TBMM KÜLTÜR SANAT VE YAYIN KURULU YAYINLARI NO: 105

 

 

İSMET İNÖNÜ

 

Konuşma, Demeç, Makale,

Mesaj ve Söyleşileri

1968 – 1970

 

 

 (01.01.1968 – 23.07.1970)

Hazırlayan

İlhan TURAN

 

 

ANKARA – 2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sunuş ve Teşekkür

 

 

İsmet İnönü’nün “Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj ve Söyleşileri”ne ilişkin kronolojik eksiklikleri gidermeyi bu kitapla sürdürüyoruz.

TBMM konuşmaları dışında, İsmet İnönü’nün basılı kitaplarında önemli boşluk ve eksikler bulunmaktaydı. İsmet İnönü’nün ölümünün 30. yıldönümünde, Aralık 2003’te yayınlanan 26.10.1933–03.12.1938, 13.12.1944–28.05.1950 tarihlerine ilişkin iki kitap yayınlanmıştı. Bu yıl ise, 11.11.1961–26.02.1965 ve 11.03.1965–25.12.1967 tarihlerini kapsayan yeni iki ayrı cildin ardından 01.01.1968–23.07.1970 tarihlerine ilişkin bu beşinci kitapla kronolojik eksiklerin tamamlamasının sonuna yaklaşmış bulunuyoruz.

Bu kitap, İsmet İnönü’nün ikinci kez ana muhalefet liderliği yaptığı yılların bir bölümünü kapsamaktadır. Bir önceki kitabın girişinde belirttiğimiz gibi, İsmet İnönü için devletin başında bulunmak ile muhalefet liderliğinde bulunmak arasında bir fark bulunmadığı bu kitapla yeniden görülebilecektir. İsmet İnönü için demokrasi ve demokratik rejimin yerleştirilmesi, siyasi partiler ve vatandaşlar arası ilişkilerin iyi kılınması, cumhuriyetin temel prensiplerinin korunması, siyasetin her türlü istismardan arındırılması ve ülke çıkarlarının temel alınması önemli bir ideal ve sürekli çaba konusu olmuştur. İşte bu kitapla bu çabaları bir kez daha tarih içinden izlemeyi sürdürüyoruz.

*     *     *

Başta sözünü ettiğimiz İsmet İnönü’nün kitaplarındaki eksikleri giderme konusunda TBMM’nin gösterdiği süreklilik içindeki kurumsal yaklaşımı nedeniyle, TBMM Başkanlığı’na, Kültür Sanat ve Yayın Kurulu’na, Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Birim Amiri Ercan DURDULAR’a öncelikle ve yeniden teşekkür ediyoruz.

Bu çalışmaların veri kaynağı TBMM Kütüphanesi ile Vakfımızın arşivi olmuştur. Ancak TBMM Kütüphane Müdürlüğü’nün özel katkıları olmasaydı, bu çalışma belki de bu tamlıkta olmayabilirdi. Bir yılı aşkın bir süreyle TBMM Kütüphanesi, bu çalışmanın araştırma ve veri toplama safhasına ilişkin İnönü Vakfı’na duyarlı bir ev sahipliği yapmıştır.

TBMM Kütüphanesinin bir önceki Müdürü Ali Rıza CİHAN’ın çok özel katkılarını burada anıyor ve kendisine sevgi ve teşekkürlerimizi yineliyoruz.

Yine TBMM Kütüphanesi yönetici ve görevlilerinden,

Kütüphane eski Müdür Yardımcısı ve yeni Müdürü İsmet BAYDUR,

Müdür Yardımcısı Tuncer YILMAZ;

Mikrofilm Bölümü eski Sorumlusu ve eski Müdür Yardımcısı Cihan ERKAL,

Bu çalışmalar için ciddi emekleri bulunan Mikrofilm Operatörleri Ömer İMAMOĞLU ile Şevket ERCİL,

Mikrofilm Operatörleri İhsan Güler ve Yaşar Bilgin,

Araştırma Bölümü Görevlisi Alev SARI,

Ödünç Verme Bölümü Şefi Necla ERYURT,

Fotokopi Görevlileri Mehmet YILDIRIM ile Mehmet SAĞIR

Depo Görevlileri Veis KARAKUŞ ile Engin KELEŞ’e ve adlarını burada belir-temediğimiz bir çok Kütüphane görevlisine;

TBMM Basımevi Müdürlüğü’ne,

Basımevi Elektronik Dizgi Bölümü Sorumlusu Ali İPEK’e,

Basımevi Elektronik Dizgi Görevlisi Mihriban ATMACA’ya;

Ve son olarak, büyük titizlik ve özveri ile yaptığı araştırma sonucunda bu kitapları gerçekleştiren İlhan Kamil TURAN’a içten teşekkürlerimizi sunuyoruz.

15.07.2004

Özden TOKER

İnönü Vakfı Başkanı

 

 

 

 

 

 

 

Hazırlayandan Kitap Hakkında Notlar

 

 

 

Bu kitap ve ardından yayınlanacak diğer yeni kitaplar hakkında

 

Bu kitap, İnönü Vakfı için yapılan süreli bir çalışmanın beşincisidir.

İsmet İnönü’nün (TBMM dışındaki) söylev, konuşma, demeç, söyleşi, makale ve mesajlarının kronolojik eksiklerinin ilk kısmına, yani 26.10.1933–03.12.1938 ile 29.12.1944–25.05.1950 tarihlerine ilişkin iki kitabın ardından, 1961–1973 yıllarına ilişkin 11.11.1961–26.02.1965 ve 11.03.1965–25.12.1967 tarihlerini kapsayan diğer iki kitaptan sonra, şimdi 01.01.1968–23.07.1970 tarihlerine ilişkin olan bu kitapla birlikte beşinci aşama tamamlanmış olmaktadır.

25.07.1970–10.12.1973 tarihlerine ilişkin kitapların yayına hazırlanma çalışmaları ise hızla sürmektedir..

Çalışmanın yürütülüşü

Söz konusu tarihleri kapsayan kitaplar için yapılan çalışma, TBMM Kütüphanesi ve Mikrofilm Bölümünde, Ulus ve Cumhuriyet gazeteleri esas alınarak ve bu gazetelerdeki verilerden hareketle gerektiğinde diğer gazetelerden yararlanılarak ve ayrıca dönemin önemli dergileri taranarak yürütülmüştür.

Dil/Türkçe kullanımı ile kaynakçalara dair

Kitapta yer alan metinlerin dil–yazı–konuşma özgünlükleri korunarak aktarılmıştır. Kaynak olarak kullanılan eski metinlerde, kimi zaman farklı yayınların kendilerince farklı “dil uyarlamaları” yapması ve bunların üstüne gelen dizgi/basım yanlışlarının olduğu gözetilmelidir. Metinleri yayıma hazırlarken yalnızca bariz dizgi/basım yanlışlarında az sayıda harf düzeltileri yapılmış; yine az sayıdaki harf veya tekil sözcük ekleri köşeli parantez içinde verilmiştir. Ancak bu tür az sayıdaki düzeltilere karşın, kullanılan bazı harf ve sözcükler itibarıyla metinler arası farklılıklar ve hatta bir metin içinde kimi farklılıklar bulunduğu gözetilmelidir.

Bir tek metne ilişkin farklı kaynaklar arasında yapılan seçim ise, dizgiye elverişlilik ve metnin tamamının bulunması ölçütüne dayalı olmuştur.

Gazete kaynaklı verilerde az sayıda sözcüğün, gazetenin cilt kenarına gelmesi veya dizgi/baskı problemlerinden ötürü okunamaması sözkonusudur. Bu tür durumlar, köşeli parantez içinde [okunamadı] kaydı eşliğinde belirtik kılınmıştır.

Tam metni bulunan veriler dışındaki metinlerin bir kısmı gazetelerin özet aktarımı veya gazetelerin yorumlu aktarımı eşliğinde İsmet İnönü’nün konuşmalarını içermektedir. Bu tür, doğrudan İsmet İnönü’nün konuşmasını içermeyen yorum vb. aktarımlar çıkarılarak parantez içinde üç nokta (...) eşliğinde verilip, kitabın yalnızca İsmet İnönü’nün konuşmalarına referans oluşturması sağlanmıştır.

Gazetelerin özet aktarımlarında birbirini tutmayan veya eksik veri aktarımı sözkonusu olduğu durumlarda, [Tamamlayıcı haber] ara başlığı eşliğinde tamamlayıcı metinlere ayrıca yer verilmiştir.

Kaynakça bilgilerine her metnin ilk sayfasının altında yer verilmiş; gerekli kimi açıklayıcı bilgiler de sayfa altı dipnotu olarak, özgün metinlerden ayrıksı olarak belirtilmiştir.

Konu başlıklarına dair

        Konu başlıklarında, ilgili metinlerin hangi konuyu içerdiğinin yansıtılmasına azami düzeyde özen gösterilmiştir.

Sözlük hakkında

Kitabın arkasında bulunan “Sözlük”te sözcüklerin doğru yazımı verilmiştir. Kitaplarda yer alan metinlerin içinde, (çıkış yeri ve dilin durumuna göre) “kalın ünlü” harfler [a, ı, o, u] ile “ince ünlüler”in [e, i, ö, ü];  (dudakların durumuna göre) “düz ünlüler” [a, e, ı, i] ile “yuvarlak ünlüler”in [o, ö, u, ü] ve (ağzın açıklığına göre) “geniş ünlüler” [a, e, o, ö] ile “dar ünlüler”in [ı, i, u, ü] sözcükler içindeki kullanımı bazen yer değiştirebilmektedir. Ayrıca a-ı, e-i, i-ı, u-ü; b-p, c-ç, d-t, ğ-v, n-m değişmeleri; ünsüz türemesi olarak y-v değişimi de olabilmekte ve nihayet eski dilin kimi özgünlükleri yansıyabilmektedir. Bu nedenle okuyucu sözlükte arama yaparken, mantıksal olarak iki ve daha çok seçenekli tarama yoluna başvurmalıdır.

Dizin hakkında

Kitabın arkasında yer alan “Dizin” coğrafi yerler, kişi adları, kitabın içerildiği döneme ilişkin temalar ile İsmet İnönü’nün değinilerindeki vurgular esas alınarak hazırlanmış, böylece ilgili dönemlere yönelik ayrıntılı araştırma yapanlara yardımcı olmaya çalışılmıştır.

Teşekkür

Son olarak, bu kitapların hazırlık aşamasındaki sayısız katkısı için ender insanlardan sevgili Ali Rıza CİHAN’a; bu çalışmaların önemli yanlışlardan korunmasını sağlayıcı yönlendirme ve katkıları nedeniyle Şerafettin TURAN ve Selim İLKİN’e; başta Ömer İMAMOĞLU ve Şevket ERCİL olmak üzere TBMM Kütüphane çalışanlarına; dizgi yardımlarından ötürü Nuray ÇALI’ya; yeni veri bulmaya ilişkin katkısından dolayı arkadaşım Serdar Ömer KAYNAK’a; kitaplaştırma sırasındaki yardımlarından ötürü arkadaşlarım Tamer İNCESU, Evrim KARAKOÇ ile Murat KARAKOǒa; ve yine kitaplaştırmaya yönelik teknik desteği için Atatürk Araştırma Merkezi Uzmanı Ali TUNA’ya içtenlikle teşekkür ediyorum.

İlhan K. Turan

 

 

 

 

 

 

İsmet İnönü’nün Yayınlanmış Kitapları*

 

TBMM Konuşmaları

İsmet İnönü’nün T.B.M.M.’deki Konuşmaları 1920–1973; 3 Cilt, Derleyen: Ali Rıza Cihan; TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 1992…29.05.1920–06.11.1973 tarihleri arasını kapsamaktadır.

 

Söylev, Konuşma, Söyleşi, Demeç, Makale ve Mesajları

İsmet Paşa’nın Siyasi ve İçtimai Nutukları 1920–1933; Başvekalet Matbaası, Ankara, 1933...25.09.1920–29.10.1933 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj ve Söyleşileri; 1933–1938; Hazırlayan: İlhan Turan; TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara 2003....26.10.1933–03.12.1938 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Milli Şef’in Söylev, Demeç ve Mesajları; Derleyen: Kadri Kemal Kop, Akay Kitabevi, Ankara, 1945.. 11.11.1938–28.12.1944 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj ve Söyleşileri; 1944–1950; Hazırlayan: İlhan Turan; TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara 2003....29.12.1944–28.05.1950 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Muhalefetde İsmet İnönü: Konuşmaları, Demeçleri, Mesajları, Sohbetleri ve Yazılarıyla; Derleyen: Sabahat Erdemir, M. Sıralar Matbaası, İstanbul, 1956...31.05.1950–29.07.1956 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Muhalefetde İsmet İnönü: Konuşmaları, Demeçleri, Mesajları, Sohbetleri ve Yazılarıyla; Derleyen: Sabahat Erdemir, M. Sıralar Matbaası, İstanbul, 1959...16.08.1956–09.09.1959 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Muhalefetde İsmet İnönü (1959–1960); Derleyen: Sabahat Erdemir; Ekicigil Matbaası, İstanbul, 1962.. 13.09.1959–26.05.1960 tarihleri arasını kapsamaktadır.

İhtilâlden Sonra İsmet İnönü: Konuşmaları, Demeçleri, Mesajları, Sohbetleri ve Yazılarıyla; Derleyen: Sabahat Toktamış, Ekicigil Matbaası, İstanbul, 1962...28.05.1960–10.11.1961 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj ve Söyleşileri; 1961–1965; Hazırlayan: İlhan Turan; TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara 2004....11.11.1961–26.02.1965 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj ve Söyleşileri; 1965–1967; Hazırlayan: İlhan Turan; TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara 2004....11.03.1965–25.12.1967 tarihleri arasını kapsamaktadır.

 

Defterleri

İsmet İnönü; Defterler (1919–1973); 3 Cilt, Hazırlayan: Ahmet Demirel; Yapı Kredi Yayınları, 1.Baskı: İstanbul, Aralık 2001 01.01.1919–11.12.1973 tarihleri arasında tuttuğu notları kapsamaktadır.

 

Yurt Gezisi Konuşmaları

İsmet İnönü’nün Kastamonu Gezileri: 1938–1949–1958; Mustafa Eski; Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1995...05–10.12.1938, 18–26.04.1949 ve 24–25.10.1958 tarihlerini kapsamaktadır.

Cumhurbaşkanı İnönü’nün Ege Seyahati: 1949; Hazırlayan: Kemal Zeki Gencosman; Ankara, 1949.. 30.07.1949–21.08.1949 tarihleri arasını kapsamaktadır.

 

Anıları

İsmet İnönü; Hatıralar; 2 Cilt, Hazırlayan: Sabahattin Selek; Bilgi Yayınevi, Ankara, 1985...Kurtuluş Savaşından Cumhurbaşkanlığına seçilişine kadarki konuları kapsamaktadır. İlkönce 1968’de yazı dizisi olarak  yayınlanmıştır.

 

Anı, Atatürk, İstiklal Savaşı ve Lozan Konferansına İlişkin Eser, Söyleşi ve Konferansları

İsmet İnönü; Aziz Atatürk; Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara, 196 ...Bu kitapçık, Atatürk’ün ölümünün 25. yıldönümü dolayısıyla (10.11.1963) hazırlanan bir makaleyi içermektedir.

İnönü Atatürk’ü Anlatıyor; Hazırlayan: Abdi İpekçi; İstanbul, Cem Yayınevi, 1968...Kurtuluş Savaşından Atatürk ile ilişkilere dek birçok konuyu içermektedir.

İsmet İnönü; İstiklal Savaşı ve Lozan; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 1993…23 Ekim 1973 tarihinde Türk Tarih Kurumu’nda verdiği  konferans metnini içermektedir.

İsmet İnönü; Televizyona Anlattıklarım; Hazırlayan: Nazmi Kal; Ankara, Bilgi Yayınevi, 1993...1968–1973 yılları arasındaki 10 ayrı televizyon söyleşisini kapsamaktadır.

İsmet İnönü; Lozan Barış Konferansı–Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj, Anı ve Söyleşileri; Hazırlayan İlhan Turan; Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara, Temmuz 2003...Lozan Konferansının öngünlerinden yaşamının sonuna dek yapılan konuşma, demeç, makale, mesaj anı ve söyleşileri kapsamaktadır.

Mektupları

Baba İnönü’den Erdal İnönü’ye Mektuplar; Basıma Hazırlayan: Sevgi Özel; Bilgi Yayınevi, Birinci Basım Aralık 1988…Erdal İnönü’ye yazılan 02.09.1947–14.08.1960 tarihleri arasındaki mektupları kapsamaktadır.

 

Söylev, Konuşma ve Eserlerinden Yapılan Seçmeler

İsmet İnönü’nün Vecizeleri; Ali Toygar–Cumhuriyet Kitabevi, İstanbul, 1941

İnönü Diyor ki: Nutuk, Hitabe, Beyanat, Hasbihaller, Hazırlayan Herbert Melzig; İstanbul, 1941

İsmet İnönü; Millet ve İnsaniyet: Milli Şef İsmet İnönü’nün Nutuklarından En Güzel Parçalar; Derleyen: Herbert Melzig; İstanbul: Kanaat Kitabevi, 1943

İnönü’nün Söylev ve Demeçleri, T.B.M. Meclisinde ve CHP Kurultaylarında, 1919–1946; Türk Devrim Tarihi Enstitüsü Yayınları, İstanbul 1946

İsmet İnönü’nün Maarife Ait Direktifleri; Maarif Vekilliği Yayını, İstanbul 1939

Cumhurbaşkanları, Başbakanlar ve Milli Eğitim Bakanlarının Milli Eğitimle İlgili Söylev ve Demeçleri (içinde); Türk Devrim Tarihi Enstitüsü Yayınları, Milli Eğitim Basımevi, 1946–Ankara

İsmet İnönü ve Tek Dereceli İlk Seçimler (1946–1950–1954–1957); Hazırlayan: İlhan Turan, İnönü Vakfı Yayınları, Ajans–Türk Basım ve Basım A.Ş., Ankara, Aralık 2002

İsmet İnönü; Eğitim–Öğretim Üzerine; Hazırlayan: İlhan Turan, Türk Eğitim Derneği–İnönü Vakfı Ortak Yayını, Ankara, Aralık 2002

 

 

 

 

 

 

İçindekiler

Sunuş ve Teşekkür – Özden TOKER

Hazırlayandan Kitap Hakkında Notlar

İsmet İnönü’nün Yayınlanmış Kitapları

İçindekiler

01.01.1968...Ramazan Bayramı ve Yeni Yıl Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

01.01.1968...Geçirdiği Grip Nedeniyle Bayramlaşmalara Katılamaması Üzerine Yayınlanan Mesaj

02.01.1968...Ankara Bayram Gazetesi’ne Verilen Özel Bayram Mesajı

05.01.1968...“Bayram İçinde Yeni Yılı Karşılarken” (Makale)

06.01.1968...Çukurova’nın Kurtuluş Günü Dolayısıyla KMMGC Başkanı Ahmet Cevdet Çamurdan’a Gönderilen Mesaj

08.01.1968...CHP Çanakkale İl Kongresine Gönderilen Mesaj

11.01.1968...CHP İstanbul İl Kongresi’nde TİP, Parti Politikaları, Dış Politika ve Kıbrıs Konularına İlişkin Yapılan Konuşma

15.01.1968...CHP Adana ve Samsun İl Kongrelerine Gönderilen Mesajlar

17.01.1968...Yeni Seçilen CHP İstanbul İl Yöneticileriyle Görüşmede Söyledikleri

21.01.1968...İstanbul Gezisinin Ardından Parti Politikaları, Milliyetçilik Anlayışı ve Milli Bakiye Sistemi Üzerine Verilen Demeç

21.01.1968...CHP Gaziantep Kilis İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

22.01.1968...CHP Konya İl Kongresine Gönderilen Mesaj

24.01.1968...CHP Konya İl Kongresine Gönderilen Mesajda Değinilen “İrtica Tehlikesi”ne İlişkin Ulus Gazetesi ile Yapılan Söyleşi

28.01.1968...CHP Maraş İl, İzmir İl Gençlik Kolu, Gaziantep ve Aydın İl Kadın Kolları ile Malatya Merkez İlçe Kongrelerine Gönderilen Mesajlar

29.01.1968...CHP Gaziantep, İçel, Eskişehir ve Bursa İl Kongrelerine Gönderilen Mesaj

01.02.1968...AP Hükümetinin Meclis İç Tüzüğü ve Seçim Yasası Değişikliği Çabalarına İlişkin Yapılan Açıklama

04.02.1968...CHP Giresun İl Kongresine Gönderilen Mesaj

05.02.1968...CHP Hatay ve Trabzon İl Kongrelerine Gönderilen Mesajlar

06.02.1968...CHP Rize İl Kongresine Gönderilen Mesaj

08.02.1968...CHP Meclis Grup Toplantısında Basının Eleştirileri, Meclis Çalışmaları, Dış Politika ve Parti Çizgisine İlişkin Yapılan Konuşma

07.02.1968...“100 Metre Koşuya Gireceğim”

10.02.1968...Seçim Yasasında Yapılmak İstenilen Değişiklikle İlgili AA Muhabirinin Sorusuna Verilen Yanıt

12.02.1968...CHP İzmir Ödemiş İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

12.02.1968...CHP Kırklareli İl Kongresine Gönderilen Mesaj

12.02.1968...Hatay’daki Sel Dolayısıyla Vali Ferit Kubat’a Gönderilen Mesaj

13.02.1968...Maraş’ın Kurtuluş Günü Dolayısıyla Vali Necmeddin Karaduman’a Gönderilen Mesaj

17.02.1968...Bir İstanbul Gazetesine İç ve Dış Politika Konularına Nasıl Yaklaşılması Gerektiğine İlişkin Verilen Demeç

18.02.1968...KC Cumhurbaşkanı Yardımcılığına Yeniden Seçilen Dr. Fazıl Küçük’e Gönderilen Kutlama Mesajı

18.02.1968...CHP Ankara İl Kongresinde Yerel Seçimler, Belediye Hizmetleri, İrticai Gelişmeler, Vicdan Hürriyeti, Sünnilik-Alevilik, Kadınlar ile Gençlerin Toplum ve Parti Yaşamındaki Rolleri ile Ortanın Soluna İlişkin Yapılan Konuşma

05.03.1968...CHP PM Toplantısı İçin Konya’ya Giderken Kulu’da Yapılan Konuşma

05.03.1968...Konya Cihanbeyli’de Yerel Seçimler ve Toprak Reformu Üzerine Yapılan Konuşma

05.03.1968...1968 Seçimleri, 27 Mayıs Sonrası Süreç ve Demokratik Rejimin Yaşatılmasına İlişkin Konya’da Halka Yapılan Konuşma

06.03.1968...Konya’daki Bir  Salon Toplantısında Toprak Reformu, Din Yoluyla Baskılar, Siyasi Fetvalar ve İstiklal Savaşı Üzerine Yapılan Konuşma

06.03.1968...Konya Öğretmenler Derneği Defterine Yazılanlar

07.03.1968...Konya Öğretmen Derneği Lokalinde Yapılan Konuşma

07.03.1968...Konya Mevlana Müzesi, Atatürk Kültür Müzesi ve Sel Bölgesinde Söyledikleri

08.03.1968...Konya’da Düzenlenen Basın Toplantısında Ülkedeki Siyasi Gerginlik ile Konya’daki Sel Üzerine Söyledikleri ve Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

10.03.1968...Kurban Bayramı Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

10.03.1968...CHP Genel Sekreter Yardımcısı Manisa Milletvekili Muammer Erten’i Hastane Ziyaretinde Söyledikleri

17.03.1968...Pembe Köşkün Bahçesindeki Yürüyüşte Gazetecilerle Değişik Konularda Yapılan Söyleşi

24.03.1968...CHP Ankara Çankaya İlçe Örgütü Yemeğine Gönderilen Mesaj

25.03.1968...CHP Diyarbakır İl Kongresine Gönderilen Mesaj

01.04.1968...CHP Adıyaman İl Kongresine Gönderilen Mesaj

02.04.1968...CHP Nevşehir İl Kongresine Gönderilen Mesaj

02.04.1968...İkinci İnönü Zaferinin 47. Yıldönümü Dolayısıyla “İnönü Zaferlerini Kutlama Komitesi”ne Gönderilen Mesaj

03.04.1968...Yargıtay’ın Kuruluşunun 100. Yıldönümü Dolayısıyla Yargıtay Başkanı İmran Öktem’e Gönderilen Mesaj

05.04.1968...CHP Uşak İl Kongresine Gönderilen Mesaj

08.04.1968...CHP Sinop İl Kongresine Gönderilen Mesaj

12.04.1968...Urfa’nın Kurtuluş Günü Dolayısıyla Belediye Başkanı Mustafa Kılıç’a Gönderilen Mesaj

13.04.1968...CHP İl Başkanları ve İl Temsilcileri Toplantısında Seçimler Öncesi Parti Çizgisi Üzerine Yapılan Konuşma

15.04.1968...CHP Balıkesir, Kars, Van ve Bingöl İl Kongresine Gönderilen Mesajlar

16.04.1968...TÜRK-İŞ 7. Genel Kuruluna Gönderilen Mesaj

18.04.1968...Köy Enstitüleri’nin Kuruluşunun 29. Yıldönümü Dolayısıyla Verilen Demeç

21.04.1968...Doğu Anadolu’daki Sel Dolayısıyla Verilen Demeç

22.04.1968...CHP Antalya, Burdur, Tekirdağ İl Kongrelerine Gönderilen Mesaj

03.05.1968...Seçmen Kütükleri Dolayısıyla Düzenlenen Parti Toplantısından Sonra Gazetecilerle Yapılan Söyleşi ve Bu Konuda Verilen Demeç

19.05.1968...Seçimler Dolayısıyla Verilen Radyo Söylevi

24.05.1968...CHP Ankara Yenimahalle İlçe Merkezinde Seçimler ve CHP Üzerine Yapılan Konuşma

25.05.1968...Ankara Belediye Başkanı Halil Sezai Erkut’a Teşekkür Ziyaretinde Söyledikleri

25.05.1968...CHP Kadın Kollarının Düzenlediği Toplantıda Yapılan Konuşma

26.05.1968...Ankara Kalesi ve Atpazarı’nda Yapılan Seçim Konuşmaları

27.05.1968...Ankara Mamak ve Tuzluçayır’da Yapılan Seçim Konuşmaları

29.05.1968...Seçimler Dolayısıyla Yapılan Radyo Konuşması

30.05.1968...Ankara Aydınlıkevler’de Söyledikleri

31.05.1968...CHP Ankara Yenimahalle İlçe Örgütünün Düzenlediği Toplantıda Yapılan Konuşma

01.06.1968...Ankara Küçükesat Seçim Söylevi

01.06.1968...Seçimler Dolayısıyla Türkiye Radyolarında Yapılan Konuşma

03.06.1968...Seçim Günü Gazetecilere Söyledikleri

07.06.1968...“Büyük Bir Kumandan ve Büyük Bir Devlet Adamının Kaybı”  (Makale)

19.06.1968...Seçim Sonuçları Üzerine Düzenlenen Basın Toplantısı

24.06.1968...İnönü Şehitlerini Anma Komitesi Başkanı ve Bozöyük Kaymakamı Nüsret Saygı’ya Gönderilen Mesaj

30.06.1968...CHP İl Temsilcileri Toplantısında Demokratik Rejim, Seçimler ve Parti Politikaları Üzerine Yapılan Konuşma

01.07.1968...CHP İl Temsilcileri Toplantısının Son Gününde Üniversite Boykotları Dolayısıyla Başbakan Süleyman Demirel’in Yaklaşımına İlişkin Yapılan Konuşma

04.07.1968...Üniversite ve Yüksek Okullardaki İşgal ve Boykotlara İlişkin AP’nin Tutumuna ilişkin Gazetecilere Söyledikleri

05.07.1968...AÜTF Diploma Töreninde Yapılan Konuşma

05.07.1968...TÖDMF Genel Kuruluna Gönderilen Mesaj

07.07.1968...Dç. Dr. Mukbil Özyörük’ün CHP’ye Katılma Töreninde Yapılan Konuşma

07.07.1968...Ankara Aktepe’deki Gecekondu Yıkımı Üzerine Başbakan Süleyman Demirel’e Gönderilen Yıldırım Telgrafı

09.07.1968...CHP PM Toplantısında NATO Üzerine Söyledikleri

15.07.1968...Başbakan Süleyman Demirel’in Basın Toplantısındaki Sözleri Üzerine Gazetecilere Söyledikleri

23.07.1968...CHP PM’yi Toplantıya Çağrı Bildirisi

24.07.1968...Gazeteciler Bayramı Dolayısıyla GCB Burhan Felek’e Gönderilen Mesaj

24.07.1968...Konya Olayları Üzerine Verilen Demeç

29.07.1968...CHP PM Toplantısından Sonra Konya Olayları Üzerine Gazetecilere Söyledikleri

04.08.1968...Seçim Mevzuatı Dolayısıyla Adalet Bakanı Hasan Dinçer’e Gönderilen Mektup

07.08.1968...Başbakan Süleyman Demirel’in Ortanın Solu Üzerine Söylediklerine Verilen Yanıt

30.08.1968...30 Ağustos Zaferi ve THMGŞDYC Şeref Günü Dolayısıyla İstanbul Tophane’de Harp Malulü Gaziler Yurdunda Yapılan Konuşma

31.08.1968...30 Ağustos Zafer Bayramı Dolayısıyla Genelkurmay Başkanı Cemal Tural, KKK Memduh Tağmaç, HKK Reşat Mater ve DKK Celal Eyiceoğlu’na Gönderilen Mesajlar

03.09.1968...Milli Mücadeleye Katılırken Gecelediği İstanbul Dalayoba ve Kurna Köyleri Söylevi

04.09.1968...Dalayoba Köy Defterine Yazılanlar

09.09.1968...Federal Almanya Başbakanı Georg Kurt Kiesinger ile Görüşme Öncesi ve Sonrasında Söyledikleri

09.09.1968...CHP’nin 45. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla İstanbul İl Örgütünün Düzenlediği Kokteylde Yapılan Konuşma

15.09.1968...CHP PM Toplantısında Cemal Gürsel’i Anma Dolayısıyla Yapılan Konuşma

18.09.1968...CHP PM Toplantısında Almanların Eğitim Alanı Kiralama İstekleri  ve Ortanın Solu Üzerine Yapılan Konuşma

21.09.1968...Kocaeli Gebze’de Dış ve İç Politika Üzerine Yapılan Konuşma ve Yurttaşların Sorularına Verilen Yanıtlar

21.09.1968...İstanbul Pendik Darıca’da Halkla Yapılan Sohbet

24.09.1968...İstanbul Kartal-Soğanlı Köyünde Ekonomik Sorunlar, Ortanın Solu, Aşırı Uçlar, Vicdan Özgürlüğü, Dinin Siyasete Alet Edilmesi ve Dış Politika Üzerine Yapılan Konuşma

24.09.1968...85. Yaş Gününü Kutlama Toplantısında Yapılan Konuşma–Hayat Hikayemin Özeti

25.09.1968...85. Yaş Gününde Yapılan Sohbetler

25.09.1968...85. Yaş Günü Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın Mesajına Verilen Yanıt

26.09.1968...İstanbul Belediyesini Ziyarette Söyledikleri ve Belediye Başkanı Fahri Atabey ile Yapılan Sohbet

27.09.1968...İstanbul Küçükyalı ve Maltepe Belediyelerini Ziyarette Söyledikleri

30.09.1968...CHP İstanbul Kartal İlçe ve Erzurum İl Kongresine Gönderilen Mesajlar

02.10.1968...ODTÜ Ders Yılının Açılışında

06.10.1968...CHP İstanbul İl Gençlik Kolu Kongresine Gönderilen Mesaj

07.10.1968...CHP Mardin ve Afyon İl Kongrelerine Gönderilen Mesaj

08.10.1968...Ankara Belediyesini Ziyarette Belediye Başkanı Ekrem Barlas ile Yapılan Sohbet

08.10.1968...CHP Isparta İl Kongresine Gönderilen Mesaj

11.10.1968...CHP PM Toplantısında Yapılan Konuşma Özeti

12.10.1968...CHP İstanbul İl Kongresinde Parti Politikaları Üzerine Yapılan Konuşma

13.10.1968...CHP Ankara İl Kadın Kolu Kongresine Gönderilen Mesaj

13.10.1968...CHP Ankara İl Gençlik Kolu Kongresine Gönderilen Mesaj

14.10.1968...CHP Ankara İl Kongresinde Personel Yasası, Eğitim Sorunu Ortanın Solu, Dinin Siyasete Alet Edilmesi ve Laiklik Üzerine Yapılan Konuşma

15.10.1968...Kemal Satır’a İlişkin Bir Yayın Üzerine CHP PM Toplantısı Sonucunda Yayınlanan Bildiri

16.10.1968...CHP 4. Kadın Kolları Kurultayında Cumhuriyet Devrimleri, Kadın Hakları ve Parti Politikaları Üzerine Verilen Söylev

18.10.1968...CHP 5. Gençlik Kolları Kurultayında Gençlik Hareketleri ve Parti Politikaları Üzerine Verilen Söylev

18.10.1968...CHP 19. Kurultayı Dolayısıyla Anıt Kabir Özel Defterine Yazılanlar

19.10.1968...CHP 19. Kurultayını Açılışında Dış ve İç Politika ile Parti Politikalarına İlişkin Verilen Söylev

21.10.1968...CHP 19. Kurultay Seçimleri Öncesinde Yapılan Konuşma

21.10.1968...CHP 19. Kurultayında Yeniden Genel Başkan Seçilmesi Üzerine Çok Partili Rejim ve Parti Politikalarına İlişkin Verilen Söylev

24.10.1968...CHP PM Toplantısında PM Seçimlerine İtirazlara İlişkin Yapılan Konuşma

25.10.1968...TEMC Genel Kurulunda Yapılan Konuşma

29.10.1968...Cumhuriyetin 45. Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

29.10.1968...Cumhuriyetin 45. Yıldönümü Dolayısıyla Televizyonda Yapılan Konuşma

02.11.1968...CHP MYK ve Meclis Grup Yönetim Kurulu Seçimleriyle İlgili Söyledikleri

04.11.1968...Tarihçi Arnold Toynbee ile Yapılan Söyleşi

06.11.1968...Ziraat Fakültesinde Ders Yılına Başlanması Dolayısıyla Tarım ve Gençlik Hareketlerine İlişkin Yapılan Konuşma

07.11.1968...TBMM Başkanı Ferruh Bozbeyli’nin Ziyaretinden Sonra Gazetecilere Söyledikleri

10.11.1968...Ajans-Türk Matbaasında Açılan “Atatürk Sergisi”nde TBMM Başkanı Ferruh Bozbeyli ile Yapılan Sohbet

08.11.1968...“Devlet Kurucusu Atatürk” Konulu Konferans Söylevi

11.11.1968...“Atatürk Haftası” Dolayısıyla ODTܒde Düzenlenen Konferans Dizisinde Verilen Söylev

12.11.1968...Atatürk’ün Ölümünün 30. Yıldönümü Dolayısıyla AÜHF’de Düzenlenen Anma Toplantısı Söylevi

12.11.1968...Ankara Polatlı Alagöz Köyü Müzesinin Açılışı Dolayısıyla MEB İlhami Ertem'e Gönderilen Mesaj

14.11.1968...Tekirdağ’ın Kurtuluş Günü Dolayısıyla Belediye Başkanı Erol Erdoğan’a Gönderilen Mesaj

16.11.1968...TBD Kongresi Dolayısıyla Ankara’da Bulunan CHP’li Belediye Başkanlarıyla Düzenlenen Toplantıda Yapılan Konuşma

16.11.1968...Üniversiteye Giremeyen Gençlere Verilen Öğütler

17.11.1968...Aܒdeki SDOSD Yöneticilerinin Ziyaretinde Ortanın Solu Üzerine Yapılan Konuşma

20.11.1968...TBD Kongresi Dolayısıyla Ankara’da Bulunan CHP’li Belediye Başkanlarıyla Görüşmede Yapılan Konuşma

21.11.1968...Atatürk’ün Bir Fotoğrafı Üzerine Yapılan Açıklama

22.11.1968...Tercüman Gazetesi’nin Bir Haberi Üzerine Yapılan Açıklama

22.11.1968...Ziraat Bankası’nın 105. Kuruluş Yıldönümü Kokteylinde Yapılan Sohbetler

24.11.1968...Amasya Taşova’ya Bağlı Belevi Köyündeki Olaylarla Üzerine Düzenlenen Basın Toplantısı

25.11.1968...Uluslararası Gençlik Örgütleri Temsilcileriyle Yapılan Söyleşi

30.11.1968...Burdur Karamanlı Belediye Seçimleri Dolayısıyla Gönderilen Mesaj

01.12.1968...Çorum Alaca’da Atatürk Büstünün Açılış Töreni Dolayısıyla Kaymakam Yener Ünlüer’e Gönderilen Mesaj

06.12.1968...Kadınlara Seçme ve Seçilme Haklarının Tanınmasının 34. Yıldönümü Dolayısıyla TKB Kongresinde Yapılan Konuşma

13.12.1968...Eski Milletvekili Mustafa Fahrettin Tiritoğlu’nun Ölümü Üzerine Oğlu Mehmet Tiritoğlu’na Gönderilen Mesaj

21.12.1968...Ramazan Bayramı Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

21.12.1968...Bazı GP’lilerin Kendisini Ziyaret Ettiği Söylentileri Üzerine Gazetecilere Söyledikleri

22.12.1968...Bayram Gazetesi’nin İç ve Dış Politika Konulu Sorularına Verilen Yanıtlar

24.12.1968...“İktidar Muhalefet ve Sağduyu” (Makale)

24.12.1968...“Yeni Bir Çaba Devri” (Makale)

25.12.1968...Gaziantep’in Kurtuluş Günü Dolayısıyla Belediye Başkanı Abdülkadir Batur’a Gönderilen Mesaj

28.12.1968...Veteriner Hekimliği Öğretiminin 126. Yıldönümü Dolayısıyla Düzenlenen Törende Yapılan Konuşma

01.01.1969...Yeni Yıl Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

05.01.1969...CHP Gaziantep İl Kongresine Gönderilen Mesaj

05.01.1969...AÜHF Ceza Kürsüsü Profesörlerinin Ziyaretinde Savcıların Anayasal Güvenceden Yoksun Kılınması Girişimlerine İlişkin Söyledikleri

09.01.1969...ABD Büyükelçisi Robert T. Comer’i Ziyaretin Ardından Söyledikleri

10.01.1969...DTCF’nin 33. Kuruluş Yıldönümünde Yapılan Konuşma

11.01.1969...Başbakan Süleyman Demirel ile Görüşmeden Sonra Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

13.01.1969...CHP PM’de Arap-İsrail Anlaşmazlığıyla İlgili Söyledikleri

17.01.1969...CHP PM’de Dış Politika ve Parti Genel Politikaları Üzerine Yapılan Konuşma

22.01.1969...Sümerbank’ın Lokavt Kararını Eleştiren Demeç

22.01.1969...Çukurova Teksif Sendikasının Gönderdiği Mektuba Verilen Yanıt

26.01.1969...AGC Kongresinde Basının Önemi, Siyasi Huzur, Sümerbank Lokavtı ve Gençlik Hareketlerine İlişkin Yapılan Konuşma

30.01.1969...CHP YDK Toplantısını Açış Konuşması

30.01.1969...Sümerbank’taki Lokavt Uygulaması ile Üzerine Verilen Demeç

07.02.1969...CHP Meclis Grup Toplantısında Seçimler Üzerine Yapılan Konuşma

08.02.1969...Boykot Yapan Üniversite Asistanları Heyetinin Ziyaretinde Yapılan Konuşma ve Söyleşi

10.02.1969...Üniversite Asistanlarının Sorunları Üzerine Verilen Demeç

12.02.1969...Maraş’ın Kurtuluş Günü Dolayısıyla Belediye Başkanı İbrahim Öztürk’e Gönderilen Mesaj

15.02.1969...Gümüşhane’nin Kurtuluş Günü Dolayısıyla Belediye Başkanı Sabahattin Aytaç’a Gönderilen Mesaj

27.02.1969...Kurban Bayramı Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

28.02.1969...“Huzursuzluğun Çaresi Bulunacaktır” (Makale)

01.03.1969...“Bu Hale Çare Bulmak Lazımdır” (Makale)

01.03.1969...“Daha İyi Günler Dileğiyle” (Makale)

07.03.1969...Artvin’in Kurtuluş Günü Dolayısıyla Belediye Başkanına Gönderilen Mesaj

13.03.1969...Erzurum’un Kurtuluş Günü Dolayısıyla Vali Mustafa Uygur’a Gönderilen Mesaj

19.03.1969...CHP Ortak Grup Toplantısında Seçim Üzerine Yapılan Konuşma

20.03.1969...“Anayasa Nizamını Koruma Kanun Tasarısı”na İlişkin Söyledikleri

20.03.1969...İstanbul Opera Binasının Açılışında Atatürk Oratoryosunun Çalınmasına İlişkin Devlet Bakanı Sadık Tekin’e Söyledikleri

24.03.1969...CHP İzmit Merkez İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

26.03.1969...“Anayasa Nizamını Koruma Kanun Tasarısı”na İlişkin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil ile Yapılan Konuşma

30.03.1969...Ege Depremi Üzerine Manisa Valisi ve CHP Sarıgöl İlçe Başkanına Gönderilen Mesajlar

30.03.1969...ABD Eski Başkanlarından Dwight Eisenhower’ın Ölümü Üzerine Verilen Demeç

31.03.1969...CHP Ankara Yenimahalle ve Merkez İlçe Kongrelerinde Seçimler Üzerine Yapılan Konuşmaların Tekleştirilmiş Metni

02.04.1969...CHP Tekirdağ Malkara İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

03.04.1969...31 Mart Olayı Üzerine Ankara Televizyonunda Yapılan Konuşma

06.04.1969...CHP İl Başkanları, PM, Meclis ve Senato Grupları Ortak Toplantısında Seçimler ve Parti Politikalarına İlişkin Yapılan Konuşma

11.04.1969...Bazı CHP Milletvekillerinin ABD’ye Davet Edilmeleriyle İlgili Spekülasyonlar Üzerine Verilen Demeç

12.04.1969...CHP Edirne Uzunköprü Kongresine Gönderilen Mesaj

12.04.1969...CHP Manisa Saruhanlı İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

22.04.1969...CHP Çalışma Meclisinde Çalışma Yaşamı Üzerine Yapılan Konuşma

24.04.1969...TRT Yasasında Yapılmak İstenen Değişiklik Üzerine Verilen Demeç

26.04.1969...TRT Yasasında Yapılmak İstenen Değişiklikle İlgili Başbakan Süleyman Demirel’in Yanıt Konuşması Üzerine Verilen Demeç

28.04.1969...CHP Antalya İl Gençlik Kolu Kongresine Gönderilen Mesaj

29.04.1969...Fransa’da Yapılan Referandum Üzerine Verilen Demeç

02.05.1969...Aras Nehrinin Taşması Üzerine Kars Aralık Kaymakamına Gönderilen Mesaj

02.05.1969...Başbakan Süleyman Demirel’in Muhalefet ve Buhranlara İlişkin Yaklaşımı Üzerine Verilen Demeç

03.05.1969...Seçmen Kütüklerinin Kontrol Edilmesine Yönelik Yapılan Çağrı

03.05.1969...Almanya’nın Eski Türkiye Büyükelçisi Franz Von Papen’in Ölümü Üzerine Ailesine Gönderilen Mesaj

03.05.1969...Yargıtay Başkanı İmran Öktem’in Ölümü Üzerine Verilen Demeç

03.05.1969...CHP Çorum Milletvekili Ali Rıza Erem’in Ölümü Üzerine Ailesine Gönderilen Mesaj

05.05.1969...CHP Aydın Merkez İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

05.05.1969...CHP Kırklareli Lüleburgaz Kongresine Gönderilen Mesaj

05.05.1969...Yargıtay Başkanı İmran Öktem’in Cenaze Töreninde Çıkan Olaylar Üzerine Verilen Demeç

09.05. 1969...Adalet Gazetesi’nden Turhan Dilligil ile Eski DP’lilerin Siyasi Haklarının İadesine İlişkin Yapılan Söyleşi

10.05.1969...Son Olaylar ve Eski DP’lilerin Siyasi Haklarının İadesine İlişkin Düzenlenen Basın Toplantısı

11.05.1969...CHP Çorum Alaca ve Tokat Erbaa İlçe Kongrelerine Gönderilen Mesajlar

11.05.1969...Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ile Görüşmeden Sonra Gazetecilerin Siyasi Affa İlişkin Sorularına Verilen Yanıtlar

12.05.1969...CHP PM’de Eski DP’lilerin Siyasi Haklarının İadesine İlişkin Yapılan Konuşma

12.05.1969...CHP Ordu Reşadiye İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

12.05.1969...CHP İçel Mut İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

13.05.1969...CHP Tokat Niksar İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

13.05.1969...CHP Ortak Grup Toplantısında Adalet Gazetesi ile Yapılan Söyleşi, Celal Bayar’ın Affı, 27 Mayıs ve Anayasa Düzeni Üzerine Verilen Söylev

14.05.1969...Başbakan Süleyman Demirel ile Birlikte Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ile Yapılan Görüşmeden Sonra Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

14.05.1969...CHP Gaziantep Oğuzeli İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

14.05.1969...CHP Tokat Almus İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

14.05.1969...Celal Bayar ile Pembe Köşkte Yapılan Görüşme

15.05.1969...CHP Tokat Turhal İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

15.05.1969...CHP Gaziantep Islahiye İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

16.05.1969...CHP Tokat Merkez İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

17.05.1969...Ordu-Hükümet İlişkilerine Üzerine Verilen Demeç

18.05.1969...YDD Genel Kuruluna Gönderilen Mesaj

19.05.1969...19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

19.05.1969...CHP MYK ve Senato Grup Yönetim Kurulu Ortak Toplantısı ile Toplantıdan Çıkarken Söyledikleri

19.05.1969...CHP Tokat İl Kongresine Gönderilen Mesaj

21.05.1969...Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a Eski DP’lilerin Siyasi Haklarının İadesi ile İlgili Gönderilen Mektup

21.05.1969...CHP İl Başkanları ve Temsilcileri Toplantısında Eski DP’lilerin Affı ve 27 Mayıs Üzerine Yapılan Konuşma

28.05.1969...27 Mayıs Anayasa ve Hürriyet Bayramı Törenlerinde Yapılan Sohbetler

31.05.1969...CHP Bursa Mudanya İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

13.06.1969...İran Büyükelçiliğindeki Resepsiyonda Başbakan Süleyman Demirel ile..

