyle karşılandı. Biz hükûmet olarak, Meclis'i, muhtar organların yetkilerine karışır bir vaziyete sokmak istemiyoruz. Teşrii organ (ben yaptım, oldu) zihniyetiyle hareket ederse, çabuk yıpranır. Bunun misâllerini yakın mazide gördük. Teşrii tasarruflarda çok dikkatli olmak mecburiyetindeyiz. Buna dikkat edilmezse, Meclis itibarını kaybeder.”

Koalisyonun durumu

Başbakan İsmet İnönü, hükûmet koalisyonuna katılan C.H.P. ve A.P.’nin durumu üzerinde de fikrini söylemiş:

“Ne yapılacaksa iki grup mutabık olmalıdır. İki grup arasında ahengi sağlamak için ciddî bir gayret devresine girilmiştir” demiştir.

Din meselesi

Son günlerde bazı milletvekilleri tarafından birbiri ardından, dini meselelerle ilgili olarak kanun teklifleri verilmesi meselesine de işaret eden İnönü demiştir ki:

“Din konusunda siyasî bir yara açılmamalıdır. Din, mutlâk surette partiler üstü tutulmalı ve gerek din konuları, gerekse din adamlarımızın terfi ve diğer meseleleri bu görüş zaviyesinden ele alınarak hâl şekli bulunmalıdır.” Başbakan İnönü, hükûmetin bu konuda bir kanun tasarısı hazırlamakta olduğunu da açıklamıştır.

 

 

 

 

İktisadi Durum ile İlgili Verilen Radyo Söylevi[27]

Sevgili vatandaşlarım,

İki gün önce size memleketin siyasî manzarasını, siyasî hayatımızı yöneltmek istediğimiz istikametleri söylemiştim. Bugün iktisadî durumumuzu anlatmak istiyorum.

Hükûmet, daha kuruluş günlerinde iken, yani 20 Kasım’dan, Aralık başına kadar mühim bir çalışma ile karşılaştı. Hem hükûmetin kurulması, Millet Meclisi’nden güvenoyu alması takip ediliyor, hem 1 Aralık’ta Meclis’e verilecek bütçe hazırlanıyordu. Bütçeyi bağlamak çok zor olmuştur. Çünkü iktisadımızın herhalde yapıcı ve ilerleyici bir tertibe girmesi lâzım idi. Bunu yapmak için malî durumumuz hiç müsait değildi. Borç haddinden fazla ve devlet varidatının mühim kısmı geçmiş taahhütlerle bağlıydı. Başlanmış bitirilmemiş, bitirilmiş çalıştırılmamış, çalıştırılmış kapasitesine ulaştırılmamış bir sürü tesis vardı. Bu güçlükler arasında şunu yaptık. Bu yıl, devlet bütçesi ve karma bütçeler kanaliyle 3 milyar 360 milyon liralık, İktisadî Devlet Teşebbüsleri kanalı ile de 1 milyar 602 milyon liralık olmak üzere 5 milyar liraya yakın bir yatırım yapacağız.

Bunun bir kısmı mevcudun idamesi, bir kısmı da yeni yatırımlardır. Bu yatırımlar hissolunacak derecede bir ferahlık yapacaktır. Esas itibariyle 1962 senesi bir derlenme ve toparlanma devri olacaktır. Bütçede Devlet işletmelerine ait tahsisatla 5 milyar yekûn tutan yatırım, derlenme ve toparlanma zamanında dahi iktisadî hayata ve vatandaş geçimine hissedilir bir ferahlık getirecektir. 1962 senesi içinde beş senelik bir plânın hazırlığını yapacağız. Bu plânlı geniş yatırım devresinde, çalışmak ihtiyacı olan vatandaşların iş bulmadaki güçlükleri, geniş ölçüde kalkacaktır.

İnkılâp idaresi bize bir mühim eser devretmiştir. Bu idare, fikir ve resmî teşekkül olarak Plânlama Teşkilâtını siyasî ve idari hayatımıza getirmiştir. Plânlama Teşkilâtı daha başlangıç devresinde ve devletin bütün dairelerinden destek ve işbirliği yapılması lüzumunu anlattığımız sırada bize şimdiden iktisadî hayatımız için doğru hesaplar verecek, memleketin iktisadî hedeflerine ışık tutacak bir hazırlıktadır. İnancımız odur ki, neticede zararlara ve geri kalma tehlikesine maruz kalmamak için Devlet işlerinde ve özel işlerde plânlama usulüne bağlanmak lâzımdır.

Sevgili vatandaşlarım,

Şu anda hepimizin bilmemiz lâzımdır ki, memleketçe ciddî bir durumdayız. Bugün geçimimizi temin eden gıda maddelerini dışardan getirmeğe mecburuz. Bir an önce kendimizi besleyecek hale gelmemiz lâzımdır. Bizde tarım gelişmesi denildiği zaman işlenmemiş toprakların topraksız çiftçiye dağıtılması ve bunların traktörlerle açılıp ekilmesi anlaşılmıştır. Bu yüzden de çok zaman “Bunda ne zorluk var? Niçin yapılmıyor?” diye şikâyet olunmuştur. Şimdiye kadar geçen tecrübeler, bu tedbirin eksik ve yetersiz olduğunu isbat etmiştir. Toprağımız son hudutlarına kadar işlenir haldedir. Hatta mer’alar ekilmiş ve sonra erozyona terk edilmiştir. Bizim şimdi ihtiyacımız, toprağın verimini arttırmaktır. Size, Hükûmetin bütün gayretini o istikamete teksif ettiğini bildirmek isterim. Ziraati gelişmiş memleketler topraktan bizim aldığımızın iki mislini, üç mislini almaktadırlar. İşe girişir girişmez karşımıza alet, bilgi, toprak beslenmesi, toprak kaybının önlenmesi, her türlü hastalıklarla mücadele ve en iyi tohum meselelerini aldık. Bunların yanında toprağın ıslah edilmesi, iyi işlenmesi ve hususiyle mümkün olan her yerde sulamanın sağlanması lâzım geldiğini gördük. Sulama da öyle bir ilaçtır ki, bilgi ile kullanılmazsa toprağı çoraklaştırabilir. Tarımımızı verimli hale getirmek için öğretiminde, vasıtasında, usulünde uzun seneler devamlı yatırım yapmayı program olarak tasarladık. Biz her sene, mevcut nüfusumuzun geçimine iyilik getirmeğe mecbur olduğumuz gibi, nüfusumuzun artması nisbetinde istihsal artmasını hesap etmeği de düşünmek mecburiyetindeyiz. Tarım meselesinde, size sadece şikâyetler saydım. Düşündüm ki, işin esasını mutlaka bilmeniz lâzımdır. Elbette ki bütün bu söylediklerim için toprağın çalışan çiftçiye kâfi derecede temin edilmesi meselesi bütün ehemmiyetini muhafaza etmektedir. Bu maksadı mutlaka temin edeceğiz. Benim yukarıda söylediğim meseleleri pek basite irca edenlerin sandıkları gibi, yalnız toprak dağıtmakla dâvanın hallolunamayacağını göstermek içindir. Bilgi ile sebat ile çalışıyoruz. Dört beş senelik ciddî bir gayretle vaziyet büsbütün başka bir ölçüde gelişme gösterecektir. Asırların derdinin bir sihirli değneğin değmesiyle halledilivereceğini bekliyemeyiz. Ciddî emek ve kâfi zaman isteyen bir meselenin halledilmesi lüzumu karşısındayız.

Tarımda büyük ölçüde verimli olacak kaynağımız hayvancılığımızdır. Bu meseleyi o ehemmiyette alıyoruz. Bazı yerlerde çiftçinin buğdayını dışardan sağlayıp onu hayvan yemi yetiştirmeğe teşvik etmeyi bile tedbir olarak ele almak düşüncesindeyiz.

1962 bütçesinde çok zamandan beri ilk defa olarak Ziraat Bankasına hazineden kredi ve tohumluk için yardım yapıyoruz. Ciddî mahrumiyet tedbirleri aldığımız bir senede hazinenin bu fedakârlığı takdir edilecektir ümidindeyim.

Sevgili vatandaşlarım,

Tarımın yanında, sanayiye aynı ciddiyetle el atmış bulunuyoruz. Sanayimiz kendini toparlamağa muhtaçtır. Verimli bir surette işleyen sanayi tesislerimizin Devlet eliyle ve özel teşebbüsle vücuda getirilmesine ihtiyacımız vardır. Enflasyondan ve çalışmadan kazanmak hevesinden cemiyeti kurtarmak lâzımdır. Kolayca endüstri kurulabileceği fikrine kapılmamalıdır. Yoksa, enflasyon uçurumu görünüp resmî ve özel teşebbüsün hesabını kitabını bilmesi lâzım geldiği anlaşıldığı vakit yükler ve acılar ölçüsüz olur.

Bir yandan Devlet işletmelerini daha verimli kılacak tedbirler alınırken, bir yandan da devletin iktisadî faaliyet alanı ile özel teşebbüsün faaliyet alanı iyice belirtilmek suretiyle ve uzun vadeli plânla, özel teşebbüs ve yabancı sermayeye yeni bir teminat getirilmiş olacaktır.

Büyük bir dış borç yükü altındayız. 1962’de 1 milyar 35 milyon lira, 1963’de 1 milyar 557 milyon lira, daha sonraki yıllarda da bu civarda dış borçlar ödemek zorundayız. Bu dış borç taksit ve faizleri ihracat kazancımızın üçte biri civarındadır. İlânihaye borç yaparak yaşayacağımız düşünülemiyeceğine göre uzun vadede bir dış ticaret muvazenesine ulaşabilmek için dikkatli bir ithalât ve ihracat politikası gütmeğe ve ihracatımızı süratle geliştirmeğe mecburuz.

Sevgili vatandaşlarım,

Bir esaslı derdimiz çeşitli hüviyetle kurulmuş müesseseleri içinde bulundukları güçlüklerden ve harabiyetten kurtarmaktır. Bunların borçlarına, işletme güçlüklerine çare bulmak, resmî ve özel, bunların istikballerini korumak başlıca kaygumuzdur. Bunun üzerinde çalışıyoruz. Yatırımlarımızın önemli kısmı 1962’de ve hattâ ondan sonraki beş senelik plân içinde, kurulmuş tesislerin bakımına ve kurtarılmasına ayrılacaktır. Bu tedbirlerin üzerinde ve peşindeyiz. Bunları kurtaracağız.

Sevgili vatandaşlarım,

Sizlere kalın çizgileriyle iktisadımızın durumunu ve onu ıslah etmek için ilk önce ele aldığımız basit fakat elzem tedbirleri söyledim. Yeni iktisadî gelişmemiz, hürriyet ve demokrasi içinde hesap ve plânla mümkün olacaktır. Demokratik rejimin bünyesi itibariyle kalkınma getirmiyeceği, hürriyet içinde kalkınmanın mümkün olmıyacağı, kalkınmanın emir ve otorite ile yapılabileceği iddiasının samimî bir iman ile karşısındayız. İkinci Dünya Harbinden sonra ciddî olarak aciz ve yoksul kalmış memleketlerin pek büyük kısmı kapalı rejimle değil, hesaplı, plânlı hürriyet rejimi ile kalkınmıştır. Arazileri, membaları hudutsuz geniş, nüfusları hesapsız sayıda olan, bir iki büyük memleketin kapalı rejimle kalkınma teşebbüsleri misâl olarak alınamaz. Bunlar, neticeye varmak için kimsenin göze alamıyacağı fedakârlıklara katlanmaya mecbur olmuşlardır.

Ancak bir hususu belirtmek isterim. İktisadî ve sosyal kalkınma olmadıkça rejimin yaşamıyacağı bütün çalışmalarımızda göz önünde tuttuğumuz gerçektir. Bu yüzdendir ki, bizim kalkınmamız vatandaşın yaşama seviyesini yükseltirken sosyal adaleti temin etmeyi hedef tutmaya mecburdur. Şimdi artık asırlık liberal rejimlerde bile sosyal adalet millet hayatının temel düsturudur. Bizde ise, fedakârlıkla kalkınma yapmanın çabası içinde sosyal adaletin iktisadî tasavvurlarımıza temel olması başarının şartıdır. Bugün millî gelirimizin taksiminde esaslı ölçüleri henüz bulmuş değiliz. Bu ölçüleri adaletle isabetle bulmak daimî kaygumuzdur. Bu gerçeklerin karşısında bizim iddiamız, etrafta gördüğümüz inandırıcı misâllerin şahitliği ile şudur ki bu hedeflere varmayı temin edecek vasıtaların en münasibi ve verimlisi demokratik rejimdir. Türkiye’nin sosyal ve iktisadî meselelerini halledebilmek için çarelerin başında vatandaşı buna inandırmak vardır. Konuşmıyan kendisine anlatılmıyan vatandaş sıkı bir fedakârlık rejimine nasıl inanacaktır? Hep, büyük otoriter rejimlerin milletleri mütemadiyen emir altında bulundurabilmeleri göz önüne alınıyor. Bizim milletimiz bu usule hiç bir zaman yatkın olmamıştır. Olmıyacaktır. Ama onu, anlattığımız konuştuğumuz zaman ikna edebileceğiz.

Sevgili vatandaşlarım,

Dış yardım meselesinde bir iki noktayı sizlere apaçık söylemek isterim. Dostlar, müttefikler içinde itibarlı bir unsur olarak yaşıyoruz. Milletlerin birbirlerine yardımları düstur haline gelmiştir. Amma hiç bir millet yardımı, diğer milletin hesapsız düzeni ve israfı için yapmayı düşünmemektedir.

Eğer biz kalkınmamız için kaynaklarımızı ve çalışma gücümüzü harekete getirir, fedakârlıkla, hesapla ve plânla işe koyulursak geniş ölçüde yardım göreceğiz. 1962 yazında ilk beş senelik plânın hazır olacağını vatandaşlarıma haber verebilirim. Şu anda, bunun için bütün devlet daireleri seferber olmuştur. Projelerle ve hesaplarla meşguldürler. Bu hesapların tatbikinde siyasi tesirlerle yersiz ve verimsiz her akla gelen teşebbüsü desteklemiyeceğiz. Mutlaka temeli sağlam olan hesapları ele alacağız. Size haber vereyim ki, bu düşüncelerimiz ve hesaplarımız Amerika Büyük Elçisi ile son görüşmelerimizin temeli olmuştur. İsabetli bir siyasetin karşılığını ve desteğini bulacağımızdan eminim.

Sevgili vatandaşlarım,

Size yaldızlı şeyler söylemedim. Size, şu anda gerçekten ne yapmakta olduğumuzu söyledim. İstedim ki her şeyi bilesiniz. Kaynaklarımızı işletmek, yerinde kullanmak suretiyle yatırım yapmaya bugünkü malî ve iktisadî unsurların istediği şekilde, o maksatla çalışıyoruz. Böyle çalışmalar ciddî hastalıkları mutlaka tedavi eden, zorluğu ve darlığı mutlaka kolaylığa ve genişliğe götüren tedbirlerdir. Buna inanıyoruz. Bunları tatbik edeceğiz. 1962 bütçesiyle bunlara başladık. 1963’te büyük plân tertibine giriyoruz. Benden mucize beklemeyin. Bizden gayret, ilim ve metoda bağlılık, siyasî tesirlere karşı mukavemet ve gece gündüz demeden çalışma bekleyiniz. Benim sizden istediğim ise safça değil ama gerçekçi bir iyimserliği yüreklerinizde aydınlık tutmanız, hayatınızın bütün sahalarında onun ışığından faydalanmanızdır. Diyebilirim ki, biz şimdi bir başka çeşit mücadelenin içindeyiz. Bu, iyimserlerle karamsarların mücadelesidir. Bunda galip geleceğiz. Buna inanmış olanlar çeşitli sahalarda ötekilerden erken, üstün ve devamlı kazançlar sağlıyacaklardır. Basınımızdan yardım ve Büyük Meclis’imizden ahenk içinde çalışmanın bütün başarılarını dilerim. Son söz olarak şunu belirtmek isterim ki, bütün bu tedbirlerin başında ve önünde memleketimizin geleceğine güven ve memleketimizin içinde devamlı ve istikrarlı bir hükûmetin getireceği huzur vardır. Bunu hükûmetle vatandaşlarımızın el birliği ile sağlıyacağız. Biz buna muktediriz.

Aziz ve sevgili vatandaşlarım. Sizlere refah ve esenlik dilerim ve sevgiler sunarım.

 

 

 

 

TÜRK-İŞ Temsilciler Meclisi Heyetinin Ziyaretinde Yapılan Konuşma[28]

İnönü, Türk-İş Mümessiller Meclisi temsilcilerine özet olarak demiştir ki:

“İşçi haklarının gelişmesi ve geliştirilmesini sağlamak, bizim için vazifedir. Grev hakkı ve kollektif iş akdi Türk işçisine verilmelidir. Bunu, Türk işçisi mükemmel bir şekilde kullanacaktır. İktisadî hayatımızda, sendikacılığın gelişmesinin olumlu sonuçlar doğuracağına inanıyorum. Bunu, kendileriyle görüştükçe işverenlere de anlatıyorum, anlatacağım. Kuvvetli bir işçi teşkilâtı kurulduktan sonra işveren ve işçi münasebetleri daha mükemmel bir suretle düzelecektir.

Fakat 500 yıllık bir zihniyet değişip de yeni ve ileri bir düzene geçilirken endişeler duyulması pek tabiidir. Siz sendikacılar, kendi tutumunuzla ve işverenlere karşı davranışınızla bu endişeleri giderebilecek olgunluktasınız. Ben bunu her vesile ile müşahade ettim.”

Gruptaki Sendika Başkanlariyle, ayrı ayrı tanışan Başbakan İsmet İnönü, işyerlerinde bir istihsal unsuru olarak çalışan işçilerin kuvvetli ve haklarını koruyacak sendikaların varlığını duydukları zaman, huzur içerisinde çalışabileceklerini söylemiş ve bu sonuca varılabilmesi için sendikacılığın gelişmesine çalışılacağını açıklamıştır. Başbakan, hakların verilmesi sırasında işçi işveren münasebetlerinin düzelmesi gerektiğine işaretle, küskünlük ve dargınlıkların ortadan kaldırılması yolunda harcanacak çabaların, sendikacılara düşen başlıca görevlerden olduğunu söylemiştir.

Sendikacılara, “İşverenler belki sizleri yeteri kadar anlamadıkları için sizden endişe edebilirler” diye şaka yapan Başbakan, daha sonra demiştir ki:

“Ben, mümkün olduğu kadar anlaşmayı istiyen bir insan olduğum halde, beni umacı gibi görenler olmuştur. Fakat sonradan yaptığımız görüşmelerde bu kanaat değişmiş, benim için ‘yumuşak mizaçlı, görüşülebilir, konuşulabilir ve münâkaşa edilebilir bir insan’ hükmü verilmiştir.”

Sendikacılara, kendilerini umacı gibi görenler var ise onlara katılmadığını ifade eden Başbakan, “Kendinizi işverenlere tanıtmanız, böyle olmadığınızı bildirmeniz gereklidir” demiştir.

İşçilerin, bazı iktisadî devlet teşekkülü genel müdürlerinden yaptıkları şikâyeti dinleyen İnönü, 27 Mayıs münasebetiyle siyasî sebeplerle işlerinden uzaklaştırılan işçilerin yerlerine alınmaları için gayret sarfedeceğini bildirmiş, 500 kadar olan bu işçilerin dertleri ile yakından meşgul olacağını açıklamıştır.

 

 

 

 

TÜRK-İŞ Temsilciler Meclisinde Yapılan Konuşma[29]

Başbakan İsmet İnönü, dün saat 10.30’da Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu Temsilciler Meclisinde bir konuşma yapmıştır. İki yüz elliye yakın işçi temsilcisine hitap eden Hükûmet Başkanı çalışma hayatına siyasî bünyemizin mühim bir vazifesi gözü ile bakmağa başladığımızdan beri 16-17 yıl geçtiğini, şimdi ise toplu sözleşme ve grev hakkının kullanılmasına dair mevzuatı memleketimizin bünyesine ithal etmek suretiyle yeni bir merhaleye ulaşmakta olduğumuzu belirterek sözlerine başlamıştır.

İnönü, ilk devrede hakemler ve hazırlayıcı müesseselerle çalışma hayatımızı tekemmül ettirmenin mümkün olacağı[nın] zannedildiğini, sonradan grev hakkı tanınması zaruretini müdafaa eden partilerin ortaya çıktığını, bu hakka taraftar siyasî rakiplerden biri sonradan grevin aleyhine vaziyet aldığı halde, greve aleyhtar diğer siyasî partinin ihtiyacı görerek ve inanarak işçilerin bu hakkını savunmağa başladığını anlattıktan sonra nihayet Kurucu Meclis’te toplu sözleşme ve grev hakkının Anayasaya girmesi sağlandığını ve karma hükûmetin de şimdi bunu fiilen tahakkuk ettirmek yolunda olduğunu söylemiştir. İnönü demiştir ki:

“Yeni siyasî hayatımız iktisadî alandaki gelişme tedbirlerini behemahal plânlı ve makûl bir surette yürütmek çabası içindedir. Güç bir devreye girmiş bulunuyoruz. Bu iktisadî kalkınma devresinde, sosyal adaleti gelişmenin bir şartı olarak ele alıyoruz. Bunu bir arzu ve gösteriş değil hürriyet içinde kalkınmanın bir şartı addediyoruz.

Karşıyız

Biliyorsunuz ki, bizde de “Hürriyet içinde kalkınma olmaz”, “Sosyal adalet içinde kalkınma sözü cemiyet için salim bünye vaat etmez” zihniyetinde olanlar vardır. Biz bunlara karşıyız. Düşünüyoruz ki, çalıştıranlar yani çalışma sahası yaratanlarla çalışanların ahenk içinde anlayışla çalışabilmeleri gelişmemizin temeli olmalıdır.

Bir iki gün önce beni ziyarete gelen arkadaşlarınıza da açıkladığım bu hususu burada sendika başkanı arkadaşlarımın huzurunda tekrarlamak isterim:

Sosyal adalet ve işçilere tanınan haklar, iktisadî gelişmemizi güçleştiren engeller değildir. Bilâkis ayarlayıcı, ahenk içinde beraber çalışmayı sağlayıcı yardımcı vasıtalardır. Bu tedbirlerin mahiyetini cemiyete anlatmak işverenlerle işçiler arasında ahenk kurmak her şeyden önce sendika idarecilerinin himmetine bağlıdır. Çalışanlara, işçilere, içine girdikleri müessesenin muntazam işlemesini, refah içinde bulunmasını ve gelişmesini kendi öz malları ve menfaatleri imiş gibi yakın bir alâka ve sevgi ile değerlendirmek zihniyetini verebilirsek her türlü üzüntü konuları ortadan kalkacak ve müesseselerimiz daha süratli ve salim bir gelişme imkânına kavuşacaklardır.

Sabır

Bu düsturların böyle bir toplantıda söylenivermesi kolay olmasına mukabil, bunların tatbikatta tahakkuk ettirilmesi kolay değildir. Dikkat ister, sabır ister, sebat ister işçi hareketlerinin başındaki mesuliyet sahibi arkadaşlarımın, idarecilerin ve sendikacıların doğru yolda ahengi muhafaza edecek kudrette olmaları lâzım gelir. İş yerine gelen vatandaşın siyasî kimliğini kapıda bırakması ve müşterek menfaatle bağlı olduğu müessesenin muntazam işlemesi için bütün gücü ile çalışması adetini yerleştirmeliyiz. Sizler küçük çekişmelerin üstüne çıkacak olgunlukta olduğunuzu ispat ederseniz ve bunları yenecek kudreti gösterirseniz müşküllerin büyüğü ortadan kaldırılmış olur.

Önümüzde büyük meseleler vardır. Bir çok işçilerimiz, siyasî sebepler ve ithamlar yüzünden birbirleri ile çekişme haline düşmüşlerdir. Bunlar büyük kütlenin az bir kısmıdır ama, bazıları işlerinden çıkarılmışlardır. Siyasî sebeplerle işten mahrum edilme, ihtilâlden sonra olduğu gibi, ihtilâlden evvel de olmuştur. Bunları, adalet ve insaf ile ve hepsini aynı şartlar altında görerek tamire öncü olursanız işveren müesseselerin vazifelerini kolaylaştırmış olursunuz. Benim yapmağa çalışacağım şey, geçmiş siyasî olayların kusurlarını ve çekişmelerini unutturmağa çalışmaktır. Mesele müesseselerin başında bulunanları bu zihniyete alıştırmaktadır. Bakan arkadaşlarım bu istikamette ciddî bir gayret sarfedeceklerdir. Biz geçmişle uğraşmıyoruz ve uğraşmıyacağız, milletçe huzuru temin için geçmişi mümkün olduğu kadar unutmağa çalışmak, gözleri istikbale dikmek ve hali tamir etmek lâzım olduğu kanaatindeyiz.

İşlerinden mahrum edilen bu insanlar, bir takım siyasî tertiplere, çelişmelere vasıta olarak kullanılmışlardır. Ama benim kanaatimce onların bu husustaki kusurları on yedinci derecededir. Kendilerinin ekmeğine sahip olan insanlar onları siyasî maksatlarına göre kullanmak isterlerse nasıl bir mukavemet gösterebilirler?

Adalet

Bütün bunları ciddî bir şefkat hissi ile tamir etmek kararındayız. Sizden isteğim, eski veya yeni haksızlığa uğramış olanları aynı şefkat hissi ile görmeniz ve içinde bulunduğunuz idarelere adaletli, isabetli bir muamele için samimî kılavuz olmanızdır.”

İsmet İnönü müteakiben, çalışma hayatı yeni baştan düzenlenirken göz önünde tutulması gereken esaslara geçerek şöyle devam etmiştir:

“Cemiyetin, sendikacılıktan, işçi hareketlerinden ürkmeyerek bunları medeniyetin merhalesi ve kalkınmanın vasıtası telâkki edecek bir anlayışa varması, vardırılması, işçi teşkilâtının olgunluğuna ve meseleleri geniş yürekle mütalâa ederek ihtilâfları çözme dirayetine bağlıdır. Bir yerde hallolunmıyan güçlükler ve çekişmeler gördüğüm zaman selâhiyet sahibi insanı muhatap tutacağım gibi sizin gayretlerinizin eksik olduğunu da hükmetmek zarureti olacaktır.

Islah

Çalışma mevzuatı üzerinde Karma Hükûmet gerek bakanı vasıtasıyla, gerek Hükûmetin Umumî Heyeti ile eksikleri tamamlamak için ciddî bir gayret içindedir. İş ve İşçi Bulma Kurumu Teşkilâtını daha faydalı, daha tesirli hale getirmek istiyoruz. Kazalar, işçi sağlığı, can güvenliği, adaletli bir gelir dağılışı prensipleri üzerinde dikkatle duruyoruz. Muvakkat işçilerin vaziyetini ıslah etmek de Çalışma Bakanlığının hedeflerinden biridir.

Nihayet, toplu sözleşme ve grev hakkının işlemesi mevzuatını getireceğiz. Bunların medeniyet için ileri bir merhale olduğunda ne memleketin siyasetinden mesul olanların, ne de işçi vatandaşlarımızın mesleki hayatını idare eden sendikacıların şüphesi yoktur. Ancak bunlar kuvvetli ilaçlardır. Her kuvvetli ilaç gibi faydasını ve aksi tesirini beraber mütalâa etmek lâzımdır. Bu hakların cemiyet hayatı içinde isabetli bir tarzda kullanılmasını sizler tanzim edeceksiniz.

İyi kullanma

Hatırınızdan hiç çıkmamasını istediğim bir şey söyliyeceğim:

Cemiyetin her müessesesi, siyasî ve içtimaî her müessesesi muayyen mevzularda selâhiyet sahibidir. Bu selâhiyetler bazen çok müstakil ve çok mutlak mahiyettedir. En büyüğünü, Büyük Millet Meclisi’ni alalım. Bu Büyük Meclis’in selâhiyetleri hiç bir yerden tahdide maruz değildir. Bunun gibi, cemiyetin her teşekkülü, kendi ölçüsünde geniş selâhiyetlere mâliktir. Selâhiyetler, cemiyet işlerini yürütmek için elde edilmesi ve verilmesi lâzım olan kuvvetlerdir. Ama, bu kuvvetleri kullanırken insanlar bileceklerdir ki, ellerindeki bir selâhiyetin yanlış kullanılması, bir defa, iki defa, üç defa tamir edilebilir ama, elde selâhiyet var diye bir Başbakan veya bir sendikacı isteğini yapmak kudretini ölçüsüz ve düşüncesiz bir tarzda kullanırsa nihayet elindeki selâhiyetleri kaybeder. Kanunların verdiği müstakil, büyük selâhiyetler ancak iyi kullanıldığı müddetçe devam edebilir. İyi kullanılmadığı zaman derhal düşmez ama, biraz yıpranır ve yıprana yıprana bir gün bakarız ki, kendisinde selâhiyet denen şeyden eser kalmamıştır.

Onun için çalışma hayatının toplu sözleşme ve grev hakkı kullanmak gibi devirlerinde ve işverenlerin iş verme selâhiyetlerinin kullanılmasında, bu ilâçlar ve vasıtalara başvurulacağı zaman, bir defa değil, dört defa düşünmek mecburiyetinden hiç kimse uzak kalmamalıdır. Benim tavsiyem budur. Bunlar kıymetli vasıtalar ve selâhiyetlerdir, isabetli şekilde kullanabilmek için devamlı bir dikkat ister.

Mühim meselelerimizden biri de mesken işinizdir. Bunu Çalışma Bakanınız ele almıştır. Hükûmet de umumî bir iskân politikası olarak aynı şeyi gerçekleştirmek kararındadır.

Eğitim meselesi

Eğitim meselesi, sosyal adaletin de işçi hayatının da mühim bir koludur. Biz işçi hayatında sendikacılık eğitimini, sendikacıların elinde bırakmak fikrindeyiz. Ümit ediyoruz ki meslek arkadaşlarımız eğitim yönünden bunu ciddiyetle ele alıp takdirlerini doğru yolda kullanacakladır.

İşçilerin eğitimi bahsinde uğradıkları güçlükleri yenmede, çocuklarını eğitme ve yetiştirme imkânlarına sahip olmada kendilerine yardımı cemiyetin ehemmiyetli bir işi sayıyoruz.

Tabiî bunun yanında kalifiye işçi dediğimiz yetişmiş işçi meselelerinin yeni tedbirlerle ve ihtiyacın gerektirdiği şartlar içinde halli lâzımdır. Ehliyet meselesi çalışma hayatında başta gelir.

Çalışma Bakanı arkadaşımın belirttiği misâllerden öğreniyoruz ki, işçilerimize “Çalışmıyorlar, bilgileri kâfi değil, şartların kifayetsizliğinden üstünlük gösteremiyorlar, çalışma hevesi noksandır” gibi ithamlara rastlamak mümkündür. Aslında bu gibi ithamlar millî karektere tevcih edilmiş sayılabilir. Ben bu fikirde değilim. Hepimiz çalışma yetkisi ve kudret bakımından işçimizin işindeki yetki ve kudretindeyiz demektir. Şevkimiz aynı derecededir.

Çalışma Bakanımız bana, muhtelif yerlerdeki müşahadelerine dayanarak, işçilerimizin iki vasfından bahsetmiştir. Bunlardan birisi, hiç beklenmiyecek yerde işçimizin büyük bir hevesle işine bağlanması, tahminlerin üstünde heves ve ehliyet göstermesidir. İşçi kitlesinin her sahada ehliyetli olabileceğine rahatlıkla ümit bağlanabilir. İkincisi de, en ağır işlerde dahi işçi ile işveren arasındaki ahengin, işçileri müesseselerine candan bağladığıdır. Bunlar münferit misâller bile olsa ortada güvenilir bir temelin mevcudiyetine haber vermektedir.

Bu sebeple çalışma hayatına samimî inançla bağlıyım. İşçi mevzuatı için düşündüğümüz tedbirler bir başka yönden de ferahlatıcıdır. Böylece, işçilerimizin çalışma hayatının bir erginlik devrine girdiğine hepimiz kaniyiz. Bu erginlik devrinde çalışma hayatımızın zaferine inanıyorum.

Siz öncüsünüz

Sizler, Türkiye’nin gelişmesinin ve iktisadî kalkınmasının sosyal adalet anlayışı içinde, işçi idarecilerinin dirayetleri sayesinde, işveren-işçi münasebetlerinde samimiyet ve işbirliği ile mümkün olacağını anlamış kimselersiniz. Bu anlayışınızı yakın bir gelecekte samimiyetle tahakkuk ettireceğinize ve öncüler olarak cemiyetin sizi tebcil etmesini candan arzu ediyorum.”

Bu arada, Çukurova Tarım İşçileri Sendikası Başkanı Lâtif Şah, oturduğu yerden Başbakandan dilekleri olduğunu söylemiştir. İnönü, bunun üzerine Lâtif Şah’ı yanına çağırmış ve söyliyeceklerini mikrofonda açıklamasını istemiştir.

Lâtif Şah, tarım sektöründe çalışan işçilerin durumunun da ele alınması gerektiğini söylemiştir. Buna cevap veren Başbakan İnönü, “Bu da önemli meselelerimiz arasındadır” demiş ve sırası gelince o konunun da ele alınacağını bildirmiştir.

Daha sonra Başbakan İnönü sözlerini şöyle bitirmiştir:

“– Çalışma hayatına düzen veren sendikacılığın önümüzdeki günlerde yeni bir konusuyla karşılaşacağız. 22 Ocak’ta başlıyacak Çalışma Meclisinde işverenlerle işçilerin kendilerine ait meseleler ahenk ve karşılıklı güven şartları içinde halledilecektir. Ahengin devamı, sizlerin de gayretlerine bağlıdır.

Çalışma Meclisinin bu ahengi sağlayıcı olması ve amelî olmasını diliyerek sizlerden ayrılmak istiyorum.”

 

 

 

 

DPT Planlama Dairesindeki Toplantıda Yapılan Konuşma[30]

Muhterem arkadaşlarım,

Bugün Devlet Plânlama Dairesinde bir toplantı yapılacağını öğrendiğim zaman Bakanlıklarımızın ve Devletin ve Devlet Teşekküllerinin büyük merkezlerini idare eden büyük mesuliyetlerini taşıyan kıymetli arkadaşlarımızla tanışmak ve fikirlerimizi söylemek için Plânlama Reisi arkadaşımızdan bana fırsat vermesini istedim. Sizi bir arada görmekten ve çok değerli vazifelerinize iki söz söylemekten şeref duyuyorum.

Muhterem arkadaşlarım, Anayasanın gerektirdiği hükümle ve öteden beri kanaatlerimize uygun bir tedbire riayet hissiyle Devletimizin kalkınmasında Plânlama Teşkilâtını plânlama usulünü esas ittihaz ettik. Bir yanlış anlamadan bütün idaremizi kurtarmak isterim. Bir memleketin kalkınmasında, plânlama usulünün esas ittihaz edilmesi, işlerin Plânlama Teşkilâtı Dairesinde başlanıp bitirileceği mânasını vermez. Plânlama işi öyle bir usuldür ki bunu bütün Bakanlıkların, o memleketi idare eden yüksek seviyede mesuliyet sahibi bütün arkadaşların bu faaliyetin birinci derecede içinde bulunmaları lâzımdır.

Plânlama usulünde plânlamayla memleketin kalkınmasını idare ederek muvaffak olmamızın şartı sizlerin, bütün müsteşarların, umum müdürlerin, iktisadi devlet teşekküllerini idare edenlerin ve bütün hükümetin plânlama işinde beraber çalışmalarına, eserin hazırlanması için herkesin bütün gücünü sarfetmesine bağlıdır. Yalnız başına Plânlama Dairesinden eser bekliyemeyiz. Memleketin kalkınması birçok dâvaların tetkik edilmesine ve ele alınmasına bağlıdır. Memleketin ihtiyacını geniş ölçüde bilmek lâzımdır. Memleketin kaynaklarını esaslı bir surette bilmek lâzımdır. Hepsinden mühimi memleketin ihtiyaçlarını isabetli bir sıraya koyabilmek lâzımdır.

Vasıtalar mahdut

Vasıtalarımız mahduttur, bize mahsus değil, her memleketin vasıtaları ihtiyaçlarına nispetle mahduttur. Mutlaka çok zamana ihtiyaç gösteren mâkul sıralara bağlanmış ihtiyaçları isabetle ele almayı icap ettiren bir konudur. Bu, sözümün başında dediğim gibi memleketi tanıyan, iş idare eden arkadaşların takdirlerine ve yardımlarına büyük ölçüde ihtiyaç gösterir. Eğer böyle bir işbirliği yapılmazsa plân yapılmaz ve plân yapılmadı mı devletin mahdut kaynakları verimli bir surette kullanılamaz. Kalkınma işleri ahenkli bir sırayla birbirine bağlanamaz. En verimli en lüzumlu en müstacel işler ön sıraya alınamaz.

Sıraya koymalı

Demek ki ne yapmak istiyoruz? Memleketin kalkınması için nelere ihtiyaç vardır. Bunun idare edenler tarafından, idare edenler dediğim zaman siyasi kademelerden idare edenleri muaheze etmiyorum. Memleketin işlerini mütehassıs olarak hararetle daimî bir çalışmayla idare eden sizlerin umum müdürlerin, müsteşarların, teşkilâtımızın başında bulunanların düşünmeleri, zihinlerinde bu ihtiyaçları bir sıraya koymaları, alıcı gözü ile düşünmeleri ve teklif etmelerine bağlıdır.

Sizin teklifleriniz bir merkezi idarede toplanacaktır. Ne olsa memleket ihtiyaçlarının bir bölümünü idare ediyorsunuz, bir bölümü idare ederken de memleketin bütün ihtiyaçlarını, vasıtalarını göz önünde bulunduracak anlayışta ve kemaldesiniz, ama bunun yanında gene dikkat etmek lâzımdır ki; ancak memleket işlerinin bir bölümünü idare ediyorsunuz. Bütün bu bölümlerde çalışan arkadaşların teklifleri bir merkezde toplanacak, bu merkez bunları değerlendirerek o zaman için amelî bir sırayla bir müşterek programı sağlıyacaktır. Böyle yapılmazsa, göz önüne alınıp yapılmazsa, kalkınma işleri dediğimiz, tesisler biraz tesadüfe bağlı olur. Neticede çıkan eserler ya yarım kalır ya da bir tarafa bir sahada toplanır. Ahenkli bir kalkınma temin edilemez.

Hülâsa bir çok defa misalini gördüğümüz, ya eser meydana gelir çalışamaz, ya yarım kalır, ya parasının nasıl malî vasıtalara bağlanabileceği etraflı düşünülmemiştir. O yüzden eksiklikler olur, çok pahalıya çıkar. Hülâsa az vasıta mahdut imkânlar mühim ölçüde heba edilmiş olur. Biz vasıtası mahdut olan memleketler, bu tarzda kayıplardan daha çok dikkatle kaçınmak mecburiyetindeyiz. Şimdi plânlama işi Vekâletlerin teklifleri toplanacak, bir kalkınma plânı meydana gelecektir. Vekâlet teklifleri proje olarak gelecektir.

Merkezde toplanmalı

Teklif sözünü mahsus kullandım. Şimdiye kadar daima teklif yapılmıştır. Ama o tekliflere istinaden para yatırılamaz ve bir plâna o teklif sokulamaz. Teklif mutlaka bir proje halindedir. Ön proje halinde gelecek teklifler merkezde toplanarak, bir plân vücuda getirilecek. Bir plân vücuda getirilmek için teklifi hazırlayan projeyi gönderenlerle daimî temasta bulunulacaktır. Fikirler test edilecektir. Siyasî mesuliyet sahipleri son kararı verecektir. Ama bunların hepsi bu ön projelere istinat edecektir. Çalışmamız burada başlıyor. Ön proje demek, sizin hürriyet ve idare alanınızda kalkınma için ihtiyaç gördüğünüz konuların düşünülmesi ve proje halinde kağıt üzerine konması demektir. Sizden bunu istiyoruz ve bu suretle devletin bütün daireleri plânlama işinde daha başından itibaren çalışmaya iştirak edeceklerdir. Bu çalışmaya iştirak olmazsa, sizin yapacağınız hazırlığı başka bir teşkilât ile tamamlamağa imkânımız yoktur.

Âhenk

Şimdi bu birçok bakanlıklara, birkaç defa rica ettim. Bakanlıklardan ön projelerin hazırlanmasına çok ehemmiyet verilsin, acele edilsin biran evvel bunlar Plânlama Dairesine gönderilsin dedim. Bu projelerin az olması mahdut olması icap etmez. Aksine memleketleri idare edenlerin birçok proje hazırlamaları, göndermeleri, mümkünse maksada hizmetleri o kadar fazla olur. Çünkü bu ihtiyaçlar için siz projeyi ne vakit olsa yapacaksınız. Sizin birinci derecede gösterdiğiniz bir teklif diğer bakanlıkların ihtiyaçları ile bir araya geldiği zaman sizin düşündüğünüz sırada kalmayabilir. Çünkü nihayet kalkınma içinde muhtelif ihtiyaçların arasında bir ahenk bulunması lâzımdır. Onun için bir çok ön proje hazırlanması lâzımdır. Bunlar hazine olarak Devlet Plânlama Teşkilâtı merkezinde kalırlar ve imkân oldukça meydana çıkarılarak Devlet Plânlamasına kaydedilirler.

Devlet Plânlamada kabul edilen işlerin yürütülmesi ön projeye bağlıdır. Tatbikinin yürütülmesi ancak proje ile mümkündür ve bu proje sizin yaptığınız proje olacaktır. Hem plânlamanın hazırlanmasında, hem onun tatbikinde sizin hazırlığınız temel vazifesi görür. Onun için Bakanlıkların muhtelif yazılarında belirtildiği gibi bu kalkınma işinde gördüğümüz ihtiyaçların projelere bağlanması işini süratle ilerletmenizi sizlerden bilhassa rica ederim.

Şimdi 1962 senesinin yatırımları ile uğraşıyoruz. Bunlar için teklifleriniz müstacel olarak merkezde toplanmalıdır. Bu iş biter bitmez önümüzdeki sene yazın bitirmeyi düşündüğümüz beş senelik plân için çalışmaya başlıyacaksınız. Şimdi tetkiklerimizi küçüklü büyüklü ne kadar geniş tutar, arkadaşlarımızı muhtelif vazifelerle ne kadar sıkı çalıştırırsanız hem 1962 bütçesi için acele yardım etmiş olursunuz, hem büyük kalkınma plânı için hazırlıklarımız ilerlemiş olur. Bu kalkınma işinin mühim bir tarafı, bunun malî kaynaklarını temin etmek tarafıdır.

İçimizdeki, kendi malî vasıtalarımızın doğru kullanılması, çok titriyerek özenle yerinde sarfolunması büyük bir mesele olduğu için bunu ancak iyi hazırlanmış proje ve isabetli plânlama ile temin edebiliriz. İşler çok defa zamanında parası bulunmadığı, girişilen borç ödenmediği için yarına kalır, masraf çok olur. Evvelce parası, zamanı iyi hesap edilmeyen bir tesis A rakamından çıkacaksa malî kaynakların düşünülmeden parça parça vücuda getirilmeye çalışılan aynı tesis 8 A ile çıkar. Bir işin 8 mislini heba etmeye bizim kudretimiz yoktur.

Bu emanet sizin kıymetli ve dikkatli ellerinizdedir. Onun için projelerle nerede ne yapılacağı, ne kadar zamanda çıkacağı, ne para verileceği, bundan ne kadar temin edileceği dikkatle tetkikimizden geçmesini isterim.

Plânlama işinde dış yardım meselesi ehemmiyetli bir konudur. Böyle devlet plânı ile kalkınmaya girmiş memleketlerden hiç birisi çok zengin olanlar bile devlet kaynakları dışında krediler bulmaksızın maksada erememişlerdir, eremezler. Dış kaynaklardan biri dış malî müesseselerdir. Diğer dost devletlerin bizim kalkınmamızda dostane alâkaları olan devletlerin dış yardım kolaylıklarından istifade etmek meselesidir.

Plân

Her iş kaynak ister. Dost devletler, ister dış yardım, herhangi bir şekilde malî yardım için ilgi göstersinler, isterse dış memleketlerde[ki] büyük malî müesseseler, bizim kalkınmamızla ilgilenerek kredi açmayı düşünsünler. Hattâ yerli müesseselerimiz, bizim ihtiyaçlarımızı yakından bilmesi tabiî olan kendi bankalarımız bizim malî ihtiyaçlarımızla alâkalanmak için hepsi proje isterler, devlet böyle ister, dışarıdaki banka böyle ister, içerdeki banka böyle ister. İhtiyacım vardır, şu işi yapacağım, bize ne suretle yardım edersiniz, dediğimiz zaman, ihtiyacınızı lütfen gösteriniz derler. Bunu bir proje üzerinde, bir plân üzerinde göstermeniz lâzımdır.

Bu maruzatı şunun için söylüyorum ki: Vekâletlerimizde, Bakanlıklarımızda isabetli ön projeler ve projeler vücuda getirmek işi bu yeni, şimdi tatbik etmeğe çalıştığımız sistemin plânlama işinin özüdür ve ruhudur. Bu sizin elinizdedir. Siz himmet ederseniz, alâka gösterirseniz bu kalkınma işinde herhangi bir büyük müessesenin başında bulunan müdür veya herhangi bir dairenin büyük şubesini idare eden umum müdür bu kalkınma işini, kendi mesleğinin birinci vazifesi imiş gibi ehemmiyetle bu işin hazırlığını temin etmezse bu tedbirde memleketçe muvaffak olamayız. Mesele bu kadar ciddidir ve sizin yakın alâkanıza bu kadar muhtaçtır.

Sürat

Muhterem arkadaşlarım, maruzatımı bitirdim, eğer içinde bulunduğumuz vaziyetin ehemmiyetini ifade etmeğe kudretim yetti ise kendimi bahtiyar sayarım.

Sizleri hürmetle selâmlarım ve plânlama işinde benimle beraber hepimizin ciddî bir memleket vazifesi olarak iyi bir gayret, isabet ve sürat göstermenizi temenni ederim.

1962 için bütçe çıkacak. Bütçe tamamlanır tamamlanmaz 1962 bütçesinin yatırımlarını değerlendirmek mevzuu bahis olacak. Onun için derhal 1962’nin plânının yapılabilmesi için merkezin elinde sizin projelerinizin hazır bulunması lâzımdır.

Onu müteakip hemen arkasından Mart’ın 1 inci gününden itibaren 5 senelik plânın hazırlıkları başlıyacak, dört gözle Bakanlıklardan gelen projeler beklenecek ve nihayet Haziran’ın başında filan, bu 5 senelik Devlet Plânını hazır bulundurmağa mecburuz ki, bu sene bitmeden evvel 1963’de başlıyacak 3 senelik Plânın tatbikatına başlanabilsin. Müsaade buyurursanız sizi çalışmanızla yalnız bırakacağım, izin alacağım gideceğim, Allahaısmarladık.

 

 

 

 

İstanbul Gezisine İlişkin Pendik Tren İstasyonunda Verilen Demeç[31]

(...) Başbakan İsmet İnönü “Çalışmak üzere İstanbul’a geldim” demiştir.

Daha sonra İnönü şöyle devam etmiştir:

“–İstanbul’da mümkün olduğu kadar geniş temaslar yapacağım. İktisadî ve siyasî teşekküllerimizin meselelerini dinleyeceğim. İstanbul’da 4-5 gün kalacağım.

İlk önce göreceğim yerlerden biri Gazeteciler Cemiyeti’dir. İlk gün gazeteciler ile hususî bir hasbihal yapmayı düşünüyorum. Son gün de açık bir basın toplantısı yaparak seyahatimi hülâsa edeceğim.

İstanbul’a şevk ve güven ile geliyorum. İstifade etmiş ve aydınlanmış olarak döneceğimi umuyorum.

İstanbullu vatandaşlarıma selâmlarımı ve saygılarımı söylemenizi rica ederim.

Sorularınızı toplu bir halde basın toplantısı gününe hazırlayınız.”

 

 

 

 

İstanbul Üniversitesi Önünde Öğrencilere Yapılan Konuşma[32]

Sevgili arkadaşlarım, kabulünüze çok teşekkür ederim. Sizi her zaman ideal yolunda buluyorum. Bunun için size minnettarım. Size bütün hayatınızda başarılar dilerim. Atatürk ilkelerinin yerleşmesi, gelişmesi ve korunması genç neslin idealist olmasına bağlıdır. Vazifenizi bileceksiniz. İstikbal için, mesuliyet günleri için esaslı olarak kayıtlanacaksınız. Hazırlıkların başında entelektüel hazırlık, idealistlerin entelektüel hazırlığı vardır. Sözlerimi unutmayınız. Sizi gördüm, bahtiyar oldum. Güvenle ayrılıyorum. Memlekette idealizmin, demokratik rejimin, Atatürk ilkelerinin daima ve en iyi anlayanı, öncüsü ve fedakârı olacaksınız. Allahaısmarladık.

 

 

 

 

İTÜ Önünde Öğrencilere Yapılan Konuşma[33]

Sevgili arkadaşlarım, hocalarınızdan iyi bilgiler alın. Teknik Üniversitelileri memleketimizin gelişmesi, kalkınması için öncü sayıyorum. Ona göre yetişmenizi isterim. Bütün hayatınızda Türkiye’nin ilerlemesi idealiniz olmalıdır. İdealist olarak yetişmelisiniz. İlerlemenizin kaynağı olan Atatürk ilkelerine yürekten bağlı tatbikçisi olmalısınız. Sizi azimli görmekten bahtiyarım. Size güveniyorum. Başarılar.

 

 

 

 

İTÜ Televizyon Stüdyosunda Yapılan Televizyon Konuşması[34]

Teknik Üniversiteyi ziyaret ettim. Hocalar çok lütufkârdı.

Talebeler sevgi ile karşıladı. Çok memnun olarak Ankara’ya döneceğim. İdeal sahasında, manevî sahada yeni nesillerimiz Atatürk ilkelerine kıymet vererek terbiye almışlardır. Şimdi, Teknik Üniversitedeki televizyon stüdyosunda kendimi takdim ediyorum.

 

 

 

 

TESK Toplantısında Yapılan Konuşma[35]

“Muhterem arkadaşlarım, toplantıyı açıyorum” diye söze başlıyan İnönü, devamla şunları söylemiştir:

“– İstanbul’un en büyük içtimaî teşekkülü olan esnaf temsilcilerimizle konuşup, sizlerin dilek ve temennilerini dinlemek için buraya gelmiş bulunuyorum. Meselelerinizi umumî hatlariyle biliyorum. Fakat bu meseleleri bir arada dinlemek ve hâl çareleri aramak için geldim. Burada lütfedip, arzularınızı tekrar edeceksiniz. Onları not alacağım, buyurun arkadaşlar.”

(...) Başbakan İnönü tekrar söz alarak toplantıyı kapatan şu konuşmayı yapmıştır:

“İstanbul’da sizlerle ilk teması yaptık. Sizin vukuflu tecrübelerinizden istifade ettik. Memleketin içtimaî ve iktisadî hayatında mühim mevki işgal eden sizlerin dileklerinizi Ankara’da hükûmetçe tetkik edeceğiz. Hükûmet olarak bize aydınlık istikamet gösterdiniz. Size hizmet etmeyi vazife sayıyoruz. Allahaısmarladık.”

 

 

 

 

İstanbul Gazeteciler Cemiyeti’ni Ziyarette Söyledikleri[36]

Başbakan İsmet İnönü dün akşam Gazeteciler Cemiyeti’nde gazete sahip, baş yazar, fıkra yazarı ve yazı müdürleriyle bir hasbıhal yapmıştır. Tamamen hususi mahiyette ve mahrem olduğu ifade edilen bu hasbıhalde İnönü, beşi on beş geçe söze başlamış ve altıyı beş geçe izahatını bitirmiştir. Başbakan hasbıhalinde memleketin iç durumunu ve dış siyasetini anlatmış, bunu müteakip kendisine sual soran iki gazeteciye cevaplar vermiştir. Dünkü hasbıhali bir cümle ile özetlemek lâzım gelirse İnönü memleketin kapalı bir rejime geçme tehlikelerine karşı Meclisin ve hükûmetin bütün müeyyideleri ellerinde bulundurduklarını, endişeye kat’iyen mahal olmadığını belirtmiş, demokratik rejimin değişmiyeceğini, değişemiyeceğini anlatmış ve basına aralarındaki çekişmeleri ortadan kaldırarak demokrasi yolundaki gayretlere yardımcı olmasını tavsiye etmiştir.

İnönü iç politikada evvelâ herkesin dilinde olan huzur meselesini ele almış, bir intikam idaresinin geleceği veya yeni bir askerî ihtilâl olacağı söylentilerinin huzurun teessüsüne en büyük iki engeli teşkil ettiklerini söylemiş, ikisinin de asla varid olmadıklarını delilleriyle ortaya dökmüştür. Başbakan iktisadî hayatta istikrarın teessüs edememesini de huzurla alâkalı görmüştür.

Başbakan koalisyonun çok iyi yürüdüğünü, koalisyon dışında kalan muhalefet partilerinde de büyük bir anlayış havası içinde münasebetler idame edildiğini, şikâyetçi olmadığını bildirmiştir.

 

 

 

 

İTO ile İstanbul Ticaret Borsasının Düzenlediği Toplantıda Sunulan Raporlar Üzerine Yapılan Konuşmalar[37]

(...)

Daha sonra Başbakan İnönü, bir kısım resmi teşekküllere verilen ithal müsaadeleri için misâl verilmesini talep etmiştir. Buna da Ticaret Odası Meclisi Başkanı cevap vermiş ve İzmit Kâğıt Fabrikası, Devlet Malzeme Ofisi ve Gima müesseselerini göstermiştir.

Müteakiben Başbakan “Bakan arkadaşlarım çalışacaklar ve ben de Perşembe günü fikirlerimi size açıklayacağım. Çok istifadeli bir oturum geçirdik. Sizlere teşekkür ederim” demiştir.

(...) Bakanın alkışlarla karşılanan konuşmasından sonra toplantıya başkanlık eden Başbakan İsmet İnönü kısa bir konuşma yaparak, “Bu memleketi kati olarak ilerleme istikametine alacağız” demiş ve şöyle devam etmiştir:

“Muhterem arkadaşlar, iktisadî hayatımızı tayin ve idare eden başlıca meseleler etrafında, sizlerle yakından temas etmeyi vazife saydım. Sizin tesiriniz altında olarak memleketin iktisadî konularını tetkik etmek üzere geldik. Bu temasımızda bildiğimiz meselelere, yeni bir kıymet vermiş oluyor, bilmediğimiz meseleleri de yakından anlıyoruz. İki gündür bu meselelerle yakından ilgiliyiz. Sabah ticaret erbabıyla şimdi de siz sanayicilerle temas ettik. Bütün bunları toplayarak siyasi ve iktisadî mahiyetteki beyan ile fikirlerimizi öbür gün yapacağımız müşterek bir toplantıda bildireceğiz. Fikirlerimizi umumi hatları ile öğreneceksiniz. Meselelerimizin hepsine derhal cevap vermek mümkün olmayabilir. İçinde bulunduğumuz dâva millet olarak, Türkiye olarak umumi bir şekilde el ele vererek memleketi kalkındırmayı halletmektir. Benim kanaatime göre muvaffak olacağız.

Bu memleketi katî olarak ilerleme istikametine alacağız hepinize saygılar, sevgiler.”

 

 

 

 

1. Ordu Birliklerini Denetleme Sırasında Yapılan Sohbet ve Konuşmalar[38]

(...) General [Faruk] Güventürk, teker teker subaylarını takdim etti. Başbakan bandonun önünden geçtikten sonra merasim bölüğü önünde durakladı “Günaydın asker” diye Mehmetçiği selâmladı.

(...)

Merasim bölüğü komutanını yanına çağırttı ve “Tebrik ederim. Teşekkür ederim” diye kendisine iltifat etti.

(...)

Tümen ve alay komutanları, yüze yakın subayla astsubayın bulunduğu sıraya doğru ilerlediler. Tam önlerine geldikleri sırada alayın iki topu birden atıldı. Bu sesi beklemiyenler yerlerinden hopladılar, fakat İnönü’nün gözleri parladı. Hemen Ordu Komutanı Cemal Tural’a döndü “Bu topların cinsi ne, çapı ne?” diye sordu.

Alayın bütün subaylarına bir bir isimlerini sordu. Görevlerini sordu, sahip oldukları birliklerin mevcutlarını, silâhlarını sordu.

Bir bölük komutanı kendisini takdim etti. Başbakan hemen sorusunu yapıştırdı:

“Bölüğünün mevcudu kaç?”

Bölük komutanı cevap verdi:

“34 Paşam.”

İnönü hemen hayretle gözlerini açtı

“Niçin öyle az?”

Bölük komutanı cevap verdi:

“Terhis mahiyetinde izinliler var bölüğümde.”

Başka bir astsubayın önünde durdu, sordu:

“Senin işin ne?”

Astsubay Üstçavuş cevap verdi:

“Telsiz makinalarını tamir ederim.”

Başbakan artık istediğini sormaya başladı:

“Kaç tane telsiz var?”

“Kaçı hangi secereden?”

“Kaçı sağlam?”

“Ne kadar tamir edebiliyorsunuz?

“Tamir atelyeleriniz var mı?”

İnönü, her sualine tam cevap alıncaya kadar duruyor bekliyordu.

Subayların teftişi ve tanıştırılması sona ermişti. Bu sırada bir bayan geldi. Tanıttı tümen komutanı:

“Eşim, öğretmendir, Bayan Güventürk.” Başbakan elini uzattı. Bayan Güventürk hıçkırıklarını tutamıyarak Başbakanın ellerine sarıldı öptü öptü..

Tümen komutanı bu sahneyi müteakip Başbakana 66. Tümenin forsunu taşıyan bir rozet getirdi. Başbakanın yakasına taktı, “Tümenimizin forsunu takdim ile şeref duyarız” dedi. İnönü yakasına bu rozet takılırken tümen komutanına takılmaktan geri kalmadı:

“Ne o tekrar askere mi alacaksınız?”

Tümenin bir barakasını General Güventürk kısa zamanda sinema salonu haline getirip imar etmişti. Burada Başbakana subay, astsubay ve subay aileleri ile birlikte bir çay veriyordu. İçeri girildi. Subay aileleri İnönü’ye takdim edildi. Bir yüzbaşının kızı kendi yaptığı tahta tabak üzerine İnönü’nün resmini kendisine hediye etti. İnönü, imzasının olup olmadığını sordu, “Var” cevabını alınca teşekkür edip kabul etti hediyeyi.

Subay ailelerine İnönü hemen okul durumunu sordu. Tümen komutanının öğretmen eşi tümen araçları ile okula öğrenci naklinde yardım gördüklerini, okulun yakında olduğunu söyledi. Başbakan “Çok memnun olduğunu” bildirdi.

Sonra iki yüz kişilik çay masasının başına geçti İnönü, bir fincan çay içmiye başlarken salondakileri büfeye mikrofondan davet etti.

“Bize lezzetli büfede şeref verenlere bir azizliğim var. Çayını içer içmez herkesi ayağa kaldıracağım. Onun için büfeden istifade etmiye bakın.”

Başbakan çayını içerken, kendisine 1948 yılında aynı alayı ziyaret sırasında çekilmiş fotoğraflar hediye edildi. Başbakan buna pek sevindi. “Bende bu resimler yoktu” dedi.

Bunun üzerine Tümenin şeref defterini kendisine getirdiler. Deftere şu satırları yazdı:

“66. Tümen ile bir gün. Memnun ve bahtiyar oldum. Kuvvetli bir kıt’a gördüm. Her an vazife yapabilir. Tarihi şan ve şerefle dolu olan 66. Tümenin canlı ve vazife sever kumandanına, bütün subay ve eşlerine selâmlar, 31.1.1962 İsmet İnönü.”

Fincanındaki çayının son yudumunu da aldıktan sonra Başbakan önündeki mikrofonu eline aldı ve şu konuşmayı yaptı:

“Arkadaşlar,

Çok iyi bir kıt’a gördüm. Büyük hüsnükabul gördüm. İftihar ettim. Sizi temin ederim ki vazifesini her an yapmıya kudretli ve kuvvetli bir askerî kıt’adan daha şerefli bir manzara yoktur. Her şey döner dolaşır memleketin savunmasını üzerine alan şerefli ordunun üstünde kalır. Çok önemli vazifeler sizi her zaman bekliyor. Dünya politikasının düğümlendiği çok önemli bir noktada bulunuyorsunuz. Bunun size yüklediği vazifelere müdrik olduğunuza eminim.

Sizi iki önemli vazife bekliyor. Birincisi ordunun, kıymet ve itibarını savunduğu millet tarafından hakkile takdir edilmesi.

İkincisi, kahraman bir milletin evlâtları olarak vatan savunması için subay heyetinin her fedakârlığı yaparak hazır bulunmasıdır.

Bunun bir kısmı sizin, bir kısmı da milletin elindedir. Bunu ahenk içinde tamamlamaya çalışacağız.

Emin olabilirsiniz ki millet, ordusunun kuvvetli olması için birinci derecede ehemmiyet vermektedir ve verecektir.

Milletçe hiç bir fedakârlık ordudan esirgenmiyecektir. Bugünkü ordular çok masraflı ve pahalı olmuştur. Vazifeleri de o nispette ağırlaşmıştır. Milleti rahat ve emniyet içinde yaşatmak ve bütün şartları değerlendirmek, sizlerin şerefli vazifelerinizi tamamiyle kavramışsınız. Çok memnun olarak gidiyorum.

Büyük Meclise de sizden uzak olan muhitlere de bu intibalarımı nakledeceğim. Sizi tekrar tekrar tebrik ederim.”

(...)

İnönü oturduğu sandalyeden kalktı ve subay ailelerine dönerek “Hanımefendiler müsaade ederlerse gidiyoruz. Yolumuz uzak, işimiz çok” dedi.

Başbakan İsmet İnönü sinema salonundan çıktıktan sonra tümen mensubu subayların kurdukları kooperatifin sahasını dolaşmak istedi. 7 yıl önce kurulan ve bir malzeme yığını halinde duran kooperatif için Başbakana Tümen Komutanı Faruk Güventürk, “Burada 9 buçuk milyon yatıyor. Banka hileli bir madde koymuş anlaşmaya, kooperatifi bir türlü çalıştıramıyoruz. Evlerimizi yapamıyoruz. Bu Medeni Berk’in işidir” dedi.

Bu sırada Başbakana M. Savunma Bakanı İlhami Sancar, “Ankara’da bahsettiğimiz mesele budur Paşam” deyince İnönü subaylara müjdeyi verdi.

“Evet, bu yaz halledilecek. Mutlaka yapacağız.”

(...)

İnönü, “Kalanlara Allahaısmarladık” dedikten sonra 0003 plâkalı küçük otosuna bindi, kortej hareket etti.

 

 

 

 

İstanbul Ticaret ve Sanayicilerinin İstekleri Dolayısıyla Yapılan Konuşma *[39]

Sayın Arkadaşlarım,

İktisadî hayatımızın, siz seçkin unsurları ile dört gündür temasta bulunuyorum. Sözlü ve yazılı düşüncelerinizi yakın bir ilgi ile dinledim. Bana ışık tuttunuz. Size yürekten teşekkür borçluyum.

Şimdi size cevaplarımızı söylüyorum. Bir nokta üzerinde, tüccar ve sanayici olarak önemle duruyorsunuz. Bunu her tedbirin, her unsurun üstünde tutuyorsunuz. Bu, iktisadî hayat için siyasî huzur ve istikrar lüzumudur. Politika adamlarının aşırı sözlerinden iktisadî huzurun müteessir olduğunu söylüyorsunuz, basındaki heyecan verici haberlerin müsait olmayan tesirine işaret ediyorsunuz. Ben, daha açık konuşacağım. Bir yandan yarın bir ikinci ihtilâl olacağı rüzgarı, bir yandan da 27 Mayıs’ın intikamı alınmaya çalışılıyor, havası estiriliyor. Herkes her sabah gazetesini açtığında yeni bir endişe ile karşılaşıyor. Bu yüzden vatandaşın siniri bozuluyor, piyasanın güven içinde ve rahat çalışma imkânı sarsılıyor. Böyle bir havanın mevcut olduğunu inkâr etmek bahis konusu değildir. Şimdi size kesin olarak söylüyorum. Sizin huzurunuzda bütün dünyaya ilân ediyorum. İki ihtimalin ikisi de varit değildir. Bu hava tamamiyle yersiz ve sun’i bir havadır. Türk Silâhlı Kuvvetleri görevlerinin memleketin dış ve iç güveninin korunması olduğunu tamamiyle müdrik halde, yüksek komutanlarının emrinde, itaatli bir unsur olarak çalışıyor. Endişe edilen her istikamette bir teşebbüsü o anda bertaraf etmeye Hükûmet muktedirdir. Ben, memleketin idaresi mesuliyetini taşıyan Hükûmetin Başkanı olarak hiç bir intikam hareketine asla müsaade etmiyeceğim. Yalnız siz iş adamlarımız değil, bütün vatandaşlarım emniyet ve huzur içinde bulunabilirler. Bunu kesin olarak söylüyorum. Yayılan endişe verici haberler hiç bir zaman gerçekleşmiyecektir.

Politika adamlarının beyanlarının tesiri de mübalâğa edilmemelidir. Her demokraside, her parlâmentoda doğru yanlış fikirler söylenecektir. Nihayet mesuliyet sahipleri bu fikirlere ve onlardan doğacak tartışmalara salim istikametler vereceklerdir. Bugünkü Hükûmet bir karma hükûmetin bütün vasıflarına haizdir. Bu tarz bir hükûmetin güçlükleri ile mücadele ediyoruz. Dikkati çekmesi gereken husus şudur:

Bugün, başlangıca nazaran, memleket meselelerinin yürütülmesi bahsinde hayli ilerde bulunuyoruz. Karma Hükûmetin istinat ettiği Meclis gruplarının mesuliyet duygusu içinde, ahenkli çalışmaları yeni tedbirlere bağlanmaktadır. Bu kadar müstesna bir tecrübeyi ilk defa geçiriyoruz. İyileşme safhaları umumî hayatta emniyet ve istikrar unsurlarını kuvvetlendirecek tabiattadır. Siyasî hayatımızda, Meclis’teki münasebetlerimizde iktidarda bulunanlarla muhalefet partileri arasındaki temaslar şimdiye kadar alıştığımız ölçülerin ilerisindedir. Muhalefet partileri ve onların liderleri ile Meclis münasabetlerimiz tamamiyle karşılıklı vazife hudutları içindedir ve salim istikamettedir. Bu, bir büyük ilerlemedir.

Basının durumu üzerinde sizi aydınlatmak istiyorum:

Bir defa, Hükûmet taraftarı ve Hükûmet karşısında kanaat sahibi bütün basınla bir arada toplanabiliyorum. Memleketin en nazik meselelerini emniyetle konuşabiliyorum. Kendilerini bu kadar aydınlattıktan sonra tamamiyle serbest olduklarını hatırlatıyorum ve aldıkları bilgilerden istifade ölçüsünü memleket menfaati için nasıl bulacaklarını isabetle, bizzat takdir etmelerini istiyorum. Bu da, bir büyük neticedir. Bunun yanında basın mensuplarının birbirleri ile ve muhtelif kanaat sahipleri ile olan münasebetlerinde bunların Umumî Efkâra yankısında ve tesirinde birçok haklı arzular vardır. Durumdan sizin, benim şikâyet ettiğimiz kadar kendileri de şikâyetçidirler.

Ümidim şudur:

Böylece sinirlenmeden, ümidimizi kaybetmeden şu intikal zamanını geçiştirebilirsek basınımızın muhtelif kutupları memleket duygularını ve insaf ölçülerini göz önünde bulundurarak Umumî Efkâra istikamet verme görevlerinin icabını hatırlayacaklardır. Bunu emniyetle bekleyebiliriz.

İktisadî hayat için şart olan emniyet ve istikrar unsuru konusunda durumun açık tahlilini yaptığımı sanırım. Siyasî hayatımızın dayandığı temeller, dış görünüş ne olursa olsun son derece sağlamdır. Hükûmet bu konular üzerinde hâkim durumdadır. Emin ve müsterih olarak, memleketin gelişmesi için verimli işlerinize girişebilirsiniz.

Şimdi, doğrudan doğruya iktisadî meselelere geliyorum. Kalkınmayı temin etmekte devletçilik kadar özel teşebbüsün de göz önünde bulundurulmasını istiyorsunuz. Bu konudaki fikrimi daha önce birkaç defa söyledim. Şimdi, tekrar edeyim. Bizde devletçilik ile özel teşebbüsün birbirine karşı olması gibi bir hâl ameliyatta mevcut değildir. Ehemmiyetli olan nokta, özel hayat idarecileriyle hükûmet yani iki sistem arasında nasıl bir irtibatın kurulmuş o!masıdır. Bunu bir cümle ile söyliyeceğim. Biz bugün memleketimizin kalkınması için her meslekten, her teşebbüsten vatandaşın reyi ile işbaşına getirildik. Bu, kalkınma, devlet sektörü ile özel sektörün el ele çalışması ve her iki sektörde bütün gücün seferber edilmesi ile mümkün olacaktır.

Biz özel teşebbüsü yalnız kendi şahsî menfaati için çalışan bir unsur halinde görmüyoruz. Biz özel teşebbüsü memlekete ve devlete de aynı nispette faydalı bir unsur olarak görüyoruz. Özel teşebbüs sahiplerinin, yani iş yaratanların, işverenlerin kendi müesseselerinde çalışan insanlarla, yani işçilerle menfaatleri müşterek vatandaşlar olarak tam bir ahenk içinde bulunmalarını mümkün görüyoruz. Bu ahengin tedbirlerini ve müeyyidelerini kurmaya çalışıyoruz. Bu yüzden çıkacak güçlükleri halletmek için çare arıyoruz. Memleketin hürriyet ve intizam içinde, demokratik ölçülere bağlı olarak kalkınması için çalışıyoruz.

Verdiğiniz rakamlarla söylüyorum. Her sene 3 milyar liralık yerli ve 107 milyon liralık yabancı sermaye ile 4,5 milyar liralık madde istihsal eden İstanbul sanayii elbette devletimiz ve memleketimiz için büyük bir kudret ve kuvvet hazinesidir.

İktisadi hayatta istikrar için özel sektörde çalışan iş adamlarımızla hükûmet makamları arasında yakın bir münasebetin ve ahenkli bir irtibatın bulunmasına çok ehemmiyet veriyoruz. Bundan sonraki münasebetlerimiz daha yakın olacaktır. İktisadî kanunların konmasında ve değiştirilmesinde hükûmet tasavvurlarını bileceksiniz. Kararlar ve Büyük Meclis kanunları nihai şekillerini almadan, bunların memleket ihtiyaçlarına mutabık olması için sizin görüşlerinizden faydalanılacaktır. Herhalde sözüne güvenilir, beklenmedik, baskın şeklinde karar alma adeti olmayan bir idare sistemi kuracağız.

Bu yüzdendir ki sanayicilerin ifade ettikleri Maliye, Ticaret, Sanayi, Gümrük ve Çalışma Bakanlarından mürekkep bir heyetin asgari üç ayda bir sizlerle temas etmesi talebi yerine getirilecektir.

Muhterem arkadaşlarım,

Devlet Plânlama Teşkilâtının, özel teşebbüs için kıymetini lâyıkı ile kavramış olmanızdan büyük ferahlık duydum. Kuvvetli ümidim odur ki, yalnız amme sektöründe değil, özel teşebbüste de umumî hayatımızın isabetli bir Devlet plânlamasına bağlı olmasından kalkınmamız ve gelişmemiz çok istifade edecektir.

1962 bütçesinin karakterini iyi kavramış olduğunuzu görmekten memnun oluyorum. Bu bütçenin önümüzdeki aylarda başlıyacak yatırımlarının müsbet ve faydalı tesirlerinin kendilerini yakın bir zamanda hissettireceklerini ümit ediyorum. 5 yıllık kalkınma plânının memleket için amme sektörü ile özel sektörün yan yana çalışmasına verimli bir misâl olacağına emin bulunuyorum. Plânlı ekonominin faziletinin özel sektör tarafından iyice anlaşılmış olduğunu görmek beni cidden bahtiyar etmiştir.

Sanayi Odası özel sektörün selâmetle gelişmesi için realist tahliller yapmıştır. Mevcut sanayi kolları halihazır durumlarına göre, muhtelif tabiatta güçlükler içinde gösteriliyor. Sanayi Odası bunların içinden enflâsyon devrinde bol para, bol kredi imkânları ve dışardan ithalâtın çok daraldığı bir zamanda maliyet endişelerinden âzade bir şekilde kurulmuş olanlar diye ayırdığı bir kısım için normal şeraite intibak edemiyecekleri hükmünü vermektedir.

Bundan dolayı açıkta kalacak işçilerimiz yeniden açılacak iş sahalarında kullanılacaklardır. Sanayi Odasının, memleketin ekonomik bünyesine ve işletmecilik esasına uygun bir kuruluşla meydana gelenler diye tavsif ettiği sanayiin anormal ve umulmayan hâdiseler karşısında düştüğü müşkül durumdan kurtarılması için mümkün her tedbiri almak kesin kararımızdır. Yalnız bu kurtarma çabasında sizler de kendi payınıza düşen büyük gayreti sarfetmek zorundasınız.

Memleketin içinde bulunduğu şartlar kalkınma ve kurtarma hareketlerinin ancak bütün gayretlerin bir araya getirilmesi ile mümkün olacağını göstermektedir. Hep beraber geçirmek zorunda olduğumuz dar ve sıkıntılı zamanlarda güçlükleri yenmek için daha çok uğraşmak, daha az kazanmak gibi gayretler hem hükûmete, hem teşebbüs sahiplerine düşmektedir. Bu derlenip toparlanma devrinde, vergiler, sosyal adalet, servet beyannamesi gibi toplumda geniş yankıları bulunan konularda bütün iyi niyetlerin ve samimî gayretlerin birleşmesi lâzımdır. Buna mukabil, yersiz, lüzumsuz mükellefiyetlerden sizleri kısa zamanda kurtardığımızı göreceksiniz.

Bol istihsal için, âzami imkân ile ihracat yapabilmek için bütün gayretlerinizi kolaylaştırıp desteklemek borcumuz olacaktır. Bunlar toparlanma ve gelişme için ilk ve esaslı tedbirlerdir. Taleplerinizin hepsini birer birer inceleyeceğiz. Mümkün olanları tahakkuk ettireceğiz ve mümkün olmıyanları size söyleyeceğiz. İcra ve iflâs kanunu için söylediklerinizi haklı ve yerinde buluyorum. Bu konuda iyi niyet sahiplerini koruyacak istikamette çalışacağımızı temin ederim. Devlet mübayaalarının özel sektör kanaliyle yapılmasının hem piyasaya canlılık vereceği hem Devlete daha ucuz ve daha iyi kaliteli mal temin edeceği mülâhazalarınızı yerinde buluyorum. Söylediğiniz şartları siz sağlarsanız, arzularınızın yerine getirilmemesi için hiç bir sebep düşünülemez.

Bilhassa tüccarı ilgilendiren bu hususların yanında yerli sanayi tamamiyle emin olabilir ki yabancı sanayii kendisine nazaran imtiyazlı hale getiren kayıtlar kaldırılacaktır. Bu hususlarda sanayicilerin bana aksettirdikleri arzular göz önünde tutulacaktır. Amme sektörü için ihracatı imkân dahiline sokan tedbirlerin ve kolaylıkların özel sektöre de tanınması talebini yerine getirmeyi taahhüt ediyorum.

İş hukuku ve münasebetleri konusunda sanayicilerimizin belirttikleri anlayış beni memnun etmiştir. “İstihsal, muhakkak ki onu meydana getiren unsurların ahenkli çalışmalarında iyi netice alır” diyorsunuz. Bu fikir işçilerimiz tarafından da paylaşılmaktadır. Grev ve Lokavt yeni unsurlar olarak hayatımıza giriyor. İşçilere samimî olarak tavsiye ettiğim gibi iş yaratanlara da yüreğimin bütün kuvveti ile temin etmek isterim ki ahenkli çalışmanın kuvvetli arzularında memleketin iş gücünün artması ve ilerlemesi saklıdır.

Muhterem arkadaşlarım,

Büyük kısmı ile yalnız ihracat endüstrisi olan madenciliğimizin ihtiyaçlarını kısa zamanda halletmek kararındayız.

Maden geliştirme bankasının kurulması için maden kanununda değişiklik ilk işlerdendir. Bunun yanında muhatap olduğum kıymetli fikirler içinde, hatırımda dikkatle tutacağım bir tanesini daha belirtmek isterim.

Doğu’da yatırım yapmak istiyenlerin, vergi muafiyeti dahil bir takım kolaylıklardan faydalanmaları tedbiri o bölgemizin kalkınmasında büyük rol oynayabilecektir.

Vergi konusunda bir iki söz söylemek istiyorum:

Büyük vergi veren sizlerin topluma ve hükûmete mânevi bakımdan yardım yapmak vazifeniz olduğu inancındayım. Gayri safi millî gelirimizin bugün medenî memleketlerde mutad haline gelen nisbetini biz devlet varidatı olarak alamıyoruz.

Mühim bir vatandaş kütlesi vergi dışında kalıyor. Vergi içinde kalanların dürüst hareket etmiyenleri vazifesini bilen, vergisini ödeyen vatandaşları meyus eder gibi vergi kaçırmaktadırlar. Bu hastalıkların tedavisi için hükûmetle ve kanun koyanlarla işbirliği yapmaya mecbursunuz. Bunların çarelerini en iyi siz gösterebilirsiniz. Hükûmet vergi sisteminin iyileştirilmesinde Devlet için ve vatandaş için haklı, doğru olan tedbirleri aramak mecburiyetindedir. Siz bunu takdir edeceksiniz ve kolaylaştırmayı, yol göstermeyi vazife edineceksiniz.

Vergiler üzerinde bir çok talebinize muhatap oldum. Tatbikatla alâkalı arzularınızı alâkalı arkadaşlarıma aksettireceğim. Esas hakkında yukarda söylediğim ana prensibin dışında bir şey söylemek istemiyorum.

Zira ciddî bir vergi reformu için hazırlıklarımızı ikmâl etmek üzere bulunuyoruz.

Servet beyannamesi üzerinde çok mülâhaza dinledim. Bu mülâhazaları merkeze aksettireceğim. Her yeni usulde birçok tartışmaların kaçınılmaz olduğunu çok görmüş, denemişimdir. Doğru bir karar vermek için bütün akılları ve iyi niyetleri bir araya getirmeye çalışacağım.

Sevgili arkadaşlarım,

İktisadî hayatın intikal ve nekahat devrinden geçiyoruz. Yeni tedbirler ve ıslâhat peşindeyiz. Plânlama devrine giriyoruz. Durgunluk ve darlıktan şikâyetçiyiz. Bir geçit [geçiş] devrinin bütün bu ıstırap verici unsurlarını selâmetle geçiştirmek zorundayız. Bunun için mesul hükûmet ve iktisadî hayatın kıymetli uzuvları olan sizler, işçiler ve sade vatandaş olarak sarsılmaz bir güvenle el ele çalışmalıyız.

Memleketi genişliğe ve refahlığa çıkarmaya ancak böyle muktedir olacağız. Buna sarsılmaz inancım vardır. Müsbet neticeyi muhakkak biliyorum. Hükûmet yanınızdadır, yardımcınızdır. Hükûmet kuvvetlidir ve sağlamdır. Türkiye’de hiç bir maceraya yer yoktur ve olmıyacaktır.

Bunları bilerek, hep hatırda tutarak, güvenerek çalışacaksınız. Müştereken elde edeceğimiz neticenin içinde payı olan büyük yapıcılar ve işçiler olarak size başarılar diliyorum ve sevgiler sunuyorum.

 

 

 

 

İstanbul İşçi Sendikaları Birliği’nde Yapılan Konuşma ve Birlik Şeref Defterine Yazılanlar[40]

Sevgili arkadaşlarım benim,

Uzun zamandan beri çalışma hayatımız, medenî bir milletin düzeni içinde bir sonuca bağlanması için çalışmalar başlatılmıştır. Bütün ümidimiz işçilerin hayatını sosyal adalet içinde düzene koymanın memleketimize yenilik, ilerleme ve gelişme getireceği yolundadır. Buna inancım vardır. Bu konuda kesin kararlıyım. Samimiyim.

Güç zamanlar, mahrumiyetli zamanlar geçiriyoruz. Umumî durgunluk ve darlık vardır. Birbirimize yardımcı olarak çalışacağız. Bu buhranlı devreyi hep beraber atlıyacağız. Müreffeh bir vatanın evlâtları olarak çalışacağız ve başaracağız.

[Birlik şeref defterine yazılanlar]

İstanbul İşçi Sendikaları Birliği’nde görüşme. Çalışma hayatında yeni bir merhaledeyiz. Bu yeni devri çok ilerlemiş bir cemiyetin üyeleri olarak yürüteceğiz. Başarı dilekleri ile. 1.2.1962 İsmet İnönü

 

 

 

 

İstanbul’da Düzenlenen Basın Toplantısında İktisadi, Siyasi, Sosyal Konulara İlişkin Sorulara Verilen Yanıtlar[41]

(...)

Başbakan sualleri yazılı olarak talep etmiş ve kendisine yirmi beşe yakın sual tevcih edilmiştir.

Bunları teker teker okuyan Başbakan cevaplarını vermiye başlamıştır.

İlk olarak ziraî gelir vergisi konusunda bir sual sorulmuş ve buna da Başbakan İnönü cevaben demiştir ki:

“–Ziraî Gelir Vergisi Hükûmet ve Meclis’in üzerinde durduğu, tetkik ettiği nazik bir konudur. Vergi vermek vazifesinin bütün vatandaşlara bir borç olduğunu telkin etmiye çalışıyorum.”

Müteakiben çeşitli konularda sorulan sorulara da cevaplar veren Başbakan, harice bütün ihraç mallarımızın Türk vapurları ile sevkini herkes gibi hükûmetin de arzu ettiğini, gümrükten çekilmemiş mallar hakkında da bunu çekmiyenlerin bir an evvel kanuna çarpıp cezalarını bulmalarını arzu ettiğini söylemiştir.

“Her an ihtilâl olacakmış gibi bir psikolojik havanın mevcudiyetine karşı hükûmet ne gibi bir tedbir almıştır?” şeklindeki soruya Başbakan İnönü, “Dedikodular vardır. Siz de dedikodular vardır diyorsunuz. Ben düşündüklerimi Belediye Sarayı’nda bugün söyledim. Benim için bu dedikoduların menbaından ziyade yarattığı üzüntü mühimdir. Buna karşı koyuyoruz. Koymıya çalışıyoruz” cevabını vermiştir.

Sosyal adalet konusundaki soruya ise Başbakan cevaben demiştir ki:

“–Sosyal adaletin tahakkukunu istiyoruz. Takip ediyoruz. Tedbir alıyoruz.”

Sosyalist bir partinin kurulması hakkında ne düşündüğünü soran gazetecilere Başbakan fikirlerini şöyle açıklamıştır:

“–Memlekette bir sosyalist partinin kurulması herhangi bir siyasî parti kurulmasından farklı değildir. Her partinin kurulması gibi kanunların mesuliyetindedir. Kurmak da siyaset adamlarının kanun çerçevesi içinde kendi ihtiyarlarına kalmıştır.”

Af konusunda, affın faydalı mı, zararlı mı olacağı yolundaki soruya Başbakan, “Her affın fayda ve zararları mütalâa edilebilir” cevabını vermiştir.

14’lerin yurda dönmesinde bir mahzur görüp görmediği yolundaki bir soruya Başbakan, cevaben “Ben mahzur görmüyorum. Dönebilirler kendi hususî meseleleridir. Hükûmet olarak bizi işgal eden bir mesele değildir” demiştir.

Toprak Reformu konusunda da Başbakan fikirlerini şöyle sıralamıştır:

“–Toprak Reformu sadece topraksız köylüye toprak dağıtmak değildir. Tedbirler silsilesinin bir tanesidir. Dâva köylünün kalkındırılmasıdır. Bu da büyük bir meseledir.”

İşsizliğin nasıl önleneceği sorusuna da cevap verirken Başbakan “İş açıldıkça işsizlik azalacaktır. Bütün büyük memleketlerde bile devir devir işsizlik görülmüştür. Biz daha fazla iş sahasının doğması için tedbirler almaktayız” cevabını vermiştir.

Sovyetler’in yardım teklifinde bulunup bulunmadığı, şartlarının neler olduğu sorusuna da Başbakan şu cevabı vermiştir: “Sovyetler ile çok dostane konuştum. Ama yardım konusunu konuşmadık. Tabiî şartları da bahis konusu olmadı.”

Amerikan yardımı konusunda sorulan bir başka soruya cevap verirken Başbakan, “Amerikan yardımının gecikmesi diye bir şey yoktur. Yeter ki millet olarak yardımın kullanılacağı yeri isabet ile tayin edelim” demiştir.

Ordu mevcudunda bir indirmenin yapılıp yapılamayacağı hususunun sorulması üzerine Başbakan İnönü, “Bir indirme, politika olarak bahis konusu değildir” diye cevap vermiştir.

Ev kiraları konusunda sorulan soruya da Başbakan cevaben, “Ev kiraları pahalıdır. Sadece pahalı olmakla kalmıyor. Mevzuatın koyduğu kontrollar da türlü yollardan ihlâl ediliyor. Hükûmetçe daima mücadele halindeyiz. Esef edilecek bir haldir” demiştir.

Bundan sonra sorulan bir soru da “Memleketimizin 30 yıldır görülmemiş bir iktisadî kriz içinde olduğu” bahsedildiği için Başbakan bu soruya şöyle cevap vermiştir:

“Görülmemiş bir kriz yoktur. Çok krizler geçirmişizdir. Doğu’daki kuraklık devridir. Yer yer zaman zaman böyle mahrumiyetlere uğrarız. Halkın ihtiyatlı bulunması ve cemiyetin ilgi göstermesi bunları önler. Bu defa da böyle olmuştur. Biz Doğu’daki kuraklığın önlenmesi, tamirini güç sandık. Heyetler gönderip tetkikler yaptırdık. Öyle yerler gördük ki kuraklık bölgesinin tam ortasında buğday ve yem fiyatlarının Orta Anadolu’dakilerden daha düşük olduğunu tesbit ettik. Yardım çok ve zamanında gitmiştir. Bunları üzüntülerimizi hafifletmek için söylüyorum.”

İhtilâl yapmak isteyenlerin kimler olduğu yolunda bir soruya da cevaben Başbakan, “Gerek intikam havasının beslenmesi gerekse ihtilâl yapılacağı havası gafletten olabilir. Bu çeşit haberlere vatandaşın itibar etmemesi gerekir. Biz Hükûmet olarak hiç birinden endişe etmiyoruz. Hepsini karşılayabilecek kudretteyiz. Vatandaşlarım huzur içinde vazifelerine devam edebilirler.”

Liberalizm ile kayıtlı bir iktisadî rejimin nasıl telif edilebileceği konusunda sorulan suale Başbakan şöyle cevap vermiştir:

“–Ticaret kayıtsız bir sistem talep eder. Kalkınma tasarruf ister. Kayıt ister. İhtiyaçtan fazla sarfedilmemesini ister. Memleket menbalarının lüzumsuz yerlere sarf olunmamasını ister. Arkadaşımız bunun nasıl telif edilebileceğini sorar. Bunun telifi yoktur. Kaynakları mahdut olanlar gelirlerini verimli yerlere sarf ederler. İmkânları gelişince istedikleri gibi harcarlar. Dünyanın her memleketinde kalkınma devrinde olup kriz geçiren memleketlerin başına gelen hallerdir. Biz kemerleri sıkıp bu devreyi atlatacağız.”

Başbakan basın toplantısını şu sözlerle bitirmiştir: “İstanbul’dan iyi intibalar ile dönüyorum.”

[Tamamlayıcı haber]

“Samimî ve açık kalple” konuştuğunu söyleyen Başbakan, İstanbul’daki temaslarından çok memnun olduğunu belirtmiş ve “Şimdi burada sizin suallerinize cevap vermek için hazır bulunuyorum. Bu imtihanı iyi geçirirsem tam neş’e ile Ankara’ya döneceğim” demiştir.

Sorular ve cevaplar şöyleydi:

Başbakan, “Memlekette ihtilâl ve intikam havası yaratmak isteyen unsurlar kimlerdir?” sorusuna şu cevabı vermişti:

“Gerek intikam havasının, gerek ihtilâl havasının beslenmesi gafletten de olabilir, maksattan da olabilir. Yerli yersiz ortaya çıkarılan cereyanlara kapılmaktan da olabilir. Bizim için mühim olan, bu çeşit haberlere vatandaşın sağduyusu ile itibar etmemesi, mukavemet etmesi için gerekli şartları temin etmektir. Bu vazifeyi ifa ediyoruz. Bu ihtimallerin hiç birisi ciddî olarak varit değildir. Mevcut değildir. Hiç birinden endişe etmiyoruz. Hepsini karşılayacak kudretteyiz. Vatandaşlar, iş adamları sukûnetle, emniyetle, huzur içinde vazifelerine, işlerine devam edebilirler.”

Başbakan, af konusunda sorulan suali şöyle cevaplandırmıştı:

“Memlekette önce huzur temin edilmelidir. Bu konuda hükûmet programında yer verilmiştir. Şimdilik bundan bahsetmeme imkân yoktur. Af, zamanında ve ölçüsünde yapılırsa faydalıdır.”

İnönü, Sovyet Elçisi ile yaptığı konuşmanın sadece dostane olduğunu ve herhangi bir yardım konusunun görüşülmediğini bildirmiş ve Amerikan yardımı için de, “Amerikan yardımının gecikmesi diye bir şey yoktur. Dostlarımız, Türkiye’ye daima yardıma hazırdırlar” demiştir.

Başbakan bir soruya verdiği cevapta, “Memleketîn emsali görülmedik bir kriz geçirdiği sözünün doğru olmadığını”, belirtmiş ve şöyle demiştir:

“Memleket böyle krizleri çok geçirmiştir. Doğu’daki vaziyet, kuraklığın bu seneye mahsus olarak getirdiği mahrumiyettir. Memleketimiz devri [devrevi] olarak böyle kuraklıklara maruz kalmaktadır. Bu sene de öyle olmuştur. Önce biz de çok endişe duyduk, durumu tetkik ettirdik, İhtiyaçları öğrendik, tedbirlerini aldık.”

Başbakan, Ordu mevcudunda indirme yapılmıyacağını belirttikten sonra şöyle demiştir:

“Ordu mevcudu, Millî Savunma politikasına istinad eder. Mevcudun azalmasındaki fayda bellidir. Ordu mevcudu, savunma ihtiyacına tekabül eden bir seviyenin altına düşerse mahzur aşikârdır. Ordu mevcudumuzda bir indirme bahis mevzuu değildir.”

Memlekette sosyal adaletin tesisi için çalışıldığını, tedbirler alındığını söyliyen Başbakan, sosyal eğilimli bir parti kurmanın herhangi bir başka parti kurmaktan farklı olmadığını bildirmişti.

Başbakan, aşırı sağcılık ve solculuk konusunda sorulan bir soruya da şu cevabı vermiştir:

“Türkiye’de belki aşırı sağcılık da, aşırı solculuk da vardır. Belki diyorum. Çünki ortada görülen bazı tezahüratı [tezahürleri], vatandaşlar kısmen işaret telâkki ederler, kısmen müsamaha edilecek bir ârıza sayarlar. Ben her ikisini de tehlike halinde görmüyorum. Böyle cereyanlara karşı meydana çıkacak mahzurun ehemmiyeti nisbetinde tedbir almak mümkündür.”

İsmet İnönü, 14’lerin yurda dönmelerinde hiç bir mahzur görmediğini, bu meselenin hükûmete ait olmadığını, tamamen kendilerini ilgilendirdiğini söylemiştir. Başbakan, İstanbul’daki programının çok yüklü olması dolayısiyle 147’ler konusunda temaslarda bulunamadığını bildirmiştir.

“Hükûmet gayretlerinin politika keşmekeşine mi, yoksa iktisâdi davâlara mı mâtuf olacağı” şeklinde sorulan bir soruyu Başbakan şöyle cevaplandırmıştır:

“Bunlar birbirine bağlı olan meselelerdir. İktisadî davâlarda huzur, gelişme, iş teşebbüsü, iç politikada huzurdan başlıyor. Onun için her iktisadî meseleden bahsederken iç politikada huzur ve istikrar meselesini ön plâna alarak konuşuyorum. İktisadî hayatın yapıcıları, çalışanları bana tedbir teklif ettikleri zaman evvelâ memleketin siyasî hayatında huzur ve istikrarı temin etmemi söylüyorlar, yahut bundan doğrudan doğruya bahsetmezlerse memlekette huzur ve istikrarın ne olduğunu kibar bir surette soruyorlar. Onun için ben de oradan işe başlıyorum. Zihinlerini işgal eden, vesveseleri keşfedebildiğim nisbette onlara cevap bulmaya çalışıyorum.”

 

 

 

 

İstanbul’da Harp Okulu’nu Ziyaret Sırasında Söyledikleri[42]

(...)

İnönü’yü, karşılıyan Saygı Birliğinde görevli, Harb Okulu ikinci sınıf öğrencisi Tuncer Güngördü, Başbakan tam önüne geldiği sırada, aşırı heyecandan bayılmış, olduğu gibi yere düşmüştür. Bu durum karşısında İnönü, Tuncer’in, subayları tarafından yerden kaldırılmasını beklemiş ve daha sonra kendisi ile ilgilenerek “Geçmiş olsun” demiştir.

(...)

Yemekten sonra Okulu gezmiye devam eden İnönü, Şeref Salonuna gelerek burada bir süre dinlenmiş ve kahve içmiştir. Bu sırada subaylarla konuşan ve bazı anılarını anlatan, şakalaşan Başbakan İnönü, 1918’e ait bir olayı anlatırken yanında oturan Kurmay Binbaşı Bahtiyar Yalta’ya sormuştur: “Binbaşım, sen 1918’de var mıydın?” Bu soru üzerine Binbaşı Bahtiyar Yalta, “Yoktum, Paşam” karşılığını vermiştir.

(...)

Başbakan İnönü daha sonra kendisini uğurlayan Subayların teker teker ellerini sıkarak, veda etmiştir. Otomobiline binerken intibalarını öğrenmek isteyen gazetecilere Başbakan, “Harbiyedeki ve Harb Akademisindeki hayatımı yaşadım” demiştir.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Koalisyon Hükümetine İlişkin Yapılan Konuşma*[43]

(...) İnönü, koalisyonun yürümesi için dikkat ve basirete ihtiyaç bulunduğunu, yurdumuzda ilk defa tecrübe edilen bu sistemin güçlüklerini yenebilmek için, koalisyonun her iki kanadına da dürüstlüğün, samimiyetin hâkim olması lâzım geldiğini, C.H.P.’nin kuvvetli ve mütesanit halinin güçlükleri yenmekte başlıca âmil olduğunu, C.H.P.’nin dün olduğu gibi, bugün de memleketin yüksek menfaatlerini birinci plânda tuttuğunu ifade etmiştir.

İnönü sözlerinin sonunda şunları söylemiştir:

“C.H.P. hem memlekete karşı, hem de koalisyonda işbirliği yaptığı ortağına karşı sözlerinde ve fiillerinde samimidir. Ve dürüst davranmayı şiar edinmiştir.

C.H.P. herhangi bir tâviz politikasının sahibi olmamıştır, olmayacaktır.

C.H.P.’nin en büyük gücü dürüst ve ahlâklı politikanın samimî takipçisi olmasındadır.”

Çok geç saatlere kadar süren grup toplantısına, müzakereler başka bir gün devam edilmek üzere son verilmiştir.

 

 

 

 

Silahlı Kuvvetlerdeki Huzursuzluk Dolayısıyla Türkiye Radyolarında Yapılan Konuşma[44]

Sevgili Vatandaşlarım,

Bütün hak ve hürriyetlerimizin ve devlet düzenimizin temeli olan Anayasa üzerinde, bilerek veya bilmiyerek, yersiz bir tartışma açılmıştır. Bu hâlin devamı, devletimizin yüksek idaresi ve vatandaşın tabiî hayatı için zararlı olmak istidadındadır. Bu konuda vatandaşlarımı mes’ul karma hükûmetin başkanı olarak aydınlatmayı vazife bildim.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti, 9 Temmuz’da, milletimizin büyük çoğunlukla kabul ettiği bir Anayasa ile idare edilmektedir. Her vatandaşın, –Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Hükûmet de dahil olmak üzere– devletin bütün organlarının ve bütün kuvvetlerinin hürmetkâr olmağa mecbur bulundukları bu Anayasanın en başta yer alan bir hükmünü hatırlatmak lüzumunu duyuyorum. Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmında yer alan bu hüküm şudur: “Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışları ile meşruluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 devrimini yapan Türk milleti bu Anayasayı kabul ve ilân eder.” İşte, karma hükûmetin programında üstünlüğünü temin edeceğimizi ilân ve taahhüt ettiğimiz Anayasanın ilk hükmü budur.

Bu temel hakikatla ilgili olarak vatandaşlarıma bir noktayı daha açıklamak isterim: Meşrûluğunu kaybetmiş bir iktidara karşı askerî bir ihtilâl hareketi olan 27 Mayıs devrimini, millet adına, Türk Silâhlı Kuvvetleri gerçekleştirmiştir. 27 Mayıs ordu ihtilâlinden sonra, teşriî ve icraî sorumluluğu, bir süre Millî Birlik Komitesi taşımıştır. Millî Birlik Komitesi mensupları, teşriî ve icraî vazifelerinden dolayı elbette tenkidlere mâruz kalmışlardır. Amma, Türk Silâhlı Kuvvetlerinin normal demokratik rejimi bütün icaplariyle kurmak yolunda millete verdikleri şeref sözünü yerine getirmeleri, yeni Anayasanın yürürlüğe koması ve 27 Mayıs devriminin topyekûn Türk Silâhlı Kuvvetlerinin eseri olduğu gerçeği her türlü târizin üstündedir. Bunun neticesi şudur: 27 Mayıs devrimine tevcih olunan kötülemelerden, topyekûn Türk Silâhlı Kuvvetleri camiası ve sağduyusu uyanık olan her vatandaş teessür duymaktadır.

27 Mayıs devrimi üzerindeki bilir bilmez tartışmalar, onun neticesi olan bugünkü Anayasaya ve 27 Mayıs hareketinin mesuliyetini taşıyan ve bekçiliğini yapan Türk Silâhlı Kuvvetlerine bir tecavüz olarak cemiyetimizi yaralamaktadır. 9 Temmuz Anayasasından kuvvet alan mes’ul hükûmet olarak, bu Anayasa’nın ruhuna ve millî varlık ve bağımsızlığımızın şanlı bekçisi Türk Silâhlı Kuvvetlerine tecavüz mahiyeti taşıyan her davranışın, kesin bir azimle, karşısındayız. Vatandaşlarımın, hususiyle aydınlarımızın bu noktaya dikkatlerini önemle çekmek isterim. Türkiye devletinin ilerlemesini ve gelişmesini isteyen herkes, bu devletin temelini teşkil eden Anayasanın ana karakterini bir tarzda bilmelidir. Hiç kimse, tehlikelerle dolu bir dünyada, huzur içinde hızla gelişmeye muhtaç olan bir milletin kaderi ile oynamaya mezun değildir.

Sevgili Vatandaşlarım,

Bu mülâhazaların, bugüne taallûk eden neticesi şudur: Bugün cemiyetimizi rahatsız eden hastalıkların başlıcası, Anayasa’nın bahsettiğim temel hükmünü ve karakterini bilmez görünen tartışmalardan ve yayınlardan ileri gelmektedir. Siyasî hayatımızda, hattâ Büyük Meclisimizde vakit vakit meydana çıkan aksak ifadeler ve gösteri hevesleri, siyasî partilerin uyanıklıkları ve Büyük Meclisin her güçlüğe hâkim olan sağ duyusu sayesinde giderilmektedir.

Her türlü zararlı yayınların tesirlerine karşı cemiyetin korunması, basınımızın vatansever uyanıklığı ile mümkün olacaktır. Basınımız, zıt cereyanlar içinde, yeni kuruluşumuzdaki bu nekahat devrinin icaplarına daha çok önem vermek vazifesindedir. Ben, basınımızın, ilk önce kendi aralarında müşterek bir tedbir bulacaklarını ümit etmekteyim.

Vatandaşlarıma netice olarak şunu söyleyeceğim. Memleketimizin demokratik rejim içinde idaresi ve gelişmesi mümkün olduğu ve lâzım olduğu konusunda, açıktan ifade edilmiş hiç bir ihtilâf bugün mevcut değildir. Açıktan bildirilmiyen kapalı ihtilâf iki şekildedir: Bir kısım münevverler, memleketin demokratik rejimle idare edilemiyeceğini sanmakta ve tartışmaları çıkmaza sevk ederek vatandaşı kendi fikirlerine inandırmağa çalışmaktadırlar. Diğer bir zümre ise, demokratik rejimin hürriyetlerinden ve bütün propaganda ve telkin vasıtalarından faydalanarak yeni Anayasa nizamının temelinden çürütülmesini hedef tutmaktadırlar. Bunların her ikisi azlıktadır, cemiyetimize ve siyasî partilerimize hâkim olacak hudut ve ehemmiyette değildirler. Bugünkü nekahat devrimizin bu gibi rahatsızlıkları ile ciddî bir mücadele, mümkünse bir tedavi mücadelesi yapmak için kararlıyız.

Sevgili Vatandaşlarım,

Özet olarak şunları söylemek istiyorum:

Anayasa 27 Mayıs devrimine dayanmaktadır. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin bu Anayasaya sadakatı ve kanun ve vazife hudutları içinde, Türk milletinin selâmetini aradığı her türlü tereddüdün üstünde bir gerçektir.

Adalet ve idare cihazımız, Anayasanın ruhunu ciddî bir surette koruyacaklardır.

Hükûmet, vazifelerini, kat’î iman ve karar ile yürütecektir.

Nihayet, vatandaşlarım emin olsunlar ki, Anayasa’yı korumak ve savunmak için, Büyük Millet Meclisi gerekli basirete ve kudrete sahiptir.

Sevgili Vatandaşlarım,

Sözümü bitiriyorum. Büyük Milletimiz, 9 Temmuz Anayasası yolunda güçlükleri az zamanda yenecek, emniyetli ve şerefli bir yükselme devrinin feyizlerinden faydalanacaktır.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Silahlı Kuvvetlerdeki Gelişmeler Üzerine Yapılan Konuşma Özeti[45]

CHP Meclis ve Senato Grupları bugün saat 13.30’da müşterek bir toplantı yapmışlardır. Bu toplantıda Başbakan İnönü son hâdiseler hakkında geniş bir izahat vermiş ve izahatının sonunda da “Ordunun, tabiî ve kanunî âmirlerinin komuta ve emrinde bulunduğunu” söylemiştir.

Başbakan izahatı sırasında, siyasî tansiyonun yükselmesi sebepleri üzerinde durmuş ve bilhassa son bir hafta içinde Yüksek Adalet Divanının vazifesine taalluk eden tartışmalar yüzünden memlekette ve ordu içinde huzurun belirli olarak bozulduğunu ve dün akşam huzursuzluğun had safhaya çıkarak gözle görülür hale geldiğini ve yüksek komutanların meseleleri vukufla izahları ve telkinleri sonunda muhtemel bazı olayların önlendiği sinirliliğin hafiflediğini ifade etmiştir. İnönü bu arada siyasî partilerin durumlarına da temas ederek partilerde son olayları gözden geçirmiş, parti idarecilerinin ve büyük ekseriyetin müspet yoldaki tutumlarının da huzursuzluğun hafifletilmesinde büyük tesiri olduğunu söylemiştir.

 

 

 

 

Silahlı Kuvvetlerdeki Gelişmeler Üzerine AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala, CKMP Genel Başkanı Osman Bölükbaşı ve YTP Genel Başkanı Ekrem Alican ile Birlikte Yapılan Ortak Açıklama[46]

Aziz vatandaşlar,

Son günlerde huzur bozucu şayia ve tahriklerin şiddetlenmesi karşısında, siyasî şartları, memleketin kaderinde vazife ve mesuliyet almış parti liderleri olarak ciddiyet ve ehemmiyetle gözden geçirdik.

Tahrikler meşru nizamı ve hattâ memleketin bekâsını dahi tehlikeye düşürecek bir mertebeye varmıştır. Bu durum karşısında Türk milletinin ve onun bölünmez bir parçası olan kahraman Türk Ordusunun vekar ve vatanseverliğine hitap etmeyi kaçınılmaz tarihi bir vazife telâkki ettik. Siyasî partiler olarak aşağıdaki hususlarda tam bir mutabakat halindeyiz.

Çeşitli tahrikler, memleketi huzursuz kılmakta ve varlığımızı imha için fırsat bekliyen aşırı sol cereyanlara zemin hazırlanmaktadır.

Bugünkü meşrû nizamın temeli 27 Mayıs ihtilâlidir. Bu ihtilâlin zarurî ve meşrû bir hareket olduğu yeni Anayasa ile bizzat millet tarafından kabul ve tasdik edilmiş, kahraman ordumuzun gerçekleştirdiği 27 Mayıs ihtilâlinin meşruiyeti aleyhinde girişilen açık ve kapalı her türlü tahrik ve tecavüzün karşısındayız.

Bu memlekette intikamcı cereyanlara asla müsaade etmiyeceğiz. Millet iradesi ile kabul edilen Anayasanın getirdiği meşrû nizamı bertaraf etmeye matuf her hareketin de karşısındayız. Türk milleti için kurtuluş yolu demokratik rejime bağlılıktadır. Meşrû nizamı yok etmek isteyen diktacı heveslerin, bu memleketi istiklâlinden dahi mahrum kılabilecek bir felâkete götüreceği inancındayız.

Bu temel kanaate sahip, siyasî partiler olarak Türk milletinin ve meşru nizamın bekçisi olan şanlı ordumuzun vatanseverliğine ve uyanıklığına güveniyoruz.

 

 

 

 

22 Şubat Olayları Sırasında Söyledikleri[47]

(...) Doğrudan doğruya Anayasanın ilgası ile ilgili meselelerin pazarlık konusu edilmek istenmesi üzerine Hükûmet Başbakanı İnönü’nün kesin cevabı şu olmuştur:

“Sayın Albayın başka istekleri yok mu? Genelkurmay Başkanlığına tayin edilmek istemiyorlar mı? Kendisine söyleyiniz, hiç bir taviz vermeme ve fedakârlık yapmama imkân yoktur. Yalnız bir şey yapabilirim; eğer kan dökmeksizin teslim olurlarsa Divanı Harbe vermem, adli kovuşturma yaptırmam. Ama derhal emekliye sevk ederim.”

Başbakan İnönü, Meclisin feshi talebini de şöylece cevaplandırmıştır:

“Tek başıma da olsa gider Meclisin en ön sırasına otururum. İsterlerse gelsin vursunlar. Bu millet bilir ki, memlekette şerefli, namuslu bir insan vardır. Kendilerine söyleyin, bu çıkar yol değildir.”

(...) İnönü Meclise gitmeden önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay ile de bir süre görüşmüştür. Genelkurmay Başkanlığında yapılan bu görüşmeden sonra Başbakan kapıda kendisini karşılayan gazetecilere şöyle demiştir:

“Bundan sonra Anayasamıza karşı gelmek isteyenler hüsrana uğrayacaklardır. Memleketimizin gözbebeği olan Türk Ordusu Anayasaya karşı değil, Anayasaya karşı olanlara karşıdır.”

 

 

 

 

22 Şubat Olayları Dolayısıyla Türkiye Radyolarında Yayınlanan Mesaj[48]

Aziz vatandaşlarım,

Şanlı Ordumuzun şerefli mensupları,

Meşrû Hükûmetin Başkanı, Başbakanı olarak ve eski bir ordular komutanı olarak sizlere hitap ediyorum.

Türk Silâhlı Kuvvetleri meşrû Anayasayı, demokratik nizamı, tehlikeye düşürülmek istenen vatan bütünlüğünü azimle ve başarıyla korumaktadır. Ve koruyacaktır. Bu ordu, Anayasayı çiğneyen bir iktidarı 27 Mayıs’ta meşrû olarak devirmiştir. Fakat bu ordu, Anayasayı çiğnemek yoluna elbette gitmeyecektir.

Hükûmetiniz, temelinde Türk Ordusunun şerefi bulunan Cumhuriyet Anayasasından, milletten ve onun ayrılmaz parçası Türk Silâhlı Kuvvetlerinin vazife ve şeref duygusundan aldığı kuvvetle iş başındadır ve duruma hâkimdir. En sıcak duygularla asker ve sivil bütün vatandaşlarıma sevgi ve saygılarımı sunarım.

 

 

 

 

Hava Kuvvetleri Karargahından Çıkarken 22 Şubat Olaylarıyla İlgili Söyledikleri[49]

Dün bu saatlerde, dostun ve düşmanın küçümsiyerek baktığı bir Türkiye vardı. Bugün dost ve düşmana karşı engin bir gururla göğsü kabarmış, dev bir Türkiye vardır. İşte iki kelime ile durumun özeti..

 

 

 

 

Kuvvet Komutanları ile Görüşmeden Sonra Söyledikleri[50]

Başbakan İsmet İnönü dün sabah Kuvvet Kumandanlarını kabul ederek, kendileriyle bir süre görüşmüştür.

Başbakanlıktan ayrılırken İnönü, gazetecilerin “Kuvvet Kumandanlariyle ne görüştünüz?” sorusunu cevaplandırarak, demiştir ki:

“Ben çağırdım, geldiler. Görüşmek, benim tabiî vazifemdir. Siz merak ediyorsunuz, bu akşam radyoda konuşacağım..”

 

 

 

 

22 Şubat Olayları Dolayısıyla Türkiye Radyolarında Yapılan Konuşma[51]

Sevgili Vatandaşlarım,

Esef verici son olayları, neticeleri ve manâlarıyla bir de ben size açıkça anlatmak istiyorum. 22 Şubat akşamı Ankara’da genç ve orta rütbede bir subay kadrosu, masum mektep talebesini ve bâzı birlikleri aldatarak harekete geçti ve memleket idaresini ele alarak kendi fikirlerine göre bir rejim kurmaya teşebbüs etti. Bunlar, demokratik rejimin memlekette huzur tesis etmeye ve milletin kalkınmasını temine muktedir olamayacağını iddia ediyorlardı. 27 Mayıs’ın, meşruluğunu kaybetmiş bir idareye karşı yapıldığını kabul etmeyen tahrikçilerin mevcudiyetini kendi davranışlarının meşruluğunu sağlamaya yeter sayıyorlardı. Ordunun memleketi meşru bir idareye kavuşturmak için yaptığı fedakârlığı kötülemeğe çalışanları demokratik rejim aleyhinde tehdit olarak gösteriyorlardı.

Ruhî sebepleri bunlardır.

Anlaşılıyor ki, 27 Mayıs askerî ihtilâlinin kolaylıkla muvaffak olması cür’ete teşvik edici bir misâl olmuştur. Düşünmemişlerdir ki, 27 Mayıs ihtilâli bütün milletin vicdanında kemale gelmiş bir kurtuluş arzusunun neticesi olduğu için hemen halk tarafından benimsenmiştir. 22 Şubat’ta teşebbüs edilen hareket ise, uğradığı tecavüzlere karşı ordudaki infialden ümit besleyen, kumanda ettiği kıt’aları aldatan, ordunun başındaki büyük kumandanları kendileriyle beraber göstererek mektep talebelerini kandıran ve bir ihtilâl hükûmetinin başına geçmek isteyenlerin hareketi olmuştur.

Kanun dışı zararlı teşebbüse girişenler, memleketin dertlerini ve bunların hâl çarelerini kendilerinin bildiklerine, idare başında bulunanların bilmediklerine, aldattıkları gençleri ve arkadaşlarını inandırmaya çalışmışlardır. Şahsî arzularını bu suretle perdelemeye yeltenmişlerdir. Unutturmak istemişlerdir ki, memleketin dertlerini ve bunların çârelerini biz uzun zamandan beri göstermekte ve anlatmaktayız. Geçmiş idarelerle ihtilâfımız, söylediklerimizin anlaşılmamasından ve bunun yanında isabetsiz ve zararlı şahsî tutumlarını devam ettirmelerinden ileri geliyordu.

Yeni Büyük Millet Meclisi çok güç şartlar altında toplandığı halde siyasî partiler iyi niyetle pekâlâ bir araya gelebildiler. İktidarı ve murakabeyi medenî usulde vücuda getirmeye muvaffak oldular. Demek ki, en güç şartlar içinde de Meclis vazife yapabiliyor ve Meclis içinde türlü fikir cereyanları nihayet idarecilerin mesuliyet duygularıyla doğru bir istikamet alabiliyordu. Bununla her şeyin mükemmel olduğunu söylemek istemiyorum. Unutmamak lâzımdır ki bu hal, Meclis içinde de bir alışma devriydi.

Buna mukabil, dışarıda vuku bulan münakaşaların çığrından çıkmış göründüğü doğrudur. Ama bunun karşısında milletçe ve Meclis olarak lüzumlu tepkiler ve karşı koymalar eksik olmamıştır.

Sergüzeştçiler bir noktayı hiç bir zaman kavrayamamışlardır. Memleketin meseleleri, uzaktan göründüğü kadar basit değildir. Bunların, içeriden ve dışarıdan milletçe tesirine maruz olduğumuz unsurları vardır. Bunları derinliğine bilip takdir edecek mevkide bulunuyoruz. 27 Mayıs ihtilâlinden sonra, memleket meseleleriyle açıktan karşı karşıya gelinince yeni dertler keşfedildiği sanılmıştır. Aslında memleketin dertleri, meşruiyetini kaybetmiş iktidarın sun’i perdesi kalktıktan sonra herkesin gözü önüne çıkmıştır. Bunların tedbirleri akşamdan sabaha gürültüyle ve hamiyet yaygarasiyle halloluverecek kadar basit değildir. Muntazam bir devletin meşrû ve kanunî düzeni ve kurullarının işlemesi sayesinde memleket dertleri görülebilir ve çözülebilir. Memleket meselelerini halledebilmek için mesuliyet mevkilerini çalışmakta ve tedbir almakta serbest bırakmak iyi niyetli vatandaşın ilk vazifesidir.

Hülasâ, memleket meselelerini biliyoruz, bunları milletimize bildirerek zamanı gelince tedbir istemek cesaretindeyiz. Şahsî emellerin mahsulü olan kanun dışı hareketlerin meşrû ve inandırıcı hiçbir değeri olmamıştır ve olmıyacaktır.

Anayasaya, Büyük Millet Meclisi’nin güvenoyu verdiği hükûmete sadık kalan ordudaki büyük kumandanların ve o bir avucun dışındaki subay çoğunluğunun kat’i red vaziyeti almaları karşısında 22 Şubat teşebbüsü tam bir muvaffakiyetsizliğe uğramıştır. Talih eseri kardeş ve evlât kanı akmasına mahal kalmamıştır. Neticede anarşi tehdidi karşısında kalan Türk devleti, eskisinden kuvvetli ve itibarlı olarak şerefle meydana çıkmıştır.

Vatandaşlarımı bir noktada kat’i kararlı ve samimî olarak temin ederim. Vuku bulan esef verici hâdise bitmiştir. Bu yüzden orduda ve sivil idarede endişe verecek bir vaziyet kalmamıştır. Hiç bir yersiz ve lüzumsuz telâş idaremizde yoktur ve kimsenin emniyeti şüphe ve takip altında olmayacaktır.

Şimdi düşündüklerim şunlardır:

Geçen esef verici hâdiseden cemiyetimiz için istifade temin etmek lâzımdır. Geniş ölçüde çalışmaya ve tedbirlere ihtiyacı olan memleket meselelerimiz vardır. Vatandaşın serbest reyi ile iş başına gelme usulünün, yani demokrasinin bütün feyizlerini temin edecek bir iktidar göstermek, milletçe hepimizin vazifemizdir. Tecrübelerden ve derslerden sonra, selâmet yolu olarak, halkın kendi kendini idare etmesi ve mesuliyet duygusuyla seçim yapması sisteminde mutlaka muvaffak olacağımıza güvenim bir kat daha kuvvetlenmiştir. Sergüzeşt arayanları başarı sağlamaktan alıkoyan ve ileride de alıkoyacak olan başlıca kuvvet büyük Türk Milletinin anlayışı ve iradesidir. Bu iradeye karşı gelecek şahsî tahakküm sistemi kurmak her zaman halkımızın, ordumuzun mukavemetiyle karşılaşacaktır.

Geçen hâdisenin fayda getiren öteki tarafı da, bir ibret misâli vermesi olmuştur. Türk milletinin sağlam bünyesi bütün tahriklerin üstünde kendini göstermiştir. Türk milletinin iradesi 27 Mayıs’ta nasıl meşruiyetini kaybetmiş bir idareden kurtulmayı temin etmişse, gene bu çetin irade 1962 Şubat’ında Türk milletinin yeni bir gayri meşrû idare altına girmesine müsaade etmemiştir. Bu suretle kendimizi emniyette hissedip çalışmamız ve millete dertlerimizle kalb huzuru içinde uğraşmamız devri gelmiştir. Bizim gerçek emniyetimiz, devamlı huzurumuz bunu başarmamıza bağlıdır. Birkaç gün sonra, millet, yeni bütçenin çıkmasıyla, kaygıdan uzak olarak geniş bir çalışma sahası bulacaktır. Önümüzdeki senenin verimli ve başarılı bir gelişme başlangıcı olması için ümitlerimiz kuvvetlidir. El ele büyük küçük, resmî, hususî fertler ve teşekküller olarak umumî bir güven içinde çalışma devrine gireceğiz.

Sevgili Vatandaşlarım,

Şimdi size, demokratik rejimimizin feyizli bir gelişmesini haber vereceğim. Partiler üstü memleket meselelerinde Büyük Meclis’te bulunan bütün siyasî partilerin başları ve idarecileri toplanıp kararlara vardık. Memleketimizde bu, geçmişte misâli olmayan bir yeni durumdur. İleride de iktidar ve muhalefet, kendi vazifelerini medenî ölçüde yaparken bütün partiler için müşterek olan memleket dâvalarında her ayrılığı bir tarafa bırakıp Türkiye’nin büyük meselelerine çare bulmak gayretinde samimî olarak birleşecektir. Bu hal, vatandaşlarımızın siyasî hayata ve onun faydalı bir surette işlemesine güvenini arttıracak esaslı bir ilerlemedir. Bugün bütün siyasî partiler mes’uliyet mevkiinde bulunan hükûmetin verimli ve rahat bir surette çalışmasının memleketin bir numaralı meselesi olduğunda mutabakata varmışlar ve kendi murakabeleri altında bu imkânı sağlamak için ellerinden geleni yapmak kararına varmışlardır.

Hepimiz için başarılar ilk zamanların güçlüklerini yenmekle başlayacak ve devamlı bir gelişmeye yüzlerimiz çevrilecektir.

Sevgili vatandaşlarım, sizlere selâmlar, sevgiler ve saygılar sunarım.

 

 

 

 

Silahlı Kuvvetlerdeki Gelişmelere İlişkin İstanbul Bayram Gazetesi’ne Verilen Demeç[52]

Bayramı sevgili vatandaşlarıma yürekten dileklerle kutlarım.

On günden beri memleketimizde önemli olaylar geçti. Bu süre içinde siyasî havamız hürriyet ve demokratik rejim aleyhinde sanılan son kanun dolayısıyle elektriklendi. Bütün siyasî partiler ve hususiyle hükûmet olarak biz, hürriyet nizamı istemiyor musunuz diye şiddetli tenkidlere maruz kaldık. Bu tenkidlerden bir kısmının hangi çevrelerden geldiğini ve hangi temayül sahiplerinin ne gösterilerde bulunduğunu hayretle seyrettiğimi saklamayacağım. Telâşsız ve sabırla olayları takip ettikten sonra şimdi, zamanın getirdiği sükûnet içinde durumu yakından, açıkça incelemek ihtiyacındayım.

Kanun neden çıktı? Uzun zamandan beri, yani Hükûmetin kurulduğu üç aydan beri siyasî hayatımız çok tartışmalı geçmektedir. Basınımız muhtelif akıntılara kapılmıştır. Her halde, belirli iki büyük akıntı vardır. Muhakemeler ve neticelerini takiben, hükûmetin kurulmasıyla geçmiş çekişmelerin tedavisi arzuları af şeklinde açık bir hareket halini aldıktan sonra basındaki tartışmalar ölçüsünü büsbütün kaybetmiştir. Bu müddette, siyasî hayatımızda yeni bir askerî ihtilâlin hazırlandığı yahut memlekette bir intikam devrinin ufukta göründüğü endişeleri belirmiştir. Bu hâl pek çok kimsenin bilhassa muhalefet partilerinin endişesini mucip oldu. Bu halin neticesinin iyi olmayacağını düşünen Muhalefet Partileri liderleri açık beyanlar yaparak hükûmeti kayıtsızlıkla ve tedbir düşünmemekle itham ettiler. Gerçek şudur ki askerlerin aşırı bir surette ve memleketin her tarafından belirli tahrikçi gruplar tarafından tarize maruz bırakılmaları ordunun kaderiyle alâkadar olan vatandaşlarda ve siyasî muhitlerde ve bizzat ordu içinde daimî bir kaygıya yol açmıştır.

Bu hal, ordunun yeni bir siyasî darbe hazırlamasına hevesli olan maceracılara iyi bir bahane teşkil etmiştir. Ordunun yüksek kademesi daima macera akıntılarına karşı gelmiştir. Bu müddetde şiddet tedbirleri istemediğimi de daima söyledim. Ordu içinde bir ihtilâl hareketine ve ordunun dışında bir intikam politikası uyanıp yerleşmesine mukavemet ettim. Bunlara asla müsaade etmeyeceğimi bildirdim. Buna karşılık Şubat başından itibaren basında açıktan teşvik ve tehditler her iki uçta, yani orduya tecavüz ve orduyu harekete geçmeye zorlama mütemadiyen arttı.

Gerçekte her iki gayret orduyu diken üstünde oturur hale sokuyordu ve ordunun yüksek kademesi kanun dışı hareketlere istidatlı olmayınca, bu zorlamalar maceracıların tertiplerini kolaylaştırıyordu. Bu şartlar içinde, Şubat’ın 18’inden itibaren buhranlı devire girmiş bulunduk. Şubat’ın 22’sine kadar devam eden kanunsuz, maceracı temayüller 22/23 günü son teşebbüsünü yapmıştır. Bu teşebbüsü vatandaşlarım biliyorlar. Harb Okulunun merkezinde ve basında kurulan bir Albaylar Juntası Ankara’daki birliklerin başlarına istediklerini getirmeye bir tertip içinde muvaffak olmuşlardır. Vatanın ve milletin selâmeti hülyasıyla mekteplileri ayartmışlar ve Hükûmet ile Meclis aleyhine harekete geçerek göründüğüne göre 27 Mayıs’ta olduğu gibi kimsenin burnu kanamadan devletin idaresine el koymayı ve sonra devleti ve milleti ihya etmeyi düşünmüşlerdir.

Teşebbüsleri, ilk andan itibaren tahmin etmedikleri güçlüklere uğradı. Vatan müdafaası için ellerine verilmiş olan talebeleri ve silâhı esas gayenin dışında kullanmak durumu başladığı dakikada, bu aralarında münakaşa konusu oldu. Ankara’daki büyük kumanda heyetinin tamamen red vaziyeti alması, diğer orduların bir maceraya her türlü iştiraki kesin olarak gene reddetmesi üzerine hareketi ilerlettikleri halde mutlaka müsademe, mutlaka kan dökülmesi muhakkak bir şekil göstermiştir. Hükûmet ilk andan itibaren vatandaşları uyarmış, kesin mukavemet durumu almış ve ordu yüksek kumandasına devletin şerefini korumak üzere silâhla karşı koyma emri vermiştir.

Anayasaya sadık kuvvetler önemli miktarda idi ve ayaklanmayı süratle bastıracak kudrette bulunuyordu. En mühim ve yenilmez mukavemet cephesi halkın kendisiydi. Vatandaşlarıma memnuniyetle haber veririm ki halk bir dikta idaresi ve askerî maceracıların memleketi ihya etme denemesi aleyhine kesin vaziyet almıştır. Bu suretle askerî darbe teşebbüsü tamamiyle neticesiz kalmıştır. Benim kanaatimce âti için de, maceracılar daima ordunun mesul kumandanları ve kahredici çoğunluğu başta olarak, halkın yenilmez mukavemetiyle karşılaşacaklardır. Bu suretle, askerî ihtilâl devri nihayet bulmuştur denilebilir.

Bu vaziyet hasıl olduktan sonra, tedbirler almak mecburiyeti karşısında bulunduk. Derdimiz iki noktada toplanıyor. Birisi, ordu aleyhine mütemadi bir tecavüzle maceracılara, düşüncesizlere ve tecrübesi az olanlara bahane ve sabırsızlık verilmesidir. Bu tahrik intikam politikasını temsil etmektedir. Öteki, demokratik rejimin bu memlekete yaramıyacağı iddiasında olan pek azı samimî kanaat sahibi aydın, geri kalanı büyük ölçüde sergüzeştçi ve ifratçı politikacıların dikta rejimi arzularıdır.

Ordunun demokratik rejimi kaldırmak temayülünde olması tamamiyle temelsiz ve haksız bir iftiradır. Bu ordu 27 Mayıs günü demokratik rejimi esas olarak ilân etmiş, ona bağlanmış ve bir buçuk sene zarfında tarihte emsali olmayan bir feragatle idareyi demokratik rejime terk etmiştir. Bu, şerefli bir harekettir. Bu kadar şerefli ordu, ihtilâlin tabiatıyla meydana getirdiği tarizlerin, tecavüz ve intikam şekline bürünmesi ve bunun karşısında Hükûmetinin, Meclisinin ve nihayet milletinin kendisini korur bir vaziyet almaması manzarası önünde elbette çileden çıkardı. Bunu, bütün ömrü harbde ve sulhte ordu içinde, ordu başında geçmiş bir eski asker olarak söylüyorum. Vaziyeti insaflı olarak bu hudutlar içinde görürsek hâdiseleri hakikî ölçüsünde değerlendiririz ve ordunun milletin en kıymetli dayanağı olması için bütün şartların temelde mevcut bulunduğuna inanırız.