14.06.1969...CHP Meclis Grup Toplantısında TBMM ve CS’nin Toplanamaması Dolayısıyla Yapılan Konuşma

16.06.1969...CHP İçel İl Kongresine Gönderilen Mesaj

18.06.1969...Üniversite İşgal ve Boykotlarına İlişkin AP’ye Yanıt Demeci

19.06.1969...TÜRK-İŞ’in TBMM ve CS’nin Toplantıya Çağırılmasına Yönelik Önerisine İlişkin Verilen Demeç

20.06.1969...CHP Bursa Keleş İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

23.06.1969...CHP Manisa Gördes İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

25.06.1969...İstanbul’da Oğlu Ömer İnönü’nün Evinde Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

26.06.1969...İstanbul Maltepe’de Denize Girerken Gazetecilerle

29.06.1969...CHP Bitlis İl Kongresine Gönderilen Mesaj

29.06.1969...CHP Bingöl İl Kongresine Gönderilen Mesaj

29.06.1969...Celal Bayar’ı İstanbul’daki Evinde Ziyarette Yapılan Sohbetler

30.06.1969...CHP Kayseri,Samsun,Trabzon ve Tekirdağ İl Kongrelerine Gönderilen Mesaj

07.07.1969...CHP Malatya İl Kongresine Gönderilen Mesaj

07.07.1969...TÜRK-PERSEN, TBZF ve İKS’nin Düzenlediği “Memurların Büyük Direniş Toplantısı”na Gönderilen Mesaj

25.07.1969...İlk Ay Yolculuğundan Dönen Kozmonotların Başarısı Dolayısıyla Verilen Demeç

25.07.1969...Lozan Barış Antlaşması, Meşrutiyetin İlanı ve Basında Sansürün Kaldırılışı ve 24 Temmuz İşçi Bayramı Dolayısıyla Verilen Demeçler

25.07.1969...Erzurum Kongresinin 50. Yıldönümü Dolayısıyla Vali Mustafa Uygur’a Gönderilen Mesaj

26.07.1969...Lozan Barış Antlaşması’nın 46. Yıldönümü Dolayısıyla CHP İstanbul İYK’nın Ziyaretinde Yapılan Sohbetler

26.07.1969...Basın Bayramı Dolayısıyla GCB Burhan Felek’e Gönderilen Mesaj

05.08.1969...CHP PM Toplantısına Gönderilen Mesaj

26.08.1969...Günaydın Gazetesi’nden Celalettin Çetin’ e Seçim Sonucu Olasılıkları Üzerine Verilen Demeç

26.08.1969...“Kampanyaya Girerken” (Makale)

27.08.1969...İstanbul Şan Sinemasında Milletvekili Ara Seçimleri Kampanyasını Açış Söylevi

27.08.1969...26 Ağustos Taarruzunun 47. Yıldönümü Dolayısıyla MGŞDYC’de Yapılan Konuşma

09.09.1969...CHP’nin 46. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

25/26.09.1969...86. Yaş Gününde

27.09.1969...Milletvekili Ara Seçimleri Dolayısıyla Verilen Radyo Söylevi

28.09.1969...Milletvekili Ara Seçimleri Dolayısıyla Yapılan Radyo Konuşması

29.09.1969...Milletvekili Ara Seçimleri Dolayısıyla Yapılan Radyo Konuşması

30.09.1969...“Lozan Konferansı / Tutanaklar Belgeler” Kitabına Yazılan “Önsöz”

03.10.1969...Milletvekili Ara Seçimleri Dolayısıyla Yapılan Radyo Konuşması

08.10.1969...CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit ile Malatyalılara Gönderilen Seçim Mesajı

09.10.1969...Cumhuriyet Gazetesi Sahibi Doğan Nadi’nin Ölümü Üzerine Söyledikleri

10.10.1969...Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın Koalisyon ile İlgili Görüşleri Üzerine Verilen Demeç

10.10.1969...Milletvekili Ara Seçimleri Dolayısıyla Yapılan Radyo Konuşması

11.10.1969...Milletvekili Ara Seçimleri Dolayısıyla Yapılan Radyo Konuşması

13.10.1969...Seçim Günü Oy Kullanırken Gazetecilerle

14.10.1969...Seçim Sonuçları Üzerine Gazetecilere Söyledikleri

14.10.1969...AP’nin Seçimlerdeki Başarısı Dolayısıyla AP Genel Başkanı Süleyman Demirel’e Gönderilen Kutlama Mesajı

15.10.1969...Seçimler Dolayısıyla YTP Genel Başkanı Yusuf Azizoğlu’nun Mesajına Verilen Yanıt

15.10.1969... Seçimlerin Ardından CHP İl ve İlçe Başkanlıklarına Gönderilen Genelge

20.10.1969...CHP Meclis Grup Toplantısında Demokratik Rejim ve Seçim Sonrası Gündemlere İlişkin Yapılan Konuşma

22.10.1969...Başbakan Süleyman Demirel’in Amerikalı Kozmonotlar İçin Verdiği Yemekte Kozmonotlarla

24.10.1969...Yeni Seçilen CHP Milletvekilleri ile Ziyaret Edilen Anıt Kabir Özel Defterine Yazılanlar

24.10.1969...Anıt Kabir Ziyaretinden Sonra Milletvekilleri ile Yapılan Sohbet

27.10.1969...Eski Erzincan Milletvekili Behçet Kemal Çağlar’ın Ölümü Üzerine Verilen Demeç

28.10.1969...Cumhuriyetin 46. Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

29.10.1969...Cumhuriyetin 46. Yıldönümü Dolayısıyla TRT’ye Verilen Demeç

30.10.1969...Anıt Kabir’deki 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Törenlerinde Gazeteciler ve Bir Yurttaş ile Yapılan Sohbet

31.10.1969...MBG Üyeleri ile Görüşmeye İlişkin Milliyet Gazetesi’nde Çıkan Bir Yazı Üzerine Yapılan Açıklama

31.10.1969... İTÜ ve İܒnün Yeni Rektörleri Nazım Terzioğlu ile Kazım Ergin’e Gönderilen Kutlama Mesajı

04.11.1969...TŞOF Genel Kuruluna Gönderilen Mesaj

04.11.1969...CHP Meclis Grup Toplantısında TBMM Başkanlık Divanı Seçimleri Üzerine Yapılan Konuşma

09.11.1969...Celal Bayar’ı Kutlama ile İlgili Bir Soruya Verilen Yanıt

30.11.1969...TÜRK–PERSEN 2. Genel Kuruluna Gönderilen Mesaj

01.12.1969...Cumhuriyet Gazetesi’nden Ümit Yaşar ile Yapılan Söyleşi

11.12.1969...Ramazan Bayramı Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

13.12.1969...“Önemli Sorunlar Ortasında Bayram” (Makale)

20.12.1969...Bazı CHP MYK Üyelerinin İstifası Üzerine Manisa, Gaziantep, Denizli, Kayseri İl Başkanlıklarına Gönderilen Mesaj

23.12.1969...Menemen Olaylarında Öldürülen Yedek Subay Öğretmen Kubilay’ın Ölüm Yıldönümü Dolayısıyla İzmir Radyosunda Yayınlanan Mesaj

25.12.1969...Gaziantep’in Kurtuluş Günü Dolayısıyla Belediye Başkanı Abdülkadir Batur ile MGCB Tahsin Saracoğlu’na Gönderilen Mesaj

29.12.1969...Öğretmen Sorunlarıyla İlgili Başbakan Süleyman Demirel’e Gönderilen Mektup

31.12.1969...Yeni Yıl Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

05.01.1970...Mersin’in Kurtuluş Günü Dolayısıyla Vali ve Belediye Başkanına Gönderilen Mesaj

06.01.1970...Adana’nın Kurtuluş Günü Dolayısıyla Vali Lütfi Hancıoğlu ve Belediye Başkanı Erdoğan Özlüşen’e Gönderilen Mesaj

08.01.1970...CHP Ortak Grup Toplantısında Koalisyon Söylentileri, Öğretmenlerin Sorunları, Orman Suçlarının Afları ve İkili Anlaşmalara İlişkin Verilen Söylev

13.01.1970...CHP Eski Genel Sekreterlerinden Cevat Dursunoğlu’nun Ölümü Üzerine MYK üyesi Orhan Birgit Kanalıyla Ailesine İletilen Başsağlığı Dileği

22.01.1970...MSB Ahmet Topaloğlu ile Görüşmeye İlişkin Açıklama

30.01.1970...MÖS Genel Başkanı Selahattin Arıkan’ın Açık Mektubuna Verilen Yanıt

02.02.1970...KE, Eski MEB Hasan Ali Yücel ve İÖGM İsmail Hakkı Tonguç’u Anma Demeci

03.02.1970...CHP Ortak Grup Toplantısında Öğretmen Sorunları ve CHP Üzerine Yapılan Konuşma

04.02.1970...Mısır-Kahire’de Toplanan Parlamenterler Konferansına CHP’li Milletvekillerinin Katılmayışına İlişkin TBMM Başkanlığı’na Gönderilen Yazı

11.02.1970...Gazetecilerin Hükümetle İlgili Sorularına Verilen Yanıtlar

12.02.1970...Maraş’ın Kurtuluş Günü Dolayısıyla Belediye Başkanı Mahmut Karaküçük’e Gönderilen Mesaj

17.02.1970...Kurban Bayramı Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

18.02.1970...“Ciddi Bir Siyasi Bunalım” (Makale)

25.02.1970...ZMO Genel Kuruluna Gönderilen Mesaj

27.02.1970...Hükümet Oluşumunun Gecikmesi Üzerine Verilen Demeç

06.03.1970...Hürriyet Gazetesi ile Hükümet Kuruluşu, AP Hükümeti ve Demokratik Rejim Üzerine Yapılan Söyleşi

07.03.1970...THA Muhabiri Ömür Olgundemir’in Demirel Hükümetine İlişkin Sorularına Verilen Yanıtlar

08.03.1970...Artvin’in Kurtuluş Günü Dolayısıyla Belediye Başkanı Talat Dinç’e Gönderilen Yanıt Mesajı

08.03.1970...Milliyet Gazetesi’nden Yılmaz Çetiner ile Demirel Hükümeti ve AP Üzerine Yapılan Söyleşi

08.03.1970...İkinci Dünya Savaşı ve Türkiye’nin Politikası Üzerine Metin Toker ile Yapılan Televizyon Söyleşisi

22.03.1970...CHP Siirt İl Kongresine Gönderilen Mesaj

23.03.1970...Bursa CHP İl Gençlik Kolu Kongresine Gönderilen Mesaj

26.03.1970...Milliyet Gazetesi’nden Abdi İpekçi’ye İç ve Dış Politika Üzerine Verilen Demeç

02.04.1970...İkinci İnönü Zaferinin 49. Yıldönümünde SDDF Üyesi Gençlerle Dış Politika Konularında Yapılan Söyleşi

08.04.1970...İngiltere Büyükelçiliğindeki Bir Resepsiyonda Çekoslovakya Büyükelçisi Aleksandr Dubçek ile Yapılan Sohbet

10.04.1970...Çekoslovakya Büyükelçisi Aleksandr Dubçek ile Yapılan Görüşme

12.04.1970...Urfa’nın Kurtuluş Günü Dolayısıyla Belediye Başkanına Gönderilen Mesaj

13.04.1970...TBMM’nin Kuruluşunun 50. Yıldönümü Dolayısıyla AA Muhabiri Nalan Seçkin ile Yapılan Söyleşi

14.04.1970...CHP Meclis Grup Toplantısında Anayasa Değişikliği Üzerine Yapılan Konuşma

16.04.1970...31 Mart Olayıyla İlgili Bir TV Programında Yapılan Konuşma

18.04.1970...KE’nin 30. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla CHP GK’nın Düzenlediği Törene Gönderilen Mesaj

18.04.1970...KE’nin 30. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla TÖS’ün Düzenlediği Törene Gönderilen Mesaj

21.04.1970...Bir İstanbul Gazetesinin Dış Politika Konulu Sorularına Verilen Yanıtlar

23.04.1970...Ulusal Egemenliğin 50. Yıldönümü Dolayısıyla Verilen Demeç

28.04.1970...50 Yıllık Parlamenterliği Dolayısıyla Hüsamettin Çelebi ve Örsan Öymen ile Yapılan Televizyon Söyleşisi

29.04.1970...28-29 Nisan 1960 Olaylarının Yıldönümü Dolayısıyla CHP Gençlik Kolları Yöneticilerinin Ziyaretinde Yapılan Sohbet

01.05.1970...CHP Ankara İl Kadın Kolu Kongresinde Yapılan Konuşma

03.05.1970...İngiltere Dışişleri Bakanı Stewart ile Boraks Madenleri Konusunda Görüştüğüne İlişkin Bir Haber Üzerine Yapılan Yalanlama

04.05.1970...CHP Ankara İl Kongresinde CHP İktidarları, Demokratik Rejim ve Parti Politikaları Üzerine Yapılan Konuşma

07/08.05.1970...Başbakan Süleyman Demirel ile İlgili Soruşturmaların Meclis Kararıyla Durdurulması Üzerine Anayasa Mahkemesi’ne Açılan İptal Davası Metni

11.05.1970...[...] CHP Kongrelerine Gönderilen Mesaj

11.05.1970...TÜRK-İŞ 8. Genel Kuruluna Gönderilen Mesaj

15.05.1970...Çorlu Belediye Seçimleri Dolayısıyla CHP İlçe Başkanlığına Gönderilen Mesaj

17.05.1970...CHP Giresun İl Kongresine Gönderilen Mesaj

28.05.1970...27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı Törenlerinde Gazetecilerle Yapılan Sohbet

28.05.1970...27 Mayıs’ın 10. Yıldönümü Dolayısıyla CHP GKGM’nin Düzenlediği Toplantıda Yapılan Konuşma

30.05.1970..CHP Grup Yönetim Kurulları ile MYK Ortak Toplantısında .Yeni Vergiler ve Dış Politika Üzerine Yapılan Konuşma

02.06.1970...Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ile Görüşmeden Sonra Gazetecilerin Rejime İlişkin Sorularına Verilen Yanıtlar

03.06.1970...CHP Grup Yönetim Kurulları İle MYK Ortak Toplantısının Ardından Gazetecilerin Güncel Siyasete İlişkin Sorularına Verilen Yanıtlar

14.06.1970...CHP İstanbul İl Kongresine Gönderilen Mesaj

21.06.1970...Demokrat İzmir Gazetesi ile Vergi ve Personel Yasaları ile Anayasa Değişikliğine İlişkin Yapılan Söyleşi

22.06.1970...Demokrat İzmir Gazetesi ile Başbakan Süleyman Demirel, Soruşturma Kurulu ve Sağ-Sol Çatışması Üzerine Yapılan Söyleşi

23.06.1970...Demokrat İzmir Gazetesi ile CHP 20. Kurultayı Üzerine Yapılan Söyleşi

24.06.1970...CHP Ortak Grup Toplantısında 274-275 Sayılı Yasalara İlişkin CHP’nin Tutumu Üzerine Yapılan Konuşma

01.07.1970... CHP 5. Kadın Kolları Kurultayında Atatürk Devrimleri, Kadın Hakları, Gençlik ve Kalkınma Üzerine Yapılan Konuşma

02.07.1970...CHP 6. Gençlik Kolları Kurultayında Gençlik Kollarının Rolüne İlişkin Yapılan Konuşma

04.07.1970...CHP 20. Kurultayında 2. Dünya Savaşı Sonrası Demokratik Rejim Süreci, AP İktidarı, Gençlik Hareketi ve Silahlı Hareketler, İktisadi Durum, Dış Politika ve Parti Politikaları Üzerine Verilen Açış Söylevi

05.07.1970...CHP 20. Kurultayındaki Bir Karışıklık Üzerine Yapılan Ara Konuşma

06.07.1970...CHP 20. Kurultayında Yapılan Bir Ara Konuşma

06.07.1970...CHP 20. Kurultay Seçimleri Öncesinde PM Üzerine Yapılan Konuşma

08.07.1970...CHP 20. Kurultay Başkanlık Divanı Üyelerinin Ziyaretinde Yapılan Konuşma

12.07.1970...Kemal Satır’ın CHP 20. Kurultayında Yönelttiği Toprak İşgallerine İlişkin Sorusu Üzerine Verilen Demeç

20.07.1970...Irak Büyükelçiliğindeki Resepsiyonda Büyükelçilik Basın Ataşesi İbrahim Dakuki ile Yapılan Sohbet

23.07.1970...CHP YDK Üyelerinin Ziyaretinden Sonra Yapılan Açıklama

İçindekiler ve Konu Başlıklarına İlişkin Kısaltmalar

Kaynakça

Sözlük

Dizin

 

 

 

 

 

 

 

 

KİTAP

 

 

 

 

 

Ramazan Bayramı ve Yeni Yıl Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj[1]

Sevgili vatandaşlarım,

Ramazan Bayramı’nı yeni yılın girmesiyle beraber karşılıyoruz. Vatandaşlarıma büyük bayram gününü, aileleri ve yakın, uzak tanıdıkları içinde neşe ile ve dostluk duyguları ile geçirmelerini dilerim.

Çok şükür, memleketimiz ve milletimiz övünmek, ümitli olmak için bütün koşulları taşımaktadır.

Bayram günlerinde küçük çekişmelerden uzak kalarak iyi günlerin gelmesi için kararlı ve azimli olmak lâzımdır. Aslında iyi niyetle ve çok çalışma ile çözümlenecek sorunlar ötesinde ümitsiz dertlerimiz yoktur.

Bizim, sinirlerimize hâkim olarak işlerimizi iyi yola sevk etmek kararında olmamız yetecektir. Sizleri bu inançlarla ve yürek dolusu sevgi ile selâmlıyorum ve kutluyorum. Hep beraber Kıbrıs’taki soydaşlarımızın bayramlarını ve yeni yıllarını kutlamalıyız.

Soydaşlarımız haksız ve insafsız şartlar içinde haklarını sağlamaya çalışıyorlar. Türk milleti, Ada’da iki millî cemaatin varlığı temeline dayanan uluslararası Kıbrıs Anayasası’nın korunması yolunda bütün gücü ile hükûmetin yanındadır.

Adalet ve hak kurallarının Kıbrıs’taki soydaşlarımız için de yürürlüğe gireceğini ümit ediyoruz.

Kıbrıs meselesinin bu yönünde hükûmetle beraberiz ve onun muvaffak olmasını istiyoruz.

Sevgili vatandaşlarım,

Bayramınızı kutlarken 1968 yılının milletimize geniş günler getirmesini dilerim.

 

 

 

 

Geçirdiği Grip Nedeniyle Bayramlaşmalara Katılamaması Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj[2]

Geçirmekte olduğum hafif bir gribi aşılama korkusuyla bugünlerde temastan sakınmaktayım.

Evde ve parti genel merkezinde şahsen bayramlaşma imkânından yoksun kaldığım için üzgünüm.

Sayın vatandaşlarımın ve değerli partili arkadaşlarımın Ramazan Bayramı’nı yürekten sevgilerle kutlarım. 1968 yılının aziz milletimize ve bütün vatandaş-larıma mutluluk, esenlik ve başarılar getirmesi dileğiyle saygılar sunarım.

 

 

 

 

Ankara Bayram Gazetesi’ne Verilen Özel Bayram Mesajı[3]

Ankara Bayram Gazetesinde vatandaşlarıma hitap etmekten şeref duyuyorum.

Geçirdiğimiz yıl zor bir sene olacak diye kaygı içindeydim. Kolay geçmedi. Ancak daha önümüzde günler olmakla beraber gene çareler bulunacaktır.

Her şeyden evvel memlekette siyasî huzurun hüküm sürmesi lâzımdır. Demokratik rejim, hep beraber mutabık olduğumuz bir devamlı idare hayatı-mızdır. Geçmiş zamanların dersleri ve tecrübeleri zihinlerimizde tazedir. Özet olarak birbirimizle iyi geçinmemiz ve memleketi elbirliğiyle doğru yola götürme-miz mümkündür. Görüşmesini ve birbirimizi dinlemeyi öğrenmiş olduğumuza inanıyorum.

Sevgili vatandaşlarım görüyorsunuz ki iyimser haldeyim. Geleceğe kuvvetli ümitler besliyorum. Ankara Bayram gazetesinde sizi yürek dolusu sevgiyle selâmlıyorum.

 

 

 

 

“Bayram İçinde Yeni Yılı Karşılarken” (Makale)*[4]

Bütün neşeli sebepler bir arada birkaç gün geçireceğiz. Bugünlerin hakkiyle değerlendirilmesini dostlara tavsiye ederim. 1967 yılını geçirmek kolay olmadı. Bununla beraber devlet işleri bakımından henüz yarısı geçmemiş olduğu halde, diyebilirim ki, çıkan yılın daha zor olacağından korkuyordum.

Bugünkü durumdan iyimserliğin bize hâkim olmasını isterim. Sinirlerimize hâkim olursak, iyi niyetle sorunlarımıza çareler bulabiliriz. Çok şükür dertlerimiz ağır değildir. Çok tecrübe geçirdik. Büyük inkılâplarımız ve demokratik idaremiz yerleşmiş ve milletçe benimsenmiştir. Siyaset adamlarımızın anlaşma gayretlerinden başka ciddî bir ihtiyacımız yoktur. Her işin başı memlekette huzurun kollanmasıdır. Bu neticeyi elde etmek zor değildir. Geçen tecrübeler etkisiz ve meyvesiz olmamıştır. Şikâyetler ne kadar çok olursa olsun sorumlu siyaset adamları bunları tahammül içinde doğru yollara yöneltebilir.

Bayram günü misâller vermek istemiyorum. Ümit dolu olarak yeni yıla giriyoruz. Siyaset adamları olarak vazifelerimizi dikkatle yürütmek kararındayız.

Şimdilik vatandaşlarımın iyi bayram geçirmelerini dilemekten başka zihnimi bugün başka konuya saptırmayacağım.

 

 

 

 

Çukurova’nın Kurtuluş Günü Dolayısıyla Kuvayi Milliye Mücahit ve Gaziler Cemiyeti Başkanı Ahmet Cevdet Çamurdan’a Gönderilen Mesaj[5]

Büyük bayram sevincinizi aranızda paylaşmak isterdim. Çukurova’nın 46 yıl önce yaptığı mücadeleyi, Çukurova halkının kahramanlıklarını, katlandıkları fedakârlıkları, Genelkurmay Başkanı olarak günü gününe yaşadım. Güney Cephesi, Millî Kurtuluş hareketimizin şerefli sayfalarından birini teşkil eder. Güney Cephesi’ndeki direniş ve kurtuluş azmi Garp Cephesi üzerinde büyük etkiler yapmıştır. Büyük bayramınızı yürekten kutlar, mücahit ve gazilerin gözlerinden öperim.

 

 

 

 

CHP Çanakkale İl Kongresine Gönderilen Mesaj[6]

Çanakkaleli hemşehrilerim, aziz vatandaşlarım,

Çanakkale CHP İl Kongresi, partinin ve memleketin sorunlarını görüşmek üzere çalışmaya başlayacaktır.

Partimiz 1965’den beri geçirdiği devirleri bu yıl Kurultayında da değer-lendirecektir. Gerçekte CHP kurulduğundan beri parti içinde geçirdiği çekişme-lerin en kısırını bu devirde yaşamış ve parti olarak varlığını ve memleket politikasında derin etkilerini ispat etmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi, iktidarda ve muhalefette verdiği imtihanların en çetinini 1967 yılı içinde başarı ile sonuçlandırmıştır. Hiçbir partinin –eskisi ve yenisi– Cumhuriyet Halk Partisi’nin memleketin siyasî hayatındaki derin kökleri ile yarışa çıkacak kuvvette olmadığı meydana çıkmıştır. Yeni hevesli-lerin partiye vermek istedikleri zararlardan, önemli hiçbir iz kalmamıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu hayatî kudretlerinin meydana çıktığı ortamda Çanakkale İl Kongresi yapılıyor.

Çanakkale Cumhuriyet Halk Partisi teşkilâtı bu mücadelelerden inanarak ve iradesini muhafaza ederek iyi bir örnek halinde çıkmış ve bütün gücü ile memleket sorunları üzerine eğilmiştir.

Görüşmelerinizde, CHP’nin, memleketin selâmetini ve ilerlemesini bütün güçlüklere karşı koruyan sorumlu bir parti olduğunun göz önünde tutulması lâzımdır.

Aranızda bulunmayı çok arzu ederdim. Size söyleyeceğim başlıca konu şudur:

Önümüzde büyük seçimler var. Parti olarak bu seçimlerden iyi sonuçlarla çıkmaya mecburuz.

Ortanın Solu politikasıyla vatandaşın dertlerine ve memleketin sorunlarına çare bulmak yoluna girmişizdir. Fikirlerimizi, dâvalarımızı; politikamızı vatandaşlarımıza içten, yürekten duygularla açık açık anlatmalıyız. Yorulmadan çalışmalıyız. İyi neticeleri kazanmak hakkımızdır ve imkânımız içindedir. Tek şart, yorulmadan çalışmaktır.

Çanakkale İl Kongresi’nden teşkilâta bu sorumluluk duygusunun yayılmasını isterim.

Çanakkale İl Kongresi’nden bütün memlekete, kendine güvenen daima ilerici ve yapıcı olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin vatandaşlara verdiği itimadın genişlemesini isterim.

Çanakkaleliler, sevgili arkadaşlarım. Çetin günleri şerefle geçirdiniz. Netice alınacak günleri dört elle tutup kurtarmalısınız.

Memleket, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarda sorumlu olarak çalışmasını beklemektedir. Memleketin ihtiyacı ve ciddî isteği budur.

Bu seslere lâyık olduğumuzu Çanakkale İl Kongresi’nden yayılacak azim ve irade meydana çıkarmalıdır.

Sevgi ile gözlerinizden öperim.

 

 

 

 

 

CHP İstanbul İl Kongresinde TİP, Parti Politikaları, Dış Politika ve Kıbrıs Konularına İlişkin Yapılan Konuşma[7]

Aziz arkadaşlar,

Uzunca zamandan beri siyasî konular üzerinde düşüncelerimi genişliğiyle söylemedim. Bugün dış ve iç meselelerimizin bir tahlilini yapmak istiyorum.

İç politikada siyasî huzur, sosyal adalete dayanmazsa temelsiz olur. Biz bu ihtiyacımızı önemle ele aldık. Ortanın solu terimi ile özetlediğimiz bu politika gelişmek ve memleket ihtiyaçlarını karşılamak için CHP’ye yeni bir hamle ve hareket kabiliyeti vermiştir. Bu yeni politikamızda karşımızda bulunan partiler arasında bize en fazla hışımla cephe almış olan partilerden biri aşırı soldaki parti, yani TİP’tir. Sosyalist partiyi temsil ettiklerini ileri sürenler, tecrübeli ve eski bir partinin, temel ilkelerine uygun olarak sosyal adaleti başlıca konu diye almasından, yani ortanın solu politikasından tedirgin olmuşlardır. Vatandaş ıstırabını ulu orta istismar eden her parti gibi köksüz ve mesnetsiz kaldıklarını acıyla hissetmişlerdir. Bizim sistemimizin bir burjuva uydurmacası olduğundan, anti-emperyalist mücadelede tedbirsiz bulunduğumuza kadar her suni iftirayı yapmalarındaki sebep kendilerindeki bu burukluktur sanırım.

Bu noktayı bir defa esasından vatandaşlarıma açıklamak isterim. Özellikle genç, aydın ve memleket sever kuşakların beni dikkatle dinlemelerini kendilerinden rica ederim. CHP ilk gününde, emperyalist saldırılara karşı memleketi korumak ve kurtarmak ihtiyacından doğmuştur. 1918’lerde başladığımız ve 1923’lerde askerî safhasını zaferle bitirdiğimiz çetin mücadele aslında, bütün çıplaklığıyla anti emperyalist bir savaştı. Askerî zaferimizden sonra bizi iktisadî savaşta yenecekleri ve bizi kapılarında dize getirecekleri, zamanın emperyalist temsilcileri tarafından bizzat bana söylenmişti. Her çeşit emperyalizme karşı mücadele, zaman zaman cephe ve yön değiştirerek İkinci Dünya Savaşı’nda dahi tarafımızdan başarı ile tâkip olunmuştur.

İkinci Dünya Harbi’nden sonra Türkiye aleyhine en tehlikeli niyetler dışarıda Stalin Rusyası’nın bilinen talepleri ve ona paralel olarak içerde, çok partili rejim dolayısıyla açılan serbest siyasî hayatın dolaylı yollarından, aşırı akımların bize karşı tertipleridir. Bizler yeni rejimi kurduk, hem içerdeki ve dışarıdaki tehlikelere karşı dünyayı şaşırtan, örnek teşkil eden tarzda başarılı mukavemet göstererek memleketi selâmete erdirdik. Şimdi kalkmışlar kalkınma, plân, yabancı sermaye, petrol geleceği ve anti-emperyalist mücadele hakkında bizimle “doğru yön” yarışması yapmak istiyorlar. Haydi canım sen de..

Emperyalizmle mücadele metodumuz bugün bize karşı aşırı sol tarafından haksız ve yanlış ölçülerde, ne kadar insafsızca kullanılmak istenilirse istensin bir tesir yapmayacaktır. Bugün anti-emperyalist mücadele şekli altında tek taraflı bir batı düşmanlığı aşırı sol tarafından işletilmektedir. Bunun yanlışlığı üzerinde, biraz sonra, dış politikadan bahsederek ayrıca duracağım. Şimdi iktidarla olan karşılıklı durumumuz üzerinde durayım.

Biz AP’yi, geçmiş hatalara kapılmaktan kendisini koruyarak, kendi anlayış ve iradesiyle bir memleket yolu tutmasına istidatlı gördüğümüz her meselede yürekten teşvik etmeye, desteklemeye çalıştık. Bu bizim daima muhalefet anlayışımız olmuştur. Bunu değerlendirebilen çıkmıştır, değerlendiremeyen [çıkmıştır]. Biz anlayışımızdan şaşmamışızdır, şaşmayız. Hiçbir sabit peşin fikre kapılmadan her meselenin gerektirdiği tutumu alıyoruz. Bu, karşı tarafın davranışına göre, en şiddetli muhalefetten, en iyi niyetli işbirliğine kadar giden bir hareket hattıdır.

Şimdi dış politika bahsine geçmek istiyorum. Bugün hiçbir ülkenin dış politikasının temel felsefeleri dışında, mücerret bir olay olarak düşünülemez. Dünya politikasının temeli bugün, Amerika ve Sovyet Rusya’nın nükleer silâh ve kudret konusunda elde tuttukları dengeye dayanır. Denge halen mevcut olduğuna göre nükleer harp olmayacaktır ve olmamalıdır nazariyesi içindeyiz. Ancak tecrübe göstermiştir ki birbirine yakın kudretler arasında harp daima isteyerek çıkmaz. Bilinmeyen sebepler, tahmin olunmayan hatalar, arzu edilmeyen patlamaları, olup bitti haline getirmişler. Bugün nükleer harpten o kadar sakınılıyor ki ufak tefek sebeplerden, beklenmeyen ihtiyatsızlıklardan harp çıkmasın diye aklın tasavvur edebileceği bütün ön tedbirler alınıyor. Karşılıklı devlet başkanları arasında, doğrudan doğruya muhabereyi (konuşmayı) sağlayabilecek özel hatlar bile kurulmuştur.

Bu ortam içinde hiçbir ittifak vecibesi, hiçbir siyasî ihtiyaç, iki büyük nükleer devlet veya birisi göze almadan, bir nükleer harp çıkmasına sebep olamaz. Bunların karar vermediği bir harp, bir müttefikin tecavüze uğraması halinde kendiliğinden ve hemen olup bitti haline gelemez. Böyle bir harp konvansiyonel silâhlarla patlarsa, bir süre, tutuşanlar yalnız başına kalır, bu arada grup başkanları hale bakarlar, aralarında görüşürler, ayrı bir karara varabilirler. İçinde yaşadığımız dünyanın şartlarını olduğu gibi ve gerçeklere uygun şekilde değerlendirmeliyiz.

Nükleer [silâhlara sahip] iki devlet karşısında kimin hangi sınıra kadar, neye razı olacağını, hangi noktadan sonra harbi göze alacağını teşhis etmeye çalışırlar. Aralarındaki barış, dünyanın nükleer felakete uğraması bu teşhisteki isabete bağlıdır. Bugünkü dünya barışının nükleer harp bakımından bu karşılıklı dengesi içinde her ittifaka dahil olan devlet, hattâ hiçbir ittifaka dahil olmayan devlet, kendi meselelerini bu fiili denge kanunları içinde yürütmek zorundadır. İki nükleer devlet dışındaki devletler kendi selâmetlerini ve hayatî menfaatlerini ittifak vecibelerinin şartlarının çok üstünde, dünya denge kuralları içinde sağlamak zorundadırlar. Dikkatle incelenirse, aslında hiçbir siyasî tertip tam bir emniyetli yol göstermez. Tek güven yolu, hep haysiyetli davranmak, herkesi bıktıran bir tahrik politikası gütmemek ve genel olarak haklı dâvaları kabil olduğu ölçüde, barış yoluyla çözmeye uğraşmaktır. Bu kuralları kendimize tatbik edelim, bizim menfaatimiz Amerika ile Sovyet Rusya ile tahrik etmeyen ve düşmanlık gütmeyen bir politika içinde varlığımızı ve bağımsızlığımızı barış yoluyla savunmaktır. Ve barış içinde herkesle beraber yaşamaktır.

Biz NATO’ya dahiliz. NATO artık dünyadaki anlattığım barış felsefesi içinde işleyecektir. O kurallar içinde güvenliği ve faydası vardır. Bizim NATO’da bulunmamız Sovyet Rusya için bir temel mesele değildir. Bunu Sovyet Rusya mesele olarak almamaktadır. Nitekim Sovyet Rusya ile iyi ilişkilerimiz Amerika için de temel ihtilâf konusu değildir.

Biz NATO’da kalacak mıyız, kalmayacak mıyız? Bu sorunun cevabını “Türkiye’nin yüksek menfaatleri nerededir?” sorusunun cevabında aramalıyız. NATO’nun bize hiç mübalağa etmeksizin, sağladığı menfaatleri vardır. Biz NATO içinde kalmazsak, hiçbir bedelle diğer bir tertip içinde veya tek başımıza aynı faydayı sağlayamayız. Şu noktayı unutmamalı: Nükleer iki devlet, karşı taraftan hangi devlet kopar, şartsız ve bedelsiz kendisine gelirse veya tek başına kalırsa, bunu arzu eder. Bu kayıtlar altında “NATO bir Amerikan emperyalizmidir, her şeyden evvel Amerika ile teması kesmeli” tarzında bugün temelde, aşırı solun yaptığı ve bunun dışında bazı çevreleri de etkileyen propaganda, Türkiye’nin menfaatlerine uygun değildir. Bu Türkiye’nin elinde bulunan, hangi ölçüde değerleri olursa olsun bir menfaati, hiçbir karşılık olmaksızın heba etmesi ve kaptırması demektir.

Biz NATO meselesinde, bu sebeplerle, mevcut bazı anlaşmalardaki hata ve eksikleri düzelttirerek, bu ittifakın yeni şeklinin içinde kalmak fikrindeyiz. Düzeltmeler ne olur? 1945’te bizim ısrarla dostluğumuzu Sovyet Rusya reddetti. Yeni bir dünya kuruldu ve biz onda yerimizi aldık. 25 sene sonra Sovyet Rusya’nın birinci derecede liderleriyle konuştum. Bütün kabahati Stalin’e yüklediler ve çok zarar ettiklerini söylediler. Türkler tahrik etmeyen, fakat varlığını ve menfaatlerini korumasını bilen bir millettir. Her durumda kendilerini kurtarma yolunu bulurlar. Bunu buradan dünyaya hatırlatırım..

Bu genel politika içinde Kıbrıs meselesini anlatalım.

Bizim felsefemizde, hükûmet bir dış meseleyle uğraşırken bütün siyasî kuvvetler ona yardımcı olmayı ilk görev bilirler. Biz hükûmette iken arkadaşlarımız da bu felsefeyi bulmadık. Ben Kıbrıs meselesiyle uğraşırken, içerde, siyasî muarızlarımız, bir defa kendileri iktidarı alırlarsa bu güçlüklerin kendilerine çıkarılmayacağını ve Kıbrıs işini hemen halledivereceklerini anlatmaya çalışırlardı. Bu da karşı tarafı, güçlük çıkarmakta teşvik ederdi. Zira bunlar, içimizde hükûmet değişirse, söylediklerini bize daha kolay yaptıracakları ümidine düşerlerdi. Tecrübesizliğe veriyorum. Çok sert bir tariz olarak hatırlatmak istemiyorum. Fakat düşününüz ki ben Washington’da, nadir bir fırsat olarak Amerikan devlet ricaliyle konuştuğum birkaç gün içinde burada koalisyon içindeki ortaklarımız hükûmet buhranı ilân etmişlerdir. Tarihte böyle misâl çok az zikrolunabilir. Bu tecrübelerden gelen siyasî ahlâkımızın icabı Kıbrıs meselesiyle uğraşan AP iktidarını mücadele günlerinde güç durumda bırakmamak olmuştur.

Önemli bir buhran devri geçti. Buhran geçmedi. Önümüzde hâlâ çetin günler var. Bir buhran geçer geçmez işi ciddîye almaktan vazgeçmek bugünkü iktidarın tedavi edilmez bir kusurudur. İbret veren tarafı kuvvetli bir misâl söyleyeyim. Kıbrıs buhranının yeniden patlama istidadında olduğu dünyanın bildiği bir gerçek değil midir? Yalnız Türkiye Dışişleri Bakanı bunu ciddîye almadan, Hindistan’da uzun ve yeni bir seyahate çıkabilmiştir. Şimdi bu hafif işaretten sonra ilâve ediyorum Kıbrıs meselesinin son mücadelesinde bazı iyi neticeler almışızdır. Bu neticelerin başında, Amerika Cumhurbaşkanının temsilcisinin çözüm tedbiri olarak federasyon şeklinden de açıktan bahsetmesi olmuştur. O yetkide bir adamın böyle bir zemine girmesi bizim dört yıllık mücadelemiz sonucudur. Bu mücadeleyi biz hangi şartlarda yürüttük, yukarda anlattım. Bunda, Türkiye’de her gün daha fazla kuvvet kazanan bilinçli kamu oyunun tesiri asla azımsanmamalıdır.

Bundan sonra, barış yoluyla bir olumlu sonuca ulaşmak mümkündür. Bu, çok ciddî çalışma ister. Büyük buhranlar olabilir. Hepsini göğüsleyecek kararda olmalıyız. Hükûmetin vaziyeti ciddîye alması lâzımdır. Biz, iktidarı büyük sorumluluk saydığımız gibi, muhalefeti de yalnız memleketi düşünen bir önemli ödev sayarız. Bu yolumuzda devam edeceğiz.

Sayın delege arkadaşlarım, sayın CHP’liler,

Kendinize güvenerek kesin karar ile önümüzdeki seçimlere ve yakın iktidara hazırlanacaksınız. Demokratik rejimde memleket ileriye doğru çok mesafeler almıştır. Bu yeni durumu memleket kalkınması, milletin kudretli olması için değerlendireceğiz. Böyle bir devir, halkımızın beklediği ve muhtaç olduğu devirdir. O devri getirmek, sizin seçimlerde canla başla çalışarak elde edeceğiniz sonuçlara bağlıdır. Sizin buna kudretiniz vardır. Olumsuz akımların gösterileri ruhsuz, devamsız ve aslında çürüktür. Onlara heves etmeksizin gerçekleri bu gözle görürseniz başarı sizindir. Unutmayınız ki bütün hayatı boyunca son zafer daima CHP’de kalmıştır.

Size sevgiler saygılar sunarım.

 

 

 

 

CHP Adana ve Samsun İl Kongrelerine Gönderilen Mesajlar[8]

Adana İl Kongresi’nde bulunmayı çok arzu ediyordum. Adana’daki parti teşkilâtımızın gelişmesini yakından izledim. Adana, bütün olumsuz şartlara ve tahriklere karşı gelerek CHP’nin ileri merkezlerinden birisi olduğunu ispat etmiştir.

Adana’da CHP, bütün denetlerden kuvvetli çıkmıştır. Önümüzde CHP’nin memleket kaderinde köklü mevkiinin yeni imtihanını bir daha vereceğiz. Adana’da CHP, Millî Mücadele’nin karanlık günlerinden gelmiştir. Ben, bu hâtırayı Adana için yüksek ve değerli bir itibarda da tutarım. Hiçbir şart ve güçlük, bizde bizi bekleyen yeni verimli gelişmelerin ümidini azaltmamıştır.

“Ortanın Solu” politikası, Adana için en uygun sosyal adalet politikasıdır. Vatandaşa anlatabildiğimiz nispette Adana’da verimli sonuçlar alacağız. Başarının tılsımı, Adana teşkilâtımızın elindedir.

Güç şartlar altında bizim Adana’da en yüksek neticeyi aldığımız taptaze aklımızdadır.

Önümüzdeki seçimlerin aynı neticeleri vermesini beklerim. Yeni seçimler, yeni imtihan günleri ve başarı fırsatlarıdır. İl kongresinin teşkilâtımıza bu inancı vererek dağılmasını isterim.

Hepinizin saygı ile gözlerinizden öperim aziz Adanalılar, sevgili arkadaşlarım.

[Samsun İl Kongresine gönderilen mesaj]

CHP Ortanın Solu politikası ile memleket ihtiyaçlarını tesirli ve ameli bir surette meydana çıkaran bir anlatma yolu bulmuştur. Sosyal adalet ilkelerini vatandaşlara iyi ve etraflı anlatınız. Göreceksiniz ki, vatandaş gerçekleri dikkatle dinleyecek ve iyice anlayacaktır. Seçimlerde ona göre oylarını kullanacaktır. Oyalanma ve deneme ile onbeş seneden beri beyhude vakit kaybediyoruz. Silkinip isabetli yola bir an evvel memleketimizin girmesi lâzımdır. Başarı anahtarı sizin elinizdedir. Bunları iyi kullanınız, iyi neticeleri kazanacaksınız.

 

 

 

 

 

Yeni Seçilen CHP İstanbul İl Yöneticileriyle Görüşmede Söyledikleri[9]

Saat 17.00’de İl merkezine gelen Genel Başkan İnönü, yönetim kurulu üyeleri ile tanışmış ve “İl Kongresi’ni fırsat sayıp arkadaşlar arasında parti politikasını ve günün meselelerini çok cesaretle açıkladım. Karı ile buzu ile İstanbul’da üç gün dinlendim.

Gazetelerden aldığım tesir müspeti ile menfisiyle benim düşündüğüm yoldadır. Beğenmeyenler olacaktır. Ecevit’in konuşmasının da çok olumlu tesir yaptığını öğendim” demiştir.

Daha sonra Parti içi meseleler ve seçimlerle ilgili görüşlerini belirten İnönü, teşkilâta şu tavsiyelerde bulunmuştur:

“Büyük seçimlere hazırlık halindeyiz. Ben şüphe ediyordum ki, bu yıl seçime giderler diye. Henüz bir karar yok, ama onlar da kendi aralarında münakaşa ediyorlar. İstanbul’da iyi çalışırsak iyi sonuçlar bekliyorum. ‘Mahalli seçimler siyasî bir sonuç sayılmaz. Bunlar, iktidarla alâkalı değildir. Az rey, çok rey almışız fark etmez, iktidar adamlarına rey verin ki, mahalli hizmetler başarılı olsun’ diye iktidar tarafından yapılan propagandaları önleyin. Genel seçimler için mahalli seçimleri almak çok yararlı olur.”

CHP Genel Başkanı İnönü, İstanbul il teşkilâtı yöneticileri ile yaptığı konuşmasında daha sonra parti içi ve parti dışı konulara da değinerek şöyle konuşmuştur:

“Parti içinde çok sıkıntılı ve buhranlı zamanlar geçirdik. Bu, parti içindeki kopmaların, 1923’den beri geçirilen en büyük ve en tehlikelisi olmuştur. Bu kopmayı önlemeye çalıştık. Bu iki yıl zarfında işbaşında bulunanlar, biz gideceğiz ve partiyi yok edeceğiz, düşüncesinde hareket ettiler. CHP’yi tahrip planı ile işe giriştiler. Ancak şunu da söyleyeyim ki, partiye hiçbir zaman hâkim olamamışlardır. Ama parti bu çözülmeden güçlü çıktı. Hakiki hürriyetini buldu. Parti teşkilâtımız, tehlikeyi gördü ve mücadeleden tertemiz çıktı.

Yine parti içi ayrılıklar çıkarıp son Kurultay öncesi gibi dalgalanmalar yaratmak istiyorlar. Onlar bize Ortanın Solunda tehlike vardır dediler. Oysa ki, biz aşırı soldaki tehlikeyi belirtiyoruz. Esasen teşvik ve himaye gören daima aşırı sağdır. Tarihte tehlike hep aşırı sağdan gelmiştir.”

 

 

 

 

 

İstanbul Gezisinin Ardından Parti Politikaları, Milliyetçilik Anlayışı ve Milli Bakiye Sistemi Üzerine Verilen Demeç[10]

Son İstanbul gezimden Ankara’ya çok memnun döndüm. Vatandaşlarımız arasında Cumhuriyet Halk Partisi’nin tutumu geniş bir anlayış ve takdirle karşılanmaktadır.

İki aylık Kıbrıs olayları, Meclis çalışmaları ve mevsim şartları dolayısıyla ara verdiğimiz geziler kongrelerle yeniden hız kazanmaktadır. Teşkilâtımız şuurlu bir şekilde seçime hazırlanmaktadır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde iki yıl suni olarak sürdürülen iç çekişme devri kapanmıştır. Son zamanlarda böyle çekişmeleri yeniden yaratabilmek hevesiyle girişilen bazı tahrikler görülüyor. Partinin yöneticileri ve yetkili kurulları arasında anlaşmazlık ve çekişmeler olduğu intibaı uyandırılmak isteniyor.

Bu gibi tahrik ve teşebbüslerin amacı, halkımız için bir umut ışığı haline gelen Ortanın Solu hareketine gölge düşürmektir.

1–İçimizde bir ihtilâf yoktur.

2–Sosyal ve ekonomik alanda anayasamızın emri olan düzen değişikliğini gerçekleştirerek yoksul halkın ıstıraplarına çare bulmak ve demokrasimizi daha sağlam temellere kavuşturmak kararındayız. Bu ülküye giden Ortanın Solu yolunda, bizi büyük ödevlerin beklediğine yürekten inanmışızdır.

3–Önümüzdeki seçimlerde büyük sonuçlar alabilecek duruma ulaşmışızdır. Teşkilâtımızın büyük mücadele günlerindeki gibi azimle çalışması bu sonuçları almamızı sağlayacaktır.

4–Millî Bakiye usulüyle, seçimlerde bütün vatandaş oy ve eğilimlerinin değerlendirmesi bizim eserimizdir. Bu usulün devamı ve küçük partilerin yaşatılması gerektiği kanaatimizi muhafaza etmekteyiz. Diğer partiler aleyhine iktidar partisiyle bir anlaşma yapmamız söz konusu olamaz. Biz politikamızı açık yaparız. Seçim sisteminde bütün partilerin mutabık olmalarına öteden beri önem veririz.

5–Ekonomik alanda da Milliyetçilik, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, kuruluşundan beri değişmez vasfıdır ve bağımsızlığımızın temel şartlarındandır. Bu milliyetçilik anlayışı ile, partimiz, ekonomik alanda bağımsızlığımıza yönelen tehlikelere vatandaşların ve sorumluların dikkatlerini çekmeyi ödev bilir. Boraks konusundaki uyarılarımız, bunun yeni bir örneğidir.

 

 

 

 

CHP Gaziantep Kilis İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj[11]

(...) Mesajda özetle şöyle denilmektedir:

“CHP yeniden memleketin kendi iktidarına muhtaç olduğu şartlar içinde bulunuyor. Seçmen vatandaş, tekrar tekrar denedikten sonra CHP’nin memleket idaresindeki yerini ve değerini kavramıştır. CHP içindeki ayaklanma da bizi daha da güçlendirmiştir.”

 

 

 

 

CHP Konya İl Kongresine Gönderilen Mesaj[12]

Konyalılar, aziz hemşehrilerim, sevgili vatandaşlarım;

İl Kongrenizde bulunmak için hazırlanmıştım. Ufak bir arıza geçirdim. Mübalâğa etmeyesiniz diye arızayı da söyleyeyim: Ayağımda ufak bir yanık kazası oldu. Bir, iki gün seyahat edecek vaziyette değilim. Onun için kongrenizde bulunamayacağım. Düşündüklerimi etrafı ile söylemeye çalışacağım.

Sevgili Konyalılar,

Sizi en eski tanıyanlardanım ve en iyi tanıdığımı da zannederim. Politikacılar, Konya’yı mutaassıp bir yer gibi farz ederler ve türlü oyunlarla onları avlamaya çalışırlar. Benim, kesin inancım odur ki, Konyalı’ya her şeyi cesaretle ve açık söylemek lâzım. Konya, köylüsü ve kentlisi ile memleketimizin en uyanık yerlerindendir. Devlet ve millet anlayışında görgüleri ve hükümleri, en nihayet ciddî ve köklü çıkarları yanındadır. Ancak bütün hilekârlar ve hile düşkünleri Konyalı’yı aldatmak için son derece umutla çalışırlar. Konyalı’yı doğru yolda yanımızda bulacağımızdan ve bizim hakkımızdaki insafsız ve hayasız iftiraları silkip atacağından ümidim hiç şaşmamıştır.

Aziz Konyalılar,

Biz, kırk yıllık Cumhuriyet Halk Partisi programını, bu zamanın kesin ihtiyaçlarını göze alarak Ortanın Solu yolu ile yeni ve ileri bir hamleye kavuşturduk. Ortanın Solu, köylünün ve kentlinin temel ihtiyaçlarını kısa zamanda doğru bir düzene bağlayacak esaslı bir politikadır. Zamanımızın ihtiyaçları şimdiye kadar bildiğimiz büyük çaba isteyen devirlere benzemez.

Millî Mücadele devrinde olduğu kadar, gelecek günler önemli ve tehlikelidir. Millî Mücadele’de düşman meydanda ve kurtuluş yolu zor, ancak herkesin anlayacağı kadar belli idi. Şimdi ise, tehlikeler aynı derecede büyüktür. Ancak apaçık ortada görünmez.

Hasımlarımızın insafsız uydurma ve aldatmaları da o nispette faaldir. İki-üç sene sonra herkesin görebileceği kadar meydana çıkacak tehlikeleri, bugün vatandaşın gözünden gizleyip, onu aldatmak için çaba sarf etmektedirler. Biz, geçmişte olduğu gibi şimdi de ilerde daha belirgin hale gelecek tehlikeleri ve bunları önlemenin çarelerini önceden göstermeye çalışıyoruz.

Meselelerimiz

Kısaca meselelerimizi söyleyeyim:

Milletin okutulması bizde öteden beri bir meseledir. Şimdiye kadar, bilim, okuma dediğimiz şey, okuyup yazma öğretmekle büyük ölçüde tamamlanırdı. Bu gün o devirdeyiz ki, yalnız okuyup yazmayı değil, çeşitli yüksek ilimleri bilen adamları geniş ölçüde yetiştirmek lâzımdır. Köylü ve kentlinin geniş kabiliyetli evlatlarını bulup, onları devlet imkânları ile yetiştirmek lâzımdır.

İktisadî ve siyasî meseleler de bu derece anlaması ve anlatılması önemli olan mahiyet kazanmıştır. Vatandaşın karşısına geçip onu aldatarak zamanın biliminden, zamanın ihtiyacından yoksun bırakmağa çalışanların memleketin geleceğine büyük fenalık yaptıklarını bilmenizi isterim.

Sevgili Konyalılar,

Ortanın Solu’ndaki Cumhuriyet Halk Partisi, iktisadî yoksulluk içinde bulunan vatandaşları düşünüp, onların durumunu düzeltmek çabasındadır. Devletin bütün şartları yoksul vatandaşın durumunu düzeltmek için çalışacaktır.

Türlü iftiralar

Sosyal adaletten bahsedenleri türlü iftiralarla lekelemeye kalkışanları, vatandaşın önünde kısa bulunan zamanları heba etmek isteyen gafiller, hilekârlar ve gözleri kararmışlar, olarak görmelisiniz. Önümüzdeki seçimlerde, uyanık, gerçekleri görür Konyalıları yanımızda bulacağız. Vatan kurtuluşunu onlarla beraber yapacağız. Millî Mücadele’de de böyle oldu. Nihayet son safhada, Konya, Güney bölgemiz ile Yunan cephesi arasında maddi manevî bir kuvvet hazinesi gibi kaldı ve Konya bu ahlâki ve siyasî anlayışı ile evvelâ Güney Cephesi’nin, sonra Garp Cephesi’nin kurtuluşunu hazırladı. Şimdi gerek dış politika, gerek kalkınma ve ilerleme çabasında durumumuz aynı derecede nazik olmuştur. Konyalıları bu büyük çabada gerçekleri gören, yakın yardımcılarımız olarak biliyoruz. Seçimlerde canla başla çalışacaksınız. Memleketin gelecek meselelerini sizinle beraber halledip, gelecek tehlikeleri önleyeceğiz.

İhtilâflar bitti

Aziz hemşehrilerim,

Parti içinde ihtilâflar bitmiştir. Parti içinde ciddî ihtilâf zamanı geçirdik. Bu zaman, çok zararlı ve tehlikeli idi. Düşününüz ki, CHP’yi iç çekişmelerle harap edip dağıttıktan sonra yeni partilerini kurmayı kararlaştırmış olanlar, iki sene partimizi içinden yıkmak için her insafsızlığı yapmışlar, her hesabın peşine düşmüşlerdir. Muvaffak olamadılar. Bu, ancak kolay aldatacaklarını sandıkları partili vatandaşların sağduyuları ve gerçekleri görmeleri sayesinde olmuştur.

Partiden her türlü ümitleri kesilmiş olanlar, şimdi Cumhuriyet Halk Partisi’ni belli rakipleri ve hasımları karşısında zayıf düşürmeye çalışıyorlar.

İktidar, bize, geçmiş nifakçılara güvenerek, demokrasi dersleri veriyor, bizim, iktidar hevesi ile yanıp tutuştuğumuzu anlatmaya çalışıyor.

Tek işaret

Millî İrade ve demokratik rejimin taraftarı olup olmadığını belli eden bir tek işaret vardır. Seçimle iktidara gelen, seçimle iktidardan gitmeyi kabul ediyor mu etmiyor mu? Meselenin mihenk taşı budur.

İktidara gelinceye kadar millî iradeden bahsedenlerin Türkiye’de bir kere iktidara geldikten sonra bir daha gitmemek için türlü marifetlerin yoluna düştükleri görülmüştür. İktidarda bulunduğu zaman kendi ihtiyarı ile seçimleri hazırlayıp, iktidarı bırakmanın örneğini Cumhuriyet Halk Partisi vermiştir.

Meselenin ruhu

Meselenin ruhu, bir defa iktidara geldikten sonra, türlü marifetlerle bir daha iktidardan gitmemenin yoluna heves etmemektir.

Demokratik rejimi, millî irade usullerini bilen ve yerleştiren biz olduk. Memleket dış tehlikeler karşısında olduğu vakit her şeyi unutan ve memleketin hükûmetini açık yürekle destekleyen gene biz olduk. Gelecek seçimler için doğru yoldan ayrılmamalarını, seçim marifetlerine, iktidarda kalabilmek için baskı ve aldatma usullerine heves etmemelerini iyi niyetle tavsiye eden biziz.

Vatandaşı bizim aleyhimizdeki iftiralarla aldatmaya çalışanları, vatandaşın sağduyusuna havale ederiz.

Sevgili Konyalılar, seçime kadar size geleceğim. Şimdilik sevgilerimi ve saygılarımı sunarım.

 

 

 

 

 

CHP Konya İl Kongresine Gönderilen Mesajda Değinilen “İrtica Tehlikesi”ne İlişkin Ulus Gazetesi ile Yapılan Söyleşi[13]

– Konya mesajınızda, “Millî Mücadele devrinde olduğu kadar, gelecek günler önemli ve tehlikelidir” dediniz. Bu sözlerinizle kastettiğiniz tehlike nedir?

– Memlekette irticaın geniş ölçüde teşvik gördüğü ve irticaa müstenit bir seçim ve iktidar düzeni yaratılmak istendiği bellidir. Bundan büyük tehlike olamaz.

– İktidara mensup bazı yorumcular, daha önceki konuşmalarınızla Konya mesajınız arasında çelişme olduğunu ileri sürüyorlar. Daha önce “İktidarın iyi yolda olduğunu” söylediğinizi, Konya mesajınızda ise karamsar bir tablo çizdiğinizi yazıyorlar.

– Konuşmalarımda hiçbir çelişme yoktur. Ben iktidarın iyi yolda olduğunu Kıbrıs buhranı sırasında o meseleyle ilgili olarak söyledim. Sabit bir fikre sahip değilim. Hükûmeti desteklenecek yerde desteklerim. Destekleme fikrimin ve kararımın, destekleme fikrime zıt olan iç huzur konularında vasıta olarak kullanılmasına asla müsaade etmem.

Bunlar sabit fikirli politika tâkip edenlerin cevaplarıdır. Biz sabit fikirle muhalefet yapmıyoruz. Ve çok insafsızlığa, müsamaha ile göz yumup, bunları mesele yapmamaya çalışıyoruz. Buna çok misâl verebilirim.

Bir parti lideri de Konya mesajımı uydu politikası izlememek şeklinde yorumlayıp, NATO aleyhinde netice çıkarmaya çalışıyor. Bunlar lâf oyunları. Uydu politikasının herkese karşı aleyhindeyiz. Sabit düşmanlık yok.. Normal, eşit ittifak muamelesi var. İttifakların medenî, eşit ölçüler içinde kullanılması var.

– Bahsettiğiniz, irticaa dayalı seçim ve iktidar düzeni kurma niyetleriyle, iktidarın Meclise getirmekte olduğu yeni tasarılar arasında ilgi var mıdır?

– Şimdi Meclise İçtüzük tadili getirilmektedir. Bunu Seçim Kanunu Tasarısı takip edecektir. Bunları geçirirlerse ve seçimde de netice alırlarsa Anayasayı değiştirmek isteyeceklerdir. Anayasayı değiştirecek bir çoğunluğun peşindedirler ve Anayasanın, Adaletin, Ordunun, Cumhuriyetin temellerini tam tersine çevirme çabasındadırlar.

Bunun karşısında seçmene başvuruyoruz. Seçmenden başka çaremiz yoktur. Ve seçmenden başka çareyi kabul etmiyoruz.

– Bahsettiğiniz tehlikeler önlenebilecek midir?

– Ben iyimserim. Çünkü devrimizde Anayasa düzenini ve sosyal adalet ilkelerini muhafaza edecek, kuvvetli, kudretli, bilinçli bir vatandaş kütlesi var. Bundan dolayı iyi günler göreceğimize eminim. Bütün güçlükleri yeneceğimize güveniyorum.

 

 

 

 

CHP Maraş İl, İzmir İl Gençlik Kolu, Gaziantep ve Aydın İl Kadın Kolları ile Malatya Merkez İlçe Kongreleri’ne Gönderilen Mesajlar[14]

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, dün partisinin Maraş İl, İzmir İl Gençlik Kolu, Gaziantep ve Aydın İl Kadın kolu ile Malatya Merkez İlçe Kongreleri’ne gönderdiği mesajlarda, mahalli idareler ve kısmi senato seçimlerine büyük önem vermelerini istemiştir. Maraş İl Kongresi’ne mesajında İnönü, “Mahalli seçimlerin siyasî tesirleri yoktur diyerek önemsiz göstermek, zararlı bir yorumdur ve iktidar çevrelerinin propagandasına uygundur. Mahalli seçimlerde ne kadar müsait netice alırsak, vatandaşa partimizin programını o nispette iyi tanıtmış oluruz. Sonra bir noktayı dikkatinize arz etmek isterim. 1968’de iktidar partisinin büyük seçimlere karar vermesi de ihtimal içindedir” demiştir.

Genel Başkan, İzmir İl Gençlik Kolu Kongresi’ne yürekten başarılar dilemiş ve “İzmir İl Gençlik Teşkilâtı’nın yeni bir hamle ile ortanın solu yolunda partimize canlılık vermesini diliyorum” demiştir.

CHP Genel Başkanı İnönü, Kadın Kolları Kongreleri’nin yapıldığı Gaziantep ve Aydın’a gönderdiği mesajlarda da, kadın kollarının seçimlerde çok faal vazife sahibi olduklarını düşünerek yönetim kurullarını kuracaklarını unutmamalarını istemiş, CHP’nin kaderinde bu kolların müstesna tesirini hissettirmenin bütün partiler için önemli vazife olduğunu söylemiştir. İnönü demiştir ki:

“Cumhuriyet, kadın hakları, kadının siyasî hayatta yüksek rolü, kadının eğitimde başlıca ödevi konularında temel alarak kurulmuştur.

Cumhuriyet Halk Partisi, başlıca, kadın kollarının çalışmasına ve onların ideal kuvvetlerine dayanır. Seçimlerde başarılar diler, saygılar sunarım.”

 

 

 

 

CHP Gaziantep, İçel, Eskişehir ve Bursa İl Kongrelerine Gönderilen Mesaj[15]

Aziz Hemşehrilerim, İl Kongrenizi saygıyla selâmlıyorum. Kongrenizde memleket meselelerini inceleyeceksiniz. Bu sene Kıbrıs sorunu dolayısıyla geçirdiğimiz dış politika buhranı sırasında, dışarıya karşı memleketin gücünü kemâliyle göstermek için büyük gayretler sarf ettik.

Dış politika dâvasında Türkiye’nin bir kudretli millet gibi yenilmez olduğunun bilinmesi, dış politikamızın daima esası olacaktır.

Bu esnada iç politika meselelerinde mümkün olduğu kadar sükûnetli olmağa çalıştık. Şimdi, iktidar çevreleri, iç politika konularını şikâyet edilecek şekiller üzerinde, olup bitti gibi yürütmek hazırlığında görünüyor. Seçim kanunlarında yapılmak istenen değişiklikler daimî ıstırap konusu olacaktır. İktidarın Anayasa düzenini zayıf düşürmek için çabaları dikkati çekmektedir. Bu meseleler, memleketin siyasî huzuruyla yakından ilgilidir. Bugün bizi Ana Muhalefet Partisi olarak kaygılandıran başlıca temalar bunlardır.

Memleketin iktisadî dertleri, sosyal adalete dayanan geniş hamlelere muhtaçtır. Bu ihtiyacı göstermek için tâkip ettiğimiz Ortanın Solu hamlesi, vatandaş gözünde anlayışla karşılanmıştır.

Cumhuriyet Halk Partililer bu konuları, kalkınmanın esas unsurları sayacaklardır. Vatandaşa fikirlerimizi anlatmak için bütün partililerin canla başla çalışmasını mutlaka sağlamak lâzımdır.

İliniz vatan bünyesinde güçlü ve çok etkili bir ilimizdir. Çevremizde parti teşkilâtımızın çalışmaları iyi neticeleri sağlayacak bir çaba içinde yorulmaz, sarsılmaz bir güçle kendini göstermelidir. Her başarı, dâvalarımızı vatandaşa anlatmamıza bağlıdır.

Sevgili Hemşehrilerim,

1967 yılında parti bünyesinde yaptığımız mecburi tasfiye ameliyesiyle büyük bir imtihan geçirdik. Cumhuriyet tarihinde bir partinin kendi içinden yıkılması teşebbüsünün bu kadar insafsızı görülmemiştir. Vahim tehlikeden partimiz, yalnız teşkilâtının sağ duyusu, idealistliği ve CHP ilkelerine bağlılığının kuvveti ile çıkmıştır.

Atatürk’ün en büyük eseri olan Cumhuriyet Halk Partisi’ni sistemli bir surette tahrip etmek isteyenlerin “Atatürkçülük Perdesi”ni siper yapmaya kalkışmaları, görülmemiş bir aldatma teşebbüsüdür.

Parti teşkilâtımızın açıkça bilmesini isterim. Cumhuriyet Halk Partisi’ne bugün en uzak olan Cumhuriyet Halk Partisi’ni tahrip etmek isteyen siyasî rakiplerin en insafsızları yerinde bulunanlar, 1967’de partimizi yıkmak isteyerek ayrılmış olanlardır.

Bu gerçekleri bilerek Cumhuriyet Halk Partililer’i ve vatandaşları uyarmak her partilinin önemli vazifesidir.

Saygılar sunar, gözlerinizden öperim. Sevgili Hemşehrilerim.

 

 

 

 

AP Hükümetinin Meclis İç Tüzüğü ve Seçim Yasası Değişikliği Çabalarına İlişkin Yapılan Açıklama[16]

Bir kaç günden beri Sayın Başbakanın sözleri, iktidarın niyetlerini elle tutulur teklifler ve tedbirler halinde şekillendirmeye başlamıştır. Özellikle, Başbakanın dün AP Grubu’nda yaptığı konuşma ve bu grup toplantısından sonra yayınlanan bildiri, AP iktidarına göre fevkalâde tedbirlere başlama zamanının gelmiş olduğunu göstermektedir.

İç tüzük değişikliği, görünen ilk teşebbüstür. Bunun gerekçesi muhalefet partilerinin Anayasanın gensorularla ilgili 89. maddesinin engelleme maksadıyla kullanılmasını önlemektir. Bu bahane ile iç tüzükte yapılmak istenen değişikliğe göre; Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri dışında Meclis ara verme kararı almış sayılacaktır. İç tüzük değişikliği ile ne kadar suni bir mekanizma yaratılmak istendiğini anlamak ve tedbirinin mahiyetindeki ciddiyetsizliği göstermek için bunu belirtmek kâfidir sanırım.

Bu suni tedbir, muhalefetin sık sık engelleme yaparak Meclis’i kanun yapamaz hale getirdiği iddiasına ve Seçim Kanununu kolaylıkla değiştirmek arzusuna dayanmaktadır.

Gerçekte Mecliste engelleme çığırını aşmış olan AP’nin kendisidir. Mecliste ilk engelleme teşebbüsü, 1964 yılında AP tarafından millî bakiye sistemine karşı yapılmıştır. 1965’de AP, Meclisteki bütçe müzakerelerinin başlangıcında, memleketi bütçesiz bırakmak tehlikesi bahasına, üçüncü karma hükûmeti düşürme tertibine giriştiğinde, CHP güvensizlik oyu almış olmasına rağmen, büyük bir sorumluluk anlayışı ile memleketin bir gün bile bütçesiz kalmaması için yeni iktidara azami kolaylığı göstermiş, herhangi bir engellemede bulunmamıştı.

AP dışında, CHP’nin de dahil bulunduğu ve bütün muhalefet partilerinin birlikte yürüttükleri engelleme ancak bir defa, 1966 yılında AP’nin seçim sistemini değiştirme teşebbüsüne karşı yapılmıştır. CHP veya başka bir muhalefet partisi, Mecliste AP iktidarına karşı başka hiçbir engelleme teşebbüsünde bulunmamıştır. İktidar, istediği kanunu, Meclisten geçirmek imkânını daima kolaylıkla elde etmiştir.

Şu sırada da Mecliste, vatandaşın huzurunu, refahını ve sosyal güvenliğini ilgilendiren pek çok kanun tasarı veya teklifleri vardır. Fakat halk yararına kanun teklif veya tasarılarının kanunlaşması için hiçbir istical göstermeyen, bu gibi teklif veya tasarıları, aylarca, hattâ yıllarca komisyonlarda geciktiren veya gündemde erteleyen iktidar partisi, vatandaşlara refah veya iyilik getirici hiçbir yönü bulunmayan, ama memleketi vahim bir rejim buhranına sürükleyeceği apaçık görülen emellerini bir an önce gerçekleştirmek için büyük bir telâş içindedir.

Şimdi yeniden seçim kanununda tasarladığı değişikliği gerçekleştirmek istemektedir. Biz, buna karşı bir engelleme kararı vermiş değiliz. Ancak, gerek İç tüzükte gerek Seçim Kanunu’nda yapılmak istenen değişikliklerden güdülen amacın tehlikeleri hakkında aziz vatandaşlarımızı uyarmayı görev biliriz.

Son günlerde Mecliste görüşülen gensoru önergelerimizden biri, bütün Türk milletini üzmüş olan Kayseri-Sivasspor olayları dolayısı ile aylar önce verilmesi kararlaştırılmış, fakat Kıbrıs buhranı sırasında ertelenmiş bir önerge idi. Diğeri de, bir Bakanın mutlâka hesabı sorulması gerekecek kadar açık partizanlığı ile ilgili idi. AP’nin niyetlerinden biri, küçük partilerden kurtulmaktır. İkincisi, vatandaşın kendisine verdiği oylar bakımından hakkı olanın çok üstünde TBMM üyeliği elde ederek bütün emellerini gerçekleştirmek imkânına kavuşmaktır. Millî bakiye sistemi kalktığı taktirde küçük partilerin bundan men edilmesinde hiçbir fayda görmüyoruz. İktidara göre, bazı küçük partilerin tutum ve faaliyetleri mahzurlu olabilir. Fakat o partilerin Meclis dışında kalmaları bu zararı azaltmaz, arttırır. Herhalde küçük partilerin Mecliste temsil edilmesinde AP’nin düşündüğü mahzur, kendisinin az oy ile temin etmek istediği mutlâk kudretin doğuracağı mahzurlar yanında hiç kalır.

Mevcut seçim mevzuatında düzeltilmesi gereken hususlar vardır. Bilhassa, seçmen kütükleri ile ve ön seçim ile ilgili hükümlerin mutlâka düzeltilebilmesi gerektiğini uygulamalar, açıkça ortaya çıkartmıştır. AP’nin bunlar üzerinde hiç durmayıp seçim sisteminin bütün zaafını millî bakiyede ve küçük partilere verdiği temsil imkânında görmesi çok yanlıştır. Bizim öteden beri teklifimiz ve iktidara telkinimiz şudur: Tarafsız bir ilim heyeti kurulsun ve parti temsilcilerinin de yardımı ile bu heyet etraflı bir çalışma yaparak Seçim Kanunu’nun bütün aksayan yönlerini çözecek tedbirleri bulsun. Sayın Başbakana muhtelif vesilelerle bu yolun faydasını izaha çalıştım. Fakat öyle görülüyor ki, Sayın Başbakan her istediğini yapabilecek bir duruma gelmek için yalnız aklına gelen her tedbiri almakta kararlıdır. Devletin bütün kuvvetlerini kendileri ile beraber görenlerin böyle bir kararla doğru yoldan ayrılmalarının kendilerine de, memlekete de hiç bir fayda sağlamadığı tecrübe ile görülmüştür. Bugünkü iktidarın doğru yoldan ayrılmakta ısrar etmemesini temenni ederim.

Bugün dünya, bir hafta sonra barış var mıdır, yok mudur, onun kaygısı içindedir. Yalnız Türkiye’dir ki, gerek irtica yolundan, gerek iktidarda bulunanların haklarından fazla bir kudret elde etme hevesi içinde olmaları yüzünden ciddî bir iç politika mücadelesine sürüklenmeye başlamıştır.

Bunun tehlikesini her surette işaret etmeye çalışıyorum. İktidara, tabiî olmayan yollara girmekten, memlekette siyasî huzuru bozucu teşebbüslerden kendini sakınmasını hatırlatmak vazifemizdir.

 

 

 

 

CHP Giresun İl Kongresine Gönderilen Mesaj[17]

Giresunlular, sevgili vatandaşlarım,

İl Kongrenizi sevgilerle selâmlıyorum.

İl Kongrenizde bulunmayı çok arzu ediyordum. Bulunsaydım belki makbule de geçecekti. Şaka ile söylüyorum, gerçekten imkânım olmadı.

Seçimlerden evvel büyük bir kongre yapıyorsunuz. Böyle zamanlarda CHP’nin siyasî tarihinde yer tutmuş illerden biri olarak, sizi mutlaka hatırlarım. Geçmişte de seçim tertiplerine karşı ıstırap çekmiş ve ıstırap çektiğini göstermiş olan yerlerden birisiniz.

Giresun, mahsullerinin özelliği itibariyle de sosyal dertleri çok olan yerleri-mizden biridir.

İlk günlerin isnat ve iftira sağanakları zamanla durulduktan sonra, Ortanın Solu politikasıyla CHP’nin vatandaş dertleri içine ne kadar yakından ve ne derece derinden girmiş olduğu göze çarpmıştır. Şimdi her yerde bizi, en sade görünen vatandaş kolay anlayacak bir hale gelmiştir.

Seçim şartları her şeyden önce vatandaşın anlayışına dayanır. Demokratik rejimin henüz elli seneyi bulmayan yeni gelişmesinde en büyük hasım, demokratik rejim taraftarı olanların, kolayca, isnatlara ve iftiralara hedef olmalarıdır. Bu devri artık geçirmeğe başlıyoruz. Fakat geçirmek, daimî olarak CHP teşkilâtının sorumluluk ve vazife severlik duyguları içinde canla başla çalışmalarına bağlıdır.

Siz şimdiden, politika esaslarında vatandaşı uyarmak, seçim mekanizmasında bütün küçük işleri önemli görerek kusursuz yapmak anlayışı ile çalışırsanız, seçimde yeni neticeler mutlaka alırız.

Sevgili vatandaşlarım,

Zaman her memlekette büyük süratle ve geniş hamlelerle ilerliyor. Yavaş yürüyenler, ufak adımla yürüyenlerin karşısında bulundukları tehlikeler büyüktür. Kültürde, ekonomide, sosyal meselelerde millet ihtiyaçlarını gidermek için iktidar sahibi olmamız lâzımdır, fikrini belirterek söylemek istiyorum.

Siz, CHP’ye güçlüklerden, vefasızlıklardan geçtiği günlerde kayalar gibi ona destek oldunuz. Kendi anlayışınız ve iradenizle CHP’yi ayakta tuttunuz, kurtardınız, büyük hizmet yollarına onu tekrar kavuşturdunuz. Gelecek seçimlerde alacağınız olumlu neticeler partimize ve o yoldan memleketimize büyük ilerlemeler, yükselmeler sağlayacaktır.”

Size yürekten saygılar, sevgiler sunuyorum aziz Giresunlular, sevgili hem-şehrilerim.

 

 

 

 

CHP Hatay ve Trabzon İl Kongrelerine Gönderilen Mesajlar[18]

İnönü, Hatay İl Kongresi’ne gönderdiği mesajında ortanın solu politikasını uygulayabilmeleri için iktidara gelmeleri gerektiğini belirterek şöyle demiştir: “Sosyal adalet ve ortanın solu hamlesi, yakından biliyorum ki, özellikle Hatay’da ilgi çekmiştir ve gene Hatay’da benimsenmiştir. Gelecek seçimlerde ve bu yoldan gelecek idaremizde Hataylı vatandaşlarımız ortanın soluna dayanan bütün reformları destekleyeceklerdir.”

Hatay üzerindeki emeller

İnönü daha sonra, Hatay’ın Millî Kurtuluş Savaşı sırasında ki başarılarından bahsetmiş ve “Hatay üzerine haksız emellerin tamamıyla sönmüş olduğu söylenemez. Fakat, Hatay’ın aziz kaderinin, bütün Türkiye’nin kaderinin bağlandığı bir sütun olduğu açıkça söylenebilir” demiştir.

Hatay’da görev yapan öğretmenlerin durumuna da değinen İnönü “Hatay’da öğretmenlerimiz kültürün, cumhuriyet ve inkılâp ilkelerine bağlı olarak gelişmesi için sarf ettikleri gayretlerle takdiri celp etmişlerdir. Öğretmenlerimizin her yerde memleket ve millet ilerlemesine ilgileri gibi, Hatay’daki yakın gayretlerinin de görücüsü ve minnettarıyız” demiştir.

Hatay’da toprak meselesinin özel bir durumda olduğunu bildiren İnönü “Toprak Reformu bütün memlekette koruyucu ve kurtarıcı bir hamlenin temeli olacaktır. Hatay’da Toprak Reformu hamlesi daha ziyade dikkati celp edecek feyizli bir netice verecektir” dedikten sonra şunları eklemiştir:

“Ortanın solu ve sosyal adalet fikirleri Hatay’da zengin ve fakir her tabakadan vatandaşlarımızdan destek ve itibar görmektedir. Burada özellikle Toprak Reformu’nun aleyhinde olan mahdut vatandaşlar bizden uzak kalmışlar, hattâ partiden ayrılmalarına Toprak Reformu’nu bir bahane saymışlarsa, bu olay mahdut insanlar arasında kalmıştır.”

CHP’den ayrılanlar

Genel Başkan İsmet İnönü, Trabzon İl Kongresi’ne gönderdiği mesajda, Trabzon İl Teşkilâtı’nda ortanın solu üzerinde açılan tartışmalar sebebiyle esefli bir bölünme olduğunu bildirmiş, ayrılıkları anlatarak “Bizden ayrılanların yeni kurdukları parti, fikir olarak ve idarecilerinin CHP’ye reva gördükleri haksızlıklar örneği olarak, CHP’nin bütün hayatında gördüğü haksızlıkların en büyüğü olmuştur” demiştir.

İnönü daha sonra partiden ayrılanların kırıcı sözlerini işitmezlikten geldiği isnatlarına temas etmemeğe çalıştığını, CHP’nin büyük seçimler karşısında olduğunu, gelecek yıl milletvekili seçiminin yapılacağını, gerek mahalli seçimlerde, gerek genel seçimlerde iyi neticeler alınması gerektiğine işaret etmiş, seçimlerin kazanılması için seçmeni sandık başına götürmenin şart olduğunu bildirmiş ve “Dâvalarımızı vatandaşlarımıza iyi anlatınız. Vatandaşlarımızı her gerçeği değerlendirecek bir yüksek seviyede kabul ederiz. Her geçeği vatandaşa apaçık söylemeye önem veririz. Biz CHP’liler, ileri hamlelerin düşünücüsü, anlatıcısı ve yürütücüsü olarak iyi niyetle olan veya olmayan bütün tutucu kuvvetlerin hücumuna, hattâ itirazına uğramışızdır. Uğramaktayız. Bütün olumsuz şartları göğüsleyecek cesaretimiz vardır” demiştir.

 

 

 

 

CHP Rize İl Kongresine Gönderilen Mesaj[19]

Güç şartlar içinde CHP’yi daima ileriye götürmüş olan Rize teşkilâtımızın günümüzde önemli bir yeri vardır.

CHP’nin, vatandaşın sosyal ihtiyaçlarını ön plâna alan ortanın solu hamlesi, Rize’de vatandaşlarımız tarafından iyi bir anlayış görmüştür. Kesin olarak inanıyorum ki, ortanın solu yolunda CHP sağda ve solda aşırı akımlara karşı olumlu ve kudretli istinat duvarlarını kurmuştur. Ortanın solu, sosyal düzeni doğru işler bir hale getirmek için bütün kudreti göstermektedir.

İlk günlerin haksız ve insafsız olan isnatları ve bilgisizlikleri, zaman ile aydınlığa kavuşmuştur. Gelecek günler daha verimli ve daha aydınlatıcı olacaktır. Önümüzdeki seçimlere bu şartlar içinde gidiyoruz.

Rizeliler, aziz hemşehrilerim,

CHP’nin, Toprak Reformu yolundan az toprağı çok değerlendirme politikasını Rize’de vatandaşın anlaması kolay olacaktır. Çay mahsulü gibi az topraktan çok vatandaşın istifade edebilmesi yolu CHP tarafından Rize’de keşfolunmuştur. Eğer sosyal ihtiyacı ön plâna alarak kurduğumuz çayın nefasetini korumak gayreti ihmal edilmezse Rize çayından her surette istifademiz daima artacaktır.

Rize’de tarım hayatımıza özel bir gelişme vermiş olan çay mahsulünden bahsederken bütün memlekette toprak üzerine yapılacak reformun temel faydalarını belirtmek istiyorum.

Toprak Reformu türlü fenni tedbirleri yanında, temel olarak, toprak mülkiyetindeki adaletli bir yaygınlığa dayanmaktadır. Toprak Reformu’nu, toprak mülkiyetini kaldıracak şekilde bir isnada götürmek, tamamıyla haksız bir iftiradır. Burada Toprak Reformu’ndan özellikle bahsedişim, bir ölçüde toprak mülkiyeti iyi ve isabetli konular üzerinde değerlendirilirse çok vatandaşa fayda getireceğini belirtmek içindir.

Sosyal ihtiyaçların her birinde böyle bir özellik vardır. İsabetli tedbiri bulmak, sosyal ihtiyaçları, yani ortanın solunu temel almağa bağlıdır. Rizelilere ortanın solunu ne kadar iyi anlatırsanız, çalışkan ve her tarafa yetişebilen Rizeliler eliyle dâvamızı bütün memlekete iyi yaymış olursunuz.

Rizeliler sevgili hemşehrilerim,

Seçimlere ehemmiyet vereceksiniz. Seçim Kanunu’nun eksikliklerini düzeltmek için tekliflerimizin ve çabalarımızın itibar göreceğini bilmiyoruz. Seçim mekanizmasının işlemesinde eksikliklerin birçoğunu kendi gayretlerinizle tamir etmeğe çalışacaksınız. Vatandaşa fikirlerinizi iyi anlatacaksınız. Kütüklerin kontrolünde sandık başına gelmekte ihmal göstermeyeceksiniz. Siz benim dediklerimi yapınız.

İktisadî düzenden vatandaş derin ıstırap çekmektedir. Vatandaş ıstırabının cevabını seçimde göstermeye istidatlıdır. Elverir ki siz ona doğru yolda yardımcı olasınız ve size yöneltilen haksız iftiraları karşılamaya hazır olmalısınız. Seçimlerde iyi netice almak hakkımızdır. İyi netice almak mümkündür. Size başarılar dilerim. Hepinize sevgiler, saygılar sunar, gözlerinizden öperim.

 

 

 

 

 

CHP Meclis Grup Toplantısında Basının Eleştirileri, Meclis Çalışmaları, Dış Politika ve Parti Çizgisine İlişkin Yapılan Konuşma[20]

(...) İnönü özetle demiştir ki:

“İşlerimizin çok zamanı bugün bütçe ile geçiyor. Bundan evvel Mecliste konuşmalar ve memlekette geniş ölçüde temaslar yaptık. Şimdi kongrelerimiz var. Bunlar hem teşkilâtın tabiî vazifesi sayılır, hem seçime hazırlık için gerekli ve iyi bir ortam. Biliyorsunuz ve unutmayınız, seçime hazırlık zamanındayız.

Umumî efkâr önünde durumumuz tenkit olunuyor. Gazeteler, hattâ bize öteden beri dost olan gazeteler karşımızda vaziyet almış görünüyorlar. Bunları ben olumsuz görüşler olarak karşılamıyorum. CHP bugün, ana muhalefet partisi olarak, iktidar partisinin olduğu gibi, kendi tutumuyla halk oyunun ilgilendiği partidir. CHP’yi halk bunca zamandan sonra yakından bildiği bir parti sayar. Onun için ben, bizim hakkımızdaki yermeleri istifade ile değerlendirmeğe çalışırım. Bu gözle bakarım. Bizim içimizde olan meselelere gazetelerin eleştirilerine, yazanların mizacına göre bakarım. Böyle değerlendirdiğimiz içindir ki, hiç telâş etmiyorum.

Biz, büyük bir parti olarak daima kamu oyunun yorumları önünde bulunacağız. İyi teşhis koymak şartıyla kendi doğru yolumuzu bulacağız.”

Meclis çalışmaları

İnönü daha sonra, Meclis çalışmalarına temas etmiş ve şöyle demiştir:

İktidar, Seçim Kanunu’nu geçen yıl da Meclisten çıkarmak istemişti. O zaman bunları önlemeğe çalıştık ve fikirlerimize karşımızdakilerden itibar istedik. Bu semere vermeyince, mukavemet ettik. Mukavemeti bir engelleme haline getirmeyi ben şahsen doğru bulmuyordum. Öteden beri, arkadaşlarım bilirler, engelleme yolu ile meclisi çalıştırmamaya, buna arzu olunacak bir silâh olarak hiç bir zaman ısınmadım. Önceki yıl çok mecbur olmuştuk. Bir defa denedik. Bu yıl bunu istemedim. Bir defa sayımız azdı. İkincisi muhalefet partileri içinde işbirliği olmamakla beraber, aleyhimizde tertipler çoğaldı. Teşebbüs edeceğiz; muvaffak olamayız diyordum. Bununla beraber, tartışma sırasında bir defa yapalım demiş bulundum. Daha sonra yapmayalım dedim. Bu husustaki tereddüt benim kusurumdur. Yalnız ben mütemadiyen öğrenen bir adamım. Benim tabiatıma göre, büyük adam, küçük adam; kalabalık heyet, dar heyet; ben bunlara bakmam ve yapmak istediğim ne ise yaparım. Hiç de müteessir olmam. Hattâ iktidarla temas ederken, iktidarın başında olanlara bir şey yapıyorsunuz, vazgeçmekle kusur ettiniz sanmayın, bilginiz tecrübeniz artıyor derim.

Sabit fikirle politika olmaz. Kusurlar yapıldığı zaman iyi niyetle olmuştur. Kasıd yoktur. Böyle değerlendirirsek, onları bir ölçüde bırakmağa çalışırız.

Engelleme yapmayacağız

Mecliste engelleme yapmayacağız. Kanun içinde mukavemet edeceğiz. O kanunlara olumsuz oyumuzu veririz. Anayasaya aykırılık görürsek onlardan siyasî parti olarak, yetkili yargı organında dâvacı oluruz.

Şimdi mühim olan bütçe zammıdır. Arkadaşlarımın dikkatini bu noktaya çekmek isterim. İyi hazırlık ve iyi devam şarttır.”

Kaynaşma yoktur

CHP Genel Başkanı daha sonra bazı söylentilere temas ederek demiştir ki:

“Parti içinde kaynaşmak için hiç bir sebep yoktur ve kaynaşma da yoktur. Parti içinde kaynaşma var, huzursuzluk var sözü böyle bir şeyin olmasından ziyade bize zarar verir.

Biz milletvekiliyiz. Hiç birimizin ötekinden üstünlüğü yoktur. Hepimiz aynı hattayız. Vazife için ödev bölümü yapıyoruz. Medenî cemiyet, siyasî parti anlayışı kendi ihtiyacıyla vazife verir. Onların sözünü dinler. Parti budur ve bu tabiî bir şeydir.”

Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin tutumunun bazı gazetelerde eleştirilişine de cevap veren Genel Başkan İnönü, “Parti ve memleket içinde CHP’nin bölünmeden sonra yaptığı çok şey vardır. Ama karşımızda bulunanların, bizimle uğraşanların silâhları memleketimizin tabiatına göre çok insafsızdır” demiştir. İnönü, iktidarla iyi münasebetler havası içinde bir durgunluk devri geçirildiğini hatırlatarak demiştir ki:

Seçim havası

“Bu devir, bütçe görüşmelerinden sonra, seçim havasına dönecektir.

Kongrelere gönderdiğim mesajları okuyorsunuz. Kazanacağız kararı ile mücadele ettiğimiz zaman herhalde iyi bir netice alacağımıza inancımız vardır. Bütün ömrümüz inandığımız dâvaları başarıya ulaştırma mücadelesi ile geçmiştir. CHP’nin dışında hiç bir parti bu kadar çok hücum ve baskılardan sonra ayakta kalamamıştır. Biz memleketin temeliyiz. En eski ve en köklü partiyiz. Otuz yıldır inkılâpları savunuyoruz. Ve gittikçe bunları bilerek savunanlar artıyor. Cumhuriyet düzenine ve ondan sonra tâkip ettiğimiz politikaya uygun olarak meydana getirdiğimiz (Sümerbank, Etibank ve diğer kuruluşlar gibi) eserleri kötüleyerek iktidara gelenler bunların hiç birinin taşına dokunamamışlardır. Bu, DP devrinde de böyle olmuştur. AP de aynı şeyi yapmak zorunluluğunu duymuştur.

CHP’nin yaptıkları

Ekonomiyi, sanayi ile, fabrikasıyla, türlü mekanizması ile Türkler’in eline geçiren parti CHP’dir. Zaman çabuk ilerliyor. Bu ölçü ile aldığımız sonuçlar az sayılır. Ama demokrasi devrinin gerektirdiği iktidar değişiklikleri, bu yoldaki merhalenin daha ileriye ulaşmasını kösteklemiştir. Biz petrol reformu için 1954’de mücadele ettik ve ondan on yıl sonra bizim haklı olduğumuz anlaşıldı.

Bizim samimî bir isteğimiz de memleketin bizimle kaim olmaması, başka partilerin de teşekkül etmesidir. Bu bizim için aziz bir hedeftir. DP için böyle çalıştık; tepki gördük. AP için de böyle çalışıyoruz.

Uysal politikanın nedenleri

AP ile uysal politikanın başlıca nedeni, Kıbrıs meselesiydi. Bunda sanıyorum, çok da iyi yaptık. Ve tutumumuzun isabeti, Meclisin gizli görüşmelerinde de meydana çıktı.”

CHP Genel Başkanı, iktidarın siyasî huzuru bozmaması için partisinin gösterdiği gayretleri anlatmış ve millî bakiye, seçim kanunu, iç tüzük konusunda iktidarın teşebbüslerinden bahsederek, “Seçim kanununu bütçe bittikten sonra getirme ihtimali varmış. Beyanatımda da işaret ettim. İç politikada önemli olan siyasî huzuru muhafaza meselesidir. Bu konudaki ciddî gayretlerimiz fayda vermezse, elimizden gelen mukavemeti yapacağız” demiştir.

CHP Genel Başkanı, dikkatleri seçim zamanında olunduğuna tekrar çekmekte fayda gördüğünü söyleyerek konuşmasına şöyle devam etmiştir:

“Hep beraber söz ve el birliği ile çalışacağız. CHP kendi programına bağlıdır. Seçim beyannamelerinde gerçekleştirmeyi amaç edindiği reformları ortaya koydu. Bunların her birini vatandaşlara anlatmak için kâfi hazırlığımız vardır.”

Dış politika ve NATO

İstanbul konuşmasının basındaki yankılarını eleştiren İnönü, dış politika ve NATO konusunda söylediklerinin genel oyda olumlu karşılandığını belirtmiş ve demiştir ki:

“Zaman çok dardı ve bizim de süratle vaziyet almamız gerekiyordu. Bizden başka hemen herkes açık fikrini söylemekten çekiniyordu. Bu vaziyeti biz aldık. Sözlerimi tamamlamadan, o konuşmamda izlediğim gayeyi bir defa daha özetleyeyim: Biz, büyük akımlara karşı düşmanlık politikası tâkip etmiyoruz. Temel fikrimiz budur. Türkiye’nin menfaati buradadır. Biz Orta Doğu buhranının ortasındayız. İlk gününden beri buluşmamağa çalışıyoruz. Türkiye’de bunun dışında politika izlemek isteyenler vardır. Ama biz, memleketimizin menfaatini o görüşlerde bulmuyoruz.”

İnönü sözlerine şöyle son vermiştir:

“Grup başkan vekilleriniz, genel sekreteriniz ve naçiz arkadaşınız, hep beraber, sizinle beraber bütçede çalışacağız. Sonra seçim çalışmasına gireceğiz. Ve muvaffak olacağız iyi sonuçlar alacağız.”

 

 

 

 

“100 Metre Koşuya Gireceğim!”[21]

(...) CHP İl Genel Meclis üyelerini kabul eden Genel Başkan, daha sonra şunları söylemiştir:

“Biraz rahatsızlandım, şimdi iyiyim. Şimdi bir idmanım var. Sonra 100 metre koşuya gireceğim..”

 

 

 

 

Seçim Yasasında Yapılmak İstenilen Değişiklikle İlgili AA Muhabirinin Sorusuna Verilen Yanıt[22]

Tasarının komisyondan ne şekilde çıkacağı henüz mâlum değil. Biz memleket gerçeklerine en uygun olan seçim sistemini getirmek isteriz. Kusurların düzeltilmesine taraftarız. Tabiî ki bu konu üzerinde siyasî partilerin ayrı görüşleri de bulunabilir, bakalım ne olacak?