İşte, biz bu iki suni cereyana karşı tedbir almak mecburiyetini gördük. Bütün siyasî partiler, iktidarıyla ve muhalefetiyle beraberiz. Anayasanın esası çok partili rejimdir. Bu rejimi savunmak vazifesindeyiz. Tedbirler Kanununun bir tek gayesi vardır: Basın hürriyetini, insan haklarını esas tutan demokratik rejimi korumak. Herkesi temin ederim ki bütün tatbikat sadece bu gayeye müteveccih olacaktır. Ama kanun, gayesi istikametinde en ciddî şekilde işleyecektir. Bu suretle suni olan aşırı cereyanlar durdurulabilirse hem huzur teessüs eder, hem geçmişin çekişmeleri ve yaraları zamanla tedavi edilir, hem askerî darbe ihtimalleri ortadan kalkar.

Bu kanundan dolayı bizi şiddetle itham eden siyasî gürültücüler yeni bir askerî darbeyi, demokratik rejimden vazgeçilmesini elbette açıktan savunamazlar. Vatandaşlarımın, açıktan savunulmasına cesaret edilemeyen bu tehlikeli ihtimallerin hayatlarının her anında ufukta, gözle görülürcesine hazır tutulmasını kesin olarak istemediklerine yürekten inanıyorum. İnsan haklarına, Anayasaya aykırılık iddialarına türlü şekillerde cevap verdim. Bu tedbirlerle Ordu huzura kavuşacak, Ordu vazifesine dönecek, Meclis sükûnetle iş görecek, Meclis’te ve siyasî hayatımızda görülecek aykırılıklar, taşkınlıklar Anayasa nizamı içinde karşılanacaktır.

Ancak vatandaşlarıma, 22 Şubat teşebbüsünün zararının bu kadarla kaldığını hiçbir suretle sanmamalarını tavsiye ederim. 22 Şubat günü maceracılar devletimizi tâ temeline kadar sarsmışlardı. Artık Türkiye’nin tam bir sergüzeşt içinde, başı nihayeti belli olmayan bir emniyetsizliğe girdiği sanılmıştı. O gün söylediğim gibi dost düşman herkes acı ve alaylı gözle memleketimize bakıyordu. Anayasa nizamının zaferi belli olduktan, yani teşebbüsten 24 saat sonra Türkiye dev gibi çıkmıştır. Dev gibi çıkması, yeni ihtimalleri karşılayacak unsurların kuvvetli olduğunun görülmesindendir. Ama vurulan darbenin ehemmiyeti yanında başka maceracıların teşebbüsü ihtimali yabancı âlemin zihninden kolay çıkmayacaktır. Kısaca anlattığım bu durum hem iç hayatımıza, hem dış hayatımıza hesapsız zararlar vermiştir. Bir devletin hayatıyla, halkın kati iradesine rağmen, bu kadar, en hafif tabiri kullanayım, düşüncesiz ve sorumsuz şekilde oynanmasının hiçbir itibarı yoktur.

Şimdi haber vereceğim nokta şudur. Yeni bütçeyle sıkı bir çalışma devrine giriyoruz. Bu çalışma devri şimdiye kadar bildiklerimizden çok daha yorucu olacaktır. Türk milletinin bu alandaki kesin kararı bütün dostları tarafından teşvik görmektedir. Hesapsız kitapsız sarfetmek için değil, sadece memleket ihtiyacı için lüzumlu göreceğimiz her vasıtayı bize temin etmeye bütün müttefiklerimiz kararlı olduklarını bana, bilhassa 22 Şubat olaylarından sonra bildirdiler. Bütün emekler, bütün müspet neticeler bugün çalışma kabiliyetimize, ihtiyaçlarımızı iyi tespit etmeye ve plânlamaya, cesaretle işlere girişmeye bağlanmıştır. Bunların hepsi insan takati içinde gayretlerdir ve bizim gücümüz kabiliyetimiz bu gayretlerin üstesinden gelmeye yeterlidir. Güç sene, güç zaman önümüzdeki ilk beş, altı aydır. Ondan sonra plânların ve plânların istediği yardımların, yeni teşebbüslerin mahiyetleri vatandaş gözünde açıkça belirecektir. Kendimi aldatmadan, vatandaşımı aldatmaktan sakınarak durumu size olduğu gibi söyledim.

İyi günlere gidiyoruz. Kötü günleri arkamızda bıraktık. Zorla kötü günler imalatçılarına kendi sinirlerimizi ve vatanımızın kaderini kaptırmayalım. Bu Bayram gününde ricam bundan ibarettir.

 

 

 

 

Abant Oteli Hatıra Defterine Yazılanlar ve Bolu’da Yapılan Konuşma[53]

Abant Otelini gördüm. 1962 çamlar mevsimini, modaya uyarak söyleyelim, turistik mevsimini biz açtık. Abant’a gelen memnun olur. Haber veriyoruz. 1962’de Abant’a geldik. Gelecek olanların hepsine selâm. Hepsi çocuklarını beraber getirsinler.

(...)

Sevgili hemşehrilerim,

Bayramı aranızda geçirdim. Bayramınız kutlu olsun. Abant’da çok rahat, çok sakin bayram yaptım. Rahat ettim. Şimdi sizlerle beraber çalışma hayatına başlıyorum. Çok çalışacağız. Allaha ısmarladık. Şen kalın, bahtiyar olun.

 

 

 

 

14 Mart Geleneksel Tıp Bayramı Dolayısıyla Yapılan Konuşma[54]

Muhterem arkadaşlarım,

Tıp Bayramı ile memleketin hakikî bir kültür bayramını beraber yaşıyoruz. Kendimi hakikaten bahtiyar hissediyorum. Sizleri ayrı ayrı tebrik ederim.

Tıp kültürünün memleketimizde esaslı olarak kurulması tarihimizin bir ilerleme safhasının müjdesidir. Doktorluk öyle bir meslektir ki, bütün kültür dalları gibi, belki onlardan daha fazla insan ömrüne yeni ufuklar açar ve doktor kendi mesleğinde vatandaşlara karşı borcunu ödedikten sonra, memleketin bütün hayatında tesirini göstermeye başlar.

Tıp müesseseleri, Tıp Fakülteleri tarihimizin bu tekâmül devrini muvaffakiyetle geçmişlerdir. İlk zamanları, doktorluğun müstesna örnekleri olarak yetişenler, siyasî hayatımızda kısa zamanda tesirlerini göstermişler ve memleketin bütün gelişmesinde kat’i bir rol oynamışlardır. Amma bunun esası, tıp mesleğinde ve kültüründe iyi bir mevki kazanmanın tabiî bir neticesidir.

Yeni mesleğe girmiş olan arkadaşlarım emin olsunlar ki, sırf doktorlukta kazanacakları büyük selâhiyet ve büyük kıymet nispetinde, bir zaman gelecek memleketin umumî siyasî hayatında tesirlerini hissettireceklerdir.

Bu meslek mutlaka yüksek kaliteli insanların omuzlarında durur ve mutlaka yüksek kalite ile yetiştirdiği insanların her sahada temin edeceği gelişmelerin müjdecisi olurlar.

Sevgili arkadaşlarım,

Tıp Fakültesi burada kurulduğu zaman, bütün modern vasıtalarıyla bir müessese olmayı gaye edinmiştir. Bu kadar büyük bir gayenin kısa zamanda tahakkuk etmesi kolay değildir. Çok emek sarfedilmiştir. Hocalarımız, öğrencilerimiz, nihayet şurada 13-14 yıl içinde eski Tıp Fakülteleri kadar itibar kazanmışlardır. Yürekten başarılar dilerim.

Hepinizi heyecan içinde selâmlıyor ve kutluyorum. Aranızda hiç unutmayacağım bir bayram günü geçirdim. Sağ olun, size minnettarım.

 

 

 

 

Dışişleri Bakanı Selim Sarper’in İstifasına İlişkin Söyledikleri[55]

(...) Bakanlar Kurulu toplantısına gitmek üzere evinden çıkan Başbakan İsmet İnönü kapıda basın mensuplarını görünce, “Ne var, ne yok çocuklar?” demiş, basın mensuplarının “Dışişleri Bakanını kaybettik, onu arıyoruz Paşam” cevabını “Ben de arıyorum. Henüz bulamadım” şeklinde cevaplandırmıştır. “Sarper’in istifasını kabul ettiniz mi?” sorusuna karşı da “Sarper Beyin istifasını kabul edeceğim” demiştir.

 

 

 

 

CHP Parti Meclisi Toplantısında Dış ve İç Politika Konularına İlişkin Yapılan Konuşma[56]

(...)

“Her konuşan Allah İnönü’ye ömür versin diyor. Ben 80 yaşındayım. Rejimin teminatını sadece İnönü’ye bağlamak yanlıştır. C.H.P. içinde güzide insanlar vardır. Nefisleri yenerek, şahsî ve küçük hisleri bir tarafa atarak bu insanların etrafında toplanmak ve teminatı devam ettirmek lâzımdır. Ben sağlığımda bunu görmek istiyorum. Mesele buradadır. Memlekette çarpık cereyanlar olabilir, bütün bunlar milletin mesut olmasına mâni teşkil edemezler.”

İsmet İnönü konuşmasında ayrıca kendisinden daha önce konuşan Parti Meclisi üyelerini de cevaplandırmıştır.

(...) Son olarak söz alan İsmet İnönü iki saat süren konuşmasını 4 bölümde toplamıştır.

Konuşmasına dış politikayla başlıyan İsmet İnönü, NATO’ya sadakatten ve dış politikada bir değişiklik olmadığından bahsetmiştir. NATO’nun yapacağı yardımlara da temas eden İnönü, bilâhare iktisadî meseleleri ele almış, 4 Ağustos kararlarının o vakit iflas etmiş bir rejime empoze edildiğini, bu tedbirlere devam olunacağını söylemiştir. Devlet Plânlama Dairesinden sitayişle bahseden İnönü, mütehassısları ve çalışmalarını övmüş, Avrupalılar’ın bunları takdir ettiğini, yapılan esaslı çalışmalar sayesinde 1,5 milyarlık bir dış yardımın 5 yıl içinde yapılacağını söylemiş ve Müşterek Pazar konusunda temas ederek, Pazara dahil olunmak yolundaki çalışmalardan müspet şekilde bahsetmiştir.

İnönü, iktisadî refaha doğru yavaş olmasına rağmen emin adımlarla yürünmekte olduğunu bilhassa belirtmiştir.

Müteakıben iç politika konularına geçen İnönü, 22 Şubat olayları hakkında, Meclis’te yaptığı beyanların bir özetini tekrarlamış, iktidarda bulunduğu müddetçe, Ordunun kumandan ve subay heyetinin kaderlerinden emin olacaklarını ve onların da memleket savunmasıyle ilgili görevlerine devam edeceklerini bilhassa söylemiştir.

Koalisyon Bakanlarının ahenginden de bahseden İnönü, C.H.P. iç bünyesi hakkında çeşitli söylentilere rağmen, kıymetli bir kadroya sahip olan partinin bir araya gelmesini, yavaş yavaş kendisine bir baş seçmesini, kaderini 80 yaşındaki İnönü’ye bağlamasını doğru olmadığını söylemiş, parti içinde zaman zaman ahengi bozucu hareketler yapanları kastederek, “Onlar zarar vermiyecek kadar küçüldüler. Sesleri kısıldı ve itibardan düştüler” demiştir.

Bu arada İnönü, Feridun Cemal Erkin’in Dışişleri Bakanlığına getirilmesi hakkındaki bir soruyu şöyle cevaplandırmıştır:

“Feridun Cemal Erkin’i Dışişleri Bakanlığına, partiler dışı şahsiyetinden ve iyi bir diplomat olduğundan dolayı getirdim.”

 

 

 

 

İkinci İnönü Zaferinin 41. Yıldönümü Dolayısıyla TDO ve TMGT Heyetlerinin Ziyaretinde Yapılan Konuşma[57]

“Beni aradınız. Çok teşekkür ederim. Size minnettarım. Bir hatırayı yad etmek için gösterdiğiniz örnek, sizin yalnız kadir şinaslığınızı kadir bilirliğinizi göstermez, aynı zamanda memleketimiz için, çetin günleri hatırlayarak ve hatırlatarak, yeni kuşakların azimlerini kuvvetlendirir. Onun için kıymetlidir.

İnsan dar zamanları, uzun boylu aralıktan sonra hatırladığı zaman, duyguları zamana göre ya mübalağalı veya haddinden daha az tesir yapar olur. Bu ikisi de mübalağalıdır.

1921, demek ki 41 yıl oldu!.. Şu anda hatırıma gelen ve size tavsiye edebileceğim şey şudur: Milletlerin güçlükler içinde bulundukları zamanlarda, açık bir surette belli millî hedeflere doğru gayretler birleştirilebilirse, milletçe güçlükleri yenmek için yaratılan heyecan büyük ölçüde faydalı olur.

Bu bakımdan, millî mücadele safahatını hatırlatmanız, yeni nesilleri açık ve belli yeni amaçlar etrafında birleştirmek için gösterilen gayretler cümlesindendir.

İnsan şimdi, geçmiş dar zamanı hatırlayınca, geçirmekte olduğumuz dar zamanların tesirinde kalıyor. ‘Vaktiyle nasıl geçirmişiz, şimdi nasıl geçireceğiz?’ suali akla geliyor. Vaktiyle şartlar daha ümitsizdi. Şimdiki şartlar çok şükür daha elverişli ve daha iyidir. Bu şimdiki güçlükleri de şerefle yenmesini başaracağız.”

Bu konuşması sırasında devrimler konusuna da temas eden İnönü, “Türk devrimleri, Türk Milletinin ihtiyacından doğmuştur. Bunda geriye dönüş yoktur. Devrimler temel salmıştır” demiştir.

Başbakan İsmet İnönü gençlerle konuşmasını, teşekkür ederek bitirmiştir.

 

 

 

 

İnönü Zaferinin 41. Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan ve Cumhuriyet Senatosu’nda Okunan Mesaj[58]

Sevgili vatandaşlarım, İnönü Muharebelerinin tarihimizde hususî yerleri olduğunu büyük Atatürk o zamanki ve sonraki beyanlarında belirtmiştir.

O günler, istiklâl ve ideal ateşiyle yüreği yanmakta olan milletimiz, insafsız ve kudretine mağrur düşman âlemine karşı duyguları ölçülmez ve zaptedilmez bir ayaklanma halindeydi. Vasıtasızlık, çaresizlik ve her türlü mahrumiyet içinde, ümitsizliği kabul etmeyen millî gururumuzu, nasıl tatmin edeceğimizi bilmiyorduk. Yenilmez güçlüklerle karşılaşırken, cesaretimizi ve tedbir bulacak akıllarımızı arttırmaya çalışıyorduk.

İnönü muharebeleri, bizim Garp Cephemizde, gerek askerî hareket ve gerekse siyasî harekette yeni bir ümid ve kendimize güvenme devrine girme müjdesini getirmişlerdir.

Burada yatan şehitler, kanlarıyla kesin ve büyük zafer yollarının hazırlayıcısı ve işaretçisi olmuşlardır. Henüz kuruluş halinde ve her şeyi eksik olan kıtalarımız, büyük bir ordunun temelini teşkil edecek, bütün manevî vasıfları canlandırmışlar ve zaferlerinin sağlam temeli olan milleti, güvenle besleme yoluna gitmişlerdir.

İnönü Muharebeleri, istikbal için talih ve ikbal müjdecisidirler. Milletimizin yüreğinde yer tutmuştur.

Burada toplanan vatandaşlarım, büyük milletlerin vasfı olan kadir bilmek hassasını temsil etmektedirler.

Onlara saygılarımız ve şükranlarımız engindir.

Kadir bilen vatandaşlarımız, gelecek günlerinin şerefli zaferlerini hazırlamakta olmalarından emin olabilirler.

Selâmlarımız ve sevgilerimiz, bu mutlu anma gününde bir çoban armağanı olsun.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Dışişleri Bakanı Selim Sarper’in İstifası ve İktisadi Politikalara İlişkin Yapılan Konuşma[59]

“İhtilâl geçiren bir memleketin dış politikası çok dikkat ister. Sarper güçlükler içindeydi. İhtilal idaresi zamanında bir kanunla dış yardım işlerinin her Bakanlık tarafından ayrı ayrı tedvin edilmesini kararlaştırmıştı. Seçimlerden sonra Koalisyon Hükûmeti olarak işbaşına gelince bu dağınık durumu derleyip toparlamaya çalıştık. Biz güçlükleri yenmeye çalışırken Dışişleri Bakanı çok yoruluyordu. İstifasını kabul ettim. Yeni Bakanı Müşterek Pazar, NATO ve hepsinden mühimi ihtilâl yollarından geçmekte olan bir memleketin dış politikasını sarsıntılardan korumak meseleleri bekliyor. Dışişleri Bakanına bu çetin işlerde yardımcı olacağınızı zannederim.”

İnönü, iktisadî meselelere de temasla şunları söylemiştir:

“İç politikada esaslı meselemiz iktisadidir. İktisadî tedbirler zor tedbirlerdir. Akşamdan sabaha tesirini gösterecek yıldızlı tedbirler değildir. Umumî efkâra uzun vâdeli tedbirleri anlatmak kolay değildir. İdarecilere bu yolda büyük gayretler düşmektedir. Gayret ve mesuliyet terettüp etmektedir.

Esnaf Vergisi Kanununu biz çıkarmadık. Bu kanunun tatbikatı vilâyet memurlarına bırakılmış. Biz Hükûmet olarak meseleyi feryad kısmında muttali olduk. Süratli tedbir aldık. Haksızlıkları düzeltmek maksadıyla tasarı hazırladık, Meclise sevk ettik. Tatbikat durmuştur.

Neş’eyi kaçıracak çekişmeler arasında umumiyetle durum iyiye gitmektedir. İktisadî alanda bir ferahlık yaratma yolunda gayretler sarfediyoruz. Muvaffak olacağız. Güçlükler karşısında yılmamak lâzımdır. Mümkün olduğu kadar güler yüzlü olun, şikâyetlerinizi tatlı dille hallederiz.”

 

 

 

 

Başbakanlıktan İstifa Edeceği Söylentilerine İlişkin Gazetecilere Söyledikleri[60]

(...) İnönü saat 20’de Başbakanlıktan ayrılırken basın mensuplarının bazı gazetelerde “İnönü’nün istifa ederek hükûmeti yeniden kuracağına” dair yaptıkları yayınla ilgili soruları cevaplandırarak, istifasının ve kabinede bir değişikliğin bahis konusu olmadığını söylemiş ve demiştir ki:

“Bazı gazeteler beni istifa ettiriyor, hükûmeti yeniden kurduruyorlar. Bunların hiçbirinden benim haberim yok ve hiç birinin aslı yoktur.”

 

 

 

 

Berrin Menderes ve Yüksel Menderes’in Ziyareti ile İlgili Söyledikleri[61]

İsmet İnönü saat 13.45’de Başbakanlıktan ayrılırken kendisiyle saat 12.15’e kadar görüşmüş bulunan Berrin Menderes için gazetecilerin bir sorusunu cevaplandırarak “Dertli bir hanım. Dertleri dinlemek benim vazifemdir” demiştir.

 

 

 

 

Yunanlı Gazetecilerle Dış ve İç Politika Konuları Üzerine Yapılan Söyleşi[62]

Soru: Türk-Yunan dostluğunun daha da takviyesi hususunda neler yapmamız gereklidir?

Cevap: Fikrimce münasebetlerimizi takviye için şu hususları göz önünde bulundurmamız lâzımdır:

Dostluğumuzun takviyesinde her şeyden önce basının rolü büyüktür. Basının desteğine büyük ihtiyacımız vardır. Halen yeni bir safhaya girmiş bulunuyoruz, geleceğin engelleri geçmişteki zorluklara kıyasla çok önemsizdir.

Kıbrıs’ta iki cemaat arasında geçenlerde esef verici bir olay cereyan etmişse de Türk ve Yunan Hükûmet ve milletlerinin iyi niyeti ve gayreti sayesinde önlenmiştir.

Türkiye ve Yunanistan arasında politika bakımından kader birliği vardır. Bütün kuvvet ve vasıtalarımızla bunun kuvvetlenmesine yardım etmeliyiz.

Bu münasebetlerin iyi gelişmesinde kültür bağlarının önemi büyüktür.

İki memleketin birbirini daha iyi tanımak ve anlamak için turizm münasebetlerini geliştirmesi ve işbirliği yapması gerekmektedir.

Soru: Türk-Sovyet münasebetleri hakkında izahat verir misiniz?

Cevap: Münasebetlerimiz, Sovyet-Yunan münasebetlerinin aynıdır. İyi komşuluk münasebetlerini idame ettirmeye çalışıyoruz.

Soru: General Norstad ve NATO Genel Sekreteri Dr. Dark U. Stikker’in ziyaretleri hakkında düşünceleriniz nedir?

Cevap: NATO Müttefik Kuvvetleri Başkumandanı General Norstad’ı Türkiye’ye davet ettim. Büyük bir nezaket göstererek davetime icabet ettiler. Kendisi ile NATO’nun savunması meselelerini konuştuk. Konuşmalarımızdan ikimizde memnun kaldık.

NATO Genel Sekreteri Ekselâns Stikker, NATO memleketlerini ziyaret ederken, memleketimize de geldiler. Sizin devlet erkânınızla konuştukları konuları, bizimle de müzakere ediyorlar.

Soru: Koalisyon hükûmetinizin münasebetleri ve istikbali hakkında ümitli misiniz?

Cevap: Koalisyon alanında siz bizden daha çok tecrübe sahibisiniz. Bu, bir aile hayatına benzer. Birlikte yaşama ve geçinme esasına dayanır. Bu, bizim ilk tecrübemizdir. Her şeye rağmen çok yol aldık. Devam edeceğine ve istikbaline inanıyorum.

Şunu temin ederim ki gerek koalisyonun iki kanadı olan ve gerekse muhalefet partileri, Türk-Yunan dostluğunun devamını büyük bir arzu ile temenni etmektedirler.

Soru: Güney komşunuz Suriye’nin durumu hakkında görüşünüzü açıklar mısınız?

Cevap: Suriye bir buhran geçirdi. Şimdi nekahat devresindedir. Güney komşumuzun, güçlükleri yeneceğine inanıyorum. Münasebetlerimiz iyidir.

Başbakan daha sonra, Yunan gazetecilerinden Yunan milletine kendisinin ve Türk milletinin dostluk duygularının ulaştırılmasını rica etmiştir.

 

 

 

 

Kalkınma Planına İlişkin Türkiye Radyolarında Yapılan Konuşma[63]

Sevgili vatandaşlarım,

Size hitap edeceğimi duyduğunuz zaman, gazetelerde şu günlerde büyük başlıklarla gözünüze çarpan siyasî konulardan söze başlayacağımı sanmış olabilirsiniz. Bu meseleler üzerindeki fikirlerimi de söyleyeceğim. Benim gözümde meselelerin başı aziz memleketimizin uzun vadeli gelişme tedbirlerinin alınması, vatandaşın çektiği sıkıntıların sağlam çarelerle azaltılmasıdır. Bu gelişmenin, önce içerde ve dışarıda imkânlarını bulmak gerekmektedir.

Temel hazırlıklar

Hükûmet, kurulduğu günden itibaren plâna dayanarak kalkınma konusunda fasılasız meşgul olmuştur. Siyasî hâdiselerden hiç birinin bu çalışmamıza sekte vermediğini, şimdi bilmenizi isterim. Bu çalışmalar gösterişli değildir. Zaten, hususiyetleri de budur. Fakat toplumların hayatında büyük neticeleri olan temel hazırlıklar bunlardır. Bugün, ilk sonuçları almış bulunuyoruz. Sizi bunlardan haberdar etmeyi vazife bildim. Bu vazifeyi yerine getirmekten bahtiyarlık duyuyorum.

Sevgili vatandaşlarım,

İş başına geldiğimiz zaman, memleketin gelişmesi için iktisadî tertipleri mutlaka özel teşebbüs ve devlet müesseselerinin iştirakiyle iyi hazırlanmış bir plânla göre yürütme lüzumunu gördük. Bu kararımızı, hükûmet programında ilân ettik. Büyük Meclis’in kabul ettiği program gereğince çalışmamızı devrelere ayırdık. Birinci devre olarak plân hazırlanmasını ve dış yardım imkânlarının takip edilmesini ele aldık. Bu devrenin hedeflerine başarıyla ulaştığımızı sevinçle arz ederim.

İlk merhale

Plân hazırlanmasının ilk merhalesi olarak 4 Nisan 1962 tarihini tespit etmiştik. O tarihe kadar Devletin bütün dairelerinden ve müesseselerinden, özel teşebbüsün her alanından teklifler, bu teklifleri tafsilatiyle anlatan taslaklar gelmiş olacaktı. Nisan’ın ilk haftasında bunlar elimize geçmiştir. Bugün ilk beş yıllık plân için elimizde 1300 proje taslağı vardır. Bunların yekûnu 100 milyar lirayı aşmaktadır. Bu tekliflerin 526’sı tarım, 374’ü yerüstü imar tesisleridir. 399’u sanayi projesidir. Sanayi projelerinin 125’i özel teşebbüsten gelmiştir. Bütün bu projelerde çok kıymetli fikirler bulduk.

Özel teşebbüsün alâka duyduğu sahalar dikkatimizi çekti. Bunları size anlatmak isterim. Özel teşebbüsün tekliflerinde süt, meyve, sebze, konserve yiyecek fabrikaları, bira fabrikaları, trikotaj, iplik imali, kundura, ağaç, mobilya, kağıt, matbaacılık, kauçuk, nebati ve hayvani yağlar, sanayide kullanılan kimyevi maddeler, topraktan mamul pişmiş inşaat malzemesi, cam eşya, demir ve çeliğe müteallik sanayi, demirden başka madene ait sanayi, makine imali, motörlü taşıtlar, mesleki ve fenni aletler başlıca mevkii işgal etmektedir.

Batılı ekonomi

Devlet müesseselerinin teklifleri özel teşebbüsün şimdilik girişemiyeceği büyük teşebbüslerdir. Demir ve çelik, madencilik tesisleri, büyük kimya endüstrisi, büyük petrol ve kömür endüstrisi, kauçuk endüstrisi, büyük ölçüde sulama, tarımı geliştirme, mahsulleri ıslah etme ve çoğaltma tedbirleri başta gelmektedir. Ekonomimizin özel teşebbüsle Devlet sektörünün el ele yürüyeceği modern ve Batılı bir ekonomi olacağı gerçeğinin iyi kavranmış olmasından dolayı memnunuz.

Bütün tarım teklifi, 66 milyardır. Bu da, tarımın öncelikle ele alınacağına dair Hükûmet programı esasına uygun bir davranıştır.

İkinci safha

Şimdi, plân hazırlığının ikinci safhasına geçiyoruz. Bütün bu taslaklar getirecekleri mahsullere, sağlayacakları dövize ve yaratacakları iş imkânlarına göre Devlet Plânlama Dairesinde incelenecektir. Bunlar sıraya konacak, seçilerek ve önümüzdeki beş sene için 30 milyarlık bir çerçeveye sokulacaktır. Bu zor ve çok dikkatli bir çalışmadır. Ama onun da üstesinden geleceğiz ve sizlere o müjdeyi de birkaç aya kadar vereceğim. Hazırladığımız, kalkınmanın ilk beş senelik plânıdır. İlk beş seneliği diyorum, çünkü onu sonraki plânlar takip edecektir. Türkiye, girdiğimiz bu yolu terk etmiyecektir. Arzuladığımız mesut ve müreffeh memleket, bizi ancak bu yolun sonunda beklemektedir.

Gerçekleri biliniz

Sevgili vatandaşlarım, bir senede nüfusu büyük nispette artan milletlerdeniz. Bugünkü halimizde yaşama seviyemiz kâfi değildir. Biz hem bugünkü nüfusumuzun hayat seviyesini yükseltmeye, hem de artan nüfusumuzun hayat seviyesini aynı yükseklikte sağlamaya mecburuz. Bunu başaramazsak, nüfusumuz arttığı nispette fakirliğimiz de artacaktır. Bu gerçekleri bilmenizi istiyorum. Bundan dolayıdır ki yılda gelişme nispetimizin % 7 olmasına karar verdik ve hedefimizi o esas üzerine seçtik. Bazı yabancı büyük mütehassıslar, görüşmelerimizde senede % 7 nispetinde bir artmanın çok yüksek olduğundan bahsetmişlerdir. Ama biz, artan nüfusumuzla zaten eksik olan millî gelirimizi beraber artırmak için % 7’yi gerçekleştirmek zorundayız. Bunda ısrar ettik. Ehemmiyetli ölçüde bu ihtiyaçlarımızı yabancı dostlarımıza anlattık. Onların da anladıklarını ümit ediyorum. Bizim için bu nispet, hayatî derecede önemlidir.

İlk neticeleri almış olmamız üzerinedir ki bugün sizlere beş yıllık plân hakkında ilk açıklamaları yapıyorum. 1963 Martı’nda başlıyacak plân, 1967 sonunda beş senelik devreyi bitirecektir. Bugün 2 milyar 800 bin kilovat saat olan elektrik istihsalimiz bu müddet içinde 6.5 milyara çıkacak, buğday ve pamuk gibi mahsullerimiz artacak, bunlardan pamuğumuz için nispet daha da yüksek olacaktır. Tarımda büyük meselemiz, ekilecek arazinin sınırına vardığımız için iyi tohum, bilgili çalışma gibi tedbirlerle bir dönümün hasılasını arttırmaktır. Sebze, meyve, orman ürünleri hissolunur derecede çoğalacaktır. Bu önümüzdeki beş senede hayvancılığımız büyük ilerleme temin edecektir. Bugün 9.5 milyar lira değerinde sayılan hayvan ürünleri beş sene sonra, 1967’de, 14 milyarı bulacaktır. Bu tafsilâtı vermemin sebebi, tarımda bizi zengin edecek ve eksiklikleri tamamlamamıza yarayacak yeni istikametleri nasıl seçeceğimizi göstermektir. Bugün bütün memlekette 1 milyon dönüm civarında arazi sulanıyor. Beş sene sonra bu miktar 6 milyonu bulacaktır.

Sanayi

Tarımda bu açıklamayı yaptıktan sonra sanayi için kısaca söyliyeyim ki yeni bir kimya sanayinin kurulması, demir ve çelik imalat sanayi, gemi inşaat sanayi gibi mühim sanayi kolları ön plânda göz önüne alınmaktadır. Bütün bunlar bize beş sene zarfında ehemmiyetli bir gelişme sağlayacaktır.

Sevgili vatandaşlarım,

Senede % 7 gelişme hızı demek, on iki senede bugünkü gayri safi millî hasılanın iki misline varılması demektir. Milletlerin hayatında en süratli gelişmelerden biri temin edilecektir. Projelerin seçilmesinde şimdiye kadar yeter derecede hizmetlerden biri temin edilecektir. Projelerin seçilmesinde şimdiye kadar yeter derecede hizmetlerden faydalanmamış olan bölgelere sağlık, eğitim ve diğer harcamalar bakımından öncelik verilmesi karar altına alınmıştır. Yatırım projelerinin seçilmesinde, geri kalmış bölgelere ait olanlara teşvik edici kolaylıklar gösterilecektir. Doğu ve Güneydoğu bölgesinin durumu dikkate alınacak ve bu bölgenin geliştirilmesi için tedbirlere öncelik verilecektir. Eğitimde, iktisadî kalkınmanın istediği teknik elemanların yetiştirilmesi esas seçilmiştir. Bugün okullardaki öğrencilerin % 78’i genel öğretimde, % 22’si mesleki ve teknik öğretimde yetiştirilmektedir. Beş yıl sonra mesleki ve teknik öğretimdeki nispetini % 65’e çıkarmayı çok arzu ediyoruz. Buna rağmen mühendis sayımız, gelişmekte olan Türkiye için kâfi olmayacaktır. Bugünkü nispetle on beş yılda 14 bin mühendisimiz olacaktır. Halbuki gelişmiş bir Türkiye’nin ihtiyacını karşılamak için 40 bin mühendis daha fazla olmak icap edecektir. Bunu, durumumuzu çok iyi bilmenizi istediğim için söylüyorum.

Plânlı kalkınma

Sevgili vatandaşlarım,

Bir nokta, bize gelecek zamanlar için çok ümit vermiştir. Nisan başında elimizde toplanmış olan 1300 teklifin hazırlanması için Devletin bütün teşkilâtı ve Özel Teşebbüsün geniş bir sahası çok ciddî çalışmıştır. Bu çalışmaya müteşekkiriz. Plân bu sayede kusursuz hazırlanacak ve Büyük Meclis’te kati şeklini alacaktır.

Plânlı kalkınmanın bir safhası, plânı hazırlamaktır. Bir başka safhası, onun imkânlarını sağlamaktır. Aksi halde her gayret, kâğıt üzerinde hayal kurmadan ileriye gitmez. Şimdi size, hükûmetin bu konuda elde ettiği neticeleri bildireceğim.

Vatandaşlarıma bilhassa belirtmek isterim ki, plânlara müstenit olarak gelişmeyi temin etme millet için yeni bir hayat düzenidir. Bu düzenin, resmî vazifede bulunanlar, özel sektörde olanlar ve bütün millet efradı için gerekli dikkatleri, zorlukları ve borçları vardır. Her şeyden evvel en güç olan nokta, plânın paraca imkânını sağlamaktır. Bugün gayri safi millî hasıla 50 milyar kabul edilirse, senede % 18’ini yatırım olarak harcamak lâzımdır. Bu % 18’in ancak % 4’ünü dış yardım olarak hesap edebiliriz. Bu noktaya vatandaşlarımın dikkatini celbederim. Kalkınma plânının bütün masrafını dış yardımla temin edeceğimiz sanılmamalıdır. Plânlı ve ehemmiyetli bir ilerlemeye kavuşmak, ilk önce bu yanlış sanmayı düzeltmekle başlar. Plânın gösterdiği gelişmeyi ve yatırım sağlamak için lâzım olan paranın ancak üçte biri ile dörtte biri arasını dışarıdan temin etmek mümkündür. Ve bu nispette bir destek sağlamak büyük ölçüde yardım demektir. O halde kalkınma masrafının dörtte üçünü özel teşebbüs ve devlet kaynağı olarak biz vatandaşlar ödeyeceğiz. Buna göre umumî hayatımızdan tasarruf yapacağız, lüzumsuz istihlâke gitmeyeceğiz, vergi vereceğiz. Kendi yaşama seviyemizi düzeltmek, işsizlerimize iş bulmak ve artan nüfusumuzun geleceğini kurtarmak için yolumuz budur. Bu yolda her adım, bizi bir adım önceye nazaran biraz daha iyi bir duruma götürecektir. Bugün bu yola girmezsek yalnız darlığımız ve güçlüğümüz her sene biraz daha artmayacak, bir süre sonra tam manâsiyle sırtüstü düşmüş gibi felâket devirleriyle karşı karşıya geleceğiz. Hesabını bilen, ilerlemeye kesin karar vermiş büyük bir millet olarak yüksek hedeflere doğru azimle yürümeye çalışmaya mecburuz. Bunun dışında çizilecek her istikbal levhası, kaba bir yalandan ibarettir.

Zahmetli devir

Bu zahmetli devirde küçük politika hesaplariyle milletin şevkini kesmeye çalışan politika hareketlerine kesin olarak karşı koyacağım. Aksi davranıştaki politikacılar bugün için ve gelecek için milletin hatırasında iyi yer bulmayacaklardır. Siyasî ve iktisadî bütün bu ilerleme mücadeleleri esnasında muhalefet liderlerini ve tutumlarını takdirle ve minnetle anmaya mecburum.

Sevgili vatandaşlarım,

Bu tutumda olduğumuzu gösterdiğimiz ve sebat arzumuza inan uyandırabildiğimizden dolayıdır ki size dış yardım konusunda ilk iyi haberleri bugün verebilecek durumdayım. Dört beş aylık çalışmada bir taraftan içeride geniş ölçüde plânın ilk hazırlığını yaparken diğer taraftan da dış yardım imkânlarını sağlamaya gayret ettik. Bugüne kadar, bize yardım temin edebilecek olan uluslararası müesseselerle yakın işbirliği aradık. Tasavvurlarımız ve hazırlıklarımız her tarafta isabetli görülmüştür. Gerek iktisadî işbirliği teşekkülleri, gerekse müttefiklerimizin muhitleri meselelerimizi yakından incelemişler ve bize alâka göstermişler. Yardıma karar vermişlerdir. Son zamanlarda muhtelif dost müesseselerin idarecileri ve yüksek uzmanlar gelmişler, fikirlerini söylemişlerdir. Gelenler umumî efkârımızın malûmudur. Aldığımız bilgilerin hepsi güven ifade etmektedir ve uluslararası teşkilâtta, bizim iktisadî meselelerimiz dostlarımızdan yardım görecek bir istikamettedir.

Güven sağlanmıştır

Sevgili vatandaşlarım,

Uzun vadeli çalışmalarda vaktinden evvel çok şey söylemek adetim değildir. Fakat zahmetle elde edilen bazı neticeleri vatandaşlarıma bildirmeyi vazife sayıyorum. Benim, bugün verdiğim haber şudur: Meselelerimizi ve dileklerimizi bize yakın olan teşekküllere anlatmaya muvaffak olduk. Yakın zamanlarda, daha iyi haberleri benden duymaya hazırlanınız.

Bizim 1962 bütçesinde yaptığımız, ciddî ve tasarrufa yöneltilmiş tedbirlerle malî durumumuzu sağlam bir istikamete çevirmek ve böylece bu sene için ilk hazırlıkları yapmak, içeride ve dışarıda güven sağlamak olmuştur. Bu güven sağlanmıştır. Bütçe kaynaklarında eksik olan 1,5 milyar liranın, karşılık Paralar Fonundan Amerikalı dostlarımız tarafından bu güvenin bir neticesi olarak serbest bırakılmasiyle ferahlamış haldeyiz. 1962 yatırımlarını yakın bir zamanda uygulama sahasında göreceğiz.

Adım adım

Sevgili vatandaşlarım,

Size bugün, bizi en çok meşgul eden en mühim meselemizi açıklamış oluyorum. Bunun yanında her gün tafsilâtını bildiğiniz siyasî meselelerimiz vardır. Bu siyasî meseleler büyük gelişme ve ilerleme hazırlıklarının yanında kendi ehemmiyetleri nispetinde hâl şekillerini bulacaktır. İç politika olarak şu kadarını söylemeyi yeter görüyorum ki, siyasî meselelerin hepsinde Hükûmet programında bildirdiğimiz hedeflere doğru sadakatle ilerliyoruz. Huzur tesisi için taahhütlerimize bağlıyız ve adım adım bunları tahakkuk ettirme yolundayız. Ne taahhüt etmişsek hepsini vatandaşı memnun edecek surette tam olarak yapacağız.

Büyük Meclis’in kabul ettiği programımız içinde taahhütleri ancak biz yaparız. Hiçbir zorlama bizi ne eksik ne fazla, ne zamanından önce ne zamanını geciktirerek bir harekete sevk edemez. Sorumluluk duygumuzun icablarını hakkiyle ve tamamiyle biliriz. Asıl mesele istikrar içinde vatanımızın ekonomik olarak ilerlemesi, yükselmesidir. Bunun güç ve uzun vadeli tedbirlerini bulmuşuzdur. Sebat ile tâkip ettiğimiz içindir ki, huzur kapımızın önündedir. Benden, başka konularda da ferahlık verici haberleri bekleyiniz.

Size saygılar sunarım.

 

 

 

 

Ankara Gazeteciler Sendikası Mensupları Mesken Yapı Kooperatifinin Temel Atma Töreninde Yapılan Konuşma[64]

Muhterem arkadaşlarım,

Ankaralı gazeteci arkadaşlarımızdan bir çoğunu ev sahibi kılacak değerli bir teşebbüsün temelini atmak için toplandık. İşçi Sigortalarının yardımını temin eden bir kooperatif bu teşebbüsü başaracaktır. İşçi Sigortaları Müessesesi sigortalı olan çalışanları ev sahibi yapmak için sarfettiği ciddî gayretlerden birini daha göstermiş oluyor. Kuruma müteşekkiriz, kooperatif teşebbüscülerine borçluyuz. Arkadaşlarımız çalışmalarını daha kolay yapacak bir huzura kavuşacaklardır. Bunları söylerken yürekten bahtiyarlık duyuyorum.

Muhterem arkadaşlarım,

Bu vesile ile vatandaşlarıma Anayasanın bir hükmünü ve memleketin büyük bir ihtiyacını hatırlatmayı vazife sayıyorum. Anayasamız yoksul veya dar gelirli ailelerin sağlık şartlarına uygun konut ihtiyaçlarını karşılayacak tedbirleri alma ödevini devlete yüklemiştir. Biz, hükûmetin kurulduğu günden beri bu ödevin ağırlığını duymakta ve çareler aramaktayız. Tesbit ettiğimiz bir hususu size haber vermek isterim. Yıllardan beri, başı boş olarak mesken yapılması için senelik gayri sâfi millî gelirimizin pek büyük bir kısmını yatırmaktayız. Bununla beraber, mesken ihtiyacı dünyada en çok olan memleketlerden biriyiz. İhtiyacımız, artan nüfusumuz nisbetinde ciddileşmekte, ağırlaşmaktadır.

Mesken ihtiyacı dediğim zaman, vatandaşlarımın, benim bildiğim derecede bu ihtiyacı kavramalarını isterim. Memleketin bazı köşelerinde, tasavvur edilemiyecek kadar eksik durumda koğuk gibi, mağara gibi şartlar içinde meskenler bulunduğu bir edebiyat değil, bir gerçektir. Ben bunları görmüşümdür. İmar ve İskân Bakanımızın her seyahatinde gene bu derece güç şartlar içinde vatandaşlar olduğunu öğrenmekle müteessir olurum. Bunu şunun için söylüyorum. Mesken ihtiyacı bizim cemiyetimiz için büyük ihtiyaçtır. Meslek için yatırım yapmakla ilmi ve iktisadî olarak güçlüğümüz çoktur. Her memleket kalkınma hamlelerinin ilk devirlerinde meskene yatırım yapmayı tehir etmiştir.

Hesap şudur ki, iktisadî alanda yapılacak bir yatırım, bir karşılık getirir. Yapıda yapılacak daha çok yatırım bir karşılık vermektedir. Bu sebeple, millî gelirin artması yoluna konulduktan sonra mesken ihtiyacının temini[nin] daha kolay olacağı hesap edilmiştir.

Biz, ilim ve iktisadın bu zaruretini gözönünde bulundurmaya mecburuz. Ama, bir başka mecburiyetin de karşısındayız. İhtiyacımız o kadar çoktur. Ve bugünkü emeklerin büyük bir kısmı öyle verimsizdir ki, bu konuda etraflı sosyal tedbirler almak zaruret haline gelmektedir. Düşünmek lâzımdır ki, Ankara’daki ailelerin % 60’ı, İstanbul’dakilerin % 58’i kirada oturmaktadır. Bütün memlekette şehirlerde nüfusun % 36’sı, köylerimizde % 4’ü kiracıdır. Kira masrafının nisbeti diğer memleketlerde % 6 civarındadır. En çoğu % 20’ye çıkmaktadır. Bizde, Ankara’da ve İstanbul’da kira bedeli aylık gelirin % 37’sini götürmektedir. Bu sözlerimin meselenin sosyal önemini gözler önüne koyduğunu sanıyorum.

Almayı kararlaştırdığımız tedbirlerle bugünkü emeklerin mahsulleri daha çok olacak ve insan cemiyeti olarak çalışmak için şartlarımız en az derecede olsun temin edilmek mecburiyeti karşılanacaktır. Bu sene hükûmet olarak İmar ve İskân Bakanlığımızın mümkün olduğu kadar geniş ölçüde tetkikler ve araştırmalar yapmasını kararlaştırdık. Bakanlığın muvaffak olması için bütün illerin ve belediyelerin ona yardımcı olmaları, istediği bilgileri doğru ve zamanında vermeleri şarttır. Büyük şehirlerimiz civarında kurulmuş olan geniş gecekondu muhitleri toplumca ve hükûmetçe her şeyden evvel bir şiddetli ihtiyacın işareti ve ihtarı olarak kabul edilmek icap eder.

Önümüzdeki sene için sosyal mesken temini bir devlet meselesi olarak tatbike konulacaktır.

Muhterem arkadaşlarım,

Bilmenizi isterim ki, bu mesele, liberal ve otoriter, bu asrın bütün devletlerinde millî mesele olarak ele alınmıştır. Yakında getireceğimiz kanunlar ve ilân edeceğimiz programlarla dâvayı daha geniş şekilde ve etrafı ile umumî efkârın alâkasına arzedeceğiz. Şimdiden şu kadarını söyleyebilirim ki, bugün küçüklü büyüklü mesken inşaatına milletçe yaptığımız yatırımlar daha iyi kullanılırsa, elde etmekte olduğumuz meskenlerin bir misline yakın fazla yuva kurulabilecektir. Bugün senede ortalama yalnız şehirler için 130 bin mesken yapımına ihtiyaç varken, biz 54 bin yapı yapabiliyoruz. Yılda 60 bin de köy meskenine ihtiyaç olduğu tahmin ediliyor. Ayni masraflarla 34 bin, hattâ bazı şartlar altında 47 bin birlik[?] fazla yapılabilmesi mümkündür. Devletin sosyal mesken temin etmek vazifesinin icap ettirdiği kontroller ve kolaylıklar sağlanmak suretiyle..

Bugün söyleyebileceğim şudur: Gayri sâfi millî hasılâya nisbetle yatırımın ehemmiyetli bir kısmını biz mesken inşaatına veriyoruz. Ve tam karşılığını, düzensiz bir şekilde yapıldığı için alamıyoruz.

Sosyal mesken dâvasını tatbikatına girdiğimiz zaman, memleketin bütün ihtiyacı hürriyet nizamı içinde daimî bir artmaya ve iyileşmeye doğru ilerliyecektir. Bugünün verdiği ilham ile vatandaşlarımı bir büyük memleket ihtiyacından, Anayasanın devlete yüklediği ehemmiyetli bir sosyal hizmet ödevinden, hükûmetin bu konudaki ciddî çalışmalarından haberdar etmiş bulunuyorum. Söylediklerimi, günlük politika gösterişleri arasında belki çok çekici bulmayanlar olacaktır. Ancak benim nazarımda bu, memleketin bir esaslı derdidir ve böyle meseleler bir iki değil, oldukça kabarık sayıdadır. Vatandaşlarımızın siyaset gürültüleri arasında bu ağır meseleler üzerinde kâfi derecede alâka göstermelerini ve hükûmete yardımcı olmalarını istiyorum.

Basının kıymetli mensupları,

Bu kooperatifin tam başarısını tebrik etmek emelimdir. Bütün iyi dileklerim yapanlarla ve içinde mutlu hayat süreceklerle beraberdir.

 

 

 

 

Siyasi Af Konusunda Gazetecilere Söyledikleri[65]

(...) “Bu hususta yaptığım açık beyanata bir kelime ilâve etmeyi doğru bulmuyorum; doğru ve imkân içinde bulmuyorum.”

Daha sonra İnönü, “Parti liderleriyle ne zaman görüşeceksiniz?” sorusuna “Belli değil” şeklinde cevap vermiş ve Askerî Şûra çalışmalarının “Çok iyi gittiğini” bildirmiştir.

 

 

 

 

Siyasi Af Konusuna İlişkin New York Times Gazetesi’ne Verilen Demeç[66]

Amerika’nın ünlü New York Times gazetesi, Başbakan İsmet İnönü ile siyasî mahkûmların affı konusunda yaptığı bir görüşmeyi yayınlamıştır. Haberde şöyle denilmektedir.

“Başbakan İsmet İnönü, dün eski Başbakan Adnan Menderes taraftarı olan 400’ü aşkın siyasî mahkûmun netice itibariyle affedileceklerini ümit ettiğini söylemiştir.

Bununla beraber, İnönü, kendisi ile yaptığımız özel görüşmede, af meselesinin, Türkiye’de sükûn ve istikrar tam mânasiyle gerçekleşinceye kadar söz konusu edilmemesi düşüncesinde olduğunu belirtmiş ve ‘Maalesef bazı politikacılar, bu konuyu istismar etmektedirler’ demiştir.

78 yaşındaki Başbakan, Türkler’in siyasî mahkûmların mahpusiyetlerinin devam etmesinden dolayı duydukları üzüntüyü düşünmektedir. Bu mahkûmların arasında 8 de kadın bulunmaktadır. Başbakan İnönü, 18 mahkûmun eşinin, kocaları yararına şefaat talebinde bulunduklarını belirtmiş ve ‘Anlattıkları şeyler ıstırap vericiydi. Fakat ben realist olmak zorundayım. Ben bir sihirbaz değilim. Onlara zamanı gelince, harekete geçeceğimi söyledim’ demiştir.”

 

 

 

 

EMİNSU Yöneticileriyle Görüşmeye İlişkin Söyledikleri[67]

(...)

Başbakan İsmet İnönü ise, gazetecilerin bu husustaki sorularına sadece “Onların arzularını dinledim. Dert dinlemek benim görevimdir” şeklinde cevap vermiş, herhangi bir açıklamada bulunmamıştır.

 

 

 

 

CHP Senato ve Meclis Grup YK’ları ile MYK Ortak Toplantısında Söyledikleri ve Siyasi Affa İlişkin Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[68]

(...)

Başbakan İsmet İnönü bu toplantıda, geniş izahat vermiş. 22-23 Şubat olaylarını özetlemiş, olay gecesi harekâta adı karışan subaylara gönderdiği cevapta, kan dökmeksizin teslim oldukları takdirde affedileceklerinin, ancak derhal emekliye sevk edileceklerinin, diğer parti liderleri huzurunda, hükûmet kararı olarak bildirildiğini beyan etmiştir.

Siyasî af için, hükûmet programındaki beyana ilâve edecek bir husus bulunmadığını belirten İnönü, C.H.P.’nin ve hükûmetin siyasî affa karşı olmadığını, zamanı gelince bu meselenin de halledileceğini, ancak siyasî affın halen görüşme konusu tasarı ile bir ilgisi bulunmadığını söylemiştir.

[Tamamlayıcı haber]

Hükûmetin kararı

Toplantıda İnönü, üyelere evvelâ 22 Şubat hâdiselerini ve sebeplerini izah etmiş ve o geceki kararın ne şekilde alındığını anlatmış, Bakanlar Kurulunun 22 Şubat tasarısında kararlı olduğunu söyliyerek, “Hükûmet af tasarısını Meclis’e sevk edecektir” demiştir.

(...) Öte yandan Başbakan İsmet İnönü bugün öğleden sonra evinden Başbakanlığa gelirken, etrafını saran gazetecilerle arasında şu konuşma geçmiştir:

İnönü– Burada ne arıyorsunuz?

Gazeteciler– Refakat edeceğiz Paşam.

İnönü– Neden icap etti bu?

Gazeteciler– Hükûmet de, siz de istifa etmişsiniz?

İnönü– Yok canım böyle bir şey, işler gayet güzel.

(...)

Başbakan İsmet İnönü ile A.P. Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala’nın görüşmesi saat 18.45’de son buldu. (...)

Başbakan İsmet İnönü, iki saat 45 dakika devam eden bu görüşmeden sonra basın mensuplarına, “Kanunu Meclis’e sevkettik” demekle yetindi ve kanunun görüşüleceği zaman hakkında da, “Mutad zamanda görüşülür” dedi.

 

 

 

 

Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Görüşmeden Sonra Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[69]

Başbakan İnönü, Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmeyi, “Günün meselelerini, devletin meselelerini görüştük” şeklinde izah etmiştir.

Daha sonra gazetecilere bazı olaylar hakkında sorular yönelten Başbakan İnönü, “Adalet Partisi Koalisyondan çekildiği takdirde, diğer partilerle koalisyona gitmeniz bahis konusu mudur?” sorusuna da karşılık vererek “Henüz, mesele bu kadar derin değil” demiştir.

Başbakan İnönü, Çankaya Köşküne gitmek üzere saat 11.40’da Başbakanlıktan ayrılırken gazetecilerle yine konuşmuş ve “22 Şubat olayları ile ilgili Af Kanunu tasarısına CKMP müspet oy verecek mi?” sorusunu cevaplandırarak, “Verecek. Liderler, tedbirlerde mutabık” demiştir.

Gazetecilerin “Bütün liderler mutabık mı?” sorusuna da “Onlar da, ötekiler de mutabık” cevabını vermiştir.

(...)

Başbakan İsmet İnönü dün saat 19’da Başbakanlıktan ayrılırken gazetecilere, Alican’la yaptığı görüşme hakkında şunları söylemiştir:

“Ekrem Beyle çoktan beri görüşmemiştim. Ben memleketin iç ve dış meselelerini muhalefet liderleri ile daima görüşürüm.”

 

 

 

 

23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı Dolayısıyla Anıt Kabir Özel Defterine Yazılanlar[70]

Büyük Atatürk’ün huzurunda Bakanlar Kurulu ile saygı duruşu.

23 Nisan 1962            Hâkimiyet Bayramı

İsmet İnönü

 

 

 

 

Siyasi Af Konusuna İlişkin Gazetecilere Söyledikleri[71]

(...) İnönü, gazetecileri görünce “Bugün hangi konuda soru soracağınızı merak ediyorum” demiştir. Bunun üzerine gazetecilerden “Af konusunda, Paşam” cevabını alan İnönü’ye bir gazeteci “Af konusunda Gürsel’le yaptığı görüşmeden sonra mutabık kalıp kalmadığını” sormuştur. İnönü gazeteciye “Hangi görüşmeyi kasdediyorsun?” demiştir. Gazeteci “Cumhurbaşkanı ile Cumartesi günü yaptıkları görüşmeyi” kasdettiğini açıklayınca, Başbakan İnönü gülmüş ve demiştir ki:

“Evet, mutabıkız, bir çok işlerde olduğu gibi!”

 

 

 

 

AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala’nın Açıklamalarıyla İlgili Verilen Demeç[72]

A.P. liderinin bugün yayınlanan demeci hemen bütün gazetelerde benim aleyhime bir tariz olarak yorumlanmıştır.

Beyanatın tahrik ettiği şahsî istikamete kendimi kaptırmıyacağım.

Ancak; âşikâr olmuştur ki Sayın Gümüşpala ile aramızda Devlet İdaresi anlayışı bakımından ciddî bir ihtilâf vardır. Hükûmete katılan bir partinin Hükûmet sorumluluğu taşımaktan sakınmış olan liderinin bu tutumu, Karma Hükûmetin kaderini tabiatiyle şüphe düşürmektedir.

Adalet Partisi lideriyle aramızdaki ihtilâfın sebebi şudur: Temel meselelerde Karma Hükûmetçe varılan kararlara dair kendi partisine mensup olan Bakanlardan bilgi almağa dahi lüzum görmeksizin sorumluluk duygusu ile bağdaşamıyacak davranışlarda bulunmaktadır.

Bir misâl olmak üzere 22-23 Şubat olayları ile ilgili af tasarısı konusundaki davranışını umumî efkâra bildirmek isterim.

Olay gecesi diğer parti liderleri ve Hükûmet üyeleri ile birlikte orada hazır bulunan A.P. lideri kan dökülmemesi ve rejimin selâmeti için oybirliği ile alınan kararı ve verilen sözü tasvip etmiştir. Herkes bilir ki; böyle bir kanun tasarısını sevk edeceğimizi Şubat sonunda bütçe müzakereleri kapanırken Meclis kürsüsünden resmî olarak ilân ettik.

A.P. liderinin bütün bunlardan habersizmiş gibi 24 Mayıs 1962 günü bana gönderdiği muhtıranın şu cümleleri ibretle okunmaya değer; çünkü bu yazıda bir taraftan 22-23 Şubat gecesi ile ilgili af mevzuunu bazı gazetelerin neşriyatından öğrendiğini iddia etmekte, diğer taraftan da suçlular mahkemeye sevk edilmeden bunlar hakkında bir af çıkarılmasının hukuki bakımdan imkânsız olduğunu ileri sürmektedir.

Sözü geçen mektubun konu ile ilgili cümleleri şudur: “Bazı gazetelerin neşriyatından 22-23 Şubat gecesi ile ilgili bir af mevzuunun ele alındığını ve yakında Meclis’e getirileceğini haber almış bulunuyoruz. 22-23 Şubat gecesi suçlularının mahkemeye sevk edilmeden bunlar hakkında bir af konusu hukukî bakımdan imkânsız olduğu görülmektedir” denildikten sonra, olay ile ilgili bazı taleplerde bulunulmaktadır.

Dünkü demecinde ise sayın A.P. lideri yeniden kanaat değiştirerek 22-23 Şubat olayları ile ilgili affın hukukî imkânsızlığından değil, bir zaruret olduğundan ve A.P.’nin buna karşı olmadığından bahsedilmektedir.

A.P. liderinin bu muhtırasında ve Karma Hükûmette vazife almış Bakanlarından malûmat almaya dahi lüzum görmeden Karma Hükûmete oybirliği ile karara bağlanmış konularda te[okunamadı] eden benzer tutumları, yayın ve beyanları bilhassa şu bakımdan önemlidir: Bizim Devlet anlayışımız resmî kurulları ve sorumlu müesseseleri dış baskılara karşı korumak anlayışıdır. Sorumsuz bir parti liderinin, sorumlu kurallara dışardan tahakküm etmiye kalkışması hiç bir zaman tasvip etmediğimiz ve etmeyeceğimiz bir tutumdur.

42 yıldan beri çatısı altında hürmetle çalıştığım Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kudreti ve üstünlüğü hakkında kimseden öğüt almıya muhtaç değilim.

Bizim anlayışımıza göre asıl millî iradeye karşı olan davranış yalnız Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı sorumlu olan Hükûmet üzerinde dışarıdan tahakküm iddiasında bulunmaktadır.

Cumhuriyet Hükûmeti yalnız Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin güven oyu ile yerinde kalır ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı sorumludur. Bunun dışında bir anlayışla hükûmetin vazife görmesi mümkün değildir.

 

 

 

 

Siyasi Af Konusuna İlişkin AP Grup Kararı ile İlgili Söyledikleri ve Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[73]

“22-23 Şubat hâdiseleri için hükûmetçe teklif olunan kanun tasarısının müstakil bir konu olarak ele alınıp desteklenmesi A.P. Grubunca da kabul edilmiştir. Bu suretle mühim bir konunun halledildiği anlaşılıyor. Adalet Partisi tebliğinde, siyasî af konusunda ifade edilen arzu, esasen hükûmet programı içinde mevcuttur.

Partiler üstü çeşitli meseleleri görüşmek üzere parti liderlerini kısa zamanda toplantıya çağırmayı düşünüyorum.”

(...)

Başbakan bu arada “C.H.P. koalisyondan çekiliyormuş Paşam” diyen bir gazeteciye “Öyle bir şey yok” karşılığını vermiştir.

[Tamamlayıcı haber]

İnönü dün gece C.H.P. ileri gelenleriyle yaptığı bir sohbet toplantısında “Eğer Gümüşpala muhalefet liderlerinden esirgemediği yardımı hükûmete yapsa idi af daha kolay gerçekleşebilirdi” demiştir. İnönü bu sohbette 22-23 Şubat gecesi hâdiselerini oradaki Bakanlarla Parti liderlerinin tutumunu anlatmış kabinenin o gece kendi görüşüyle tamamen beraber olduğunu, A.P. liderinin hattâ, subayların affını dahi az gördüğünü ve taleplerin kabulü için Gürsel’i ve bazı bakanları araya sokmak istediğini söylemiştir.

Bugün öğleden sonra saat 15.30’da Başbakanlığa gelen İsmet İnönü’yle kapıda görüşen gazeteciler, kendisine evvelâ koalisyonun ne durumda olduğunu sormuşlar ve İnönü bu soruyu şöyle cevaplandırmıştır: “Bekliyoruz işte. Toplanmışlar, konuşuyorlar”

“Koalisyon A.P.’ye mi bağlıdır?” sorusuna karşı “Hayır” cevabını veren Başbakan “C.H.P.’nin koalisyondan ayrılma kararı olup olmadığı” sorusunu şöyle karşılamıştır: “Yok canım.”

 

 

 

 

Cumhuriyet Senatosu Başkanı Suat Hayri Ürgüplü’nün Davetinde AP Senato Grup Başkanı Refik Alpiskender’e Söyledikleri[74]

(...) Başbakan Alpiskender’e şunları söylüyordu:

“Af olacak, olacak ama, bana yardım etmiyorsunuz. Aklı bir karış yukarıda olanlara karşı durmuyorsunuz, susuyorsunuz.”

Alpiskender ise: “Paşam elimizden geleni yapıyoruz. Fakat siz de memleketi bu halde bırakamazsınız.”

İnönü, “Yoo.. Yooo.. Ben memleketi değil, sizi bu işlerle başbaşa bırakacağım. Bir kere baştan pazarlığımız var. Ben hükûmeti kurarken, siz her Bakanlık için üç aday gösterecektiniz. Bir tane gösterdiniz. Ben de kabul ettim. Şimdi onlara düşman oldunuz. Olmaz böyle şey” şeklinde konuştu.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Koalisyona İlişkin Yapılan Konuşma[75]

(...) “Ehemmiyetli bir mevzuu ele almış bulunuyoruz. Akşama kadar konuşacağız. Arkadaşlar konuşurken bütün sorumluluk kendi üzerlerinde imiş gibi ciddî bir sorumluluk duygusu içinde konuşsunlar. Böyle bir anlayış içinde sinirlere hâkim olarak konuşulursa salim bir neticeye varabiliriz. Büyük ve şerefli bir partinin iktidarda ve muhalefette her zaman taşıdığı vekarına yakışır neticelere varması için bu anlayışla konuşmanızı rica ediyorum. Sizi dinliyeceğim ve daha sonra ben de konuşacağım.”

(...) CHP Genel Başkanı ve Başbakan İsmet İnönü dünkü CHP grup toplantısının sonunda etraflı bir konuşma yaparak, koalisyon iktidarının kuruluş şartları ve sebepleri üzerinde durmuş, nisbî seçim sisteminin sürprizli neticesi ile iki zıt kanadın icra sorumluluğuna ortak olduklarını anlatmış ve şöyle devam etmiştir:

“Hükûmet içinde oldukça sağlam bir anlaşma kurmak mümkün olmuş ve hükûmet verimli bir çalışmaya koyulmuştur. Ancak dışarıdan Meclis murakabesi dışında sorumsuz şahıslardan gelen müdahaleler hükûmet içindeki anlaşma havasına yardımcı olmaktan uzak kalmıştır. Bu arada, Meclis içinde iki koalisyon kanadının münasebetleri icra sorumluluğunu paylaşan ve müşterek bir programları bulunan gruplar münasebeti olarak gelişememiştir. Muhalefet gruplarından gelmesi mutad olan güçlükler iktidar kanatlarından gelmiştir. Bütün bu güçlükler Grubumuzda bugün cereyan eden müzakerelerin de gösterdiği gibi, koalisyon ortakları arasında mevcut olması gereken ahenk ve anlayışın doğmasına ve gelişmesine mâni olmuştur. Elbette bugünkü hali ile koalisyonun devamı mümkün değildir. Koalisyonun tehlikeye düştüğünü görüyoruz. Bu böyle devam edemez. Koalisyonun devamında memleketin faydası vardır. Ancak, şartlarını ıslâh etmek üzere iki ortak arasında ciddî esaslara dayanan bir görüşme açmak lâzımdır. Grubumuzun bu istikametteki direktiflerine tamamen iştirak halindeyim.”