 

 

 

 

CHP İzmir Ödemiş İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj[23]

Ödemişliler, sevgili arkadaşlarım.

Ödemiş için çok değerli hatıralarım vardır. Gölünü, tabiatını, insanlarını çok sevmişimdir. Çok severim. Rahmetli Şükrü Saraç, müstesna değeri, yüce hizmetleriyle Cumhuriyetin ilk kuruluşundan namlı bir devlet adamımız olarak siyaset tarihimizde daima saygı ile anılacaktır.

Ödemiş millî mücadelenin parlak yıldızlarındandır. Ödemiş CHP’ye daima sahip çıkmıştır. Ödemiş parti içi çekişmelerde daima partinin temel varlığını korumuştur. Son büyük hizmeti, Cumhuriyet Halk Partisi’ni bölmek hareketine karşı kesin cephe alması, partiyi kurtaranların ön safında yer tutmasıdır.

Sevgili Ödemişliler, Cumhuriyet Halk Partisi’nin demokratik rejimi kurtarmak, ileri ve doğru hamlelerle memleketi kalkındırmak çabalarında Ödemiş’e yeni hizmetler düşecektir. Önümüzdeki seçimlerde Ödemiş’te verimli çalışmalar, iyi sonuçlar bekliyorum. Çok çalışacaksınız. Başarıya ulaşacaksınız. Sizinle tekrar övüneceğiz. Sizinle Saraçoğlu’nun örneğinden zeybek oyunu oynayacağız. Bu selâmımı size arkadaşım, Milletvekilimiz Şeref Bakşık getirecektir.

Ödemişliler, sevgili arkadaşlarım. Dış ve iç politikada açık ve kesin durumdayız. Son beyanlarımı bilirsiniz. Dış politikada büyük buhranlar etrafımızda dolaşıyor. Memleketimizin selâmet yolunda olması için çok dikkatli olmayı her vesileyle söylüyoruz. Memleketin kalkınması, ilerlemesi mutlak Ortanın Solunda sosyal adalet yolunda olacaktır. Dış ve iç politikalarımızı yürütmek için mutlaka seçimle iktidarı kazanmalıyız. Her şey sizin vatandaşı uyarmanıza, seçimlerde çalışmanıza bağlıdır. Dâvamıza, kendinize güvenerek seçime girince elbette başarıyı kazanacağız.

Hepinizi sevgilerle gözlerinizden öperim.

 

 

 

 

CHP Kırklareli İl Kongresine Gönderilen Mesaj[24]

Kırklarelililer,

Sevgili arkadaşlarım,

Kongreniz, siyasî hayatımızın canlı bir zamanında oluyor. Üst üste iki sene büyük seçimler var. Bu sene olan Mahalli İdareler seçimlerini de çok önemli tutmanızı rica ederim.

Mahalli idarelerin hükûmetteki siyasî partinin elinde bulunması propagan-dasına kapılmayınız.

Birbiri üstüne iki senelik seçimler, memleket kaderine yeni bir istikamet verecektir.

Aziz Kırklarelililer,

CHP’nin programını ve geçmiş faaliyetlerini bilirsiniz. Biz, Ortanın Solu şeklinde özetlediğimiz CHP programını yeni bir hamle ile yürütmek çaba-sındayız.

Üreticilerimiz güç durumdan geçiyorlar. Üreticilerin pazarla ilişkilerini, onları koruyacak tedbirlerin tâkipçisiyiz.

Tarım ürünlerinin değerlendirilmesi daimî bir kaygımız olmuştur.

Kırklareli memlekete pancar ekicilerini yetiştiren ilk bölgemizdir.

Pancar ekicilerinin ne kadar güçlükle yetiştiklerini biz herkesten iyi biliriz. Onların hükûmet tedbirleriyle desteklenmelerini yakından izlemekteyiz. Vakit vakit uğradıkları avans sıkıntılarından ve yüksek faiz yükünden kurtulmaları için dikkat sarf ederiz. Kırklareli’ndeki pancar ekiciliği bütün memlekete yayılmış, hesapsız aileleri yeni bir hayat düzenine kavuşturmuştur.

Kırklareli meselelerinden biri de orman içi köylerdir, bu köylerin kalkınmasıdır. Bütün memlekette önemli bir cemiyet sorunu olan orman içi köylerinin devlet eliyle hayat seviyelerinin yükseltilmesi tedbirlerini daima aramışızdır. İktidara geçerek ilk çalışacağımız konulardan biri bu olacaktır.

Aziz Kırklarelililer.

Sizin bölgenizde göçmenlerin aile dertleri vardır. Anavatana gelenlerle, gelemeyenlerin kavuşmaları meselesi göçmen ailelerimizi daima üzüntü içinde bırakır. Bunların birleştirilmeleri çareleriyle biz daima ilgilenmişizdir. Uzun vadeli bu mesele önemini azaltmadan devletlerarası bir konu olmuştur.

Bugünkü Cumhuriyet Hükûmeti de meseleyle meşguldür. Devletlerarasında müzakerelerin olumlu bir neticeye varmasını sabırsızlıkla bekliyoruz. Ümitle-rimiz de kuvvetlidir.

Aziz Hemşehrilerim.

Kırklareli’ne özel olan konulara değindiğimi zannediyorum. Bütün memle-kete ait olan iç ve dış konularda siyasî huzur ve süratli kalkınma başlıca millî kaygıdır.

Düşündüklerimizi tatbik edebilmemiz, seçimleri kazanmamıza bağlıdır. Dâvalarımızı vatandaşlara anlatmanızı rica ederim. Seçimlerden iyi netice almak için canla başla çalışmanızı isterim. Seçimlere ehemmiyet verir, çalışır-sanız başarıya ulaşırız.

Hepinize sevgiler sunar, mutluluklar dilerim.

İsmet İnönü

      CHP Genel Başkanı

 

 

 

 

 

Hatay’daki Sel Dolayısıyla Vali Ferit Kubat’a Gönderilen Mesaj[25]

Sayın Ferit Kubat

Hatay’ın uğradığı fırtına ve sel felâketi, haber aldığımıza göre vatandaş-larımıza büyük zararlar vermiştir.

Elde olmayan bu tabiî âfetten son derece müteessir olduk. Felâketi hafif-letecek başlıca unsur, devletimizin büyük ilgisi ve yardımı yanında Hataylı vatandaşlarımızın binbir tecrübeden geçen sarsılmaz çalışkanlıkları, azim ve iradeleri olacaktır.

Hatay idaresinin mesulü olan yüksek şahsınızda bütün Hataylı vatandaş-larımıza acılarımızı sunmayı vazife saydım.

Saygılarımla.

İsmet İnönü

 

 

 

 

Maraş’ın Kurtuluş Günü Dolayısıyla Vali Necmeddin Karaduman’a Gönderilen Mesaj[26]

Maraş’ın kurtuluş gününü kutluyoruz. Bugünde Maraşlıların babaları, Türk Milletine en yüce meziyetlerini göstermişlerdir. En ümitsiz günde dünyanın galiplerine meydan okumuşlar, Türklere mahsus olan bükülmez irade ve sınırsız kahramanlık vasıflarını ispat etmişlerdir.

Maraşlılar, millî mücadele gazileri ve şehitleriyle öğüneceklerdir. Onların öğünmesine Türkiye’nin her tarafından vatandaş olarak katılıyoruz.

Maraş’ın gazilerinden veya şehit evlâtlarından biri de benim diyen her Maraşlı, Türkiye’nin her yerinde baş üstünde itibar görecektir.

Sayın Vali beyefendi, içten duygularımızı, kutlamamızı, Maraşlılar için dileklerimizi lütfen kendilerine bildirirseniz, size minnettar olacağız.

Saygılarımızı sunarım.

 

 

 

 

 

Bir İstanbul Gazetesine İç ve Dış Politika Konularına Nasıl Yaklaşılması Gerektiğine İlişkin Verilen Demeç[27]

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, şehrimizde yayınlanan bir gazeteye verdiği özel demeçte, Türkiye’nin 1957-60 yılları arasında geçirdiği fırtınalı günlerin tekrar yaşanabileceğinden endişe duyduğunu belirtmiş ve “Kuşkumun sebebi, vatandaşlarımıza tekrar o günleri yaşatmamaktır. Havayı bozucu bir yola giriyorlar. Son günlerde sık sık uyarıcı konuşma yapmam tehlike bulutlarının gelmesinden ileri geliyor. Türkiye’yi idare edenleri tekrar çok dikkatli olmaya, uyarmaya çalışıyorum. Uyarmalarımın üzerinde ciddiyetle durmaları lâzımdır” demiştir.

Partililerin sorumluluğu

Ülkemizin siyasî hayatını da eleştiren CHP Genel Başkanı İnönü’nün özel demeci özetle şöyledir.

“Memleketimizin siyasî hayatı bizim gözümüzde geçmiş tecrübelerin ışığı altında yeni bir tekâmül içinde olması lâzımdır. Biz bu tekâmülü kendi politikamızda gerçekleştirdik. Siyasî partilerin programları ve dâvaları üstünde memleket idaresini, geleceğini ve varlığını ilgilendiren sorumlulukları vardır. Biz bu zihniyetle sırası geldiği vakit bütün siyaset akımlarının partiler üstünde birleşmelerini lüzumlu görüyoruz. Geçmişte bunun adına “bahar havası” derlerdi.. Bugün muhalefet yapılmıyor diye devir devir hareketlerimizde kusur arayanlar az değildir. Bunların hepsini tabiî sayıyorum.

Dış politika

Dış politika, partiler üzerinde bir müşterek millî menfaat anlayışına dayanabildiği nispette tesirlidir. Siyasî partiler böyle bir davranışa özenmelidirler. Nihayet bu her zaman gerçekleştirilmesi kolay olmayan bir konudur. Ama bu halde dahi harb zamanı ihtimali gibi müstesna zamanlarda milletleri yürütme durumunda olan siyasî iktidara yardımcı olmaya çalışmaları çok arzu edilen, çok aranan bir ihtiyaçtır. Sırası geldikçe buna örnek olmaya çalışıyorum.

İç politika

İç politikada yine siyasî partiler üzerinde bir memleket ihtiyacı olarak rejim konularında bir beraberlik temin etmeye çalışmak çok arzu edilir. İç politika konularında beraberliği sağlamak mümkün olmadığı zamanlarda hiç olmazsa münasebetler medenî ölçüler içinde kalmak zorundadır sanırım. Hele rakibi kötülemek için hafif tedbirler kullanmaya çalışmamak, hususî hayatımızda iyi karşılamadığımız sıfatlara ve isnatlara başvurmamak doğru olur.

Bunlara ben çalışıyorum. Bazen sâkin ve bazen de az sâkin görünüyorsam, bunları bu düşünce içinde değerlendirmelerini rica ederim.”

 

 

 

 

Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcılığına Yeniden Seçilen Dr. Fazıl Küçük’e Gönderilen Kutlama Mesajı[28]

Kıbrıs Cumhurbaşkanı Yardımcılığı’na seçilmiş olmanızı saygı ile tebrik ederim. Yüksek ödevinizde başarılar ve her zaman olduğu gibi değerli hizmetler dilerim.

 

 

 

 

CHP Ankara İl Kongresinde Yerel Seçimler, Belediye Hizmetleri, İrticai Gelişmeler, Vicdan Hürriyeti, Sünnilik-Alevilik ve Kadınlar ile Gençlerin Toplum ve Parti Yaşamındaki Rollerine İlişkin Yapılan Konuşma[29]

Ankara İl Kongresi’ni saygıyla selâmlıyorum. Ankara’nın başkent olması yalnız Millî Mücadele olaylarının coğrafi bakımdan yarattığı bir ihtiyaç değildir. Ankara halkının her taraftan gelen saldırıya karşı mizacında olan anlayış ve direnişin büyük etkisi vardır. Gariptir ki 1957 senelerinde ilk siyasî kalkınma devrinde de gene Ankara önde uyanmıştır. Ankara halkını önümüzdeki günlerde de böyle bir davranış, uyanış ve örnek oluş ödevi beklemektedir.

Sevgili Ankaralılar, aziz hemşehrilerim,

Önümüzde iki seçim senesi var. Bu seneki seçim, İl Genel Meclisleri ve Belediye Meclisleri ile başkanları seçimleridir.

İl Genel Meclisi seçimi partinin köy ve kentte kazandığı oyları gösterir.

İllerin idaresinde Genel Meclis üyeleri ve Encümen üyeleri Valinin bir ölçüde denetçisi, geniş ölçüde yardımcısı ve halk ihtiyaçlarının Vali nezdinde göstericisi, sözcüsüdür. Görevler çok önemlidir. Kazanılan oylar da köyde ve kentte bütün seçmen sayısına işaret sayılır.

Belediye seçimleri başkan ve üye olarak belediye hizmetlilerinin sorum-lularını tayin eder. Belediye hizmetlerinin sorumlularını tek dereceli millî irade ile tayin etmek, milletlerin hayatında önemli bir gelişmedir. Dikkate değer ki belediyelerdeki bu gelişme bizim demokratik hayatımıza genel seçimlerden önce gelmiştir.

Belediye hizmetlerinin kendilerine göre kanunları, vergileri, yani gelirleri ve giderleri, yürütme yetkileri vardır. Bunları bilirsiniz, hatırlatmamın sebebi şudur: Belediye hizmetinde muvaffak olmak için Hükûmet kimde ise ona rey vermek lâzımdır diyenlerin yanlış telkinlerini göstermek için söylüyorum. Bu propaganda iptidaidir, kanunsuzdur ve zararlıdır. Bunu söyleyenler, millî iradeyi anlamamış kabul etmemiş olanlardır. Medenî devlet, seçimle kudret kazanan müesseselerin yan yana iyi niyetle çalışabildiği cemiyettir. Bu propagandaya inanmayınız. Gözünüzün önünde iyi misâller de var. İstanbul ve Ankara belediye başkanları başarı kazanmışlar, vatandaştan teveccüh görmüşlerdir. İl Genel Meclisini ve Ankara ilinde merkezde ve ilçelerde belediye başkanlarını kazanmak için canla başla çalışacaksınız.

Aziz Ankaralılar,

Günümüzün başlıca endişeleri haline gelen bir iki meseleye de Ankara’da değinmek istiyorum.

Bugün siyasî hayatımız vatandaş hak ve hürriyetleri irticaın açık, pervasız, teşkilâtlı tehdidi altına girmiştir.

Osmaniye Olaylarını biliyorsunuz. “Kur’anı Kerim’i yırtmışlar, ayaklar altına almışlar ve bir solcu öğrenci diğer bir dindar öğrenciyi öldürmüştür” diye vatandaşı harekete geçiriyorlar.

Osmaniye Olayları, irticaın hem yalan uydurup, hem o yalanı taarruz bahanesi yapabilecek devre geldiğini gösteriyor. Bu gelişme, iktidarın halinden irticaın cesaret bulduğunun delilidir.

Hacıbayram Camii’nden kadınlar aleyhine vaaz yapılabiliyor. Müftüler şehir şehir dolaşıp siyasette Ortanın Solcuları aleyhinde vaaz verebiliyorlar.

Bu bir siyasî gelişmedir. İktidarın ilk senelerinde Hasankale olayı üzerine hükûmetin dikkatini celp etmeye çalıştım. Her irtica şikâyeti üzerine hükûmetin sabit karşılığı vardır. Her şikâyette “Delil” sorar. Hiçbir “Delil” i görmek istemez. İrticaı “Vicdan hürriyeti” diye kabul eder. Halbuki olanlar, taassubun Patrona ayaklanması gibi, siyasî dernekler tarafından adım adım hazırlanmasıdır.

Nihayet Anayasayı değiştirme yolundan sokak taarruzlarına vaazlar vasıta-sıyla teşvik yolundan da lâik Cumhuriyeti kaldırma amacına varacaktır.

Sevgili vatandaşlarım, vicdan hürriyetinin temeli, din istismarcısı taassubun vatandaşa taarruz edememesine dayanır. Dindarlık iddia edenin vatandaşa taarruzu teşvik ve tertip edebildiği cemiyetle vicdan hürriyetinden bahsolunamaz. İrtica idaresi, din bahanesiyle taarruz ve tasallut teşebbüslerini teşvik eden idareye denilir.

Sevgili vatandaşlarım, Sünnilik ve Alevilik mücadelesi de yeniden başlayacak veya başlamış gibi görünüyor.

Bu olay, vatandaşları ayıran ve vatanı bölen bir tehlikedir. Lâik Cumhuriyetin 40 senedir tedavi ettiği bir hastalık yeniden uyandırılmış veya uyandırılma yolundadır.

Cumhuriyetin sağladığı büyük millî nimeti siyasî rekabetler arasında kay-betmek büyük vebaldir, vatana büyük fenalıktır.

Sevgili Ankaralılar,

Medeniyet mücadelesinde kadınlarımızın büyük rollerini gözden uzaklaştırmayınız. Bin senelik, yüzlerce senelik kafes hayatından kurtulan kadınlarımız, cemiyetimizin kudretini en az iki misline çıkarmışlar, siyasî ve içtimaî bütün millet müesseselerinin de Türk milletinin kabiliyetlerini değerlendirmişlerdir.

Kadınlarımızın siyasî ve sosyal gelişmelerimizde büyük ödevleri vardır. Kadınların büyük ödevlerine önem veriniz, onlara yardımcı olunuz. Onların meziyetlerinden faydalanmak hepimizin millî borcumuzdur.

Aziz Ankaralılar,

Gençlerimizin çalışmalarından da ümitlerle dolu olarak bahsetmek isterim.

Gençler bugünkü siyasetçilere yardımcı ve yarınki sorumluluk için hazırlanıcı olarak özel bir dikkatimizi üzerlerinde toplamışlardır.

Aziz Ankaralılar,

Şimdi size ortanın solundan bahsedeceğim. Bu politika cemiyetimize demokrasi içinde sosyal adaletin kalkınmasını getirecek olan hamledir. Bunu her şekliyle anlatıyoruz. Vatandaşımız anlıyor. Siyasî rakiplerimizin sevdikleri düzeni yani tefecileri, zeytinyağımızı dünya pazarında tehlikeye koyan karıştırıcı tüccarları, köylünün emeğini ve mahsulünü yok pahasına elinden alan insafsızları yetiştiren düzeni düzeltmek lâzımdır. Bunu yapacak hamle ortanın solu politikasındadır. Ortanın solu, komünizme karşı Türk vatandaşının aşılamayan savunma duvarıdır.

Ankaralılar, sevgili hemşehrilerim.

Seçimlerde iyi netice almalısınız. Ankara’da 1968 ve 1969 seçimlerini kazanmalıyız. Ankara’daki aşırı partizanlık şikâyetlerini biliyorum. Özellikle Ankara’da yaşayanların geçim sıkıntılarını herkes biliyor.

Bunların hepsi “pahalılık sıhhat alâmeti” diyen felsefenin eserleridir. Seçim-leri kazanırsanız hepsi düzelir.

Kazanamazsanız, irticaın bu salgın gelişmesinden, pahalılığın sıhhat alâmeti sayılmasından gelecek karanlık, koyu karanlıktır. Vatandaşın çekeceği sıkıntılar hesapsızdır.

İyi dilekler ve kuvvetli ümitlerle sözlerimi bitiriyorum. Size sevgiler, saygılar sunarım.

 

 

 

 

CHP PM Toplantısı İçin Konya’ya Giderken Kulu’da Yapılan Konuşma[30]

Konyalılarla memleket meselesini görüşeceğim. Seçim yaklaşıyor. Vatan-daşlar arasında huzur bozulmasın, herkes fikirlerini serbestçe söyleyebilsin, ilerlemiş medenî bir cemiyet ve millet gibi emniyetli bir seçim yapalım. Bu seyahatten bütün maksadım gerçekleri açıkça vatandaşlarıma söylemek ve onları birbirlerine saygı içinde yaşamaya dâvet etmektir.

 

 

 

 

Konya Cihanbeyli’de Yerel Seçimler ve Toprak Reformu Üzerine Yapılan Konuşma[31]

Mecliste, memlekette çetin münakaşalar olduğunu biliyorsunuz. Önümüzde seçimler var. Seçimlerde fikrimizi birbirimize söyleyeceğiz. Rey almaya uğraşacağız. Mecliste olan hâdiseleri biliyorsunuz. Bütün dünya büyük çaba ile çok süratle ilerlemektedir. Türkiye çok çalışma ile yeni hamlelere girmeye mecburdur. Çalışalım, ilerleyelim diyoruz. Doğru yolda olalım diyoruz.

Her türlü siyaset akımları genişlemiştir. Siyasî akımlar vardır. Bunlar vatandaş ihtiyaçlarını dile getirmektedir. İktisadî meseleler içinde vatandaşın ihtiyaçlarını ön safhaya koymak lâzımdır. Bunun için fikirlerimizi açıkça söylüyoruz. Adil bir Toprak Reformu kabildir, lâzımdır. Bunu yaparsak topraktan verim artacak, topraklarımızın bahtiyar ettiği vatandaşlarımızın sayısı çok daha artacak. Bize diyorlar ki, o kadar toprağı nerden bulup dağıtacaksınız? Biz diyoruz ki, yarıcılıkla, ırgatlıkla kendi hakkı olan geçimini sağlamayanlar [sağlayamayanlara], geçim yolunu temin edemeyenlere toprak verelim. Veremediklerimize daha başka geçim yolu arayalım. Bir kişi, 100 kişi, 10 bin kişiyi, 100 bin kişiyi kurtarabilirsek hattâ 100 kişiyi daha memnun edebilirsek şeref duyarız.

Herkesin toprağını hamur yapıp karıştıracağız ve mülkiyeti kaldıracağız, yolundaki sözler iftiradır. Toprak Reformu’nu istemeyenlerin, halkı uyutmak isteyenlerin baltalama sözleridir bunlar. Geçimini topraktan sağlayan vatandaş sayısını arttırmak lâzımdır.

Seçim esnasında fikirlerimizi yanlış anlattılar. Bu seçimlerde fikirlerimizi daha iyi anlatacağız. Dış politikamız da, iç politikamız da, ortanın solunda nasıl bir politika tâkip ettiğimizi göstermektedir. Ne aşırı sağla, ne aşırı solla bir benzer tarafımız yoktur. Üstelik onların hepsi rakiplerinin içinde bizimle uğraşırlar. Aşırı sağın da, aşırı solun da karşısında biz varız. Biz ifratçıların, biz her nevi ifratçıların tamamıyla karşısındayız. Reylerinizi tecrübeye dayanarak vereceksiniz. Aranızda köylüler de var. Fikirlerimizi bu arkadaşlarımız köylerine götürecekler, söyleyecekler, anlatmaya gayret edeceklerdir.

[Tamamlayıcı haber]

“Vatandaşlar arasında huzur bozulmasın. Türkiye, bir seçim dönemi içine girdi. Herkes fikirlerini birbirine serbestçe söyleyebilsin. İlerlemiş cemiyet ve milletler gibi, emniyetli bir seçim yapalım. Bu geziden maksadım, gerçekleri vatandaşlarıma açıkça söylemektir.”

Seçimlerin güven içinde geçmesi gerektiğine değinen İnönü, “Ne kadar çetin konuşursak konuşalım, güreşten çıkarmış gibi gülerek; kavgasız, gürültüsüz çıkalım, birbirimizin elini sıkalım.”

Toprak konusu

Türkiye’de çeşitli konularda tartışmaların yapıldığını hatırlatan İnönü, yurdumuzun da, büyük bir hızla ilerleyen dünya ulusları gibi çaba göstermesi gerektiğini işaret etti, sözü Toprak Reformuna getirip, şöyle konuştu:

“Toprak Reformu yapılmasıyla, mahsul, daha çok alınacaktır. Toprağın bahtiyar ettiği vatandaş sayısı daha çok artacaktır. Bize, ‘Bu memlekette bütün çiftçilere ekecek kadar toprak yok, ne yapacaksınız?’ diyorlar. Yarıcılarla ırgatlar, hakkı olan geçimini sağlayamıyorlar. Bunlara geçim sağlanacaktır. Toprak veremediklerimize başka geçim yolları sağlayacağız. Bin, 10 bin, hattâ yüz bin kişiyi Toprak Reformu ile memnun edebiliriz. ‘Herkesin toprağını karıştıracağız, hamur yapacağız’ şeklindeki sözler yalandır, iftiradır. Vatandaşların oylarını aldatarak almak için uydurulmuş sözlerdir.”

İnönü, geçen seçimlerde de Toprak Reformundan bahsettiğini, fakat yanlış anlamalar olduğunu, bu yanlış anlamanın artık kalkması gerektiğini hatırlattı; oyların CHP’ye verilmesini, gülerek istedi.

Aşırı akımlar

[İnönü] Aşırı akımlar konusuna değinerek, özetle şöyle dedi:

“CHP’nin ne aşırı sağla, ne aşırı solla benzer tarafı yoktur. Aşırı akımların daima karşısındayız. Biz, memlekette vatandaşlar arasında düşmanlık istemeyiz. Düşmanlığın kesin olarak karşısındayız.”

 

 

 

 

1968 Seçimleri, 27 Mayıs Sonrası Süreç ve Demokratik Rejimin Yaşatılmasına İlişkin Konya’da Halka Yapılan Konuşma[32]

“Harpte ve sulhta her ihtiyacım olduğu zaman sizin bağrınıza geldim. Her zaman iyi karşılık gördüm. Bugün de çok âlicenapsınız. Teşekkür ederim.

Bizim partimiz, Cumhuriyet Halk Partisi’dir, iki ayda bir Parti Meclisi toplantısı vardır. Bu yıl Doğu’da bir yere gitmeden evvel size Konya’da misafir olmak istedik. Burada Parti Meclisini toplayacağız. Memleket meselelerini ve parti meselelerini konuşacağız. Seyahatimizin bir sebebi budur. Bu münasebetle memleket meseleleri konuşulacaktır. Memleket meselelerini biliyorsunuz. Konyalılar, öteden beri, dedelerinden, babalarından gelen bir adetle memleketin bütün meseleleri ile ilgilidirler, görgüleri vardır. Her meseleyi etrafı ile derinliği ile öğrenmek ister, eleştirmek, araştırmak isterler. Bu sefer bir seçim öncesi devirdeyiz. Bu yıl kısmi Senato seçimi var, mahalli idare ve belediye seçimleri var. Bunlar önemli seçimlerdir. Belediye seçimleri bizim memlekette tek dereceli seçim olarak ilk defa bütün vatandaşların ilgisini üzerinde toplamış olan seçimdir. Yani, milletvekilleri seçiminden evvel belediye seçimleri tek dereceli seçime bağlanmıştır. Onun için çok ehemmiyet verdiğimiz belediye seçimleridir. Mahalli seçimler, belediye seçimleri ve kısmi seçimler, neticeleri ne olursa olsun, siyasî iktidar değişikliğini yapmaz. Bununla beraber çok önemli seçimlerdir. Bu başlangıcı söylememin sebebi, belediye seçimleri, il seçimleri önemli değildir, bu seçimlerde hizmet edebilmek için bugün iktidarda hangi parti varsa, ona oy vermek lâzımdır. Yoksa şehir işi durur, belediye yardım görmez, böyle propaganda yaparlar. Konya’ya bu çeşit akımlar, öğütler geldi mi, gelmedi mi işitmedim, bilmiyorum ama, bilirim ki, belediye seçimlerinde öteden beri bu aklı marifet gibi yürütmeye çalışırlar. Biz, belediye seçimlerini, mahallî idare seçimlerini bu çeşit bir mülâhaza ile önemlerinin azaltılmasını istemeyiz, bunun karşısındayız. Bir medenî cemiyette demokratik hayatta birbirinden ayrı devirlerde ve usullerde seçimler olacaktır. Bu seçimlerde iktidara gelen heyetler, büyük siyasî iktidarın, siyasî seçimin istikametiyle uygun olur, uygun olmaz. Memleket hizmetleri için bunun ehemmiyeti yoktur, yahut büyük bir millette bunun ehemmiyeti olmamak lâzımdır. Onun için belediye seçimlerine ehemmiyet vereceksiniz. Aklınızın erdiği hizmetleri temin etmek için reylerinizi kullanacaksınız. Önümüzdeki sene milletvekili seçimleri olacak. Bu doğrudan doğruya siyasî iktidar meselesidir.

Seçime başlamadan evvel ve her şey başında ilkin size bir öğüdüm var. Seçim, düşmanlık, vatandaşlar arasında, siyasî partiler arasında düşmanlık alevinin parlaması için sebep olmamalıdır. Seçim sırasında ileri geri konuşulabilir. Ama seçim bittikten sonra dostça ayrılmalıyız. Ve seçim esnasında fikirler yumuşak söylenir, sert söylenir. Kirli silâh kullanılmaz, kirli silâhın yarası kirli olur ve yara uzun sürer, bu kulağınızda kalsın. Karşınızda bulunan partilerin ahlâk dışı, duygular dışı yapılacak ithamlarına heves edilmemeli, böyle hevesler teşvik olunmamalıdır. Bu seyahatimde rast geldiğim vatandaşlara ilk söylediğim ve yarın da söyleyeceklerimin başında olan düşünce budur. Biz, birkaç yıldan beri, yani, askerî inkılâptan sonra demokratik rejim tekrar geldi. Bu devirden beri iki hedef güderiz. Birisi ihtilâl devri bitsin, demokratik rejim temelli olarak yerleşsin, bunu hedef olarak tâkip etmişizdir. İlk günden beri sadakatle bu yoldayız. Ve 1960 inkılâbını yapan askerler ilk gün verdikleri söze sadık kalarak bir yıl sonra demokratik rejime memleketi devretmişlerdir. Düşünmeli ve insaf ile karar vermeli ki, ihtilâllerle bir memlekette iktidar değiştiği vakit orada demokratik rejime geçiş ve kendilerini gerek inkılâp zamanında gerek ondan sonra yapılan bütün işler için her türlü muhakemeye serbestçe teslim etmiş insanlar azdır. Etrafımızda, Avrupa’da olsun, bizim Ortadoğu’da olsun, diğer Asya, Afrika’da olsun, askerî ihtilâller görülür ama bunlar bizde olduğu gibi, bir yıl sonra demokratik rejime teslim olunur, bu misâl yok gibidir. Biz, inkılâptan sonra seçimle iktidar vazifesi aldığımız zaman çok güç şartlar içindeydik. Ama çok şükür, yüz akı ile o devirleri demokratik rejimi sağlayarak, yerleştirerek geçirdik. Sonra seçimde nasibimiz, ne ise onu olarak tekrar muhalefette vazife yapmaya çalışıyoruz. Şimdi tekrar seçim geliyor. Bu seçimde iktidara gelmek için ciddî olarak çalışacağız. Size etrafı ile izah edeceğim. Biz memleketin kalkınmasını, dünya milletleri içinde insanların yeni ihtiyaçlarını makûl ölçüler içinde ve doğru yollar üzerinde değerlendirmek için ortanın solunda bir politikayı tâkip ediyoruz. Bu politikanın taraftarları, yanlış tefsir edenleri, mübalâğa ile onu kötülemek isteyenleri görülmüştür, görülecektir ama, şimdiye kadar çok mesafe aldık. Çok anlattık, bunu. Türk vatandaşlarına anlatılamaz, bizim halkımız, bizim köylümüz böyle ince meseleleri anlamaz, yanlış anlar ve kaybederiz, mülâhazası olmuştur, geçmiştir. Büyük mesafe almışızdır. Ben, vaktiyle bizim her köyümüzde bir sadrazam yatar demiştim. Hatırlar mısınız? Yine o kanaatteyim, açık yürekle vatandaşa memleketlerimizi anlattığımız zaman, çok güzel anlıyorlar, benim kadar anlıyorlar. Benden iyi anlıyorlar. Siyasî hayatta, siyaset adamları bir hastalığa müptelâdırlar. O günkü işini çıkarmak için gerçeği söylememek, mümkünse aldatmak bir marifet sayılır. Ben bu kanaatte değilim. Bu kanaatte olmadığımı büyük devletlerle, yabancı devletlerle konuştuğum zaman söylerim. Kendi içimizde de bunu tatbik ederim. Yabancı devletlerle, büyük devletlerle bulunduğum zaman söylediğim şudur: Biz Türklerle iyi politika yapmak mümkündür; elinizdedir. Bir tek şartımız var, aldanmaya, aldatılmaya tahammül edemeyiz. Bunu Amerika’da geniş bir toplulukta size anlattığım kadar açıklıkta söylemişimdir. Sovyet Rusya’da ve diğer devletlerle konuştuğum zamanda da Türk politikası olarak bu esası söylerim.”

Yanlış yoldadır

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü konuşmasının son bölümünde iç politikaya değinerek şöyle demiştir:

“Anlattıklarım iç politikada da böyledir. Bence siyasî iktidarı kaybetmek, muhafaza etmek, gelip gidici olmak tabiî bir şeydir. Kim, siyasî iktidara gelir, bir daha gitmemek hayaline kapılarak birtakım tedbirler, marifetler bulmaya çalışırsa fena yoldadır, yanlış yoldadır, başarı kazanamaz. Yalnız kendisine değil, memlekete de çok zaman kaybettirmiş olur. Ortanın solunda biz bir takım reformların iddiacısıyız. Bir takım reformlar, bunların tahakkuk ettirilmesi lâzımdır diyoruz. Bunların hepsinin üstünde, vatandaşın zihninde yer etmesi lâzım olan bir nokta var. Dünya büyük bir süratle ilerliyor. Bundan elli yıl önce 15 yılda yapılacak diye söylenen bir iş, bir marifet bugün haftaların günlerin meselesi olmuştur. Herkes birbiriyle yarış halindedir, çabasındadır. Bir an önce kalkınmak istemektedir. Bu dünyada, bugünkü dünyada ilerlemenin, süratle ilerlemenin birinci şartı en önde gelen şartı iyi eğitimdir. Çocuklarınızı iyi eğitin. Düşmanlık yaratacak fena silâhlar kullanmaktan seçim esnasında hepimiz kaçınmalıyız. Biz CHP olarak memlekette, bu asrın, bu zamanın icabı olarak belirmiş olan bütün akımların hepsini biliriz. Hepsinin ihtiyaçlarını ölçmüşüzdür. Ve ifratlardan, aşırı sol ifratından, aşırı sağ ifratından memleketi koruyacak sınırları, duvarları kurmuşuzdur. Bu, Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Bu, ortanın solu politikasıdır.

Siyasette aldatmak olmayacaktır. Siyasette iktidara gelmek ve gitmek vardır. Siyasette, iyi siyasette büyük milletler, birbirinden sonra birbirini tamamlayacak surette çalışmasını bilirler. Birbirinden sonra gelen iktidarların birbirini yıkmak, geçmiş eserleri tahrip etmek gibi bir maksatları olmayacaktır.”

 

 

 

 

Konya Salon Toplantısında Toprak Reformu, Din Yoluyla Baskılar, Siyasi Fetvalar ve İstiklal Savaşı Üzerine Yapılan Konuşma [33]

Konyalılar, aziz hemşehrilerim, iki günden beri aranızdayım. Beni alicenap kabul ettiniz. Size yürekten teşekkür borçluyum. Konya’da yakın ilgi gördüm. Seçimlere hazırlık ödevi her çevrede hissolunuyor. Parti Meclisimiz burada toplanmıştır.

Konya’nın uyanık ve teşvik edici ortamında Parti Meclisi olarak ayrıca çalışacağız. Konya’ya iç ve dış politikada dikkati çeken olaylardan sonra geldim. Bunların hepsinde CHP’nin durumu açık ve belli olmuştur. Memleket meselelerinde ve diğer partilerle münasebetlerimizde görüşlerimiz ve farklarımız kesin olarak her olayda meydana çıkmaktadır.

Konya’da sosyal meseleler hemen göze çarpmaktadır. Ortanın solu politikası ile ele aldığımız konular, Konya’nın meseleleri ile at başı beraberdir. Köylü yurttaşlar ürünlerinin değerlendirilmemesinden ve satın aldıklarının her gün daha pahalanmasından feryat etmektedir ve düzenin bozukluğundan köylü ve kentli çok yakınmaktadır. Tarımda ve ticarette kredi düzeni yoksul için insafsız işliyor. Bu konularda düzen değişikliği yapmak için sarf ettiğimiz çabalar her yerde takdir ediliyor, teşvik ediliyor daha fazlası isteniyor.

Toprak Reformu

Sevgili arkadaşlarım,

Konya’da Toprak Reformuna ihtiyaç besbellidir. Burada Toprak Reformunun büsbütün özel bir durumda lâzım olduğunu hayretle gördüm. Büyük toprak sahipleri geçtiğimiz yerlerde yoktur. Hazine elindeki topraklar kira ile köylüye veriliyor ve köylünün bu toprakları ihtiyaç sebebi ile çok mütevazı bedellerle toplayıcı büyük ellerde toplanıyor, işletiliyor ve kiralayan köylü gibi yoksul kalıyor. Bir daha anlaşılıyor ki, Toprak Reformu her yerde lâzımdır ve her yerde bulunacak çare az çok birbirinden farklı olabilir. Müşterek olan vasıf köylünün mütevazı ölçüde de olsa, toprak sahibi olmasıdır. Ve bu toprağı işletecek kudretin ona sağlanmasıdır. Sosyal konularda memleket ihtiyaçları Konya’da göze çarptığı gibi ortanın solu hamlesi ile çare bulmaya çalışan CHP’nin hizmetine ihtiyaç da o derece aşikâr bir surette kendini hissettirmektedir.

Din yoluyla baskı hastalığı

Konya’da siyasî huzurun temel ihtiyaçları her yerde olduğu gibidir. Daha ziyade meydanda ve belirli olarak görülmektedir. Din siyasete alet edilerek, din yoluyla siyasî baskı hastalığı mevcuttur. Şikâyet edilmektedir. Camiler siyasî propaganda meydanı haline gelmiştir. Bütün memleketten aldığım şikâyetler burada da geniş ölçüde vardır. Siyasî huzur için din yolu ile ayrılık ve düşmanlığı önlemek icab eder. Hükûmeti bu noktada Mecliste uyarmaya çalıştık. Bu ihtiyacın, dolaştıkça, memleket içinde de belli bir önem aldığı görülmektedir. Seçim zamanı din propagandalarının ameli olarak ne kadar tesir edeceğini tahmin edemem. Geniş ölçüde düşmanlık yaratacağından endişe ederim.

Siyasî fetvalar

Vahamet şuradan geliyor: CHP yi kastedip ima ederek veya açıktan söyleyerek “Korkmadan Müslüman’ız diyebilelim”, “Laiklik dinsizlik değildir” devri tamamlanmış tarikat ve münferit sarkıntılık ve irtica hâdiseleri “Vicdan Hürriyeti” tefsirine bürünmüş gibi devirler de artık geride kalmıştır.

Şimdi insanlar siyasî programlar ve kanaatler yüzünden meselâ ortanın solu gibi, küfürle ve kâfirlikle ittiham edilebiliyorlar. Şimdi bu devir içindeyiz. Fetva verenler müftülerdir. Müftüler büyük devlet memurlarıdır. Bakanlara bağlıdırlar. Bu vaziyetleri ile siyasî fetvalar vermektedirler. Bunun doğrudan doğruya hükûmet programı ve düzeni niteliğinde kabulü zarurîdir. Bunu anlamamak siyaset adamlarının bile bile kendilerini ve memleketi aldatmaları demektir.

Millet Meclisindeki olaylar için de hülâsa ettiğim bu siyasî durumu Konya’da apaçık, besbelli bir surette görmemek mümkün değildir. Hükûmete de açıktan izah ettiğimiz bu durumun düzeltilmesi ve acele tedbir almak icabettiğini söylemeyi vazife sayıyorum. Siyasî huzur için ilk ihtiyaç budur. Şu noktayı aşikâr bir surette belirtmek isterim: Dinin siyasete alet edilerek fetva verilmesi devrine gelinmesinin, Türkiye İşçi Partisi’yle hiçbir münasebeti yoktur. Türkiye İşçi Partisi din yoluyla istismar marifetini, iktidar partisinin sorumlularından ve Güven Partisi’nden daha az maharetle yapmamaktadır.

CHP Genel Başkanı olarak, Lâik cumhuriyetin mezhep ihtilâflarını ve dinin siyasete karıştırılmasını önleyecek bir siyasî huzur şartı saydığımı belirtmek isterim.

CHP komünizme karşı kesin vaziyet almıştır. CHP komünizme karşı kesin çareyi sosyal tedbirlerde görür. Onun için sosyal adalet, sosyal güvenlik ve ortanın solu politikasını apaçık ilân etmiştir.

Dış politikada da CHP en çok İşçi Partisi’nin itirazına hedeftir ve diğer partilerin hepsi ile de dış politikada az çok [çok az] bir fark gösterir.

Sevgili vatandaşlarım, bu şartlar içinde seçim hazırlığına giriyoruz. Bu seçim hazırlığında henüz olmayan yeni silâhların kullanılmasından endişe ederim. Henüz olmayan silâhların yaraları mutlaka iltihaplı olur, derin olur. İlk günden siyasî huzur içinde, bir ortam için çabalıyoruz. Başarabilmek hepimizin siyasî hayatı için iyi bir eser olacaktır.

İstiklâl Savaşında da

İnönü, mukaddesat istismarcılarının maskelerini indirmek için, askerlik günlerine dönerek Müslümanların sol ayaklarından adım atmaya başlamadıklarını iddia edenlere cevap olmak üzere şunları söyledi.

“İstiklâl Savaşında, düşmana kesin taarruz sol cenahtan başlamıştı. Süvarilerin sol ayaklarıyla bindikleri atların dizginlerine sol elleriyle kumanda ettikleri bu savaşta, zafer bizim olmuştur.”

İnönü, daha da gerilere gitti ve Konyalı akıncıların Viyana kapılarına dayanmak için, atlarına sol taraftan bindiklerini de hatırlattı.

Bir vücudun solu ile sağı arasında fark olmadığını söyledi ve konuşmasını, Konyalılara canının kurban olduğunu anlatarak bitirdi.

 

 

 

 

Konya Öğretmenler Derneği Defterine Yazılanlar[34]

Konya Öğretmenler Lokalinde mutlu bir gün. Hatıra defterine başlangıç yazıyorum. Bulunduğumuz yüzyılda milletlerin kudret ve itibar dereceleri, silâhları, zenginlikleri nüfuzları ile tayin edilmektedir.

Milletler kültürleri ve bilgileri ile sıraya konmaktadır. Öğreticiler, öğretmenler, cemiyetin en yüksek ödevlisi halindedirler.

Arkadaşlarım, öğretmenler kendilerini bu gözle gördüğümüzü bilmelidirler. Arkadaşlarım öğretmenleri bu yüksek ödevlere yetecek yaratılışta olduklarını bilerek çalışmalı hazırlanmalıdırlar.

Selâm onlara, başarı ve itibar onların olsun olacaktır.

İSMET İNÖNÜ

 

 

 

 

Konya Öğretmen Derneği Lokalinde Öğretmenlere Yapılan Konuşma[35]

“Siyasî hayatımızın başından beri öğretmeni ve onun görevini en yüksek seviyede saydık. Öğretmen bu memlekette en büyük görevi üzerine almış olan insandır. Eskiden silâhı veya parası olan devlet kuvvetli sayılırdı. Sonra atomu keşfeden kuvvetlidir, dendi. Bugün ilim ve kültürde kuvvetli olan millet, sırtı yere gelmeyen millettir. Biz yeni yeni ilköğretimde dünya ölçüsünde yer tutmağa başladık.”

Bir öğretmenin, İnönü’den bir anısını anlatmasını istemesi üzerine CHP Genel Başkanı sözlerini şöyle tamamlamıştır:

“Benim tabiatımda olan bir kusurum vardır. Bir şeyi anlat dedikleri zaman aklıma hiç bir şeyler gelmez. Tabiatımda olan bir başka marifetim daha vardır. Eksiğimi bilirim. Daima bir şeyler öğrenmeye çalışır, kendi eksiğimi yenilerim. Ortanın solu da bu marifetlerimizden biridir. Benim cesaretim sizlersiniz. Bende büyük işler görme hevesini canlandırıyorsunuz.”

 

 

 

 

Konya Mevlana Müzesi, Atatürk Kültür Müzesi ve Sel Bölgesinde Söyledikleri[36]

(...) İnönü, Müdüre sordu:

“Mevlâna öleli kaç yıl oldu?”

“1272” dedi Müze Müdürü.

“Yani Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşundan 25-30 yıl önce mi?”

Genel Başkan, 3. Ahmet’e ait olduğu bildirilen bir kaftanın kumaşını inceledi. Müze Müdürü de bir yandan bilgi veriyordu. İnönü bir an düşündü.

“3. Ahmet 17. asırda yaşamadı. Bu onun kaftanının kumaşı olamaz!”

Düşünme sırası Müdüre geldi ve “Evet, haklısınız” cevabını verdi.

Genel Başkan ve beraberindekiler daha sonra Atatürk Müzesi’ni ziyaret etti. İnönü, çeyiz odasını da gezdi, kapıdan çıkarken, “Haydi kız” dedi ve bir hanımın kolunu tuttu. Bu, eşi Mevhibe İnönü idi. Elinden tutup ağır ağır merdivenden indiler.

İnönü, öğleden sonra sel bölgesinde, selden zarar gören vatandaşları ziyaret etmiş, kendilerini teselli ettikten sonra, “Devlete güveniniz. Devlet gereğini yapacaktır. Devlete güveninizi yitirmeyiniz” demiştir.

(...)

Yarma ve Demirkent köylerine giden İnönü, burada sevgi gösterileri ile karşılanmış, Belediye balkonundan Demirkentlilere “Sizinle iftihar ederim.. Her haliniz bana görgülü, bilgili, medenî göründü” demiştir.

Bu köyde İnönü’nün 5-6 silâh arkadaşı çıkmıştır. “Hakkını helâl et Paşam, bir daha ya görüşürüz, ya görüşmeyiz” diyen 72 yaşındaki silâh arkadaşına İnönü, “Daha gençsin. Benim yaşıma gelmeni bekleyeceksin” cevabını vermiştir.

[Tamamlayıcı haber]

Dün sabah Mevlâna Müzesi’ne giden İsmet İnönü, kendisine gösterilen bir kaftanın üzerindeki 17. yüzyıl işi ve 3. Ahmet devrinden kaldığını öğrenince, “Olamaz, 17. yüzyılda 3. Ahmet yoktu” demiştir. Müzeyi gezdiren müdür “Haklısınız galiba, yanlışlık olmuş Paşam” cevabını vermiştir.

Müze müdürü İnönü’ye 1. Abdülmecit’in sünnet elbisesinden bir palto göstermiş, bunun üzerine İnönü “Zaten bir tane Abdülmecit var” karşılığını verince, müdür, “Bir de gönderdiğiniz vardı Paşam” demiştir.

Bunun üzerine CHP Genel Başkanı kahkahalarla gülmüştür.

İsmet İnönü daha sonra Atatürk Kültür Müzesi’ni gezmiş, “Konya’nın böyle hatıralar tutmağa, müzeler açmaya meraklı bir şehir” olduğunu söylemiştir.

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü dün öğleden sonra beraberinde Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Gaziantep Milletvekili Ali İhsan Göğüş, CHP Konya İl Başkanı Erdoğan Bakkalbaşı olduğu halde Altınapa barajından taşan su altında kalan Sakyatan, Gücü, Yarma, Karakaya köylerini gezmiş köylülerin dert ve dileklerini dinlemiştir.

Bu arada Devlet Su İşleri Müdürü İsfendiyar Dündar’dan da bu konuda bilgi alan İnönü, köylülerin bu yıl topraktan ürün alamayacaklarını ve evlerinin çökme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirtmeleri üzerine şu konuşmayı yapmıştır:

“Uğradığınız felâketi işittim. Aranıza geldim, durumunuzu gördüm. Arkadaşlarımdan bu konuda bilgi aldım. Bilgi aldıkça da çok mahzun, müteessir oldum. Sizden ricam tecrübelisiniz, metanetinizi, devlete güveninizi, itimadınızı muhafaza edin. Size her türlü yardım yapılmasına gayret edeceğim. Buradan vazife hissi ile ayrılacağım. Elimden geldiği kadar size yardımcı olmaya çalışacağım. İnşallah bu uğradığınız kazayı, darbeyi elbirliği ile göğüsleyeceğiz.”

 

 

 

 

 

Konya’da Düzenlenen Basın Toplantısında Ülkedeki Siyasi Gerginlik ile Konya’daki Sel Üzerine Söyledikleri ve Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[37]

Programımıza göre, Konya’da Parti Meclisi için toplandık. Buraya Meclisten son zamanların gergin çalışmalarından sonra geldik. Bildiğiniz gibi ilk günlerde memlekette büyük ölçüde siyasî hareketler vuku buldu. Gerginlikler arasında toplantıların ve mitinglerin hareketli olacağını bilesiniz. Bu sefer heyecan ölçüleri bana mübalâğalı görünüyor. Taşkınlıklar oldukça uzun vadeli ve göze görünür derecede yüksek masraflarla tertip edilmiş görünüşündedir. Türk milletinin sağduyusu buradan gördüğümüze göre sükûneti süratle getirdi. Herhalde durumun bütün ölçüsü ve ehemmiyetini buradan değerlendirmek, acele etmemek istiyorum. Parti Meclisinde de bu eğilim hâkim olmuş gibidir. Memlekette huzurun yani siyasî huzurun önümüzdeki seçimlerde düşmanlık havasına girmeyen temiz silâhların kullanılması dileği umumîdir. Tabiî umumî durumu yakından izleyeceğiz. Parti Meclisi gerekirse ve gerektikçe sık toplanmaya karar vermiştir. Ben Konya’da çok dinlenmiş bir halde bulundum. Konyalıların fırtınalar ortasında kendilerine güvenen ve insana huzur veren mizaçları bu seferde beni tedavi etmiştir. Yüz yıl sayılacak epeyce eski zamanlarda da Konya beni böyle tedavi ederdi. Buradan şevk ile ve bahtiyar olarak ayrılmamın bütün şartları mevcuttur. Bununla beraber bir büyük üzüntüyü kalbimde taşıyarak ayrılacağım. O da sizinle beraber gördüğümüz su taşkınına uğramış köylerin hali ve ıstırabıdır. Bir senedir deprem şeklinde memleketin muhtelif yerlerinde felâketlere uğradık. Konya’da gördüğüm su taşkını felâketi hiç birinden aşağı değildir.

Bir köy şimdiden boşaltılmıştır. Geri kalan dört köy ne yapacağını bilmez bir halde kapı önündedir. Beş köy 7 bine yakın nüfus tutuyor. Aslında hepsi varlıklı bir muhit. Bizim sosyal şartlarımıza göre oldukça âdilâne ve iyi yaşama şartlarına sahipler. Bereketli topraklar üzerinde yaşıyorlar. İnsanları metin ama, insan metanetinin yetmeyeceği derecede büyük felâket var. Bu yıl belki hiç mahsul alamayacaklar, gelecek yıl da durumları şüpheli. Tafsilâtlı söylüyorum üç- dört köyün bir kazaya uğraması gibi olay önemsiz görülerek unutulmasın diye. Uzun vadeli sulama tedbirleri, taşkından koruma plânları düşünülmüştür. Benim yerinde görgü şahidi olarak belirteceğim ihtiyaç, devletimizin acele yardımını hem bugünkü ölçü hem de biri iki senelik iyi işleyecek tedbir olarak devletin ilgisini çekmek istiyorum. İhtiyaçları beraber gördük. Gazeteci arkadaşlarımdan bana yardımcı olmalarını dilerim. Hükûmetin yardımlarını el birliği ile burada toplarsak bahtiyar oluruz. Konya'dan alicenap muamele gören şevki artmış insanlar olarak ayrılıyoruz. Konyalılara daima mutluluklar dilerim.”

İsmet İnönü, daha sonra gazetecilerin çeşitli sorularını cevaplandırmıştır. Bir gazeteci “Mecliste Konya’daki bazı görevlilerden söz ettiniz” deyince CHP Genel Başkanı İnönü, şu karşılığı vermiştir:

“Burada bazı vazifelerden Mecliste söz konusu ettiğim doğrudur. Ama ben, siyasî münakaşada memurların veya vatandaşların şikâyet edecek hareketlerini, siyasî sorumluluk sahiplerinin esas görmeleri için uyandırırım. Şahsî meselelere hiç ilgi göstermem. Burada şikâyet ettiğim olayların Konyalıların sağduyusu içinde bulunduğunu her an fark ediyorum. Bununla olumsuz çalışmaların önemsiz olduğu mânası çıkmaz. Sorumlular, sorumluluklarının icabını yapmalıdırlar.”

Bir başka gazeteci seçim konusundaki sorusunu CHP Genel Başkanı, “Politika adamı her seçime umutla girer. Netice ne olursa olsun, umudu zayıflamayan adam hakiki politikacıdır. Seçimlerde umudum ve hesabım çok sağlamdır. Sosyal meselelerin mücadelesini yapıyoruz.” demiştir.

Bir başka gazeteci de YTP. Genel Başkanı Yusuf Azizoğlu’nun “Millî bakiyeyi İnönü kaldırttı” demecini İnönü’ye hatırlatınca, CHP Genel Başkanı “Aslı yok, millî bakiyenin kalkmaması için çalıştım. El altından pazarlık ettiğimiz vehmine kapılmıştır. Gören Allah için söylesin. Adlarını söylemeyeyim. Pazarlık yapan kendileri mi başkaları mı?” diye karşılık vermiştir.

CHP Genel Başkanı dinin politika alanında istismarı konusunda da şunları söylemiştir:

“Dinin politikaya âlet edilmesi esefle söyleyelim ki, seçim için çıkar bir yol sanılıyor. Bu bir hastalıktır. Bunu tedavi için veya bunun zararlarını önlemek için elbette bir karşı gayret sarf edilecektir. Yerine göre bu gayret sert bir tepki olur. Vatandaşın insafını, sağduyusunu uyandırmak insanı daha itidal içinde bir tutuma sevk eder. Hale ve ortama göre uğrayacağım iftiraları karşılamaya çalışacağım. Şimdiden donmuş bir kalıp söyleyemiyorum.”

CHP Genel Başkanı bir gazetecinin “Size en yakın parti hangisi?” sorusuna ise, “Bize yakın parti, ben tayin edemem. Görenler ve seyredenler bunu anlar. Ama, Güven Partisi’nin bizimle uğraşmalarına, oy almak için CHP’lileri eskiden de beraberdik şimdi de beraberiz oyunuzu bize verin şeklinde konuştukları hikâyelerine rast geldik. İster azizlik deyiniz, ister ustalık deyiniz. Aramızda çetin bir mücadele geçmiş, kesin ayrılık olmuştur. Vatandaşların gerçekleri bilmesi lâzımdır” demiştir.

İnönü’ye bir gazeteci son soru olarak “İktidar partisi seçimlerde her türlü imkânını ve özellikle fazla para kullanacağını belli ediyor, ne dersiniz?” sorusunu sormuş, CHP Genel Başkanı bu soruya da şu cevabı vermiştir:

“Evet, her türlü imkânları var. Ama vatandaşın cebindeki oya sahip değiller. Vatandaş kendi oyuna sahip olursa, memleketin idaresini istediği istikamete çevirir. Ben hiç bir zor yokken ve bütün kudret elimdeyken, durup dururken çok partili rejime işte böyle bir ödev duygusuna güvenerek girdim. İlk gün, ilk seneler hareketimiz bu karakterde anlaşıldı. Ama zamanla anlaşılıyor. Vatandaşın memleket idaresinden sorumlu olduğunu bilerek sandık başına gitmesi lâzımdır.”

 

 

 

 

Kurban Bayramı Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj[38]

Sevgili vatandaşlarımın Kurban Bayramını kutlarım.

Bütün vatandaşlarımızın Bayramı kardeşlik duyguları ve huzur içinde geçirmeleri ve gelecek günlerin aziz milletimize mutluluk ve refah getirmesi tek dileğimdir.

Millet olarak kesin inançla benimsediğimiz demokratik rejimin üzerine hiç bir gölge düşürülmeden işlemesi ve herkesin hakkından emin olarak insanlık onuruna yaraşır bir hayat sürebileceği âdil bir sosyal ve ekonomik düzene yakın bir gelecekte kavuşma umudunu yüreğinde duyabilmesi, memlekette huzur ve kardeşliğin temel şartıdır.

Biz, Cumhuriyet Halk Partililer olarak, bütün düşünce ve gücümüzü, öyle bir düzenin Türkiye’de bir an önce kurulması ülküsüne yöneltmiş bulunuyoruz.

Aziz Türk halkının isteği ve desteği ile bu ülkünün kısa zamanda gerçekle-şeceğine güveniyorum.

Kurban Bayramı vesilesiyle bütün vatandaşlarıma ve haklı dâvalarında bera-ber olduğumuz Kıbrıslı soydaşlarımıza, en iyi dileklerimle birlikte, yürekten sevgi ve saygılarımı sunarım.

 

 

 

 

 

CHP Genel Sekreter Yardımcısı Manisa Milletvekili Muammer Erten’i Hastane Ziyaretinde[39]

(...)

İnönü, Erten’e son Konya gezisi hakkındaki izlenimlerini anlatmış, “Teşkilâtı çok iyi ve canlı gördüm” demiştir. İnönü, Muammer Erten’in altı saat süren başarılı ameliyatını yapan Operatör Dr. Aydın Aytaç’la görüşmek isteğinde bulunmuştur.

Dr. Aytaç’a teşekkür eden İnönü, “Memleket için çok değerli bir arkadaşımızı kurtarmakla büyük bir hizmet yaptınız. Size ne kadar teşekkür etsem azdır” demiştir.

 

 

 

 

Pembe Köşkün Bahçesindeki Yürüyüşte Gazetecilerle Değişik Konularda Yapılan Söyleşi[40]

“Hoş geldiniz, göreceğim geldi sizi, bir haftadır dışarı çıkamadım” diyerek gazetecileri karşılayan İsmet İnönü’ye Milliyet Gazetesi foto muhabiri büyük boy bir resmini armağan etmiş, bunun üzerine İnönü, “Nasıl öderim bunu?” diye sorunca foto muhabiri “Sağlığınızla Paşam” karşılığını vermiştir.

TRT şirin görünüyor mu?

CHP Genel Başkanı İnönü, gazetecilerle şakalaşırken TRT muhabirine, “TRT nasıl, keyfi yerinde mi?” diye sormuş, “Yerinde” cevabını alınca da “Şirin görünüyor musunuz her tarafa?” diye ikinci bir soru eklemiştir. Bu sorusuna da, “Pek görünemiyoruz Paşam” cevabı verilince İnönü, “Çalışın, çalışın” karşılığını vermiştir.

Altına hücum konusu

Bir gazetecinin altına hücum konusunu açması üzerine gazetecilerle İsmet İnönü arasında şu konuşma geçmiştir:

– Altına hücum var Paşam

İ. İ– Sormayın, dünya birbirine girdi hafife aldılar. Bir hafta on gün evvel anlaşma yaptık diye ilân ediyorlardı. Görür görmez söyledim, zorla anlaşma olmaz, diye.

– Etkileri ne olabilir, özellikle Türkiye’de Paşam?

İ. İ– Hesabı daha belli değil.

– Görüşünüz nedir Paşam?

İ. İ– İşte söylüyorum hesabı belli değil baksanıza borsaları kapamışlar. Altını olmayanların umurunda değil

– Yani biz rahatız Paşam.

İ. İ. – Rahatız diyemeyiz ama, kaybedecek şeyimiz kalmamış.

– Altına hücum nereden geldi Paşam?

İ .İ. – Nerden mi geldi? Açık masraftan, kâğıt basmaktan, başka derdi yok.

– Kurtarılma ümidi var mı Paşam?

İ. İ. –Var tabiî tekrar herkes kemerini sıkacak, zaman geçecek, düzelecek

– Ne kadar zaman Paşam?

İ. İ. – Hesaplar büyük. Tahmin edemem.

Sokaktan bir soru

CHP Genel Başkanı İnönü ile gazeteciler şakalaşarak bahçede dolaşırlarken bir gazeteci “Hazır sokağa çıkmışken sokaktan bir soru sorayım Paşam” demiş. İsmet İnönü “Ben bugün ilk defa çıkıyorum, akşama doktorum bilir” deyince aynı gazeteci, “Başbakan sokaktan bahsetti” diye eklemiştir.

Bunun üzerine İnönü, “Sokağa çıkamıyoruz biz baksana” cevabını vermiştir.

İsmet İnönü, evinin bahçesindeki yokuşa çıkarken, gazetecilerin “Paşam doktorunuz izin verecek mi böyle dolaşmanıza?” deyince İnönü, “Doktor görmesin” demiştir.

Gazetecilerin çeşitli soruları karşısında İnönü, “Evden çıkamıyordum, dünyanın havadislerini bana soruyorsunuz” demiş, bu sırada foto muhabirimiz Hüseyin Ezer, karda yokuş çıkarken düşünce de gülerek “Hoppala, aman ha, yardım edin ona. Hiç kar görmemiş ömründe” diyerek öteki gazetecileri yardıma çağırmıştır.

Devri Süleyman

Bir gazetecinin, “Dün akşam Devri Süleyman diye bir tiyatroya gittik. Orada zatı âliniz de vardınız” demesi üzerine İnönü, “Kanunî Süleyman zamanından mı” diye sormuş, gazeteci de “Hayır bizim Süleyman” karşılığını vermiştir.

İsmet İnönü, bu konuyu açan gazeteciye oyunda kendisinin ne yaptığını sormuş, cevabını alamayınca da kahkahalarla gülmüştür.

CHP Genel Başkanı “Çoktan beri müzik dinlemediğini” bildirerek, “Bir orkestra olsa da gitsek” demiş, daha sonra gazetecilerle arasında şu konuşma geçmiştir:

– Bir saat yürümüş gibiyim.

– Demeyin öyle Paşam.

– Size de bir şey söylemeye gelmiyor ki, korkuyorsunuz.

– Korkmuyoruz ama, işimize gelmeyeni duymuyoruz Paşam.

Öğrenciler hocam dediler

İsmet İnönü dolaşırken İstanbul’dan gelen bir grup öğrenci resim çektirmek istemiş, heyecanlanan bir öğrenci İnönü’ye “Hocam” diye hitap etmiştir.

Bunun üzerine öğrencilerin başlarında bulunan öğretmen, “Yalnız bizim değil, bütün Türkiye’nin hocası o” deyince İnönü, “Hocalarını çok seviyorlar. Bana da iltifat ediyorlar” demiştir.

Bu arada gazetecilerle İsmet İnönü arasında televizyon konusunda konuşma geçmiş, gazeteciler televizyonun pahalılığından yakınınca İnönü, “Daha yeni işe başlıyor. Tertibine girinceye kadar doların geçirdiğini geçirecek” karşılığını vermiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İnönü, bir haftaya kadar eşi ile İstanbul’a gideceğini, ancak, çalışmadan mutlâk istirahat edeceğini söylemiş, Konya gezisinden söz ederek, dönüşünde Ankara’da yaptığı çalışmaların fazla geldiğini belirtmiştir.

Aklı başına geldiği zaman

Bir gazetecinin, “Hep irticadan şikâyet ediyorsunuz” demesi üzerine İnönü ile gazeteciler arasında şu konuşma geçmiştir:

– Ederim, ederim.

– Bunun önüne nasıl geçeriz Paşam?

– Hepinizin aklı başına geldiği zaman.

– İnsanın aklının başına gelebilmesi için neler olması lâzım Paşam?

– Ufak bir şart. Aklı olması lâzım.

– Akılsızlık nereden gelir Paşam?

– Akılsızlık aklı olmamaktan gelir.

İsmet İnönü, bu arada aklı işletmenin bir çok rolü olduğunu söylemiş, gazetecilerin “Her gün gezintiye çıkıp çıkmayacağını” sorması üzerine de “Bugün tecrübe yarın belli olur. Söylemeyeyim ama, Fikret Otyam’ın yaşı kadar geçirdim bu hastalığı” karşılığını vermiştir.

Kırk yıldan beri şeker hastası olduğunu da bildiren İsmet İnönü, kırk yıldan beri perhizi hiç aksatmadığını, artık bu işin uzmanı olduğunu söylemiş ve daha sonra gazetecilere veda ederek evine girmiştir.

 

 

 

 

CHP Ankara Çankaya İlçe Örgütü Yemeğine Gönderilen Mesaj[41]

Çankaya İlçesi Başkanımızın nazik davetinden duygulandım, sevindim, yüreğim teşekkürle dolgun olmuştur.

Doktorlarımın kesin tavsiyesi ile evden henüz hiçbir sebeple çıkamıyorum. Çankaya ilçemizin dâvet yönünü biliyordum, bekliyordum ve hazırlanmıştım. Ancak bugün kesin sebeple gelecek halde değilim ve üzüntülüyüm.

Aranızda bulunsaydım siz arkadaşlarıma söyleyecek sözlerim vardı, onları İlçe Başkanımızın nazik davetlerinden faydalanarak size gönderiyorum. Sözlerim uzun müddet zihnimde hazırladığım görüşler ve düşüncelerdir.

Çankayalılar, sevgili arkadaşlarım, ilk önce Çankaya merkezimizin Ankara’da öneminden ve ödevinden bahsetmek isterim. Ankara yalnız devletimizin başkenti değil, CHP’nin de büyük bir merkezidir. Ve Ankara merkezinde Çankaya ilçemizin tesiri ve ödevi çok önemlidir. İftiharla söyleyebilirim ki Çankaya ilçemiz başarı ile çalışmaktadır. Yalnız partimiz içinde değil, bütün Ankara çevresinde güven ve itibar kazanmış idareciler ve arkadaşlarla kurulmuştur. Çankaya İlçe Merkezimizi ve Çankaya ilçesinde bulunan partililerimizi bu sene ve gelecek sene yapılacak büyük seçimlerde ağır sorumluluk beklemektedir.

Geçen seçimlerde ihmalden ve seçim vazifelerinin murakabasında ve iştirak nispetinde çok zarar görmüşüzdür. Dolayısıyla memleket zarar görmüştür. Önümüzdeki seçimlerde her türlü ihmalden ve kayıtsızlıktan seçimleri behemehal kurtarmak lâzımdır. İlçe idaresinden ve bütün arkadaşlarımdan ciddî vazife beklerim. Seçimde bir hastalığın mutlaka önünü almak lâzımdır. Adaylar belli olduktan sonra bütün partili bir vücut gibi o adaylara oy vermesi lâzımdır. Küsme, bölünme, karşı çalışma, seçime katılmama, bir siyasî parti mensubu olmanın tam zıttı kusurlardır.

Çankayalılar sevgili arkadaşlarım, memleketin ihtiyacı CHP iktidarının sorumluluk almasını istemektedir. Bu netice seçim kazanmakla elde edilebilir. Seçim şartlarımız her bakımdan elverişlidir. Eğer partililerimiz kendilerine ve partililerine güvenerek önümüzdeki günlerde ve seçimlerde iyi çalışırlarsa seçimi kazanacağız.

Çankaya İlçe Merkezine büyük vazife düşmektedir. Bu vazifeyi size hatırlatmaya çalıştım. İlçe içinde birbirlerinizle il içinde de ilçeler arasında birbirinizi tamamlayarak iyi arkadaşlık duyguları ile çalışmanızı istiyorum. Hepinizin gözlerinden öperim. Bu neşeli akşamınızda beni hatırlamanızı isterim. İlçe adına bana verdiğiniz armağana çok teşekkür ederim. Bundan istifade ederek yakın bir zamanda sizinle beraber keyifli sigara içeceğim, iyi geceler afiyetler dilerim.

 

 

 

 

CHP Diyarbakır İl Kongresine Gönderilen Mesaj[42]

Diyarbakır İl Kongresi’ni saygı ile selâmlıyorum.

İl Kongresi’ni memleketin siyasî sorunları her yerde vatandaşın dikkatini çektiği bir zamanda toplanmıştır. Bundan başka, bu yıl ve gelecek yıl büyük seçimler yapılacaktır. Bu seçimlerin her ikisi büyük önem taşımaktadır. İl Kongresi’nin çalışmaları seçimlerimize selâmet ve şevk verecektir.

Diyarbakırlılar, Sevgili Hemşehrilerim,

Cumhuriyet idaresi ve CHP sorumlu zamanlarında ilk günden beri Diyarba-kır’ı vatanın esaslı merkezlerinden biri olarak görmüş ve değerlendirmiştir. Diyarbakır’ın Cumhuriyete geçen halini içinizde hatırlayanlar çok değildir. Hudut üzerinde memleketle her türlü irtibatı eksik olan bir merkez halinde bulunuyordu. Diyarbakır CHP’nin esaslı ve devamlı bir programıyla Cumhuriyetin her sahada ilerlemiş büyük merkezlerinden biri olmuştur. Diyarbakır gerek millî idealleri gerek kültür ve medeniyeti seviyesi bakımından büyük bir merkezimizdir. Biz Diyarbakır’ı her devirde Türk Devleti’nin ve Türk Milleti’nin ve Türk milliyetçiliğinin temeli olan ilham kaynaklarından biri gözüyle görmüşüzdür. Hudutlarımızın yakınında Türk kültürünün bir kalesi olarak, Diyarbakır’ı yetiştirmek ve kuvvetlendirmek, Türk siyasetini yürekten savunan halis Diyarbakırlılar için aziz bir hedeftir. Bu hedefe hizmet etmeyi hem ödev hem şeref sayıyoruz.

Aziz Diyarbakırlılar,

Doğu kalkınmasının ilk günden beri tâkipçisi ve yapıcısıyız. İdaremiz geçmişte Doğu kalkınmasına, elindeki imkânlarının iyi bir hissesini vermiştir. Gelecek için, Doğu kalkınmasına vereceğimiz kıymet daha ziyade göze çarpacaktır. Bütün bu aziz emellerin gerçekleştirilmesi seçimlerde iyi neticeler almamıza büyük ölçüde bağlıdır. Mahalli idareler, Belediye seçimlerinde ve kısmi Senato seçimlerinde mutlaka büyük neticeleri kazanmalıyız. Belediye hizmetlerinde kıymetli tecrübelerimiz vardır. Vatandaşlarımız bunu görmüşlerdir. Parti teşkilâtı olarak iyi çalışırsak yüksek neticeler bizim olacaktır.

Önümüzdeki Haziran seçimlerinde CHP’nin politikası vatandaşın itibarını kazanırsa, 1969 seçimleri daha ümitli olacaktır. Seçimleri büyük ölçüde kazanmak için, bütün şartlar bizim yanımızdadır. Doğunun kalkınması ve gelişmesi, CHP’nin politikası ile mümkün olacaktır. Vatandaş hayatının, refaha doğru ilerlemesi ancak “Ortanın Solu” politikası ile mümkün olacaktır. Dört huduttan vatanımıza çevrilen kötü gözler ancak, CHP’nin dış politikası ile sönecektir.

Diyarbakırlılar, Sevgili Hemşehrilerim,

Sizin görüşünüze ve taktirinize güvenim vardır. Size memleket meselelerini ve Diyarbakır’ın özel ehemmiyet ve kıymetini açık dille anlatmaya çalışıyorum. Parti teşkilâtı olarak seçmen vatandaşımızı, uyarıp aydınlatmaya önem vereceksiniz. Parti teşkilâtı seçimlerinde ihmale uğramadan iyi vazife görecektir. Neticelerin iyi olacağından asla şüphe etmeyiniz. Kongrede başarılar dilerim. Hepinizin sevgiyle gözlerinden öperim.

 

 

 

 

CHP Adıyaman İl Kongresine Gönderilen Mesaj[43]

Adıyaman İl Kongresi’ne başarılar diliyorum. Adıyaman dar günlerde daima Cumhuriyet Halk Partisi’ne destek olmuş, yardımını esirgememiştir. Önümüzde büyük seçimler var. Bu imtihanları başarı ile vereceğinize yürekten inanıyorum.

Sevgili Adıyamanlılar,

Lâik, demokratik Cumhuriyeti korumak görevi bugün her zamandan daha büyük bir ihtiyaç haline gelmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi geniş vatandaş kitlelerinin yoksulluktan kurtarılma dâvasını, devrimlerin korunması dâvasıyla birlikte değerlendirmektedir. Türk halkının daha mutlu günlere kavuşması, ancak lâik demokratik Anayasa düzeninin korunması, sosyal ve ekonomik hakların tam olarak gerçekleştirilmesiyle mümkün olacaktır. Bunun adına ortanın solu politikası diyoruz.

Başarılar diler gözlerinizden öperim.

 

 

 

 

CHP Nevşehir İl Kongresine Gönderilen Mesaj[44]

Aziz Nevşehirliler. İl Kongresi’nin saygı değer üyelerini sevgi ile selâmlı-yorum.

Kongrenizden yararlanarak bir kaç noktayı dikkatinize arz etmek istiyorum. Nevşehirli CHP’liler memleketin ileri hamlelerinde daima en önde vaziyet almışlardır. Nevşehir halkının çalışkanlığı başarıları bütün vatandaşlarımıza örnek olacak ölçüdedir.

Nevşehirlilerin özellikle partimiz mensuplarının, lâik Cumhuriyetin bütün müesseselerinin korunmasında her zamankinden daha fazla bir dikkat ve uyanıklık göstereceklerine eminim.

Memleketin kalkınması için şart görünen sosyal ve ekonomik dâvaları tâkip ettiğimizi biliyorsunuz.

Bu yüzden haksız iftiralara uğradık. CHP mensupları bütün memlekette bu iftiraları kısa süre içinde yenmiştir. Biz memleketin ihtiyacından doğan bu dâvaların takibinde çok samimîyiz. Memleketin kalkınmasını, vatandaşların refahını, savunduğumuz sosyal ve ekonomik reformlarda görüyoruz.

Daha bugünden karşımızda olanlar dahil, hemen herkes savunduğumuz fikirlerin doğruluğunu, reformların zaruretini kabul etmişlerdir. Nevşehirli vatandaşlarımız millet tarihinde ileri hareketlerin şekillenmesinde özel bir yer işgal ederler. Bugün de savunduğumuz ileri anlamlı dâvaların gerçekleşmesinde Ortanın Solu politikasında en önde gayret harcayacaklarına eminim.

Kongrenizin bütün üyelerini saygıyla selâmlarım.

 

 

 

 

İkinci İnönü Zaferinin 47. Yıldönümü Dolayısıyla “İnönü Zaferlerini Kutlama Komitesi”ne Gönderilen Mesaj[45]

İkinci İnönü Zaferi’nin yıldönümünü size coşkun sevgilerle kutluyorum.

Bugün için sarf ettiğiniz gayret, tarihin bir şanlı safhasını hatırlatmaktan daha ileri bir ihtiyacı karşılamaktadır. İkinci İnönü günü yalnız muharebe meydanının şerefini dile getirmiş değil, milletin kalbinde tedaviye muhtaç olan ümitleri de canlandırıp şahlandıran bir gündür.

Sarf ettiğiniz gayretler milletin umumî hayatında çok verimli manevî tesirler yapmıştır. Size bu sözleri kendim söylemek isterdim. Ankara’dan ayrılamıyorum, sözlerimi yüreğimden koparak söylüyorum.

Gözlerinizden öperim.

İsmet İnönü

 

 

 

 

Yargıtay’ın Kuruluşunun 100. Yıldönümü Dolayısıyla Yargıtay Başkanı İmran Öktem’e Gönderilen Mesaj[46]

Sayın İmran Öktem,

Yargıtay Yüce Başkanı

Yargıtay’ın 100. yılını kutlama günündeyiz. Yeni hukuk içinde yüzyılı geçirmek dünya ölçüsünde çok geç kalmış olduğumuzu gösterirken, yüzyıl içinde aldığımız mesafeyi de düşünerek teselli buluyorum. Yüz yıl evveli demek, 1868 demektir. 1868 Gülhane Hattı’nın, yeni Türkiye hukukunun ve ordusunun, asrın ilerleme çabalarının hararetli zamanı demektir. İlk büyük hamleler geçmiş ve az çok durgunluk ve yorgunluk devri gelmiş olmakla beraber gene henüz hamle devri sayılabilir.

Aziz Başkanım,

1868’den sonra adliyemiz gene muhtelit olarak işlemiştir. Tam yeni hukuk ve yeni adliye teşkilâtıyla çalışma devri Kapitülasyonların kaldırılmasından sonra başlamıştır. Şu halde yeni adliyemizi de Kurtuluş Harbi’nin askerî ve siyasî zaferleri neticesi saymak lâzım gelir. Bu görüşle yeni adliyenin yarım asrına erişmiş gibiyiz. Bu yeni devirde siz Aziz Başkanım, başlı başına bir yüksek tepe ve bir mutlu devir sayılırsınız. İçten duygum ve anlayışım budur. Siyasî ve sosyal hayatımızın dalgaları arasında size dokunan sağanaklardan üzülürsünüz. Siyasî mücadeleye ve onun kadir bilmeyen hastalıklarına alışık olmadığınız için vakit vakit azminiz ve cesaretiniz çetin sarsıntılar geçirebilir. Görüyorum ki bütün sarsıntılara, büyük âbide sütunları gibi dayanıyorsunuz. Bu başarılarınızı iftihar ile müşahede ediyoruz. Siyaset içinde yoğrulmuş insanlar olduğumuz halde, vatanımızın yetiştirdiği sizin gibi nadir örneklerle kendimizi topluyoruz.

Aziz Başkanım,

Yargıtay’ın 100. yılında bana ilham ettikleriniz bu mütevazı duygulardır. Bir şükran hatırası olarak size bildirmeyi ödev saydım.

Yürekten saygılar sunarım.

Yargıtay camiasına derin saygılarımı münasip göreceğiniz surette bildirmek, sizin yüksek takdirinize emanettir.

İsmet İnönü

 

 

 

 

CHP Uşak İl Kongresine Gönderilen Mesaj[47]

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü ve Genel Sekreteri Bülent Ecevit, Uşak CHP İl Kongresine gönderdikleri mesajda, “Memleketin ve partinin çetin günlerinde başarı sınavı vermiş olan Uşak halkından ortanın solu mücadelesinde de destek” istemişlerdir.

İnönü mesajında, “Askerî, siyasî hayatımın gelişmesinde Uşaklıların benim üzerimde etkilerini daima saygıyla hatırlarım. Uşak’ın bana yaptığı ilhamlardan daima istifade etmişimdir”demekte ve CHP’nin yurdun her tarafında “şansının açık olduğunu” ileri sürmektedir.

İnönü’nün mesajı şöyle sona ermektedir:

“Uşak, işçi hayatımızın geniş olduğu bir bölgedir. Burada işçi olarak hayatlarını kazananlar ve üretken olarak hizmet edenler, el ele, büyük ölçüde ortanın solu politikasının verimli neticelerini beklemektedir.

Verimli ve süratli bir kalkınma, ortanın solu politikasının seçimlerde kazanmasıyla sağlanabilir.

Seçimlere her yönden büyük önem vereceksiniz ve mutlaka iyi netice alacaksınız.”

 

 

 

 

CHP Sinop İl Kongresine Gönderilen Mesaj[48]

Sinop Kongrenizi sevgi ile selâmlıyorum.

Sinop’un en güzel mevsiminde en başarılı ilk kongrelerimizden birini yapacaksınız. Başarılarınızın bütün memleketteki parti teşkilâtında yankılar yapmasını dilerim.

Sinop’ta Belediye ve İl seçimleri ile beraber Senato seçimi de var. Sinop’ta senatörlüğü kazanmamız için bütün şartlar elverişlidir.

Memleket kalkınmasında iç ve dış emniyette CHP’nin politikası aşikâr bir surette en isabetli yolu göstermiş ve karşısında bulunanlar seçmen önünde güç duruma düşmüşlerdir.

“Pahalılık sıhhat alâmetidir” diyen politikacıların kaç senedir vatandaşın hayatını pahalılık içinde ne kadar güçleştirdiğini artık bilmeyen kalmamıştır.

Seçmen vatandaş haklı olarak her meselenin başında ve önünde geçimini ve kalkınmayı düşünmektedir. Vatandaşın bu ihtiyacına ancak CHP ortanın solu politikasıyla cevap verebilmektedir.

Sinop’ta teşkilâtımız bu seneki seçimlere önem verirlerse iyi neticeler alacağımız muhakkaktır. Ve bu sene alacağımız iyi neticeler gelecek sene seçimleri için ışık tutan, teşvik eden bir etken olacaktır.

Sevgili arkadaşlarım.

Kongreden beraber çalışmak ve kazanacağınızı bilerek güvenle çalışma ka-rarıyla çıkmalısınız.

Hepinizin gözlerinden öperim.

Başarılar dilerim.

 

 

 

 

Urfa’nın Kurtuluş Günü Dolayısıyla Belediye Başkanı Mustafa Kılıç’a Gönderilen Mesaj[49]

Urfa’nın kurtuluş törenine katılanları saygı ile selâmlıyorum. Urfa’nın kurtuluşu kurtuluşlar içinde özel yeri olan bir bayramdır. İlk ümit ışıklarından parlak bir yıldız olarak Urfa’yı selâmlamıştık. Bütün Anadolu’daki ziyaretlerin ve hasretlerin bir gün sönüp gideceğini bize Urfalılar müjdelediler.

Urfalılar’a derin saygılarımı, yürekten sevgilerimi kendilerine lütfen söyler-seniz size minnettar olurum.

Size ve sevinç günü şenlik yapan aziz Urfalılar’a saygılar sunarım.

 

 

 

 

 

CHP İl Başkanları ve İl Temsilcileri Toplantısında Seçimler Öncesi Parti Çizgisi Üzerine Yapılan Konuşma[50]

Cumhuriyet Halk Partisi’nin İl Başkanlarını ve İl Temsilcilerini selâmla-makla şeref duyarım.

Önümüzdeki büyük seçimlerden evvel çalışmalarımızı görüşmek üzere toplanmış bulunuyoruz. Seçimlerde vatandaşa anlatacağımız meseleler esas itibariyle iktisadî ve sosyal ihtiyaçlar olmak lâzımdır. Kamu sektörü ile özel sektörü ahenkli bir surette çalıştırmış olan bir partiyiz.

Devletçiliğimiz, özel sektörün gitmediği, gidemediği yerlerde yatırımları yapmak için icat olunmuştur. En yoksul zamanlarda devletçiliğimizle büyük vatandaş hizmetleri görülmüştür.

Doğduğumuz günden beri adını söylemeksizin plânlı hizmete başladık. Sonra plânı açıktan dâva olarak ele aldık. Senelerce uğraştık, nihayet plânlı devre ulaştık. Kısa iktidarımızda iyi bir plân yaptık. İlk plân olmasına rağmen olumlu sonuçlar aldık. Adalet Partisi iktidarı ile plânlı kalkınma, sosyal hizmet, memleketin esaslı ihtiyaçlarına öncelik vermek gibi temel sorunlarda tam karşı karşıyayız. Bugün için büyüklük sayılacak, her halde ilk ihtiyaç olmayacak konulara Adalet Partisi iktidarı hakikaten büyük yatırımlar yapmak hevesindedir.

Köylü meseleleri ve ihtiyaçları yüzüstü kalmıştır. Toprak Reformu’nun artık adı anılmıyor. Gelir dağılımında adalet, sosyal ihtiyaçlar, sosyal güvenlik, vatandaşın temel meseleleridir. Bunlar dikkate alınmıyor. Böyle bir ortam içinde hayat pahalılığı birkaç yıl içinde her vatandaşı, her aileyi düşündürecek hale gelmiştir.

Köylü ürünlerinin değerlendirilmesi bu memleketin baş derdidir. Köylü emeğinde ve ürününde ve ihtiyaç içinde bulunan çaresiz her vatandaş dar gününde tefecinin esiridir. Bütün bu meseleleri mübalağaya girmeksizin gerçek ölçüsünde ele almak ortanın solu politikasının neticesi olacaktır. Birkaç misâlini söylediğim politikamızın tafsilatını ve örneklerini siz çok iyi bilirsiniz.

Bunları vatandaşa anlatmak mümkün olmak lâzımdır. Burada bir arada çalışacağımız saatlerde vatandaş meselelerini sosyal ve iktisadî yönden görürseniz, ameli neticelere varabiliriz ve söz birliği ederek seçmen karşısına çıkabiliriz. Toplanmamızın esaslı bir sebebi budur.

Değerli arkadaşlarım,

Orman köyleri memleketimizin bir büyük meselesidir. Bu mesele, Toprak Reformu ve orman işletmesi ile yakından ilgilidir. Bunun üstünde de devlet büyük yatırımlarla orman köylülerinin hallerini çok düzeltebilir.

Geri kalmış bölgelerin ve burada ihtiyaç içinde olan Doğu ve Güneydoğu’nun dertleri ancak devlet ilgisi ve özel tedbirlerle iyileştirilebilir.

Bunlar iktisadî ve sosyal konularımızın bir kısmıdır ve umumî hatlardır. Siz bunların teferruatını ve tedbirlerini daha iyi bilirsiniz ve ilk önce aramızda dile getirmeniz lâzımdır.

Aziz İl Başkanları ve Temsilciler! Burada seçim mekanizmasının dürüst ve tamam işlemesi için her tedbiri düşünmelisiniz. Bugünkü hali ile seçmen kütüklerinin kusurlarını nasıl önleyeceğiz? Cumhuriyet Halk Partilileri seçim sandığına gelmekte ihmalden nasıl kurtaracağız? Sandık başında kontrolü aralıksız nasıl devam ettireceğiz? Basit görülen bu eksikliklerden en çok zarar görüyoruz. Seçimde büyük derdimiz, yoklamalarda kazananlarla kazanmayanlar arasında kırgınlık ve kıyasıya karşılaşmadır. Bir parti içinde seçilmek isteyenler elbette seçilenlerden daha çok olacaktır. Partinin kazanması ve parti programının yürümesi parti mensuplarının aziz amaçları olmak lâzımdır. Parti içinde bu tesanütü temin etmek için ne düşündüğünüzü hem görüşmeli, hem bize tavsiye etmelisiniz.

Sevgili arkadaşlarım,

Toplantıyı açarken size hiç bir çare söylemiyorum. Meselelere çare bulmanızı rica ediyorum.

Size başarılar dilerim.

 

 

 

 

CHP Balıkesir, Kars, Van ve Bingöl İl Kongrelerine Gönderilen Mesajlar[51]

“İki ay içinde büyük bir seçim geçireceğiz. Gelecek yıl da daha büyük bir seçimimiz var. Her iki seçim memlekette CHP’nin vatandaş gözündeki durumunu göstermek için büyük önem taşımaktadır. Siyasî meselelerimizi Balıkesirliler çok iyi bilirler. Biz özellikle büyük dâva üzerinde duruyoruz. Bu kadar buhranlardan kurtulmasında partimizin büyük hizmet payı olan memleketimizin kalkınmasını nasıl saklayacağız [sağlayacağız]. Bizim dâvamız budur. Vakit kaybetmeden hedefe varmalıyız. Sorumsuz idareler yüzünden çok vakit kaybettik, çok vakit kaybediyoruz. İlk önce plâna dayanan bir kalkınma dâvası izledik. 10 senede bunu anlatabildik.

Hatıra gelen ilham tedbirleri ve heveslerle bir kalkınma düzeni yeterli olmaz. Bunu anlatabilmek için 10 sene geçti. Ondan sonra Anayasa ile kalkınmanın bir plâna dayanması zorunlu oldu. Kısa iktidarımızda iyi bir plân yaptık. İlk plân olmasına rağmen oldukça iyi neticeler aldık.

İhtiyaçlar sıraya kondu. İlk hallolunacak meseleler meydana çıktı. Vatandaş olarak kalkınma için yapılması lâzım olan fedakârlıklar göze alındı. Yani kalkınmanın karşılığı olan vergiler vatandaşa anlatıldı ve kabul edildi. Vergilerin ciddiyetle riayet görmesi için tedbirler kondu. Servet beyannamesi ve vergi açıklaması gibi bugün hemen her iktisadî meslekte olan memleketlerde tatbik edilen usuller yerleştirildi. Şimdi bütün bu tedbirler hor görülüyor. Kalkınma için şart olan israfsız bir yatırım fikri değersiz sayılıyor. Zaten ihtiyacımıza göre az gelen kaynaklarımız bu yoldan verimsiz kılınacaktır. Bunlar plân anlayışında, vergi anlayışında Adalet Partisi ile aramızda olan farklardır. Bir esaslı fark, sosyal ihtiyaçların dikkate alınmasında göze çarpmaktadır. Biz ortanın solunda ifadesi ile özetlediğimiz politika ile sosyal adaleti daima göz önünde tutan bir sistemin taraftarıyız. Doğduğumuz günden beri bakımsız, büyük ihtiyaçlarımızı devletçilik yoluyla başarmışızdır. Özel teşebbüs iktisadî alanda bütün teşebbüslerinde haklı ve doğru bir gelişmeye bizim programımızla erişmiş ve tam emniyet içinde ilerlemiştir.

Kamu sektörü yanında özel teşebbüs bütün programımızda geçici bir tedbir değil devamlı ve sağlam bir ekonomik sistemdir.”

CHP Genel Başkanı, mesajını, seçimlerde bütün bu fikirlerin vatandaşın gözü önüne serileceğini belirterek ve vatandaşların seçim mekanizmasının mükemmel bir şekilde işlemesine önem verilmesini isteyerek bitirmiştir.

Kars’a mesaj

İnönü Kars Kongresi’ne gönderdiği mesajda da Kars’ın memleketin bütünlüğüne, siyasî hayatına ve kültürüne olan büyük hizmetlerini belirtmiş ve ortanın solu politikasının gelecek başarıları halka anlatıldıkça CHP’nin seçimlerdeki başarı nispetinin büyük olacağına işaret ettikten sonra, Türkiye İşçi Partisi’nin tutumu hakkında şunları kaydetmiştir:

“Bizim başlıca rakibimiz solumuzda bulunan TİP’tir. Dış politikada ve iç politikada bizden en uzak ve bizimle açık kapalı, amansız mücadele eden TİP’tir.

Onun dış politikasını memleketin menfaatlerine, memleketin hayatî menfaat-lerine tamamıyla aykırı buluyoruz.

Dış politikada; bizim memleketin emniyeti Amerika’ya ve Sovyet Rusya’ya karşı kesin olarak düşmanlık göstermemektir.

Bunlardan birine karşı gözü kapalı düşmanlık gütmek bizim için zararlıdır.

Hükûmetin aşırı sağı himaye etmesine karşı ne kadar endişe duyduğumuzu bilirsiniz. Kalkınma dâvasında bizim plân anlayışımız, bizim gelir dağılımı dileğimiz, özel olarak ortanın solu politikamız tek verimli yoldur.

Bunları vatandaşa anlatabiliriz ve seçimleri mutlâka kazanabiliriz.”

Van ve Bingöl’e gönderilen mesajlar

İnönü, Van ve Bingöl CHP Kongresi’ne gönderdiği mesajlarda ortanın solu politikasının özellikle doğu illerimizde geniş uygulama bulacağını ve az zamanda gözle görülür, elle tutulur neticeler vereceğini belirtmiş ve şöyle demiştir:

“Size yardımcı olmak, hizmetinizde bulunmak için fırsat ve imkân verdiğimiz arkadaşlarımızın bizi Doğu illerine yardım etmekten mahrum etmek isteyen siyasetçilerin yolunu tercih etmesi bizim için bir talihsizlik olmuştur. Ancak, Doğu illerine ne kadar hizmet götürülürse, ortanın solu yolunda ne kadar çok ihtiyaç karşılanırsa bunun bütün memlekete büyük hizmet olacağını tecrübe ile pek iyi bildiğimiz için biz politikamızda ısrarla devam ederiz, devam edeceğiz ve canla başla ortanın solu politikasını tâkip edecek yeni arkadaşların gayretinden ve hizmetinden faydalanacağız. Gelecek iktidarımızda bizim politikamız ilinize büyük yeni hizmetler getirecek ve iliniz durmadan ilerlemekte devam edecektir.

Yürekten güvenerek hizmet bekleyebilirsiniz

İlinizin nimetlerini değerlendirmek için kararımız kesindir ve değerli arkadaşlarımız gerek siyaset hayatımızda gerek iliniz bağrında yeteri kadar vardır. Cumhuriyet Halk Partisi’ne yürekten güvenerek hizmet bekleyebilirsiniz. Size hizmet etmek fikri seçimleri kazanmamızın en önde gelen sebeplerindendir. Seçimleri gerek mahalli seçimler, gerekse gelecek senenin büyük seçimleri olsun CHP’nin kazanması için canla başla göstereceğiniz gayretlerin mutlâka başarıya ulaşacağına emin olunuz.”