 

 

 

 

Parti Liderleriyle Görüşmeleri Hakkında Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[76]

(...) Saat 16.30’dan saat 20.30’a kadar temaslarda bulunan Başbakan İnönü, Meclis’ten ayrılırken gazetecilerin suallerini cevaplandırmış ve şunları söylemiştir: “Havadis verdim size. C.H.P. Grubunun tebliği ile vaziyeti öğrendiniz. Ona göre çalışmalara başladık.”

Liderlerle görüşmelerinizden memnun musunuz?

“Memnunum tabiî..”

Yuvarlak masa toplantısı yapılacak mı?

“Daha belli değil.. Safha safha ilerliyoruz.”

Yapılması düşünülen toplantı, koalisyonu teşkil eden iki parti arasında mı, yoksa dört parti arasında mı olacak?

“Koalisyonu teşkil eden partilerle görüşülecek hususlar da var, diğer partilerle konuşulacak hususlar da..”

 

 

 

 

Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Görüşmeden Sonra Temaslarına İlişkin Söyledikleri[77]

(...) İnönü, Çankaya Köşkünden ayrılırken gazetecilerin sorularını cevaplandırarak Cumhurbaşkanı seyahatten döndüğü için kendisini ziyaret ettiğini söylemiş ve “Liderlerin af mevzuundaki toplantılarından ümitvar mısınız?” sorusunu da “Evet, evet ümidim var. Ümitliyim” diye cevap-landırmıştır

 

 

 

 

NATO’nun Türkiye’ye Ekonomik Yardım Kararı Alması Üzerine Verilen Demeç[78]

Atina müzakerelerinde memleketimizin ihtiyaçlarına gösterilen ciddî ilgiden halkımız pek memnun olacaktır.

Müttefiklerimizin NATO üyeleri arasında yakınlığı ve tesanüdü bir derecede daha kuvvetlendiren anlayışları, Türkiye’nin NATO içinde samimî bir müttefik olmasının, plânlı kalkınma için hazırlıklarımızın ve ekonomik politikamızın açıkça takdir edilmesinin neticesi olmuştur.

Bu hâl, siyasî ve iktisadî alanda bizim için kıymetli bir unsurdur.

Vatandaşlarıma haberleri süratle arzetmeyi vazife bildim. Bu istikametteki gelecek gelişmeleri umumî efkârımıza ayrıca arz olunacaktır.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Mardin Olayları, Koalisyon ve Siyasi Af ile İlgili Yapılan Konuşma[79]

Başbakan İnönü, Mardin olaylarına dair şunları söylemiştir:

“Mardin hâdisesini sıcağı sıcağına mesul Bakanlar mahallinde tetkik ettiler. Hâdise, aslında, yersiz bir sözün yarattığı infialden başka bir mâna taşımamaktadır. Söz yarası, silâh yarasından daha tesirlidir. Bunu hiç affetmem. Bir idaresizlik yapılmıştır. Birbirlerini rencide ederek karşılıklı sözler sarfedilmiştir. İdaresizlik yapanlar değiştirilecek ve cezalandırılacaktır. İçinde bulunduğumuz karışık politik cereyanlar, türlü maksat ve niyetler, bu gibi hâdiseleri istismara müsaittir. Çok yakından tanıdığım Mardin halkının engin vatanperverlik duygusuna mutlak inancım vardır.”

İnönü koalisyon çalışmalarına da temasla demiştir ki:

“Kararlarımıza uygun olarak koalisyonu memleketin hizmet ihtiyaçlarına cevap verecek bir hale getirmek maksadıyla iki taraflı çalışmalara başladık, Koalisyon partileri bütün teşkilâtlarını memlekette, Meclis’te ve hükûmette bir ahenk içinde ve yapıcı bir istikamette çalıştırma imkânını aramakta ve usullerini tespit etmektedirler. Bu şartlar gerçekleştirilebildiği takdirde, koalisyon güven içinde hizmet yolunda devam edebilir. Çalışmaların umumî havası müsait görünmektedir.”

Başbakan İnönü, siyasî afla ilgili olarak konuşmasına şöyle devam etmiştir:

“Hükûmet programında ifadesini bulan geçmiş devrin yaralarını sarma konusu taraflarca başka mânalar taşımaktadır. Bizim maksadımız 27 Mayıs’a kadar olan devir ile ondan sonraki devrin yaralarının sarılmasıdır. Bu arada siyasî af da vardır. Bildiğiniz gibi, bu mesele parti liderleri kademesinde ele alınmıştır. Üçüncü toplantı 11 Mayıs Cuma günü saat 16’da yapılacaktır. Bugüne kadar çeşitli tefsir ve istismarlara yol açan bir konu olmuştur. ‘Herkes af istiyor, yalnız CHP ve Başbakan İnönü istemiyor,’ propagandası sabahtan akşama yapılmaktadır. Bu, gerçeklere uymayan, haksız, iptidaî bir istismardır. İcra sorumluluğunu taşıyan bir insanın başkalarının yapamıyacağı ve yapmadığı hesaplar ve meseleler içinde bulunduğu unutulmaktadır.

Affın lehinde ve aleyhinde mevcut iki hava arasında bir muvazene kurmak zaruridir. Bizim taahhüdümüz Hükûmet programında yer almıştır ve 1962 senesi içinde gerçekleştirilecek bir taahhüttür. Koalisyon ortağımızın salâhiyetlerine ve diğer parti liderlerine düşüncelerimizi, bunun hudut ve şumülünü bir çok defalar söylemiş bulunuyoruz. Memleketin bütün müesseselerinde huzur teessüs edince affa gideceğim, fakat daha evvel aldığımız tedbirlerin neticelerini görmem lâzımdır, dedim. Bugün de, bu görüşümde bir değişiklik olmamıştır. Siyasî af olacaktır, kademeli olacaktır. Taahhüd ettiğimiz müddet içinde yapılacaktır. Tarihler üzerinde yapılan müzakerelerde 29 Ekim’den evvel kısmi bir affı çıkarabileceğimizi ifade ettim. Bunun üzerine, geç olduğunu söylediler. Ben de, başka bir şey yapamam, dedim. Yetkili organları ile temaslarını yapmış olarak, yarın tekrar buluşacağız. Umuyorum ki sorumluluk duygusu içinde isabetli bir hâl çaresine varmak mümkün olacaktır.”

İnönü, diğer partilerin bir emri vakii karşısında tutumunun ne olacağı sorusuna da şu cevabı vermiştir:

“Böyle bir emri vâkiin mesuliyetini üzerine alamam.”

 

 

 

 

Koalisyon ve İktisadi Duruma İlişkin Bayram Gazetesi’ne Verilen Demeç[80]

Bayramı vatandaşlarıma sevgiyle ve saygıyla kutlarım.

Bayrama siyasî alanda oldukça yaygın ve merak uyandırıcı hâdiseler içinde girdik. Karma Hükûmeti teşkil eden partiler arasında beraber çalışma ve sorumluluğu birbirine güvenle taşıma şartlarının bozulduğu endişesi uyanmış idi. Vatandaş ve hususiyle siyasetle uğraşan aydınlarımız, hükûmette bulunan partilerin anlaşıp anlaşamıyacaklarını takip ettiler. Nihayet, C.H.P. ve A.P. sorumluluğu beraber taşıyarak memlekete hizmet etmek kararında birleştiler. Meclis’te bulunan dört partiden muhalefetteki Y.T.P. ve C.K.M.P. liderleri de, hükûmet buhranını arzu etmediklerini bildirmişler ve uzlaşma tavsiye etmişlerdi. Vatandaşların, devamlı ve istikrarlı bir karma hükûmetin içindeki ihtilâfı düzeltmiş olduğunu öğrenmekten memnun olduklarını tahmin ederim. Esas itibariyle, siyasî hayatımızda uyandırılmış olan siyasî af konusunun [okunamadı] şekline bağlanmış olduğu inancındayım.

İktisadî durum

Öte taraftan memleketin muhtaç olduğu iktisadî ve içtimaî bir çok tedbirler var ki, bunların 1962 senesinde başarılıp neticelendirilmesi icap etmektedir. Ondan sonra iktisadî gelişme ve kalkınma tasarlanan plâna bir an önce bağlanmazsa işsizlik ve darlık gibi esas itibariyle yaşama seviyesinin düşüklüğünden ve uzun müddet hesapsız ve plânsız yaşamaktan doğmuş meseleler gittikçe ağırlaşarak devam edecektir. Şimdi çektiğimiz iktisadî sıkıntıların her yıl azalması ve nihayet gelişmiş milletlerin meseleleri derecesine inmesi, plânlı çalışmaya hemen girmemize bağlıdır. Bu sene geniş çapta hazırlık yapıyoruz. 1963 başında tatbike geçeceğiz. Bu neticeye ermek başlıca amacımız ve görevimizdir. Kesin kararımız odur ki kalkınma devrine memleketi tertipli bir surette sokmak için rastgeldiğimiz güçlükleri ve tâli meseleleri çözmeye ve yenmeye çalışmalıyız. Bayram üzeri geçirdiğimiz buhranı da bu cümleden saydık ve bu karar ile atlattık.

Netice alacak devredeyiz

Aziz vatandaşlarım, Türkiye’nin bir gelişme ve kalkınma devrine girebilmesi hazırlığında pek çok güçlüğü geçirdik. Netice alacak devreye girdik. Bu devreyi şu mânada kıymetlendiriyorum: İktisadî ve malî alanda bizim alacağımız fedakârca tedbirleri biliyoruz, yeniden arıyacak değiliz. Kalkınma plânı için dışardan görmeği arzu ettiğimiz geniş ilgi ve kâfi yardım yolunda çok güçlüğü atlattık. Müspet neticeye yaklaşmış bulunuyoruz. Vazife sorumluluğunu, âmme hizmetinde bulunanlar ve sade vatandaşlar olarak elbirliği ile ve sabırla taşımağa mecburuz. Sorumluluğu resmî ve hususî alanda gözden kaçırma hatasının cemiyetimize hâkim olmaması için uğraşacağız. Muvaffak olacağımıza eminim.

 

 

 

 

Konya Orduevi ve Basın Toplantısında Kalkınma Planı ve Kurban Bayram Dolayısıyla Söyledikleri[81]

Başbakan İsmet İnönü Orduevinin önüne yerleştirilen bir mikrofondan Konyalılara hitaben “Konya’ya bayramlaşmaya geldim. Hepinizin bayramını kutlarım” demiştir.

Bundan sonra İnönü Orduevine girmiş, salonlarda subay ve aileleriyle bayramlaşmıştır. Daha sonra Orduevi bahçesinde subay ve eşlerine şunları söylemiştir. “Buradan neşeyle ayrılacağım. Sizlerin neşeleri beni neşelendirdi. Memleket için çarpan yürekleriniz memlekete kuvvet veriyor. Ben de bundan kuvvet aldım” demiştir.

(...) İnönü basın mensuplarıyla bir sohbet toplantısı yaparak şunları söylemiştir:

“Konya’da bir bayram günü geçirmeyi tasarlamıştım. Memleketin siyasî ve iktisadî durumu hakkında, Bayram Gazetesinde geniş bilgi vermeğe çalıştım. Ümit ediyorum ki, iktisadî konularda vatandaşlarıma söylediklerim dikkati çekmiştir. Beş yıllık kalkınma plânının kesif hazırlanma devrine girdik. Önümüzdeki aylar çok işimiz var. Geniş ölçüde içerden ve dışardan kaynaklar seferber etmeğe çalışıyoruz. İktisadî plânlama çalışması rahat ve kolay bir usul değildir. Vatandaşlarımın bu noktaya ehemmiyet vermelerini rica ederim.

Büyük Meclis’te ciddî kanunlar hazırlamak lâzım. Her kanun ciddidir. Burada kullandığım tâbir, ağır fedakârlık isteyen kanun mânasınadır. Milletçe plânlı iktisat devri demek, gösterişten, israftan uzak yaşama, herkes için en son imkânda eşit bir sabırla çalışma devridir. İlk beş yıldan sonra, hattâ ilk beş yıl bitmeden ufukta ferahlık işareti görülür. Şimdi içinde bulunduğumuz çalışma şekli bu.

Ben Konyalıları tanırım, beraber muharebe ettik. Sabırlı, fedakâr oldukları kadar akıllıdırlar. Bütün gördüğüm vatandaşlar, neşeli ve iltifatta cömerttiler. Sizin vasıtanızla onların bayramlarını tekrar kutlarım.”

 

 

 

 

Eskişehir Orduevinde Kurban Bayramı Kutlaması ve Kalkınmaya İlişkin Söyledikleri[82]

(...) Orduevi binası önünde halk tarafından kendisine tezahürat yapılan Başbakan İnönü’yü Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral İrfan Tansel karşılamıştır. İnönü Eskişehirlilerin bayramını kutlamış: “Sizi selâmlamaya geldim. Bayramınız kutlu olsun” demiştir.

Öğle yemeğini Orduevinde subaylar ve eşleriyle birlikte yiyen Başbakan İnönü gezi maksadını soran gazetecilere şunları söylemiştir:

“Hem bayram istirahati yapıyorum, hem kendime göre, istirahat esnasında vazife yapıyorum. Bu dört gün içinde temas edemediğim askerî karargâhları ziyaret ederek, eski arkadaşlarla buluşuyor ve bu arada meslek hatıralarımı yâd ediyorum.

Eskişehir büyük askerî merkezlerimizden biridir.”

İnönü daha sonra iktisadî ve siyâsi konulara temasla kısaca şöyle demiştir:

“İyi günlere gidiyoruz. Büyük ölçüde kalkınma hazırlıkları ve plânlarımız var. Sağlam esaslara dayanan bir kalkınma yapacağız. Ümidim çok kuvvetli, sabrın çoğu gitti azı kaldı. Meclis’de de çok iyi çalışacağız ve büyük işler yapacağız.”

 

 

 

 

28. Tümene Bayram Kutlaması ve Subaylarla Toplantıda Yapılan Konuşma[83]

“28 inci Tümenin subay ve erleri; Bayramımız kutlu olsun.

Ordumuzun en iyi yetişmiş kıtalarından birini selâmlamakla bahtiyarım. Hazerde ve seferde şerefli hizmetler görmek için hazırlanıyorsunuz. Sizi bugün kutlamakla, ordunun şan ve şerefine uygun vazifelerle milletin gözünde daima kıymet ve kuvvet olarak yaşamınızı dilerim.

Hazırlıklarınızdan ve kabulünüzden dolayı da size teşekkür ederim.”

(...)

Merasim Kıt’asının teftişinden sonra Başbakan İnönü, inşası tamamlanmak üzere bulunan Tümen Komutanlığı binasını gezmiş ve buranın salonunda bütün subaylarla bir toplantı yapmıştır. İnönü bu toplantıda, subaylarla konuşarak, demiştir ki:

“Arkadaşlarım;

Sizi topluca görmek ve bayramınızı kutlamak istedim.

28 inci Tümen, büyük merasim günlerinde Başkentte Ordumuzun yüksek kıymetlerini temsil eden bir cürütamdır [cüz’ü tamdır]. Memlekete dağılmış büyük bir Ordunun Başkentte bulunan kıtaları Türk Ordusunu dostlarına ve uzaklara karşı temsil eden hususî bir imtiyaza maliktir.

Yarın 19 Mayıs’ta Ordumuzu, siz temsil edeceksiniz. Ordunun itibarı, kıymeti ve şerefi sizin mesuliyet duygunuza bağlıdır; bir ordunun millet nazarında kazanacağı kıymete bağlıdır.

Bugünün haberi

Bu zamanın harbi, “total” dedikleri “topyekûn harb” karakterindedir. Bu harbte milletin bütün kuvvetleri cephede uğraşırken, memleketin her yeri de harb tesiri altındadır. Harb tesiri altında bulunan bir milletin, inzibat içinde milletçe kendine yararlı olması, harbin ciddî surette “millî harb” olmasına bağlıdır. Onun için subaylarımızın millet nazarında kıymet görmeleri, hayatî bir vazifedir. Bu, sizin dirayetli ellerinize verilmiş hususî bir şereftir.

Ordunun kıymet ve itibarı

Ordunun kıymetini ve itibarını muhafaza etmek, siyaset adamlarının büyük vazifesidir ve sizin en kıymetli vazifeniz de bunu devam ettirmektir. Tekrar, hepinizin bayramınızı kutlarım.”

28 inci tümenden ayrılış

Konuşmasını tamamladıktan sonra komutanlık binasından ayrılan Başbakan İnönü, merasim kıtasını gene bekler görünce “Bunların işi bitmemiş miydi?” diye sormuş ve “Sizi uğurlayacaklar Paşam” karşılığını almıştır.

Bunun üzerine (...) Başbakan İnönü “Allahaısmarladık, arkadaşlar” demiş, ancak bir ağızdan söylenen “Sağol” sözünün askerce olmadığını görünce kaşlarını çatmış ve sert bir sesle “Kuvvetli cevap verin; Allahaısmarladık, arkadaşlarım” demiştir. Bunun üzerine merasim kıt’asından bir tek ağızdan çıkar gibi gür bir şekilde söylenilen “Sağol” sözü her tarafı çınlatmıştır.

 

 

 

 

Gazetecilerin Koalisyon Hükümeti ile İlgili Sorularına Verilen Yanıtlar[84]

Soru: Gümüşpala’nın bugün gazetelerde yayınlanan mesajı ile ilgili olarak bize bir diyeceğiniz var mı?

Cevap: Hayır, yok. İki gün sonra toplantı var; orada görüşeceğiz.

Soru: Ahmet Topaloğlu’nun İçişleri Bakanlığından istifa ettiği yolunda bir söylenti var. İstifa haberi doğru mu?

Cevap: Yok böyle bir şey. Topaloğlu, durup dururken neden istifa etsin?

Soru: Avni Doğan’ın istifası hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevap: İstifasını bana göndermiş, henüz elime geçmedi. İstifa ettiğini bana telefonla bildirdi.

Soru: Paşam, Avni Doğan’ın yerine kimi düşünüyorsunuz?

Cevap: Henüz düşünmedim.

Soru: Gümüşpala’nın Adalet Partili bakanlardan bazılarının değiştirilmesi için size tekrar müracaat ettiği söyleniyor.

Cevap: Yok böyle bir şey. Buna ne lüzum var?

 

 

 

 

Siyasi Affa İlişkin Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[85]

(...)

İnönü ile gazeteciler arasında şu konuşma geçmiştir:

Soru: Bu sabah Cumhurbaşkanı Gürsel gazetecilere, siyasî affın buhrana sebep olduğunu, durmaksızın aftan bahsetmenin doğru olmadığını, Hükûmetin çekilmesinden de endişe etmemek gerektiğini, bu Hükûmetin çekilmesi halinde yeni bir Hükûmetin kurulabileceğini söyledi. Sizin bu hususta bize bir diyeceğiniz var mı?

Cevap: Hayır, yok. Doğru söylemiş.

Soru: Avni Doğan’ın istifasını kabul buyurdunuz mu?

Cevap: İstifası henüz elime geçmedi.

Soru: Yerine kim vekâlet edecek, kim getirilecek?

Cevap: Henüz karar vermedim.

Soru: A.P. İl Başkanlarının bugünkü toplantısında kademesiz siyasî affa karar verilir ve bunun Hükûmetin istediği zamandan daha erken çıkmasında israr edilirse durum ne olacaktır? Siz, o takdirde de 23 Mayıs’ta yapılacak liderler toplantısına katılacak mısınız?

Cevap: İhtimalât üzerine konuşulmaz.

 

 

 

 

CHP ve AP MYK’ları Ortak Toplantısında Siyasi Affa İlişkin Yapılan Konuşma[86]

(...)

“Memlekette affı isteyenler olduğu gibi istemeyenlerde çoktur. Affın tahakkuku halinde olacak faydaları hazmetmiş kimselere rastlamadım. Aftan doğacak faydaları fertlere anlatabilmek için zamana ihtiyaç vardır. Ekim’e kadar bu konunun olgun bir hale getirileceğini ümit ediyorum. Ekim tarihini ilân edelim diyorsunuz. Acele etmiş oluruz. Belki bu af Eylül’de de olabilir. Ben affın arkasındayım. 4-5-6 senelik siyasî mahkumlar için en geç Ekim’de hususî affı çıkaracağız. Bunun dahi mesuliyetine muhatap olmayı ben göze alıyorum. Hiç kimseden destek görmedim. Nazari konuşmayalım, realist olalım, kanunun geleceği zamana kadar dilinizi tutunuz. Af gelince huzur olacak diyorsunuz. Bunun delillerini veriniz. Hiç biriniz elle tutulur bir delil öne süremiyorsunuz. Ancak bir takım şartların temini suretiyle Ekim’de bir kısmi af yapılabilir.”

Gümüşpala istifadan bahsetti

İnönü siyasî af konusunun tahlilini böylece yaptıktan sonra A.P. sorumlularına hitaben: “Genel İdare Kurulunuz hükûmetin üstünde gibi davranıyor, Paşam” demiş. A.P. Genel Başkanı Gümüşpala’da buna: “Ben Orgeneralliğe kadar yükseldim. Hiç bir itirazım yok. Genel Başkanlıktan istifa edebilirim” şeklinde cevap vermiştir.

İnönü, konuşmasına şöyle devam etmiştir: “Bayramda bir köye gitmiştim. Orada affın 29 Ekim’de olacağını kesin olarak söyledim ve fikirlerini sordum. Kimse sesini çıkarmadı, hepsi yüzünü yere eğdi. Zamanla benim haklı olduğumu anlıyacaksınız.”

 

 

 

 

27 Mayıs’ın 2. Yıldönümü Dolayısıyla Yapılan Radyo Konuşması[87]

27 Mayıs’ın yıldönümünü kutluyoruz.

27 Mayıs umumî huzuru bozulmuş cemiyetimizin kısa zamanda demokratik rejime geçmesini hazırlamış ve başarmış olan bir inkılâbın sembolüdür.

Bunu, gönül birliğiyle milletçe kutluyoruz.

Aziz Atatürk’ün hâtırasını bugün de gönüllerimizin engin sevgisi ile anıyoruz.

27 Mayıs’ın, geniş vatandaş kütlesi tarafından huzur içinde geçirileceğinden eminim. Karma hükûmet, geçmiş olaylardan ders almasını bilen ve geçmiş olayların ıztıraplarını unutturmağa çalışan bir zihniyet içindedir. Bu karma hükûmet, istikrarlı, kuvvetli ve üyeleri arasında tam beraberlik halindedir.

Memleketin çok önemli iktisadî ve içtimaî meseleleri hükûmetin esas meşguliyetini teşkil etmektedir. Bu çalışmaların neticeleri yakında görülecektir. Ferah günler, ufuktadır.

Vatandaşlarıma 27 Mayıs gününü saygılar ve ümitlerle kutlamayı vazife bilirim.

 

 

 

 

2. İmar Kongresinde Yapılan Konuşma[88]

İmar ve iskân konusu, insanların cemiyet haline geldiği günden beri milletlerin medeniyetlerini, kültürlerini her şeyden evvel sağlam ve güzel yapılarda buluyoruz.

Milletler, büyük imar eserleri ile, yani büyük mimarî nümuneleri ile tarihte yer almışlardır. Kök tutmuşlardır. Ve adlarını daima yaşatmışlardır.

Teknik eserlerde insanların mağaradan su kenarlarında, ağaç tepelerinde mesken aradıkları devirlerden itibaren iskân meselesini nasıl düşündüklerini, nasıl tekâmül ettirdiklerini de âlimler tetkik etmektedirler.

Bu asırda imar ve iskân meselesi, eski devirlerden başka bir karakter kazanmıştır. Eski devirlerde eser, büyük mabedler, büyük hacimler halindedir. Bunlar, kudret sahiplerinin düşünmeden çalıştırdıkları insanlarla yapılıyordu ve bütünleşiyordu. Sosyal ihtiyaçlar da şimdiki kadar geniş değildi. Şimdi o usulde çalışmalara imkân yoktur. İnsanların seviyesi, her sahada insanca muamele içinde işlemektedir.

Büyük imar hareketleri, özellikle insanların muhtaç oldukları imar hareketleri, toplumumuzun müşterek meselesi olarak milletlerin müşterek çalışmaları ile vücuda gelecektir. Bu bakımdan, imar meselesi bir cemiyet meselesidir. Devlet meselesidir.

Bundan sonra iskân meselesi de bugün bir cemiyet meselesi olmuştur. Henüz özel teşebbüs ve serbest çalışma ile servet kazanmış fertleri olan milletler de bile binlerce sene kalacak büyük âbideler yapmak mümkün olmamıştır ve bugünkü cemiyetin müşterek sosyal ihtiyaçlarını karşılamak özel teşebbüsle kazanç sahibi olmuş iyi niyetli, feragatli insanların vakıfları ile, yardımları ile mümkün olmamıştır.

Şu halde, imar meselesi de, iskân meselesi de bugünkü cemiyetle devlet meselesi olarak ortaya çıkmıştır.

Muhterem arkadaşlarım,

Biz hükûmeti kurduğumuz günden itibaren imar ve iskan meselesini, hükûmet içinde büyük ölçüde sosyal hizmetlerle meşgul olacak bir bakanlık olarak ele aldık. O açıdan bu ihtiyacı takip ediyoruz.

Âmme hizmetleri dediğimiz meseleler, vatandaşın günlük ihtiyaçlarını tanzim etmektedir ve bugünkü cemiyette bu ihtiyaçların tanzimini büyük şehirlere, büyük varidat sahiplerine, imkân sahiplerine hasretmek de mümkün değildir.

İskan ihtiyaçları, cemiyetin müşterek ihtiyaçlarıdır. Her vatandaşın temin edilmesini istiyeceği tabiî haklar cümlesindendir. Yolu, suyu, elektriği, mektebi ve saire gibi..

Şimdi, bu mesele âmme sektöründe cemiyetin ihtiyaçlarına taalluk eden mevzular ve haklı olarak mesken dâvası diye kongrenin büyük çalışma konusunu teşkil eden mesele, memleketimizin temelli bir sosyal ihtiyacı halindedir ve bu ihtiyaç her memleketten ziyade bizim idaremizi çalışmaya, çaba sarfetmeye sevk etmekte ve karşısında bulunduğumuz güçlükler de o nisbette geniş ölçüde bulunmaktadır.

Unutmayalım ki, bütün bu ihtiyaçların samimî bir surette giderilmesi, çalışmaları imar ve iskan mevzuuna girer.

Sıraladığımız bu ihtiyaçların yerine getirilmesi kalkınma halinde bulunan bir memlekette temin edilecektir. Biz, kalkınması geç kalmış, vasıtaları mahdut bir memleketin ihtiyaçlarını temin etmekle mükellefiz. Bu ihtiyaçlar içinde gereken ölçüde sosyal davranışlara ihtiyaç vardır. İmar ve iskan konuları da bunlardan biridir. Kazancımızla, elimize geçen geliri, vatandaş gelirini çok ölçülü, iyi sıra ile, dikkatle, hiç israfa kapılmadan kullanmaya mecburuz ve bu ihtiyaçları kendi vasıtalarımızı öyle kullandığımız halde bile sosyal ihtiyaçlarımızı temin etmek için uzun zamana muhtacız. Çalışma istikametimiz iyi, programlarımız sağlam ve bütün bu tedbirler vatandaşa güven verici olursa, ihtiyaçlarımızın zaman içinde sıra ile temin edilmesine vatandaşın sabretmesini gerçekleştirebiliriz.

Demek ki, vasıtalarımızı, plânlarımızı ve bunun karşılığında mesken ihtiyaçlarını temin etmekle vazifemizi yapıyoruz diyebileceğiz. Bunları, bu ihtiyaçları tespit edeceğiz ve Bakanımızın söylediği gibi, isabetle tatbik edeceğiz. Plânlama meselesi henüz şehirlerde yarı ölçüde ele alınabilmiştir, tamamlanmamıştır. Halbuki, plânlama içine bütün köylerimizin de girmesi lâzımdır. Bunların tamamlanması için ne kadar zamana ve vasıtaya muhtaç olduğumuzu bu çalışmalarımızla tespit edeceğiz. Bu vasıtaları, ancak kalkınmayı, millî gelirin, millî takatin artmasını temin edebileceğimiz nispetle vücuda getirebiliriz. Sosyal hizmetler, milletçe kalkınma çabaları ile ayrılmaz bir şekilde birbirine yapışıktır.

Muhterem arkadaşlarım,

Şimdi son noktaya geliyorum, o da bu kalkınma programının tanzimi, bunun tatbiki, bunun vasıtalarının temini için sosyal hizmetlerin tesisi ve terakki temini büyük ölçüde disiplin ister. Devlet hayatında millet hayatında ve bütün amme sektöründe ve özel teşebbüste, her meslekte bulunan az veya çok kazanan herkes bilecek ki, bu memleket kalkınma çabası içerisindedir. Bu çabada muvaffak olmaya mecburuz. Buna göre, devlete vasıta temin etmeğe mecburuz ve vasıta temin ettiğimiz nispette her ihtiyacın içinde sosyal ihtiyaçları ön plâna almaya mecburuz. Bu kanaatle umumî işbirliği ve elbirliği ile netice alabiliriz. Kongremizin bu anlayışla kalkınma için fedakârlık ve disiplin isteyen sosyal hizmetler için bir plânlama ve elbirliğine zaruret olan bir zemin üzerinde gereken tavsiyeleri yapacağına ve yürünmesi icab eden yolları göstereceğine emin bulunmaktayım.

 

 

 

 

NATO Toplantısından Dönen KKK Orgeneral Ali Keskiner ve Diğer Kuvvet Komutanlarının Ziyaretinden Sonra Söyledikleri[89]

Başbakan İsmet İnönü dün saat 20.40’da Başbakanlıktan ayrılırken kapıda bekleyen gazetecileri görünce “Ne o, sizin başka işiniz yok mu?” diyerek kendileriyle şakalaşmış ve “Komutanlarla görüşmeniz uzun sürdü Paşam?” diyen bir gazeteciye de: “Doğru, hakikaten özlüyorum” dedikten sonra gülerek ayrılmıştır.

 

 

 

 

İsviçre’nin Neue Züriher Zeitung Gazetesi ile Yapılan Söyleşi Özeti[90]

Başbakan İsmet İnönü bugün bir İsviçre gazetecisine Türkiye’nin hasta bir çocuğun sıkıntılarını çektiğini söylemiştir.

Neue Züriher Zeitung gazetesinin Ortadoğu mümessili olan Dr. Victor Meler bugün saat 12’de Başbakan İsmet İnönü tarafından kabul edilmiş ve kendisiyle bir mülâkat yapmıştır. Başbakan, İsviçreli gazetecinin çeşitli sorularını cevaplandırmış ve Türkiye’nin şimdilik bazı güçlükler içinde olduğunu, fakat bunları yeneceğini, hasta çocuk sıkıntısından yakın bir gelecekte kurtulacağını söylemiştir.

 

 

 

 

CHP Meclis Grup Toplantısında Hükümetten İstifayla İlgili Yapılan Konuşma ve Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[91]

“Muhterem arkadaşlarım, söyleyeceğim şeyleri biliyorsunuz. Uzun boylu anlatacağım bir mevzu yoktur. Koalisyon şartlarının islâhı maksadiyle müzakereler devam ederken af konusunda patlak veren buhranı gidermek için bir aydan beri geceli gündüzlü çalıştık, uğraştık, bir müsbet hâl şekline varamadık. Hükûmet kanatları mutabık olarak tebliğ yayınladık. Müzakereler yeniden başladı. [AP’de] Genel Başkanları ile İdare Kurulları arasında ihtilâf çıktı.

Genel İdare Kurullarının ek suretiyle CHP yetkilileri arasında af konusunda varılan anlaşma gruplarında kabul edilmedi. Hükûmet görüşüne aykırı bir karar suretini kabul ettiler. Bu sabahtan itibaren bu şartlar altında koalisyonun ahenk içinde çalışmasının mümkün olmadığı kanaatine vardık. Çekileceğimi Devlet Başkanına söyledim. Sabahtan beri, bu konu üzerinde çalışıyorum.

Bizim Grup İdare Heyetlerini topladım, onlarla görüştükten sonra tekrar Devlet Reisi ile görüştüm. Gece saat 19’dan beri de hükûmet üyeleri ile toplandık. Arkadaşlara durumu anlattım. Altı aydan beri karşılaştığımız müşkülleri, yığınla memleket meselesi bir kenarda dururken bütün gayretlerimize rağmen yaratılan buhranlar yüzünden bu meselelerin üzerine eğilmek fırsatını bulamadığımızı söyledim. Hükûmette vazife alan A.P.’li Bakan arkadaşlarımla cidden mükemmel bir ahenk tesis etmiştik. Her konuda beraberlik halindeydik. Bu arkadaşlarımdan gördüğüm yardımı unutamıyacağım. Bakanlar Kurulu kararı bana bıraktı.

İstifada kararlıyım

Muhterem arkadaşlar, istifada kararlıyım. Zira hükûmet, programında tesbit edilen hususları gerçekleştirebilmek için altı ay geceli gündüzlü gayret sarfetmiştir. Fakat son bir ay zarfında af konusu bütün memleket meselelerinin üstünde telâkki edilerek hükûmet mefluç hale getirilmiştir. Devlet işleri yürümemektedir. Bu şartlar altında istifadan başka çıkar bir yol göremedim. Hâdiselerin ne şekilde cereyan edeceğini bilmeye imkân yoktur. Sükûneti muhafaza ediniz. Kırıcı muamelelerden sakınınız. CHP olarak sakin, müttehit ve mütesanit olmalıyız.”

(...) Başbakan İsmet İnönü dün saat 18’de ikinci defa olarak Çankaya Köşküne giderek Cumhurbaşkanı ile görüşmüş ve saat 18.45’de Başbakanlığa dönmüştür. Başbakan İnönü burada “Paşam istifa edeceğiniz söyleniyor” diyen bir gazeteciye “Merak etme” cevabını verdikten sonra “Öyle mi söylüyorlar?” diye sormuş ve “Daha muamele tamam değil” demiştir.

Başbakan İsmet İnönü saat 22.05’te Başbakanlıktan ayrılarak, CHP Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisi Gruplarının ortak toplantılarına katılmak üzere Meclis’e gitmiştir. İnönü Başbakanlıktan ayrılırken gazetecilerle konuşmuş, sorularını cevaplandırmıştır.

İnönü ile gazeteciler arasında şu konuşma geçmiştir:

Gazeteciler: Bakanlar Kurulu size yetki vermiş, Paşam?

İnönü: Kim söyledi?

Gazeteciler: İstifa ettiniz mi? Ne yazalım, Paşam?

İnönü: Geziyor, görüşüyor, çalışıyor, fakat bir şey demiyor, diye yazın.

 

 

 

 

Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’e İletilen Başbakanlıktan İstifa Mektubu[92]

Cumhur Başkanlığı Yüksek Makamına

Bir intikâl devrinin nazik ve çetin şartları içinde teşkilini tevdi buyurduğunuz ve altı aydan beri sorumluluğunu taşıdığım Karma Hükûmetin istifasını takdim etmeyi vazife sayıyorum.

Temel olarak yeni Anayasanın tatbikatını ve hâkimiyetini sağlamak, bununla ilgili başlıca kanunları çıkarmak, memlekette huzuru tesis etmek, ciddî bir kalkınma plânının hazırlıklarını tamamlamak, güçlükler içinde bulunan malî ve iktisadî durumu düzenli ve dengeli bir hale getirmek konularına dayanan hükûmet çalışmalarında elde edilen mütevazi neticeler lâyık oldukları ölçüde yüksek dikkatinizi celbetmiştir.

Memleketimizin muhtaç olduğu devamlı ve sıhhatli iktisadî gelişmenin yolu, şüphesiz ki, plânlı kalkınmanın temel hazırlıklarını yapmak ve bunun vasıtalarını içerde ve dışarıda sağlamak olacaktır. Bir intikâl devresinin güçlükleri içinde bulunduğu halde, memleketimizin böyle bir kalkınmanın temel şartlarını temin etmek için gösterdiği gayret, bilhassa dış âlemde, hissolunur bir güven ve itibar kazanmıştır.

Bütün bu güç şartların yenilmesi ve dışarıdan sağlanacak imkânlara muvazi olarak içeride gerekli yeni hamlelerin yapılabilmesi, hükûmetin daha istikrarlı ve huzurlu çalışma imkânları bulmasına bağlıdır.

Memleketi huzura kavuşturmak ve hür bir nizam içinde iktisadî ve sosyal dâvalarımızı sağlam hâl çarelerine bağlamak yolundaki bütün iyi niyetli çabalara rağmen, sorumsuzlukla yaratılan istikrarsız bir havanın daimî tesirinden, toplum ve vatandaş hayatını kurtarmak mümkün olmamıştır.

Bu arada, makûl bir ölçüde ele alınması lâzım ve mümkün olan siyasî af konusunun sorumluluk duyguları ve memleket gerçeklerine itibar etmez bir taşkınlıkla devamlı surette istismar konusu yapılması, hem bu meseleyi atifet ve şefkat ölçüleri içinde sonuçlandırmak gayretlerine, hem de memleketin huzur ve istikrar ihtiyacına sadece zarar vermiştir.

Memleketin yüce menfaatlarının, devamlı ve istikrarlı bir hükûmetin kurulmasını zarurî kıldığı inancındayım. Bunun sağlanması için yüksek makam ve yetkinizin serbest kalmasını tek çare saydım. Bu sebeple, istifamın lütfen kabul buyurulmasını derin saygılarımla istirham ederim.

İsmet İnönü

 

 

 

 

SBF ve Hukuk Fakültesi Öğrenci Heyetlerinin Ziyaretinde

Söyledikleri[93]

(...) Kısa süren bu ziyaret sırasında gençler İnönü’ye “Hangi şartlar altında koalisyonun bugüne kadar yaşadığını bildiklerini, kendilerinin bu konudaki çabalarının derecesini gençlik olarak ömürlerinin sonuna kadar takdirle anacaklarını ve bundan böyle de kendileriyle birlik olduklarını” bildirmişlerdir. İnönü gençlerin bu ilgi ile bağlılığı karşısında çok mütehassıs olmuş “Teşekkür ederim arkadaşlar, sizinle beraber çalışmak benim için de bir zevktir, sağ olun” demiştir.

 

 

 

 

Başbakanlıktan İstifa ile İlgili Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[94]

İsmet İnönü dün saat 10.10’da evinden çıkmış ve kapıda toplanan gazetecileri görünce “Oooo, Türkiye’nin bütün gazetecileri burada. Hepiniz buraya gelmişsiniz. Gazetelerde kimse kalmadı mı?” demiş ve istifasını vermek üzere Çankaya Köşküne gitmekte olduğunu açıklamıştır.

(...) Dönüşünde Cumhurbaşkanlığı Köşkünün kapısında gazetecilerle konuşan İnönü “İstifanızı verdiniz mi?” sorusunu “Evet verdim” şeklinde cevaplandırmış, “İstifanızın gerekçesi nedir?” diye soran bir gazeteciye de “Aaa, bu kadarı da sorulmaz” karşılığını vermiştir.

İsmet İnönü saat 11.19’da evine dönmüş ve burada gazetecilerle konuş-muştur.

İnönü, “İstifanızı geri almanız mümkün mü?” sorusuna, “Hayır” cevabını vermiş ve “Hükûmet buhranı uzun sürer mi?” sorusunu da cevaplandırarak “Zannetmem” demiştir.

(...) C.H.P. Meclisinin saat 18.45’e kadar süren toplantısından ayrılan İnönü, Genel Merkezde görevli bir partiliye “Döndük, dolaştık kürkçü dükkanına geldik” demiştir.

İnönü toplantıda ne konuşulduğunu soran bir gazeteciye “Ooo, kıyamet gibi mesele” karşılığını vermiştir.

 

 

 

 

Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel Tarafından Yeni Hükümeti Kurmakla Görevlendirilmesi Dolayısıyla Verilen Demeç ve Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[95]

“Benim için ve partim için önemli olan husus, iktidarda veya muhalefette olmak değil, memleketin iktisadî ve içtimaî dâvalarını halletmek, Anayasaya dayanan demokratik düzeni sıhhatli şekilde yürütmek, Atatürk ilkelerine ve 27 Mayıs Devriminin meşruluğuna gölge düşürmemek, yurtta huzuru kökleştirmektir.

Memleket için asıl mesele, bu hedeflere ulaşmağı sağlayacak ve sağlam, dürüst, istikrarlı şekilde işleyecek, fikir ve ahlâk esaslarına dayalı bir koalisyonun kurulup kurulamayacağıdır.

Bizim inancımız odur ki, yeni koalisyon hükûmetinin kurulması ve muvaffak olması ancak bu temel şartların gerçekleşmesine bağlıdır.”

(...)

20.35’de Köşkten Cumhurbaşkanlığına ait bir otomobil ile çıkan İnönü ile gazeteciler arasında şu konuşma olmuştur.

Soru: Başbakanlığı kabul ettiniz mi?

Cevap: Bakalım. İlân etsin de, tebliğ etsin de ondan sonra.

Soru: Hangi partiyle koalisyona gideceksiniz Paşam?

Cevap: Durun bakalım, bir şey bilmiyorum.

Soru: Temaslarınızdan memnun musunuz?

Cevap: Memnunum.

 

 

 

 

CHP Gençlik Kolları Orta Anadolu Bölge Toplantısında Yapılan Konuşma[96]

Arkadaşlarım,

Toplantınıza tesadüfen geldim. Bir iki konuşmanızı dinledim. Heyecanınızı ve memleket meselelerine karşı gösterdiğiniz yakın ilgiyi takdirle karşıladım.

Türkiye’nin istikbali için hazırlanıyorsunuz. Bu yaşlarda siyasî meselelerle uğraşmanız sadece sizin bakımınızdan değil, memleket meselelerini nasıl gördüğünüzü göstermek bakımından bizim için de istifadelidir. Yalnız size bazı tavsiyelerde bulunacağım. Fikirlerinizi söylerken şahıslar hakkında konuşmaktan sakınmanızı tavsiye edeceğim. Çünkü ne de olsa hâdiselerden uzaksınız, temasınız mahduttur. Konuşmalarınız heyecanınızla sert oluyor. Bu sertliğe ihtiyaç vardır. Gençliğin siyasî hayatta vazife almasının ehemmiyeti de buradadır. Sizin biraz geniş ölçüde ortaya koyduğunuz meseleleri sizden biraz daha yaşlılar daha makûl ölçülere getireceklerdir.

Memleket ikinci bir koalisyon tecrübesine girmektedir. Bize bir vazife düşmüştür. Yalnız bunun neticesini ve tatbikatını şimdiden kestirecek durumda değiliz. Bir noktayı belirtmek isterim. Cemiyetimiz bir oluş, ilerleyiş ve tekâmül içindedir. Belki bazı buhran ve safhalardan geçeceğiz. Yalnız bu buhranları ve güçlükleri atlatacağımıza inanıyoruz.

C.H.P. buhranlı devrelerde vazife alan başlıca partidir. Bu parti büyük emekle vücut bulmuştu. Buna itimat ediniz. Büyük memleket buhranlarını atlatmak için C.H.P. içinde buhran olmamalıdır. C.H.P. güçlükler karşısında yılgınlık göstermemelidir. C.H.P. gelecek günlerde de vazife hissinin büyük ehemmiyetine müdriktir.

Size bugün söyliyeceklerim bunlardan ibarettir. Allahaısmarladık.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Koalisyon Hükümetine İlişkin Yapılan Konuşma[97]

(...)

Salona CHP’li Senatör ve Milletvekillerinin alkışları ve devamlı sevgi gösterileri arasıda giren CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, saat 17.55’de kürsüye gelerek, istifasına tekaddüm eden günlerde ve istifasından sonraki günlerde cereyan eden olayların özetini yaparak şunları söylemiştir:

“Bana vazife teklif edildiği zaman Devlet Başkanına, arkadaşlarım birinci koalisyondan çok ıstırap çektiler. Onlarla görüşmeden kesin bir vaziyet alamıyacağım, dedim.”

İnönü müteakiben, bu konuda grubun kararını beklediğini bildirmiştir.

Görüşmeler sırasında ikinci defa söz alan Genel Başkan İsmet İnönü özetle şu konuşmayı yapmıştır:

“Bugün, ilk koalisyona girdiğimiz günden çok daha kuvvetli ve itibarlıyız. Yalnız müşkilât daha az değildir. Girmesek çok rahat edeceğimiz muhakkak. Meclis Grubu olarak, teşkilâtı idare edenler olarak ağır sorumlulukların altındayız. Bu sorumluluktan kurtulmak elbette ki rahatlık verecektir. Ciddî bir partinin ve liderinin her türlü gayreti sarfettiğine herkesin inanması lâzımdır. İyimser değilim. Ne netice alacağımı bilemiyorum. Güçlüklerden, tehlikelerden korkmuyorum, çekinmiyorum. Bunu söylerken gördüğüm ahvali ve alınacak tedbirleri kılı kırk yararcasına düşündüğüme emin olmanızı isterim.”

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Koalisyon Hükümetine İlişkin Yapılan Konuşma[98]

Genel Sekreterin fikirleriyle tamamen mutabıkım. Parti Meclisi’nde konuşulanlar, Grupta konuşulanların aynıdır. Parti Meclisi bir konuda hassas davrandı, karar Grubundur, dedi. Şartlar hâdiseler saatten saate değişiyor. Sıkı bir işbirliği ve elbirliği içinde çalışmalıyız. Çetin vazifelere hazırlanmış insanların kararlı hali ile neticelere intizar edeceksiniz. Netice hakkında şimdiden bir şey söyleyemem. Giriştiğimiz bu teşebbüsün her merhalesinde sizlerle görüşeceğim.

 

 

 

 

Yeni Vergi Söylentilerine İlişkin Yapılan Açıklama[99]

Cumhuriyet Halk Partisi’nin Varlık Vergisine benzer bir vergi ihdasını düşündüğü ve bunu eni koalisyonu kurma şartları arasında ileri süreceği yolunda, bazı İstanbul ve Ankara gazetelerinde çıkan haberler tamamen asılsız ve yalandır.

İş âlemini ve vatandaşları telâş ve endişeye düşürecek, bu çeşit tahrik ve propagandaların millî menfaatlerimize zarar vereceği aşikârdır.

Vatandaşlarımın tamamen asılsız olan bu yoldaki haberlere itibar etmemelerini bilhassa rica ederim.

 

 

 

 

CHP Meclis Grup Toplantısında Partilerle Kurulan Temasa İlişkin Yapılan Konuşma[100]

Muhterem Arkadaşlar, İki gün önceki Grup toplantısında, bana önce verdiğiniz yetkiye dayanarak siyasî partilerle yaptığım keşfi mahiyetteki temaslarımı arzetmiş ve partilerin durumunu, benim temaslarımı nakletmiştim. Y.T.P., C.K.M.P. ve Bağımsız Grupla temaslarda bulundum. Şimdi ne karar verirseniz onu süratle neticelendirmemiz lâzımdır.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Koalisyon, CHP ve Kalkınma Konularına İlişkin Yapılan Konuşma[101]

Sevgili arkadaşlar,

Koalisyon konusundaki tenkid ve temayülleri dinledik. Emin olunuz ki dikkatle ve can kulağı ile dinledim. Anlaşılıyor ki fikirler uzun zamandan beri biriken ıstırapların neticesidir. Bu ıstırapların tesiri altında arkadaşlar umumî tabirle içlerini boşalttılar ve fikirlerini söylediler.

Bu ıstırapların bir temeli vardır. Fakat geniş ölçüde birbirimize yaptığımız telkin ve mübalağalardan meydana geldiği kanaatindeyim. Koalisyondan bizim zarar gördüğümüz kanaatini birbirimize aşılıyor ve teşkilâtımıza yayıyoruz.

CHP daima ıstırapların ve çilelerin partisi olmuştur. Demokratik rejim mücadelesi CHP için hakikî bir çile olmuştur. Her büyük ideal çile, mihnet yolundan geçilerek elde edilmiştir. Belki sağlığımız da bu idealin tam mânasıyle gerçekleşeceğini göremiyeceğiz ama evlâtlarımıza hepimiz bir miras bırakacağız.

1945’de demokratik rejim denemesine girerken kimse bizi zorlamamıştı. Bütün kudretler elimizde idi. Karşımızda bulunanlar şüpheli ve ürkek olarak işe başladılar. Geçmiş hâdiselerin türlü şekilde mağdurları muratlarına ermemiş olanları bizi betahsis beni hasım olarak karşılarına aldılar. Biz bunların hepsini yendik. Demokratik rejimin gayet basit bir tılsımı vardır: İktidarı bırakabilmek. İktidarda bulunanlar bunu yapabildikleri takdirde rejim yaşar ve soysuzlaşmaz. Biz İkinci Cihan Harbinin tehlikeleri geçmemişken bunu yaptık. Mahvolduk dediler, bittik dediler, dimdik ayakta kaldık. İhtilâlden sonra yapılan ilk seçimde Meclis’te hiçbir parti tek başına hükûmet kurmayacak güçte bulunduğu için A.P. ile çok zor şartlar içinde koalisyona gittik.

CHP rejimin koruyucusudur

Bu koalisyona girerken memleketin geçen 10 yılda geçirdiği çetin hayatı göz önünde bulundurarak hasım kampları birbirine yaklaştırmak düşüncesinden hareket ederek ciddî bir surette memlekete hizmet fikri bize hâkim olmuştur. CHP demokratik rejimin koruyucusudur. Tek partinin en çalımlı zamanlarında bedevi hayatı yaşayan komşularımız seçim üstüne seçim yaparken ben odamda utancımdan duvarlara bakamazdım. İlk koalisyondan memleketteki düşmanlık duygularının azalması yönünden bir netice alınmıştır.

Kuvvetliyiz

Bugün CHP olarak kuvvetliyiz. Herkes bizimle olmak istiyor. Hususî maksatlarla birleşiyorsa dahi bunu bilmekle beraber iyi münasebetler tesisi için gayret sarfetmeliyiz. Ne kadar muvaffak olursak kazançtır. Hükûmeti kurmaya muvaffak olursak bir takım esaslar üzerinde mutabık olduğumuzu memlekete ilân edeceğiz. Bu esasların başlıcaları 27 Mayıs ihtilâlinin meşruiyeti üzerinde münakaşa olmayacaktır. Atatürk ilkelerinden ayrılınmayacak, vatandaşlar arasında iyi münasebetler tesis etmek hedefimiz olacak. Sosyal ıslâhat ziraî reform, vergi ıslâhatı başlıca esaslardandır.

Önce hürriyet

Her şeyden evvel hürriyet nizamı içinde hızlı kalkınmada mutabık kalacağız. Plâna bağlı bir kalkınmanın müşterek gayretlerini tekeffül edeceğiz. Teferruatlı bir şekilde mutabakata varmamız lâzımdır. Bunlar üzerinde mutabık olacağız. Kuvvetle ümid ediyoruz. Bunun yanında günlük meseleler de vardır. Bütün bu konuları müeyyideye bağlamak lâzımdır. Parlamento çalışmalarında, teşkilâtta, ahenk içinde çalışmanın yolları aranacak ve müeyyidelere bağlanacaktır. Biz aklımıza inanıyoruz. Çünkü hiç kimseyi aptal yerine koyup konuşmuyoruz. Ayrıca esas meseleler dışında grup hükûmet münasebetleri, bankaların sayısı ve seçilme şekli çalışmalarımızda göz önünde bulundurulacak hususlardır.

Müstakillere de yer verilecek

Cumartesi sabahı koalisyonun kurulması yolunda ciddî bir surette işe başlayacağım. Muvaffak olabilir miyim? Bir şey söyleyecek durumda değilim.

Hükûmette müstakillere de yer vereceğiz. Hülasa olarak esas prensipler, günün konuları, vazifelerin taksimi, çalışmalarımızın üç esaslı noktasını teşkil edecektir. Söylediklerinizin hepsinde samimiyet var, istifade ettim. Düşüncelerimi sabırla dinlediğinizden sizlere teşekkürlerimi arzederim.

 

 

 

 

Koalisyon Hazırlıklarına İlişkin Gazetecilere Söyledikleri[102]

(...) İnönü Meclis’e gelirken gazetecilerle konuşmuş ve bir soruya karşılık olarak “Ciddî çalışmalara başlıyoruz” demiştir. İnönü ayrıca, “A.P.’de davet bekliyormuş?” diyen bir gazeteciye de “Öyle mi?” cevabını vermiştir.

 

 

 

 

Yeni Hükümet Kuruluşuyla İlgili Partiler Arasında Düzenlenen Toplantıda Yapılan Konuşma[103]

(...) İnönü, bütün istekleri zaptettikten sonra, yaptığı kısa konuşmasında özet olarak şunları söylemiş ve meseleyi bitirmek istemiştir:

“İçişleri Bakanlığı partizanlığa ve şikâyetlere en çok imkân ve fırsat veren bir bakanlıktır. Geçmiş devirde ordu, tarafsızlar ve bizzat A.P.’liler yapılmış olan birçok tasarruflardan şikâyet etmişlerdir. Bazı hatalı tasarruflardan haberimiz her şey bittikten sonra olmaktadır. Bu durumda grupların tayin ettikleri bakanları kabineden çıkarmak güçtür. C.H.P.’den tefrik edilecek bir İçişleri Bakanını yaptığı tasarrufların takibi ve halli daha kolay mümkün olabilecektir. Şimdi dünkünden daha ağır şartlar içindeyiz. Çeşitli ifrat kutuplarının cereyanlarıyla karşı karşıyayız. Ben bu masaya pazarlık yapmak için oturmadım. Buraya otururken işi kısa kesmek istiyordum. Görüyorum ki bunun imkânı kalmamıştır. Beni üzen kabinedeki sandalye taksimi, İçişleri Bakanlığı mesele değil, alışılmış zihniyetin devamında hâlâ ısrar edilmesidir. Bu şartlar içinde emaneti Cumhurbaşkanına teslim etmeye mecbur kalıyorum. Başka türlü hareket imkânım yoktur.”

 

 

 

 

Hükümeti Kurmaktan Çekilme ile İlgili Söyledikleri[104]

İnönü gazetecilerin sordukları muhtelif sualleri cevaplandırmıştır.

“Durum nasıl olacak? Yeni vazife aldınız mı?”

“Hiç bir şey yok, İsmail Rüştü Beye gezmeye gidiyorum.”

Müteakiben bir gazeteci İnönü’ye yeniden vazife alıp almıyacağını sormuş, İnönü’de gülerek gazetecilerin yanından ayrılıp otomobiline binerken şöyle demiştir:

“Çekildim, Tam çekildim.”

Müteakiben İsmail Rüştü Aksal’ın evinin önünde yine kendisini karşılıyan gazetecilere İnönü yine gülerek: “Girmeyin içeri” demiş. Bu sırada bir gazetecinin “İsmail Rüştü Beye bir görev verebilirler mi?” sorusuna “Tabiî.. Tabiî verebilirler” cevabını vermiştir.

 

 

 

 

CHP Meclis Grup Toplantısında Hükümeti Kurmaktan Çekilme Dolayısıyla Yapılan Konuşma[105]

“Bir iki günden beri siyasî partilerde ve Meclis’te faaliyet kesiftir. Sizi bu zamanda habersiz bıraktığım için özür dilerim. Bugün durum üzerinde esaslı konuşmanın mümkün olacağını tahmin ederek toplantıyı rica ettim. Ancak durum yine açılmadı. Vaziyet şudur:

İkinci koalisyonu kurmak için sarfettiğim gayretler bir netice vermedi. Müzakerelerin kesilmesi bizim ihtiyarımızda olmıyan bir zaruret halini aldı. İkinci koalisyon teşebbüsünün neticesiz kalma sebebini, teferruat sayılacak noktalar üzerinde aramak yanlıştır. Sebebin özü, öteki partinin beyanlarında beliren zihniyet ve ruh haletidir. Bunlar C.H.P.’ye neler vehmettiklerini ve bizi ne gözle gördüklerini bildiren beyanlardır. ‘CHP ekseriyette görülmesin’, ‘C.H.P. tahakküm etmek arzusundadır’ gibi telâkkilerin, maddi olmaktan ziyade ruhî ve mânevi yönden önemi olan ve bir karma hükûmette samimiyetle, beraber çalışmayı güçleştirici tezahürlerine şahit olduğum için teşebbüsümden vazgeçtim ve kararımı sayın Cumhurbaşkanına arzettim.

Bugün grupta bu konuda müzakere açılmasında bir fayda görmüyorum. Tartışmaların, partilerin arasındaki ayrılıkları daha kesin hale getirmesinden sakınırım.”

(...)

İnönü Köşkün kapısında gazetecileri görünce arabasını durdurmuş ve “Ben teklifimi yazı ile yaptım. Başka söyleyecek bir şey yok” demiştir.

İnönü, “Aksal, Başbakan olacak mı?” şeklindeki bir soruya da “Bilmem” karşılığını vermiştir.

 

 

 

 

Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in Yayınladığı Bildiri ile İlgili Söyledikleri[106]

Sayın Cumhurbaşkanının radyodaki beyanatını saygı ile dinledim. Elimden gelen gayreti sarfetmeyi, memlekete karşı vazife sayıyorum.

Neticenin süratle belli olacağını ümit ediyorum.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Koalisyon Hükümeti Girişimlerine İlişkin Yapılan Konuşma[107]

Önce karşılıklı toplandık, konuştuk. Muhtelif meselelerden başladık. Prensiplerimizi söyledik. Münakaşa ettik, mutabakat hasıl oldu. Bunlar bittikten sonra hükûmet teşkilinin amelî safhalarına girdik. Bu arada iktisadî, malî sahalarda beraberlik için küçük komisyon teşkil edip vazife verdik. Sonra sayının taksiminin mütalâasına geçtik. Bu yüzden bildiğiniz vaziyet oldu. Sayıda anlaşamıyorduk. Çoğunlukta görünmememizi prensip meselesi saydılar. Biz bilâkis çoklukta görünmemizin lüzumunda ısrarlıydık.

Anlaşamayınca, beraber çalışmak mümkün değildir dedim, bıraktım. İstifamdan sonra geçen iki üç gün zarfında Sayın Cumhurbaşkanı, C.H.P.’nin iştirakinde vazife almasında ısrar etti.

Dün ihtilâflar halloldu. Mutabakatlarını bildirdiler. Sayın Devlet Başkanı aramızda değil, memleket önünde, radyoda benim vazifeye devamımın lüzumunu söyledi. Bu vaziyette vazifeye devamın zarurî olduğuna kani oldum. Bu kadarını umumî efkârda takip ettiniz.

Bugün parti başkanlarını davet ettim. Bu işin süratle bitirilme çarelerini beraberce görüştük.

Açıkta bulunan meseleler şunlardır: Henüz vazifelerin, partiler arasında taksimini görüşmedik. Bunun yanında diğer meseleler var. Siyasî af, Meclis'in gündemindeki af meselesi ve diğer konular nasıl olacak? Bunları görüşerek evvelâ prensibini halletmek, sonra küçük komisyonlarda kaleme alınmasını temin lâzım.

Bugün saat 18.00’de, 15 kişilik komisyon çalışmaya başlayacak. Çalışmaları iki üç gün zarfında bitirebileceğimizi zannediyoruz. Konuştuğumuz esasları, tespitten sonra gruba getireceğim ve oyunuza arzedeceğiz. Kabul ederseniz mesele bitecektir. Yarın yetişmezse Pazar’a gruba rica edeceğiz.

 

 

 

 

Yeni Hükümeti Kurma Çalışmalarıyla İlgili Gazetecilere Söyledikleri[108]

Başbakan İnönü gazetecilerin “Kabine bugün açıklanacak mı?” sorusuna, “Bakalım, bakalım” cevabını vermiş ve gülerek içeri girmiştir.

(...)

İnönü Meclis’ten ayrılırken gazetecilere “Görüşmelerimiz bitti. Yarın gruplardan karar alacağım” demiş. Kabinenin ne zaman açıklanacağı sorusunu ise şöyle cevaplandırmıştır: “Yarın akşam ilânı mümkündür. Ama kesin bir şey söyleyemem.”

 

 

 

 

CHP Meclis Grup Toplantısında Koalisyon Girişimlerine İlişkin Yapılan Konuşma ve Gruptan Gelen Sorulara Verilen Yanıtlar[109]

(...)

İlk olarak söz alan Başbakan ve CHP Genel Başkanı İsmet İnönü şu konuşmayı yapmıştır:

“Koalisyona dahil gruplar şu anda hazırladığımız protokolu görüşmektedirler. Koalisyonun oturduğu siyasi, hukuki, iktisadî ve inkılâp prensipleri bu protokolda yer almıştır. Koalisyon anlaşmasının sıhhatli bir şekilde tatbiki için ayrı çalışmalar yapılacaktır. Tatbikat esaslara bağlanacaktır. Şimdi sizleri dinleyeceğim.”

Daha sonra bazı senatör ve milletvekilleri tarafından İsmet İnönü’ye aşağıdaki sorular yöneltilmiştir:

Hasan Erdoğan–Memlekette aşırı sağ ve sol cereyanlara şahit olmaktayız. Protokol bu gibi hareketleri önleyecek durumda mıdır?

İsmet İnönü–Komünist faaliyetlerine karşı esasen kanun vardır. Protokolda aşırı sağ ve sol ceryanlar ele alınmakta bunlara karşı müşterek cephe teşkil edileceği ifade edilmektedir. Filvâki bu konu önemlidir.

Hasan Tahsin Uzun–Kabinenin teşkilinde grubun temayüllerine ve gençlere yer verecek misiniz?

İnönü–Gençten maksadın nedir?

Uzun–Gençlerin sizin yanınızda yetişmesi lâzımdır.

Fahri Giritlioğlu–Sermaye piyasası tabirlerinden neyi kasdediyorsunuz?

İnönü–İleri memleketlerde büyük anonim şirketleri finanse eden sermaye piyasaları vardır. Tasarruf sahipleri anonim şirketlerin aksiyon ve tahvilâtlarını satın almak suretiyle büyük teşebbüslerin gerçekleşmesine yardım eder. Memleketimizde filvâki anonim şirketler, fabrikalar vardır ama bunlar daha fazla gerçek mânada sermaye piyasasına iştirâk eden kuruluşlar değildir. Aile şirketleridir. Sermaye piyasasından kasdımız budur.

Naim Tirali–Görev kabul etmeyeceğinizi açıkladığınız halde Cumhurbaşkanının emrivâki şeklinde radyoda ilânı üzerine yeniden görev kabul etmenizi gruba izah eder misiniz? Bazı kumandanlar bu hususta müessir olmuş mudur?

İnönü–Cumhurbaşkanı’nın radyoda bana vazife tevdi edişi içinde bulunduğumuz çıkmazdan memleketi kurtarmak için kendisinden ümit beklenen bir şahıs olarak reddedilemezdi. Bu ne şahsım için, ne partim için iyi karşılanacak bir hareket olmazdı. Askerlerin kararım üzerinde müesser olduğu iddia olunamaz. Ama benim vazifeyi ifa etmemde vatandaş kitlesinin, devlet müesseselerinin emniyet ve huzur bulduklarını söyleyenler vardır. Bu tesiri bana tekrarlayanlar olmuştur.

Naim Tirali–Rejimin yürümesini ısrarla şahsınıza bağlamak isteyen cereyanlar aslında demokratik rejimin zaafını ortaya koymuş olmuyor mu?

İnönü–Bir intikal devri geçiriyoruz. Bu devirde ideal safhalara varmak için bir çok geçitlerden geçmek durumundayız.

Şevki Aysan–Ekim ayında şartları müsait olduğu takdirde affı getireceğinizi söylüyordunuz, protokolda (şartlar müsait olduğu takdirde) ibaresi yoktur.

İnönü–Ekim ayında 4-5-6 yıllıklar için özel siyasî af çıkaracağız. Bu henüz teklif ve tahkik edilmiştir. Temaslarım vardır ve olacaktır. Elbette daima şartları takip edeceğiz.

 

 

 

 

Yeni Hükümet Kuruluşu Üzerine Anıt Kabir Defterine Yazılanlar[110]

Büyük Atatürk’ün yüce huzurunda 2. karma hükûmetin derin saygı duruşu.

27 Haziran 1962

İsmet İnönü

 

 

 

 

İşçi Sigortaları Genel Kurul Heyetinin Ziyaretinde Söyledikleri[111]

Ziyaretinizden çok memnun oldum. Arkadaşça, dostça konuştuk.

Benim başlıca aradığım, işveren-işçi münasebetlerinin dostça olmasıdır. Biribirinizi tamamlayacaksınız. Başlıca muvaffakiyet unsuru budur.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Hükümet Programı ve Parti Çizgisine İlişkin Yapılan Konuşma[112]

İki günden beri çok istifadeli konuşmalar yapıyoruz. Ben bütün bu konuşmaları şevkle dinledim. Daha bir iki gün devam etseydi, bu toplantımızdan gerçekten dinlenmiş olarak çıkacaktım. Program üzerinde her şey söylenmiştir. Ben de söyliyeyim:

Program, memleketin büyük meseleleri üzerinde, iç ve dış politika meseleleri üzerinde dikkatle bir iki esası koyduktan sonra, iktisadî konularda toplanmıştır. Bugün büyük meselemiz, prensipler üzerindeki münakaşaların ilerisinde, vatandaşın gözü önünde bu koalisyon hükûmetinin iş yapma kudretinde olduğunu göstermektir. Türkiye’nin hiç bir zaman kurtulmadığı malî muvazenesizlik, yani bütçenin istikrarlı olmadan kolaylıkla işlemesi manzarası birinci koalisyon hükûmeti zamanında tahakkuk etmiştir. Bir buçuk milyarlık açığımızı Amerikalılar’la yapılan bir anlaşma ile ilk günden temin etmek imkânı bulunmuştur. Bütçenin saat gibi işlediği senelerde iş hayatının bu kadar sıkıntılı bir şekilde işlememesi lâzımdı. Buna, koalisyon hükûmetinin kuruluşundaki güçlükler ve devraldığımız borç yükünün ağırlığı sebep olmuştur, denilebilir. Buna, aksi psikolojik propagandanın da tesirini ilâve etmek icap eder.

Programı hazırlarken, vatandaşa hizmet etmek ve iş yapmayı ehemmiyetle göz önünde bulundurduk. 1963 başında beş senelik plân hazırlanmış ve parası temin edilmiş olarak çalışmaya başlanacaktır. Bunu koalisyona dahil partiler anlayışla kabul ettiler. Kalkınmayı hep birlikte şartları ile temin ve taahhüt etmiş bulunuyoruz. Arkadaşlarımızın meseleleri ruhundan görerek politikamızı teşvik etmelerinde fayda mütalâa ederim. Biz işin amelî tarafına, esasını kaybetmemek şartı ile, bazı ölçülerde uysal bulunmaya değer verdik. Taviz verilmiştir, tenkidini bu yönden kabul edemem.

Koalisyon ortaklarımızla yaptığımız anlaşmada esas prensiplerimize sıkı sıkıya bağlı kaldığımızı bilmenizi isterim. Şimdi, bu anlaşmaları tatbik edip amelî netice almak devresine girmişizdir. Asıl mesele buradadır.

Memlekete karşı vaziyetimizi böylece kuvvetlendirme imkânını bulacağız.

Programı tenkid eden arkadaşlarımı zevkle dinledim ve gelecek için ümitlendim. Bu tenkid işinin çok tetkik etmek ve okuma işi olduğunu arkadaşlarıma hatırlatmak isterim. CHP içinde tenkidler ve münakaşalar vardır ve olacaktır. Nesiller, biribirini tamamlayarak mesafe alacaktır. CHP kısır ve [kadro] yetiştirmeyen bir parti değildir.

Siyasî hayatımızdaki bu münakaşalar dışta büyük ölçüde akis yapmıştır. Muarızlarımız CHP’deki münakaşaları yıkıcı bir hareket olarak değerlendirmek istemişlerdir. Arkadaşlarımın bu intibaa hususî bir ilgi göstermeleri lâzımdır. Türk siyasî tarihinde CHP’nin hususî bir mevkii vardır. İç münakaşalarımızın dışa olduğu gibi, tahrif edilmeden, istikameti değiştirilmeden aksettirilmesine dikkat etmeliyiz.

Bugün Türkiye’de istikrar var mıdır ve olacak mıdır? Meselesi dış âlemin baş meselesi olmuştur. Son dış temaslarımızda bazı gecikmeler ve talikler oluyor. Bugünkü buhranın sebepleri nedir? Türkiye bu buhranlardan kurtulacak mıdır, diye Garp bizi yakından izlemektedir. Ayrıca siyasî partiler bir araya gelir mi, gelmez mi, diye bize endişe ile bakılıyor. İçerde de aynı ruh haleti mevcuttur. Koalisyon tedbirlerinden birçok şeyler öğrendik. Bugün, vazife ve istikametler yüklendiğimizi arkadaşlarım bilmelidir. Milletler hayatında öyle günler olur ki, bir günü kazanmak bir zafer sayılır. Bizim, yedi ay kazandığımız bir vakıadır. Mühim olan mesele, bugünkü siyasî kadromuz içinde memleketin muhtaç olduğu iktisadî kalkınmayı tahakkuk ettirebilmektir. Şimdi, koalisyon ortaklarımızla idareyi normal şartlar içersinde yürütebilirsek iyi neticeler almak mümkün olacaktır. Bizim partilerde doktriner bir karakter yoktur. Büyük ölçüde siyasî çekişmeye ve kısa bir zamanda düşmanlığa müncer olacak tartışmalara kapılınır. Benim gözümde bu tarzda bir iddiaya kapılmış adamla iki sebepten karşı karşıyayız. Ben, bu memleket medenî usullerle kalkınacaktır, diyen bir partiyi temsil etmekteyim. Biz, parti olarak bu tezin karşısında olanlarla mücadeleye devam edeceğiz.

Siyasî hayatımızın belkemiğini teşkil eden CHP’nin reylerine bilhassa hem biz hem de dış alem büyük ehemmiyet izafe edecektir. Bu, vazife yaptığımızın ve şuur içinde olduğumuzun ifadesi sayılır.

Hiç bir taasubumu atfetmeyin [affetmeyin]. Ama memleketin istikrarı, bu istikrara her şeyden evvel inanılmasına zaruret göstermektedir. Bu netice, bir bakımdan da CHP’nin disiplinli çalışmasına bağlıdır. Burada her şeyi konuşabiliriz, fakat, CHP’nin reyinde, azminde, kararsızlık olmadığını, şüpheye mahal vermiyecek şekilde göstermek lâzımdır. Diğer ortak partilerden de aynı disiplinli anlayışı beklerim.

Program, nihayet bir uzlaşma mahsulüdür. Lütfen bu uzlaşmanın kuvvetlerini ve zaaflarını bir arada görünüz. Dikkatle mütalâa buyurursanız, bulunan ortalamada vazifeler CHP’li olarak dikkatle ifa olunmuştur. CHP içindeki beraberlik memlekete huzur getirecektir. Aksi hal, içerde ve dışarıda, hakkımızda tereddütler uyandıracaktır.

Grubunuzun idarecilerinin bu kadar güç şartlar içinde ahenkli çalışmaları için ihtiyar ettikleri ve edecekleri zahmetleri takdir etmenizi beklerim. Arkadaşlarınıza, yardımcı olmazsanız, iş yapamaz hale geliriz.

 

 

 

 

Cezayir’in Bağımsızlığına Kavuşması Dolayısıyla Cezayir Geçici İcra Konseyi Başkanı Abdurrahman Fares’e Gönderilen Mesaj[113]

Bay Başkan,

1 Temmuz 1962 referandumunun resmî sonuçlarını öğrenmekten ne derece bahtiyarlık hissettiğimi size bildirmekle hususi bir zevk duymaktayım.

Bu tarihi günde size en hararetli tebriklerimi sunarken, bağımsız ve müreffeh Cezayir’in demokratik milletler camiasında mümtaz yerini alacağı ve Akdeniz bölgesinde barışın korunmasına yararlı olacağı hususundaki kanaatimi belirtmek isterim.

Aynı zamanda, hükûmetimin bağımsız Cezayir’i tanımağa karar vermiş olduğunu ve ilk fırsatta iki memleket arasında Büyükelçi teatisi suretiyle diplomatik münasebetler tesisi arzusunda bulunduğunu arzederim.

İsmet İnönü

 

 

 

 

Silahlı Kuvvetler, Hükümet Yetkilileri ve Cumhuriyet Senatosu Başkanı ile Görüşmeden Sonra Söyledikleri[114]

Başbakan İsmet İnönü saat 21.43’de Başbakanlıktan ayrılırken gazetecilere “Yarın Meclis’de güvenoyu alacağım: bundan daha önemli bir şey olur mu? Meclis’de, güvenoyu münasebetiyle yapacağım konuşma hakkında görüştüm” demiştir.

 

 

 

 

Erzurum Hükümet Konağından Halka Sesleniş[115]

Erzurumlular, sevgili hemşehrilerim. Aranızda bulunmakla bahtiyarım. Beni muhabbetle kabul ettiniz, size minnettarım. Tekrar ziyaret edeceğim. O zaman bol bol konuşma fırsatı bulacağım. Teşekkür ederim.

 

 

 

 

Erzurum’daki Bir Toplantıda Ordu ile Temasları, 14’ler ve İç Politika Konularına İlişkin Söyledikleri[116]

(...)

Önemli meselelere kısa kısa temaslar yapan İnönü, sözlerine başlarken, uzun bir konuşmaya hazır bulunmadığını söylemiştir.

İnönü, Doğu’daki askerî birliklere yaptığı ziyaretin herhangi bir politik gaye taşımadığını, askerî oyunları görmek arzusuyla Doğu’ya gittiğini, orada subay kadrosiyle hiç bir politik konuşmada bulunmadığını bilhassa belirtmiştir.

Başbakan, bu konuda ihtisaslarını ve intibalarını da anlatmış, bazı politika oyunlarına rağmen ordunun sükûnetle kendi askerî statüsünü devam ettirdiğini söylemiş ve “Ordu politika dışında ve üstünde kalmak arzusundadır ve bunun üzerinde ısrarla durmaktadır” demiştir.

İnönü, 14’ler konusu hakkında da kısa izahattâ bulunmuştur.

İnönü’ye göre, şimdiye kadar 14’ler memur statüsüne riayetkar kalmışlardır. Ancak, Başbakan bu hususta meseleyi “Şimdiye kadar” diye tasrih ettikten sonra, “Bundan sonrası için bir şey söylenemez” demiştir. İnönü, ayrıca 14’lerle hiçbir teması olmadığını da sözlerine ilâve etmiştir. 22 Şubat olaylarına çok kısa temas eden İnönü, “Hâdiseler geri dönse dahi, gene de 22 Şubatçıları affettirmeğe çalışırdım” demiştir.

Ele aldığı konular arasında muhalif basına da temas eden İnönü, basında bilhassa Dünya Gazetesi ile bazı muhalif gazetelerin yayınları üzerinde durmuş, genel olarak C.H.P. ile ilgisi olmıyan sert neşriyatın rejimin tabiî neticesi olduğunu söylemiş, kamuoyunun bu işlere hakemlik edeceğini belirtmiştir.

İktidardaki durumun C.H.P. için muhalefetteki kadar kolay olmıyacağını söyliyen İnönü, nispî temsilin demokrasi için teminat olduğunda ısrar etmiştir.

[İnönü] Son buhranlara da bir aralık temas etmiş ve buhranın bir ay değil üç aydır af yüzünden çıktığını, bütün işlerin bu sebeple durduğunu anlatmıştır.

İnönü malî durumumuzun ilk günden beri bozuk olduğunu, ancak şimdi düzeltmeğe başladığını söylemiş ve “Programımıza göre, başlanmış olan işler, meselâ şeker fabrikaları tamamlanacaktır” demiştir.

 

 

 

 

Ankara’ya Dönüşünde Erzurum Gezisiyle İlgili Verilen Demeç[117]

“Bu kısa seyahatte Erzurum’da, Erzurum’un merkez sayılabileceği bir bölgenin bugünkü halini görmeye çalıştım. Umumî olarak asayişleri iyi. İçtimaî ve iktisadî meseleleri üzerinde öğrendiklerimi hükûmete nakledeceğim.

Atatürk Üniversitesi’nin halini ve meselelerini yerinde gördüm. Faydalı olmağa çalışacağım. Bilindiği gibi henüz teşekkül halinde ve şimdiden istifade verebilecek durumdadır.

Seyahatim askerî eğitimin tatbikat mevsimidir. Kıtaları oda tatbikatı içinde ve arazi üzerinde ayrı ayrı gördüm. Eğitimin, teçhizatın, sevki idarenin halinden cidden memnun oldum. Kumandanları ve subay heyetini tebrik ettim. Fırsat buldukça diğer yerlere seyahat etmeye çalışacağım.”

Komşuların dikkatli olması lâzım

Başbakan İnönü, bu arada gazetecilerin sınırda Irak uçaklarının tekrar topraklarımıza bomba atması olayı hakkında sordukları bir soruyu da cevaplandırarak şöyle demiştir: “Esef edilecek bir yanlışlık olduğunu tahmin ediyorum. Tabiî takip edilecektir. Hudutlarda komşuların çok dikkatli olması lâzımdır.”

 

 

 

 

 

CHP Parti Meclisi Toplantısında Erzurum Gezisi ve Kalkınma Konusuna İlişkin Yapılan Konuşma Özeti[118]

“Erzurum’a gitmekten fevkalâde memnun oldum. Türk Ordusunun, Yüksek Kumanda Heyeti, subayları ve erleriyle, talim terbiyede çok yetişmiş bulunduğunu ve ileri bilgilerle mücehhez bulunduklarını gördüm. Kıtalarımız bana çok memnuniyet ve huzur verdi. Türk Ordusu, bağımsızlığımızın bekçisi olarak, vazife başındadır ve politikanın dışında kalmağı memleketin yüksek menfaati namına istemektedir. İmkânların zorluğuna rağmen ordu mensuplarımız sosyal şartlarını eskiye nazaran çok düzeltmişlerdir. Batı’yı ve Amerika’yı iyice tanıyan Kumandanlarımız basit tahriklerin çok üstünde bir vazife duygusu ile doludurlar.”

İnönü bundan sonra, ekonomik meselelere temas etmiş ve konuşmaların sıklet merkezi bu meseleler ile kalkınma dâvasına inhisar etmiştir. İnönü, % 3 artan nüfus karşısında % 7 kalkınmanın plânı üzerinde durmuş ve dış yardımlarla iç finansman konuları üzerinde geniş malûmat vermiş ve kalkınmanın süratini temin için gerek Devlet gerekse özel teşebbüs yönünden alınan ve alınacak tedbirleri açıklayarak sorulara cevap vermiştir.

Evvelce yapılmış olan yatırımların rasyonel esaslara dayanmaması yüzünden çekilen sıkıntıların nasıl bertaraf edilmesi icab ettiği üzerinde de konuşulmuş ve yatırımların israfa ve bilgisizliğe kaçmadan en rasyonel şekilde yapılması konusunda yapılan hazırlıklar hakkında bilgi vermiştir.

 

 

 

 

Erzurum Gezisinden Hareketle Ordunun Durumu, Doğu’da Durum ve Hükümetin Görevlerine İlişkin Yapılan Radyo Konuşması[119]

Sevgili vatandaşlarım,

Erzurum’a kısa bir seyahat yaptım. Orduların şimdi arazi üzerinde ve odalarda muharebe eğitimi mevsimidir. Ordularımızın vazife için yetişmelerini, muhtelif hudutlarda, Ordunun sefere hazırlanmasından başlıca mesul insan olarak yakından mümkün olduğu kadar görmeye çalışıyorum. Erzurum seyahati bunun bir kısmıdır. Vatandaşlarıma, intibalarımın özünü anlatacağım.

Kumandanlarımız ve subaylarımız emirleri altındaki erleriyle ve ellerindeki silâhlarıyla haşır neşir olmuş bir halde sefer görevlerine şevkle çalışmaktadırlar. Bulundukları dağınık yerlerde, köylerde ve kentlerde vatandaşlarla yakın babaevlât münasebeti içindedirler. Halkla ordusu arasında dostluk ve güven, elinden geldiği kadar subay tarafından halka faydalı olmak arzusunu ve bunun halk üzerinde yarattığı sevgi açık bir surette, övünülecek şekilde göze çarpmaktadır. Ordu hayatından uzakta yaşayan vatandaşlarımın bunları bilmesinin kendilerini memnun edeceğini tahmin ettiği için bu tafsilatı söylüyorum.

Ben piyadeyi ve zırhlı kıt’alarını ve hava birliklerini teftiş durumunda ve arazi üzerinde muharebe ederken gördüm. Muharebe ederken deyişimi, anlıyorsunuz. Yani iki taraf olup karşılıklı tatbikat yaparken yakından takip ettim. Atış yaptılar. Silâhların tesirini tetkik ettiler. Tatbikatın birisiyle, oldukça sıcak havada beş saat kadar beraber bulundum. Alınan neticelerden, mesleki olarak çok memnun kaldım. Kumandanları ve subayları, rastladığım astsubayları takdir ve tebrik ettim. Vatandaşlarım ordunun kıymetinden, kendi vazifesiyle uğramaktan başka emeli de, vakti de olmadığından emin bulunsunlar. Sırf asıl vazife icabı yaptığım bu seyahatten hakikaten bahtiyar döndüm.

Vatandaşlarım Ordunun kıymetinden memnun oldukları kadar ordu hakkında güven sarsıcı yayınlara, dedikodulara hiç iltifat etmiyerek Orduyu sevgiyle görsünler.

Orduyla beraber bulunduğum zamanlar hiç politika konuşmadığım halde Ordumuzun Anayasa nizamına nasıl bağlı olduğunu, demokratik rejimin muvaffak olmasını ne kadar yürekten arzu ettiğine şahit oluyorum. Ordu içine sızmış olabilecek nadir heveslilerden, Ordu dışında sözüm ona aydın ve politikacı yazarların, amatör veya profesyonel sergüzeştçilerin asılsız haberlerinden, maksatlı telkinlerinden müteessir olmaya asla mahal yoktur. Demokrasiye karşı nereden gelirse gelsin bir harekete ordunun iltifat etmesi şöyle dursun, böyle maceraların Orduyu daima karşısında bulacağından, ben bu seyahatimde bir defa daha emin oldum. Vatandaşlarıma bu güvenimi kesin bir inançla naklediyorum. Ordu vazifesindedir. Ordu vatanı müdafaa edecek kudrettedir. Ordu vatandaşların sevgisine ve güvenine barışta ve seferde, yardımına ve işbirliğine tam manâsiyle ehliyetli ve liyakatlidir.

Sevgili vatandaşlarım,

Erzurum kuzey bölgenin coğrafya bakımından merkezi durumundadır. Umumî olarak asayiş çok iyidir. Doğu’da, güneye düşen bölgelerde hepimizi müteessir eden şekavet vakaları olduğunu biliyorsunuz. Köylü ve kentlimizin emniyetine tecavüz eden, sonra kolaylıkla hudut dışına çıkmayı tertiplemiş olan eşkiyalar sıkı şekilde takip ediliyor. Az zamanda iyi neticeler alınmıştır. Bakanlardan karakol erlerine kadar bütün vazifeliler köylümüzü eşkıya pençesinden kurtarmak için seferber olmuşlardır. Yakın bir zamanda mesul makam sahiplerinin ağzından kesin neticeleri ve tecavüz eden haydutların kanun önünde ibret verecek akibetlerini umumî efkârımız öğrenecektir. Bu bakımdan vatandaşlarımın hiç bir endişeye kapılmamalarını selâhiyetle söyleyecek durumdayım.

Sevgili vatandaşlarım,

Büyük Meclis’ten güven almış olan Hükûmet, her manâsıyla kuvvetli bir hükûmettir. Siyasi, sosyal ve iktisadî bakımdan memleketimizin geçirdiği güçlükleri hükûmet bilmektedir. Her nevi güçlüğü az zamanda yenecek, dertleri tedavi istikametlerine yöneltecek kudrettedir. Hükûmet bütün üyeleriyle gece gündüz bu bir iki aylık devreyi çalışmakla geçirip Büyük Millet Meclisi’ne çok hazırlıklı çıkmak kararındadır.

Sevgili vatandaşlarım,

Pazartesinden itibaren başkentte, bütün hükûmet plânlama meseleleriyle ve iktisadî işler için toplantılarla meşgul olacaktır. İktisadî hayatımızın gelişmeleri hakkında sizlere kısa fasılalarla bilgi arzedeceğiz. Memleketin genel durumu hakkında kısa bir izahı, bu beyanatımla yapmış oluyorum.

Size sevgiler ve derin saygılar sunarım.

 

 

 

 

Ankara Şeker Fabrikasını Ziyarette İktisadi Konulara İlişkin Söyledikleri[120]

20 Ekim’de işletmeye açılacak olan Ankara Şeker Fabrikası tesislerini gezen Başbakan İsmet İnönü dün, “Bizim derdimiz parasızlık değil, cehalettir” demiştir.

Başbakan İsmet İnönü, dün saat 16.00’da beraberinde Sanayi Bakanı Prof. Fethi Çelikbaş, Türkiye Şeker Fabrikaları Genel Müdürü Fahrettin Mutluay, Özel Kalem Müdürü Necdet Calp, Sanayi Bakanlığı ve Şeker şirketi ilgilileri olduğu halde Etimesgut’ta inşa halinde olan Şeker Fabrikası tesislerinde iki saat devam eden incelemelerde bulunmuş, ilgililerden geniş izahat almıştır. Başbakan daha sonra, Şeker Şirketinin örnek ahırlarını da gezmiş, bu sırada, Türkiye’de hayvancılığın geliştirilmesi lüzumuna işaret etmiştir.

İnönü, 1957 yılında inşasına başlanan ve 20 Ekim’de işletmeye açılacak olan Ankara Şeker Fabrikası tesisleri hakkında kendisine bilgi veren Genel Müdürün izahlarından duyduğu memnuniyeti belirtmiş, fabrikanın mühendislik, işçilik, montaj ve diğer bütün işlerinin Türk mühendis ve işçileri tarafından yapılmış olmasını takdirle karşıladığını bildirmiştir.

Yılda 18 bin ton şeker istihsal edecek olan fabrikanın 112 milyon liraya mal olacağını ve bu paranın 100 milyonunun harcanmış olduğunu öğrenen İnönü, Türkiye’deki diğer şeker fabrikalarının durumu ve şeker sanayi hakkında uzun uzun bilgi aldıktan sonra, Sanayi Bakanı Çelikbaş ve Genel Müdür Mutluay’a dünya şeker istihlâki, şeker sanayi, pancar ve şeker kamışı ekimi hususlarında da sualler yöneltmiştir.

Başbakan bu arada genel sanayi, hayvancılık ve besicilik konuları üzerinde de ilgililerle uzun uzun görüşmüş, yurdumuzda üçüncü bir demir çelik sanayinin hemen kurulup kurulamıyacağı hususunu Sanayi Bakanından sormuştur. İkinci tesis tamamlanmadan buna şimdilik imkân olmadığını bildiren Çelikbaş, Başbakana Bursa’da yabancı sermayenin iştirakiyle bir suni elyaf fabrikası kurulması için teşebbüse geçildiğini, ayrıca gübreden tabiî gaz çıkartılması hususunda da tecrübeler yapıldığını, elde edilen gazın bu yılki İzmir Fuarında teşhir edileceğini, şayet, müspet sonuç alınır ve ekonomik olduğuna kanaat getirilirse bu gazların tüpler içerisinde satışa arzedileceğini bildirmiştir.

Fabrikanın üç katını ve bütün bölümlerini gezdikten sonra bahçedeki havuz başında dinlenip, çay içen Başbakan buradaki sohbet sırasında daha çok hayvancılığımızın teşviki ve gelişme konuları üzerinde beraberindekilerle sohbet etmiştir. Genel Müdürün teklifi üzerine numune ahırları gezen İnönü, buradaki Montafon ve Branusuis inekleri hakkında geniş bilgi almış, hayvanların yanına sokularak onları okşamıştır. Foto muhabirlerinin ricası üzerine ahırdaki damızlık boğanın yanına yaklaşan Başbakan, foto muhabirlerine bu şekilde poz vermiştir. Cins ineklerin bir günde 25-30 kilo süt verdiğini öğrenen Başbakan, “Dehşet bir şey, dehşet bir şey. Biz niçin hayvancılığımızı geliştirmiyoruz? Bunların beslenmesi ve bakımı için lâzım olan yemlerin her nevi de bizde mevcut. Bizim derdimiz parasızlık değil, cehalettir” demiştir.

 

 

 

 

Sanayi Bakanlığı’nda Düzenlenen “Resmi ve Özel Sektör” Toplantısında İktisadi Politikalara İlişkin Yapılan Konuşma[121]

Ekonomik hayatımızın sayın temsilcileri:

Sizleri güvenle selâmlıyorum. Bu toplantımız, İstanbul’da başladığımızla beraber üçüncüdür. Bunun hedefi, hükûmetin ekonomik düşünceler ve tedbirleriyle ekonomi âlemimizin ve hususiyle özel teşebbüs temsilcilerimizin birbirinden haberli olmalarını, yakınlık ve karşılıklı anlayış, özel teşebbüse yani hür vatandaşa ve memleket ekonomisine isabetle hizmet etmeyi sağlamaktır. Bu üçüncü toplantımız, ilk günü lüzumlu gördüğümüz yolda çok ilerlediğimizi, bu yoldan iyi neticelere varacağımızı göstermektedir. Bu inançla hükûmet, resmî tedbirleriyle özel teşebbüse faydalı olmaktan bahtiyar olacaktır.

Sevgili arkadaşlarım,

Bu toplantının gündemi bile beraber çalışma politikasının çok ümit verici bir müjdecisidir. Bundan evvelki toplantılarda yapılan müşterek müzakerelere ait tatbikatın ne durumda olduğunu tetkik edeceksiniz. Hazırlanan kanunlarda ve daha hazırlanması lâzım olanlar üzerinde düşündüklerinizi söyliyeceksiniz. İcra ve İflas Kanunu, Maden Kanunu, krediler, vergi ıslâhatı gibi temel konuları gözden geçireceksiniz.

Büyük meselemiz olan, ihracatı artırma konusunu, özellikle ve önemle tetkik etmenizi rica ederim. Esefle hepimiz daima hatırda tutarız ve söyleriz ki, seneler senesi ihracat maddeleri değişmeyen, ihracatı artmayan bir memleket durumundayız. Bu halin hüzün verici neticelerini söylemek lüzumsuzdur. Meseleyi derinliğine ve etrafı ile ne kadar inceleseniz yerindedir. Üzerinde hep beraber ısrarla durursak ekonomik hayatta belki başlıca selâmet yolunu bulmuş olacağız.

Bu temaslardan ve yakın konuşma ve araştırmalardan edineceğimiz bir büyük istifade, karma ekonomi içinde özel teşebbüs ile devlet teşebbüsünün birbirini durdurmayan, birbirini tamamlayan tabiatta çalışmalarını temin etmektir. Benim uzun müşahedeme göre, arada bir çelişme, amelî olarak mevcut değildi ve mevcut olmıyacaktır. Mevcut olduğu zannolunan engeller yakından ilgi ile incelenirse, ya düzelmesi pek sade olduğu için ehemmiyetsiz olduğu görülecek veya esasen bir çelişmenin mevcut olmadığı anlaşılacaktır. Meseleler münferit [olarak] ele alınıp karşılıklı tetkik edilmek lâzımdır.

Gelişmemizin esaslarını biliyorsunuz. Gayri safi millî hasılanın % 18’i kadarını resmî ve özel sektör toplamı olarak yatırımlara ayırırsak senede % 7 gelişme hızı sağlayabileceğiz. Uzun tetkikler, en sabırlı bir yürüyüşle bu gelişme hızını herhalde sağlamak kararını bize verdirmiştir. Böyle bir gelişme, bütün milletçe dayanışmadan kuvvet alarak, ilerleme ve yükselme azmi ile beraber çalışma kararına bağlıdır. Özel teşebbüs kendi geleceğine ve millet idaresinin geleceğine ve sağlam bir güvenle aklını, sermayesini ve çalışmasını ön safta ortaya koymazsa % 7 hızında bir gelişmeyi sağlamak zordur.

Muhterem arkadaşlarım,

Çalışma konuları ve yeni mevzuat ekonomik hayatımızın salim işlemesi için temel unsurlar halindedir. Siz ekonomik hayatımızın temsilcileri bu hususta da hükûmete ve iş hayatımıza samimiyetle yardımcı olacak durumdasınız.

Bu umumî görüşlerden sonra ricam şudur: Burada Bakanlar bütün dikkatleriyle çalışmalarınızı takip edecekler, ekonomik hayatımızın isterlerini tamamiyle kavramaya önem vereceklerdir. Konferansa yürekten başarılar dilerim. Geçmiş incelemeleriniz, geleceğe ışık tutmanız amelî neticelere bağlanmak suretiyle başarılarınız olacaktır.

Sizleri saygı ile selâmlayarak çalışmalarınızı açmış oluyorum.

 

 

 

 

Yüksek Planlama Kurulu’nun 5 Yıllık Kalkınma Planı Üzerinde Çalışmalara Başlamasıyla İlgili Verilen Demeç[122]

Devlet Plânlama Teşkilâtının hazırladığı Kalkınma Plânı üzerinde çalışmağa başladık. İlk inceleme Yüksek Plânlama Kurulu tarafından yapılacaktır. Bu Kurul karar verecek siyasî organların başlangıcıdır. Buna ilgili Bakanlarla davet edilecek olanlar katılacaklardır. Bu yorucu iş bunun üzerindedir.

Yüksek Plânlama Kurulu’nun, çalışma usulü üzerinde verdiği karara göre iştirâk eden Başbakan, Başbakan Yardımcıları ve Bakanlar haftada dört gün her gün en az 8 saat aralıksız bununla meşgul olacaklardır. Mümkün olan süratle bunu sonuçlandıracağız.

Bugün tasarı halinde elimizde bulunan plân iktisat âlemimizin resmî ve özel bilgisine, Büyük Millet Meclisi’ne takdiminden önce arz olunacaktır. İstiyoruz ki, plânın isabeti üzerinde mümkün olduğu kadar geniş bir birleşme temin edelim. Plânın milletçe benimsenmesi geniş ölçüde iktisat, entellektüel ve siyaset âlemimizin yardımını sağlamanıza bağlıdır. Nihaî kararı Büyük Millet Meclisi verecektir.

Türkiye’nin kalkınmasiyle yakından ilgili olan dost memleketlere her şeyden evvel plânlı bir kalkınmanın beraberlikle hazırlanmasına, sebat ile uygulanmasına büyük bir millet olarak ne kadar kararlı ve istidatlı olduğumuzu merak etmektedirler. Şimdiye kadar yaptığımız tesirler müsbettir. İlmi usüllerimiz sağlam, isteklerimiz mübalâğasızdır. Bununla beraber vatandaşlarıma bildirmek isterim ki, muhakkak bir zaferin vasıtaları ve şartları gibi plânlı kalkınma yolu da milletçe geniş ölçüde tasarruf, fedakârlık ve sebat şartları isteyen bir zafer yoludur.

Zor bir işin siyasî mesuliyet başlangıcında ilk intibalarımı şimdilik bu suretle hülâsa edebilirim. Vakit vakit ben veya arkadaşlarım bilgi vereceğiz.

 

 

 

 

 

CHP İl Başkanları ve Temsilcileri Toplantısı Dolayısıyla Anıt Kabir Özel Defterine Yazılanlar[123]

Cumhuriyet Halk Partisi İl başkanları ve İl temsilcilerinin büyük Atatürk huzurunda derin saygı duruşu.

20 Temmuz 1962      İsmet İnönü

 

 

 

 

CHP İl Başkanları, Meclis ve Senato Grupları ile MYK Ortak Toplantısında Ordu, Demokratik Rejim, Koalisyon ve İktisadi Konulara İlişkin Verilen Söylev[124]

Pek sayın ve pek sevgili arkadaşlarım;

Bu toplantı; partimizin hayatı için ve partice mesul olduğumuz siyasî vazifeleri için pek ehemmiyetli olacaktır.

Sizler; benim kadar ve benim ölçümde sorumlusunuz. C.H.P.’nin idaresini fiili olarak yakından takip eden arkadaşlarsınız. Bundan dolayı esaslı meselelerde görüş birliğini sağlamak isterim. Bu toplantıda, siyasî hayatımızın bin bir çeşit teferruatlı meseleleriyle meşgul olacak değilim. C.H.P. politikasının ana hatlarını ve önemli memleket meselelerini ele alacağım.

İlk önce çok söylenmiş ve söylenmekte olan bir konuyu bir de benim ağzımdan işitmenizi arzu ediyorum.

Esas demokratik rejim

Biz, memleketimiz idaresinin doğru ve selâmetle cereyanını ancak demokratik rejimin tatbikinde gören bir siyasî teşekkülüz. C.H.P.’nin memleket rejimine ait inancı ve felsefesi budur. Söyleyerek söylemeyerek bu felsefenin aleyhinde olan cereyanlara sizlerin karşı koyacağınıza güveniyorum ve bundan tamamen eminim.

Memlekette demokratik rejimi esas tutanların, bunu yalnız ve başlıca bir idare usulü olarak benimseyenlerin karısında totaliter dediğimiz kapalı rejimi ileri sürenler de vardır. Totaliter rejimden tabiatıyla açık ve kapalı bir ihtilâl içinde geçen rejim murad edilir. Geri kalmış fakir bir memlekette söz ayağa düşerse idare edemeyiz. Onun için başımızda mutlaka âmir bir adam veya bir heyet veya bir cunta bulunmalı ve bizi sevk ve idare etmelidir, nazariyesi vardır. Taraftarları bu nazariyeyi söylerler ve yürütmeye çalışırlar. Esasında bu nazariye sadece memleketin bugün içinde bulunduğu şartlardan dolayı değil, çok eskiden beri vardı. Benim çocukluğumda devletin gün görmüş sadrazamları ve devlet adamları zamanın memleket idaresi için “istibdadı adilâne idaresi” lâzımdır derlerdi. O zamandan bu zamana çeşitli idare şekilleri tecrübe edilmiştir. Hepsini tecrübe ettik dediğimiz zaman gerçeği ifade ediyorum. Bütün bu çeşitli idarelerin mevkilerinde bulunduk. Bu idarelerin hepsini tecrübe ettik, derken başkaları idare etti. Biz seyrettik demiyorum. Bu tecrübelerin hepsinden geçtikten sonra memleketin idaresi için demokratik rejimi tesis etmek, halkımızı kendi kendisini idare edecek seviyeye yükseltmek başlıca gaye olmuştur.

İyi niyetle başka bir şey demiyorum sadece tecrübesizler diyorum. Tecrübesizlerin bir ihtilâl rejiminden demokratik olmayan bir kapalı rejime geçmek suretile kendi şahısları veya taraftarlarına menfaat sağlayacaklarını ummalarına şaşıyorum. Aslında şaşmak da lâzımdır. Çünkü bu iddia boş bir hayaldir. Demokratik rejim gider, arzu ettikleri kapalı rejim gelirse aslâ unutulmasın ki, kısa bir zamanda rejim evvelâ kendilerini yiyecektir. Demokratik rejim olmazsa bundan şahısları veya fikirleri namına istifade edeceklerini sananlar acınacak kadar aldanıyorlar. Bu kanaatta olanların başlarına gelmeyecek belâ yoktur. Zaman büsbütün başka bir zamandır. Elli yıl önce bana devlet adamlarının söyledikleri milletten çok başka bir millet yetişmiştir. Bundan böyle bu milleti başka bir rejimle idare etmek mümkün değildir. Geri teper.

Bu bahsi bitirmeden evvel sizi her surette temin etmek isterim ki:

Millet adına ihtilâli yapmağa mecbur edilmiş olan Türk Silâhlı Kuvvetleri sizin kadar ve memleketin en demokratik fikirli evlâtları kadar demokratik idarenin memlekette yerleşmesini yürekten istemekte bunu tek çıkar yol alarak görmektedir. Ordunun demokratik rejim mevzuundaki kanaatleri samimidir, kararları kesindir.

Fazilet

Türk Silâhlı Kuvvetleri sadece bizim tarihimizde değil dünya tarihinde de emsali olmayan bir fedakârlık ve fazilet örneği vermiştir. Bir buçuk senede büyük askerî ihtilâli kendi rızalarıyla normal idareye teslim etmişlerdir. Kendi aleyhlerine söylenebilecek bütün sözlere göğüslerini açık tutmuşlardır. Bir milletin evlâtlarından bundan daha fazla fedakârlık beklenemez. Onun için Ordu bakımından mesele tamamen millet lehine halledilmiş görülmektedir.

Bugünkü siyasî cereyanlar içinde demokratik rejimin teessüs etmiş olarak devam etmiş olması, anayasa hâkimiyetinin fiili ve sarsılmaz olarak kurulması ve âtide demokratik idarenin icaplarının halk tarafından yerine getirilmesi en başta gelen emelimizdir.

Bu mevzuda bütün siyaset adamlarının, bütün münevverlerin ve kahraman Türk Ordusunun birlikte çalışacağından ümitliyim.

Siyasî partiler olarak demokratik rejimin savunucularından biriyiz. Hiç kimsenin izzeti nefsine dokunmamak için böyle diyorum. Başlıca partiyiz demiyorum, başlıca partilerden biriyiz diyorum. Yoksa insafla mütalâa edilirse C.H.P. en önde değilse de kendisini hiçbir partinin geçemiyeceği kadar bu dâvada önde bulmuştur.

Koalisyon

Bugünkü siyasî hayatımıza damga vuran görünüşlerden birisi de koalisyon şeklinde memleketin idare edilmesidir. Bu netice, nispî temsilin verdiği, takriben birbirine yakın kuvvette siyasî partilerine milletin bünyesinde zuhur etmesinden dolayıdır.

C.H.P.’ye nispî temsilden sonra koalisyon hükûmetinin kurulmasında vazife düşmesi suni bir şey değildir. C.H.P.’ye bir kayırma da değildir. Bu zarurî olan başka çaresi olmayan tecrübelerden biridir. Bu halk iradesinin vücuda getirdiği siyasî ortamın başka çaresi olmayan tecrübelerinden biridir. Bize teveccüh eden vazifede birleşmek ve beraber idare etmek imkânını bulamasaydık yeni çareler arayacağımız gayet tabiî idi. Bu hâl nispî sistemin zarurî bir neticesidir.

Bu vaziyette ilk günde vazife kabul etmemezlik edemezdik. Siyasî hayata atılan partiler yalnız tenkid etmek ve bağırmak için kurulmamıştır. Siyasî partilerin memleket idaresi için kendi programları, muayyen fikirleri ve kendilerine güvenleri olmak lâzımdır. Esasen C.H.P.’ye hiçbir vakit rahat vazife teveccüh etmemiştir. Asıl sizin bileceğiniz şudur ki, bize memleket vazifeleri rahat şartlara göre teveccüh etmiyecektir. Zor şartların ve insafsızların ağır hücumları altında vazife teveccüh edecektir. Siz, bu zorlukları yenerek tâbiî idareyi tesise mecbursunuz.

Memleketi güç şartlardan kurtaracak, iyiye götüreceksiniz. Ondan sonra memleketi daha iyi idare edeceğini iddia edenler ortaya çıkacaklar, politika ve propaganda yapmasını bilen partililer iktidarı elimizden alacaklardır. Mukadder olan budur, bunu normal karşılıyacaksınız.

Koalisyon hükûmetlerini teşkil etmek bizim için kaçınılması mümkün olmayan bir vazife idi. Bu, siyasî hayatımızın tabiatından doğan zarurî bir netice olmuştur. Birinci koalisyonda ortaklık ettiğimiz siyasî parti, seçimler esnasında birbiriyle en çetin mücadeleye girişen iki cephe halinde görünen ve birbirinden en uzak olan partilerdir.

Adalet Partisi ile koalisyon yapılmasına çok ehemmiyet verdik. Çünkü, bu ihtilâlden sonra vatandaşlar arasında uzaklığı, ayrılığı en kısa yoldan ciddiyetle tedavi edecek bir usulün tatbiki esas fikrimiz idi. Birbirinden ayrı partilerin, en uzak partilerin bir araya gelmesiyle vatandaşlar arasındaki çekişme de ister istemez hafifleyecek, yatışacaktır dedik. Memlekette vatandaş münasebetlerini düzeltecek, hiç olmazsa daha ağırlaştıracak bir istikamet almıyacaktır düşüncesinde bulunduk. Onun için bu ilk koalisyonu teşkil etmek üzere anlayış gösterdik. Altı-yedi ay memleket idaresinde en uzak parti ile birleştik. Bugün, vaktiyle beraber bulunduğumuz koalisyon ortağımızdan çok sert hitaplara maruz kalıyoruz. Bunlara cevap vermedim. Sizlere de cevap vermeyin dedim. Tahrik ve târizlere kapılmayın dedim. Çünkü insafın ve sağduyunun galebe edeceğine emniyetim vardır.

Zıt manzaralar

Bizimle yakından temas etmemiş olanlar bizi itham etmektedirler. Ama içimize gelince bunun böyle olmadığını görürler ve anlarlar.

Geçen hükûmet, yedi ay kadar sürdü. Yedi ay birbirine tamamiyle zıt manzaralar göstermiştir. Birbirinden çok ayrı sanılan iki parti, koalisyon sebebiyle birbirine oldukça yaklaşmıştır. Her yerde Adalet Partililer’le Halk Partililer birbirlerine hasım gözüyle bakmamışlardır. Bir çok yerlerde merkezde olduğu gibi teşkilâtta da itimatsızlık tamamen yenilememiştir. Ancak geniş ölçüde yenilmiştir. Hükûmet içinde Adalet Partisi’yle beraber çalışmak son derece müsbet olmuştur. Yakından birbirini tanıyan ve sorumluluk taşıyan bakanlar, birbirleriyle memleket meselelerini anlaşma halinde yürütmüşlerdir. C.H.P.’li bakanlar ve zannediyorum Adalet Partili Bakanlar da kendi teşkilâtları tarafından itaba uğramışlardır.

C.H.P. ile A.P. arasında hükûmette anlaşma olmasına karşılık Meclis içinde ve partilerin kendi içinde anlaşma olmamıştır. Esasen buhran da bu yüzden çıkmıştır. Bunun başlıca sebebi evvelce de söylediğim gibi, “Bir koalisyon kurulduğu zaman merkez idarecilerini ve genel başkanlarını hükûmete sokmak lâzımdır diye vasiyet edeceğim” demiştim. Bunu bir tarihi hatıra olarak anlatmamın sebebi, ilerisi için istifadeyi sağlamaktır.

Dikkat ederseniz çok şikâyet edecek mevkide bulunduğum halde kırıcı ve acı kelime kullanmamaya çok itina ediyorum. Şu hususu ehemmiyetle göz önünde tutmanızı isterim:

Geçirdiğimiz buhranı küçümsemeyin, Demokratik rejim çok mesafe almış ve millet olarak çok olgun hale gelmişiz ki, bu buhranları atlatabildik.

Sizin bildiğiniz buhran benim istifamla yani Mayıs’ta başlamıştır. İşin aslı şu ki, bu buhran, üç ay sürmüştür. Nisan’da başladı Temmuz’da bitti. Bu üç ay içinde hükûmet ciddî meselelerle uğraşamamıştır.

Üç aylık buhran dünyanın her yerinde büyük buhranlardan sayılır.

Yeni koalisyon işte bu tecrübelerin ışığı altında kuruldu. Partilerin Genel Başkanları hükûmette vazife aldılar. Tam bir ahenk tam bir işbirliği kurmak için bütün kuvvetler bir araya gelmiştir denebilir.

Size samimî olarak temin etmek isterim ki, az bir müddet oldu. Yeni karma hükûmetin adamları olarak beraber çalışıyoruz. Yeni hükûmet kendine güvende sebat etmek azminde memleket meselelerine çare bulmak için gece gündüz çalışmakta ve takdirlerine lâyık bir sağlamlıktadır.

Güven oyu

Yeni hükûmetin Meclis’ten almış olduğu güven oyu sayı ve kuvvet olarak da ehemmiyetli ve sağlamdır. Tek parti devrinde olduğu gibi mübalâğalı ekseriyet rakamları artık tarihe karışmıştır. Bugün dünyada derler ki, bir kişi farkla iktidarda olan ve bu iktidarı senelerce devam eden memleketler vardır. Büyük imparatorluklar idare eden memleketlerin 10-15 ekseriyetle hükûmet kurdukları ve vazifelerine devam ettikleri görülmektedir.

Bu itibarla sayı olarak da yeni koalisyon hükûmeti kuvvetli bir zemine dayanmaktadır. Unsurlarının anlaşma kabiliyetleri ve biribirlerine itimat etmeleri bakımından geçmiş zamanlardan istifade etmiş olarak gruplarından güven oyu alacak sağlamlıktadır.

Sizin teşkilât olarak başlıca mesul olduğunuz zemin ne suretle işleyecektir. Bu hususu iki bakımdan mütalâa etmekteyim.

1–C.H.P. olarak sizin hükûmet dışında kalan partilerle münasebetleriniz.

Bu partiler şunlardır: Dün beraber hükûmette bulunduğumuz Adalet Partisi ve yine dün zehirli bir muhalefet havası içinde bulunmadığımız Millet Partisi, şimdi bu iki parti Halk Partisi karşısında muhalefet olarak bulunmaktadır.

Halk Partililerin, ihtilâlin başından beri dikkatlerini bu esaslı noktaya çektim.

Beraber uzun bir çekişme hayatı geçirdikten sonra rakiplerimiz ihtilâl ile siyasî hayattan çekilmeğe mecbur oldular. Cumhuriyet Halk Partisi sağlam istikameti, uzun tecrübesi ve karakterinin yapısı icabı, bütün teşkilâtını ve mensuplarını daha ihtilâl devrinin başında hiç kimseyi ve hiç bir partiyi beşerî hislerle takib etmek hevesine kapılmayan bir politikaya davet etmiştir. O kadar ağır ve şiddetli isnatlara maruz kalan C.H.P. kitlelerin şikâyetlerini durdurmak onları sabretmeye alıştırmak, parti başında bulunan idareciler için ciddî gayret sarfedilmesini zarurî kılmıştır. Bugün de bu lüzum zayi olmamıştır.

Siz başınızda bulunan adamın sabrından örnek almağa mecbursunuz. Siz başınızda bulunan adamın sabretmesini, tahammül etmesini sadece onun kendi mizacına bağlamayın. Bu onun için, memleket ihtiyaçlarının ve menfaatlerinin tecrübeleri sonunda akıl olarak kendisine zorladığı bir hayat tarzı ve felsefesidir.

Tahammül

Karşınızda bulunan partilerle mücadele esnasında âzami derecede sabırlı ve tahammüllü olmaya ve elinizden geldiği kadar eski ve yeni rakiplerinizi güçlüklerden kurtarmağa mecbursunuz.

Bu düşüncelerin zihninizde kalmasını isterim.

2–Koalisyon ortaklarımızla münasebetlerimize gelince bu da o kadar kolay değildir. Kolay olmadığı geçen tecrübe ile anlaşılmıştır. Fakat sizi temin ederim ki:

Yeni iktidar ortaklarımızla memleket içindeki münasebetlerimizin yürütülmesi daha yumuşak ve daha iyi olacaktır. Bundan iyi istifade etmesini bilirsek siyasî hayatımızın medenî ölçüler içinde istikrar bulmasına hizmet etmiş oluruz.

Koalisyon hükûmetlerinin bin bir güçlükler içinde beraber çalışmak mecburiyeti ile taraftarları arasında ister istemez beraberlik hayatı mukadder olmaktadır. İlçede ve ilde koalisyon ortaklarının taraftarlarının birbiriyle çekişmeleri normal olmayan bir hastalıktır. Bu hastalık her yerde mevcut değildir. Mevcut olan yerde de açıktan ve zehirli olmıyacaktır. Bu devrede de sizler teşkilât olarak koalisyon ortaklarımızla iyi münasebetler kurmak için gayret sarfederseniz netice iyi olacaktır. Karşımızdakilerin de iyi gayret sarfedeceklerinden şüphem yoktur. Bu anlayışlı çalışmalarla memleketin siyasî hayatına geniş ölçüde huzur getirebiliriz. Bu memleket ve millet için büyük kazanç olacaktır.

Dertler ve çareleri

Muhterem arkadaşlar,

Parti hayatında bizim daimî bir şikâyet konumuz vardır. Uzun bir mahrumiyet ve sıkıntı devrinden geçtikten sonra iktidara geldik. Eski ıstırapların ve dertlerin çaresini bulamadık diye şikâyet edenler vardır. Tesanüt ve vefanın icapları yerine getirilmeli diye şikâyetler vardır. Ben eminim ki, bu şikâyetlere en çok hedef olan arkadaşlar sizlersiniz.

Bugün C.H.P.’nin elinde olan iktidar uzlaşma iktidarıdır. Bu devirde sorumluluk daha ziyade bize düşmekle beraber hem ortaklarımız, hem muhaliflerimiz vardır. Şikâyet ve dertlerin tamiri ancak bu şartlar içinde olacaktır. Şikâyetlerin tamiri uzlaşmaya, vatandaşların sabırlarına memleketin anlamalarına ve iyi münasebetleri takdir etmelerine bağlıdır.

Hakikî haksızlığa kani olduğunuz zaman bunu tamir edecek imkânları bulursunuz. Kendi bakanlarınızdan, diğer bakanlardan, idareden, hattâ muhalefet partilerinin insaflı idarecilerinden bulabilirsiniz. Memleket içinde çekişme ve husumet duygularını yenmek için yalnız ben değil, siz de yeni bir ruh ve hava ile gayret sarf etmeğe mecbursunuz.

C.H.P. bugün nisbî temsilin ve bir çok partilerin işlediği bir devirde memleketin siyasî idaresine başlıca istikamet veren, yahut istikamet veren unsurların başlıcası olarak bulunmaktadır. Bugün oy sayısı yekûnunu ele alırsanız, C.H.P. olarak % 38 den fazlasına sahip değiliz. Amma diğer partilerden daha fazla oy almış bulunuyoruz. Dün olduğu gibi, bugün de bizim nazarımızda az oy almış olan partilerin mevkileri, ehemmiyetleri ve sözleri vardır. C.H.P. daimî olarak, iktidarda olsun, muhalefette olsun memleketin siyasî kaderine istikamet tayin edecek vaziyette olacaktır. C.H.P. memleketin yürüyüşünde, ilerlemesinde ve siyasî cereyanlarında daima bir kuvvet olarak tesirli vaziyette olacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi’ni, memleketin siyasî kaderi üzerindeki tesirinden, yardımından ve yapıcı kudretinden hiç bir engel alıkoyamıyacaktır.

Cumhuriyet Halk Partililer olarak memleketin siyasî bünyesindeki bu birinci derecedeki rolünü daima muhafaza edeceğiz. Ona mâni olmağa bu memlekette hiç bir kuvvet kâfi gelemez. Bugün için ve istikbal için bu böyle olacaktır.

Tesanüt

Muhterem arkadaşlar:

Siyasi hayatta olsun, hususî hayatta olsun her kudret iyi kullanıldığı ölçüde ve hududu bilindiği nisbette ebedi bir hayata mazhardır. Bu kudret yıpratıldıkça, tüketildikçe nihayet tesirsiz kalmağa mahkûmdur. Cumhuriyet Halk Partisi hürriyetinden ve faydalı tesirinden hiç bir engelle mahrum edilemiyecektir. Bu siyasî teşekkül, ancak kendi içindeki yanlış tutumlardan ve geçimsizliklerden yıpranabilir. Bunu hatırınızdan çıkarmıyacaksınız.

Demokratik rejimi kendi bünyemiz içinde de başlıca bir çalışma unsuru olarak kabul etmiş bir partiyiz. Amma kendi içimizdeki münakaşalarımız ne olursa olsun müşterek ve mütesanit bulunmağa, memleketin menfaati üzerinde birleşmeğe ve birleşmiş, sarsılmaz görünmeğe mecburuz. Bunu zihninizden çıkarmamanızı rica ederim.

Bu son hükûmet teşkilinde C.H.P.’nin oy verirken memleketin karşısında tesanüt halinde çıkmalarına ehemmiyet verdim. Gruplarda çok çetin münakaşalar oldu. Bunu zevkle takip ettim. Grupda, memleketi idare etmekte birinci derecede söz sahibi olan bir parti olarak millet karşısında, oy sandığı karşısında tesanüt göstermeğe mecburuz. Bir kişinin eksikliğinin hesabını sizden ararım” dedim. Oy günü 4-5 kişi gelmedi. Bu ihmalin acısını unutmuş değilim, size söylüyorum. Vazife günlerinde beraber olmak şarttır. C.H.P., içinden vazife ihmaline uğramazsa onu yeryüzünde yenecek kudret yoktur.

Siyasî kısım üzerinde benden işitmeğe haklı olduğunuz konuları söyledim.

İktisadî problemler

Şimdi iktisadî kısma geçiyorum.

Muhterem arkadaşlarım;

Hep beraber memleketin içinde bulunduğu iktisadî durumdan ıstırap çekiyoruz, şikâyet ediyoruz. Hep beraber bir an evvel darlıklar gitsin, genişlesin, çaresiz dertler düzelsin ve çareleri bulunsun diyoruz.

Mesul idareyiz, 8-10 aydır iş başındayız. İktisadî dertlerin düzeltilmesi vazifesini üzerimize aldık. Aldığımız devren güçlükleri, suçumuz olmayan yanlış tedbirlerin neticeleri üzerinde durmak istemiyorum, lüzumsuz.

Bugünün sıkıntılarına çare bulmak esastır. Mesuliyet hissi ile biz başlıca bu konu ile meşgul olmaktayız. İçinde bulunduğumuz sene güç bir intikal senesidir. İlk alınan tedbir ve çare çok kuvvetlidir. Bu seneki bütçeye iyi bir yatırım yaptık. Bu seneki idare masraflarını ve yatırımları karşılamak için malî bakımdan imkânsızlık ve çaresizlik karşısında kalmadık.

Uzun tecrübelerden sonra Türkiye’de umumî sıkıntı yaratan başlıca unsur hazinenin darlığıdır. Tecrübelerle sabit olmuştur ki, masrafı karşılayacak hazine durumu olmazsa memlekette umumî sıkıntı artar. Hazinenin malî sıkıntısı çok mühimdir. Hazinenin malî sıkıntısı asırlardan beri Türkiye’nin müzmin bir derdi olarak devam etmiştir. Halbuki bu sene hazine devlet ne iş görecekse onun parasını temin edebiliyor. Bu, ferahlık yaratacak bir unsurdur. Amma bundan kâfi derecede istifade edemedik. Mart geldi, mevsimin müsait olması lâzımdı. Fakat geçmiş zamandan birikmiş borçlar vardır. Ya yarı kalmış bir işi tamamlamak veya borçları ödemek lâzımdı. Hülasa muvazeneli bir malî vaziyetin semerelerini kâfi derecede alamadık. Bu devir çok kesif ve insafsız bir siyasî ortam içinde geçti. Her kusurun yüz misli büyültülerek söylendiği bir devirdi bu. Fakat artık sıkıntılı devre geçmiş ve arkada bırakmış sayılabiliriz.

Bu içinde bulunduğumuz devirde bizim başlıca meşguliyetimiz, derdimiz geleceği hazırlamaktır. Yani plâna müstenit bir kalkınma devrinin temellerini hazırlamağa çalışıyoruz. Bu yeni bir alemdir. Bu milletçe hükûmet ve devlet olarak baştan başa yeni bir şekilde yaşama usulü ve şeklidir. Plâna müstenit kalkınma dediğimiz büyük ameliyat budur. Plân meselesinde kabaca hatırınızda kalmasını istediğim şudur:

Kalkınma

Mütehassıslarla, ciddî bilgilere müstenit içeriden ve dışarıdan ele geçen vukuf ve iyi niyet sahibi doktorlarla çalışarak bir kalkınma plânı hazırlamağa çalışıyoruz. Kalkınma plânı demek: Türkiye’nin (bizim aldığımız görünür hedefe göre) 15 senelik zaman zarfında almasını istediğimiz manzarayı temin etmek için devir devir tatbik olunacak usulleri bulmak demektir.

15 sene şöyle bir Türkiye vücuda getirmek lâzımdır. Bunu 5 senelik üç devre halinde tatbik edeceğiz. Esaslı unsurlarını ve ihtiyaçlarını tespit edeceğiz. Bunun kaynaklarını bulacağız. Plânı partilere ve Meclislere kabul ettireceğiz ve ondan sonra tatbik edeceğiz. Bunun tatbikinde Türkiye’ye münhasır olmak üzere hususî güçlükler vardır.

Bir defa bunun kaynaklarını bulmak bir meseledir. Şundan dolayı meseledir ki, bugünkü geçimimiz ve kazancımızla bol sarfedecek bir durumda ve takatta değiliz. Esasen kazancımız bugünkü ihtiyaçlarımızı kıt kanat karşılamaktadır. Diğer taraftan bugünkü kazancımız tahammülü mümkün olan adaletli bir dağılışta da değildir. Bir kısmı umumî kazançtan kendi hissesine düşen miktardan çok az almaktadır. Sosyal adalet denilen ve çok ihtiyaç içinde bulunan cemiyet tabakalarını yaşatacak halde tutma çarelerini bulmağa çalışmak gerekmektedir. Yani memlekette bir takım sosyal adalet mevzuu ve meseleleri vardır. Burada iki fikir vardır. Biri evvelâ sosyal adaleti tesis etmek ondan sonra kalkınmaya girişmek. Diğeri evvelâ kalkınmayı sonra sosyal adaleti sağlamak. Halbuki, cemiyetimizin böyle bir ayırma yapmağa tahammülü yoktur. Dâva hasta olmayan tarafları sağlam tutup hasta olan tarafları tedavi etmektir.

Nüfusumuz her memleketten fazla artmaktadır. 40 sene evvel başlıca meselemiz, aman nüfusumuzu arttıralım idi. Bu maksatla büyük salgınlarla mücadeleye girilmiştir. Şimdi nüfusumuz senede % 3 artmaktadır. Bu artış bugünkü neslin sosyal ihtiyacını karşılamaya ve kalkınma meselelerine engel durumdadır. Nüfusumuz böylece % 3 artarsa ebedi olarak bugünkü yaşayış seviyesi devam edecek demektir. Onun içindir ki, kazancımızı % 7 yaparsak % 4 kalkınmanın karşılığında tahsis edilebilecektir. Bir büyük cemiyet meselesi olarak bir nüfus meselimiz vardır. İlim erbabı ve siyaset erbabı olarak düşünüyoruz. Tedbirler % 3 devam edecekmiş gibi, hem de umumî gelişmeyi % 4 nisbetinde arttırmak hesaplarına göre alınmıştır.

Öyle bir kalkınma usulü tutalım ki, 15 sene sonra sosyal meseleler büyük ölçüde halledilmiş olsun ve darda olan cemiyet tabakaları ileri seviyedeki cemiyet tabakalarına yaklaşarak ferahlık olsun.

Ticaret açığını her sene borçla kapatıyoruz. Eskiden kalma borçların senelik karşılıkları da önümüzdeki seneler gelecektir. Bugün açığımız vardır. Plânlı kalkınma ile 15 sene sonra memleketin kazancı ile bu açıkları kapatacağız.

Hesaplar ve plânlar sağlam olmalı ve ciddiyetle tatbik edilmelidir. Plânlı kalkınmaya mecburuz. Bunu kendinize ve vatandaşlara hazmettirmeğe çalışacaksınız.

% 7 üzerinde kalkınmaya çalışıyoruz. 1963’te ilk 3 senenin tatbikatı başlıyacaktır.

Mühim konuları etraflıca anlattığımı zannediyorum. Yüksek vazifeniz başarı sağlamak için lâzım olan tedbirleri aramakla geçecektir.

Sizlere sevgiler ve saygılar sunarım.

 

 

 

 

CHP İl Başkanları, Meclis ve Senato Grupları ile MYK Ortak Toplantısında 27 Mayıs, Koalisyon Hükümeti ve CHP Üzerine Yapılan Konuşma[125]

“Korkarım ki şimdi benim için esirgemediğiniz takdir işaretlerini, konuşmamdan sonra esirgeyeceksiniz. Arkadaşlar, konuşmalarımız çok istifadeli olmuştur. Çok dikkatle dinledim. Hakikatte teşkilâtla merkezi idare arasında, bizim aramızda bir anlaşmazlık olduğunu arkadaşlardan işitiyorum. Ama bu anlaşmazlığın bu kadar derin olduğunu fark etmemiştim. Şikâyetlerinizin bir çok sebebi vardır.

Ben bir defa birinci koalisyonda istifa ettim. Bir defa da Mayıs’ta istifa ettim. Teşkilâttan tebrik telgrafları aldım. Bir ara hükûmet kurmaktan vazgeçtim. Yine teşkilâttan memnuniyet haberleri aldım. Bütün bunlara rağmen hükûmet kurmaya çalıştım ve kurdum. Böylece de bu idare teessüs etti. Bu acı sitemlere umumî sevki idarenin başında olarak katlanmalıyız, bunlara katlanacak kadar dayanıklı olmak lâzımdır. Teşkilâtımızın içinde bulunduğu müşkülleri gidermek zordur.

Bizim siyasî hayatımız, bilhassa 1943’den beri geçirdiğimiz devirlerle, tedaviye muhtaç bir memleket durumudur. Bizde siyasî hayat, siyasî mücadele tamamen yanlış anlaşılarak başlamıştır. Bunu senelerden beri iyi yola sevk etmeye ve tedaviye çalışıyoruz. Bu çalışmada güç vazife C.H.P.’ye ve onun başındakilere düşüyor.