 

 

 

 

 

TÜRK-İŞ 7. Genel Kurulu’na Gönderilen Mesaj[52]

Türk-İş Genel Kurulu’nu saygı ile selâmlayarak ona çalışmalarında başarılar dilerim.

Türkiye’de işçi teşekküllerinin memleket ve millet hizmeti için ödevlerini ve sorumluluklarını bilerek gelişmeleri, yeni devrin başlıca karakterini gösterir.

İşçi teşekküllerimiz, ekonomik hayatımıza emniyet ve güç getirmişlerdir. Türk-İş’in bu teşekküller içinde özel bir yeri ve memleket nizamını doğru yolda tutmak amacını sağlamakta müstesna bir ödevi vardır.

Türk-İş geçirdiğimiz kuruluş devrinde başarıyla yerleşti ve gelişti. Gelecek hizmetleri daha verimli ve daha göz alıcı olacaktır.

Kongrenize yürekten başarılar diler, saygılar sunarım.

 

 

 

 

Köy Enstitüleri’nin Kuruluşunun 29. Yıldönümü Dolayısıyla Verilen Demeç[53]

Köy Enstitüleri bizim kültür kalkınmamızda büyük bir dönüm noktası olmuştur. Onları kaybettiğimize canım yanıyor. Eserleri yaşıyor. Hâtıraları azizdir. Bu müesseselere şükran borçluyum.

 

 

 

 

Doğu Anadolu’daki Sel Dolayısıyla Verilen Demeç[54]

Fırat Nehri’nin nimetlerinden henüz istifadeye başlamadan, Fırat Nehri bütün kollarıyla bize kudretini ve hızını bir daha gösterdi. Doğu Anadolu’da başta Fırat olmak üzere bütün suların baskınlarından ürünlerine kadar canımız yanmıştır. Vatandaşlarımızı köy [okunamadı] gördükleri felâket derecesinde zararlar için [okunamadı] mahiyetindeki üzüntülerimizi söylemeyi borç biliyorum.

Tabiat kuvvetleri medenî tedbirlerle hüküm altına alınmazsa, felâketler ders vermekte devam edecektir. Devletçe felâkete uğrayanlara yardım ellerinin uzatılması cemiyetimizin baş ödevidir.

 

 

 

 

CHP Antalya, Burdur, Tekirdağ İl Kongrelerine Gönderilen Mesaj[55]

Sevgili vatandaşlarım,

İl Kongrenizi saygıyla selâmlıyorum. Haziran seçimleri ve gelecek seneki büyük seçimler, memleketin kalkınması, milletin sosyal ve ekonomik ihtiyaçları için önemli imtihanlar niteliğindedir.

Cumhuriyet Halk Partisi, bu seçimlere ortanın solu hamlesi ile kesin bir inançla ve açık kurtuluş tedbirleriyle girmektedir.

Uzun vadeli yatırımlarla ve sosyal adalete dayanan plânlarla kalkınma politikası yürütülmek lâzımdır.

O zamana kadar idaremizin meşgul olacağı hayatî önemde dertlerimiz vardır. Bunların başında, memleketin içinde kıvrandığı İşsizlik derdi vardır. Bu hastalıkla başlı başına bir âfet olarak uğraşmak lâzımdır.

İnsanı ümitsizliğe sevk edecek mübalâğalı feryatlara düşmeksizin dertleri gerçek ölçüsünde ve cesaretle ele alabilecek olan siyasî parti Cumhuriyet Halk Partisi’dir. İktidarda bulunan AP’nin, memleketin derdi olan uzun vadeli ve kısa vadeli meselelerle ilgisi yoktur. Hattâ tedbirleri, dertlerimizi daha da ağırlaştırmaktadır.

Bunun göze çarpan günlük misâli Toprak Reformu’ndaki tutumudur.

Elmalı köylerinde vatandaşların uğradığı muameleyi işitmiş olanlara ben anlatayım.

Elmalı’da Avlan Gölü’nü Devlet Su İşleri kurutuyor. Çıkan toprağın Hazine-ye ait olmasında şüphe eder misiniz?

Topraksız köylü, Hazineden başka kimseye ait olmaması lâzım gelen bu toprağı işliyor ve ekiyor. Hazine toprağa sahip çıkmıyor ve toprağa sahip çıkmak isteyen bitişik arazi sahipleri çaresiz ve muhtaç ekip biçenlerle mücadeleye giriyor. Bundan Elmalı Olayları çıkıyor.

Bu vakanın örneği çoktur. Mahkeme muhtaç köylünün zilyet olarak lehine karar verdiği halde bitişik büyük toprak sahibine kaptırılmış olan yerler her yerde vardır. Bunlar umumî idare politikasının sosyal adalet zihniyetinden mahrum olduğu vakit, görülen ve görülecek olan haksız muamelelerdir.

Açıktan Toprak Reformu’nun aleyhinde olan AP iktidarında bu sakat ve temel politikadan dolayı vatandaşların ferah gün görmeleri mümkün olmaya-caktır.

Size günün meselesi, taze bir mesele olduğu için Toprak Reformu’ndan bahsettim. Sosyal adalete değinen her konuda örnekleri mütemadiyen göster-meye çalışacağım.

Sevgili vatandaşlarım,

Haziran seçimlerine önem veriniz. Gelecek yılın büyük seçimlerine de işaret vermiş olacaksınız. İlk önce Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçimlere, en küçük teferruatına kadar önem vermesi lâzımdır. Seçmen kütükleri askıya çıkarıl-mıştır. Herkesin adının kütükte aranması ve yazdırılması lâzımdır.

İlk ihmal bundan başlar. CHP’liler vatandaşları ve partilileri, kütük yoklamasına gitmeye teşvik etmelidirler. Sandık başına gidinceye kadar seçim işlerini ihmal etmemek en başta ödevdir. Bir haftalık ihmâlin acısını dört yıl çekeriz. Ve ağzımızı açıp dört yıl boş yere şikâyet eder, feryat ederiz.

Sevgili vatandaşlarım,

CHP bakımından önümüzdeki seçimlerin bir başka önemi daha vardır.

CHP’nin 1961’den sonra teşkil ettiği yarım hükûmetlerde biz koalisyon arkadaşlarımıza kendimizden fazla dikkat ve itibar gösterdik. Kadrimiz bilinmedi. Üstelik parti içinde her memlekette nadir görülen bir büyük siyasî patlama oldu. Bu patlama, uzun vade ile ve etraflı düşünülmüş aldatma tertipleriyle hazırlandı ve uygulandı.

CHP için bu olay bir siyasî felâket olabilirdi. Bir siyasî felâket değil, bir siyasî ve hakiki uyanış ve Kurtuluş oldu.

Bu netice, itiraf ederim ki, benim ve idarecilerimizin isabetli görüşleriyle elde edilmemiştir. Bu netice, yalnız başına sade partili arkadaşlarımın Cumhuriyet Halk Partisi’ne inanmaları ve sahip çıkmalarıyla elde edilmiştir.

18. Kurultayın ve Olağanüstü Kurultayın siyasî tarihimizdeki değerli yerleri CHP’li sade vatandaşlar için şeref destanıdır. Bu gerçeğin tabiî neticesi şudur: Önümüzdeki seçimleri kazanacak olan Cumhuriyet Halk Partililer, CHP’yi bütün fikirleri ve bütün sade üyeleriyle sorumluluk mevkiine ve işbaşına getireceklerdir.

Böyle bir dayanışma ve çalışma Ortanın Solu hamlesini gerçekleştirmek için kesin teminat olacaktır.

Sevgili vatandaşlarım

Seçimleri kazanabiliriz. Seçimleri kazanmalıyız. Ona göre sizleri seçim görevine dâvet ediyorum.

Hepinize saygılar sunarım, gözlerinizden öperim.

 

 

 

 

Seçmen Kütükleri Dolayısıyla Düzenlenen Parti Toplantısından Sonra Gazetecilerle Yapılan Söyleşi ve Bu Konuda Verilen Demeç[56]

Soru–Paşam, iktidarın suçlamaları ve seçim dolayısı ile yaptıkları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevap–Her zaman olduğu gibi yapacaklar. Dilerim ki insaflı olsun ve aynen beyan olsun.

S– Durumu nasıl görüyorsunuz?

C–İyi görüyorum. Dâvaların kuvveti bizde. Kuvvetli dâvalar mutlaka neticeyi kazanacaklardır.

S–29 Nisan anma töreni dolayısı ile çıkan olaylarda polisin hâdiselere yardımcı olduğu söyleniyor?

C–Böyle çatışmalarda polisi kullanmak çok önemli bir sanattır. Ve herkesin üzerinde titizlikle durduğu bir işlemdir. Bu çatışmalarda, polis hakkında arzu edilmeyen söylentiler yayılmıştır. Polisin itibarını muhafaza etmek her vatandaş ve her siyasî parti için hayatî önem taşır. Hükûmet dışında olanlar polisi haksız itham etmemelidir.

İşin özü, hükûmetin, polisi özel bir politika vasıtası olarak kullanmamasıdır. Hükûmetler bunu yaptığı sürece çatışmalar derin etki yapmadan gelir geçer.

S–İrtica hareketleri var, hükûmetin tutumu hakkında ne diyorsunuz, müşa-hedeleriniz nedir?

C–Çok şikâyet ettim. Belli müşahedelerimi soruyorsunuz.

Hem gerçekleri söylemek, hem de seçimin başında havayı zehirlememek için dikkatle konuşuyorum. İnşallah takdir edersiniz.

Ankara seçimleri ile ilgili bir soruyu ise İnönü şöyle cevaplandırmıştır:

–Ankara seçimlerini kazanacağımızdan emin olabilirsiniz. Memleketin her köşesinde dâvalarımız tutulmuştur, yürümektedir.

S–Soğukpınar’ın belediye başkan adaylığını nasıl karşıladınız?

C– Çok beğendim. Kazanması için elbirliği ile çalışacağız.

S–Paşam, sizin için geziye çıkmayacak, doktoru izin vermiyor diyorlar?

C–Onu yazan gazete demek benden de, doktorumdan da daha iyi biliyor. Doktor öyle bir şey söylemedi. Gezi hakkında şimdiden bir şey söyleyemem.

İnönü irtica konusunda sorulan başka bir soruya da şu karşılığı vermiştir:

–Hükûmetin irticaı kullanmamasını temenni ediyorum.

[Seçmen kütükleriyle ilgili demeç]

Ankara Belediye sınırları içindeki İlçe Başkanlarını bugün topladım. Kütük-lerin yoklanması hususunda kendileriyle konuştum.

Seçim kanunlarınca yapılan değişikliklerle, kütüklerde adları yazılma-yanların bulunması ve düzeltilmesi özel dikkate ve bazı muamelelere tâbi olmuştur. İlçe başkanlarının, önümüzde kalan üç dört gün içinde vatandaşlardan yazılmamış ve kütük dışı kalmış olanları arayıp tarayarak, eksikleri düzeltmeleri için çok dikkatli çalışmaları lâzım geldiğini kendileri ile konuştuk. Çok eksik yazıldığı bilinen mahalleleri, gönüllü ve özel ekiplerle derhal taramaları ve üç gün içinde eksikleri tamamlamaları hususunun mümkün olduğunda mutabık kaldık.

CHP’lilerin, çoklukla Ankara’da daha kolayca bu aramayı yapabileceklerini zannediyoruz. Ciddî bir vazifeyi, sade olduğu kadar, neticesi çok önemli olan bir vazifeyi ifa etmeleri için vatandaşlarımı uyarmayı borç biliyorum.

Seçime katılmak için her vatandaşın ciddî bir arzu beslemesi esaslı noktadır. Vatandaşlarımızın yardımcı olan tedbirlerimizi iyi karşılamaları ve kendiliklerinden de isimlerini listelerden aramalarını rica ediyorum.

 

 

 

 

Seçimler Dolayısıyla Verilen Radyo Söylevi[57]

Sevgili vatandaşlarım,

Kısmi Senato ve Milletvekili ara seçimlerine ve bütün memlekette genel mahalli seçimlere gidiyoruz. Bu seçimler sonucunda siyasî iktidar değişikliği olmayacaktır. Demokratik hayat içinde Türk seçmenleri medenî bir rejimin ödevini yapacaklar, imtihanını geçireceklerdir.

CHP demokratik rejimi kurmak ve onu türlü kazalardan kurtarmak için çok emek sarf etmiş ve memleketi istikrarlı hale getirmeyi başarmıştır. Dikkate değer bir tesadüftür ki bugün dünyada ve özellikle Avrupa’da, vatandaşlar arasında yaygın bir tartışma ve endişe havası vardır. Çeşitli toplumlar, bu durumdan faydalanan aşırı sağdaki ve aşırı soldaki totaliter heveste cereyanlar tarafından daha fazla bölünmeye itilmektedir. Bu memleketlerin çoğunda CHP gibi bir siyasî teşekkül yoktur. Oralardaki seçmenler böyle bir teşekkülü, büyük bir kuvvet ve denge unsuru olarak memleketin siyasî hayatında muhafaza etmemiş bulunmanın acısını çekmektedirler.

Teminat CHP

CHP bugün Türkiye’de Türk seçmenlerine karşı tecrübeli ve emsalsiz bir teminat duvarı gibi görev yapmaktadır. Bu görevde biz başarı kazanacağız ve Türkiye’miz demokratik rejim içinde ve toplum düzeni sağlam bir sosyal adalet temeli üzerinde geniş ufuklara yönelmiş olacaktır.

Önümüzdeki seçimler üç senelik yeni iktidarın memlekete getirdiği idareden ve bütün siyasî partilerin tutumundan vatandaşın ne derece şikâyetçi veya ne derece ümitli olduğunun bir işareti sayılacaktır. Bu işaretin demokratik rejimlerde önemi vardır. İktidar kendisini imtihan etmiş, düzeltilmesi gereken şeyleri vatandaş oylarından öğrenmiş olur ve siyasî partiler seçmen hükümlerinden kendi durumlarını tartmak fırsatını bulurlar.

Biz geçmişte ara seçimlerinin muntazam bir şekilde yapılması için çok gayret sarf etmişizdir, fakat bunu karşımızdakilere kabul ettirmeye muvaffak olamamışızdır. Bu gerçeğin bir Anayasa hükmü olarak siyasî hayatımıza sokulmuş bulunması bundandır. Ara seçimlerine önem verilmemesi geçmişte çok zararlı olmuş, ara seçimlerinden demokratik rejimin kuvvetli olarak çıkacağı takdir edilmemiştir. Böylece memleketin siyasî temayülü iktidar tarafından meçhul bırakılmış, iktidarın kendisi gerekli dersi almak fırsatını kaçırmıştır.

Vatandaş görevini cesaretle yapmalı

Ara seçimlerinden memleketçe istifadenin esaslı şartı şudur: Vatandaşa, ara seçimlerinde iktidara oy vermezse, sonra iktidar yardımlarından mahrum olur diye korkutucu bir propaganda yapılacaktır. Vatandaşın bu propagandaya önem vermemesini ve ödevini cesaretle, güvenle yerine getirmesi lâzımdır. Bir defa, Anayasamızın getirdiği teminat hükümleri ve müesseseleri, toplumu, bu tarzda düşünen iktidarların hışmından kesinlikle kurtarmış. Bugün Türkiye’de biz tam aksi bir ortam içindeyiz. Biz bugün Türkiye’de o ortam içindeyiz ki, vatandaştan şikâyet ifade eden bir işaret görürse iktidar vatandaşın kaybolmuş teveccühünü tekrar kazanmak için ona daha çok dikkat göstermek lüzumunu anlar. Belki de iktidar, nasıl olsa kendisindendir diye gerekli işareti vermeyen bölgelerden dikkatini esirgeyecektir ve gayretlerini, bilhassa büyük seçimlere kadar, şikâyet işareti vermiş olan bölgelerde toplayacaktır. Demokrasi tecrübesi ileri olan ülkelerde, vatandaşların oylarını iktidar aleyhinde, ona bir uyarma dersi olarak kullanmalarındaki esaslı sebep bu noktada yatmaktadır. Demokratik rejim vatandaş şikâyetinin ve siyasî partiler sorumluluğunun karşılıklı açık işlemesiyle faydalı ve verimli yürüyüşünü muhafaza eder. Kaldı ki bugün, meselelerin temelinde de, vatandaşın iktidar partisine bu tarzda bir işaret vermesini zarurî kılan çok önemli noktalar bulunmaktadır.

Ortanın Solu kabul edilmiştir

Sevgili vatandaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi üç, dört yıldan beri ortanın solu politikası ile vatandaş dertlerine ve ihtiyaçlarına sosyal adalet ve sosyal güvenlik yolundan bakmaktadır. Bu yolda çalışırken çok hücumlara uğramış ve çok güçlükleri yenmiştir. Ama bugün, ortanın solu politikasının aşırı sol ve aşırı sağ akımlara karşı toplum hayatının en esaslı barajı olduğu gerçeği sadece Türkiye’de değil, dünyanın bütün uygar memleketlerinde ittifakla kabul edilmiştir.

Vatandaşın ekonomik ve sosyal bakımdan dertleri geniştir ve derindir. Bunları vatandaşa cesaretle anlatıyoruz. Bunların çarelerini de söylüyoruz. Köylü ve kentli vatandaş kendi ıstıraplarına cevap veren bu tutumu anlayışla ve dikkatle karşılamaktadır. Memleketimizde ekonomik ve sosyal meseleler zannolunduğundan çok daha ciddî, sakat bir düzen içindedirler. Düzende temel değişiklik yapmadan vatandaş hayatında verimli ve mümkün olduğu kadar hızlı bir düzeltme gerçekleştirilemez. Bizim istediğimiz düzen, Anayasanın alınmasını, yapılmasını istediği tedbirler düzenidir. Anayasa Türkiye’de böyle bir değişikliğin esası olarak hazırlanmıştır. Biz Anayasaya, Anayasanın getirdiği müesseselere yürekten bağlıyız. Anayasanın yasakladığı akımlardan kesin olarak uzaktayız ve bunların karşısındayız.

Toprak düzeni değişmelidir

Düzendeki temel aksaklık nereden ileri geliyor? Bugün vatandaş Anadolu’da ve Trakya’da, ürünü ne olursa olsun, ister tarlada çalışsın, ister denizde balıkçılık yapsın, yetiştirdiği mahsulünden hakkı olan istifadeyi bulamamaktadır. Bu mahsul onun elinden, çalışmasının, emeğinin neticesi olmak gereken istifadeyi bırakmadan gitmektedir. Buna çare, esasa inemeyen tedbirlerle sağlanamaz. Toprak düzeni düzeltilmedikçe tarımda iyileştirme olamayacaktır.

Bütün bu meselelerin temeli, tatbikatları, tedbirleri artık meydandadır. Biz bir şey keşfetmeyeceğiz. Biz bunları uygulayacağız.

Eğitimde ve öğretimde şart eşitliği, öğretmen güvenliği, sağlık ihtiyaçları, bütün çalışma ve işçi örgütlerinin sosyal adalet rejimi ve anlayışı içinde gelişmesi lüzumu artık Türkiye’nin ertelenemeyecek sorunlarıdır. Bu çalışmaların hepsi hukuk devletinin temel kuralları içinde güvenle işleyebilir. Bunların hepsinde yanlış uygulamadan sayısız şikâyetlerimiz vardır. Bunları teferruatıyla söylemek, anlatmak kolaydır, mümkündür. Biz bunu yapıyoruz.

Karma ekonomi anlayışımız

Şimdi size, sade görünen bir kaç büyük mesele anlatacağım. Birisi şudur: CHP kamu sektörünün özel teşebbüs ile yan yana, beraber ve birbirine yardımcı olarak işlediği bir ekonomik düzen taraflısıdır. Biz bu düzeni, tamamıyla kamu sektörünün veya tamamıyla özel teşebbüsün hâkim olacağı bir başka düzene geçiş devri diye düşünmüyoruz. Bizim inancımıza göre Türkiye’nin menfaati, böyle bir karma ekonominin devamlı olarak sürmesindedir. Bizim, iki tarafımızdaki başka düşüncelerle farkımız budur. Bunlar, sadece kamu sektörünün veya sadece özel teşebbüsün hâkimiyetinde bulundurulacak ekonomik sistem hevesleri, birbirlerini beslemekte, birbirlerini katılaştırmakta, güvensizliğin temelini ve sebebini teşkil etmektedirler.

İkincisi, her meslekte müstahsil, kooperatifler çerçevesinden mahrum olduğundan kalkınamamakta ve günden güne yoksul düşmektedir. Müstahsili yoksul düşen bir toplum, yaşamasını kaybediyor demektedir.

İşsizlik konusu

Bunların yanında bir büyük meselemiz de, Türkiye’de işsizliğe çare bulmaktır. Türkiye’de işsizliğe çare aramak, bir devlet meselesi olarak her hükûmetin başlıca kaygısı olmalıdır.

Denecektir ki; bir ülkenin işsizlikten kurtarılması zor bir meseledir. Uzun süreli çalışmalar, yatırımlar ister. Ancak Türkiye’nin durumu odur ki, işsizlik bugün yalnız ekonomik değil, daha fazla sürüncemede kalmaya tahammülü olmayan bir sosyal mesele olarak da ortadadır. Memleketi idare edenler hiç değilse, böyle temel ve âcil bir sosyal mesele karşısında olduğumuzu kabul etsinler ve buna bir çare arasınlar.

İlköğretim

Şimdi bir önemli öğretim meselesine geliyorum. Dar gelirli halk için özellikle köylüler için çocuklarına ilk öğretimin üstünde eğitim yaptırmak gitgide güçleşiyor. Geçimleri dar olanların çocuklarını küçük yaştan ve ortaokul devresinden başlayarak kolay ve parasız surette mutlaka bir sanat ve meslek sahibi olarak yetiştirmeyi bir partiler üstü program kabul etmeliyiz. Temel öğretimin bu maksatla 8 seneye çıkarılmasının 20 seneden beri hasretini çekerim. Böyle bir temel öğretim, orada kalsa bile çocuklarımızı bir sanatın başlangıcına hazırlayacağı gibi, isteğini de bir kültür mesleğinin orta öğretimine kavuşturacaktır. Bu esaslı fikrin bir uygulama yolu bulması için, iktidar değişmesiyle değişmeyecek bir çözüm imkânı aranmalıdır. Fakat hayal yapmaya lüzum yoktur. Bir iktidarın bunları yapabilmesi için ilk önce böyle bir meseleyi bir temel mesele sayacak zihniyette olması şarttır. Anayasada temel mesele olarak kabul edilmiş hükümlerin, yürekten kabul etmemiş iktidarlar elinde ne hale getirilmek istendiğini bugün görüyoruz.

Bunların yanında bir sağlık meselesi vardır. Vatandaş için sosyal reform olarak sağlık hizmetlerinin devlet borcu yapılmasının uygulaması gözümüzün önündedir. Doğuda açılmış olan sağlık merkezleri içinde çoğu doktorsuz, hattâ hemşiresizdir. Birçok sağlık ocakları boştur. Bunlar sosyal hizmetlerdir. Sosyal hizmete itibar etmeyen iktidarlar için lüzumsuz bir süs sayılır.

İhtiyaçları kabul ediyorsanız

Size memleketin büyük meselelerini ve ihtiyaçlarını söyledim. Bu ihtiyaçları kabul ediyorsanız, bu ihtiyaçlar üzerinde düşünülmesini istiyorsanız oyunuzu CHP’ye vermelisiniz, CHP’ye vereceksiniz. İktidar bundan gereken dersi alır, süratle kendine göre isabetli tedbirler arar ve uygulamaya çalışır. Demokratik bir rejimde iktidarlar büyük seçimlerde değiştirilir. Ara seçimleri onlara, vatandaşın gerekli işareti vermesi fırsatıdır. Hiç bir bölgede seçmen bu fırsatı kaçırmamalı ve bölgesine dikkati çekmelidir.

Sevgili vatandaşlarım, seçimlere memleketin dâvalarını bilen insanlar olarak ve demokratik rejimin bütün icaplarıyla dürüst işleyeceğine güvenerek giriyoruz. Sadece, bu bize CHP’nin yılmaz gayretiyle toplumumuzun kaydettiği ilerlemeyi göstermeye yeterlidir. Tekrar dikkatinizi çekiyorum. Bu seçimde iktidar değişikliği yoktur, diye sandık başına gitmeyi asla ihmal etmeyelim. Sandık başına hep gitmeliyiz. Memlekete karşı ödevimizi gönül huzuru ile yapacağız, arzularımızı söyleyeceğiz, bunların yerine getirilmesini oylarımızla talep edeceğiz.

Hepinize saygılar sunarım.

 

 

 

 

CHP Ankara Yenimahalle İlçe Merkezinde Seçimlere ve CHP Üzerine Yapılan Konuşma[58]

Arkadaşlarım, seçim başında ilk önce sizi Ankara’da ziyaret etmiş oluyorum. Çok iyi çalıştığınız haberini aldım.

Önümüzdeki seçimlere çok ehemmiyet veriyoruz. Bu seçimlerde alınacak neticeler memleketimiz için iyi bir imtihan olacaktır. CHP bu seçimden başarı ile çıkmak mecburiyetindedir. CHP’nin önemi artmıştır. Siyasî hayat çok genişlemiş, çok faal bir hale gelmiştir. Bunun için CHP’nin ödevi çok önemli olmuştur. Siyasî hayatımızın bugünkü istikrarı; gelecekte doğru, temiz istikamette gelişmesi, memlekete çok faydalı surette yön vermesi, CHP’nin sağlamlığına ve fikirlerindeki genişliğe bağlıdır.

Demokratik rejimi yerleştirmek için 20 seneye yakın bir müddetten beri uğraşıyoruz. Büyük hizmetler CHP’ye nasip olmuştur. CHP bundan sonra da Ortanın Solu diye ifade ettiği ekonomik ve sosyal tedbirlerle memlekete daha büyük hizmetler yapacaktır. CHP’nin bu güç ve kuvveti vardır. Bunların hepsini önümüzdeki seçimlerde alacağımız sonuçlarla ümitli ufuklara bağlamış olacağız.

CHP’ye reva görülen haksız iftiraların hepsi çürümüştür. Bu seçimlere son döküntüsü kalmıştır. Bunları da vatandaş bu seçimlerde temizleyip atacaktır.

Göreyim sizi, yüksek ahlâk seviyesinde memleket ihtiyaçlarına derinliğine inen akıl kuvvetinde görevimizi el birliği ile yapalım.

 

 

 

 

Ankara Belediye Başkanı Halil Sezai Erkut’a Teşekkür Ziyaretinde Söyledikleri[59]

(...)

İnönü bundan sonra gazetecilere, “Belediye Başkanı Halit Sezai Erkut arkadaşınızın vazifesinin son günlerinde, hizmetlerinden dolayı tebrik ve kendisine teşekkür etmek için geldim. Görevi devraldığından bugüne kadar canla başla ve muvaffakiyetle çalışmıştır. Ankara’ya yaptığı hizmetler çoktur.

Bu vazifesinin sonunda, kendisinin de arzusu ile demokratik rejimin bir gereği olarak nöbet değiştirecektir. Kendisini tebrik ve teşekkür ediyorum.”

(...)

Binlerce Altındağlı’nın beklediği ilçe merkezinin önünde coşkun bir tezahüratla karşılanan İnönü burada da bir konuşma yaparak, Halil Sezai Erkut’un kıymetli hizmetlerde bulunduğunu belirtmiş ve “Yeni Belediye Başkan adayı arkadaşınızı sizin huzurunuzda kendisi ile tanıştırmak istiyorum. Halil Sezai Erkut, Osman Soğukpınar’a yardımcı olacaktır. Bir parti içinde vazife alan ve vazifeyi birbirine şerefle devreden arkadaşların nasıl bir birlik ve bütün teşkil ettiklerinin örneğini vereceklerdir” demiştir.

 

 

 

 

 

CHP Kadın Kollarının Düzenlediği Toplantıda Yapılan Konuşma[60]

“Sizinle görüşmekten şeref duyuyorum. Önceki seçimlerde CHP’liler sandık başına gidip oy atmadılar. Tamamıyla hakkımız olan sonuçlar alınamadı.

Seçmen kütükleri hakkında hükûmetçe alınacak tedbirler için müracaat ettik. Bir dereceye kadar düzeltildi. Düzeltmek istikbale kaldı. Seçimlerde her parti kendi cevheri ve gayreti ile eksiklikleri düzeltecek kudrette olmazsa dışarıdan yapılacak düzeltmeler eksik olur. Kendi partililerinizi uyararak vazifeye sevk etmeye çalışın. Ankara’da bu işte kadın arkadaşlar partisinin yükselmesi için gayret sarf etmişlerdir. Sizin çalışmalarınız hakkında tafsilâtlı bilgi alıyorum. Minnettarım, müteşekkirim.

İyi neticeler alacağız

İyi neticeler alacağız. Bu seçimlerde iyi neticeler almak, demokratik rejim için çok yararlı olacaktır. CHP’nin kuvvetli olduğunun anlaşılması büyük teminattır. Anayasanın, demokratik rejimin işlemesi için, inkılâpların getirdiği bütün hakların sağlanması için CHP’nin kuvvetli olduğunun bütün memlekette anlaşılması lâzımdır. Bu da seçim neticelerine bağlıdır.

Daha bir hafta var, seçim neticesini kazanmak için durmadan çalışmanız lâzım. Siz her ailenin içine girer, gayret gösterebilirsiniz. Alacağınız olumlu neticeler sizin himmetinizin neticesi olacaktır.”

İnönü, daha sonra bir gazetecinin, hükûmet üyelerinin baskı yaptığı ve oy vermezlerse hükûmet yardımı görmeyecekleri şeklinde konuştuğunu söylemesi üzerine şu karşılığı vermiştir:

“Bu sözler ve bu tarzda seçim telkinleri doğru değildir. Radyoda da söyleyeceğim.”

 

 

 

 

Ankara Kalesi ve Atpazarı’nda Yapılan Seçim Konuşmaları[61]

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı İsmet İnönü dün Ankara Kalesi’nin burçları dibinde düzenlenen toplantıda yurttaşlara “önümüzdeki seçimlerin çok önemli” olduğunu belirterek onları “sandık başına” çağırmıştır.

Sürekli sevgi gösterileri arasında beraberinde Senato CHP Grup Başkanvekili Hıfzı Oğuz Bekata ve CHP Ankara Belediye Başkan adayı Osman Soğukpınar olduğu halde Atpazarı’na gelen İnönü, özetle şu konuşmayı yapmıştır:

“Seçimlerden önce, siz Ankaralıları, Ankara’nın kaderi ve temeli olan konuda uyarmak istiyorum.

Önümüzde seçimler var. Ankara’nın başkent olması bir tesadüf değildir. Bunda Ankaralılar’ın kendi meziyetleri, vatansever duyguları büyük rol oynamıştır. Önümüzdeki seçimler çok önemli seçimlerdir. Sandık başlarına gidin. Yeni Belediye Başkanımız seçimlerde ne kadar başarı kazanırsa, Ankara o kadar mamur olacak, ilerleyecek ve Ankara’nın bütün memlekette yüksek itibarı devam edecektir.

Ödev başına, sandık başına oylarınıza sahip olarak gideceksiniz. Ankara ne kadar kuvvetli ve ilerlemiş olursa bütün memleket bundan istifade edecektir. Ankara çetin günlerde bütün vatanı etrafında toplamasının manâsını bir kere daha ispat edecektir.”

Ankara’nın başkent oluşu Cumhuriyetle büyük mânasını almıştır. Seçimde hepimiz vazife başında olacağız. Adayımızın kazanması için çaba harcaya-cağız.”

 

 

 

 

Ankara Mamak ve Tuzluçayır’da Yapılan Seçim Konuşmaları[62]

Mamaklılar, aziz hemşehrilerim, seçimden evvel sizin huzurunuza geldim. Sözlerimi sizin dikkatinize sunuyorum.

Bu seçimlerde CHP’ye iftira ediyorlar. Tehdit ediyorlar. ‘Eğer belediyeler için bu kısmi seçimlerde iktidar partisine oy vermezseniz, iktidar bundan sonra ilinize, ilçenize bakmayacaktır’ diyorlar. Yalnız kendini bilmezler değil, Bakanlar gözünüzün içine bakarak bunları söylüyorlar. Bunlar saçmadır. İki para etmez lâflardır. CHP bütün hayatında tehdit ve iftira içinde güçlükleri yendi. Tehdit ve iftiraların bizim karşımızda hiçbir tesiri yoktur. Biz CHP olarak vatana yaptığımız ve yapacağımız hizmetlerle iftihar ederiz.

Seçimlere gideceksiniz. Belediye seçimlerinde CHP’ye oy vereceksiniz. Sizler 40 yıldır Ankara’da Cumhuriyete ve Cumhuriyet inkılâplarına sahip çıkmışsınızdır. Yine de çıkacaksınız.

Ankara’ya Halil Sezai Erkut arkadaşımız 4 yıl Belediye Başkanlığı yaptı ve çok muvaffak oldu. Şimdi yeni bir belediye başkanı adayımız var: Osman Soğukpınar. O da Ankara’ya hizmet için bütün vasıfları haizdir. Halil Sezai Erkut da ona yardımcı olacak, birlikte muvaffak olacağız. Seçimlerde belediyeyi kazanacaksınız. Bize karşı yapılan tehdit ve iftiralara hiç mi hiç önem vermeyeceksiniz.

Sosyal adalet içinde bir kalkınma lâzımdır. Başka türlü kalkınma olmaz. Toprak Reformu lâzımdır. Bu meseleleri ancak CHP halleder. Yeni sosyal gelişmeler içinde kalkınmak bu memleketin hızlı kalkınması için temel şarttır.

Memleketin huzuru, bütün aşırı akımlardan vatanın kurtarılması, CHP’nin kuvvetli olmasına bağlıdır. CHP’nin elinde bir tek kuvvet kaynağı vardır, o da sizlerin oylarınızdır. Hiç bir tehdide, iftiraya kulak asmayacaksınız, oylarınızı CHP’ye vereceksiniz. CHP kuvvetli olacak ve içinde bulunduğumuz bütün sıkıntılardan memleketi kurtaracaktır.

Sevgili arkadaşlarım, hepinizin gözlerinden öperim. Çok memnun oldum. Sandık başına dikkat edeceksiniz. Gitmeyenleri ikaz edeceksiniz. CHP’yi kuvvetli çıkartacaksınız. Milletin izindeyiz. Daha şerefli hizmetler yapacağız.

[Tuzluçayır konuşması]

Siyasî iktidar değişmesine karar verilecek seçimler gelecek yıldır. Bu seçimler kısmi mahalli seçimlerdir. Ama bu seçimlerde iktidar partisine, tâkip ettiği sakat yolda memleket dirliğini düzenliğini bozacak yoldaki tutumuna “dur” demek lâzımdır.

Sağda solda, hükûmetin Bakanları, iktidar Bakanları, ‘Eğer iktidar partisine oy vermezseniz hükûmet sizin ilinize, ilçenize yardım etmeyecek’ diyorlar. Bu bir tehdittir. Bu haddi bilmeyen Bakanların, politikacıların ayıp bir tehdididir. Hiç bir şey yapamazlar. Kulak asmayın. Anayasa açıktır. Hiçbir vatandaşın hakkına tecavüz edemezler. CHP bütün güçlüklerden silkinerek, azimle, memlekete yeni ve büyük hizmetler yapmak için hazırlanmıştır. Seçimlerde bunun işaretini vereceksiniz. Bütün büyük hizmetler CHP’nin eliyle olmuştur.

Ortanın solu, sosyal adalet üzerinde Türk vatanının kalkınma ve ilerlemesi için yeni ve ileri büyük bir hamledir. Bunu, sizlere kötülemek için “komünizmdir” diye iftira ediyorlar. Bunu söyleyenlerde vatan sevgisi yoktur. Ahlâk yoktur. CHP’ye iftira edenlerin sözlerini boğazlarında bırakacaksınız.

Vatandaşı tehdit etmeye hakları yoktur. Vatandaş sosyal adalet içinde haklarını kazanacaktır.

 

 

 

 

Seçimler Dolayısıyla Yapılan Radyo Konuşması[63]

Sevgili vatandaşlarım,

On günden beri seçim tartışması içindeyiz. Biz seçimlere, demokratik rejimi kurmada ve savunmada şerefli imtihanlar vermiş bir parti olarak girdik. İlk günden, bunun bir rejim çatışması değil, ekonomik ve sosyal sorunlar üzerinde bir yarışma olması yolunu tuttuk. Fakat seçim kampanyasında, hele bunun son zamanlarında, Adalet Partisi’nin kapalı hedefleri meydana çıkmaya başladı. Bunlar üzerinde açık konuşmak gerekiyor.

Bizim gibi ve her siyasî parti gibi Adalet Partisi de, demokratik rejim sözü ağzında olarak siyaset yapmaktadır. Şimdi, samimî yürekle, millet huzurunda nasıl bir demokratik rejim düşündüğümüzü anlatmak zamanı gelmiştir.

Hedef anayasayı değiştirmek

Adalet Partisi, anlaşılıyor ki, Anayasayı değiştirmeyi bir hedef tutmuştur. Seçimleri de, Anayasayı değiştirebilecek çokluğu elde etmek için bir vasıta kabul ediyor.

Anayasa değişemez diye bir kaide demokratik rejimlerde, elbette yoktur. Kendi anladığı demokrasiyi kuracaktır. Bir demokrasi ki, Mecliste bir çokluk her şeyin üstünde olsun, hiçbir kayıt tanımasın. Adalet Partisi’nin sayın Bakanının dilinde, bu, millî iradenin tezahürüdür. Halbuki bizim demokratik rejim anlayışımızda bağımsız adalet, Büyük Meclisin iradesi dışında kalması gereken bir kuvvettir ve rejimin teminatı da bu prensiptir.

1961 Anayasası, yirmi yıllık bir tecrübenin sonucu olarak belirmiş ihtiyaçlar üzerine kurulmuştur. Bu ihtiyaçlardan bir tanesi, büyük Mecliste çokluğu sağlayan bir partinin, bütün tasarruflarında Anayasaya uygun hareket ettiğine dair bir senedi peşinden elinde farz etmesinin önlenmesiydi. Bu inançta bir çokluk partisinin bir Meclis Tahkikat Komisyonu kurarak adaletin de. devletin de üstüne çıkmayı demokratik rejim saymaya kalkıştığı günlerin hatırası henüz hafızalarda pek tazedir. Buna bir daha mahal vermemek içindir ki 1961 Anayasası, Anayasa Mahkemesini kurmuştur.

AP Anayasa Mahkemesinden memnun değil

Adalet Partisi Anayasa Mahkemesinden memnun görünmüyor. Onun çalışmasını ve kararlarını millî iradenin zıddına bir davranış kabul ediyor. Bunu kendisine göre düzeltecektir. Yani Anayasa Mahkemesi çokluk hükûmetinin emrinde olacaktır. Bu hükûmet isterse gene bir Meclis Tahkikat Komisyonu kurabilecek ve bunun adına adalet denilecektir.

Anayasa Mahkemesinin kararları konuşulurken iktidarın başında bulunanlar masum bir edayla Anayasanın kendi içinde öngördüğü bir değişme düşünürlermiş gibi tutum takınırlar. İşin özüne vakıf olan silâhşörlerdir ki, bunun üzerine, maksatlarını daha açık, daha tecavüzkârane açığa vururlar. Meselâ bir Abana örneği vardır. Geçen iktidar bu ilçeyi, seçimlerde kendisine oy vermedi diye köy haline getirdi. On beş yıl sonra Anayasa Mahkemesi bir ilçeyi oylarından dolayı cezalandırmayı her türlü insanlık kaidesine aykırı görerek bu hükmü iptal etti. Adalet Partisi gayretlileri dolaştılar, yerinde, vatandaşların yüzüne bakarak gelecek seçimlerde gerekli çokluğu alır almaz Anayasa Mahkemesinin hakkından geleceklerini ifade ettiler. Hükûmet Anayasa Mahkemesinin kararını düpedüz tatbik etmedi. Dolambaçlı yol tutarak ilçeyi bucak yapmaya heveslendi. İstiyordu ki, bir ilçenin, kendi arzusuna göre oy vermemesinin cezayı gerektiren bir hareket olduğuna kendisinin de inandığını, aynı şeyi kendisinin de yapacağını vatandaşa belli etsin. Anayasa Mahkemesi bu çeşit hevesleri imkânsız bıraktığı için, Adalet Partisi onun karşısındadır.

Demokratik rejimlerde Anayasa değişemez diye bir kaide yoktur ama, o Anayasaya bağlı olanların bunu bütün gayretleriyle korumaları da onların demokratik hakları arasındadır.

Haksız ve boş tehditler

Başka bir örnek söyleyeyim. Adalet Partisi Milletvekilleri eğer belediye seçimlerinde vatandaş kendi adaylarına oy vermezse onların iline, ilçesine yardım edilmeyeceği tehdidini savuruyorlar. Bu tehditleri çok uzun düşünmeyen gayretliler savuruyorlar değil. Sorumlu Bakanları yer yer vatandaşın gözünün içine bakarak bunu ilân ediyorlar. Halbuki böyle bir teşebbüste Anayasanın teminat müesseseleri Hükûmetin derhal karşısına dikileceklerdir ve göreceksiniz, önümüzde büyük seçimlere kadar iktidardan ilgiyi, onun yanında olduğunu değil, karşısında bulunduğunu belirtmiş bölgeler göreceklerdir. Tehdit, kelimenin tam manâsiyle haksız olduğu kadar boş bir tehdittir.

Ama bu hal, Anayasa değişikliği ile Adalet Partisi’nin hedefinin ne olduğunu hüzün verecek bir şekilde göstermektedir. Endişemiz odur ki, bu zihniyet muvaffak olursa en kısa zamanda yeni Tahkikat Komisyonları ile vatanın mukadderatına, Demokrasi adına el koymaya kalkılacaktır. Bunları yapabilmek için de Anayasada temel değişikliklere gitmek, yani eski Anayasada olduğu gibi, bir hareketin, bir kanunun Anayasaya uygun olup olmadığına Meclis karar verir kaidesine dönülmesi lâzımdır. Adalet Partisi Başkanı, Anayasayı hangi maddesiyle ne şekilde değiştirmek istediğini açıkça söylerse çok faydalı olur.

AP’nin demokrasi anlayışı

Adalet Partisi, bugün vardığımız ortamı huzurlu, istikrarlı buluyor, bunu kendisi gerçekleştirmiş gibi kendisine övünme payı çıkarıyor. Gerçeği, böyle bir ortama varabilmemiz için Cumhuriyet Halk Partisi’nin ne gayretler sarf ettiğini, ne fedâkarlıklar yaptığını bilenler bu iddiaya ancak tebessüm ederler. Boş övünmelerin üstünde bilinmesi gereken husus, huzurun temelinde 1961 Anayasasının yattığı ve ona ilişme gayretlerinin, binilen dalın kesilmesi manâsını taşıdığıdır. Adalet Partisi, memleketin adalet cihazının üstünde bir vaziyete geçmeyi kanun ile sağlamak istiyor. Haksızlıklara karşı adalete müracaat edebilme hakkı yeni Anayasanın bir hükmüdür. Adalet Partisi hükûmeti yalnız Anayasa Mahkemesinin değil, Danıştayın da kararlarından memnun olmamıştır. Düpedüz kabul etmediği Danıştay kararları sayılacak kadar çoktur. Bu da Adalet Partisi’nin bir nevi demokrasi anlayışıdır.

Sevgili vatandaşlarım, biz bu çeşit demokrasilerin hitam bulması için mücadele ettik ve 1961 Anayasası ile gerçek demokrasiye kavuştuk.

Adalet Partisi’nin siyasî konular dışında, asıl kurtulmak istediği Anayasa hükümleri de vardır ve bunlar köylü için, işçi için bütün vatandaşlar için hayatî önem taşımaktadır. Toprak Reformu Anayasa hükmüdür. Sosyal adalet ve sosyal güvenlik içinde kalkınma, işçi hakları, köylü ürünlerinin değerlendirilmesi Anayasa hükmündedir.

Adalet Partisi, Anayasanın kendisine rahatsızlık veren bütün bu yeni hükümlerinden kurtulmak istiyor. Buna imkân vermeyiniz.

Sözümü saygılarla bitiriyorum.

 

 

 

 

Ankara Aydınlıkevler’de Söyledikleri[64]

(...)

İnönü; “Dünya yeniden karıştı. Vazifesini bilmeyen bir idare memleketi çıkmaza sokar” demiştir.

(...)

Aydınlıkevler’de coşkun bir tezahüratla karşılaşan İnönü, burada bir kahvehanede yaptığı konuşmada, Elmalı Olayları’nı anlatmış ve: “İşte bir örneği verdiğim bu düzeni değiştirmek, hem de temelinden değiştirmek lâzımdır. Bu temel de topraktır. Köylüye toprak verilmesini yeni düzenin temeli olarak almak lâzımdır” demiştir.

İnönü konuşmasının sonunda; “İsmet Paşa komünisttir diyorlar, aldırmı-yorum. İsmet Paşanın ne olduğunu herkes bilir” demiştir.

İnönü sözlerine devamla şunları söylemiştir:

“–İsmet Paşa ikinci cihan savaşından bu memleketi selâmete çıkaran adamdır. Bu adam size, dünya yeniden karıştı, diyor. Bu adam size vazifesini bilmeyen bir idare memleketi çıkmaza sokar, diyor. Hatırınızda kalsın bu.”

 

 

 

 

CHP Ankara Yenimahalle İlçe Örgütünün Düzenlediği Toplantıda Yapılan Konuşma[65]

“İki gün sonra seçimler var. Bu seçimlere ehemmiyet veriyoruz. Sandığa gitmek, büyük ölçüde oy kullanarak CHP’nin memleketteki mevkiini göstermek lâzımdır. 1965 seçimlerinde CHP’liler önemli ölçüde sandık başına gitmeyi ihmal ettiler.

Bu seçimlerde Ankara Belediye seçimlerini kazanmak lâzımdır. Kazanmak için bütün şartlar bize elverişlidir. Adayımız Ankara’da muvaffak olacaktır. Bir halk çocuğu olarak Ankara’nın ihtiyaçlarını yakından izleyecektir.

Memleketin dertleri geniştir, derindir. Güçlüğümüz çoktur. Ama dertlerimizin çareleri vardır. Derde doğru teşhis koymalı ve ilâcı sağlam ve doğru koymalıdır. Sosyal meselelerimiz karışık ve sallantı halindedir. CHP memleket ihtiyaçlarına teşhis koymuş ve doğru tedaviyi göstermiştir.

Toprak Reformu’nu tam bir tedbir olarak tatbik etmek lâzımdır. Çiftçiye toprak verilecek, elinde fazla toprak bulunanlardan Anayasa gereğince alınıp dağıtılacaktır. Ancak bu kâfi değil.

Toprak verilecek, alet bulmasına da yardım edilecek, kredi verilecek. Bankaların kredi yardımları büyük kudret sahiplerine yapılıyor. Bunlar yapılmadan her geçen gün, eskisine nazaran daha bozulacaktır.”

Elmalı olayları

Antalya’nın Elmalı ilçesindeki olaylara da değinen İnönü, köylülerin büyük ıstırap içinde bulunduklarını, kudretli toprak sahiplerinin hükûmet ve jandarma ile birlikte tarlalara girip ekinleri söktüklerini, oysa köylülerin yegâne geçim kaynaklarının bu ekinler olduğunu belirtmiş ve Toprak Reformu sağlam yapılmazsa toprak dâvalarının sürüp gideceğini söylemiştir. Bu konuda hükûmetin davranışını da yeren İnönü şöyle demiştir:

“Sabret, mahsulünü kaldırsın adam. Kime yarar bu sökülenler. İnsaf var mı, adalet var mı. Bütün siyasî hayat bundan sorumludur. Ne oluyorsunuz? Sosyal adalet fikrinden zerre kadar nasipleri yok demek.

Anayasayı da değiştireceğiz diyorlar. Bütün bu aksak gidişin çaresi seçimde oy kullanmak ve iktidara ders vermektir. Bize niye yapmadınız diyorlar. Ne zaman yapacaktık? Son iktidarda; o zaman koalisyon; Tarım Bakanı AP’li. Şimdi adamın asıl fikrinin ne olduğunu görüyoruz. İnanmıyor ki, yapmayacak.

AP’li adaylara oy verilmezse hükûmetin yardım yapmayacağını söylüyorlar. Yardım, hükûmetin vazifesidir. Yapmam demek kimsenin haddine düşmemiştir. Silâh sizin elinizdedir, oy verecek ve memlekete hizmet edecekleri işbaşına geçireceksiniz. Bozuk düzeni düzelteceğiz.”

 

 

 

 

Ankara Küçükesat Seçim Söylevi[66]

Sevgili vatandaşlarım, huzurunuzda konuşmaktan şeref duyuyorum. Bahtiyar hissediyorum kendimi. Topluluğunuz bana canlılık veriyor, kuvvet veriyor. Sizin gibi arkadaşlarım, sizin gibi vazifelerinin kadrini, yüceliğini yüreğinden takdir etmiş arkadaşlarımla beraber oldukça yenemeyeceğimiz güçlük dünyada yoktur. Şimdiki toplantınız, şimdiki topluluğumuz seçim öncesindedir. İki gün sonra, yarın değil, öbür sabah sandık başında oylarımızı kullanacağız. Büyük bir vazife yapmak için 24 saatimiz, 36 saatimiz ya kaldı, ya kalmadı.

Arkadaşlarım, büyük bir sorumluluk hissiyle, sandık başına kendimiz gideceğiz; bütün memlekete karşı çok önemli ve veballi bir ödev yaptığımızı bilerek sandık başına gideceğiz. Ve seçimleri kazanmak için kanunların bize verdiği bütün yetkileri kullanacağız. Oy pusulalarımızı alırken, zarfına koyarken eksik olmadan yaparken, çok dikkatli olacağız. Bütün memlekete karşı yalnız Ankara’da vazife yapmıyoruz. Ankara’da çok değerli bir arkadaşımızı belediye başkanlığına seçeceğiz. Bu önümüzdeki 4 sene için halkın hizmetinde olacak; bu şehrin, bu büyük şehrin bütün ihtiyaçlarını kendi şahsî ihtiyaçlarından üstün tutacak bir vazife adamını işbaşına getiriyoruz. Bundan evvel ki de çalışkan arkadaşımızdı. Önemli vazifelerde çalışacak; şimdi aramızda hiç bir ihtilâf olmaksızın elbirliğiyle Soğukpınar’ı Başkentin Belediye Başkanı olarak vatandaşlarımıza sunuyoruz. Yarın, bunun başarı kazanması için elimizden gelen gayreti yapacağız. Elimizden gelen gayret, oyumuzu kullanacağız, tanıdıklarımızı bildiklerimizi oy kullanmaya inandıracağız; işi olan, gücü olan ihmalî olan varsa onları sandık başına gelmek için teşvik edeceğiz.

CHP’ye verilen oylar çok olunca

Arkadaşlarım, bu seçimleri yaparken bütün memlekette büyük bir vazife yapıldığını bir an unutmayacaksınız. Size önemli şeyler söylüyorum. Kısmi Senato seçimleri var. Dört beş tane ara milletvekili seçimleri var. İl Genel Meclisi seçimleri var. Bunların hepsinde CHP adına oy kullanacağız. Bu oylar memlekette kullanılan oylar ne kadar çok olursa, CHP’nin kudreti, siyasî kudreti, o kadar iyi anlaşılacak ve gelecek günler için ümitler o kadar kuvvetlenecektir.

Buna ihtiyaç vardır.

Neye oynuyorsunuz siz?

Arkadaşlarım, dinleyin beni. Şimdi biz burada oturuyoruz. İşimiz var gücümüz var, başkentte neşeyle söylüyoruz. Şimdi düşünün şu anda köylüler var, tarlalarını dört beş ay evvel ekmişler. Mahsulünü almalarına ne var şurada? Ya bir ay var, ya iki ay? Değil mi? Şimdi bu adamlar ekinlerinin üstüne kapanmışlar, hükûmet, sayın Demirel Hükûmeti büyük memurlarıyla, jandarma ile bunları ekinlerinin üzerinden koparıp, bunların ekinlerini yolmağa çalışıyor. Neye oynuyorsunuz siz? Burada bağırıyoruz, çağırıyoruz edemiyoruz. Köylü varını yoğunu, borç harç dökmüş tarlasını ekmiş, buradan mahsulünü alacak, kendisi bir sene geçecek. Bunu ekmek için yaptığı borcu ödeyecek, bunu ekebilmek için büyük faizle para almıştır, onları ödeyecek, yaşayacak. Bunlar bizim vatandaşımız! Suçu ne bunun? Suçu ne? Tarla diye kendisinin babadan kalma yerleri var, bunları ekiyor, birtakım nüfuz sahibi insanlar bu tarlalar bizimdir diyor. Mahkemelik olmuşlar, gitmişler, gelmişler, en nihayet köylüler Danıştay’a gitmişler, çünkü onları buradan çıkarmak için uğraşmışlar. Köylüler de gitmişler Danıştay’a müracaat etmişler. Danıştay dokunmayın demiş. Dokunmayın, mal bunlarındır. Beş ayda bu adamlar varlarını yoklarını dökmüşler ekmişler. Bu arada dâva sahipleri de Danıştay’a müracaat etmişler demişler ki bunları çıkarın. Şimdi efendim Toprak Reformu yapılmamış olan memleketlerin daima derdi budur. Kimse, bulunduğu ektiği toprağın malı olduğundan emin değildir. Mütemadi dâvadır. Adamın 70 bin dönüm tarlası vardır, arazisi vardır, işlemez, kira verir, yarıcıya verir, öbür tarafta bir köylünün 50 dönüm toprağı vardır, o 70 bin dönümü olanı misâl olarak veriyorum, o 50 dönüm içinde gözü varsa mahkemeye gider onu çıkarmaya çalışır. Toprak Reformu bu, Toprak Reformu diye dil döküyoruz. Bu düzelinceye kadar, bu vatandaşın toprak yüzünden derdi bitmez. Köylü dediğimiz bizim yarımızdan çok. Yüzde 70’i. E onlar bulunduğu yerden edildi, seçiminden edildi; bu memleket nasıl dirlik düzenlik içinde kalır. Hani ya köylü efendimizdi? Adam bugün ekilmiş mahsulünü almak üzere olan bir zamanda hükûmet bütün debdebesi ile geliyor [okunamadı]. Biz iktidara gelip bu Toprak Reformunu yapıncaya kadar vatandaş bu dertten kurtulmayacaktır. Yapmayacaksınız, peki bekleyeceğiz. Şu ekilmiş mahsulü adam alsın, bir ay, iki ay sonra mahsulünü alacak. Niye beklemezsiniz bunu? Yoluyorsunuz! Bunu mahvediyorsunuz.

Size faydası var mı? Memleket bu ekini kaybediyor. Size bir faydası yok. Bu adamlar bu ekinleri alıp da borçlarını öderlerse, bir sene geçirirlerse siz neden rahatsız olursunuz? Neden rahatsız olursunuz anlaşılmaz ki. Birinin acımak hissi duyan bir tarafı hareket edip de, yahu bunun sonunu bekleyelim diyemiyor. Bu ne büyük vebaldir efendim. Bu ne büyük hissizliktir. Şimdi bana cevap veriyorlar; sayın Başbakan iki gündür, dolaştığı yerlerde benden bahsediyor cevap veriyor. Ama bu Elmalı köylülerinin bugün içinde bulunduğu cehennem azabını işitmemişe benziyor, hiç işitmiyor. Bir kelime söyle, yaptırmayacağım de; ya olmayacak de. Haksızdırlar, ekinleri yoktur, sen yanlış biliyorsun de. Hiç ses yok. Yapıyorlar, bilerek yapıyor, acımadan yapıyorlar, günah olduğunu düşünmeden yapıyorlar. Yapıyorlar yapıyorlar. Nasıl anlatacağız bunu? Tek çaremiz seçimde. Vatandaş bu haksızlığı görecek; Elmalı’da olan haksızlık, bizim de vicdanımız üzerinde bir yük diye düşünecek ve böyle anlayacağız hepimiz, sizler, hepimiz ona göre rey kullanacağız, ondan sonra vatan bütün olacak, bir tarafın eziyetini öbür tarafı kabul etmeyecek.

Mahkeme kararlarına riayet etmiyorlar

Şimdi ikinci derdimi söyleyeyim:

Cevap veriyor Başbakan. Abana ilçesini işitmişsinizdir, Abana ilçesi diye Karadeniz kenarında bir ilçe var idi. Bu ilçeyi bir gün köy yaptılar. Bu köy ne vakit oldu. 1953 senesinde, yani 15 sene evvel. Giden iktidar bunu köy yaptı. Bunu Anayasa Mahkemesi’ne verdik, mahkeme bir sene evvel, 1967 Haziran’ında bu haksızdır dedi, bu köy tekrar kaza olsun dedi. Mahkeme karar verdi 11 ay evvel, 6 ay mühlet bıraktı, bunu tekrar ilçe yapmak için idari tedbirler alınsın diye 6 ay mühlet bıraktı, bu altı ay da bitti, şimdi 5 ay da üzerinden geçiyor. Bir kanun teklifi tedbiri aldılar, bucak yaptılar orasını. Halk kabul etmedi, Danıştay’a müracaat etti. Hükûmetin bucak yapma kararı durduruldu. Olmaz öyle şey dedi. Mahkeme başka karar verdi dedi. Bucak olmadı şimdi, köy olarak duruyor. Bundan sonra bir kanun sevk etti, gene bir şey yapmadı. Abana köyü öbür tarafta rakibi olan Bozkurt köyü ilçe olacak dedi ve kanun sevk etti. Meclise geldi kanun bütçe çıkmadan evvel. Bütçe çıktı, bütçe esnasında acele kanunlar çıktı, bütçeden önce çıktı, bütçeden sonra çıktı. 5 ay böyle geçti. Ehemmiyet vermediler bugüne kadar, bu iş böyle duruyor. Köy olarak duruyor. Anayasa Mahkemesi’nin kararı da köşede duruyor. Ben diyorum ki, siz Anayasa Mahkemesi’nin kararına uymuyorsunuz, riayet etmiyorsunuz, tatbik etmiyorsunuz. İnönü Anayasa Mahkemesi’ni himaye ediyor gibi bir hal alıyor, kendini mahkemenin üstünde tutuyor. Mahkemeler Meclislerin üstünde değildir. Mahkemeler kararlarında müstakildir. İnönü evhamından söylüyor. Hukuk kaideleri falan filan. Hukuk kaidelerini hepimiz işimize yaradığı kadar biliriz.

İnadına yapıyorlar

Beyhude yorulmaya lüzum yok, sen şimdi dinle:

Mahkeme karar veriyor, niçin bunu tekrar ilçe yapıyor? Çünkü 1953’de bulunan iktidar Abana ilçe iken köy yapmış. Sebebi? Sebebi ceza olarak yapmış. O zaman o ilçe hükûmeti sevmediği partiye CHP’ye oy kullanmış. Hükûmet de gelmiş, çoluğu ile çocuğu ile kaza halkının kulaklarında küpe kalacak bir ceza olsun diye, sizi köy yaptım demiş. Anayasa Mahkemesi diyor ki, bu son derece fena bir karardır. Bu yanlıştır. Hukuka aykırıdır. Kanuna aykırıdır, bu böyle olmaz. Hüküm veriyor. Bu Anayasa Mahkemesi’nin hükmü. Şimdi bir hükûmet, her gün ne görüyorsunuz? “Seçim emniyeti vardır, biz seçim emniyeti yaparız.” Her gün çalımlıdırlar. Sen, siz sayın Başbakan siz, muhalefete oy verdi diye çoluğu çocuğu ile bütün ilçe halkına ceza yapmayı bir vebal, tashih olunacak bir karar saymıyorsunuz. Niçin saymıyorsun? Çünkü vaktiyle yapmışlar, mahkemede ispat olunmuş, aksine karar verilmiş, düzelsin denmiş, bir senedir elinde tutuyor bu düzeltmeyi yapmıyorsun! Sende vatandaş kararına vatandaşın oyuna hürmet hissi var mı? Geçmişte gelecekte o yapmış bana ne, oy atmış sana ne. Size şu, o karar bugün değişmiş değil ise vebali senin omuzlarında duruyor. Sen düzelteceksin bunu. Sen düzeltmiyorsun, bilerek düzeltmiyorsun. İsteyerek düzeltmiyorsun. Bugün de çıkıyorsun vatandaşa diyorsun ki, Bakanların diyor, eğer seçimde belediye başkanımıza oy vermezseniz biz size hükûmet olarak yardım etmeyiz diyorsunuz. Demiyor mu? Kaç defa söylüyorum, inadına her gün gene söylüyorlar.

Bu iftiraların hiçbirisi

Efendim, işte Abana misâli, işte Elmalı köylülerinin hali. Herkesin gözü önünde olan binlerce vatandaşın feryat ettiği, ilgilendiği meseleleri gözünü kırpmadan, vebal hissi duymadan bunları yapabiliyorsun. Ya hiç kimsenin görmediği odalarda ne yapıyorsun? Başımızda böyle bir idare var. Başta bulunan sayın Başbakan hukuk iddia eder, seçim emniyeti bende vardır der, tam zıddını yapar. Silâhşörlerinin söylemediği yok. Hepimiz komünist, hepimiz dinsiz, hepimiz türlü türlü şeyler. Hiçbirisi bu iftiraların hiçbirisi bizim ayağımızdan topuğumuza çıkamaz.

Biz bu memleketin dertlerini, bu memleketin, vatandaşımın haklarını, memleket içinde, memleket dışından gelecek tecavüzlere karşı korumak için imtihanlar vermiş bir partiyiz.

Vatan çocukları kurtarırlar

Size bildiğiniz şeyleri söylüyorum. Ama hatırınızda kalsın diye söylüyorum. Benim ağzımdan bu memlekete karşı vazife hissinin yüreğinizde hiçbir zaman zayıflamamasını istediğim için söylüyorum. Hatırlayacaksınız, Cihan Harbi çıksın. Dünyanın belâları bu memlekete teveccüh etsin, içinde insafsız sıfatların hepsini saymakla bitmez. Başka bir şey söylemeyeyim. İnsafsız en fena bir idare en fena zulümleri yapsın, bu memleketin halkı bunların hepsinin içinden çıkar. Ve bu bozuk idarelerden, felâketler içinden çıkan halkın önünde de CHP bulunur. Bugün İnönü'dür, yarın burada benden 20 yaş küçük olan bir aslandır, öbür gün daha ilkokula yeni giden bir vatan çocuğudur. Amma bunların hepsi kendileri imtihan verirler, çalışırlar, öne geçerler, vazife sahibi olurlar ve memlekete hizmet ederler. Böyle köylüyü ekinin üzerine kapanmış halde bırakmazlar. Onu kurtarmak için sonuna kadar uğraşırlar. Böyle, bir ilçeyi oyundan dolayı ceza olsun diye ceza vermeyi marifet sanan, beceriklilik sanan ve bu meydana çıktığı zaman geleneği bir türlü düzeltmeyecek kadar, duygulu olması lâzım olan yerleri nasırlaşmış olan insanların elinden kurtarırlar.

Kusuru bilerek yapıyorlar

Şimdi bu şartlar içinde seçime giriyoruz. Bunların hiçbirisinin mazereti yoktur. Mahkeme kararına karışmasın deriz. E bunun için 20 sene uğraştık biz. Mahkeme kararına saygılı, bir de adil olmak lâzım. Adil olmak için bunun yetişmiş ahlâk sahibi, bilgi sahibi bir hâkimler kurulu lâzım. Bu hâkimler kurulu tehdit altında olmamak lâzımdır. Ve bu hâkimlerin kararlarına hürmet etmek lâzım. Bunlarla uğraştık, Anayasada bunları kayıtlara bağladık. Şimdi hükûmetlere, bunlara riayet etsinler diye söylüyoruz. Bunları söylüyoruz, maliyesine de diye söylüyoruz. İşinde, kalkınmasında ve hepsinde. E bilmiyorsun, öğreneceksin, bileceksin, öğreneceksin. Herkes bilip öğreninceye kadar birtakım eksiklikleri olabilir. Sen öyle değilsin ki, sen eksiği kusuru bilerek yapıyorsun. Meydana çıktıktan sonra yapıyorsun. Mahkemede hükmünü giydikten sonra yapıyorsun. Ve üstelik bunların hepsini yapmıyorum diyecek kadar yüzün pek. Bunların hepsi hukuktur. Haktır, diyecek kadar da yanlış anlıyorsun ve avutmaya çalışıyorsun. Bir gün sen iktidarda kalmamalısın yeniden imtihan edilmelisin, yeniden iyi idareyi görmelisin, tekrar vatandaştan oy alır iktidara gelirsin. Ama bugün iktidarını vermişindir. Yedi seneden beri sizlerle uğraşıyoruz. Koalisyonlarla uğraşıyoruz kurtaralım diye. Ondan sonra öğrenecekler diye uğraşıyoruz, zerre kadar inanmaya, ders almaya istidatları yoktur.

Sevgili arkadaşlarım,

Yarın sandık başına gideceksin; bileceksiniz ve rast geldiğinize söyleyeceksiniz; Elmalı’da köylüler ekinin başında feryat ederken size vazife sahibi hiçbir Türk oy vermez. Yüzlerine karşı söyleyeceksiniz. Sağ olun arkadaşlarım, çok teşekkür ederim.

 

 

 

 

Seçimler Dolayısıyla Türkiye Radyolarında Yapılan Konuşma[67]

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, dün akşam Türkiye radyolarında yaptığı konuşmada, “İktidara yanlış tutumlarından dolayı ders vermek” gerektiğini ifade etmiş; sosyal ve ekonomik alanlarda alınacak tedbirlerin sağlam temellere oturtulması lüzumunu belirttikten sonra şöyle demiştir:

“Bunları ancak CHP seçmenden alacağı yetkiyle gerçekleştirilebilir. Ancak o zaman bu yurt, her türlü aşırı akımların, sağımızdan ve solumuzdan gelecek uç heveslerin tehlikesinden tamamıyla kurtulmuş olacaktır.”

CHP’ye yapılan çirkin iftiralara da değinen İnönü, bu konuda şunları söylemiştir:

“Vatandaş bunların hepsini anlıyor. Çirkin iftiralar, yalanlar daima olduğu gibi, haklı olan, doğru yolda olan bizim üzerimizden akıp gitmiştir.

Bizim güçlüğümüz, başımızdaki iktidarın, esaslı tedbirleri, israftan kaçınan usulleri ihmal edip, avutucu ve sathi propagandalara öncelik vermesi, temel tedbirlere rağbet etmemesidir.

İktidarı bu yolunda uyarmaya imkân yoktur. O, kendi hatalı politikası yüzünden vatandaşlar arasında her gün daha büyüyen ayrılıklar yaratıyor. Sonra da huzursuzlukları kendine göre bir takım esassız sebeplerle izah etmeye çalışıyor.

Bu hal, vatandaşın tamamıyla uyanıp anlamasına kadar devam edecektir ve seçmenin alacağı kesin kararlarla bir gün düzelecektir. Seçmen ne kadar erken, kendi kaderine hangi yönü vermesi gerektiğini anlarsa, o kadar çabuk, millet ve memleket meseleleri hal yoluna girebilir.”

İnönü konuşmasını şöyle bitirmiştir:

“CHP’nin bu seçimlerden kuvvetli çıkmasına memleketin ihtiyacı vardır. İktidarda olmadığı zaman iktidardaymış gibi memlekete ve vatandaşa karşı sorumluluk duygusu taşıyacak ve memlekete ancak tatbik olunabilir doğru fikirler söyleyecek bir siyasî parti, siyasî huzurun başlıca teminatıdır.

Bu parti, Cumhuriyet Halk Partisi’dir.

Vatandaşlarıma saygılar sunarım. Seçmenin daima emrinde ve hizmetinde olacağız.”

 

 

 

 

Seçim Günü Gazetecilere Söyledikleri[68]

(...)

Bir gazetecinin “Nasılsınız Paşam?” sorusuna “Çok iyiyim” diye cevap veren CHP Genel Başkanı ile gazeteciler arasında daha sonra şu konuşma geçmiştir:

Soru: Neden iyisiniz Paşam?

Cevap: Sebebi yok. Seçim yasağı var. Konuşmayacağım. Kime rey vereceğimi de söylemeyeceğim.

Soru: Seçim kampanyasından söz etseniz.

Cevap: Ondan da bahsetmeyeceğim.

Soru: O halde havadan sudan konuşalım.

Cevap: Havadan sudan da konuşmam, ağzımdan bir şey kaçıracağımdan korkarım.”

 

 

 

 

“Büyük Bir Kumandan ve Büyük Bir Devlet Adamının Kaybı” (Makale)*[69]

Başlığımıza şeref veren büyük vatan evlâdı. Orgeneral Kâzım Özalp’tir.

Ordu ve siyaset hayatında 1908’den beri tam 60 sene arkadaşlığımız var. Bu 60 sene içinde harp ve sulh, meslek ve siyaset işlerinde ve devletin en küçükten en büyüğüne kadar bütün hizmetlerinde yakın arkadaşlık ettik. Hatıram, kendisine karşı hiç solmadan, sevgi ve saygı duygularında Özalp’a bağlı ve minnetli kalmıştır.

Özalp, 1908’de İttihat ve Terakki’nin Rumeli hareketinde Serez bölgesinin yıldızı gibi parlamıştı. Balkan Harbi ve Cihan Harbinde askerî hizmet kademelerini daima takdir kazanarak işgal etti ve Cihan Harbinden sayılı bir tümen kumandanı olarak çıktı.

Millî Mücadelenin ilk gününde kesin karar ile hizmet yolunu tuttu ve Balıkesir bölgesinde Kuva-yı Milliye hareketlerinin toplayıcı ve ümit verici büyük yuvalarından birini kurdu. Dar günlerde çok vatansever mücahit, Özalp’te daima hazır, sığınacak ve kendisine el uzatacak bir büyük kumandan bulmuştur.

Millî mücadelenin büyük meydan muharebelerinde, askerî tarihte yeri olan zaferler kazanmıştır. Sakarya’da düşman cephesini bozan ilk önemli zafer, Duatepede’dir ve O’nun eseridir.

Sakarya’dan sonra Özalp, Millî Savunma Bakanı olarak büyük taarruz ordusunun hazırlığına katılmıştır. Özalp’in Millî Savunma Bakanlığı, yeni Türk Ordusunun kuruluşunda çok yapıcı bir devirdir.

Özalp, 10 seneye yakın çok hareketli ve inkılâpçı bir siyasî devirde Büyük Millet Meclisi Başkanlığı yapmıştır. Bu müddetle vakarlı, itibarlı olarak büyük hizmetler yapmıştır.

Çok partili devirde de siyasî hayatımızın, daima reyine muhtaç olduğumuz ve son güne kadar reyinden istifade ettiğimiz aydınlık verici bir yıldızı olmuştur. Özalp’in geniş görüşü hiç daralmamış ve fikirleri benim için daima uyarıcı ve aydınlatıcı tesir yapmıştır.

Özalp bu son senenin devamlı hastalıklarını tamamıyla yenmiş bir hale gelmişti. Hastalığın yeni tepmesini duymadan, kendisinin söndüğü haberini aldım.

İstanbul’a gidişim, her seferinde Özalp’le konuşacağım diye bana helecan veren bir fırsat olurdu. Özalp’i kaybetmekle hayatımda doldurulması mümkün olmayan bir uçurum boşluğu açılmıştır.

Benim teessürüm çok acı olmakla beraber vatanın büyük bir evlâdını kaybederken ona beslediği kadirbilir duygular, bana teselli vermektedir. Özalp, daima anılacaktır. Takdir ile ve saygıyla anılacaktır.

 

 

 

 

Seçim Sonuçları Üzerine Düzenlenen Basın Toplantısı 2[70]

“2 Haziran 1968 seçimlerinin sonuçları geniş ölçüde elde edilmiştir.

Size, bu seçimler içinde ilk önce İl Genel Meclisleri seçimlerini anlata-cağım. Çünkü İl Genel Meclisi seçimleri bütün memleket çapında yapılmıştır ve bunlara bütün seçmenler katılmışlardır.

Sağlayabildiğimiz bilgilere göre, İl Genel Meclisleri seçimlerinde kullanılan geçerli oyların sayısı 9 milyon 16 bin 254’tür. 1965 genel seçimlerinde, bu sayı 9 milyon 307 bin 563 idi. Demek ki iki seçim arasında, seçime katılmada 291 bin 309 kişilik azalma olmuştur.

1968 İl Genel Meclisleri seçimlerinde kullanılan geçerli oyların partiler arasındaki dağılımı, sayı ve oran olarak, şöyledir:

Adalet Partisi:                                           4.446.600            % 49.31

Cumhuriyet Halk Partisi:                      2.527.210            % 28.10

Güven Partisi:                                             595.672             %  6.51

Bağımsızlar:                                                  572.626             %  6.09

Millet Partisi:                                               320.727             %  3.56

Türkiye İşçi Partisi:                                     238.227             %  2.64

Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi:         90.802             %  1

Geri kalan geçerli oyları da Yeni Türkiye Partisi ile Birlik Partisi paylaş-mışlardır. Bu paylaşma ne biçimde olmuştur, bunu henüz öğrenemedik.

Oy oranlarının tahlili

Oy oranlarının tahlili şöyledir. Adalet Partisi, Genel Başkanının ilk günlerde söylediği yüzde 60’ı değil, sonra düzelttiği yüzde 49.31’i almıştır. 1965 seçimlerinde ise, geçerli oyların yüzde 52.87’sini almıştı.

1965 ve 1968 seçimleri arasında ki katılma farklılıkları düzeltildikten sonra, Adalet Partisi’nin 1965 seçimlerinde aldığı oyla 1968 seçimlerinde aldığı oy arasında sayı olarak 331 bin 10, oran olarak da yüzde 6.72’lik bir düşme görülüyor. Demek ki, 1965 seçimlerinde Adalet Partisi’ne oy veren her 100 seçmenden 6.72’si, bu seçimde oyunu ondan esirgemiştir. Adalet Partisi’nin bu oy düşmesi, siyasî tarihimizde eşine az rastlanılan büyüklüktedir. Kısmi Senato seçimlerinin sonuçlarını incelerken, bu düşmenin daha da büyüdüğünü göreceğiz.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin durumuna gelince, biz 2 Haziran 1968 İl Genel Meclisleri seçimlerinde yüzde 28.10 oranında oy aldık. Bu oran, 1965 genel seçimlerinde yüzde 28.75 idi. Bu iki orana bakınca, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iki seçim arasında durumunu hemen hemen koruduğunu memnunlukla görüyoruz.

1965 seçimlerine katılan öteki partilerde de düşüşler vardır. Millet Partisi yüzde 6.26’dan yüzde 3.56’ya; Türkiye İşçi Partisi yüzde 2.97’den yüzde 2.64’e; Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ise yüzde 3.24’ten yüzde 1’e inmişlerdir. İlk defa seçimlere katılan Güven Partisi ise büyük iddialarına rağmen, oyların ancak 6.61’ini alabilmiştir.

Özet şudur: 1968 İl Genel Meclisleri seçimlerinde bütün siyasî partiler 1965’e nispetle oy kaybetmişlerdir. Durumunu koruyan tek parti, Cumhuriyet Halk Partisi olmuştur.

Kısmi Senato seçimleri

Şimdi 24 ilde yapılan kısmî senato seçimlerini anlatacağım.

Kısmi Senato seçimlerinde geçerli oy sayısı 3 milyon 355 bin 184’tür. Bu oyların partiler arasıdaki dağılımı, sayı ve oran olarak şöyledir:

Adalet Partisi:                                           1.637.533            % 49.85

Cumhuriyet Halk Partisi:                         899.272             % 27.05

Güven Partisi:                                             283.743             % 8.53

Millet Partisi:                                               200.637             % 6.03

Türkiye İşçi Partisi:                                     156.677             % 4.71

Cumhuriyet Köylü Millet Partisi:            65.934             % 1.98

Bağımsızlar:                                                    61.387             % 1.83

1968 Kısmi Senato seçimlerinin yapıldığı 24 ilde 1965 yılında yapılan Genel Seçimlerde, partilerin oy oranları şöyleydi: Adalet Partisi yüzde 55.66; Cumhuriyet Halk Partisi yüzde 27.98; Millet Partisi yüzde 9.20; Türkiye İşçi Partisi yüzde 2.40; Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi yüzde 2.00; Bağımsızlar yüzde 2.76

1965 ve 1968 yıllarının oranlarına şöylece bir göz gezdirmek bile; Adalet Partisi’nin 2 Haziran’da ne kadar büyük bir oy kaybına uğradığını anlamaya yetip artıyor. Buna karşılık aynı oranlar, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Senato seçimlerinde de 1965 yılındaki durumun koruduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Adalet Partisi’nin Senato seçimlerindeki kaybı ne kadardır? Senato seçimlerinin yapıldığı 24 ildeki 1965 ve 1968 seçimleri arasındaki katılma farklılıkları düzeltildikten sonra, Adalet Partisi’nin 206 bin 229 oy kaybetmiş olduğu ortaya çıkıyor. Yani 1965 seçimlerinde bu 24 ilde Adalet Partisi’ne oy verenler her 100 seçmenden 10.44’ü, bu sefer oyunu ondan esirgemiştir. Bu rakam, Türk seçmenini Adalet Partisi’ne bağladığı ümitleri hızla kaybetmeye başladığını gösteren açık bir delildir.

5 ilde yapılan milletvekili ara seçimlerine gelince; Bu seçimlerde Adalet Partisi’nin oy oranı daha da düşmüş, 48.27 olmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi ise durumun başarıyla koruyarak oyların yüzde 28.14’ünü toplamıştır.

Belediye seçimleri

Belediye Meclisleri ve Başkanlıkları seçimleriyle ilgili sonuçlar hâlâ kesinlik belli olamamıştır. Birçok yerde itirazlar vardır. Belediye Meclisleriyle ilgili olarak edinebildiğimiz bilgelere göre, şimdilik şunlar söylenebilir: Bu seçimlerde kullanılan 2 milyon 992 bin 506 geçerli oyun 1 milyon 448 bin 729’unu, yani 48’ini Adalet Partisi; 1 milyon 14 bin 446’sını, yani 33’ünü Cumhuriyet Halk Partisi almıştır. Güven Partisi’nin oyu, geçerli oyların yüzde 4’ü; Millet Partisi’nin oyu geçerli oyların yüzde 3’ü, Türkiye İşçi Partisi’nin oyu da geçerli oyların yüzde 1’i kadardır.

Belediye seçimlerinde dikkati çeken önemli bir husus, iptâl edilen oyların çokluğudur. Bu seçimlere 3 milyon 546 bin 882 seçmen katıldığı halde, geçerli oy sayısı 2 milyon 992 bin 506’dır. Yani, 550 binden fazla oy iptâl edilmiştir ki, bu, belediye seçimine katılan her yedi seçmenden birinin oyunun şu, ya da bu sebeple iptal edilmesi demektir. Bu, her şeyden evvel birkaç seçimin aynı zamanda yapıldığı ortamda seçmen için lüzumsuz güçlükler çıktığına bir işaret olsa gerektir. Bu güçlükler hem mevzuattan, hem de idari tertiplerden ileri gelmiş olabilir.

CHP’nin durumu

Konuşmamın başından beri sıraladığım rakamlardan da anlaşılıyor ki, Cumhuriyet Halk Partisi 2 Haziran 1968 seçimlerinden hemen oy kaybına uğramadan ve izlemekte olduğu programın başarısı konusunda büyük ümitlerle çıkmıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin Ortanın Solu politikasıyla ilk katıldığı 1965 seçimlerinden sonra toplanan ilk Parti Meclisinde, sonradan “Güvenci” oldukları meydana çıkan üyeler şu fikirde idiler: “Türk, solundan kalkmayı uğursuz sayar”, “Günah yazan melekler solda bulunur” “Bilimsel ölçülerle, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Ortanın Solunda olduğu bellidir. Ama, bunu söylemek bize oy kaybettirir!” Bu ve buna benzeyen ve ciddiyet derecesi üzerinden akan fikirler, bir süre, büyük bir marifetmiş gibi ileri sürülmüştür. Bu çeşit yıpratmalar Cumhuriyet Halk Partisi içinde 3 Nisan 1967 tarihine kadar devam etmiştir. Partimizin bütün memlekette Ortanın Solu politikasıyla kamu oyuna sunduğu sosyal ve ekonomik görüşler seçim kampanyasının çok öncelerden başlayarak, iktidar ve onun yeni yardımcıları tarafından geniş ölçüde yerilmiştir.

Türkiye’de, şimdiye kadar, sosyal ve ekonomik düzen değişikliği zaruretini komünistlik ittihamı ile karşılaşmaksızın kimsenin vatandaşa anlatmaya kalkışamayacağı sanılıyordu. Kimse böyle bir şeye cesaret edemez sanılıyordu. Halbuki Cumhuriyet Halk Partisi teşkilâtı, önce Partiyi kendi içinden yıkmak isteyenlerin çabalarını boşa çıkardıktan sonra, son bir yıl içinde de Ortanın Solu politikasını, sosyal ve ekonomik dert ve ihtiyaçlarımızı, Toprak Reformu meselelerini vatandaşa cesaretle anlatmıştır. Bunun sonunda da, geçirdiği bölünmeye rağmen, bu seçimden, oy kaybına uğramadan, yıllardan beri kendisini inançla destekleyen Cumhuriyet Halk Partililerh’in verdikleri oyların, üzerine güvenilir yeni oylar ekleyerek çıkmıştır.

2 Haziran seçimlerine kadar, Adalet Partisi’nin pek sevdiği yeni arkadaşları, “Cumhuriyet Halk Partisi’nde kimsenin kalmadığını”, “CHP’nin buz gibi eridiğini” söylüyorlardı. Bunlar, uzun bir süre, vatandaş gözünde Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir sarsıntı içinde bulunduğu zannını yaratmaya ve yerleştirmeye çalışmışlardır. Vatandaş karşısındaki açık ve gerçekçi tutumu ve karşı karşıya bulunduğumuz sosyal, ekonomik dertlere cesaretle parmak basması sayesinde, Cumhuriyet Halk Partisi, seçimlerden kendi aleyhine yöneltilen bütün kastları geri atarak çıkmıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi bu açık ve gerçekçi tutumunu bundan sonra sağlam bir birlik içinde devam ettirecektir. Her Cumhuriyet Halk Partili, her yerde, ve herkese bugünkü bozuk düzenin değişmesi ve onun yerine sosyal adalete, sosyal güvenliğe dayanan, köylüyü üzerinde çalıştığı toprağın sahibi yapmak ve insanları yalnız siyasal bakımdan değil, ekonomik bakımdan da hür kılmak isteyen 1961 Anayasa düzeninin kurulması gerektiğini cesaretle anlatacaktır.

Türk köylüsünün dertlerini biz çözeceğiz.

1968 seçimleri siyasî tarihimizde bir tek damga ile geçecektir. Cumhuriyet Halk Partisi 1968 seçim kampanyası sırasında bıkıp usanmadan Toprak Reformu yapılmasını isterken, Adalet Partisi hükûmetinin, Elmalı’da, toprağını ekmiş olan köylülerin ekinlerini nasıl yolmuş olduğunu, siyasî tarihimiz unutulmaz bir facia olarak kaydedecektir.

AP’nin yeni yardımcıları da Elmalı’daki toprak faciasıyla mücadele eden bizleri “Allahsızlar” iftirasıyla yıpratmaya çalışacak kadar ölçüsüz ve insafsız olmuşlardır.

Kendilerine yapılan bütün baskılara rağmen, Elmalı ilçesinin Bayralar, Beyler, Imırcık ve Karamık adını taşıyan ve binlercesinden yalnızca bir avuç örnek olan dört köyünün, bu seçimlerde haklarına nasıl sahip çıktıklarını ve şimdiye kadar Adalet Partisi’ni desteklemiş olmalarına rağmen, şimdi nasıl kendilerinden yana olan Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy verdiklerini size anlatmak isterim.

Elmalı köyleri faciasının özeti şudur: köylünün ekmiş olduğu takriben 15 bin dönümlük yerden 800 dönüm kadarı daha ekinler olgunlaşmadan devlet kuvvetlerine dayanan mütecavizlerin biçer-döğer makineleriyle tahrip edilmiştir. Seçim esnasında mütemadi feryadımızın bir tesiri mi oldu, yoksa köylünün mukavemetinin daha büyük mahzurlara yol açmasından mı çekinildi, sebebini bilemiyorum, bu tahrip faaliyeti bir haftadır durmuş görünüyor. Bu faaliyetin yeniden başlamaması için devamlı dikkat halindeyiz. Köylünün uğradığı zararın giderilmesini istiyoruz. Yalnız bu dört köyün değil, bütün Türk köylerinin haklarının korunmasında onların yanında olacağız.

Türk köylüsünün “soldan kalkmak uğursuzluktur” gibi hurafelere inanacağını sanarak bizim Ortanın Solu politikasıyla köylüden oy alamayacağımızı ileri sürenleri, sol ayağımızla ata binerek, solumuzdaki yüreğin kuvvetiyle Mohaç’a ve İzmir’e girdiğimiz gibi Türk köylerinin içine de zaferle girerek, utandıracağız.

Türk köylüsünün Ortanın Soluna iltifat etmediğini söyleyenleri, Bayralar, Beyler, Imırcık ve Karamık köylerinin kullandığı oyları dikkatle incelemeye davet ederim. Cumhuriyet Halk Partisi, bu seçimlerde, bu dört köyün hepsinde çoğunluğu almıştır. Karamık köyünde, Cumhuriyet Halk Partisi’ne 117 oy çıkarken, Adalet Partisi’ne tek oy çıkmamıştır. Elmalı köylülerinin kullandıkları oylar, Türk köylüsünün Adalet Partisi’ne çoğunluk sevgisine lâyık olmadığını, kendi günlük hayatından anlamaya başladığını açıkça göstermektedir.

Muhalefet buhranı çözülmüştür

Sayın Başbakan geçenlerde yaptığı konuşmasında çeşitli konulara temas etmiştir.

Bunların başında, muhalefet partilerinin durumu üzerindeki görüşleri geliyor. Başbakanın muhalefetin küçülmesinden ve iktidar üzerinde yeterli bir denetim yapamamasından üzüntü duyması, ümit verici bir harekettir. Eğer dünya olayları AP’ye, muhalefeti her türlü tedbirlerle tam tesirsiz hale getirmek için iktidar tarafından harcanan gayretlerin hiçbir sonuca ulaşamayacağını, verimsiz kalacağını öğretmişse, memleketçe iyi bir terakki elde etmişiz demektir.

Bununla beraber Sayın Başbakana şunu hatırlatmak isterim: Üzüntüleri boşunadır. Türkiye’de muhalefet küçülmemektedir. Cumhuriyet Halk Partisi, bu seçimlerde aldığı sonuçlarla, Türk halkının Adalet Partisi karşısında seçtiği balıca alternatif olarak belirmiş ve kuvvetlenmiştir. Pek yakın bir gelecekte, iktidarda vazife alacak bir gelişmenin içine girmiştir.

Seçim usullerinde değişiklikler

Sayın Başbakan, konuşmasında, seçim usullerinde bazı değişiklikler yapmak konusundaki tasavvurunu da söylemiştir.

Seçim usullerimizde düzeltmeler yapmak ihtiyacını ilk iktidar günlerinden beri Sayın Başbakanla görüşmüşümdür.

Adalet Partisi Genel Başkanı ilk günlerde yalnızca millî bakiye usulünden şikâyet ederdi. Ben, siyasi partiler arasında yapılacak seçmen kütükleri, önseçim gibi bütün meseleleri kapsayan ortak bir görüşme teklif ederdim. Bu ayrılık bugüne kadar devam etti. Şimdi Başbakanın seçim usullerinde yeni değişikliklerden bahsetmesi mutlak olarak memnunluk vericidir. Ancak, bu değişikliğin hangi yönde olacağını, yani hangi mahzurları bertaraf etmek, hangi iyilikleri getirmek için yapılacağını teklifler açıklanmadan bilemiyoruz.

Gençlik hareketleri

Sayın Başbakan, konuşmasında gençlik hareketlerine de değiniyor.

Hükûmetin gençlik cereyanlarına ilgi göstermesini ve bunlara bizzat Başbakanın sahip çıkmasını gene ben ilk günden beri telkin ederdim. Hükûmetin gençlik meselesinde tuttuğu yol tamamıyla ihtiyacın aksi olan bir yoldu. Millî Eğitim politikasını doğru bir istikamete sevk etmek kararı verilmedikçe, iktidarın gençlik meselesine bir çare bulması ümit olunamaz.

İktidar, şimdiye kadar, gençlik hareketlerini suni olarak yarattığı ve beslediği mütecaviz karşıt örgütlerle halletmeyi düşünmüştür. Yeni duruma da aynı yolda çare aramasından endişe ederim. Bu yanlış zihniyeti terk edip doğru bir yola dönecekse, yani bütün eğitim düzenimizi yeniden gözden geçirip, ilk okuldan üniversiteye kadar, eğitimde fırsat ve imkân eşitliğini, yurt gerçeklerine ve halka dönük bir öğretim programını sağlayacak adımları atacaksa, kendisini ilk tebrik edecek biz olacağız.

Türk halkına teşekkür

1968 seçimlerinin bu tahlilini yaptıktan sonra bir ödevimi yerine getirmek isterim.

Demokratik rejimimizin işlemesinde ve geleceğinde sarsılmaz bir ümit ve karar sahibiyiz. Türk halkı, 1945 yılından bu yana, demokratik rejimi başarıyla benimsemiştir. Millî iradeyle iktidarlar getirip iktidarlar devirmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’de millî egemenliğin başlıca savunucusu olarak, iktidarda ve muhalefette ciddî sorumluluk duygusu taşıyan vasıflarıyla, Türk siyasî hayatında daima sayılı bir yer tutmuştur. Bundan sonra da tutmaya devam edecektir. Türk halkını demokratik rejim içinde sosyal ve ekonomik reformlara götürmeye çalışacaktır. Biz, bu reformların sadece demokratik rejim içinde yapılabileceğini, Türk halkına en güç prensiplerin bile kolaylıkla anlatılarak oy yoluyla düzenin değiştirilebileceğine inanıyoruz. Son seçimlerde aldığımız sonuç, bize, bu inancımızda ne kadar haklı olduğumuzu gösteriyor.

Sözlerimi bitirirken, seçim kampanyası sırasında Ortanın Solu politikasını halka büyük bir başarıyla anlatmasını bilen Cumhuriyet Halk Partisi teşkilâtına teşekkürlerimiz ve minnetlerimi belirtmeyi görev sayarım.

Bize oy veren ve vermeyen bütün vatandaşlarımı yürek dolusu saygılarla selâmlarım.”

Son Havadis muhabirinin sekiz sorusu

Soru–Soğukpınar’ın adaylığı konusu Parti Meclisinde görüşülürken sayın Ecevit, Soğukpınar aday gösterilmediği takdirde istifa edeceğini bildirince, sayın Erim’in şimdi değil, seçilmediği takdirde istifa edersin dediği, Genel Sekreterle seçimden sonra görüşmediğiniz söyleniyor. Basına intikal eden bu konuda, kamuoyuna söyleyeceğiniz bir husus var mı?

Cevap–Soğukpınar’ın adaylığı konusu Parti Meclisinde görüşülürken sayın Ecevit, Soğukpınar aday gösterilmediği takdirde istifa edeceğini bildirince” deniyor. Böyle bir bildirme vâki değildir. Sayın Erim’in şimdi değil seçilmediği takdirde istifa edersin dediğinin de tabiatıyla aslı yoktur. Genel Sekreterle seçimden sonra görüşmediğim söyleniyor. Genel Sekreter dolaşıyor, vazife yapıyor, kendisi ile seçimden sonra da birkaç defa doyasıya görüşecek fırsatı buldum.

S–Türkiye’de sosyal ve ekonomik düzen değişikliği zorunluluğunu, komünistlikle suçlanmaksızın hiç kimsenin yurttaşa anlatamayacağını söylediniz. Böyle bir durum hangi tarihten başlar?

C–Şimdi parça parça hâdiseleri saymak uzun sürer, sayısızdır. Ne vakit biz, ne vakit ben, sosyal ihtiyaçtan bahsetti isem ya açıktan, ya fısıltı halinde komünistlik ittihamı ile karşılaşmışımdır. Geçen seçimde hatırlayacaksınız. Nerede ise, bakkalları devletleştireceğimizi, en salâhiyetli ağızlar, seçim sloganı olarak kullanmışlardır.