Arkadaşlar diyorlar ki, ‘Hep biz mi fedakârlık edeceğiz?’, ‘Demokrasiyi korumak için C.H.P.’nin kuvvetli olması lâzımdır. C.H.P.’nin yaşaması, kuvvetli olması için bizim takip ettiğimiz politikayı takip etmemeli’ diyorlar. Ben de diyorum ki, bize kim haksızlık etmiş ise unutalım diyorum. Bu işin içinden başka türlü nasıl çıkılır. Siyasî hayatımızı salim bir yola tevcih edersek, vatandaşlar arasında normal münasebetler ve huzuru kurmak mümkün olacaktır.

1957’de bizim arkadaşlarımızın ifadesi ile büyük kayıpla mağlubiyetle iktidara gelenlerin 10 yılda şiddet politikası yüzünden ne hale geldiklerini biliyorsunuz. Bütün muhalefet devrimizde, bu yol doğru yol değildir, idarenin bütün vatandaşlar için eşit muamele yapan bir idare olması lâzımdır, diyorduk. İdarenin tarafsızlığını tarife lüzum görmüyorum.

Bu kadar yer dolaştım, güçlük içinde dolaşıyordum. Hiçbir memurun açıktan bize teveccüh gösterdiğini görmedim. Şimdi şikâyet ettiğiniz memurların büyük bir kısmı bizim dâvamızı destekliyor. Şiddet göstermemeğe çalışıyordu.

Şimdi bu zavallı adamlar bulundukları yere göre başlarındaki idareye göre bir hareket yolu tutarlar. Ama kendi kendilerine kalırsa bunların çoğu partizan olmaz. Vatandaşa eşit olmayan muamele yapmaz.

Arkadaşlarım beni mazur görsünler. Bizde siyasî hayat sakat bir istikamet almıştır. Bir parti iktidara geldi mi o iktidar partisine ve teşkilâtına mensup olan insanlar farklı muamele görmek isterler.

Bu zamanı geçirirsek, karşılıklı siyasî çelişmeler normal düzenini alırsa, bu problemler kalmıyacaktır. Ne olacak? İktidar değişmiş, vatandaşın gördüğü muamele değişmiyecektir. Evvelce ne idiyse o olacaktır. Zaten vatandaş ne istiyor. Devlet memuru, kendisine müracaat eden vatandaşa kanun dairesinde muamele yapsın istiyor. Bunu böyle yapmadı mı iktidarda bulunan idare memuru ile, idaresi ile vatandaşın gözünde mahkum olmuştur.

Biz düzeni bozulmuş bir idareden geçiyoruz. 1960’da ihtilâlden bir hafta kadar önce seçim yapılırsa iktidara geçerdik diyorduk. Büyük bir ekseriyetle iktidara gelirdik. Böyle değil mi? Çünkü vatandaş şiddet idaresinden soğumuştu. Sonra ihtilâl oldu. Şiddet idaresine karşı yapılan bir ihtilâli C.H.P. yaptı dediler. Bir defa şiddet idaresinden kurtulmanın rahatlığı C.H.P.’lileri memnun etmiştir. Ama bu memnuniyet o fikri verdi ki, C.H.P. bu ihtilâlde rol oynamıştır. Bu, ihtilâli yapanlara da battı. Bu çalım onlara battı. İhtilâli C.H.P.’nin yaptığı söylentisi onları incitti. Onlar, bunun üzerine biz kimseye karşı ihtilâl yapmadık demek zorunda kaldılar.

Bundan biz zarar gördük. Dışardakiler ihtilâli biz yaptık sandı ve çalım yaptılar.

Bunun üzerine siz hiç kimseyi şikâyet etmiyeceksiniz. Hiçbir kimseyi ihtilâl idaresine karşı suçlu göstermiyeceksiniz dedik.

Biz bu ihtilâlin içinde değildik ama karşısında da değildik. Meşruiyetini kaybetmiş bir idare, ordu tarafından millet namına indirildi, o kadar.

Bunu fertler aleyhine bir şikâyet konusu haline getirmiyelim dedim. Bunda büyük tehlike gördük. Teşkilâtımız buna dikkat etmiye çalıştı.

Bunu söz olarak söylemiyorum. Çok dikkatle memleketin muhtelif yerlerinde araştırmalar yapmışımdır. Güvenilir adamlara sormuşumdur. Deliller toplamışımdır. Madem ki siz çok açık konuşmayı seviyorsunuz ben de açık misâl vereceğim.”

İnönü burada bir olayı anlattıktan sonra sözlerine devamla demiştir ki:

“Anladınız mı ikinci safhayı? O zaman böyle tehlikeler vardı. Onun için hiçbir şey yapmayın, ‘Bırakınız ihtilâl kendi devresini tamamlasın, tesir etmeyin’ demiştim. Bu bakımdan iktidara gelenler, kendi hareketlerinde hiçbir parti tesiri olmadığını sağlamak için çalışmışlardır.

Ondan sonra nisbî temsil olmuş, seçimde vaziyetlerimizi almışız. Şimdi dikkat ediniz bir seçimde namüsait tesirler altında nisbî temsilde en fazla oyu C.H.P. almıştır. Öyle değil mi? Onlar öyle çalışmışlar. Bizimkiler böyle. Nisbî temsilde C.H.P.’nin en çok rey alması demek şu demektir. Bu partinin bünyesi sağlamdır. Sevki idaresi doğru yoldadır. Bütün bunları görmeseydik bu kadar kabiliyet göstermeseydik, bu neticeyi almazdık.

Biz siyasî partilerin mücadelesini vatandaşlar arasında mücadele olmaktan çıkarmaya çalışıyoruz. Bunu temin edemezsek demokratik rejimin feyzinden istifade edemeyiz. Sözümün başında dedim ki normal bir siyasî hayata gelirsek vatandaş, iktidar değişmesini partiler program olarak neyi ifade etmişlerse onu tatbik etmelerinden anlıyacaktır. Devlet kapısından kendi gördüğü muameleden dolayı iktidarın değiştiğini anlamış olmıyacaktır. Şimdi şikâyet ediyorlar. Ne diyorlar? Adam selâm vermiyor diyor. İşinden çıkarıyor. Şunu yapıyor bunu yapıyor diyor.

Bunu yapıyorsa yapamıyacaktır. Adam diyor ki haksızlık edilmiştir. Bunu ben de gördüm. İşinden atılanlar işlerine alınsınlar dedim. Bunu taahhüt ettik. Bu bir huzur meselesi olarak kabul edilmiştir. Mahkemeden suçsuz olarak çıkanların işlerine iadesini istedim. 27 Mayıs ihtilâli neticesinde muhakeme edilenlerin beraat etmeleri halinde [önceki] yerlerine alınmaları haksızlığın telâfisi demektir. Haksızlık etmek demek çok muğlak bir meseledir. Şimdi işlerine iadelerini istiyoruz. Vaktiyle bunlar partizan idare tarafından işlerinden atılanların yerlerine getirilmiş olabilirler. Ancak partizan idare tarafından işinden atılanın şimdi eski işine iadesini istemesi demek, yeniden haksızlık yapılmasını istemesi demektir. Doğru mu bu? Ondan evvel de haksızlığa uğramış olanlar var. Bunlar aranmaktadır ve haksızlıklar telâfiye çalışılmaktadır. Şimdi teşkilâta bu adamlar şikâyet ediyorlar. İşinden atılmış, doğru. Bunu biz de takip ediyoruz. Ama bir hudut halinde. Bunun ölçüsü olarak 27 Mayıs’ta işlerinden çıkarılmış işçileri alıyoruz.

Bulunduğumuz hükûmet bir karma hükûmettir. Bir uzlaşma hükûmetidir. Şartları başkadır.

Eski usul bir iktidara geldik zihniyeti başkadır. Eski usulle iktidara gelmedik. İktidarda da olsak bildiğimizi yapıyor, iktidardan ayrılınca da bildiğimizi yapıyoruz. Bunu Başbakan İsmet İnönü’yü, Genel Başkan İsmet İnönü’ye şikâyet edenlere söylüyorum. Bir kaymakam, bana fena muamele ettiyse, o bunu bana fenalık olsun diye yapmadı. Âmiri öyle istediği için öyle yaptı. Benim dâvam onunla değil, onu o yola götüren politikacı ile. Benim dâvam baştaki politikacıyı doğru yola sevk etmektir. Suyun menbaından doğru yola sevk ettik mi her şey düzelir.

Şunu bileceksiniz, memurlarla uğraşmayı yanlış buluyorum.

Arkadaşlarım,

Yani dâvadan vazgeçmiş değiliz. Bizim derdimiz, teşkilâtımızla merkezimizin ahenkli çalışması zor olmuştur.

Ümitsizliğe düşmeyin, benim sizden şikâyetim bu. Takip ettiğimiz politika doğru bir politikadır, bunu anlıyacaksınız. Partizanlık olmıyacaktır dediğim zaman ortaklarımızın da bunu yapmaması lâzımdır. Yapmadığımızı yapmamak için bana söz vermiş mesuliyetli arkadaşlarımın bunu yapmasına göz yumamam. Tespit ettiğimiz devlet idaresi prensiplerini müşterek olarak tatbik edeceğiz.

Dağınık konuştum, ama hülus ile açık konuştum. Konuları bilerek konuştum. Demek ki siz bana ders vermek için burada beklettiniz. Dersimi almış bulunuyorum, hepinize teşekkür ederim.

 

 

 

 

Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ile Görüşme Öncesi ve Sonrası Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[126]

(…)

Bir gazetenin Doğu’daki eşkiyalığa dair haberine temas eden İnönü:

“Bunlar yakalanır. Mühim değil, asıl mesele iktisadî kalkınmadır” demiştir.

Daha sonra gazeteciler Başbakana koalisyon hakkında fikrini sormuşlar ve şu cevabı almışlardır:

“Koalisyon siyasî hayatta yüksek bir tekâmül hareketidir. Cemiyetlerin müşterek çalışmasını sağlar.”

Sakarya motoru Florya’ya yaklaşırken gazetecilerle sohbet etmekten çok memnun kaldığını belirten İnönü:

“Demokrasi güzel şey. Türkiye’nin istikbali güzeldir” demiştir.

Saat tam 13’de Sakarya motoru Florya Köşkünün iskelesine yanaştığı zaman krem rengi bir pantolon ve beyaz bir gömlek giymiş olan Cumhurbaşkanı Gürsel iskele üzerinde görünmüş, Başbakana:

“Hoş geldiniz” dedikten sonra, gazetecilere bir diyeceği olup olmadığını İnönü’den sormuştur.

Başbakan motor yolculuğunu kastederek güler yüzle:

“Bir şey demiyeceğim, beraber geldik, beni mânalı mânalı konuşturdular” demiştir.

Daha sonra İnönü ile Gürsel kol kola Köşke girmişlerdir.

Başbakan İnönü ile Cumhurbaşkanı Gürsel Florya Köşkünde tam 93 dakika süren bir görüşme yapmışlardır. Bu süre içinde öğle yemeğini Cumhurbaşkanı ile birlikte yiyen İnönü, Gürsel’le yaptığı temas hakkında gazetecilere sadece:

“Devlet işlerini görüştük” demiş, fazla bilgi vermemiştir.

İnönü kendisini motora kadar uğurlayan Cumhurbaşkanı Gürsel’den saat 14. 38’de ayrılmış ve Maltepe’ye saat 16.10’da çıkmıştır.

Motor yolculuğu sırasında da gazetecilerle İnönü arasında ilginç konuşmalar cereyan etmiştir.

Bir gazetecinin tasarruf bonoları kaldırılacak mı? Sualine karşı Başbakan:

“Bunlar, 500 milyon liralık bir istikrazdır, kalkması imkânsızdır. Ancak bunları daha işler hale getireceğiz” demiştir.

Bir eski yazı üzerine Başbakan demiştir ki:

“Bana zaman zaman sorarlar inkılâplardan korkuyor musun? diye. Hayır ben inkılâplardan korkmuyorum. En zor inkılâp harf inkilâbıdır ve en güç yerleşen de o olmuştur. Bazan en koyu inkilâpcılar bile eski yazı kullanıyor ve mazeret olarak da steno diye kullandıklarını söylüyorlar. Ben hiç kullanmam. Bu yazı cemiyeti ikiye ayırmaktadır. Gizli gizli çocuklarına eski yazı öğretenler var. Yeni yazı öğrenmiyen bu çocuklar Türk oldukları halde ilerde Türk çocukları arasına giremiyecektir. Bugün eski yazıyı hiç bilmeyen nesiller yetişmiştir. Hattâ Bakanlar vardır. Kaçamak eski yazı öğretmek suçtur. Fakat bunlar düzelecektir. Çünkü inkilâplar büyük kitlenin malı olmuştur. Üstünden 34 yıl geçmiştir. Kadın hürriyeti de büyük inkilâptır. Bugün çalışan, üniversitede okuyan kadınlarımız var, bunları tekrar çarşafa sokmak imkânsızdır.”

Başbakan İsmet İnönü, Millî Eğitim Vergisi hakkında ne düşünüldüğü sorusuna: “Parça, parça vergi meselesi düşünülemez, Millî Eğitim büyük bir kalkınmadır. Millî kalkınmanın en esaslı kısmıdır. Eğitimin ıslâhı da büyük kalkınma hareketidir. Kalkınma bir uçtan olmaz bütün eğitim toptan ele alınacaktır.”

İnönü, “Ben Yüksek Plânlama Kurulunun kanunen Başkanıyım” dedikten sonra, kurula her sahada raporların geldiğini, bunların incelenerek tatbikat sahasına geçirileceğini söylemiş ve devamla demiştir ki: “Planlamanın hedefi kalkınmadır. Dış yardımlar sağlanacaktır. Aslında bu 15 yıllıktı. Biz tatbikatta 5’er yıllık 3 devreye böldük.”

Başbakan, Eminsular’ın Orduya dönüp dönmiyecekleri sorusuna: “Böyle bir mesele yok” cevabını vermiş ve “Demokrasi yok diyorlar silâhların gölgesinde demokrasi yapılmaz diyorlar” ne dersiniz sorusuna: “Bunlar Meclis’teki kavgalardır. Silâhların gölgesinde demokrasi yok zaten” demiştir.

İsmet İnönü C.H.P. içinde anlaşmazlıklar olduğu söylentisine dair sorulan suale karşı “Ya söylüyorlar. Hayır yok” dedikten sonra küçük Kurultay çalışmaları ile ilgili olarak da şöyle demiştir:

“Şikâyetleri çok. Benim kendilerini dinleyip cevap vermemi istediler, bekle dediler, bekliyemem işlerim çok dedim. Kıyametler kopardılar. İdarecilerden memnun değillermiş. Hattâ tatlı söz oyunları yaptılar. Başbakan İnönü’yü Parti Genel Başkanı İnönü’ye şikâyet ettiler. Ben de kendi görüşlerime göre onları tenkid ettim. Benden memnun ayrıldılar.”

Daha sonra Başbakan, Tedbirler Kanununun kaldırılması yolunda bir tasavvur olmadığını bildirmiş ve üniversiteye girmek isteyen öğrencilerin yer bulamadıkları, yeni bir üniversite açılıp açılmıyacağı sorusuna:

“Neyle, size yakında gördüğüm Erzurum Üniversitesinden misâl vereyim, 6 Profesörleri var” cevabını vermiştir.

İnönü 14’lerin neden yurt dışına çıkarıldıklarına dair efkârı umumiyenin ne zaman aydınlatılacağı sorusuna karşı da: “Zamanla her şey aydınlanır” demiştir.

[Tamamlayıcı haber]

(…)

Bu arada, gazeteleri tetkik eden İnönü, “Bugün ne yazıyorsunuz” demiş ve gazeteciler de. “Paşam, Siirt bölgesindeki şâkiler yakalanıyor” cevabını verince, “Elbette yakalanacaklardır. Bunlar mesele değil, asıl iktisadî kalkınmayı yapmalıyız” demiştir.

Daha sonra, Rektör Sıddık Sami Onar ile Tıp Fakültesi Dekanı Halit Ziya Konuralp arasında, 147’ler meselesinden çıkan ihtilâf hakkında gazetecilerden bilgi alan İnönü, 15 senede kalkınacağımız konusundaki bir suali şöyle cevaplandırmıştır:

“Plânlama çalışmaları ağır ve sağlam bir çalışmadır. Sağlam insan, evvelâ acı gelse bile, herkese huzur ve emniyet veren durumdan memnun olur.”

Bir İstanbul gazetesinin, C.H.P. İl Başkanları toplantısında yaptığı konuşma ile ilgili başlık [başlığı] hakkında da İnönü şunları söylemiştir:

“Toplantıda, ‘Ben sizden ders aldım. Siz de benden aldınız’ dedim. Böyle oyunlara alışkınım. Umurumda değil, yeni politikacılarda geçer böyle şeyler. Onlar, konuşmanın hepsini almamışlardır.”

Bu arada, toplantıya katılanların çok şikâyetçi ve sert olduklarını, onları sabırla ve onların da kendilerini sabırla dinlediklerini söyliyen İnönü, toplantıyı şu şekilde hülâsa etmiştir: “Çok memnun ayrıldılar, çok sevindiler.”

Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in gazetemize verdiği özel beyanatta, hükûmetin muvaffak olacağına dair sözü hakkındaki bir soruyu “Çok güzel” şeklinde cevaplandıran Başbakan İnönü ile basın mensupları arasında daha sonra şu konuşma geçmiştir:

– Çok yoruluyor musunuz?

– İşim çoğaldıkça, hayatımı daha çok intizama sokuyorum ve bundaki inancım daha çok kuvvetleniyor.

– Türkiye’nin istikbalini nasıl görüyorsunuz?

– (Gülerek) Çok güzel, çok güzel.

– Dünya nüfusu artmaktadır. 1030 [?] sene sonra dünyanın içindeki insanların ağırlığı dünya ağırlığına eşit olacak ve o zaman da kıyamet kopacakmış. Ne dersiniz?

– Kültür ilerledikçe, bu daha çok üzerinde durulacak konu olacaktır.

– Tasarruf bonosu kaldırılacak mı?

– Tasarruf bonosunun ikraz halindeki bütçeye senede 500 milyon lira yardımı oluyor. Kalkınma hâlindeyiz, kusurların düzeltilmesi düşünülüyor. Fakat bunu hiç bir hükûmet kaldıramaz.

(...)

Başbakan İnönü, saat 14.30’da Devlet Başkanının yanından ayrılmış ve gelişinde olduğu gibi giderken de basın mensuplarının çeşitli sorularına cevap vermiştir.

İnönü, Gürsel’le yaptığı görüşme hakkında “Kendisiyle devlet işlerini konuştuk” demekle yetinmiştir.

Eski yazı ile not alan bir gazeteciyi gören İnönü, İnkılâplara da temasla: “Yazı inkılâbı, yerleşmesi en güç inkılâptır. İyi inkılâpçı olduklarını söyliyenlerin çoğu, eski yazı kullanırlar. Bunların bir nizamı yoktur. Buna steno deyip istifadeye çalışıyorlar. Çok fena bir yazıdır. Kaçamak olarak çocuklara eski yazı öğretenler, bunlara fenalık yapıyorlar. Bunlar Türk oldukları halde, Türk çocuklarının içine giremiyorlar. Bugün inkılâp oturmuştur. Bakanlar var, eski yazı bilmiyorlardır. İnkilâbın ikinci unsuru da, kadın hürriyetidir. Kadınlar hürdür, çalışıyorlar. Artık onları çarşafa sokmak imkânsızdır” demiştir.

Başbakan İnönü, eğitim vergisi konusunda bir soruyu da şöyle cevaplandırmıştır:

“Vergiler parça parça düşünülemez. Eğitim, millî bir kalkınmadır.”

Devlet Plânlama Teşkilâtının çalışmaları hakkında da şu izahatı vermiştir.

“Plânlama Kurulu çalışmış, ayrı ayrı raporları hazırlamış ve Yüksek Plânlama Kuruluna getirmiş. Ben, Yüksek Plânlamanın kanunî başkanıyım. Plânlamanın hedefi kalkınmanın hedefidir. Artık plânlama tatbikatına geçilecektir. Plânlama aslında 15 yıllıktır. Biz tatbikatta bunu üçe ayırıp beş yıllık plânlar şeklinde tatbika başlayacağız.”

Daha sonra İnönü, sorulan sorulara cevaben şunları söylemiştir:

Soru: Eminsu’lar tekrar orduya dönecek mi?

Cevap: Böyle bir mesele yok.

Sual: C.H.P. içinde kaynaşmalar olduğunu söyleniyor, ne dersiniz?

İnönü bu suale gülmüş “Ben de duydum, söylüyorlar” demiştir.

“M.P. Genel Başkanı Osman Bölükbaşı 2 nci Koalisyon hükûmetinin programını Meclis’te tenkid ederken ‘Silâhların gölgesinde demokrasi istemiyoruz’ dedi. Buna ne dersiniz?” sualine İnönü, “Bunlar Meclis’teki kavgalardır. Zaten silâhların gölgesinde bir demokrasi yok. Meclis çığırından çıktığı zaman biz bunların tesirini silmeye çalışıyoruz. Siz bunları sorarak tekrar başa getiriyorsunuz” demiştir.

“Basından şikâyetçi olduğunuz bir husus var mı?” sualini, “Hayır” şeklinde cevaplandıran İnönü “Tedbirler Kanununun kaldırılması için şimdilik bir tasavvurun bulunmadığını, ileride düşünülebileceğini” söylemiş; “14’lerin vatan haini olduklarına dair bir çok şeyler söylendi. Ne dersiniz?” sualine İnönü, “Bunu zamanla millet anlıyacaktır” demiştir.

İnönü, “Yeni üniversite açılacak mıdır?” sualini de, “Ne ile? Size bir misâl vereyim. Erzurum Üniversitesi’nde 6 profesör var. Üniversiteye öğretim üyesi nasıl buluruz?” şeklinde cevaplandırmıştır.

 

 

 

 

İktisadi Duruma İlişkin Türkiye Radyolarında Yapılan Konuşma[127]

Sevgili vatandaşlarım,

Size bugün, son hafta içindeki, iktisadî vaziyetimizle ilgili çalışmalarımız üzerinde kısa bilgiler vereceğim. Bunların, sizi memnun edecek iyi haberler olduğunu göreceksiniz. İktisadî hayatta gelişmeyi açmak için hükûmetin gösterdiği gayret, müsbet neticelerini belli etmeye hemen başlamıştır. Dâva aslında bir huzursuzluk meselesiydi ve bu huzursuzluk, gerçek olmaktan ziyade suniydi. Suniydi, çünkü sadece güvensizlik hissine dayanıyordu. Ama, ciddî bir mahiyeti var gibi aylarca memleketi âdeta işlemez hale getirmiştir.

Son hükûmet buhranı faslında, Nisan başından beri devam eden üç aylık bir meçhuliyet devri olmuştur. Üç aylık bir buhrana dayanmak suretiyle memleketimizin bünyesi, hakikaten, demokratik düzende çok tecrübe geçirmiş olduğunu ispat etmiştir. Böyle huzursuzluk devirleri, hususiyle ihtilâlden çıkmış bir memleket için her türlü şüpheyi ve tereddüdü uyandırır. Memleket huzursuzluğundan gıda almak istiyen macera heveslileri geniş ölçüde ümitlenirler ve çalışmaya koyulurlar. Şimdi bunların hepsi bir defa daha ve bu defa daha kesin olarak aldandıklarını görmüşlerdir. Memleket, vatandaş kendi doğru ve feyizli istikametinde işlerine düzen vermiş, sağlam bir hükûmet kurmuş, millet iradesine dayanan hükûmet her mânasıyla kuvvetli olarak millet kaderini yoluna koymuştur.

Güven havası

Memleket iktisadının ve iş hayatının bugün açılmaya ve gelişmeye yüz tutmasının bir sebebi vardır. Bu sebep, sorumluluğunu bilen, Büyük Millet Meclisi’nde sağlam çokluğu ve dayanağı olan bir hükûmetin kurulabilmiş olması, Anayasa nizamının sarsılmaz zemini üzerinde işleyeceğinin anlaşılmasıdır. Böylece fert olarak ve millet olarak umumî hayatımız yeni bir güven havası içine girmiştir. Memleketin manzarası budur.

Bu durumda hükûmet, iktisadî hayatı emniyete kavuşturmak için bütün tereddütlü konuları cesaretle ele almıştır. Özel sektörle devlet sektörü arasında çelişme olduğu vehmini tamamiyle ortadan kaldıracak münasebetler kurulmuştur. Bugünkü iktisadî hayatımızda ve yarın tatbik olunacak büyük kalkınma plânlarında özel sektörde çalışan vatandaşlarımızla devlet sektöründe çalışan müesseselerimizin birbirine engel olmak şöyle dursun, birbirini tamamlayıcı memleket kuvvetleri olarak faaliyet göstermelerinin temelini atmakta ilk başarılar elde edilmiştir. Hükûmet, bütün müesseseleriyle, özel teşebbüsün lüzumsuz güçlüklerini kaldırmaya kararlıdır, özel teşebbüs sahiplerinin kendi geleceklerine ve memleketin geleceğine sarsılmaz güven besleyerek vatanın kalkınmasında fedakârca çalışma heveslerimizin uyandırılması ve beslenmesi gerektiğine samimiyetle inanıyorum.

Emniyet içinde

Bu bahiste, bir iki esaslı düşüncemi belirtmeyi vazife sayıyorum. Özel sektör emniyet içinde çalışacak ve kazanacaktır. Her kazanan, memleket idaresinde vergilere, memleket kalkınmasında yatırımlara ve toplum hayatında bilhassa çalışan geniş kütlenin tam bir sosyal güvenliğe kavuşması gayretine kazancı nisbetinde iştirâk edecektir. Türk cemiyetinde sosyal adalet prensipleri işleyecek ve eksikleri tamamlanacaktır. Sosyal adaletin tatkbiki memleket kalkınmasının temini imkânları ve ihtiyaçları göz önüne alınmaksızın, buhranlı usullerle olmayacaktır. Uzun vâdeli bünyemize ve imkânımıza uygun emniyetli ve sarsıntısız bir cemiyet nizamı kuracağız.

15 Senenin her günü

Sevgili vatandaşlarım,

Açık bir misâlle, on beş sene sonunda varacağımız hedefler ve sosyal adalet ölçüleri kararlaştırılarak başlayacak. Bunun tatbiki beş senelik plânlara dayanacaktır. Evvelâ kalkınalım memleket zengin olsun, sonra sosyal adalet tedbirlerini düşünürüz. Bunu kabul etmiyoruz. Evvelâ sosyal adaleti kısa zamanda tatbik edip bitirelim, sonra kalkınmamızı düşünürüz. Bunu da kabul etmiyoruz. On beş sene içinde kalkınacağız, bir taraftan memleketin zenginliği artarken aynı zamanda sosyal adalet için esaslı adımlar atmış olacağız. Cemiyeti sarsıntılar içinde ve hayat standardı aşağı olan seviyede beraberliğe getirmeyi değil, milletin varlığını arttırarak cemiyetin muhtaç tabakasını yüksek seviyeye çıkarmayı selâmet yolu sayıyoruz. Gözlerimizi on beş senenin sonuna dikmiş bulunuyoruz. Ama bu on beş senenin her gününü, bir gün önceye nazaran mutlaka daha iyi geçireceğiz.

Bu mülâhazaları açık söylerken vatandaşlarımı tılsımlı sözlerle cemiyet nizamını bizim ölçümüzde tehlikelere ve çıkmazlara sürükleyecek, mucize ve tılsım propagandacılarına, “15 günde cennet” satıcılarına karşı dikkatli olmayı dâvet ederim. Biz cemiyetimizi tanıyoruz, her tabakadan, her meslekten vatandaşlarımızın vatan bütünlüğünde sarsıntısız olarak ileri bir hayat kurmakta anlayışlı olduklarına inanıyoruz.

İntizamlı bir program

Son hafta içindeki çalışmalarımız bir esasa dayanmıştır. Umumî kalkınmamızın yatırımları, hedefleri ve sosyal adalet ölçüleri, derece derece ilmi, iktisadî, siyasî ve sosyal muhitlerin müşterek malı olması lâzımdır. Bunu temin için, hükûmet olarak faaliyetimizi sebatlı ve intizamlı bir programa bağladık. Bu çalışmalar yürümekte ve ilerlemektedir.

Plânlama çalışmalarını tafsilâtı ile ben ve arkadaşlarım ayrıca size anlatacağız. Bugün için başlıca meselemiz 1962 yatırımlarının, bu sene içinde bütünüyle tatbik edilmesi için, vakit geçirmeden işletilmesidir. Hükûmet üyelerinin en ehemmiyetli görevleri olarak bunu tesbit ettik. İktisadî yatırımları başarıyla yapabilmek için lüzumlu olan en mühim unsur, elbette ki, malî kudrettir. İktidarın, maddi, manevî güçlükler içinde ilk günden temin edebildiği başarı da budur. Size, Büyük Meclis’in kabul ettiği bütçeyi, ehemmiyetli açığı olduğu halde, tamamiyle yürütebilecek malî imkânı hükûmetin sağlamış olduğunu sevinçle açıklayacak vaziyetteyim. Bugün, siyasî havamızın ve hazine imkânlarımızın anlaşılmaya başlanmasıyla meydana çıkan yeni ortam bizi kuvvetli bir hale getirmiştir.

Şimdiden öyle ehemmiyetli teşebbüslere başlanmıştır ki, henüz tamamiyle kurtulamadığımız karışıklık içinde umumî efkâr farkına bile varmamaktadır. Meselâ son günlerde Çalışma Bakanının işçiler için Paşabahçe’de işletmeye açtığı Sigorta İdaresinin bir büyük hastanesi her memlekette dikkate lâyık bir eser karakterini taşıdığı halde, adeta farkına varılmadan hizmete girmiştir. Bundan sonra böyle eserler her köşede arka arkaya devam edecektir. Pek kısa bir zamanda, devletin ve özel teşebbüsün ihaleleri, bütün gazeteleri dolduracaktır.

Mânevi huzur

Sevgili vatandaşlarım,

Çalışma ve gelişme devrinde asıl ehemmiyetli olan mânevi huzur ve mânevi dayanışmadır. İstanbul’dan, Türkiye’nin mânevi havasını düzeltmek ihtiyacında cesaretim artmış olarak ayrılıyorum. Dün, iki grup halinde gazetecilerle tesadüfen ayrı ayrı görüştüm. Grupların ayrılması ve ayrı ayrı görüşmem bir tertibin eseri olmadı. Gruplarla beni Florya’ya Sayın Devlet Başkanı’na götüren motörde [gazeteci gruplarıyla] birbirinden sonra karşılaştım.

Hükûmete, hususile bana tamamiyle muhalif olan gazetelerin genç mümessilleriyle memleket meseleleri üzerinde sıcak ve yakın duygularla konuşabildik. Dost olarak kıymetli bir hasbihalden sonra, gene dost olarak ayrılabildik. Siyasette derin fikir ayrılıkları mukadderdir. Bunun neticesi olarak ciddî tartışmalar olacaktır. Ama bunların hepsini düşmanlık olmadan yürütmek de mümkün olmak lâzım gelir. Ben daima temin edilmesi güç olan bu neticenin her şeyden evvel ve büyük ölçüde iktidarda olanlar tarafından başarılabileceği iddiasında bulundum. Tabiî bu samimî inancı şimdi kendim tatbik etmek için sabırlı ve dikkatliyim. Siyasî hayatımızın geçmişte geçirdiği ve gelecekte geçirmesinden korktuğumuz kısır ve zararlı hastalığı budur. Bunu tedavi etmek için elimden geleni yapmakta kesin olarak kararlıyım.

Gölcüğe gidiyorum

Bugün, bir muhribimizle Gölcük’e gidiyorum. İki, üç gün sonra tekrar Ankara’da bulunacağım. Bu seneki programın tatbikatı ve gelecek plânlamanın hazırlığı çalışmalarına hükûmet üyesi arkadaşlarımla beraber tekrar dalacağım. Kısa aralıklarla size memleket işlerinden ve hazırlıklarımızdan bilgi vereceğim. Bugün sevgilerimi, saygılarımla birlikte kabul buyurunuz, Allahaısmarladık.

 

 

 

 

Gölcük Ziyaretinde Söyledikleri[128]

(...) İnönü denizde 3 dakika kalmış ve denizin nasıl olduğunu soran gazetecilere “Çok güzel, bazı yerler sıcak, bazı yerler soğuk” demiştir.

Denizden çıkışında kendisi ile sohbet etmek isteyen basın mensuplarına İnönü, denizin çok iyi olduğunu belirterek şunları söylemiştir:

“Dün konuştuk. Bugün de radyoda tafsilâtlı konuşacağım. İmkân olursa gemide görüşürüz.”

(...) “Muhterem Gölcüklüler teşekkürler ve hürmetlerimi sunarım, alâka gösterdiniz, şimdilik vazife gezisi yapıyorum. Fırsat bulursam sizleri yerlerinizde selâmlıyacağım. Lütfettiniz âlicenaplılık gösterdiniz. Allahaısmarladık.”

 

 

 

 

Gölcük Askeri Tersanelerinde İşçilere Söyledikleri[129]

Kıymetli işçi arkadaşlarımın arasında bulunmaktan çok bahtiyarım. Zahmet ettiniz buraya kadar geldiniz teşekkür ederim. Bütün fabrikanızı dolaştım. İşçileri iş başında göremedim alacağınız olsun bir daha yerinizde görürüm. İşçi arkadaşlarıma güvenim artmış olarak ayrılıyorum. Elinizdeki emanet çok kıymetlidir. Başlıca kuvvet merkezimizdir. İşletmeciliğin örneğini verdiniz. Bütün işçi arkadaşlarıma, ustalara ve yeni girenlere ayrı ayrı teşekkür ederim.

 

 

 

 

Zonguldaklılara Hitaben Yapılan Konuşma[130]

Zonguldaklılar, sevgili hemşehrilerim,

Beni lûtufla, âlicenaplıkla kabul ettiniz. Size minnettarım, teşekkür ederim. Ufak bir vazife gezisi yapıyorum. Yeni tesisleri ve çalışmalarınızı yakından görmek istiyorum. Zonguldak ili memleketimizin en ileri teknik müesseseleriyle kaplanmış merkezlerden biri olacaktır. Zonguldak’ın çalışkan halkından memleketimiz çok istifade edecektir. Sizi tebrik ederim. Şehrinizde çalışmak için bir kaç saat kalacağım. Zonguldak ilinin meselelerini bir kere daha işitmeğe ve öğrenmeye çalışacağım.

Aziz Zonguldaklılar,

Memleketin her tarafından size iyi haberlerle geliyorum. Gelecek günlerimiz çok daha iyi, çok daha rahat olacaktır. Size tekrar teşekkür ederim. Sağ olun, bin yaşayın.

 

 

 

 

Zonguldak Dönüşü Karşılanma Sırasında Ortak Pazar’a İlişkin Söyledikleri[131]

(...) Başbakan İsmet İnönü, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Muhsil Babaoğlu’na “Şimdi, Sahir Kurutluoğlu nerede?” diye sormuş, Mardin’de olduğu karşılığını aldıktan sonra da “Bültende çok iyi haberler okudum” demiştir.

Başbakan İnönü, gazetecilerin Müşterek Pazar Gümrük Birliğine alınmamızla ilgili olarak AP Ajansının verdiği haberi kendisine bildirmeleri üzerine “Güzel, çok güzel” demiş ve prensip olarak Müşterek Pazara alınacağımızın anlaşıldığını söyliyen bir gazeteciye de “Münakaşa, esasen prensip meselesindeydi” karşılığını vermiştir.

 

 

 

 

5 Yıllık Kalkınma Planı ile İlgili Yapılan Açıklama[132]

Yüksek Plânlama Kurulu çalışmaları çok verimli devam etmektedir. Devlet Plânlama Teşkilâtımızın uzun ve ciddî bir çalışma sonucu hazırladığı beş yıllık Kalkınma Plânının incelenmesini yakında bitireceğimizi umuyorum. Bu plân, Bakanlıklarda, İktisadi Devlet Teşebbüslerinde ve özel teşebbüs alanında çalışan çok sayıda uzmanla Devlet Plânlama Teşkilâtının yaptığı sıkı işbirliği sonunda hazırlanmıştır. Plânlama, iktisat ve sosyal ilimler alanlarında dünya çapında şöhrete sahip yabancı uzmanların müşahedelerinden de faydalanmıştır. Bunların başında Devlet Plânlama Teşkilâtı Başmüşaviri Hollandalı Profesör Tinbergen gelmektedir.

Yüksek Plânlama Kurulunda beş yıllık kalkınma plânı hakkında edinilen intiba şudur: Bu plân, şimdiye kadar Türkiye’nin iktisadî ve sosyal meseleleri ve durumu hakkında hazırlanmış en sistematik ve toplu bir eserdir. Plân açıklandığı ve yürürlüğe konduğu zaman vatandaşlarımızın da aynı intibaa sahip olacaklarına eminim.

Bu eser, Türk milletinin hayat seviyesini yükseltecek ve yaşama şartlarını mükemmelleştirecek yöndeki gayretler için çok iyi bir çerçeve teşkil edecektir.

Kalkınma plânı

Kalkınma Plânı beş cilt olarak hazırlanmıştır. Yüksek Plânlama Kurulu bugüne kadar ilk üç cildin incelenmesini bitirmiş, dördüncü cildin incelenmesine başlamıştır. Birinci cilt, Türkiye’nin sosyal ve ekonomik yapısındaki gelişmeler, plânlı kalkınmanın iktisadî ve sosyal hedefleri, devlet ve özel sektörden meydana gelmiş karma ekonominin yapısı ve kurulları, kamu iktisadî teşebbüsleri ve idarede yeniden düzenleme, kredi müesseseleri, nüfus, iş ve işçi meseleleri, toplum kalkınması, sosyal güvenlik ve ekonominin genel kalkınması bölümlerini ihtiva etmekteydi. İkinci ve üçüncü ciltlerde ise Türk ekonomisini meydana getiren sektörler ele alınmış ve genel görünüş izah edildikten sonra tek tek sektörler ele alınmıştır. Bu sektörler şunlardır: Tarımda tarla ziraati, ormancılık, hayvancılık, balıkçılık, madencilik, petrol, imalâtta gıda, içki ve tütün, dokuma ve giyim eşyası, kâğıt, lâstik, plâstik, cam ve camdan mamûl eşya, çini ve porselen, çimento, demir-çelik ve metalürji, madenî eşya ve çelik yapı, makine imalâtı, elektrik makine ve cihazları, tarım alet ve makinaları imalâtı, taşıt onarım ve imalâtı, küçük sanayi ve el sanatları, inşaat, enerji, kok kömürü, hava gaz, elektrik, ulaştırmada taşıma, limanlar ve iskeleler, hava alanları, haberleşme, radyo, hizmetlerde sağlık, eğitim ve diğer kamu hizmetleri ve sosyal hizmetler, turizm ve mesken sektörü bunların yapıları, meseleleri ve hedef kabul edilen % 7’lik kalkınma hızına ulaşmak için bu sektörlerin her birinde yapılması gerekli yatırımların, hacmi, mevcut ve yapılacak tesislerden en iyi faydalanma tedbirleri incelenmiştir.

Tasvip edildi

Yüksek Plânlama Kurulu bu üç ciltte yer alan hususları uygun görmüş ve bazı yeni fikirlerin de ortaya atıldığı toplantılarda Kalkınma Plânının bu ciltleri esasa tesir etmiyen bazı faydalı değişikliklerle tasvip edilmiştir.

Kısa zamanda dördüncü cilt üzerindeki çalışmaları da bitireceğimizi zannediyorum. Çeşitli hizmetleri de içine alan sektörlerde ki gelişmeler bölümü, ikinci ve üçüncü ciltle birlikte, dördüncü ciltte de yer almaktadır.

Plânın beşinci cildi olan insan gücü, istihdam, eğitim, araştırma, bölge kalkınması, uygulama politikası ve dış iktisadî münasebetler bölümleri de Yüksek Plânlama Kurulu’nda görüşüldükten sonra plânın tamamı Bakanlar Kurulunda görüşülecektir. Beş yıllık kalkınma plânı Büyük Meclis’e sunulmadan önce Devlet Plânlama Teşkilâtının, Üniversite, özel sektör, işçi ve esnaf teşekkülleri temsilcilerinin katılacakları danışma kurulunda açıklanacak ve bu kurul üyelerinin görüşlerinden istifade edilecektir.

3 Eylül’den önce

Bu çalışmalar, Büyük Millet Meclis’in açılacağı 3 Eylül tarihinden evvel bitirilerek kalkınma plânı Büyük Meclis’in tasvibine sunulacaktır.

Kanuna göre, kalkınma plânının tatbikatı için ayrıca yıllık programlar hazırlanacaktır. Yüksek Plânlama Kurulu beş yıllık kalkınma plânını incelerken Devlet Plânlama Teşkilâtı 1963 programını hazırlamağa başlamış bulunmaktadır. Bu program da, beş yıllık plânla birlikte 1963 yılı başında yürürlüğe girecektir.

 

 

 

 

5 Yıllık Kalkınma Planı Üzerine Türkiye Radyolarında Yapılan Konuşma[133]

Sevgili vatandaşlarım,

Size bugün, kısa haberler vermek için hitap ediyorum. Hükûmet üyelerinin size sık sık bilgi sunacağını söylemiştim. Şimdi bildireceğim hususun sizleri memnun edeceğinden emin bulunuyorum. Söylemek istediğim şudur: Yeni hükûmetin kurulup güven oyu almasından bu yana, 10 Temmuz ile 31 Temmuz arasında, yani sadece 22 gün içinde resmî sektörün 344 milyon 314 bin 883 liralık ihalesi çıkmıştır. Rakamı tekrarlıyorum: 344 milyon 314 bin 883 lira. Daha kat’i olmamı isterseniz, bunun 85 kuruşluk bir küsuratı bulunduğunu da ilâve edebilirim. Bunlar resmî sektör tarafından girişilen yatırımlar, piyasadan alınan malzeme, verilen siparişler, yaptırılacak onarımlar yekûnudur ve 15 bin liradan aşağı masraflar hesaba dahil edilmemiştir. Bu ihalelerin ilânları, 10 Temmuz ile 31 Temmuz arasındaki resmî gazetede ve gündelik gazetelerde yayınlanmıştır. Yekûn, resmî sektörün piyasaya iyi bir canlılık getirmiş olduğunu göstermektedir. Vatandaşın, kendi gündelik hayatında umumî olarak hissettiği, daha iyi ve geniş havanın mühim sebebi budur. Özel sektör canlılığı da bundan daha az ehemmiyetli değildir. Özel sektörün, harekete geçmek için daima resmî sektörü beklediği gerçeği göz önünde tutulacak olursa, vatandaşlarım devlet sektöründeki hareketten herhalde memnun olacaklardır.

İşin başındayız

Vatandaşlarım bu canlılığın devam edeceğinden ve işin sadece başında olduğumuzdan emin bulunmalıdırlar. 1962’nin plânı da, hazine imkânları da hazır yatırımlar faaliyeti artarak iş hayatımıza intikal edecektir. 1962 faaliyet programını, son satırına kadar tahakkuk ettireceğiz. Bakanlıklar çalışıyor. Ben ve yardımcılarım, bakanlarla beraber faaliyeti günü gününe takip ediyoruz. Yalnız 1962’de bile programın verdiği ferahlık imkânları vatandaş hayatında hissedilecektir. Hükûmetin kararı böyledir. Bakanlıklar bütün güçleriyle bu kararları tatbik etmektedirler. Benden bu konuda yakın bir süre içinde, yeni iyi haberler alacaksınız.

Plânlama hazırlığı

Sevgili vatandaşlarım,

Vereceğim ikinci haber, plânlama hazırlıklarının büyük kısmının gözden geçirilmiş olduğudur. Bundan sonra plânın hükûmetten geçmesi, Büyük Meclis’te kabul olunması devresine gireceğiz.

Hazırlanan plânın büyük esaslarını bir daha tekrar edeyim. 15 senede varılması arzu edilen hedefler tayin olunmuştur. Bu devre 5 senelik plânlar halinde tatbik edilecektir. Demokratik nizam izinde sosyal adaletle birlikte bir kalkınma devrine giriyoruz. İlk 5 senelik plân bize, her sene % 7 ilerlemeden yalnız 5 senede 100’e karşı 173[lük] bir kalkınma verecektir.

Şimdilik söyleyeceğim şudur: İlk 5 senelik plândan sonra bile vatandaş, kalkınmanın her dalında büyük ölçüde ilerlemiş olduğumuzu gözüyle görüp, eliyle tutacaktır. Bu devrenin dış yardımları da çok ümitli yoldadır. Dışardaki bütün dostlarımız emin olabilirler ki, Türk Milleti, kendi kalkınmasının iç finansmanını mutlâka ve eksiksiz sağlıyacaktır. Kalkınmamızla sosyal gelişme ve düzelme, birlikte büyük merhale olacaktır. Bu hazırlıklar bir ay sonra Büyük Meclis’te, tafsilâtıyla umumî efkârın bilgisine ve kararına sunulacaktır.

Tartışmalar tabiidir

Sevgili vatandaşlarım,

Plân, tamamiyle ilmi usullerle vücude gelmektedir. Esası ilimle ve uzun çalışmayla kurulmuştur. İlk tetkiki yardımcılar ve bakanlar arasında, plânlama uzmanlarıyla birlikte tam bir dayanışma ve samimî düzeltme, düzenleme havası içinde yapılmaktadır. Plânın bu devresinde, yani uzmanların hazırladıkları temel üzerinde tahlil ve araştırmayla neticeye varma devrinde tartışmaları gayet tabiî hattâ lüzumlu ve verimli görmek lâzımdır. Fikir birliği ve karar birliği bu tartışmaların sonunda meydana gelecek ve plân bütün milletçe, tereddüt gösterilmeden, sebatla tatbike konulacaktır. Bugünkü tartışma havadisleri üzerinde vatandaşlarım hiçbir karamsar düşünceye kapılmamalıdırlar. Memleketin kaderine bu derece derin tesiri olacak bir plân üzerinde hiç tartışma olmayacağını düşünmek, demokratik hayatın usullerini ve icaplarını hiç anlamamış olmak demektir.

Şimdi hülâsa edeyim. 1962 senesi için iyi ve verimli yoldayız. Ondan sonra gelecek beş sene için temelli ve sağlam hazırlanıyoruz. Vatandaşlarım emin olsunlar, selâmlarımı ve saygılarımı kabul buyursunlar.

 

 

 

 

Yunanistan Dışişleri Bakanı Averof’un Ziyaretinden Sonra Söyledikleri[134]

(...)

Yunan Dışişleri Bakanı Averof saat 11.00’de Başbakan İsmet İnönü tarafından kabul edilmiştir. Başbakan İsmet İnönü bir saat süren bu kabul sırasında Yunan Dışişleri Bakanı ile konuşulanlar hakkında Başbakanlıktan ayrılırken gazetecilere şunları söylemiştir:

“İki memleket arasındaki dostane münasebetlerden karşılıklı güvenle bahsettik. Müttefik memleketler olarak uluslararası siyasî durumlar üzerinde görüşlerimizi tekrarladık. Verimli, itimatlı, sadık dostlar ve müttefikler olarak karşılanmaktan, konuşmaktan hakikaten bahtiyarız.”

 

 

 

 

İstanbul’daki “Sanayide Yatırım ve Sermaye Terakümü” Seminerinde Yapılan Konuşma[135]

Sayın üyeler,

İktisadî gelişme meselesinin çeşitli cepheleri üzerinde fikir teatisi için toplanmış bulunuyorsunuz. Size hoş geldiniz der, çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Türkiye’de meslekce ilginizi çekecek bir ortam bulacaksınız. İkinci Dünya Harbinden sonra az gelişmiş memleketlerin durumu, insanlığın büyük meselesi olarak ortaya çıkmıştır. Milletler bir yandan kendi içlerindeki varlıklı ve varlıksız zümreler arasındaki farkları asgari hadde indirmeğe çalışırlarken, diğer taraftan, büyük insanlık ailesinde mevcut gelişmemiş geniş kütlelerin üzerine dikkatle eğilmek zaruretini hissetmişlerdir.

Bugün, gelişmesini tamamlama mevkiinde olan kütlelere başlıca iki yolun, iki usulün, iki tarzın teklif edildiğini biliyorsunuz. Türkiye bu yollardan birini kesin olarak seçmiş ve demokratik düzen içinde kalkınma devresine girmiştir. Bu devrede bilimsel gelişmelerin sonuçlarından ve açık tartışmanın feyzinden faydalanmayı başlıca usul sayıyoruz. Bu bakımdan, bize tutacağınız ışık verimli olacaktır. Buna mukabil, bugünkü Türkiye’nin meseleleri üzerine eğildiğinizde memleketimizin, bir laboratuvar önemi taşıdığını göreceksiniz. Biz başkalarının tecrübelerinden nasıl istifade ediyorsak, siyasî hayatta tek partili sistemden çok partili sisteme geçişimizde olduğu gibi düşünürler, demokratik düzen içinde plânlı kalkınma gayretlerimizde de istifadeli noktalar bulacaklardır.

Açık tartışma

Demokratik düzenin, az gelişmiş bir memleketin kalkınmasına mâni teşkil ettiğine inanmıyoruz. Aksine gelişme halindeki bir memleketin ancak demokratik düzen içinde gerçek kalkınmasını başaracağına inanıyoruz. Tuttuğumuz yolun kolay olduğu hususunda bir hayale kapılmış değiliz. Yetişmek istediğimiz milletler ilerlemeye devam etmektedirler ve tabiî seviye yükseldikçe eldeki imkânlar artmaktadır. Zaten, gelişmemiş memleketler meselesinin düşündürücü bir tarafı budur. Milletin benimsemesi suretiyle kâfi yükseklikte bir kalkınma hızı sağlanabildiği ve demokratik her düşünce bir tarafa bırakıldığı takdirde merhalelerin daha kolay alınabileceği kanaatindeyiz. Ancak demokrasidedir ki, bütün kararlar açık tartışmaya dayanır. Bu bakımdan kalkınmanın şartlarını anlamak ve geniş çevrelere anlatmak şimdi Türkiye’de büyük önem taşımaktadır. Çeşitli gruplar arasında, iktisadî meselelerin, seviyesi yüksek tartışmalara konu olmasını çok faydalı sayıyoruz.

Son yıllarda Türkiye’de kalkınma metodları ile ilgili düşüncede büyük bir gelişme olmuştur. İktisadî ve sosyal plânlamada en yeni tekniği kullanan bir kalkınma plânı hazırlanmıştır. Basınımız bu konuda seviyesi gittikçe yükselen açık bir tartışma devresine girmiştir. Hedefimiz Türkiye’yi hür tartışma içinde başarılı bir kalkınmanın örneği yapmaktır. Biz gayemize vardığımız zaman Batı dünyası da kıymetli bir tecrübe kazanacak ve Türk toplumunun fikri ve ruhî seviyesine gelmiş kütleler için doğru yolun demokratik düzen içinde plânlı kalkınma yolu olduğunun bir güzel delilini elde edecektir. Toplantımızın bu canlı tartışma devresinde Türkiye’nin meselelerini aydınlatacak yeni ışıklar getirmesini, biraz da bunu düşünerek temenni etmekteyim.

Ele aldığınız meselelerin her biri bu memleket için büyük önem taşımaktadır.

Yatırımlar

Yatırımlar, devletin ve özel teşebbüsün yatırımlardaki rolü üzerinde duruyorsunuz. Biz kalkınmamız için, başarılı sonuç vermiş olan usulü, karma ekonomi sistemini seçmiş bulunuyoruz. Temel amaç demokrasi içinde sosyal âdalete uygun, dengeli ve hızlı bir kalkınma sağlamaktır. Bu amaca ulaşmak için bilim yolu, insan aklı, insan gücü, tecrübe, sermaye, bütün imkânlardan faydalanmak zorundayız. Devlet herşeyini koyacaktır ve memleket el ele kalkındırılacaktır. Bu görevlerin yerine getirilmesinde hiçbir afi hudut tanımıyoruz. İtibar sahibi bir demokratik hükûmetin yaratacağı güven verici ortam içinde devletin ve özel sektörün plânlanmış gayretleri, zümreleri üst seviyede beraberliğe götürecektir. Başka heves sahiplerinin usulleri ile kitleleri aşağı seviyede birleştirmek fikrini zaten yeni Anayasamızla reddetmiş bulunuyoruz.

Kalkınmada dış kaynakların rolü üzerinde de duracaksınız. Bu konudaki tutumumuz çok açıktır. Kalkınmamızın gerçekleşmesi geçici bir süre için milletlerarası işbirliği imkânlarından geniş ölçüde faydalanmamızla kabildir. Ama, bununla beraber yapılması gereken işin kendi iç kaynaklarımızı harekete geçirecek çaba olduğunu biliyoruz. Dış yardım bizim için, millî kalkınma hamlemizi tamamlayıcı bir unsurdur.

Demokrasi

Demokratik düzenle kalkınılamıyacağı tezini savunanlar, kendilerini burada kuvvetli sanırlar. Milletlerin, kendi iç kaynaklarını demokrasi içinde kâfi derecede harekete geçiremiyeceklerini söylerler. Bu görüşe itibar etmiyoruz. Kaynağı harekete getirmek ile kaynağı kurutmak arasında bir fark vardır. Bizim bütün çalışmalarımızı, plânımızın hesabı kitabı yapılmış iç finansmanını temin etmek istikametindedir. Demokrasinin buna mâni bir rejim olmadığını göstereceğiz. Bir belirli seviyeye gelmiş vatandaş, kendisine her şey açık açık anlatıldığında ve sağladığı imkânların nereye yatırıldığı gösterildiğinde, demokratik sistemin bütün murakabe vasıtalarına karşı saygılı bir hükûmetin işbaşında olduğuna inandığında her güçlüğü yenmeğe hazırdır.

Plânlama

Ele aldığınız bir başka konu da plânlamadır. Türk toplumu plânsız davranışların sebep olduğu sonuçları ve buhranı iyi bilmektedir. Plânlamayı, kalkınmanın vazgeçilmez bir yolu olarak bunun için benimsedik. Şu anda, bu plânın çalışmaları üzerindeyiz. Tasarı, resmî plân haline gelinceye kadar, yani milletin yasama kuvveti tarafından kabul edilmesine kadar her çevrenin fikrine sunulmakta, üzerinde tartışılmaktadır. Sizlerin plân ve plânlama hakkındaki görüşleriniz de bize ışık tutacaktır. Bizim bilim adamlarımız ve uzmanlarımız, teşkil ettiğiniz bu yüksek fikir forumunda görüşlerini, plânın esaslarını sizlere anlatacaklardır.

Türkiye, bir yeni tecrübenin içinde bulunuyor. Kazanacağımız başarı, bütün hür dünya düşünürlerinin, Batı sisteminin başarısı olacaktır. Çalışmalarınızın bu önemli konularda yeni düşünce unsurları getirmesini temenni eder. Sizlere başarılar dilerim.

 

 

 

 

İstanbul’da Plânlama-Kalkınma Konularına İlişkin Düzenlenen Basın Toplantısı ve İç ve Dış Politikaya İlişkin Sorulara Verilen Yanıtlar[136]

(…) Başbakan önce foto muhabirlerinin resim çekmelerini beklemiş ve foto muhabirlerine hitaben “Beni dinliyecek olanları göremiyorum, ne kadar çok görsem o kadar çok ilham alırım” demiş ve bir süre bekledikten sonra şöyle ilâve etmiştir:

“Daha bitmedi mi? Müsaade edecek misiniz. Kapalı yerde konuşur gibiyim.”

Foto muhabirleri işlerini bitirip ayrıldıktan sonra Başbakan önemli konuşmasına başlıyarak şöyle demiştir:

“Muhterem arkadaşlar,

Geçen sefer İstanbul’a geldim. Görüşmek için fırsat bulamadım. Çabuk döndüm. Bu sefer, sizinle konuşmak için geniş bir zaman ayırdım. Şimdi muhtasar olarak bugün takip ettiğimiz politikanın esaslarını size söyliyeceğim ve sizin aydınlanmak için acele gördüğünüz sorularınıza cevap vermeye çalışacağım.

Biliyorsunuz, biz öteden beri, daha iktidara gelmeden evvel plânlı ve programlı bir kalkınma, bir idare dâvasını takip ettik. Zannediyorum ki, zaman bize sarfolunan emeklerin kayba uğramadan netice vermesi için programlı çalışmayı, memleket işlerinin plâna bağlanması lüzumunu ispat etmiştir. Bizim kanaatimiz de budur.

Karma hükûmetleri kurduğumuz ilk günden itibaren kalkınmanın plâna bağlanmasını esas tuttuk, inkılâp idaresinin bize bıraktığı en kıymetli Plânlama Teşkilâtını takdir ettik. Onu geniş ölçüde çalışmaya sevk ettik. Bu plânlama, iktisadî kalkınmamız için herkesin anlıyabileceği sade ve sağlam temellere dayanmaktadır. % 7 hız temin eden bir kalkınma takip edeceğiz. Bulacağımız kaynaklar, takip edeceğimiz şekiller memleketimizde her sene % 7 bir kalkınma temin edecektir. Nüfusumuzun bugünkü artışına göre, % 3 nüfus artması payını karşılayacak, diğer % 4’ü de umumî ilerlemenin payı olacaktır. Bunu anlatırken ben, 15 senelik hedefi göz önünde tuttuk diyorum. Plânlamanın esası budur. Bu plânla memleketimizin 15 sene sonra varacağı hedef göz önünde tutuluyor. Beş senelik plân bundan başka bir şeydir. On beş sene için tayin edilmiş hedefe varmak, beş senelik plânların birbirinden sonra o hedeflere doğru takip edilmesi ile vücut bulacaktır.

Bu 15 senelik hedefe varıldıktan sonra, yeni bir 15 senelik plân yapılacak ve beş senelik plânlar o hedeflere doğru ilerlemeyi düzenliyecektir. Bunu şunun için söylüyorum:

“15 sene bekliyecek miyiz de bir netice göreceğiz?” deniliyor. Söylediklerine karşılık olarak her tarafta yarı alay yarı ciddî endişe gördüm. “15 sene nasıl bekliyeceğiz?” diye soruluyor. Biz beş senelik plânı tatbike başladığımızdan itibaren her sene bir evvelki seneden daha iyi olacak ve beş sene sonra alınan netice gözle görülür elle tutulur bir bina olacaktır. 15 sene, tasavvur ettiğimiz gibi daha büyük bir hedeftir; beş sene onun tatbikat merhalesinin ilkidir. Çok sabırsızlık da gösteriliyor. ‘Plân olur mu olmaz mı?’ diye soranlar var. Memnuniyetle kaydetmek isterim. Son zamanlarda bunu tatbik edecek biz politikacılara cesaret verici bir ilerleme, plân fikri, sağlam bir plâna istinat ederek masraf etme, ilerleme fikri memlekette gittikçe yayılmakta, derinlere nüfuz etmektedir. Bu plân fikrini her tabakadan her vatandaş destekliyecektir. Bizim için bu büyük kuvvettir. Halkın bu anlayışı karşılaşacağımız güçlükleri, hazırlama ve karar alma devrinde olduğu gibi, sonraki tatbik etme devrinde de kolaylaştıracaktır.

Bu defa hükûmete geçtiğimizden itibaren iki esası göz önüne aldık. Bunlardan biri geçmiş zamanların hem tecrübesinden istifade etmek, hem de ıstıraplarını arttırmamağa ve tamir etmeye çalışmaktır. Onun için dikkat etti iseniz ben şahsen bilhassa geçmiş zamanın ıstıraplarından mümkün olduğu kadar bahsetmeğe çalışmaktayım. Ama gördüğüm muamele de tasavvur edilemiyecek kadar insafsızdır. Sanki dört başı mamur, her tarafı düzenlenmiş ve intizam içinde bulunan bir sistem almışım ve bu gibi bir vaziyet karşısındayım. Hepiniz iyi bilirsiniz ki bu hususta münakaşa etmedim ve etmem, zaten bu maksatla söz açmadım. Plâna ve programa müstenid olarak çalışmalıyız. Bunu her zaman gördüğümüz bir misâl ile mukayese edeceğim. Bu da İstanbul’da göz önünde yaşayan Hürriyet Meydanıdır.

Bu meydan ne safhalar geçirmiştir? Ne masraf edilmiştir? Ve bu durum memleket içinde düzelmesi kolay eksikliklerden biridir. Bugün gidip meydanı gördüm izahat verdiler. Dediklerine göre yeni bir plâna bağlanılmış bu işin barutu, yani parası bulunursa bundan sonraki vaziyet düzelecektir.

Bizim program olarak tesbit ettiğimiz hususlardan birisi geçmiş üzerinde münakaşa etmeden, bunu tarihi tekâmül olarak kabul edip ve insan elinde olmadığı bir defa daha sabit olan bir çok hallerden istifade etmemiz hepimiz için vazifedir. Tarihi tekâmül içinde hâdiseleri tabiî ve felsefi cephesinden tetkik etmeye kendimi alıştırmışımdır.

Bir iki husus daha var. Bu da elimize geçen konularla meşgul olmak ve neyi eksik, neyi yarım buldu isek istifadeli hale getirmeye, eksiğini tamamlamaya çalışmaktır.

Memleket çok emek sarfetmiş, masraf etmiştir. Bunları tamamlayıp hayırlı bir hale getirmeye çalışıyoruz. Bir müessese görüyorum. Bu müessese verimsizdir. Şu kadar para sarfolunmuştur diyorlar. Meselâ bir iş için 50 milyon sarfedilmiştir. Daha 15 milyon sarfedilecektir ve alınacak netice de verimli olmıyacaktır, diyorlar. Benim burada zihnimde kalan 50 milyon liradır. Bu parayı memleketim sarfetmiştir. Şimdi yeniden sarfetmeye mecbur olduğumuz 15 milyondur. Bu parayı sarfedersek, o müessese gelişmiş olacaktır. Bana hâkim olan fikir budur.”

Başbakan İsmet İnönü burada bir misâl vererek aynı partinin değişen idarelerinin bile aynı yolda yürümediklerini, bir diğerinin icraatını öbürünün değiştirmesinin bir gelenek olduğunu esefle belirtmiş, bunun aksini yerleştirmeye çalıştığını, hükûmet işlerinde böyle davranılması lâzım geldiğini söylemiştir.

Plân ve kalkınma

Konuşmasına devam eden İnönü plân ve kalkınma konuları üzerinde durarak demiştir ki:

“Arkadaşlarım, sorularınızdan da anlaşılıyor, plânlama çalışmalarından sızan haberlerden az çok endişeniz olduğu görülüyor. Bu sorulara geçmeden önce bilgi verirsem, bunları bir dereceye kadar cevaplandırmış olacağım. Bu endişelere mahal yok. Plânların hedefinde sabitiz. Hükûmet içinde de mutabıkız. 1963 Mart’ında tatbike geçilecek beş senelik plânı Meclis’ten geçirebiliriz. Bu plân senede % 7 ilerleme hızı temin edecektir. [Plan] Memleketin her sahada ihtiyaçlarını uzun münakaşalarla bir araya koymuştur. Bunları tatbik etmek için uğraşıyoruz. Sırtımızı dayadığımız sütunlar bunlar oldukça vasıtalarını temin edeceğiz. Bu hususu henüz konuşup bir karara bağlamadık. Münasebetine göre evvelâ konuşuyoruz, münakaşa ediyoruz, birbiriyle münasebetlerini araştırıyoruz.

Sade işler

Size bir şey söyliyeyim arkadaşlarım, siyasî hayatımda güç işlerin içinde bulundum. Bazı işlerde başarı kazanmış olanlarla da beraber bulunmuşumdur. Mesuliyeti bana teveccüh eden işlerin hiçbirisinin üzerinden yaldızlar aktığını görmedim, benim muvaffak olduğum, çalıştığım işler sade işlerdir. Bakıldığı zaman asla yaldızlı değil, çok zahmetlidir. Zaman geçtikten sonra bazılarına bir dereceye kadar kıymet atfedenler olmuştur. Benim şahsım bundan ibarettir. Onun için zahmetli bir yol takip ederim. Plân yapacağız, plân takip edeceğiz, bu yol mahrumiyet yoludur, emek yoludur, derhal netice vermez, gösterişli değildir. Zamanla bunların müsbet neticeye varacağına samimî olarak inanmışımdır. İnandığım şeyden dönmem, onu nihayetine kadar takip ederim.

Bu plânı anladığımız görüşte, anladığımız ölçüde takib edeceğiz. Bunda zorluklar da olacaktır.

Cesaretle

Onun için bir an evvel cesaretle doğru bir plânın tatbikine girmek, sebat etmek, neticeyi derhal almak lâzımdır. Şimdi biz bu plânı iktisadî bir bünye olarak karma bir hükûmetle tatbik ediyoruz ve karma bir iktisat politikası ile tatbik edeceğiz. Devlet sektörü ile özel sektör yan yana birbirinin yardımcısı olarak çalışacaktır. Birinin diğerinden sarfınazar edebilmesine imkân görmüyoruz. Yalnız devlet teşebbüsü ile mi kalkınabiliriz, yalnız özel teşebbüs bu işi yapabilir mi diyemiyoruz; mutlâka bunun ikisi emniyet içinde çalışacak ve birbirinin yardımcısı olacaktır.

Tabiî devletçilik politikası uzun müddet yanlış anlaşmalara sebep ve çok tenkidlere hedef olduğu, daha sonra inkılâp devirleri de geçirdiğimiz için özel teşebbüs psikolojik tesirler altında kalmış ve iş hayatına geçirme [uygulanması] gecikmiştir. Memnuniyetle görüyorum ki, iyi bir anlaşma ve güven havası memlekete yayılmaktadır. Özel teşebbüsümüzün de atlayacağı mühim merhaleler ve geçit noktaları vardır. Memleketimizin gelişmesi ve bünyesi itibarile özel teşebbüs, yurdun temel varlığını teşkil edecek büyük teşebbüslere girecek kadar tecrübeli ve cesaretli değildir.

Sermaye piyasası teşekkül etmemiştir. Herkes parasını bankada tutar, % 2,5 gibi bir nema getiriyorsa onunla iktifa eder veya bir aile şirketi kurar. Hisse senedine para yatırarak millet ölçüsünde büyük sermaye toplanmasının tecrübe edilmesini önemli buluyoruz. Bir an evvel özel teşebbüse itimat telkin edilsin ve vatandaşlar müşterek sermaye kurarak bir işe girişebilsinler istiyoruz.

Sosyal islâhat

Umumî olarak zihnimizden geçen felsefe budur. Bu müddet esnasında geçirdiğimiz mühim bir devre sosyal islâhat devridir. Bunun başında işveren ve işçi münasebetleri gelir. Bunun üzerinde samimî olarak ve çok ciddî şekilde duruyoruz. Bir çalışma hayatı, çalışma münasebetleri sağlam temellere istinad ederek tesis edilmelidir. Hayatını çalışma ile geçiren vatandaşlarımız mesleklerinde emniyet içinde ve memlekete büyük hizmet ettiklerinin şuuru ve vukufu içinde bulunarak bir iktisadî hayatı yürütebiliriz. Devlet teşebbüsünde olsun, özel teşebbüste olsun, çalışan vatandaş hakkını aldığı kadar hizmet ettiği müessesenin, büyük teşebbüs için memleket için, kendi hayatı için kıymetli bir destek olduğunu da göz önünden ayırmamalıdır. İşçilerle yakından ilgilenmeyi, hallerini öğrenmeyi şahsen severim. Her temasında yeni bir şey öğrenirim. Fabrikaları gezdim. İktisadî devlet teşekküllerinin birini gezdim. Her iki yerde de daha çok işçilerle temas ettim ve işçilerin görüşlerini bütün açıklığı ile ifade edebilmeleri imkânını sağladım. Kazançlarından şikâyetleri vardı. İş şeklinde şikâyetleri vardı. Sonra hepsini toplayıp mesul makamlarla görüştüm. Sonra bakanlarla görüştüm; alınabilecek tedbirlerin çok kısa zamanda alınmasını, bunların tahakkuk safhasına girmesini ve şikâyet konularını mümkün olduğu kadar mühim bir kısmının giderilmesini istedim.

Vazife başında

Daha sonra bir özel teşebbüs fabrikasını gezdim işçileri gördüm. Bana orada şikâyette bulunan olmadı. Umumî olarak elimizdeki çalışma mevzuatı işverenle işçi arasındaki münasebetleri tanzim edebilmektedir. Özel teşebbüsle bir müteşebbis emri altında çalışan insanlarla beraber bulunurken bu müeyyideleri daima dikkat nazara almaktadır. Kendi koyduğu sermayesinin selâmeti onun gelir getirmesine bağlıdır ve çalışanların memnun, yürekten yardımcı olmaları sermayenin gelişmesi bakımından lüzumlu ve faydalıdır.

Devletimizin şekli ve mevzuatımızın hali sermaye sahibinin haksız bir surette istismarına müsait değildir, şikâyet serbesttir. Devletin mevzuatı kuvvetlidir. Çalışma mesuliyetini taşıyan insanlar vazife başındadır. Bunun için özel teşebbüse göre iktisadî devlet teşebbüsünün hali daha muğlak görülüyor, [çünkü] idare edenler hususî menfaat kaydında değildirler. Şikâyet edenler hususî menfaat kaydı görmedikleri için daha rahat hareket edebilmektedirler.

Güçlük içindeyiz

İktisadî devlet teşekküllerinde partizanlıktan gelen fena bir yol vardır. Bir hususî teşebbüste istediğiniz adamı çıkarmak veya kayırmak maksadile onun işini bozacak kadar ileri gitmek zordur. Nihayet çalıştırılacak, ondan iş alınacaktır. Devlet müessesesinde bu daha kolaydır. Kayırmak da, çıkarmak da kolaydır. Bir güçlük daha var. Devlet müessesesini verimli bir surette işletmek için lâzım gelen tecrübe, umumî mevzuat içinde bu gün tam bedelini alamamaktadır. Bundan başka devlet müessesesinde tam asil bir sorumluluk duygusunun mütemadi tesiri altında bulunmak, bunu, aşağısına da yukarısına da kabul ettirmek kolay bir mesele değildir. Çok sağlam idare ister, cemiyetimiz ilerledikçe bunun merhalelerini muvaffakiyetle atlatacağız. Ama bugün çok güçlük içindeyiz. Hülâsa biz çalışma mevzuatını tatbik ederken gerek şikâyet edenlerin taleplerini makûl bir hadde bulunduracak, gerek kudret sahiplerinin dikkatle vazifelerini ifa etmelerini temin etmek için daha güç devirler geçireceğimizden endişe ediyorum, ruh haletim sıcağı sıcağına budur. Ama bunu temin edeceğiz. Bunları size söylerken dahi bütün memlekete söylüyorum ve herkes meselenin güç taraflarını öğrenecektir.

Ciddi takip

Devlet sektörünün verimli bir surette işletilmesi plânlanmanın başlıca konularını teşkil etmiştir. Senelerce tetkik konusu olmuştur. Bilhassa inkılâptan beri, bir kütüphane dolduracak kadar her müessesenin, her fabrikanın normal bir şekilde işlemesi için ciltler yazılmıştır. Reorganizasyon, yani yeniden düzenleme.. Mesele bu.. İç politikamızda, dış münasebetlerimizde temas ettiğimiz konu budur. “İktisadî Devlet Teşekkülleri reorganize olacak mıdır?” Herkes bunu bize sorar. Halbukî bunların reorganize olmasını biz ciddî olarak takip etmekteyiz.

Arka arkaya iki koalisyon takip etti. İkinci koalisyona güç şartlar içinde başladık. Vaziyet anlaşıldıkça umumî iktisadî hava ümit verici karakterini daha iyi göstermektedir. Sağlam ve iyi bir yolda olduğumuza kaniim, bunu sebatla takip edeceğiz ve başarıya ulaştıracağız. İnancım budur, güvenim budur.”

Sorular

Başbakan İsmet İnönü daha sonra basın mensuplarının çeşitli konulardaki sorularına cevap vermiştir. İnönü ilk olarak Maliye Bakanının son beyanının plânlama çalışmalarına uygun olmadığı şeklindeki soruya karşı şöyle demiştir:

“Böyle bir tereddüde mahal yoktur. Maliye Bakanının vazifesi bu plânın tatbiki için lâzım olan iç finansmanı temin etmektir. Bakanın bunun üzerinde ve bu istikamette çalıştığını bilirim. Kendisi beş senelik plânın finansmanını temin etmekle meşguldür.”

Başbakan birinci koalisyon hükûmetinin başarısızlığa uğraması sebepleri ile ilgili bir soruya cevaben: “Bunun başlıca sebebi, hükûmet üyeleri arasında mevcut mutabakatın ve koordine çalışmanın partilerin teşkilâtına ve parlâmento üyelerine duyurulmamasıdır. Biz bunu koalisyon müzakerelerinde başlıca bir mesele olarak görüştük. Meclis’te koalisyona girmiş olan partilerin, Meclis içinde ahenkli bir surette çalışmalarını devamlı olarak takip etmek için muhtelif karma kontrol komisyonları kurduk. Bir komisyon Meclis’in mesul organlarının ahenkli bir surette çalışmasını takip edecektir. İcab ederse teşkilâtların birbiriyle ahenk içinde bulunmalarını temin edecektir. İki koalisyon arasındaki büyük fark bu defa koalisyona girmiş olan partilerin genel başkanlarının bizzat hükûmetin içinde bulunmalarıdır.

Ben birinci koalisyonda, ortağımızın Genel Başkanının hükûmet içinde bulunmasında ısrar ettim. Seçim esnasında seçmenlerine, hükûmette vazife almıyacağını vadettiğini söyledi ve itiraz etti. Bir anlaşmaya girdik. O suretle nihayet buldu. Bu defa ortak partilerin genel başkanlarının hükûmete girmelerini münakaşasız ileri sürdüm. Bu tabiî görüldü ve hükûmet teşekkül etti.

Bunların hepsi umumî siyasî hayatımızın tekâmülünün safhalarıdır. Buna rağmen kongrelerde şöyle söylüyorlar. Meclislerde böyle diyorlar. Bunun da çaresini bulacağız, mücadelede muvaffak olacağımızı ve işi sağlam tutacağımızı, hükûmeti iktidarda tutacak ekseriyeti muhafaza edeceğimizi kuvvetle ümit ediyorum. Bunu görmesem bizim anlaştığımız nisbetlere göre 450’ye 250-260 güven oyu ile hükûmet kurulmuş olduğu kanaatine varmazdım. 250-260 oyu daima muhafaza ettiğimiz takdirde Meclis’te sağlam bir hükûmet karakterini muhafaza edeceğiz ve sağlam bir hükûmet olarak lüzumlu gördüğümüz tedbirleri Büyük Meclis’in tasvibine mazhar kılacağız. Bu konuda içimde zerre kadar bir tereddüt yoktur. Merak eden arkadaşlarım da benim kadar müsterih olsunlar” demiştir.

Bundan sonra köy politikası konusundaki bir soruya cevap veren İnönü, hükûmet olarak uğraşmalarının başında köy politikasının geldiğini belirterek şunları söylemiştir:

“Şehirli dediğimiz zaman fabrika dediğimiz zaman ona bitişik olarak daima zihnimizi işgal eden başlıca unsur köy ve köylü meselesidir. Nüfusumuzun büyük çoğunluğu köydedir. Mütemadiyen artmaktayız. Köylüye ayrılmış olan tarım sahasında kâfi yaşama imkânları sağlayamıyoruz. Memleketi endüstriyel sahada bir gelişmeye eriştirdiğimiz zaman vatandaşlarımızın büyük bir kısmı geniş bir hayat seviyesine ulaşacak ve umumî kalkınma bu olacaktır.”

Devlet dairelerindeki kırtasiyeciliğin kaldırılması ile ilgili çalışmaların olup olmadığı konusundaki soruyu cevaplandıran Başbakan, normal plânlama çalışmalarının yanında bir de devlet personelinin plânlaştırılması konusunda bir çalışmanın mevcut olduğuna da işaretle, isim yapmış mütehassısların çalıştıklarını, bu konuda hazırlanan raporların pek yakında tatbik mevkiine konulacağını bu suretle büyük ölçüde devlet memuriyetinin meslek haline getirileceğini belirtmiş ve devamla demiştir ki:

Tasfiye yok

“Bu çalışmaya başladığımız zaman ilgililere sordum, yeni esaslara göre lüzumsuz çok [sayıda] memur karşısında kalacak mıyız? Çünkü oldum olası büyük tasfiye hareketlerinden çekinirim. Son elli sene içinde birçok tasfiye hareketlerine şahit oldum. Fakat hiçbiri istenilen neticeyi vermedi. Bunun için devlet memurları üzerinde bir ıslâhat yapılacak plânlama yapılacak dediğimiz zaman çok tasfiyeye mecbur olacak mıyız, diye düşündüm. Bana ilk olarak intikal ettirilen karar şudur: Bir şişkinlik, süratle düzelmesi gereken bir enflasyon karşısında değiliz. Ehemmiyetli ölçüde bir tasfiye hareketine mecbur olmayacağız. Bizim ihtiyacımız devlet memurunun muntazam yetişme, ehliyetli seçme ve zamanımız bakımından yüksek seviyeli bir memur kitlesi meydana getirmek ve aynı zamanda bunlara iyi hayat şartları, yalnız o değil, ilmi bakımdan ehliyetlerini terfilerini ilerletici usullerle temin edemiyoruz.

Yeni plânın bir sene veya bundan daha kısa bir süre içinde meriyete gireceğini zannediyorum, bu suretle bir çok şikâyetlerden kurtulacağımızı da ümit ederim.”

Başbakan İnönü Ceza Kanunu ve anti demokratik kanunlar konusundaki bir soruyu gelen hükûmetlerin daima anti demokratik kanunlardan şikâyet ederek geldiklerini ancak bunları düzeltmeden yenilerini üzerlerine koymaya çalıştıklarını ifade etmiş ve “Ama bunu bizim için söylemiyorum” demiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin tam bir selâhiyetle çalışmaya başladıktan sonra çok verimli ve tesirli olarak bu mevzuun önünü alabileceğini de belirtmiştir.

İnönü bu kabil müesseselerin yeni kurulup çalışmaya başladıklarına da ayrıca işaret etmiştir.

Partizanlık yok

“Partizanlık var mıdır? Yok mudur?” şeklindeki bir soruya cevaben Başbakan “Bence yoktur” demiş, partizanlıkta muhalefette bulunanlardan ziyade hükûmet edenlerin şikâyette bulunduklarını, bunun örneğinin birinci koalisyonda mürahhas bir şekilde görüldüğünü, koalisyon hükûmetlerinin siyasî hayatta bırakacakları en kıymetli yadigârın, memleketteki siyasî çekişmelerin büyük ölçüde azalmasını temin yolunda olacağını söylemiştir.

Başbakan İnönü bundan sonra “Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin’in Tahran’ı ziyaretinden sonra Yunanistan Dışişleri Bakanı Averof’un Türkiye’yi ziyareti, Türk dış siyasetinde bir durgunluk devresinden sonra yeni bir canlılık başlamasının belirtileri midir?” şeklindeki bir soruyu cevaplandırarak dış politikamız hakkında bilgi vermiştir.

İnönü demiştir ki:

“Dış politikamızda durgunluk olmamıştır. İnkılâp zamanında da dış âlemle münasebetlerimiz yakındı, fakat soran muhabir bu ziyaretlerden bir canlılık müşahade ettiyse ayrıca memnun olurum. Dışişleri Bakanımız İran’da bilhassa hakikaten başarılı temaslar yaptı, çok iyi ve dostane karşılandı. Konuşulan konularla İran’la aramızdaki dostluk münasebetleri kuvvetlenmiş, ilerisi için feyizli ihtimaller göz önüne alınmıştır.

Yunan Dışişleri Bakanı Averof’un ziyareti pek tazedir. Kendisi henüz memleketimizdedir. Ben kendisi ile çok dostane, istifadeli temaslar yaptım. Memnun oldum, bahtiyar oldum. Kader birliği ciddidir, samimidir. Basınımızın bu kadar ehemmiyetli ve selâhiyetli bir kitlesi ile temas ederken bu hususiyetin lâyık olduğu kıymet ve ehemmiyette karışlanmasını sizden rica ederim. İki memleket arasındaki yakın dostluk münasebetlerinin mihmandarı diplomatlardan, herkesten evvel sizler, umumî efkârımızın mesulleri olacaktır. Ne kadar iyi yardımcı olursanız, bu hem ittifak içinde, hem dışında kuvvet ve imkân verecektir. Temenni ederim ki, Yunan Hariciye Nazırı memnun olarak ayrılacaktır.

Tarihlerimiz birbirine pek girifttir. Ufak hâdiselere uğrayabilir. Sizden ricam bütün tesirlerden uzak, iki memleketin kader birliğini göz önünde tutarak hâdiseleri değerlendirmenizdir.

Biz NATO içinde yalnız müttefik, beraber müttefik olarak değil, NATO’nun bir kanadında ayrıca beraberiz.”

 

 

 

 

İzmir’de Esnaf Dernekleri Temsilcilerine Yapılan Konuşma[137]

(…) İnönü, 84 esnaf derneğinin temsilcilerinin hazır bulunduğu toplantıyı kısa bir konuşma ile açmış:

“Talihim varmış, böyle bir hazırlığın, sizin toplantınızın üzerine geldim. Yarın bakanlar da gelecek, şimdi sizi dinleyeceğim. İstifade edeceğiz, kaydedeceğiz. Bakanlar da sizinle konuşacak, çalışmaya başlayalım” demiştir.

Bundan sonra esnaf temsilcileri konuşmuşlardır.

(…)

Daha sonra Başbakan İsmet İnönü söz almış ve şu konuşmayı yapmıştır:

“Sizleri çok dikkatle dinledim, vukufla konuştunuz, ifadeli konuştunuz. Doğru olarak not etmeye çalıştım. Bazı arkadaşlarınız lütfettiler, dileklerini rapor halinde de verdiler.

Konuşmalara göre, plânlamada küçük sanat erbabına mühim vazifeler düştüğünün dikkate alınması isteniyor. Emin olmalısınız ki, büyük endüstri ne kadar lâzımsa, bu büyük endüstrinin yayılması, verimli kılınması, genişletilmesi için küçük sanat erbabı o kadar lâzımdır. Bizim kanaatimiz budur.

Birleşmenizi, kooperatif haline gelmenizi bir hedef, bir politika olarak takip ediyoruz.

İktisadî hayatımızda ehemmiyetli bir yer işgal ettiğinizden emin olmanızı, bu ehemmiyeti hükûmetin göz önünde bulundurduğuna güvenmenizi isteriz.

Sorumlu makamların, burada söylediğiniz dertlerinizin mühim kısmını bildiklerini zannederim, ama ben taze olarak onlara anlattıktan sonra, olur veya olmaz, yahut şu nisbette olur, şu nisbette olmaz şeklinde, size bir cevap vermeye çalışacağım.

Müşterek bir konu olarak Halk Bankasından, kredilerden, faizin çokluğundan şikâyet edilmiştir. Bu müesseselerden daha çok istifade etmek isteğinizi anlıyorum. Bu işle hususî olarak meşgul olacağım.

Bazı hatipler, bizde yapılan bir kısım maddelerin dışardan ithal edildiğini, esnafın himayesine aykırı misâller olarak söylediler. Bizde, esnafı himaye edici bir politika takibi, esas meselelerden biridir. Ama bu husus hemen cevap verilebilecek kadar basit değildir. Himaye çaresi arayacağız.

Küçük esnaf ve sanatkârlar kanununun çıkarılması için de çalışacağım.

Eski otomobil ithalinden bahsedilmiştir. Bunu ehemmiyetle dinledim. Yetkili merciye duyuracağım.

Biraz da lâtife karıştırarak, esnafın da tüccar kadar itibarı olsun diye şikâyet ettiler. Cemiyetin her tabakası gibi, esnaf tabakasının da kendi yerinde ağırlığı vardır. Esnafı, çok kıymetli bir cemiyet tabakası saydığımıza yürekten inanmanızı isterim.

Kunduracılar Derneği Başkanı işsizlikten bahsetti, plâstik imalâtın kunduracılara darbe vurduğunu söyledi. Bununla ilgili olarak ve muvazeneli bir şekilde bir istikamet bulmaya çalışacağız.

Kooperatiflerin teşvik edilmesi, Anayasaya göre de ele alınmış esaslardan, temellerden biridir.”

Başbakan daha sonra kalkınma da, plâna esnafın temel yapılması şeklindeki düşünceye temasla konuşmasına şöyle devam etmiştir:

“Kalkınmada, her tabakanın ihtiyaçları, muvazeneli olarak ayarlanmak lâzımdır. Sadece bir tabakanın ihtiyaçlarını temin ederek, diğerlerini geri bırakmaya imkân yoktur. Zaten plân bu demektir. Tabakaları el ele verdirerek hepsinin ihtiyaçlarını imkân nisbetinde gidermek bahis konusudur. Mühim olan, bir tabakanın ihtiyacının ihmal olunmamasıdır. Hiçbir tabaka üvey evlât muamelesi görmeden, muvazeneli olarak böyle bir çalışma düzeni kurulacaktır.

İthalâttan şikâyet vardır. Tabiî bu şikâyet, içerde yapabileceğimiz mahsullerin, dışarı rekabeti ile güç duruma düşmesi şeklindedir. Mesele, yapılacak ithalâtın, zarurî ihtiyaçları karşılaması kadar, yeni mahsulleri üretmeyi temin edecek tarzda olmasıdır. Türkiye’nin ihracatını kolaylaştıracak bir iktisat sistemi konmalıdır. Senelerden beri dışarı çıkarabildiğimiz mahsulleri ve miktarlarını cümleniz bilirsiniz. İhracat maddeleri geniş ölçüde artırılmadıkça kalkınma olmaz. Bunu esnaf, sanayici, müstahsil beraberce vücuda getirecektir.

Toplantınızdan çok istifade ettim. İzmir’de iki gün çalışacağım. İlk çalışmayı sizinle açtım. Ümid ediyorum faydalı olacak. Ticaret Bakanı ile de bir heyetinizi temasa geçiririm. Bana söylediklerinizi bir kere de ona anlatırsınız.”

Konuşmasının bu noktasında, bir temsilci İnönü’ye İzmir Sanayi Sitesi için ne düşünüldüğünü sormuş, Başbakan şu cevabı vermiştir: “Bu ihtiyaç temin olunacaktır. Sanayi sitesi ihtiyacını temin etmek bütün istihlâk ihtiyaçlarının başında gelir. Merak etmeyiniz, temin edilecektir.”

 

 

 

 

1200 Subay ve Astsubayın Tayini Söylentilerine İlişkin Yapılan Açıklama[138]

İnönü’nün Gölcük’ü ziyareti sırasında, oradaki 1200 subay ve astsubayın başka yerlere tayinlerinin protokole bağlandığı yolunda, bir İstanbul gazetesinde yayınlanan haberi, Başbakan yalanlamış, ordudaki nakil ve tayinlerin tamamen orduya ait bir iş olduğunu, nizamlara göre nakli ve tayini gereken subay ve astsubaylar var ise bunların normal olarak tayin edilebileceğini söylemiştir.

 

 

 

 

İzmir Ticaret Odası’nda Yapılan Konuşma[139]

“Sizin meselelerinize yabancı değiliz. Merkezde, memleketin iktisadî hayatını ilgilendiren meselelerle meşgulüz. Sizin meselelerinizi yakından takip etmiş olmakla beraber, bu seferki İzmir seyahatimde, arkadaşlarımla birlikte sizi dinlemenin ehemmiyetini takdir ettik. Onun için geldik. Şimdi sizleri dinleyelim, hemen cevaplandırılabilecek olanları arkadaşlarım cevaplandırırlar. İncelenmesi gerekenleri de ayırır ve ele alırız. Yarım saatte 15 günlük iş böyledir..”

(…)

“Hepinizi dinledim. Çok istifadeli konuşmalar oldu. Can kulağı ile dinlediğimden emin olabilirsiniz. Derhal cevap verilebilecek olan dileklerinizi Ticaret Bakanı cevaplandırdı. Ticaret Bakanı bir iki gün sonra gene burada olacak. Onunla tekrar görüşürsünüz. Mevzuubahis meseleleri etraflıca tetkik edeceğiz. Uzun vâdeli olanları ayırt edip diğerlerini Ankara’da ilân etmeğe çalışacağım. Böylece, ilk plânda yapılabilecek olanları ayırıp amelî bir safhaya vasıl olunabilir.”

 

 

 

 

İzmir’de Tütün Üreticilerine Yapılan Konuşma[140]

(…)

Ege Tütün Ekicileri Federasyonu adına konuşan Korkut Efe, önce müstahsili düşünmek gerektiğini söyleyince İnönü, bu temsilcinin sözünü kesmiş ve şunları söylemiştir.

“Bir noktada emin olmanızı isterim, plânlama diyoruz, kalkınma diyoruz; Hükûmet bu işte en başa tarımı alacağım diye karar vermiş ve Plânlama Teşkilâtı da bu esasa göre çalışmaya başlamıştır. Bu sebeple çiftçi vatandaşların, kendi dâvalarına bakılmıyor, kendilerine ehemmiyet verilmiyor gibi bir şüpheye kapılmalarına mahal yoktur. Hükûmetin görevi çiftçilerimizin refahını ve çalışmalarını isabetle temin etmektir.”

(…)

Bundan sonra İnönü şu kısa konuşmayı yapmıştır:

“Meseleleri bilen arkadaşlarımızla konuştuk. Bu konuşmalardan çok istifade etmiş olarak ayrılıyorum. Mevzuu bahis hususlardan her birini, ehemmiyetli bir memleket meselesi olarak takip edeceğim. Çok istifadeli bir toplantı yaptık memnuniyetle ayrılıyorum.”

Tarım ve Ticaret Bakanlarının kısa konuşmalarından sonra İnönü: “Birbirimizden anlaşmış ve memnun olarak ayrılıyoruz. Allahaısmarladık” diyerek oradan ayrılmıştır.

 

 

 

 

Ege Üniversitesi Şeref Defterine Yazılanlar[141]

Ege Üniversitesini ziyaret hatırası. Ege Üniversitesini büyük ümitlerle karşılamış idim. Büyük ümitlerimizi artırmış olarak takip edeceğiz. Değerli Rektör ve Profesörler Heyetimize, yetişenlere takdirler ve teşekkürler.

 

 

 

 

Kuşadası’nda Tarımsal Kalkınmaya İlişkin Yapılan Konuşma[142]

“Sevgili Kuşadalılar, çoktan beri gelememiştim. Sizi pek neşeli, pek sevinçli gördüm. Bayram mıdır, seyran mıdır?” Bunun üzerine bütün Kuşadalılar, “Bayramdır Paşam, bayramdır!” diye bağırmışlardır. İnönü şöyle devam etmiştir:

“Pek keyifli görünüyorsunuz. Gelirken mahsullerinizi ben de gördüm. Neşeli olmaya hakkınız var. İnşallah iyi mahsul alacaksınız.

Bir haftadır gece-gündüz çalışıyorum. Bugün kurtuldum, sizi görmeye geldim.”

Başbakan daha sonra kalkınma plânının esasları hakkında bilgi vermiş ve şöyle demiştir:

“Kalkınma plânının esası, tarım sahasında en önde ve en çok yatırım yapmaktır. Beş senede tarıma, sanayiye, pek çok yere plânlı olarak yatırım yapılacaktır. Tarıma düşen hisseleri ayırırsanız, hepsinden çoktur. Sulama işlerimiz vardır. Toprağı ıslah etmek işlerimiz vardır. Daha çok mahsul almak için birçok tedbirler vardır. Gübreleme başta gelir. Sulama, iyi tohum, gübreleme, toprak ıslahı sayesinde bir dönümden aldığımız mahsulü arttırmak lâzımdır. Ziraatte ileri olan memleketlerde dönümden alınan mahsulün biz yarısını alamıyoruz. Tarımla kalkınmamızda bir dönümden alınan mahsulü iki-üç misline çıkarmak lâzımdır. Plânlama her alanda birbirini destekleyen bir çalışma olacaktır ve bugünkü yaşama seviyemizin bu plânlı kalkınma sayesinde iki misline çıkacağını ümit ediyorum. Her sene bir evvelkinden daha iyi olacaktır. Plânın kabulü de tatbiki de çok zor bir iştir. Ama tedbirler isabetle alınırsa vatandaş plânı severek desteklerse ve dört senede muvaffak olursak ondan sonrası için gam yemiyorum. Zira, ondan sonra memleket hep bu yönde gitmek istiyecektir.”

 

 

 

 

Söke’de Planlı Kalkınmaya İlişkin Yapılan Konuşma[143]

Sökeliler, aziz hemşehrilerim. Gelir gelmez sizinle bir iki kelime konuşmak istiyorum. Bir haftadan beri İstanbul ve İzmir’de çalıştım. Sabahleyin erkenden başlayıp akşamın geç vakitlerine kadar memleketin muhtelif iktisadî işlerini idare eden tabakaları ziyaret ettim, onlarla görüştüm. Bu temaslardan umumiyetle benim istifadem çoktur. Aldığım intiba memleketin umumî olarak ilerlemesi yolunda ciddî gayretler gösterildiği şeklindedir.

Biliyorsunuz plânlı kalkınma diye bir dâva takip ediyoruz. Meselelerimiz, israfa meydan vermeden plânlı bir şekilde halledilsin istiyoruz. Türkiye ilerlemesini plânlı şekilde yaptığı takdirde dışardan, dostlardan büyük ölçüde yardım göreceğimize güveniyoruz. İyi bir plân yapar ve elimizdeki imkânları doğru şekilde kullanırsak dışardan eksiklerimizi tamamlayabiliriz.

Bu bir haftalık çalışmam benim için çok zevkli olmuştur. Ama takdir edersiniz, kolay olmamıştır. Sabahın sekizinden akşamın sekizine kadar bir sigara bir kahve içmeden çalıştım. Esasen benim âdetimdir. Çalışırken ne ikram ederim, ne de ikram kabul ederim. Çalışmaktan vakit bulamadığım için uzun boylu istirahat edemem. Fakat arada bir neresi olursa olsun bir yer buldum mu, bir iki dakika dinlenirim. Dün de öyle oldu. Bir fabrikanın merdivenlerine oturarak bekledim. Görenler baygınlık geçirdim sanmışlar.

Aziz vatandaşlarım,

Söke memleketimizin sayılı hazinelerinden birisidir. Son seyahatımın son günü canımı buraya dar attım. Şimdi bu gece rahat bir uyku uyuyacağım. Yarın erkenden Ankara’ya uçacağım. Beni kimsenin bulamayacağı yere geldim. Bu gece rahat edeceğim.

Seyahatım sırasındaki temaslarımdan memnunum. Memleketin merkezde farklı görünen meseleleri diğer yerlerde nasıl görülüyor, nasıl anlaşılıyor, buna yakından teşhis koymaya çalıştım. Bu bakımdan seyahatım çok faydalı oldu.

Size teşekkürler sunarım, akşamüstü burada toplandığınız için de ayrıca minnettarım.

 

 

 

 

Eski MBK ve Cumhuriyet Senatosu Tabii Üyesi Fikret Kuytak’ın Ölümü Üzerine Eşine Söylenen Başsağlığı Sözleri[144]

(...) Başbakan İnönü, beraberinde eşi Mevhibe İnönü olduğu halde, havaalanından doğru merhum Fikret Kuytak’ın evine gitmiştir.

Burada Bayan Kuytak’a “Başınız sağ olsun” diyen İnönü şunları söylemiştir: “Ailece çok üzüldük. Bedbaht olduk. Seyahatte olduğumuzdan son vazifemizi de yapamadık. Şimdi uçaktan indik, doğru geldik. Çocuklarınızı siz yetiştirecek, onlara siz babalık edeceksiniz.”

 

 

 

 

Irak Sınırındaki Olaylarla İlgili Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[145]

(…) İnönü, gazetecilerin Güney sınırımızdaki olaylarla ilgili sorularını şöyle cevaplandırmıştır:

Soru: Irak’la olan münasebetlerimizde bir gelişme var mı?

Cevap: Gelişme mi, değişme mi?

Soru: Gelişme veya değişme Paşam?

Cevap: Irak hududumuzda bazı hâdiseler oluyor. Siyasî mahiyeti belli değil.

Soru: Protesto edildi mi?

Cevap: Gereken teşebbüsler yapılıyor.

 

 

 

 

ABD Başkan Yardımcısı Lyndon B. Johnson’ın Türkiye Ziyareti Dolayısıyla Düzenlenen Basın Toplantısında Söyledikleri[146]

Amerika Birleşik Devletleri’nin Cumhurbaşkanı Yardımcısı memleketimizi şereflendirmiştir. Bu anda, bu müstesna olayın bahtiyarlığı içindeyiz. Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı memleketimizde, her muhitte, her tabakada Türk milletinin Amerikan milletine ne kadar candan, ne kadar sarsılmaz bir surette bağlı olduğunu yakından müşahade edeceklerdir.

Kendilerine hoş geldiniz der, Türk ve Amerikan milletleri arasındaki dostluk ve kardeşlik münasebetleri bakımından bu ziyaretin faydalı olmasını temenni ederim.

 

 

 

 

ABD Başkan Yardımcısı Lyndon B. Johnson’ın Türkiye Ziyareti Dolayısıyla Verilen Demeç ve Johnson ile Havaalanında Yapılan Konuşma[147]

“Başkan Yardımcısının memleketimizi ziyareti çok başarılı olmuştur. Kendileri halkımızın her tabakasıyla temas etmek ve Türk-Amerikan münasebetlerinin bütün halk tabakalarına ne kadar derin işlemiş ve yerleşmiş olduğunu görmek fırsatını bulmuşlardır.

Bu halin verdiği emniyetten aşikâr surette memnun olduğunu söylediler. Bu dostane ziyaret sırasında iki memleket arasındaki münasebetlerin meseleleri üzerinde etraflıca görüştük. Görüş birliğinde ve dâva birliğinde olduğumuzu ve dünya sulhuna hizmet için gayretlerimizi birleştirmek için ne kadar kararlı olduğumuzu bir daha müşahade ettiler.

Bu suretle bahtiyarlık veren müttefikler arası çok dostane bir temas yaşadık. Vatandaşlarım bu ziyaretten her surette memnun ve müsterih olabilirler.”

(...)

Başkan Yardımcısı yanında eşi, kızı ve yardımcıları olduğu halde otelden hareket etmiş ve saat 12.30’da Esenboğa havaalanına gelmiştir. Alanda Başbakan İsmet İnönü ile Başbakan Yardımcısı arasında şu konuşma geçmiştir:

İnönü: Büyük başarılar. Millet olarak çok aziz bir hatırayı muhafaza edeceğiz.

Johnson: Başbakanın ve halkınızın gösterdiği alâkaya minnettarız.

İnönü: Dâva müşterek dâvadır. Hislerimiz çok kıymetlidir. Müşterek dâva kıymetlidir. Başkan Kennedy’e hürmet ve sevgilerimizi götürmenizi rica ederim.

Johnson: Bu benim için şereftir.

Bu sırada Mustafa Kemal Derneği’ne mensup gençler Başkan Yardımcısına bir Atatürk Büstü ve Türk Bayrağı hediye etmişlerdir. Başkan Yardımcısı bunun üzerine: “Bu daima Türkiye’de edindiğim dostları bana hatırlatacak” demiştir. İnönü ise: “En kıymetli hediyeyi verdiniz” demiştir.

(…)

Başkan Yardımcısının eşi ve kızı da geçirmeğe gelenlerin ellerini sıktıktan sonra Johnson İnönü’ye, “Tekrar buluşuncaya kadar Allahaısmarladık” demiş, İnönü’de “İyi haberler bekleriz Mr. Johnson” şeklinde karşılık vermiştir.

 

 

 

 

“Büyük Taarruz Günlerinde Heyecanlı Anlar” (Makale)*[148]

26 Ağustos’tan 9 Eylül’e kadar muharebe sevk ve idaresinde esas olan ve olmıyan sebeplerle heyecanlı anlar geçmiştir. 26 Ağustos günü, Afyon üzerinde, başlangıcın bütün şiddeti toplanmıştı. Düşman topçu ateşi tamamiyle kesilmişti. Ancak, düşman piyadesi müstesna bir inatla Afyon’u tutuyordu. Biz, topçu ateşinin kesilmesini tabiatiyle ric’at hazırlığına yormuştuk. Fakat düşman piyadesinin inadı izah olunamıyordu. 26 Ağustos günü, düşman mevzileri sökülmeden kapandı. Sabaha karşı düşman Afyon’dan çekilmeğe başladı. 5 gün sonra anladık ki, 26 Ağustos günü Afyon üzerinde düşman topçu ateşinin kesilmesi, ilk anda onların topçu kumanda mevkilerinin bizim topçu ateşi ile işlemez hale gelmesinden olmuştur.

Bizim için ikinci en büyük mesele, düşmanın nereye çekileceği ve bizim büyük kuvvetle hangi istikamete yürüyeceğimiz meselesi idi. Çal köyünde bir kağnı üzerinde BAŞKUMANDAN ATATÜRK, Garp Cephesi Kumandanı ve Genelkurmay Başkanı ile bir konferans yaptı. Kısa bir müzakereden sonra, bütün kuvvetimizle İzmir üzerine yürüyüş kararını verdi.

Uşak’a girdiğimiz zaman telâşla karşımıza çıkan köylüler, düşmanın büyük kuvvetle Uşak’a gelmekte olduğunu ve şehre pek yaklaştıklarını söylediler. Yürüyüşte bulunan kıtaatımız elden çıkmış ve kâmilen dağınık bir hale gelmiş olduğundan, durum birdenbire pek ciddî oldu. Fakat kısa bir zaman sonra anlaşıldı ki, Uşak’a düşman kuvvetlerinin geldiği söylentileri, teslim olan düşman ordusu bakiyesiyle teslim alan kıt’alarımızın beraberce şehre gelmesinden çıkmış ve yayılmıştır.

İzmir’e pek yorgun girdik. Karanlıkta Vilâyet Konağında elimize yine acele bir haber geldi. Bir düşman kolu güneyden muntazam bir surette İzmir’e yaklaşıyormuş.. İzmir sokaklarında bir çarpışmaya hazırlanırken bu sefer gelenlerin de muharebeden vazgeçmiş olan kuvvetler olduğu öğrenildi. İzmir’in sıcağı sıcağına ikinci hâdisesi, oradaki İngiliz Konsolosunun İngiltere adına ATATÜRK ile kavgalı bir tartışmaya girişmesidir. Bu tartışmadan sonra, ertesi gün; limandaki İngiliz Donanması Kumandanı, ATATÜRK’e bir subayla nota gönderdi. Rıhtımdaki karargâhta notayı aldık. Bunda ATATÜRK’e, İngiltere Hükûmeti ile harb halinde bulunup bulunmadığı soruluyordu. ATATÜRK, Donanma Kumandanına derhal cevap verdi; gelen subayla gönderdik. Cevap şu idi:

“İngiltere ile Türkiye arasında sulh akdolunmamıştır.”

Temeli bu olan cevaptan sonra İngiliz donanması bir harekette bulunmadı. 26 Ağustos’tan 9 Eylül’e kadar muharebe safhaları içinde, yalnız meydan muharebelerinin heyecanı değil, yukarıda birkaçını anlattığım türlü haberler ve hâdiselerin ve kritik siyasî davranışların helecanlarında görülmüştür.

İzmir’den sonrakiler gelecek seneye… 29.8.1962 – Ankara

İsmet İNÖNÜ

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Meclis’in Yeni Çalışma Dönemine İlişkin Yapılan Konuşma[149]

(...) Toplantı başlar başlamaz söz alan İnönü, “Hoş geldiniz sevgili arkadaşlarım. Sizlere acele söyleyeceklerim var. İki aylık tatilden sonra yeni bir çalışma devri içine giriyorsunuz. Büyük Meclis’te sakin ve verimli bir çalışma havasının hâkim olacağını kuvvetle tahmin ediyorum” demiş ve müteakıben İnönü, 55 ağanın prensip olarak yerlerine dönmelerinin kabinede kabul edildiğini fakat istimlâk edilmiş mallarının iadesi için yeni bir formül arandığını, bunun da başka bir grup toplantısında görüşüleceğini söylemiştir.

İnönü daha sonra C.H.P. Meclis Grubunun vazifelerine de işaret ederek, C.H.P.’nin Meclis’te huzur içinde çalışma şartlarının temin edilmesine yardımcı olacağını belirtmiştir. Başbakan, koalisyon ortaklarının hep beraber muvaffak olma inancı içinde bulunduklarını, bu anlayış içinde çalışacaklarına ve protokola riayet olunacağına emin bulunduğunu söyledikten sonra, plân çalışmaları hakkında bilgi vererek, çalışmaların sona erdiğini istişari kurallarla görüşmelerden sonra plânın, hükûmetten geçeceğini izah etmiş ve Eylül’ün ortasına doğru Meclis’e getirileceğini söylemiştir. Başbakan İnönü müteakıben Siyasî Af Kanununun protokol hükümlerine göre, Ekim’in başında Meclis’e sevk edilmiş olacağını, ayrıca protokolda yer alan konuların anlaşmaya göre derhal neticeye ulaştırılmaya başlanacağını belirtmiştir. Dış politika hâdiselerine temas eden İnönü, Birleşik Amerika Başkan Yardımcısı Mr. Johnson’un Türkiye’deki temasları, Irak hudut olayları üzerinde izahat vermiş ve bu konunun bugün Meclis’te ele alınması ihtimalinin kuvvetli olduğunu söyliyerek, “C.H.P. Grubunun ilk toplantısının bir selâmlaşma mahiyetinde olduğunu, normal Grup toplantılarında daha çok konuşacağını” sözlerine ilâve etmiştir. İnönü’nün izahatı tasvip edilmiş ve kendisine büyük tezahürat yapılmıştır.

 

 

 

 

“İzmir’e Kavuşma Hatıraları” (Makale)*[150]

Millî Mücadelenin tam mânasiyle Büyük Millet Meclisi idaresinde geçen devresinde İzmir’e kavuşmak, millet gözünde, büyük dâvada kazanmamız ve bir kelime ile tam kurtuluşun timsali olmuştur. Milletin asırlarca çektiği ve daha önümüzde bulunan güçlüklerin çözülmesi İzmir’in alınması ile mümkün olacak sanılıyordu. İzmir’e giriş pek zahmetli ve çok fedakârlığa mal olmuştur.

Afyon’dan yol açıldığından itibaren İzmir’e kadar yalnız muharebe meydanlarından değil, dört tarafımızdan bitip tükenmeyen yangın sütunları arasından geçtik. Bu yangınların sebepleri büyük tarih hâdiseleri içindeki sebeplerdir. Küçükler emir aldıklarını söylerler, büyükler disiplin kalmadığını söylerler. Sevinmek veya acınmak duygularının çatıştığı bu günlerde ATATÜRK’ün Alaşehir veya Salihli’de bir sundurma altında konuşurken bir gün yine Yunanlılar’la ittifak etmemiz ihtimalinden bahsettiğini hatırlarım.

İzmir’e girerken Belkahve’den şehri ve limanı ATATÜRK’le seyrettiğimizi hatırlıyorum. Liman sayısız harb gemileri ile doluydu. Harb gemilerinin zırhlarının ve toplarının ne olduğunu hiç hatırına getirmeyen yaya ve süvari Türk askerleri dürbünle fark ediliyordu. Bu güzel manzaranın tesiri İzmir’e girişimizin ikinci, üçüncü gününde tekrar karanlık oldu. “İzmir’i aldık ama, İzmir şehri Anadolu’nun yarısı ile beraber harap oldu” havası ortalığı sarmağa başlamıştı. Bu karamsar düşüncelerin üstüne ATATÜRK’ün kuvvetli iradesiyle herkesi kolundan tutup çıkarttığını bilirim. Ümitsiz anlarda herkes azim ve neşe vermek için dünyaya gelmiş olan Başkumandan, yerinde bulunanları, İzmir’e girmekle büyük dâvayı kazanmış olduklarına tekrar inandırıyordu. Gördükleri yangın, sıkıntı ve sefaletin hepsinin tamir edilmesinin bir mesele olmadığını düşünmeğe sevk ediyordu. Bu sayede bütün memleket bir büyük seferin manzaraları hikâyesine kapılmaksızın durumu soğukkanlılıkla hakikî ölçüsü ile görmeye sevk edilmişti.

Memleket için hazırlanan bildirilerdeki yeis ve felâket haberlerinin önüne geçiyordu. “İzmir’i aldık ama, ne oldu canım? Memleket de, İzmir’de bir yığın toprak haline geldi haberini karamsar politikacılara vermenin ne mânası var, bırakın şunları..” diyordu.

İzmir’de yangın havasına, iyimserlik ve güzel gelecek hülyaları iki üç gün içinde hâkim oldu. İstanbul’dan gazeteciler ve hasretliler, Ankara’dan Büyük Meclis ve Hükûmet üyeleri İzmir’e gelmeye başladılar. Herkes, ümitler ve plânlarla beraber şikâyetler ve ithamlarla doluydu. ATATÜRK fırsat buldukça geç vakitlere kadar konuşuyor ve dinliyordu, “Bundan sonra yapılacak işlerimiz var” diye sık sık bana söyler ve geniş ölçüde devlet ve kültür reformlarını işaret ederdi.

Bu iyimser hayallerin yanında bir gerçek bize ağır baskı yapıyordu. Müttefikler bizi İzmir’de bırakmışlar, bizimle hiç meşgul olmuyorlardı. Devlet ve Milletin zahmet ve zaferinin karşılığını alması dâvasına müttefikleri zorlamak icap ediyordu. Daha büyük “patlama”lara mahal vermeyen ancak kâfi derecede ehemmiyeti ve tesiri olan bir zorlama yapılmak lâzımdı.

Başkumandanlık düşünüp taşındıktan sonra İzmir’den kuzeye doğru harekât tekrar başladı. Şimdi Boğazlar üzerine yürüyorduk. Cihan Harbinin galip müttefiklerine Türkler’le sulh müzakeresine girmek lâzım olduğu anlatılacaktı. Tedbir, keskin bir ilâç gibi derhal tepkisini bütün dünyada gösterdi. İngiltere Başvekili müttefiklere ve bütün dominyonlara Türk tehlikesini feryat etmeye başladı. Dört beş gün süren dünya ölçüsünde bir gerginlik ve hazırlıktan sonra müttefikler bizi mütareke müzakeresine çağırdılar. Yeni hayatın penceresi, aralık açılmıştı. Bundan evvelsi Mudanya Mütarekesinin yoludur. Onları gelecek sene anlatacağım.

 

 

 

 

CHP’nin 39. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Düzenlenen Toplantıda Yapılan Konuşma[151]

Sevgili Arkadaşlarım,

Çok zamandan beri CHP’nin kuruluş yıldönümünü kutlamıyoruz. Bu kutlama bize kıymetli ve yeni bir heyecan veriyor. Bu münasebetle bir siyasî toplantı huzurunda olduğumu bilerek kısaca siyasî görüşlerimi sıralamaya çalışacağım. Partinin kuruluşu tarihinin yani 39 sene evvelinin hatıraları gözümün önünde canlı ve taze olarak yaşamaktadır. O günlerin meselelerini şu şekilde hülâsa edebiliriz. Büyük bir mücadeleden yeni çıkmışız. İstikbal bir çok meçhullerin halli şu müşküllerden geliyor. Gerçi biz varmak isteğimiz hedefler bakımından belli ve açık bir durum almıştık. Yalnız bunun gerçekleşmesi sırasında ne gibi engellerle hangi müşgüllerle karşılaşacağımız bizim için tamamen meçhul bir durumdu. İşte o günlerde bu haldeydik.

CHP, vatanın zor ve güç günlerinin, ümitsiz günlerinin partisidir. CHP’nin kaderi daima güçlükleri yenmek, selâmete kavuşmak ondan sonra yeni bir güçlük devrine girmektir. Her güçlüğün yenilmesinden sonra geriye bakıldığı zaman toplam olarak memleketi yeni bir medeniyet safhasına ulaşmış görürüz.

39 seneden beri iç politika ve dış politika olarak karşılaştığımız olaylar kısaca şunlardır:

Büyük Millet Meclisi Hükûmetinden Cumhuriyet İdaresine geçiş, bunun tepkileri, ondan sonra milletin bünyesinde bir büyük medenî devletin temelini teşkil eden devrim hareketleri. Harap olmuş bir memleketin imarı..

Hemen bütün dünya ile düşman halinde olan Türkiye’nin bütün dünya ile dost haline geçmesi gayretleri.. Ve nihayet İkinci Dünya Savaşı.

Milletçe geçirdiğimiz güçlükler CHP’nin ideal edindiği iç nizamın gerçekleşmesi yolunda milletçe gösterilen kolaylıklardan ve selâbetlerden faydalanmak suretiyle halledilmiş ve bunların hepsinden memleket başarı ile çıkmıştır.

Burada bir noktaya dokunmak istiyorum. İkinci Dünya Savaşını basit bir mesele olarak ele almayın. İkinci Dünya Savaşından evvelki dünya nizamı ile ondan sonraki dünya nizamı biribirine güçlükle benzeyen iki ayrı dünya âlemidir. Bu harpte kendisini tehlikeden masun sanan birçok memleketler felâketlere sürüklenmişlerdir. Bir çok büyük devletler ortadan kalkmışlar yeni ve değişik çehrede büyük devletler yeni emellerle, yeni mücadele safında birleşmişlerdir. Türkiye bu İkinci Dünya Savaşının badiresinden selâmetle çıkmıştır.

İşte bu devreler CHP’nin mesuliyette ve iktidarda çoklukla fikirlerini yürütebildiği devrelerdir. İkinci Dünya Savaşından sonraki devre ise gerek iç nizam gerekse dış durum olarak yeni bir çabalama devrine girmiş olmak manzarasını gösterir.

Bu devrede, iç politika bakımından ilk günden beri ideal edindiğimiz, kurulmasını düzgün işlemesini arzuladığımız demokratik rejimi ve çok partili siyasî hayatı yerleştirmeye çalıştık. Bu uğurda bir çok güçlüklere sarsıntılara uğradıktan sonra bugüne geldik.

Şimdi bugün demokratik nizamın, yeni siyasî hayatın en güç tatbikatının içindeyiz. Çoklukta değiliz. Hiçbir siyasî parti çoklukta değil. Ancak partiler bir araya geldiği zaman çokluk teşkil ediyor. Ve bu suretle hükûmet işleri yürütülmeye çalışılıyor.

İkinci Karma Hükûmetin sorumluluğuna katılmış durumdayız. Bizim bu çaba içinde iki mühim vazifemiz var.

Birisi, mesuliyet ortaklarımızla beraber ahenk içinde çalışarak memleketi ileriye götürmeyi başarmak.

İkincisi, mesuliyet dışında bulunan muhalefet partileri ile medenî münasebetler kurmağa çalışmak.

Bu iki dâvanın başlıca çaba ve başarısı CHP’ye teveccüh etmiştir. Karma Hükûmette mesuliyete ortak olarak vazife yapmaya çalışıyoruz. Fakat bilmek lâzımdır ki, güç durumda olarak CHP esaslı ve başlıca bir rol ifa etmektedir. C.H.P. teşkilâtının arkadaşlarımızın ve gençlerimizin bu müstesna vazifeyi ifa edecek zihniyet ve kabiliyette olduklarından eminim. Gençlerimiz yapıcı olarak yeni siyasî hayat anlayışının samimî ve imanlı taraftarları olarak kendilerini geleceğe hazırlamalıdırlar. Biz millet olarak Batı demokrasisinin medenî usullerini tatbik edip yerleştirmeğe mecburuz. Şimdiki tutumumuz ve azmimiz budur.

Bu medenî mekanizmanın işlemesini parti teşkilâtımız kolaylaştırmalıdır.

Burada bilhassa önemle ve zevkle belirtmek isterim ki; Karma Hükûmeti teşkil eden siyasî partiler en muhterem şahsiyetlerini ve kabiliyetlerini mesuliyet mevkiine getirmişler, CHP ile ortak çalışmaktadırlar.

Muhterem arkadaşlar,

Siyasî hayatımızda büyük bir inkılâp devresine girdik. Bu devrenin başlıca özelliği nisbî temsil usulü ile memleketi ahenk ve uzlaşma içinde idare etmektir. Bundan dolayı siyasî parti teşkilâtlarının çalışmaları da büsbütün başka bir mahiyet almıştır. Bunun farkına varmak lâzımdır. CHP bu yeni hayat tarzını kurmak için en önde çalışan bir siyasî teşekküldür.

Karma Hükûmeti teşkil ettiğimiz zaman uzun müddet şikâyete maruz kaldım. Azap çektim. Karma Hükûmette siyasî partiler hem hükûmet âzası olarak çalışıyor, hem de vatandaş karşısına gittikleri zaman birbirlerinin aleyhinde eski usul propaganda yapıyorlar. Eğer, vatandaşı memnun eden bir durum varsa bunu “CHP’ye çok güçlükle kabul ettirdik” diyorlar, şayet vatandaşın memnun olmadığı bir durum varsa o zaman da “Ne yapalım hükûmete tamamen hâkim değiliz CHP’ye bunları bir türlü anlatamıyoruz” diyorlar.

Bu birbirinden ayrı sözlerin ve tutumun karma hükûmetin bünyesinde muvaffakiyet istidadı bırakmadığı sabit olmuştur. Bunları herhangi bir tahrik için söylemiyorum. Amma bu gibi hastalıklar olduğunu gözlerinizde ve vatandaşlarımın huzurunda belirtmek istiyorum. Bunları tedavi etmek istiyorum. Bunların tedavi edilmesiyle memleketin bu dertten kurtarılması lâzımdır. Bunları tedavi etmek birinci derecede CHP’ye düşmektedir. Bu sözlerimin bütün parti teşkilâtı tarafından işitilmesini ve ona göre hareket edilmesini isterim.

Muhterem Arkadaşlarım,

Partizanlık etmemek, vatandaşlar arasında eşit muamele yapmak, vatandaşlar arasında iyi geçimi sağlamak en büyük emelimiz ve amacımızdır.

Biz partizanlık yapmıyoruz, filân yapıyor münakaşasından kaçınmak için dikkat ederek söylüyorum: bu gibi hastalıklar güya bizim bünyemizde oluyormuş gibi söylüyorum.

Hakikat şudur ki, cemiyetin bünyesi yeni bir nizam için yeni bir tekâmül devrindedir. Bunun güçlükleri içinden çıkmak ve memleketi bu güçlüklerden çıkarmak siyasî partiler içinde en büyük mesuliyet C.H.P.’ye düşmektedir.

Bu güçlüklerden çıkmak ve bu hastalıklardan süratle tedavi edilmek imkânı C.H.P.’nin göstereceği ileri anlayışa ve sinir hâkimiyetine büyük ölçüde bağlıdır.

Koalisyon partileri olarak hürriyet nizamı içinde temelli, istikrarlı bir demokrasi kurmakta kararlıyız. Uğrayacağımız güçlükler ne olursa olsun nereden gelirse gelsin, hepsini yenecek ve tesirsiz bırakacak kudretteyiz. Vatandaşlar arasında iyi geçimi sağlamak için sabırlı, itidalli ve kararlıyız.

Eski arkadaşlarımız her zaman karşılaştığımızda demokratik siyasî hayatımızın ne zaman itidale kavuşacağını benden sormuşlardır. Kendilerine batılı mânada olgun ve itidalli münasebetlerin kurulacağını ve bu konuda merhaleler kat ettiğimizi söylemişimdir. Bunda ısrarlıyım. Açıkça bilinmesini isterim. Biz 40 senede 3-4 asır ilerlemişizdir. Yepyeni bir Türkiye vücuda gelmiştir. Bu Türkiye’nin her sahada ilerlediği, tarih gözü ile büyük takdirlere mazhar olduğu sabit olmuştur. Bu itibarla yeni hayatımız da böyle olacaktır. İleri garp demokrasisine, istikrarlı ve vatandaşlar arasında iyi geçimli hayat devrine kavuşacağımız muhakkaktır. Hiçbir engel bizi bu yoldaki çalışma ve gayretlerimizden asla alıkoyamıyacaktır.

Bir büyük iktisadî hamle içindeyiz. Çok dikkatle hazırlanmış plânın ne dereceye kadar başarıya ulaşacağını ilk beş sene gösterecektir. Eksik de olsa yanlış da olsa beş yıllık plân devresinden sonra bugünkünden çok daha göz kamaştırıcı günler gelecektir. Hatalar belli olacak, sonraki devrenin plânları daha salim teşhislerle, daha sağlam esaslarla hazırlanacaktır. Ama ilk beş yılın sonu bugünden muhakkak iyi ve ileri olacaktır.

Milletçe plânlı kalkınma devrinin icablarına güçlüklerine alışmak lâzımdır.

 

 

 

 

Hükümetteki Bakanlara Yönelik Spekülasyonlarla İlgili Yapılan Yalanlama[152]

Dün yayınlanan bazı İstanbul gazetelerinde “İnönü, YTP ve CKMP’li Bakanları itham ediyor”, “İnönü, bazı Bakanlardan şikâyetçi”, “İnönü, koalisyon ortaklarını tenkid etti” başlıklarıyla çıkan haberler üzerine Başbakan İsmet İnönü bir açıklama yaparak demiştir ki:

“Evvelce birbirine karşı olup da sonra koalisyonda çalışan siyasî partilerin mukadder olan hastalıklarına işaret olarak ve aşırı bir tariz mânası çıkmamasına dikkat ederek, geçmişteki bazı olaylardan bahsettim.

Bugün mesuliyette bulunan koalisyon partilerine teveccüh edecek hiç bir şikâyeti bahis konusu etmedim. Aksine, mesuliyet arkadaşlarımın yüksek vazife hislerini ve değerlerini minnetle belirttim.

Hükûmet içinde bir tartışma konusu bulunduğuna delâlet edecek yanlış anlamaları önlemek için gerçeği umumî efkâra saygı ile arzediyorum.”

 

 

 

 

CHP Meclis Grup Toplantısında Siyasi ve İktisadi İstikrara İlişkin Yapılan Konuşma[153]

“Arkadaşların tatil dönüşü intibalarını dikkatle takip ettim. Çok faydalandığımı zevkle belirtmeyi bir görev bilirim. Konuşmalar sonunda iki nokta tavazzuh etmiştir. Meselelerimizi bu iki nokta etrafında toplamak mümkündür. Bunlardan birincisi temel politika meseleleri, diğeri ise, tatbikat meseleleridir.

Temel politikanın başında, memleketteki siyasî hayatın istikrarı, emniyeti ve yarın ne olacağı endişeleri gelmektedir.

Yabancı devlet adamları, yazarları, bir memleketin içinde bulunduğu duruma isabetle teşhis koyarlar. Ne kadar saklanmaya çalışılırsa çalışırsın, bir memleket hakkında isabetli teşhise varırlar. İstikrar var mı, yok mu? Bunu kesin olarak öğreninceye kadar bir bekleme devresi geçirirler. İstikrar unsurlarına gelince, evvelâ Hükûmetin bünyesinde vardır. Yabancı müşahitler bunu görmektedirler. Türk vatandaşı da bu teşhise katılmaktadır. Hükûmetteki istikrarı devam ettirmek ve teşkilâtlarda işletmek lâzımdır. Meclis’te, memlekette ve dış münasebetlerde bu istikrar teessüs etmiştir. Benim görüşüme göre, Büyük Meclis’te itidal üzere telâşsız şekilde mesaiyi devam ettirmek zarureti vardır. Bu hususu Meclis’in açılışından evvel sizlere belirtmiştim. Bugün de dikkatle göz önünde tutulması gerektiği kanaatindeyim. İstikrar unsurunda Hükûmetin kuvvetliliği ve devamlılığı esastır. Üç parti birarada çalışırken anlayış birliği içinde olursa, Hükûmet sağlamdır ve istikrarlıdır. Evvelemirde ortak partiler anlayışında bizim üzerimize düşen vazifeyi kusursuz yapmamız lâzımdır. İstikrar politikasının devamlılığının teminatı her şeyden önce Grupların münasebetlerine bağlıdır. Memleket seçmenlerinin % 38’ini temsil eden CHP bu çalışmalara istikamet verecek başlıca büyük siyasî teşekküldür. Ortaklarımızın idarecileri iyi niyet içindedirler. Koalisyonun muvaffakiyeti için şartların müsait olduğuna inanmaktadırlar.

Vatandaş, memlekette iktisadî hayat bakımından buhranın, güçlüklerin halledileceğinden ümitli hale gelmiştir. Seçimler yapılalı henüz bir yıl olmasına rağmen ve plân tatbikatına da geçilmediği halde iktisadî ve malî hayatta büyük ilerlemeler kaydedildiği vatandaşın gözünden kaçmamaktadır. Bir intikal devrinde, hele koalisyon halinde bulunan bir Hükûmet için, bu, azımsanmıyacak bir başarıdır. Hükûmet, mütesanit haldedir. Hükûmet içinde intikam politikasının taraftarı olacak ve 27 Mayıs aleyhtarlığı yapacak hiçbir unsur yoktur.

Bu hükûmet sağlam bir bünyeye sahiptir, çok kuvvetlidir, emniyet telkin etmektedir.

Millet olarak güçlükleri yenmekte büyük bir haslete sahibiz. Canını çok sevenlerimiz dahi vatan uğrunda, hamiyet yolunda, anı geldiğinde, gözünü kırpmadan ölüme koşar. Uzun askerlik ve devlet hayatında Türk Milletinin bu hasletini çok yakından müşahade etmişimdir. Çetin devirlerin milleti olan Türkler’in yenemiyeceği güçlük yoktur. Temel politika hakkında söyliyeceklerim bunlardır.

Tatbikat meselelerine gelince, milletvekili ve senatör arkadaşlar asayiş meseleleri üzerinde durdular. Şurasını hatırlatmak isterim ki, dikkatimiz hep neticeler üzerinde toplanmaktadır. Asayişin varlığı veya yokluğu hep netice olarak mütalâa edilmektedir. Asayiş devrine ve asayişsizlik devrine nasıl gelinmiştir. Bu husus gözden kaçmaktadır. Millî Mücadeleden sonra, asayişi tesis edinceye kadar neler çekmişizdir. İsyanlar, Atatürk’e suikastler, zaferden kaç yıl sonra olmuştur? Fena idarelerden sonra asayiş bozulursa akşamdan sabaha düzeleceğini sanmak hayal olur. Asayişin tesisi uzun gayretler ister. Alınacak tedbirlerin neticelerinin alınması için zamana ihtiyaç vardır. Zaman isteyen bu tedbirler alına dursun, her şeyden önce hükûmetin kararlı ve hâdiseleri ânında bastırabilecek kuvvete sahip olması asayişin tesisinde başta gelen bir husustur. Bu hususu dikkate almışızdır. Hükûmetteki ortaklarımız, Grubumuzda konuşan arkadaşlarımız gibi düşünmektedirler. Aynı dertler ve çareler etrafında birleşmiş bulunmaktayız.

Asayiş konusunda mühim bir hususu da belirtmeden geçmiyeceğim. İdarecilerin istikbal endişesini kaldırmakta büyük fayda vardır. Az gelişmiş bölgelerde iyi memur kullanmak elbette ki zaruridir. Millî Mücadeleden beri iyi memur meselesi bu memleketin başlıca konusu olmuştur. Halka tahakküm iddiasında olan zihniyetle uğraşmışızdır. Düsturumuz şudur: Memurun haysiyeti korunmalıdır. Memur, hukuk içinde kalacak, hakaret etmiyecek ve hakaret görmiyecektir.”

İnönü, Irak hâdiselerine de temas etmiş, Barzani olaylarını ve muhtemel gelişmelerinin ne olabileceği hakkında düşüncelerini anlatmıştır.

Başbakan ve CHP Genel başkanı CHP’nin yeni bir çalışma şekli takip etmesi lüzumunu da belirttikten sonra tahrikçi hareketlere temas etmiş, söylentilere ve menfî propagandalara karşı şunları söylemiştir:

“İyi niyetli olmayanlar, muvaffak olamıyacak, kışkırtmalar netice vermiyecektir. Bunları size kesin olarak ifade edebilirim.”

 

 

 

 

Planlama Danışma Kurulu Toplantısında Yapılan Konuşma[154]

Sayın üyeler, muhterem arkadaşlarım. Çok ehemmiyetli bir çalışma için zahmet ettiniz geldiniz, toplandık. Çalışmalarımızın memleketimiz için çok faydalı olacağına güveniyoruz. Sizi saygı ile, sevgi ile selâmlarım. Çalışmalarınız çok önemlidir. Size Türkiye’nin kalkınması için dikkatle, uzun emekle hazırlanmış bir plândan bilgi vereceğiz. Bu plân üzerinde çok çalışılmıştır. Bu çalışmalarda geniş ölçüde çok bilgiye, doğru hesaplara ve verilere dayanmak gerekmiştir. Resmî daireler, hususî kaynaklar bu bilgiler için çok uğraşmışlardır. Eksiklerimiz zamanla düzelecektir ve plân mükemmel hale gelecektir. Eksiklerimizi işin tabiatına bağlıyacağınızı tahmin ederiz.

Bu plânın cemiyetimizin çalışmasında güven verici olduğunu emniyetle söyliyebiliriz. Hürriyet nizamı içinde bir cemiyetin bünyesini esas alıyoruz. Edindiğimiz çeşitli misâllerden sonra kâfi kararınız hürriyet nizamı içinde, demokratik nizamda cemiyetin ilerlemesini ve kalkınmasını temin etmektir.

Bu plân karma ekonomiyi iktisadî sistem olarak kabul etmiş olan bir cemiyetin plânıdır. Devlet sektörünün çalışması özel teşebbüsünki ile ahenkli olarak yapılmış, bu fikir çok samimî olarak, ciddî olarak plâna temel olmuştur. Plânda sosyal adalet fikri esas olarak dikkate alınmıştır. Vasıtalarla ve imkânlarla sosyal ihtiyaçlar her gün ilerleyen ve eksikleri tamamlanan bir usul içinde ilerleyecektir. Anayasamız sosyal meseleleri cemiyetin gözönünde bulunduracağı başlıca esas olarak kabul ve ilân etmiş, Plân da bu esasa dayandırılmıştır. Cemiyetin kalkınması sosyal adalet fikri ve ahenk içinde, denge içinde gerçekleştirilebilir.

Arkadaşlarım, bir mesele plân fikrinin ruhunda vardır ve tecrübeden gelen, mesuliyetten gelen bir tesir ile bize de hâkim olmuştur. Kalkınma, ilerleme hem iktisadî, hem sosyal sahada vasıtalara ve imkânlara bağlı tedrici bir harekettir. Bugün bin ihtiyaç içinde bulunan milletimizin bütün ihtiyaçlarını bir yılda tatmin edebileceğimiz bahis konusu olamaz. Her milletin kaybettiği zamanları telâfi etmek için, eksik kaldığı müddetle mütenasip olarak bir ilerleme ve telâfi etme devri olacaktır. Elverir ki, milletler plânlamaya kati kararlı olmalı ve zamanı en verimli olarak sarfetmelidirler. İlerlemeye niyet edince geçen zaman beyhude değildir. Plânda bu fikirler esas alınmıştır.

Plân kalkınma için usul gösteren bir vasıtadır. Başarı derecesi milletçe ve devletçe ehemmiyetinin kabul edilip istediği fedakârlığa katlanılmasına ve milletçe benimsenmesine bağlıdır. Yüksek heyetinizin ilgisi ve daimî desteklemesi plânın milletçe benimsenmesine yardımcı olacaktır.

Plân memleketler için yeni bir hayat getirir. Plân içinde kalkınmayı kabul eden millet, cemiyeti israftan korumayı birinci madde olarak kabul etmiştir. Bu sadece devletin resmî bütçe ve masraflarında değil, milletin özel hayatında israftan kendisini koruması demektir. Bu plân esas olarak hükûmetçe, Büyük Millet Meclisi’ne karşı mesul olan hükûmetçe tatbik edilecek siyasetin esaslarına göre hazırlanmıştır. Bu konuda alışılmadığı için hükûmetler memleketin bütün alanlarında esas siyaset istikametlerini tayin ederek bir plân dairesine vermek suretiyle işe başlamamışlardır. Plâna memur arkadaşlar kendileri daima sormak, temas etmek suretiyle bilgi almaya çalıştılar, biz de hükûmetin takip edeceği siyaseti kendilerine anlatmaya çalıştık.

Yüksek heyetiniz takdir buyurur ki, iktisadî ve sosyal kalkınma fikirleri kâfi derecede işlenmiş, olgunlaşmış olmadığından başlangıçta eksiklikler olmuştur. Bu eksiklikler bundan sonraki plânlarda yer almıyacaktır. Hiçbir eser vücuda geldiğinden mükemmel değildir. Tecrübelerden geçtikten sonra bir evveline nisbetle mükemmel halini alarak devam eder.

Plân büyük ölçüde tatbikat ve kanunlarda ahenk, birbiri ile iyi ölçüler içinde uyuşmak isteyen bir inzibat sistemidir. Plânın hazırlanmasında ihtiyaçların birbiri ile ahengini muhafaza için gayretle çalışılmıştır ve çalışılacaktır. Büyük Millet Meclisi plânın ehemmiyetini kabul etmiş ve plâna büyük ilgi göstermiştir. Ümit ediyoruz ki, plân, bütünlüğünü muhafaza eden bir usul içinde Büyük Meclis’ten geçecektir. Plânın Meclis’e insicam içinde gelmesi sağlanmıştır. Çalışmalar etraflı tutulmuştur. Plânlama Kurulu’nda plânlama uzmanları ve hükûmet üyeleri meseleler hakkında fikirlerini söylediler. Memleketin bütün ihtiyaçlarına taalluk eden plân çalışmalarına hükûmet üyeleri büyük ölçüde katıldılar. Sonra çıkan neticeler hükûmet içinde fikir teatisi halinde müzakere edildi.

Hükûmeti temsil eden arkadaşların fikirlerini daha önce aldık. Plân hükûmette henüz karara bağlanmamıştır. Hükûmet karar almadan burada memleketimizin kültürel, sosyal, iş hayatında, iktisadî hayatında yer alan grupları temsil eden bir genişlikte toplandık.

Memleketin iş hayatında söz sahibi olan, memleketin iktisadî meselelerini temsil eden Yüksek Kurulunuzu toplamağa çalıştık. Önce Plânlama Teşkilâtı’nın hazırlayış şekli, plânın hedefleri, maksatları izah edilecektir. Sonra geniş ölçüde müzakereye başlanacaktır. Her temsil heyeti, gerek heyet, gerek şahıs olarak fikirlerini söyleyeceklerdir. Bunları dikkatle zaptedeceğiz. Halletmek istediklerinizi söyleyeceksiniz. Ama karşınızda karar alacak bir organ yok. Taleplerinize karar verecek durumda değiliz. Buradan plân hakkında esas fikirlerini alıp hükûmete götüreceğiz ve bu, daha sonra Büyük Millet Meclisi’ne verilecektir. Kati şeklinin kararını Büyük Millet Meclisi verecektir.

Muhterem arkadaşlarım, plânlama fikrine şahsen ümitler bağladım. Hükûmet, Büyük Millet Meclisi ve cemiyette bu fikri benimsettirmeye çalıştım. Eserde sizin irşatlarınız önemli olacaktır. Bundan sonra toplantının idaresini Başbakan Yardımcısı bir arkadaşa bırakacağım. Başarılar dilerim.

 

 

 

 

 

CHP Meclis Grup Toplantısında Anayasa Düzenine Karşı Hareketlere İlişkin Yapılan Konuşma[155]

Son zamanlarda tahriklerin ve ayırıcı hareketlerin artması karşısında duyduğunuz teessüre iştirak ederim. Tahrikler vardır, yapılmaktadır. Tedbire gelince, demokratik rejim içinde tedbir bulmaya çalışıyoruz.

Anayasamızı koruyacak tedbirler Anayasamızda mevcuttur. Hükûmet Anayasa düzeni içinde bütün tedbirleri almakta kararlıdır. Kanunların bütünü ile tatbiki, âmme hizmetleri kadrolarında, icrada ve kazada görevli olan vatandaşlarımızın başta gelen vazifesidir. Bir tekâmül devri geçiriyoruz, bir mücadele içindeyiz. Bunun gerektirdiği metanet, sabır ve itidali elden bırakmıyacağız. Kararlı olursak itidal içinde yenemiyeceğimiz güçlük yoktur. Bu yeni devrin bütün ihtilâtlarını emniyetle karşılıyacağımızı zannediyorum.

 

 

 

 

CHP Meclis Grup Toplantısında İç ve Dış Gelişmelere İlişkin Yapılan Konuşma Özeti[156]

(...)

Parti Meclisinin dünkü toplantısında, Merkez Yönetim Kurulu’nun, son ayların siyasî olayları hakkındaki raporu da okunmuş ve bundan sonra İsmet İnönü etraflı bir konuşma yapmıştır.

İnönü konuşmasında dış politika olaylarına temas etmiş, bugünkü durumu anlatmış ve dış politikada Türkiye’yi ilgilendiren olaylar hakkında geniş izahat vermiştir.

İktisadî konulara da temas eden İnönü, bu meyanda günün başlıca meselesi olan 5 yıllık plân üzerinde de durmuştur.

İnönü, konuşmasının iç politika olaylarıyla ilgili kısmında ise bilhassa son zamanlardaki tahrik ve tahrip edici neşriyattan bahsetmiş, hükûmetin bu neşriyat karşısındaki tutumunu anlatmış, parti teşkilâtının devlet hayatına hâkim olan yeni zihniyete alışması gerektiğini söylemiştir.

 

 

 

 

İsmail Rüştü Aksal’ın CHP Genel Sekreterliğinden İstifa Mektubuna Verilen Yanıt[157]

Aziz İsmail Rüştü Aksal

Ankara Milletvekili

Genel Sekreterlik vazifesinden çekilmek mecburiyeti duyduğunuzu derin teessürle ve resmî olarak öğrenmiş bulunuyorum. Bu kararınızı Yüksek Parti Meclisi’ne arz ettim. İttifak ile hüzün ve teessür ifade eden Parti Meclisi üyeleri muhakemelerini sizi bu karara sevk eden sıhhi sebeplerin ehemmiyeti ve bir an önce faal vazifeye başlamanız dileği üzerinde toplayarak istifa kararınızı kabul etmek mecburiyetinde olduklarını gösterdiler.

Sayın Aksal, devlet hizmetinde ve parti saflarında şimdiye kadar ifa buyurduğunuz değerli hizmetlerin takdirkârı ve minnettarıyız. Bundan sonra da vatanımıza faal ve çok değerli hizmetler ifa edeceğinize yürekten inanıyoruz.

Partimiz bütün teşkilâtı içinde sizin temiz ve asil adınızı yüreğinde taşıyacaktır. Faal vazifeden geçici olarak ayrı durmak mecburiyetinde kalacak siyaset adamlarının sizin gibi kalblerde derin sevgi ve takdir izleri bırakarak ayrılabilmeleri samimiyetle özlenecek bir iyi talihdir. Sizi bu mazhariyetinizden dolayı hulûs ile tebrik ederim.

Size yürekten sevgilerimi ve bir an önce sağlık durumunuzun düzelmesi temennilerimi teyit etmekle şeref duyarım.

İsmet İnönü

 

 

 

 

CHP Meclis Grup Toplantısında Demokratik Rejimin Gelişimine İlişkin Yapılan Konuşma[158]

(...) İnönü evvelâ Doğu meselesini ele almış, yapılacak işlerden bahsetmiş, Doğan’ın ortaya attığı “Haraçname”yi o zaman söylemesi gerektiği halde kendisine söylemediğini, 15-20 yıl sonra ortaya çıkarmasının garip olduğunu ifade ettikten sonra Avni Doğan’ın eskiden alınmış tedbirlerin yanlışlığından ve Muğlalı olayından bahsetmesine işaretle, görevli bulunduğu sırada vukua gelmiş bir olayı zaman zaman tazelemeğe çalıştığını, bilhassa sıkıştığı zamanlar bu yola gittiğini söylemiştir. (...)

Sözü rejim meselesine getiren İnönü, Avni Doğan’ın 2 nci koalisyona da aleyhtar olduğunu, zaten Grupta oy vermediğini, koalisyonu bozalım demenin rahat ve kolay olduğunu, kendisinin de köşeye çekilmekle dinlenebileceğini söylemiş ve “Koalisyon bozulduktan sonra ne olacak?” diye sormuştur.

İnönü devamla, görevin kolay olmadığını, devlet hizmetlerinde beğenmiyenlerin fazla olmasına rağmen hizmetin yapılacağını, meselenin yapılan işe inanmak, zorluklarla mücadele etmek olduğunu, koalisyon yürümez diye kesip atmanın hiçbir mânası bulunmadığını ifade ile özetle şunları söylemiştir:

“Ben fevkalâde bir insan değilim. Bana çok şey atfederler. Halbuki ben de sizin gibiyim. Yalnız bir hususiyetim var. Cemiyetin iş olarak beni sorumlu kıldığı görevi yapar ve sonuç alırım. Bu sonucu alıncaya kadar ne tökezlenirim, ne de acayip davranışlara kıymet veririm. O sonuca muhakkak giderim. Şimdi de bana verilen bir görevi memnun olarak yapıyorum. Sizden istediğim bana yardımcı olmanızdır. Cemiyet vazife verdiği zaman insanı uzaktan takip eder. Hattâ vazifesini yapan insanı görmiyebilir. Bu önemli değildir. Vazifeyi bırakmayı gerektirmez.”

C.H.P. Genel Başkanı daha sonra demokrasinin Türkiye’de kuruluşundan bahsetmiş, ilkel hayattan kurtulmak için bu yolun seçildiğini tariz edenlere cevaben bildirerek alınması istenen tedbirlere de temasla şöyle demiştir:

“Bu rejimde her aşırı harekete karşı tedbir olmaz. O başka rejimlerin işidir. Bu rejim kendisine karşı olan hareketleri gelişme sırasında teker teker ifna [ikna] eder.”

İnönü, örnekler de vererek 14’lerin bu rejim içinde ve bu potada tasfiye edildiğini, diğer olaylara da dikkat edilirse kendi kendine fakat zaman içinde çözüm yolları bulunduğunu söylemiştir.

Rejim konusundaki sözlerini İnönü şöyle bitirmiştir:

“Öne bakarken arkanıza da bakın. Orada kat ettiğiniz mesafeyi göreceksiniz.”

İnönü’nün cevabı üzerine Avni Doğan pek fazla sinirlenmiş ve Parti Meclisi’nden istifa mektubunu orada yazarak Başkanlığa vermiştir. Avni Doğan’ın istifası üzerine Ferda Güley’in teklifi ile meclis dağılmadan toplantıya bir süre daha devam edilmiş, bu arada İnönü yeni bir konuşma daha yaparak demokrasi mücadelesine giriş sırasındaki hâtıralarını anlatmış ve Türkiye’nin mücadelelerden geçerek bu güne geldiğini fakat bütün mücadelelerinde de muvaffak olduğunu, başarı kazandık demekle başarı kazanılamayacağını, Millî Mücadele devrinde bunların çeşitlilerini gördüğünü açıklamış ve Parti Meclisi üyelerinden feragat, birbirlerine güven ve hükûmete yardımcı olmalarını istemiştir.

 

 

 

 

 

79. Yaş Günü Ziyaretleri Dolayısıyla Söyledikleri[159]

(...) Bu münasebetle kendisini kutlayan genç bir gazeteciye İnönü, “İnşallah, senin de benim yaşıma geldiğini görürüm” demiştir.

Bunu söyledikten sonra uzun bir kahkaha atan İnönü, sözlerine şöyle devam etmiştir:

“Vaktiyle, Kumandanıma sormuştum “Kaç yaşındasınız?” diye. Kumandanım, “48 yaşındayım, hayat dediğin bir gün bile değil” dediği zaman, bir tuhafıma gitmişti ki… “Adam, dünyaya kazık mı çakacak” diye düşünmüştüm. Ben o zaman, henüz 28 yaşında bile değildim.

Şimdi, bunu hatırlayınca kendi kendime utanırım.”

(...) C.H.P. Gençlik Kolları Merkez Yönetim Kurulu üyelerinin kendisine sundukları beyaz karanfilleri aldıktan sonra “Bunu eşime göndereceğim, o da benim gibi sevinecektir” demiş, daha sonra da gençlere şu tavsiyede bulunmuştur.

“Eğer benim hayatımı beğeniyorsanız benim gibi hareket edin, sinirlenmemesini bilin.”

İnönü, bu sözleri gençlerin, “Uzun yaşamak için kendilerine ne tavsiyede bulunacağını” sormaları üzerine söylemiştir.

İnönü, C.H.P.’li gençlere daha sonra, demiştir ki: “79 yaşıma girdiğim bugün de çok iyi, demir gibiyim. Kudretim yettiği müddetçe çalışacağım.”

 

 

 

 

79. Yaş Günü Dolayısıyla Düzenlenen Gecede Yapılan Sohbetler[160]

(...)

İnönü, saat 20’ye kadar Bulvar Palas’ta kalmış, kendisini tebrik edenlerin hemen hepsiyle şakalaşmıştır. Bir ara, Trabzon C.H.P. Milletvekili Kâmuran Ural, Mardin C.H.P. Milletvekili Şevki Aysan, Kayseri Milletvekili Nuh Mehmet Sağlam kendi aralarında yaptıkları uzun hesaplar sonunda, İsmet İnönü’nün C.H.P.’nin en geç milletvekili olduğu sonucuna vardıklarını söylemişlerdir, İnönü, yaş ortalaması 31 olan bu üç genç milletvekilinden Şevki Aysan’a:

“Yani senden de küçüğüm değil mi?” dedikten sonra bir kahkaha atmış, hemen ardından da, kendisini genç ve dinç hissettiğini söylemiştir.

Eşi Mevhibe İnönü’ye:

“Gazetecilerle bir kadeh martini içmek isterim”, dedikten sonra bir göz kırpıp, “Ama sadece bir kadeh, fazla değil” diye devam eden İnönü bir ara foto muhabirlerine takılmış:

“Çocuklar sizi ne kadar üzdüğümü biliyorum. Fakat yapabileceğim hiçbir şey olmadığını düşünüyorum, Sizin şerefinize içiyorum” demiş. Sonra da, gülerek:

“Dünyada yarım bırakılması iyi olan hemen tek şey, sarhoşluktur” diye ilâve etmiştir. İnönü bu ikinci kadehten sonra, içki almamıştır.

 

 

 

 

CHP Eskişehir Sivrihisar İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj[161]

Sivrihisar C.H.P. Kongresine,

Sivrihisar’dan geçerken yüreğimde daima engin bir neşe ve kuvvet hissettim. Sakarya’dan sonra Sivrihisar’da karargâh kurduğumuz zaman Sivrihisarlılar kaleleri ve güler yüzleri ile bana gelecek kurtuluş ve zafer günlerinin müjdesini söylemişlerdir. Sizi hep o gözle gördüm.

Arkadaşlarım,

Siyasî hayatımızın, iyiye gittiğini, gelecek günlerin ferahlık getireceğini size söyleyeceklerdir.

Gözlerinizden öperim. Sivrihisar’ın daima iyi günler müjdecisi olan tabiatına hasretlerle sevgiler sunarım.

 

 

 

 

CHP Uşak İl Kongresine Gönderilen Mesaj[162]

Uşak C.H.P. İl Kongresine,

Arkadaşım, Sayın Genel Sekreteriniz Kemal Satır Uşak Kongresinde bulunacaktır. Beraber bulunup Uşaklıları yürekten selâmlamayı çok arzu ediyordum.

Uşak, harbte ve sulhte, benim hayatımın büyük hâdiseleri ve şerefleriyle benim için müstesna değerde vatan köşesidir. Uşaklılara, birbirinden sağlam hatıralarla bağlıyım.

Kongrenize bir iki kelime söyleyeceğim. Vatanımız büyük bir ilerleme ve gelişme yolundadır. Geçirdiğimiz güçlükler, menkıbeler olarak çocuklarımıza intikal edecektir. Demokratik yolla muvaffak olacağız. Plânla feyizli bir kalkınmayı başaracağız. Hepsinin vasıtası ve çaresi en başta vatandaşların kendilerine inanması ve güvenmesidir. Uşak güvende ve imanda örnek olan yerlerimizdendir.

Hepinizin gözlerinden öperim. Sizin için başarılar dilerim. Sağolunuz, varolunuz.

 

 

 

 

Devlet Planlama Teşkilatı Yöneticilerinin İstifasıyla İlgili Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[163]

(...) Başbakan İsmet İnönü Plâncılarla konuşmadan önce gazetecilerin “İstifalarını kabul ettiniz mi?” sorusuna “Etmedim” diye cevap vermiş ikinci soru olan Peki, kabul edecek misiniz?” sorusunu ise “Etmiyeceğim” diyerek cevaplamıştır.

Fakat Plâncılarla yaptığı bu son görüşmeyi müteakip Meclis’ten ayrılırken basın mensuplarının, bu konuda sordukları aynı mahiyetteki bir soruyu “İstifalarını kabul edeceğim” şeklinde cevaplandırmıştır.

 

 

 

 

CHP Meclis Grup Toplantısında DPT Yöneticilerinin İstifalarına İlişkin Yapılan Konuşma[164]

(...) Çalışmalar saat 10.00’da Dr. Suphi Baykam’ın başkanlığında başlamıştır. Gündem dışı söz alan C.H.P. Genel Başkanı ve Başbakan İsmet İnönü, Devlet Plânlama Dairesindeki istifalara temas ederek, plân üzerindeki görüşmelerin 16 Temmuz’da açıldığını, Ağustos ve Eylül aylarının plân çalışmaları ile geçtiğini, plânın Hükûmete Ağustos ayı ortasında intikal etmesi düşünülürken ilk çalışmalardan sonra bu sürenin uzayacağının anlaşıldığını bildirmiş ve plânın ancak 25 Eylül’de Meclis’e sevk edilecek hale geldiğini söylemiştir.

Başbakan İnönü, istifalar hakkında da demiştir ki:

“Daire reislerinin hizmetlerine müteşekkirim. Tamamiyle takdir edemediğim masun sebeplerden istifa etmişlerdir. Esefle kabul etmeye mecbur oldum. Uzmanlarla mesuliyet mevkiinde bulunanlar arasında şu fark vardır: Uzmanlar doğru bildiği hususları söyleyecek, yazacak ve altına imzasını hiçbir endişe duymadan koyacaktır. Ondan sonra icra safhası gelir. Bu safhada mesuliyet hükûmetindir. Her mütehassıs bir görüşü veya bir görüşler bölgesini temsil eder. Mesul adam belki elli noktadan kararını tayin etmek mevkiindedir. Siyasetçi, uzmanları dinledikten sonra karar vermek durumunda olan adamdır. Bu kararın bütün mesuliyeti verene racidir. Plânlama çalışmalarında iktisatçılarla maliyeciler arasında görüş ayrılıkları olmuştur. İktisatçılar da, maliyeciler de kendi sahalarında tecrübeli ve ilmi kapasiteleri yüksek olan kimselerdir. Bu uzmanlar görüşlerini savunduktan sonra karar vermek mevkiinde olanlar yukarıda da ifade ettiğim gibi mesul icra adamlarıdır. Bu noktanın iyi anlaşılması lâzımdır.

Uzman fikrini söyler, mütalâasını bildirir. Ama tatbik edip etmemek mesuliyetini taşımazlar.”

İnönü bu izahatı verdikten sonra istifa edenler için de şunları söylemiştir:

“Kendilerine müteşekkirim. Pek güzel çalıştılar. Kıymetli bir eser meydana getirdiler.”

 

 

 

 

AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala’nın Telgrafı ve MDO Bildirilerine İlişkin Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[165]

Başbakan İsmet İnönü saat 11.25’de Başbakanlığa gelirken gazeteciler kendisine, “Adalet Partisi Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala’nın, Hükûmeti partizan davranışla suçlandıran telgrafı ve Millî Devrim Ordusu imzası ile yayınlanarak önceki gün Ankara’da gece yarısından sonra çeşitli evlerin, gazete idarehanelerinin ve parti binalarının kapıları altından atıldığı anlaşılan beyanname hakkında ne düşündüğünü” sormuşlardır. Başbakan İsmet İnönü, gazetecilere şu karşılığı vermiştir:

“Adalet Partisi’nin telgrafını şimdi sizdin öğrendim, henüz okumadım. İsnadın herhangi bir ehemmiyeti yok.

Beyannameyi takip ediyoruz. Nerede, nasıl basılmış, kim dağıtmış, tahkik ediyoruz.

Hâdiselerden hiçbiri memleket asayişini bozacak kudrette değildir. Hükûmet vaziyete hâkimdir.”

(...) Başbakan İsmet İnönü dün Bakanlar Kurulu toplantısından ayrılırken gazetecilere, A.P. Genel Başkanı Gümüşpala’yla konuşanlar konusunda “Meclis’te görüşülenleri konuştuk. Bugün yeteri kadar görüş birliğine vardık” demiştir.

(...) Başbakan İsmet İnönü dün Bakanlar Kurulu toplantısından sonra Başbakanlıktan ayrılırken bir gazeteci “Paşam, Gümüşpala’nın size bir muhtıra verdiği, bazı şartlar ileri sürdüğü söyleniyor, doğru mu?” diye sormuştur. İnönü, bu gazeteciye şu cevabı vermiştir:

“Muhtıra filân yok. Hiçbir şart ileri sürmedi. Esasen şart mart kabul etmem, ben!”

 

 

 

 

Genel Siyasi Durum Üzerine Türkiye Radyolarında Verilen Söylev[166]

Sevgili vatandaşlarım,

Siyasî münakaşaların arzu edilmeyen bir manzara göstermesi karşısında vatandaşlarımın yürekten üzüldüğünü biliyorum. Memleketin nereye gittiğini endişe ile soranlar vardır. Karamsarlık, hattâ yeis havası içinde sorumlu hükûmetin başkanı olarak sizi aydınlatmak istiyorum. Bütün siyasî hayatımızda vatandaşlara hakîkatleri açıkça söylemek yoluyla onların memleket huzuruna ve vatanın selâmetine sahip çıkmalarını temin etmek mümkün olacağını tecrübe etmişizdir. Hükûmet bu usulde devam edecektir.

Sevgili vatandaşlarım,

Biz bu çeşit rahatsızlık havasını ilk defa geçirmiyoruz. Büyük seçimlerden bu yana birkaç defa bunun içine düştük. Her defasında memleketin nereye gittiği endişe ile soruldu. Memlekette Meclis’in açılamıyacağı, bir hükûmetin kurulamıyacağı, iktisadî hayatın düzelme yoluna giremiyeceği hep tasa konuları oldu. Hattâ Meclis’e bir başkan bulunamıyacağı çok kimseyi dertlendirdi. Hülâsa, halin ve âtinin ümitli olmadığı üzerinde karamsar düşünceler vatanımızı kaç defalar sardı. Bunların her birinde çok ümitli görünmiyen şartlar altında sorumluluk aldığımız günlerde dahi bu karamsar düşüncelerin köklü temeli olmadığında Büyük Meclis’in ve millet kudretinin Hükûmet kurmaya da, meseleleri halletmeğe de muktedir olduğunda ısrar ettik. Yenilemiyecek sanılan güçlüklerin yenilmesi, iktisadî hayatın açılması, feyizli kalkınma tedbirlerinin alınması devletin içerdeki başarılı bu yürüyüşüne karşılık, dış âlemdeki dostlarımız arasında memleketimiz itibarının artması sebatla gerçekleştirildi. Türkiye’ye yardım için iyi niyetli teşekküller kuruldu. Her tarafta Türkiye ile dostluğun önemi yeniden takdir edildi. Bu neticeler, kimin haklı olduğu konusunda bir fikir verebilir.

Esef verici durum

Sevgili vatandaşlarım,

Bu kısa hatırlatmaları övünmek veya bugünkü üzücü manzarayı küçümsemek için yapmıyorum. İyi bir noktaya geldiğimiz sırada, memlekette demokratik düzenin esasına dayanan münakaşalar silsilesinin aşırı istikametlere sürüldüğü, gizli ve aşikâr tahriklerin taşkın olduğu, ufak, büyük hâdiseler karşısında memlekette karamsar bir hava yaratılmak istendiği bir gerçektir ve bu esef verici bir durumdur.

Sevgili vatandaşlarım,

Kabul etmek lâzımdır ki, bu yeni durumun esas tahrikçileri Türk vatanının iyiliğini istemiyenlerdir. Türkiye memleketi ve halkı güçlükleri yenip iyi istikametlere yöneldikçe onlar her münakaşanın içine bir başka çelme ile sokulmaktadırlar. Millet düzenini, gelişme ve kalkınma imkânını bozacak çekişmeleri her ocakta ve her toplulukta kaynatmaya uğraşmaktadırlar.

Biz bunları yeneriz

Biz bunları yeneriz. Bizim vazifemiz memleketi ümitsizliğe sevkeden zehirli çekişmelerin sebepleri üzerinde durmak ve bunları basirete, itidale sevk etmektir. Vatandaşlarım, sizi yüreğimden temin ederim, siyasî hayatımızın iktidarda ve muhalefette itidal içinde medenî ölçülerin yürümesini sağlamak için hudutsuz tahammülümüz ve sabrımız vardır. Söz dinlemiyen hiçbir taşkın ve aşırı iddianın karşısında hükûmetçe en ufak bir ürküntü duymuyoruz. Haddini bilmiyenlere kanunlarımızın ve milletimizin sağduyusunun hadlerini bildireceğinden zerrece şüphe etmeyiniz.

Kötüye gitmeyecek

Bu mülâzalarımın hülâsası olarak memleket nereye gidiyor diye samimiyetle üzülen vatandaşlarıma cesaretle diyorum ki: Memleket kötüye gitmiyecektir. Memleket, esas tedbirlerinde kuvvetli adımlarla her uçtaki fesat yuvalarını, her çeşit sergüzeştçileri hüsrana uğratacaktır. Bu yürüyüşte önümüze çıkan engel mahiyetindeki güçlükleri zararsız hale getirmeğe kudretimiz tamdır. Bunu devletin meselelerini imkânlarını ve kudretlerini yakından bilen, onlarla her gün sıkı vazife teması içinde bulunan sorumlu bir Hükûmet başkanının kesin kanaati ile söylüyorum. Nefsinize güvenin, Türk Milletinin istikbaline güvenin.

Bunu ifade ederken dayandığım bir esaslı hâdiseyi daha herkesin dikkatine arzederim. Vatandaş, sorumluluğunu unutan intikam gazetelerinin tahriklerinden hoşlanmıyor. Vatandaş, gizli maksat güdenlerin kan kokan beyannameler dağıtmalarından ve mevhum kuvvetlerin karşılıklı tehdit savurmalarından nefret ediyor. Vatandaşın bu duygusu, Hükûmetin görevini kolaylaştırmaktadır ve hürriyet düzeni içinde yaşamanın kuvveti de buradadır.

Tahrik ve saldırışlar

Sevgili vatandaşlarım,

Bugün görüleni size birkaç cümle ile anlatmak isterim. Bir takım kimseler son zamanlarda siyasî münakaşaları Büyük Millet Meclisi’nden dışarı çıkarmış ve bunlar süratle fikir münakaşası halinden uzaklaşıp açıktan tahrikler ve mukabil saldırışlar şekline dökülmüştür. Gerek tahriklerin ve gerek mukabili saldırışların şimdi vatandaşı uyardığını güvenle görüyoruz. Bilinmesi gereken şudur: Hükûmetin tahrikleri takip etmesi tabiî olduğu gibi, her nevi saldırışa karşı derhal vatandaşın emniyetini sağlıyacak tedbirler alması da görevidir. Anayasanın temin ettiği haklar içinde basın hürriyeti de, toplantı hürriyeti de konmuş ve vatandaşın bunları kullanma imkânı şüpheye mahal bırakmıyacak surette ifade edilmiştir. Anayasanın bu ifadesi, basının Anayasada yer almış ilkelerin –27 Mayıs’ın mânası ve meşruiyeti, bu ilkelerin başlıcalarından biridir– bunların karşısına geçmemesi, toplantıların ise silâhsız ve saldırısız olması şartına balıdır. Saldırı için toplanmak veya toplantıdan sonra saldırıya teşebbüs etmek Anayasanın verdiği hak değil, Devletin bütün kuvvetleriyle men olunması lâzım gelen bir suç mahiyetindedir. Tıpkı basının basın hürriyetini suç işleme vasıtası haline getirmemek mecburiyetinde olması gibi, Anayasaya göre, bundan başka toplantıların tatbikatı özel bir kanunla düzene konacaktır. Bu özel kanun düzene konacaktır. Bu özel kanun Büyük Meclis’ten çıkmak üzeredir. Özel kanun herhangi bir topluluk hareketinin kanun düzenini bozacak bir şekil almasına herhalde müsaade etmiyecektir. Vatandaşlarıma bunları söylemekten maksadım gazete sütunlarındaki veya sokaklardaki birbirine mukabil siyasî taşkınlıkların memleketin huzurunu bozacak bir hâl alması endişesini bertaraf etmektir.

Kuvvetli hükûmet

Sevgili vatandaşlarım,

Tatsız manzaranın uyandırdığı yeis içinde hükûmetin aşırı hareket edenlere karşı taviz verdiği, zayıf davrandığı, kuvvetli olmadığı telkinleri tesir uyandırmaktadır. Önce, kuvvetli hükûmetin ne olduğu hususunda mutabakata varmak lâzımdır. Gazeteyi kapatırsın, susar. Topluluğa ateş edersin, dağılır. Hayat tarzı olarak seçtiğimiz hürriyet nizamı içinde kuvvetli hükûmet bunu yapan hükûmet değildir. Bunlar kapalı rejimlerin kuvvetli görünmek çabasında olan hükûmet etme usulleridir. Demokratik rejimde mutlaka Hükûmet aleyhinde yazanlar olacaktır. Mutlaka kongrelerde söyleyenler olacaktır. Başkaları da çıkıp bunlara karşı vaziyet alacak, aşırılıklara tepki gösterecektir. Halk bunları görerek hüküm verecektir.

Kuvvetli hükûmetler gazetede yazan ve toplulukta hudud aşan insanlara karşı cemiyeti kanunlarla koruyan ve kamu düzenini bozmaya çalışanlara bu tahrip hareketinden adalet mercilerinin hükümleriyle men edebilen hükûmetleridir. Bu hükûmetler itidal ve tahammül manzarasında görülürler. Kâfi bir süre içinde memleketin huzuruna ve ilerlemesine en iyi hizmet ettiklerini isbat ederler. Türkiye’de bundan sonra kapalı rejimin hiçbir zaman olmıyacağını, olamıyacağını ve yürüyemiyeceğini herkesin bilmesi, aklına koyması ve aklından hiç çıkarmaması lâzımdır. Bir kapalı rejim sevdalıları, açık gizli bir teşekkül adıyla ne kıyafete bürünseler az bir zamanda maskeleri sıyrılacak ve vatandaşın gözünde her türlü cezaya müstahak hale geleceklerdir.

Hürriyet nizamı içinde devlet kuvvetleri icab ederse vatandaşın yardım ve desteğine güvenerek vazifelerini şiddet kullanarak da yapmak durumundadırlar. Kapalı rejimlerde resmî kuvvetler vatandaşın muhakemesinden haberi olmayarak işler ve manen zayıf durumda bulunur. Hükûmetin takip ettiği itidal politikasında zayıflık, müsamaha ve taviz verme [k/olduğunu] sananlar bu noktada aldanmaktadırlar. Devam eden tahrikler ve kısa bir süre beliren taşkınlıklar, belki daha da devam edebilecek olan tahrikçi toplantılar vatandaşın gözünde mahkûm hale gelmiştir. Bundan böyle hükûmet kuvvetlerinin bunları, vatandaşın bütün hislerine uygun şekilde derhal dağıtıvermesi asla güç olmayacaktır. Taşkınlıkların, memleketin huzur ve selâmeti için hiçbir tehdit ve tehlike kuvvetinde olmadıklarını temin ederim.

Zehirli haberler

Sevgili vatandaşlarım,

Bugünlerde el altından yalan birçok zehirli haberler yayılıyor. Yok gizli devrim ordusundan, yok Kuvayi Milliye ordusundan bahsediliyor. Siyasî münakaşalar sokağa dökülüp şuur bir kere elden kaçırılınca olmadık balonlar uçurulması önlenmez hale gelir. Kolay tedirgin olan kimselere haber vereyim ki açık Cumhuriyet ordusu bütün şanı ve şerefiyle vazife başında, devlet ve milletin dışardan ve içerden gelecek tehlikelere karşı koruyucusu durumundadır. Yalan haberlerin ve uydurma teşekküllerinin bir değeri olabilmesine asla ihtimal yoktur.

Sevgili vatandaşlarım,

Memleketin manzarasını ve hükûmetin tutumunun esaslarını anlattıktan sonra sizlere son bir noktayı söylemek istiyorum. Aylardan beri memleketin siyasî hayatı aşırı tahrik derecelerine varan af propagandası ile doldurulmuştur. Bizim sükûnetle takip ettiğimiz bu siyasî ifrat cereyanının onun aleyhinde olanların ne kadar hırçın hale getirildiğini ve hangi hareketlere gittiğini görüyorsunuz.

Meseleye hükûmet ilk günden doğru teşhis koymuş onu gerçek ölçüleri içinde dikkate alarak esaslar tesbit etmiştir. Ne bir taraftan ne öteki taraftan hükûmeti tesir altında tutabileceği hayaliyle girişilen teşebbüslerin başarı ihtimali yoktur. Hükûmet olarak ilân edilmiş bir programın bu esaslı noktası üzerinde dediğimizi yapmamak mümkün değildir. Af konusunda hükûmet programında tesbit ettiğimiz sınırlar gelişigüzel söylenmemiştir. Bunlar memleketin imkânları ve şartları milletin âtıfet duygularının derecesi dikkatle ölçülerek insaf ve itidal içinde ihtiyaçlar göz önünde tutularak karar altına alınmıştır. Bunlar üzerinde bugün de bir kelime eksik veya bir kelime fazla olmaksızın, tam bir kanaatle durmaktayız. Sözümüzü söz verdiğimiz şekilde yerine getireceğiz. Ne eksiğiyle, ne fazlasıyla: Siyaset adamlarının kuvveti, sözlerini her şeyi tartarak söylemeleri ve söylediklerini inanılacak bir taahhüt olarak yerine getirmelerindedir.

İtidal usulile

Sevgili vatandaşlarım,

Sizlerle uzun konuştum. Bunu, durumu küçümsemediğimi ama durumda endişe edilecek bir tehlike olmadığına dair inancımın sizin tarafınızdan bilinmesine önem verdiğimin ifadesi sayınız. Siyasî cereyanlar, karşılıklı zan olunduğu gibi, bir istikameti tutanların yalnız başlarına memlekete hâkim olmalarını sağlayacak kudrette değildir. Biz ancak vatandaşlar arasında yakınlığı temin edecek itidal usulüyle huzur temin edebileceğimiz kanaatindeyiz. Bu yolda yürüyoruz. Bu yolda basiret ve selâmet vardır. Bu yol siyasî meselelerimizin hepsini şiddet istidadından çıkaracaktır. Bu yol vatandaşları girişeceğimiz iktisadî kalkınma hareketinde feyizli hedeflere ulaştıracaktır.

Sevgili vatandaşlarım,

Hükûmetin politikasını ve görüşlerini size söylemiş oluyorum. Siyasî partilerin bu esnada tahriklerden sakınmalarını ve itidal içinde bulunmalarını tavsiye ederim. Vatandaşlarımdan hükûmetin tam bir itidal ve huzur politikası içinde kalkınma yolunda olduğunu görmelerini sterim. Hükûmetin hangi kanattan gelirse gelsin ifrat cereyanlarını önleyip onları itidale sevketmeye muvaffak olacağına güvenmelerini rica ederim. Mesele çoktur. Endişe verecek, halledilmeyecek mesele yoktur. Devlet kuvvetleri vaziyetlere tam hâkimdir. Vatandaşların anlayışı bizim başlıca desteğimizdir. Sağolunuz.

 

 

 

 

CHP Meclis Grup Toplantısında Kendisi ile İlgili Kurgular ve Genel Siyasi Duruma ilişkin Yapılan Konuşma[167]

“Arkadaşlarım bir noktada müsterih olsunlar. İsmet Paşa’dan sonra ne olacağını sonra düşünürsünüz. Şimdi İsmet Paşa ile ne yapabiliriz? Mühimdir, İsmet Paşa’yla bir şeyler yapmaya muvaffak olabilir miyiz? Muvaffak olabilirsek vazifemizi yapmış oluruz. Bırakalım bu rejimin kaderi İnönü ile kaimdir, İnönü ölürse ne olur lâflarını. Bir gün er geç İnönü’de ölecek elbet de. Sağken biribirimizin kudretinden azami derecede istifade edelim.”

İnönü, müteakiben son olaylara da temas ederek radyo konuşmasındaki açıklamaları tekrarlamış ve “CHP olarak nizamı müdafaa ediyoruz. Devletin şerefi ve haysiyetini müdafaa ediyoruz. Güçlüklerin çoğunu yenmişizdir. Mütesanit ve kararlı olduğumuz takdirde yenemeyeceğimiz güçlük yoktur” demiştir.

Genel başkan ve Başbakan İnönü içinde bulunduğumuz şartları da izah etmiş, Millî Mücadele’den ve ondan sonraki devreden örnekler vererek her türlü güçlüğün atlatılacağını bildirmiştir.

 

 

 

 

Ankara ve İstanbul Üniversitesi Öğrenci Birliklerinin Ziyaretinde Söyledikleri ve Gazetecilerin Af ve İçişleri Bakanı Atamasına İlişkin Sorularına Verilen Yanıtları[168]

Başbakan İsmet İnönü, Üniversite Öğrenci Dernekleri temsilcilerine “Bütün davranışlarında memleket menfaatlerini ve memleketin durumunu birinci plânda göz önünde tutmalarını ve olayların olumlu akımını bozacak aşırı tutumlardan kaçınmalarını” tavsiye etmiştir.

(...)

Başbakan İsmet İnönü dün saat 13’de Başbakanlıktan ayrılırken “Millet, affı nasıl karşılayacak?” diye soran bir gazeteciye karşılık olarak “Millet affı iyi karşılayacak. Milletin iyi karşılayacağı işleri yapmağa çalışıyoruz” demiştir.

Başbakan İnönü, yeni İçişleri Bakanının tayini konusunda sorulan soruları da cevaplandırmış ve demiştir ki:

“Yeni İçişleri Bakanı, henüz belli olmadı. Mükemmel bir İçişleri Bakanı bulmaya çalışıyorum. Bundan öncekilerden de hiçbir şikâyetim yoktu.” Başbakan İnönü, “Bazı gazeteler, bağımsız bir kişinin İçişleri Bakanlığına getirileceğini yazıyorlar” diyen bir gazeteciye de “Böyle bir şey düşünmedim” karşılığını vermiştir.

 

 

 

 

CHP Meclis Grup Toplantısında Hükümet Protokolü ve Affa İlişkin Yapılan Konuşma[169]

Müzakereler sırasında söz alan C.H.P. Genel Başkanı İsmet İnönü Hükûmetin daha evvel protokolla tesbit edilen ve programında belirtilen şartlar ve hudutlar içinde Af Kanunu tasarısını hazırladığını söylemiş, müteakiben memleketin umumî durumunu anlatarak bu kanununun çıkmaması veya protokolda tesbit edilen hudutların dışına çıkması halinde Hükûmetin istifaya karalı olduğunu belirtmiştir. İnönü, affın çıkışından sonra vukua geleceği ileri sürülen huzursuzluklarla, İkinci İnönü Kabinesinin çekilmesini takiben vukua gelecek huzursuzlukların arasındaki farklara işaret etmiş ve hangisinin tercih edileceğini sormuştur. C.H.P. Genel Başkanı, hükûmetin bütün tedbirlerini aldığını, kuvvetli olduğunu ve mütemadiyen bahsedilen muhayyel hâdiseleri derhal önliyebileceğini ifade etmiş, “Af huzursuzluk değil aksine huzur getirecektir” dedikten sonra, ancak bu affın protokolda kararlaştırılan esaslar ve hudutlar içinde ne bir gün ileri ve ne de bir gün geri olarak çıkabileceğini tekrarlamıştır.

Daha sonra, Başbakan, tahrikçilerin şimdiye kadar birçok denemelere girdiklerini ve hiçbirinde muvaffak olamadıklarını, orduyu, gençleri tahrik ettiklerini, partilerde huzursuzluk yaratıldığını, fakat bütün bu ümitler kaybolduktan sonra C.H.P. içine fitne sokmaya çalıştıklarını söylemiş ve “Şimdi fitneyi içinizden arayın” demiştir.

C.H.P.’nin mütesanit olduğu takdirde hiçbir güçlük karşısında eğilmiyeceğini ve bütün hâdiselerin kolayca atlatılabileceğine inandığını bildiren İnönü, tekrar af konusuna temas ederek, af olmadığı takdirde bazı milletvekillerinin huzur geleceğini zannettiklerini, halbuki, huzursuzluğun protokol hudutları dahilinde af çıkmadığı halde devam edeceğinin bilinmesi gerektiğini, bu bakımdan hazırlanan bu tasarının karşısında olanların, kendisini karşılarında göreceklerini söylemiş ve Grubun karar alarak topluca beyaz oy vermesini isteyerek, “Bu dar geçitte beni yalnız bırakmıyacaksınız” demiştir.

 

 

 

 

CHP İstanbul İl Gençlik Kolu Kongresine Gönderilen Mesaj[170]

Kongrenize selâmlarımı ve başarı dileklerimi sunarım. C.H.P.’nin Gençlik Kolları, gençlerimizin siyaset alanında yüksek ideallere doğru ilerlemek için örnek olmalarını hedef tutar. Türk Gençliğinin cumhuriyet ideallerini Atatürk’ün emaneti olarak aziz bilmeleri ve koruma yolundaki değerli hizmetleri milletimizin takdirini kazanmıştır. Türk Gençliğinin temiz çalışmalarını örselemeden devam edebilmesi, onun ateşli gayretlerinin kendi temiz alanında ve isabetli ölçüler içinde işlemesine bağlıdır. C.H.P.’nin Gençlik Kolları Türk Gençliğine düşen vazifeleri yerine getirmek için çok dikkatli olarak ve gençliğimizin içinde sağduyunun, isabetli davranışların örneğini verecektir.

Siyasî hayatımızın bugünkü gelişmesinde maksatlarını açıktan söylemeleri mümkün olmayan nice kimselerin gençliğimizin heyecanını ve kudretini kendi hususî yollarında kullanmak istedikleri görülüyor. Farkına varıldıkça Türk Gençliğinin oyunlara düşürülemiyeceğine şüphe yoktur. Siyaset sahasındaki kapalı oyunları fark etmek kolay değildir. Halk Partisi Gençlik Kolları büyük gençlik kitlesi içinde müşterek kader olan doğru yolda bulunmak için dikkatle samimiyetle siyasî tecrübede uyarıcı ve yardımcı olabilirler. Bu vasıflar C.H.P.’ye mensup olmayan büyük gençlik kitleleri için dahi yeter sayıda ve her yerde bulunmaktadır. Bunların uyarmalarınızda tesirli olması için C.H.P. Gençlik Kolları değerli hizmetler yapabilirler.

Kongrenin sayın üyeleri, gençliğin milletin gözünde yeniden dikkatli bir yer tuttuğu bu günlerde Gençlik Kollarımıza vazife işareti olarak düşündüklerimi söyledim. Sizler kendi âleminizde meselleri daha iyi bilirsiniz. Benim söylediklerimi de düşünmek faydalı olur sanıyorum. Sevgilerle gözlerinizden öperim, yaşıt arkadaşlarım.

 

 

 

 

CHP Ankara İl Kadın Kolu Kongresinde Yapılan Konuşma[171]

Sayın arkadaşlarım,

Ankara’da, kadın kollarımızın il kongresinde konuşmayı, müsait bir fırsat buldum; onun için huzurunuza geldim.

Kadın kollarında öteden beri söylemek istediğim bir iki esaslı noktayı belirtmek istiyorum. Kadınların erkeklerle eşit olarak siyasî faaliyet göstermeleri gerçekleştirilmiştir. Kadınlar bütün siyasî teşkilât içinde erkeklerle beraber çalışmaktadırlar. Bunun için Kadın Kolları olarak bir teşkilâtımız vardır.

Arkadaşlarım, bugün, Atatürk ilkelerinin en ehemmiyetlilerinden olan ikisini söyliyeceğim.

Bunlardan biri, kadınların yeni hayata, cemiyete girip sorumlulukları üzerlerine almaları ve cemiyetin her bölümünde vazife yüklenmeleridir. Bu, inkılâpların en önemlilerindendir.

İkincisi harf inkılâbıdır. Harf inkılâbı sadece yazı değişikliğinden ibaret değildir. Harf inkılâbı, cemiyetin her sahasına yenilikler ve bir kültür değişikliği getirmiştir.

Ben burada kadın inkılâbı üzerinde duracağım.

Siyasî hayatımıza, demokratik rejim, hastalıklarıyla beraber gelmiştir. Esasen demokratik rejim hiçbir memlekete kemaliyle gelmemiştir. Ama her cemiyet bu hastalıkları kendi bünyesinde giderir. Demokratik rejimin hastalıklarının giderilmesinde, memlekette demokratik rejimin geliştirilmesinde, başlıca kadınlarımıza görev düşmektedir. Kadınlarımız vatandaş olarak, iyi komşuluk münasebetleri kurarak politika ihtiraslarına kapılanlara yol gösterecek, siyasî ve içtimaî hayatta eşit olarak yaşamayı temin edecektir. Siyasî aykırılıkların memlekette yarattığı geçimsizlikleri, kadın bu suretle yenebilir. Bunun üzerine dikkatinizi çekmek için bu kongreye geldim.

Siz siyasî hayattaki hastalıkları geçimsizlikleri giderebilir, tedavi edebilirsiniz.

Demokratik rejim tecrübelerini, benim bildiğim altmış seneden beri geçirmekteyiz. Bu tecrübelerin hepsi, üç dört aylık bir devre ile geçimsizlik arasında kaybolup gitmiştir. İlk defadır ki her türlü geçimsizliklerine rağmen, her mânasıyla demokratik rejimin on yedinci senesinde bulunuyoruz. Şimdi, aldığımız bu mesafeyi değerlendirmek, ancak hırçınlıkları, geçimsizlikleri tedavi etmeye bağlıdır. C.H.P. Kadın Kolları bu devrede, uzlaştırmada, yatıştırmada, geçimsizlikleri gidermede faydalı vazifeler göreceklerdir. Bu konuda pratik faydalı yollar bulmanızı rica ediyorum.

İkinci önemli noktayı da belirtmek isterim.

Kadın hak ve hürriyetlerini büyük şehirlerde bir dereceye kadar halledebildik. Kadınlarımız üniversiteleri bitiriyor, hâkim oluyor, öğretmen oluyor, doktor olabiliyor; cemiyetin her safhasında, her derecede vazifesini başarabiliyor. Ama bunu memleketin her köşesine götürmeniz öğretmeniz, benimsetmeniz, kadınla erkeği ayırmamak yollarını aramanız lâzımdır. Bütün bunlarla selâhiyetli bir şekilde uğraşınız, bunun tedbirlerini bulunuz ve bunları anlatınız. Bunları anlatırsanız büyük neticeler alırsınız.”

İnönü bundan sonra kadın haklarının memleketin her köşesine gerçek anlamıyla yerleşmediğine işaret ederek şöyle devam etmiştir:

“Kadın haklarından mahrum yaşayan köşelerde bu hakları anlatır, kadının bütün haklarına sahip olması için çalışırsanız, vazifenizi yapmış olursunuz.

Birinci Cihan Harbinden evvel genç bir subayken öyle memleketler gördüm ki, sekiz milyonluk nüfusuyla koskoca Osmanlı İmparatorluğu’ndan daha iyi çalışmaktaydı. Ama oralarda, kadınları cemiyetin her sahasında, her işi başarabilen enerjiye sahip, erkeklerle beraber çalışır görmüşümdür. O durumu görünce, bizim cemiyetimizi düşünür, nasıl ilerleyeceğiz diye kendi kendime sorardım.

Bu eksikliği şimdi de nazari olarak hep görüyoruz. Fakat tatbiki bir çaresini bulamıyoruz. Bu çareyi, kadın olarak sizler bulacaksınız. Uzaktan seyirci kalmakla olmaz. Köylü hanımlarımızın dertlerine, meselelerine, haklarına yardımcı olacaksınız.

Sizlerden iki şey rica edeceğim. Cemiyette siyasî huzursuzlukları, geçimsizlikleri en iyi siz giderebilirsiniz; bu bir.

Kadın haklarını iyi benimsememiş muhitlere cesaretle girebilir, bu hakların gerçekleşmesine yardımcı olabilirsiniz; bu iki. Bugünkü armağanım size bunlardan ibarettir.

Önümüzdeki yıllarda bu iki meselede başarı sağlarsak, o zaman yeni meselelerimizi, yeni vazifelerimizi görüşürüz. Şimdilik Allahaısmarladık.

 

 

 

 

CHP İstanbul İl Kongresi Söylevi[172]

Sayın Delegeler, Sayın Misafirler,

Size bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı olarak hitap ediyorum. Bu sıfatla, parti meselelerini tahlil etmeye çalışacağım. Bunu yaparken, herhangi bir diğer partiye târiz yoluna sapmaksızın, yalnızca kendi partimizden bahsedeceğim. Ancak bu sözlerimden, yeni çalışma çağında partilerimizden ne beklediğimiz bir dereceye kadar anlaşılacaktır.

İlk mesele olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin hüviyetini ve düşüncelerini söylemek istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi, geleneği itibariyle, ilk önce, bir vatan savunması partisi olarak belirmiş, bu ödevin hemen akabinde bir devrim partisi hüviyetiyle toplum hayatında yer almıştır. Devrim görevleri, tıpkı vatanın savunulması görevi gibi, Atatürk’ün önderliğinde ve devrinde başarıyla ifa edilmiştir. Bu devrimlerle toplumumuz en yeni, en son hukuk prensiplerine bağlanmış, en ileri kültür istikametlerini benimsemiştir. Toplumumuzun yaşayışında vukua gelen değişiklikler derindir.

Devrimlerin tatbikinde dikkati çekmesi gereken bir usul vardır. Bu usul Cumhuriyet Halk Partisi’ne özel bir karakter vermektedir ki, partinin bütün çalışmalarında ve felsefesinde, fikriyatında bunun göz önünde bulundurulması lâzımdır.

Zincirin son halkası

Atatürk, devrimlerinin tatbikinde, hemen icraya konması gerekenlerle, tamamlanması zamana bırakılmak lâzım gelenleri ayırmaya çalışmıştır. Meselâ, harf inkilâbı ve şapka giyilmesi bir günde tatbike konduğu halde, kadın hürriyetinin tatbiki, kadın kıyafetinin yurdun her köşesinde eski usulden kurtarılması, cebir hissettirilmeksizin, devamlı ve sebatlı bir tekâmüle tâbi tutulmuştur. Daha başka misâller arasında iktisadî gelişmenin tedbirleri de mümkün olduğu kadar toplum nizamını sarsıntıya uğratmıyacak bir tedriciliğe bağlanmıştır. Atatürk zamanında halk eğitimi için çok emek sarfedilmiş ve CHP iktidardan ayrılıncaya kadar bu konudaki çalışmaları genişleterek takip etmiştir. Halkevleri ve Güzel San’atlar çalışmaları bu cümledendir.

Atatürk’ten sonraki devirde devrimler devam etmiştir. Atatürk’ün bıraktığı dil ıslâhatı Anayasa metnine kadar ilerletilmiş, ilk öğretim için radikal tedbirlere başvurulmuş, orman ve toprak reformu meselelerinde ciddî teşebbüslere girişilmiş, nihayet, demokratik rejime geniş ölçüde ve bütün icaplarıyla geçilmiştir. Demokratik rejimi devrimlere karşı bir sistem sayanlar fena halde yanılmaktadırlar. Devrimler yapılırken demokratik rejim hep bu zincirin son halkası olarak düşünülmüştür. Kemalizmin, aşağı yukarı çağdaşları olan faşizme veya nazizme nazaran farkının bu noktada olduğu Batılı incelemeciler tarafından dahi kabul edilmiştir.

Toplum devrimlere sahiptir

Sevgili Arkadaşlar,

Bu noktaya gelmişken, fikrimi daha açmak ve bir hususa dikkatiniz çekmek isterim. ‘Harf devrimi ve şapka giyilmesi gibi, bir günde tatbik olunan ilerici hareketlerin demokratik rejimlerde tatbik edilmesi mümkün olur muydu?’ suali moda bir sualdir. Böylelikle zihinlerde belirtilmek istenilen tereddütler birçok maksatlara vasıta olarak kullanılmaktadır. Bir defa bu devrimler Büyük Millet Meclisi’nin bulunduğu zamanlarda ve hattâ orada faal bir muhalefetin kendini hissettirdiği devrede yapılmıştır. Bunların seçmen oyu önünde imtihan geçirmeden kabul edildiği doğrudur. Ama bir milletin hayatında bu çeşit devrimler her gün yapılacak kadar çok değildir. Nitekim, bu ayarda olmayan devrimler, 1950 senesine kadar mütemadiyen tekrarlanmıştır. Bunların hepsinin milletçe hangi ölçüde kabul edilecek mahiyette olduğu ancak demokratik rejim geldikten sonra anlaşılmıştır. Netice, bu iki tarz devrimin ölçüsünde ne kadar isabet edildiğinin delilidir. Zira on yedi yıl devam eden fütursuz propagandalara karşı toplum, devrimlere sahip çıkmış ve devrimler değil, onların kötülüyücüleri hezimete, perişanlığa uğramışlardır.

Atatürk’ün ayrılmasından hemen sonra İkinci Cihan Harbi başlamıştır. 1943’te İkinci Cihan Harbi Avrupa’da biterken, bizim için yeni bir tehlike kaynağı olarak ciddî meseleler bırakmıştır.

CHP iktidarı kaybettikten sonra devrimler, esasta, tatbikatta ve usulde çeşitli ölçülerde tenkide uğramış ve zamanın iktidarı tarafından o açılar içinde muamele görmüştür. Atatürk’ten kalan ve Atatürk’ten sonra takip edilen devrimler konuları ithamlara mâruz bırakılarak bir kısmı büsbütün kaldırılmış, başkaları tesirsiz bırakılmış, diğerleri prensipleri muhafaza edilerek yerlerinde saydırılmıştır. Bunları bir bir saymak kabildir. Türkçe ezan, Halkevleri, ilk öğretimin başlıca dayanağı olarak kurulan Köy Enstitüleri kaldırılmış, kadın hürriyeti, tedrisin birliği, Türk dili hareketleri ve buna benzer bazıları geriye götürülmüş, harf inkılâbı, medenî kanun gibileri prensip olarak muhafaza edilip yerlerinde saydırılmış, orman ve toprak reformu tatbikatta tanınmayacak hale getirilmiş ve nihayet zincirin son halkası demokratik rejim, hep bildiğimiz şekle sokularak 27 Mayıs’ı zarurî kılmıştır.

Memlekete ilân ederim ki..

Bu tarihçeden maksadım, sadece Türk Milletinin yeni hayat tarzına istikamet veren devrim hareketlerinin başına gelenleri, üzerlerinde istifade arayarak düşünülmek üzere hatırlatmaktır. Bütün partili arkadaşlarımı, genç ve aydın vatandaşlarımı bir noktada uyarmak isterim. Devrimlerin başına gelenler, demokratik rejime geçmemizle birlikte ilk tavizlerin, oy kaygısı dolayısiyle CHP tarafından verildiği daha insafsız dillerce iddia olunmuş, bizim Köy Enstitüleri veya toprak reformu meselelerinde çekingen davrandığımız ileri sürülmüştür.

Bir devrim üzerinde rütuş yapmakla, onu inkâr etmek arasındaki farka dikkatinizi çekerim. Biri hayatiyetin, öteki geriye dönüş arzusunun ifadesidir. Devrimleri, gelişmesi zamana bağlı devrimleri, toplum içinde en rahat yürüyecek şekle getirmek başka şeydir, onları toplumun hayatından silkip atmak başka şey.

Sevgili arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi işte bu partidir. Size ve memlekete, buradan açıkça ilân ederim ki, CHP mazide inandığı ve tatbike koyduğu devrim hareketlerinin, memleket için faydalı ve lüzumlu olduğu inancında sabittir. CHP geçmiş devirde kaldırılan veya zayıflatılan devrim hareketlerinin, kanun yoluyla düzeltilmesi gerektiğine samimiyetle inanmaktadır. Meselâ, Halkevleri meselesi, bir kanun konusudur. Eğer Anayasa Mahkemesi mevcut gasp kanununu doğru bulmazsa onu iptâl edecektir. Ama herkesin bilmesi lâzımdır ki biz, Halkevlerini muhafaza etmek niyetinde değiliz. Bunların eski tek parti devrinde olduğu gibi CHP’nin bir kolu ve vasıtası olması bahis konusu bile sayılmamalıdır. Eski Halkevleri bugünkü kültür dernekleriyle birleşerek vazifelerine yeni şekilde devam edeceklerdir. Devletin mürakabesinde siyasî bakımdan bir tarafsız tesis kurulacak ve bu tesisin idare kuruluna, Büyük Meclis’te tesise inanan partiler katılacaklardır. Halkevleri bir lüzumun değil, bir baskının icabı olarak gasp edildiğinde CHP’nin görüşü buydu ve bu görüş kanunu çıkaranlarca bilinmiyor değildir.

Prensip: Lâik Cumhuriyet