S–Köylüyü üzerinde çalıştığı toprağın sahibi yapmak ve yalnız siyasî bakımdan değil, ekonomik bakımdan da özgür kılmaktan söz ediyordunuz. Ecevit, “Şimdiye kadar CHP, neredeydi?” sorusuna, CHP’nin mirasını reddettiği yolunda bir cevapta bulunmuştur. Aynı fikirlerden, çok partili bir devirde bahsettiğinize göre, CHP’nin siyasî mirasını reddetmiş olmuyor musunuz?

C–Hayır, bizim Toprak Reformundan, evvelce de bahsederdim ben. Evvelce de uzun müddet bunu tâkip etmişimdir. Ve [birlikte] bulunduğum arkadaşların da hepsini Toprak Reformunun tahakkuku için beraber çalışmaya teşvik etmişim, sevk etmişimdir. Hepsi de benimle beraber bu fikirde bulunmuş ve uymuşlardır. Fikirler aşikâr ve ameli bir kisve alıp da fikir ayrıntıları şüpheye mahal bırakmayacak surette belli olduğundan itibaren yarı kanaatliler, yarı imanlılar birbirinden sonra dökülmüşlerdir. Vaziyet bundan ibaret.

Köylüyü üzerinde çalıştığı toprağın sahibi yapmak ve yalnız siyasî bakımdan değil, ekonomik bakımdan da özgür kılmak isteyen Anayasa düzeni içinde bu fikirleri cesaretle söyleyeceğiz diyoruz, şimdi, bizim 1968’de geçirdiğimiz tecrübe şu:

Hür olmak, siyasî hür olmak, ekonomik hür olmak dâvası çok geride bizim memlekette. Adam Toprak Reformundan bahsederse, böyle bir hak iddia ederse, biçer-döverle yeşil ekinin sökülüp yolunmasına mahkûm edilmiştir. Henüz daha medeniyetin bu seviyesinde olduğumuz meydana çıkmıştır. Hazin olan facia bu.

S–AP hükûmetinin, Elmalı’da toprağını ekmiş olan köylülerin ekinlerini nasıl yolmuş olduğunu siyasî tarihimiz unutulmaz bir facia olarak kaydedecektir dediniz. Bunu hükûmet mi yolmuştur, yoksa ihtilâf halinde ki köylülerin kanun dışı bir davranışı mıdır? Siyasî tarihimizde böyle ekin yolma, tarla yakma hâdisesi hatırlıyor musunuz?

Hükûmet ekin yolduruyor

C–Hükûmet nerden karışıyor bu işe? Mevzubahis olan, Toprak Reformunun münakaşasının neticesidir. Toprak Reformuna taraftar olan ve olmayan. Bu hal hukuki bir dâvadır. Fakat ekin yolma meselesinde hükûmet kuvvetleri, hükûmet memurları aleni olarak faaldir, yardımcıdır ve sökücü, yolucudur. Hükûmetin ilişiği hakkında bir tereddüde düşülemez. Tıpkı büyük hükûmet memurlarının memlekette dolaşıp, Türk vatandaşlarını kâfirlikle itham etmeleri gibi, hükûmet tasarrufundan ileri bir tasarruftur.

S–Konuşmanızda Elmalı olaylarına geniş yer veriyorsunuz. AP Genel Başkanı, Ortak Grupta yaptığı bir konuşmada, CHP iktidarı zamanında da meni müdahale kararı verildiğini, Danıştay kararlarını iktidarın uygulamadığını öne süren zatı alinizin, bu mevzuda Danıştay kararlarının iptâlinden şikâyetçi bir duruma düştüğünüzü beyan etti.

C–AP’nin Danıştay kararlarını nasıl tatbik ettiği bellidir? Dâva sahipleri vardır, hak sahipleri kaybetmişlerdir. Danıştay tazminata bile, AP hükûmet azasını mahkûm etmiştir. Senetli [okunamadı] olarak vaka böyle duruyor. Müdahalenin meni kararı işleyen bir karardır, sırasına göre bu tatbik olunur. Elmalı’da müdahale kararını kanun yetkisi ile idarecilere yaptırdılar. Bu karar üzerine idareciler, müdahale ettiler ve şikâyet edenler sözüm yanlış anlaşılmasın, köylüler, Danıştay’a müracaat ederek meni müdahale kararı aldılar. Münakaşa edilen arazi köylünün elinde kaldı ve aylarca kaldı. Bu aylar esnasında köylü gelecek seneki rızkını sağlamak için varını yoğunu toprağa döktü ekti. İkinci defa tekrar bu sefer toprak üzerinde büyük hak iddia edenler, tekrar Danıştay’a müracaat ettiler, aylarca sonra, başka bir karar aldılar. Bu kararın mahiyeti şu: Sordum nedir diye, meni müdahale kararı ve onun kaldırılması münakaşasının ilerisinde yeni bir çevre bunlar, mahkemede hallonulacak meselelerdir, mahiyetinde bir karar vermiş. Fakat kararı görmedim ben. Tahkik ettiğim, anladığım bu. Şimdi, ekin yolmak meselesinde vaziyet şu. Evvelâ idare meni müdahale karar vermiş, tatbikatı yapmış toprak üzerinde. Danıştay bunu feshetmiş ve köylüyü Danıştay kararı ile tasarrufu kendisine bırakılmış olan toprak üzerinde aylarca kalmış, çalışmış, ekmiş. Yeni bir hüküm çıkmış, bu toprak en aşırı manâsı ile söylüyorum, seçimde de böyle söyledim, senin değil, ihtimal filanlarındır denmiş. Ekin yolmak ne demek? Alınmış mahsul. Mahsulü çıkarırsınız, malın sahibi kimse ona verirsiniz. Memleketin mahsulünü nasıl mahvedersiniz? Bu mahsul, filanındır, öyle de değil, bilâkis mahkeme kararı ile vatandaşın hükmen, kanunen elinde bulunan toprağının üzerine ekilmiş bir ekindir. Yani bugün biçilmekte olan, Anadolu’da tarlalardan herhangi birine, bir iddia sahibi geliyor, senin elindeki hükümler yanlıştır diyor, ben işte yeni bir hüküm aldım bu toprak benimdir. Peki, bu ekinini yolacağım diyor. Böyle bir hukuk kaidesi, böyle bir insanlık kaidesi hiç bilmiyorum ben, Ve hiç kimseden de işitmedim. Facia ne kadar yaygınlaşmaya ve ne kadar önemsiz gösterilmeye çalışılırsa çalışılsın, hangi Devlet Reisinin zamanında ve hangi hükûmetin zamanında, hangi idarecilerin elinde böyle bir facia yapılmışsa, bu, tarihlerde okunacaktır. Benim kanaatim budur.

1969’u işaret ediyorum

S–Konuşmanızda CHP’nin pek yakın bir gelecekte iktidarda vazife alacağını söylemiştiniz. Bu 1969’mu?

C–1969 seçimlerini, en yakın olarak onu işaret ediyorum sayılabilir.

S–Millî Eğitim politikasını doğru bir istikamete sevk etmek kararı verilmedikçe iktidarın gençlik meselesine bir çare bulması ümit olunamaz dediniz. 1964 Şubatına kadar böyle bir karar verilecek durum yok mu idi? Bu konuda muhtar üniversiteye düşen nedir?

C–Burada millî eğitim politikasından, türlü tatbikattan bahsediyoruz. Umumî olarak burada söyledim, bu gençlik meseleleri üzerinde, Mecliste de genel görüşme açılacaktır. Daha etraflı konuşmalar olacak ve cevaplar vereceğiz ümidindeyim. Şimdi bir iki kelime ile bunu izah etmek çok uzun sürer.

(...)

S–Türk halkı 1945 yılından bu yana demokratik rejimi başarı ile benimsemiştir, millî irade ile iktidarlar getirip, iktidarlar devirmiştir dediniz. 1945’den beri iktidarlar, millî irade ile devrildiğinden söz edilirse 27 Mayıs’ın bu konudaki dayanağı nedir?

C–Anayasada bu görülüyor. Anayasa yazıyor bunu. Anayasa 27 Mayıs 1960’ı sebeplerini söyleyerek millî bir hareket olarak vasıflanmıştır. Ve vatandaş oyunun tescil ettiği kayıt budur.

Tercüman muhabirinin soruları

S–Başbakanın seçim kanunlarında yeniden bazı değişiklikler yapmak istemesini memnuniyetle karşılıyorsunuz. Şimdi burada akla iki sual geliyor. Biri, Başbakan her yıl seçim yapılmasının mahzurlu olduğunda duruyordu. Siz bu görüşe katılıyor musunuz? Yani her yıl seçim yapılmasını önleyici bir tasarı getirilmesi halinde bunu destekler misiniz?

C–Seçimde düzeltilecek maddeler vardır. İlk günden beri bunu söylüyorum. Başbakana bunu daima izah etmeye çalıştım. Ve Başbakan söylediğim gibi yalnız millî bakiye esası üzerinde durmuş, ötekileri tenkit ederdi. Yani, yaparız derdi, beraber partiler arasında alâkadar oluruz, iyi niyetle gayretler gösterirdi. Ama bunların hiç birisi olmadı. Anladım ki, bir tek mesele vardır, onu istihsal ettikten sonra, zaten beyanatı var. Başbakan demiştir ki, başlıca maksat millî bakiye sistemidir, onu da aldık mesele halloldu. Halbuki başından beri iddiamız, yalnız millî bakiye meselesi değil, münakaşa olacak diğer bir takım eksiklikler vardır. Bunlara iltifat olunmadı. Biz ne mahzur söyledik isek, o mahzur değildir, mahzur başkasıdır dediler. Onun için ihtirazı kayıt yapıyorum burada, düzeltilecek şeyler var, ama düzelecek meseleler herkesin kendi görüşüne göre tasnif olabilir. Mahzurlu gördüğümüz nedir, faydalı olarak ihtiyaç duyulan madde nedir, bunları gördükten sonra değerlendirebiliriz demek istiyorum.

S–Turhan Feyzioğlu, 1964 Kısmi Senato seçimlerinde CHP yüzde 41’in üzerinde bir oy almış idi. 1968 seçimlerinde seçimlerin ayrı illerde yapılmış olmasına rağmen CHP oylarında yüzde 14 bir düşme olmuştur, diyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

C–Zannediyorum ki, bu münferit vakâda bir rakamın aldığı il olarak tefsirinden daha ileri bir tahlil yaptım. Kısmi seçimler, genel seçimler, bütün rakamları ortaya koydum. Bizzat Başbakanın lütfedip düzelttiğini kaydederek seçim neticelerini söyledim, bundan sonraki tahminler bizim tahmin cetvelimiz üzerinde mütehassısların ayrıca söyleyecekleri, bulabilirlerse sözler olacaktır.

Tesisler konusu

S–Amerika Türkiye’deki tesislerinin bir kısmını iade etmeye başladı ve diğer tesisleri de devredeceklerini, Türkiye’de Amerikan tesisi kalmayacağını beyan ettiler. Bu hususta ne düşünüyorsunuz?

C–Şimdi, ilk günden beri bu NATO işbirliği hakkında bizim söylediğimiz bellidir. NATO içinde kalacağız, aramızdaki ikili anlaşmalar düzeltilecektir. Düzeltilmelidir tezini tuttuk. O zamandan beri hükûmetle, Amerika arasında görüşmeler vardır. Bu görüşmeleri biz yakından tâkip ediyoruz. Bunların gazetecilerde sizinle beraber gördüğümüze göre bazı müspet neticeleri olmuş bunları memnuniyetle görüyoruz. Diğer kalan meselelerde de nasıl bir neticeye varılacak onları da bekliyoruz. Ciddî olarak çalışılırsa düzeltilecek bir takım konuların olduğuna öteden beri kanaat besliyoruz.

S–Bazı yazılarda, gençlik hareketinin, solcuların, anarşistlerin hareketi olduğu ve bundan alınacak dersin sadece bu olduğu iddia ediliyor?

C–Bu yazıları görmedim ben. Fakat görmeden üzerine basmış bulunu-yorum. Bu gençlik hareketlerini, suni olarak karşıt örgütlerle bertaraf etmek usulü tutulacaksa bunun neticelerinden çok endişe duyarım. Ümit ederim ki, böyle sakat bir yola sapılmak istenmez.

S–Seçim propagandaları sırasında YTP Genel Başkanı bir teklif ortaya attı. Bunu da Meclise getireceklerini söyledi. Eski Demokratlara siyasî haklar verilmesi, Anayasada değişiklik yapılması meselesi. Bu konudaki görüşünüz?

C–Şimdiden bir görüş söylemeye lüzum yok. Meclise gelecek, orada enine boyuna konuşuruz.

S–Sayın Cumhurbaşkanınca atanan kontenjan senatörleri konusunda ne diyorsunuz?

C–Sayın Cumhurbaşkanının Senatoya aday göstermesi kendi hakkıdır. Bazı kayıtlar olduğunu zannediyorum. Bu kayıtlara riayeti, elbette kendisi düşünmüştür. Tatbik etmektedir. Neticeleri ile bu tedbirlerde isabetler, umumî efkâr karşısında ve hâdiselerin siyasî hayatın neticelerinde daha iyi anlaşılacaktır. Herhalde, Cumhuriyet Halk Partisi’nin sayılı dostları inha olunmuştur, iddiasını kimse ileri süremeyecektir.

Adalet Gazetesi muhabirinin soruları

S–Bu yıl denize girecek misiniz? Çivileme mi yapacaksınız?

C–Bu da siyasî bir soru mu? Her zaman denize ilk girdiğim gün benim için büyük bir imtihan gibidir. O sene denize girecek miyim, giremeyecek miyim? İlk günü geçirdikten sonra karar veririm. Doktorumla konuştum, girebileceksin dedi. Ama kendim tecrübe etmedim daha.

S–Muhalefet lideri olarak Kıbrıs olaylarını yakından izliyor musunuz?

C–Yakından tâkip ediyorum. Vakit vakit ümitli havadisler alıyorum. Memnun oluyorum. Vakit vakit eski hikâyeler tazeleniyor, düşünüyorum. Bu konuda henüz etraflı teşhis koyacak vakit de değiliz, sanıyorum.

Alman Haber Ajansının soruları

S–General Madanoğlu, Senatoda, Türkiye’nin güvenliği, uluslaşmasındadır dediler ve Arap ülkelerinde barınamayan Müslüman Kardeşler Türkiye’ye kendi evleri gibi girip çıkmaktadır, dediler. Konuşma hakkında mütalâanız?

C–General, böyle meselelerde haklı olarak çok dikkatli olan devlet ricalindendir. Söylediklerinde hâdiselere uygunluk, gerçek büyük ölçüde ve aşikâr olarak görülüyor.

S–Kennedy’nin ölümü ile Türkiye’nin bazı ümitleri sönmüş müdür?

C–Böyle bir münasebet düşünmedim hiç. Yani Kennedy’nin ölümünün dünya politikası bakımından esaslı mânalar taşıdığına şüphe yoktur. Ama özellikle Türkiye bakımından bir ilişki için zihin yormadım.

Diğer sorular

S–1965 seçimlerine kadar iktidarın bazı siyasî baskılara gitmesi ihtimali söyleniyor. Bu arada Temel Hak ve Hürriyetler Kanunu ile Yargıtayın bazı teminatını kısıtlayacağı sanılan yeni kuruluş kanunu gibi şeylerle herhangi bir baskıya gitmesi ihtimali karşısında ne dersiniz?

C–Temel Hak ve Hürriyetler Kanunu’nun az çok ne demek istediğini biliyoruz. Yargıtay’la ilgili kanun tasarısını bilmiyoruz ama, sayın Adalet Bakanının böyle tertiplere ne kadar istidadı ve ne kadar hevesi olduğunu birçok misâli ile gördük. Bu noktalarda ümit, Başbakanın sağduyusunun, sakat maksatlar var ise, bunları önlemekte göstereceği ısrara bağlıdır.

Atı politika için hiç kullanmadım”

Adalet Gazetesi foto muhabiri, İnönü’den “Atı çok mu seversiniz?” diye sormuş, “Çok severim” cevabı üzerine, salondaki bir masa üzerinde duran at heykelinin yanında İsmet Paşanın resmini alıp alamayacağını öğrenmek istemiştir. İnönü “Alırsınız” demiş ve hemen arkasından gülerek devam etmiştir: “Mânası olur sonra. Atı politika için hiç kullanmadım.”

 

 

 

 

 

İnönü Şehitlerini Anma Komitesi Başkanı ve Bozöyük Kaymakamı Nüsret Saygı’ya Gönderilen Mesaj[71]

Sayın Nüsret Saygı,

İnönü Şehitlerini Anma Komitesi Başkanı,

Kaymakam, Bozüyük

Sayın Başkan,

İnönü Şehitlerini anma gününde, size duygularımı söylemekten şeref duyuyorum. Hesapsız muharebe meydanlarında şehit düşen evlâtlarımızı daima hatırladığımız gibi, İnönü şehitlerini de anmak bir değerli ödev olmuştur.

Başkanı bulunduğunuz komitenin kadirbilirlik ve vatan uğrunda fedakârlığı teşvik eden bir yolda olması iftihar edilecek bir davranıştır. İnönü muharebeleri, İstiklâl Mücadelesinde Büyük Atatürk’ün çok takdirini kazanmış savaşlardır. Bu savaşların askerî ve siyasî hayatımızda etkileri çok geniş ve derin olmuştur. Sizi yürekten tebrik ederim. Sizlere derin saygılarımı sunarım.

İsmet İnönü

 

 

 

 

CHP İl Temsilcileri Toplantısında Demokratik Rejim, Seçimler ve Parti Politikaları Üzerine Yapılan Konuşma[72]

“Atatürk Enstitüsü’nün açılışından geliyorum. Esasında teşvik edilecek bir teşebbüstür. Politik devirlerde türlü maksatla kullanılabilir. Atatürk’ü nasıl değerlendirecekler? Zamanla görülecektir.

Halkevleri kapatılmıştır. Uzun süre kapalı kalmıştır. Anayasa Mahkemesi kararınca açıldı. Şimdilik elimizde bulunan Anayasa teminatı ile siyasî hayatımızı sürdürüyoruz.

Bu seçimde ne imtihanlardan geçtik? Başımızdan geçen olayları insaf ve itidal ile tetkik etmek lâzımdır. Seçim çok hâdiseli geçmiştir. Bir çok tecavüzler olmuştur. Henüz haklı haksız ayırt edilmemiştir. Sabırlı, itidalli olun.”

Olan vakaların içinde aklın kabul edemeyeceği taşkınlıkların bulunduğunu belirten İnönü, Emirdağ ve Bingöl-Kığı olaylarına da değinmiş, tahkikatların örtbas edildiğini, partilerin tecavüzünün bulunduğunu, fakat hükûmet idaresinin tarafsızlığının yok olduğunu söylemiştir.

İnönü, “Tatbikatı neticesiz bırakmak için her marifet yapılıyor. Olay [Olanların,] vakâların hududu yok” dedikten sonra, demokratik rejime geçişimizi anlatmış ve özetle şöyle demiştir:

“İktidarı bir defa bırakmadan demokratik rejime girdiğimiz anlaşılmaz kanısındayım, dedim. Yaptık, çoğa mal oldu. Hiç pişman değilim. Demokrasi tesis olmuştur. Yürümektedir. Ne zaman olsa bu tecrübe devri kısa sürer. Bir asır sürmez her halde? Şimdi düşünüyorum bir asır sürecek mi diye?

Sağlam ve emin bir seçim tutmak devletin görevidir. Ancak şimdi bu, dilde söyleniyor. Şimdi aksaklıklar oluyor, kim bozmak, kim düzeltmek için çalışıyor? Belli değil. Şimdiye kadar meydana çıkan kusurlar, tahmin edilmeyen kusurlardır. Bir gün de beş altı seçim yapılacak. Çok dikkat isteyen bir sistem içinde seçim yaptık. Saat gibi işlemesini istemek bir hayal olmuştur. Beş altı seçimi bir günde çıkarmak kolay olmuyor.

Seçim öncesi

Başbakan seçimlerden, kütüklerden söz etti. Millî Bakiyeyi kaldıracağız, dedi, Mesele yalnız bu değildir, dedim. Kütük meselesi henüz hallolunmamıştır. Benim bildiğime göre, kütükte emniyet henüz temin edilmemiştir. Peki, dendi. Bunlar sonra düşünülecek şeyler, dendi. Ve seçim kanunu değiştirildi. Sonra seçimler oldu. Şimdi bağırıyorlar. Kütüklerden, mahzurlardan söz ediyorlar. Sizin canınızı yakan mahzurlar nelerdir, bilmiyoruz.

Ön seçim meselesine ve kütüklere bir çare bulunmalıdır.

Diğer partiler temelsizdir

CHP içinde çalışma meselesinde büyük eksiklikler meydana çıkmıştır. İlk hatıra gelen dâvalarımızı, köylüye bilerek anlatmaktır. Anlatılırsa anlıyor, anlatılmazsa ileri sürülen iddialara kanıyor.

Parti çalışması, hasbi çalışmadır. İktidarda olmayanlar için masraflı çalışmadır. Ama biz Halk Partisi’yiz. Elimizde bütün kuvvetler var iken bunların hepsini bir tarafa bırakmış ve demokratik sistemi tesis edilsin iddiasına kapılmışız. Ortaya partiler çıkmıştır. Partilerin henüz hepsi temelsizdir.

Toprak Reformu diyoruz. İktidara gelirsek yapabiliriz. Toprak Reformu ıstırap çeken vatandaşlara bir müjde olacaktır. Bunu anlatmalıyız. Seçim nihayet ameli bir muameledir. Bu iş çok dikkat ve sebat meselesidir.

Vatandaşlarımız vatanın selâmeti için toplanıp bir saat içinde canlarını verebilirler. Ama vatanın selâmeti için onlara her gün bir kuyudan bir kova su çektiremezsin. Onları devamlı bir işe alıştırmak lâzımdır. Sandık başı meselesi de budur. Ben bunu 26 senede anladım. Hiç olmazsa siz bir yılda anlayın. Böyle işler nihayet eğitim meselesidir. Ders gibi öğretilmelidir. Bu seçim eğitimini yapacağız. Bunun tedbirini alacaksınız. Talim gibi öğreteceksiniz. İnşallah önümüzdeki 30 senede de bunu öğreniriz.

Kazancımız içimizde olmamalarıdır

CHP olarak ödevimiz her zamandan çok daha önemli bir haldedir. Şimdiye kadar CHP’nin başına gelenlerin en insafsızını Güven Partililer yüzünden geçirdik. Kazancımız çoktur, kaybımız vardır. Saf insanlar gibi içimizde bunlara inanmışız. “Paşam sana karşı değiliz” diyorlardı. Sanki ben yalnız bana karşı olanlarla alâkadar olurum?

Bir toplum için her şeyden önce mühim olan kaderini teslim ettiği insanların bu kadere sadık olmalarıdır. Bunların eline bıraktık, en koyu düşmanlarımızla yarışarak insafsızlık yapmışlardır. Bir kazancımız var. İçimizde değillerdir.

Şimdiye kadar ömrümüz bu memlekete hizmet için geçmişse, şimdiden sonra da demokrasi ve selâmeti tesis edip gözlerimizi kapatacağız. Meselelerin hal çarelerini biliyoruz.

Tıpkı Millî Mücadelede Şeyhülislam Dürrü efendi ne söylüyorsa, ayni şeyi söylüyorlar. Dünkü arkadaşlarımız bize Allahsızlar, diyorlar. Kendileri Allah’ın resulü imiş gibi. Kim Allahlı, kim Allahsız, biz biliriz diyorlar. Bu kadar küstah bir iddia işitilmiş midir?

Atatürk’le beraber Sünni-Alevi düşmanlığını tamamıyla tedavi etmiştik. Bu yeniden meydana çıktı. CHP’nin programı ile bu ayrılık tedavi olunacaktır. Bu bizim için hayat meselesidir. Sünni-Alevi arasında Türk olarak bir his gibi fark yoktur. Bir kaynaşma olmuştur. Şimdi bunu ayırma teşebbüslerine, CHP olarak karşı koyacağız.

CHP’yi fırtınalardan teşkilât korumuştur

CHP’yi son fırtınalardan kurtaran İnönü değildir, Ecevit değildir, merkez kurulu değildir, teşkilâttır. Sizlersiniz.

Çok kere Kurultaya kararsız gelmişimdir. Ama Kurultaydan dev gibi, aslan gibi, iradeli bir insan olarak çıkmışımdır. Bu sizin ilhamınızdır.

CHP memleketin bugününü emniyet içinde tutacak ve geleceğini emniyet içinde yaşatacak yegâne partidir.”

 

 

 

 

 

CHP İl Temsilcileri Toplantısının Son Gününde Üniversite Boykotları Dolayısıyla Başbakan Süleyman Demirel’in Yaklaşımına İlişkin Yapılan Konuşma[73]

GP’nin dün basına verdiği bildiri ile ilgili olarak CHP Genel Başkanı İsmet İnönü şunları söylemiştir:

“Sekizler olarak iftira ile siyasî hayata başlayanların bu mugalâta ve iftira-ları yürütme çabalarının sonucu hüsrandır.”

(...)

CHP İl Temsilcileri toplantısı iki günlük çalışmalarını dün bitirmiştir. Dünkü toplantıda CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, bazı temsilcilerin, son gençlik hareketleri dolayısıyla Millet Meclisinde açılan genel görüşmede, CHP sözcülerinin daha yeterli davranmaları gerektiği yolundaki temennileri üzerine söz almış ve özetle şunları söylemiştir:

“CHP sözcüsü, her bakımdan olumlu ve mükemmel konuşmuştur. Talih-sizlik varsa, bu, o konuşmanın değerlendirilmesinde hataya düşülmüş olmasında aranmalıdır.

Gençlik olayları için iktidar partisi başkanı ne demiştir? Başbakana göre, işgal bir direnmedir. Direnme hakkı ise yoktur.

Doğru olan şudur. Direnme hakkı kendiliğinden milletlere gelir. Şu zamanda gelecek, böyle gelecek diye buna kılavuzluk etmek kanunsuzluktur. Fakat direnme hakkını 1963’ten sonra dile getiren ve halk ölçüsünde tesirli bir hale sokmak isteyen, bizzat Adalet Partisi’nin Genel Başkanı Süleyman Demirel’dir. Köy köy, kasaba kasaba dolaştı. Halk kendisini savunmalıdır, dedi. Devletin bütün resmî kuvvetleri elinde olduğu halde bunu söyleyerek, o kuvvetlere karşı resmî vaziyet aldı. O zaman ben bu çelişmeyi söyledim. Sayın Devlet Başkanına kadar söyledim.

Şimdi bu zat bulut vardır diye manâ çıkaracak şekilde konuşmaktadır. Bu bir.

İkincisi, gençler çok olumlu şekilde harekete geçmişlerdir. Boykot yapmak mahzurlu değildir, makûldür. İşgal komünistliktir diyor.

Nereden çıkartıyorsunuz bunu?

Öğrenci hayatında, dersi boykot diye bir kanun var mıdır? Öğrenci hayatında asıl olan derslere devamdır, imtihana girip sınıf geçmektir. Ama, dersi ya da imtihanı boykotta mahsur yoksa, üniversitenin temelinde bulunan derin hastalıkları tedavi için böyle bir hareket de, işgal de, makûl görünmüş olur.

Boykot neyse, işgal de odur. Aynı hastalıktan geliyor. Aynı derin tesirlerden geliyor kanaatindeyiz.

Sözcümüz de bunu söylemiştir.

Bunlar, Üniversite bünyesindeki derin hastalıkların geri tepmesidir. Bir hastalık derin olursa, onun meydana çıkması için arazdan bazılarını beğenirsin, bazılarını beğenmezsin, olur mu?

Hocalar, kamu oyunun ihtiyaç gördüğü reformlara eğilmemişlerdir. Öğrenci tekliflerinde, bizim imtihanlarımızı sudan yapın, bedâvadan sınıf geçirin gibi şeyler işitilmiyor. Bu tekliflerde olgun, yetişmiş, âdeta feragatle, yıllarca Üniversite hocalığı yapmışçasına meseleleri bilen, derin ıstıraplı insanların ortaya koyduğu çareleri görüyoruz.”

 

 

 

 

Üniversite ve Yüksek Okullardaki İşgal ve Boykotlara AP’nin Tutumuna İlişkin Gazetecilere Söyledikleri [74]

“Meclisteki konuşmalarda, boykot ve işgale ayrı gözlerle baktıklarını ifade ettiler. Şimdi bunun tatbikatına geçtiler. İşgal ve boykotun birbirinden farklı olmadığını söyledim, ayrılmaması gerekir dedim, bundan endişe ettim.

Ama onlar, Mecliste önce bir şey demediler. Sonra ayrıldılar. Şimdi de görüşlerinin tatbikatına geçiyorlar.”

 

 

 

 

AÜ Tıp Fakültesi Diploma Töreninde Yapılan Konuşma[75]

(...)

Diploma dağıtımından önce kısa bir konuşma yapan CHP Genel Başkanı İnönü gençleri kutlamış, başarı dileklerinde bulunarak özetle şöyle demiştir:

“Tıp Fakültesinin açıldığı günleri heyecanla hatırlıyorum. Ona bağladığımız ümitler teyit olmuştur. Tıp Fakültesi ve Hekimlik mesleği, bir bakıma insan hayatı ile alâkadar olan önemli bir meslektir.

Tıp Fakültesi, kendi sahasının yanı sıra büyük öncüler yetiştirmiştir. Cemiyete her bakımdan kılavuz olmuşlardır.”

 

 

 

 

TÖDMF Genel Kuruluna Gönderilen Mesaj Özeti[76]

Türkiye Öğretmen Dernekleri Millî Federasyonu, kültür hayatımızın ileri ve önemli bir örgütüdür. Öğretmenlerimizin yüce ödevlerini yaparken milletimiz gözünde daima yeniledikleri tesirlerini ve bu sefer de yeni hizmet süresi için güçlendireceklerini ümit etmekteyim. TÖDMF kültürümüzün, devrimlerimizin sağlam ve sarsılmaz izleyicisi ve bekçisidir.

 

 

 

 

Doç. Dr. Mukbil Özyörük’ün CHP’ye Katılma Töreninde Yapılan Konuşma[77]

(...) CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün, Özyörük’e, “Partiye giren, imza ettiğinden itibaren partiye sahip olur. Hakları ve ödevleri de aynıdır” [demiştir.]

(...) Özyörük’ün konuşmasından sonra İnönü’de şöyle demiştir:

“Yürekten bağlılıkla beraber çalışacağız. Demin de söylediğim gibi bu andan itibaren bizim kadar hakkınız var, bizim kadar göreviniz var.”

 

 

 

 

Ankara Aktepe’deki Gecekondu Yıkımı Üzerine Başbakan Süleyman Demirel’e Gönderilen Yıldırım Telgrafı[78]

Sayın Süleyman Demirel

Başbakan – ANKARA

Bir saat evvel Ankara’nın Aktepe mevkiindeki gecekondu sakinleri ziyaretime geldiler. Kendilerine, gecekondu yapmaları halinde yıkılmayacağı, telkin edildiği halde, evlerinin bugün yıkımına başlandığı ve bir semt halkının açıkta ve perişan hale düştüklerini söylediler. Yıkıma yarın da devam edilecekmiş. Vatandaşların açıkta ve mağdur duruma düşmeleri, münasip bir taşıma ve iskân imkânına kavuşturuluncaya kadar ilgililerin acele işlem yapmalarına mahal kalmamak üzere duruma bizzat zat’ı alinizin derhal müdahale buyurmanızı hasseten rica eder, saygılar sunarım.

İsmet İNÖNÜ

       Malatya Milletvekili

       CHP Genel Başkanı

 

 

 

 

CHP PM Toplantısında NATO Üzerine Söyledikleri[79]

(...)

CHP Genel Başkanı İnönü, bu arada yaptığı konuşma ile raporun yayınlanması görüşüne karşı çıkmış: “Durup dururken, elimde icra gücü yokken ne diye demarşa [demarche] geçeyim? Rapor yayınlanırsa bir takım yanlış anlamalar olur. Şimdi ne diye husumeti üzerime çekeyim. Bunun yurt dışında tepkileri olabilir” demiştir.

İnönü, NATO içinde kaldıktan sonra anlaşmanın 12’nci maddesi gereğince bazı şartlar ileri sürülebileceğini ve bunlar üzerinde konuşulabileceğini, ancak bu, CHP yeniden icra gücünü yüklendiği zaman yapılabileceğini belirtmiş, yeni statüye göre NATO’da artık her yıl yeni baştan “Çıkmak ya da katılmak konusunun” görüşülebileceğini bildirmiştir.

Parti Meclisi üyeleri; “AP ve TİP’in NATO konusunun mâlum olduğunu, bunlar içinde CHP’nin de görüşünün belirmesi gerektiğini, NATO’da bir revizyon yapılmasının şart olduğunu, bu hususun Parti Meclisi bildirisinde yer alması gerektiğini” söylemişlerdir. İnönü ise esas meselenin NATO’da kalıp kalmamak meselesi olduğunu tekrarlamış ve NATO’ da kalma şartları üzerinde durmanın gereksizliğine değindiği bildirilmiştir.

 

 

 

 

Başbakan Süleyman Demirel’in Basın Toplantısındaki Sözleri Üzerine Gazetecilere Söyledikleri [80]

İsmet İnönü, kızının Kartal’daki evinde, mevsimin ilk deniz banyosunu almış, ancak ünlü “çivileme”sini, kıyının kayalık oluşundan yapamamıştır. Bu arada, İnönü ile gazeteciler arasında şu görüşme cereyan etmiştir.

–Başbakanın basın toplantısındaki sözlerini nasıl buldunuz?

–Çok istifadeli. Bugün okudum. Çok istifadeli ama, Başbakan da çok istifade etmiş. Bizim şikâyetlerimizi şimdi daha iyi kavrayacak hale gelmiş.

–DP’liler, Demirel’i devirmek için birleşiyorlarmış. Görüşünüzü söyler misiniz?

–Başkalarının işlerine karışmak âdetim değildir.

–DP’lilerin siyasî haklarının iadesine çalışılıyor. Düşünceniz?

–Başbakan onu hallediyor. Kanun meselesidir diyor.

İsmet İnönü, denizde beş dakika kalmış, daha ziyade sırt üstü yüzmüştür. Denizden çıktıktan sonra “Deniz çok mükemmel, Yarın daha iyi olacak” demiştir.

 

 

 

 

CHP Parti Meclisini Toplantıya Çağrı Bildirisi[81]

Seçim yasalarında değişiklikler yapmak üzere hazırlığa girişen hükûmet, bu konuda partilerden de Temmuz sonuna kadar görüşlerini bildirmelerini istemiştir. Partimizin bu konudaki görüşünü tespit etmek üzere 28 Temmuz 1968 Pazar günü saat 10 da İstanbul’da CHP Kartal İlçe Merkezinde yapılacak olağanüstü Parti Meclisi toplantısına teşrifinizi saygıyla rica ederim.

İsmet İNÖNÜ

      CHP Genel Başkanı

 

 

 

 

Gazeteciler Bayramı Dolayısıyla Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Burhan Felek’e Gönderilen Mesaj[82]

“Sansürün kaldırılmasının 60. yılını kutlama töreninize katılamayacağım için üzgünüm. Basının özgürlüğünü tanımayan sansür yıllarının acı hatıralarını unutmuş değilim.

Türk basını her alanda özgür bir toplum yaratmak için ağır ve şerefli bir mücadeleyi her zaman vermiş ve dördüncü kuvvet olmanın bilincine varmıştır.

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün telgrafı, “Gazeteciler Cemiyeti’nin sayın başkanının şahsında basınımızın seçkin mensuplarının bayramını kutlar, sağlık, mutluluk ve başarı dileklerimle saygılarımı sunarım” diyerek son bulmaktadır.

 

 

 

 

Konya Olayları Üzerine Verilen Demeç[83]

İstanbul gençlik hareketlerinin acıklı neticesi üzerine Konya olayları eklen-miştir.

Konya olaylarının mahiyetine doğru bir teşhis konmazsa, memleketin huzuruna tamiri artık mümkün olmayacak felâketler gelebilir.

Konya olaylarına doğru, sorumlu ve memleket huzurunu sağlayıcı bir teşhis koymak lâzımdır. Konya olayları suni olarak beslenip, yetiştirilen derneklerin, örgütlerin İstanbul’da ve Bursa’da şahlanışından sonra kendine güvenerek taarruza geçmesi niteliğindedir. Öğretmenler, kitapçı dükkânları, gazeteler tecavüze uğramışlardır. Hattâ ordu müesseselerine tecavüz haberleri duyulmuştur.

Devlet ve hükûmet, irtica ve tecavüzlerine karşı hiçbir suretle aciz değildir. Devletimizin kuvveti ve kanunlarımızın tesiri irticaları bastıracak, önleyecek kudrettedir. Elverir ki, irtica hareketleri doğru teşhis edilsin, özellikle “vicdan hürriyetinin tabiî görünüşleri” tarzında alınmasın, teşvik edilmesin.

Olaylar üzerine hükûmet el koymuştur, tahkikat yapılmaktadır. Ciddî tahkik ve izleme memleketin huzurunu koruyabilir, kurtarabilir. Şimdilik, vaziyeti görüşümüz böyle halis bir temenniye dayanmaktadır. Ancak, üzülerek söyleyelim ki sorumlu bakanların beyanları olayların teşhisi yönünde ümit verici değildir.

 

 

 

 

CHP PM Toplantısından Sonra Konya Olayları Üzerine Gazetecilere Söyledikleri[84]

Parti Meclisi’nde memleketin son olaylarını tahlil ediyoruz. Memlekette huzuru, demokratik rejimi kurmak, mal ve can emniyetini sağlamak hedefine ne tedbirler lâzım olduğunu göstermeye çalışmak istiyoruz.

Kanaatimizce huzuru sağlayacak, huzursuzluktan memleketi kurtaracak tedbirler vardır ve tesirlidir. Yeter ki, sorumlu insanlar olarak elbirliği ile selâmet tedbirlerini görüşelim ve tatbik edelim.

 

 

 

 

Seçim Mevzuatına İlişkin Adalet Bakanı Hasan Dinçer’e Gönderilen Mektup[85]

Seçim kanunlarının bugüne kadar yapılan uygulamalarında ortaya çıkan çeşitli aksaklıkların giderilmesi için yüksek bakanlığınızın giriştiği çabaları takdirle karşılamaktayız. Bu çalışmaların Anayasamızın öngördüğü esaslara uygun, seçimde adalet ve emniyeti sağlayıcı ve siyasî huzuru koruyucu bir sonuç getirmesini dilemekteyiz.

Çoğu defa Seçim Kanunu’nun değiştirilmesinde, uzun sürebilecek gerekli araştırmalar ihmal edilmiştir. Bilimsel, objektifliği hâkim kılan üniversiteler ve seçim yönetiminde bir süredir görev yapan Yüksek Adalet Kurulları gibi, tarafsız organların görüş ve tavsiyelerine bu defa imkân verilmesine ciddî ihtiyaç olduğu kanısındayız.

Bu sebeple yüksek makamınızın siyasî partilerin görüşlerine olduğu kadar, yukarda saydığımız iki ana kurulun da fikir ve görüşlerini gerekli bularak onlara da bir çağrıda bulunmuş olmasını ümit etmekte ve dilemekteyiz.

Böylece, üniversitelerden, Yüksek Adalet Kurullarından ve siyasî partilerden elde edilecek görüşlerin ışığı altında girişilecek bir çalışma ile yazınızda bahis buyurduğunuz (Siyasî Partiler Kanunu’nun ön seçimlerle ilgili hükümleriyle, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki 298 Sayılı Kanunun aksayan yönlerini) giderme imkânları sağlanmış olacaktır.

CHP’nin bu konudaki temel görüşlerini sunmadan önce bir de çalışma metodu teklif etmek istiyoruz.

Hükûmet tasarısı son şeklini almadan, siyasî partilerin üzerinde mutabık kalacakları bir seçim kanunu teklifi, partiler temsilcilerinden kurulu bir özel komisyonda hazırlanmalıdır. CHP’nin görüşleri, teklif ettiğimiz özel komisyonda bütün ayrıntılarıyla belirtilecek iki temel noktada toplanmıştır:

1–Temsil ile ilgili sorunlar:

Millî iradenin veya halk iradesinin tezahürüne kimlerin katılacağı, yani kimlerin seçmen, kimlerin aday olabileceği ve adaylardan seçilenlerin nasıl belli edileceği sorunlarıdır.

a) Seçmenlik sorunları:

Genel oy kabul edilmiş olmakla beraber tek çelişme rüşt yaşı 18 olduğu halde, seçme hakkı yürürlükteki kanunla 21 yaşında başlamaktadır. Biz medenî rüşt ile siyasî rüştün birleştirilmesini, yani seçmen yaşının 18 olmasını teklif ediyoruz.

b) Seçilebilme yeteneği:

Kimlerin milletvekili ve senatör seçilebilecekleri Anayasada saptanmıştır. Anayasa, memurların adaylığını istifa şartına bağlanamayacağını, ancak seçim güvenliği bakımından bazı sınırlamalar yapılacağını belirtmiştir.

Bu konudaki kanun maddesi çok geniş olarak yorumlanmaktadır, bundan ötürü de, memur, hizmetli, hattâ işçilerin seçilme hakları tehlikeye girmektedir. Bu maddenin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

c) Temsil ile ilgili diğer bir sorun, belediyeler, il genel meclisleri, başkanlık ve komisyonlarına partilerin temsil oranına göre katılmalarıdır. Böylece, Anayasamızın anlayışı, mahalli idarelerde de uygulanmış olacaktır.

2–Seçim işlemlerinin düzeni ile ilgili sorunlar:

a) Seçmen kütüğü adli murakabe sorumluluğu içinde devamlı bir sisteme bağlanmalıdır.

b) Önseçim veya yoklama düzeni geniş ölçüde ıslaha muhtaçtır. Bu konudaki görüşümüz, çeşitli ve değişik uygulamaları ile, kurulmasını dilediğimiz özel komisyonda dile getirilecektir.

Sayın Bakan,

Yukarıda özet olarak sunduğumuz görüşlerin dışında kalan hususlara bu yazı içinde girmeyi faydalı bulmadık. Takdirinizle imkân yaratıldığında görüşlerimizi ayrıntıyla açıklayacağız.

Bakanlığınızın giriştiği çalışmaların, Anayasanın öngördüğü ilkeler içinde, seçim emniyeti ve adaletini, siyasî huzuru sağlamasını dilemekteyiz.

CHP bu çalışmalarınızda sizlere yapıcı yardımda bulunmayı ve destek olmayı şerefli görev saymaktadır.

 

 

 

 

Başbakan Süleyman Demirel’in Ortanın Solu Üzerine Söylediklerine Verilen Yanıt [86]

Sayın Başbakan, partisinin merkez Temsilciler Meclisinin çalışmalarını tamamlaması dolayısıyla yaptığı ve basına verilen konuşmasında Ortanın Solu ilkesinin aşırı sola zemin hazırladığını belirtmiş, “CHP büyük bir gaflet içindedir” demiştir.

İfade etmek mecburiyetindeyim ki, sayın Başbakan Ortanın Solu ilkesinin manâ ve mahiyetini, anayasamızın ruhu karşısındaki önemini hiç anlamadığı gibi, tâkip etmekte olduğu iç politikasının da ispatladığı üzere, asıl kendisi derin ve tehlikeli bir gafletin tam ortasındadır. İktidar olarak üstesinden gelemediği huzursuzluklar, çare diye giriştiği teşvikler ve tertipler vatandaşı hem rahatsız etmekte, hem de ciddî şekilde endişelendirmektedir.

Gerçek, AP’nin, iç politika yönetiminde aşırı sol ve aşırı sağ akımların, türlü siyasî huzursuzlukların hiç birisiyle esaslı olarak ilgili bulunmadığıdır. Tek siyasî hedefi, rakip saydığı CHP’ye karşı kanun içi ve çoğunlukla kanun dışı, açık ve çoğunlukla kapalı her yoldan yıpratıcı bir politika izlemektir. Başbakanın ortanın solu ilkesini aşırı sola zemin hazırlamakla suçladığı ve inandırıcı hiç bir tarafı olmayan demeci karşısında asıl maksadını, davranışlarının haksızlığını kamu oyuna söylemek görevini taşıyorum.

CHP’nin aşırı solla iç politikada, dış politikada hiç bir teması, benzer hiç bir yeri yoktur. CHP, kurultayının kararıyla bir sosyalist parti olmadığını ve olmayacağını bildirmiştir. CHP’nin ortanın solu hareketi 1961 Anayasası düzeninin kurulması gereken bugünkü Türkiye’de, kendi bünye ve programındaki ilkelerin, milliyetçi, halkçı, devletçi ve devrimci ilkelerinin tâkipçiliği hareketidir. Ortanın solu bu ilkeler içinde yeni bir hamle, yeni bir düzen düzeltmesi, düzenin yeni Anayasanın sosyal ve ekonomik temelleri üzerinde oturtulması hareketidir. Ortanın solu, anlayışsız iktidarların yönetiminde bunaldıkları zaman çıkış yolunu aşırı uçlarda arayan kitleler için bir ümit ışığı, bir kurtuluş çaresidir. Bu karakteri ile ortanın solu politikasının, aşırı sola zemin hazırlamadığını tam aksine, onun karşısında kurulabilecek barajların en esaslısı olduğunu Türkiye’de artık pek çok kimse bilmektedir, anlamaktadır. Sayın Başbakanın henüz bunlar arasında olmaması hazin bir tecellidir. Kendisi, iç politika davranışlarıyla yalnız aşırı sol için değil, ondan da daha saldırganı aşırı sağ için bütün zeminlerin en elverişlisini hazırlamakta olduğunu fark etmemektedir. Bunlar, içinde bulunduğunu söylediğim derin gafletin delilidir.

CHP bütün tarihi boyunca daima bir nizam partisi hüviyeti taşımış, bu karakteri ile Türk milleti için, en karışık devirlerde bir güven unsuru olmuştur. Böyle bir partiyi huzursuzluk isteği ile, karışıklık tertipçiliği ile suçlamaya kalkışmak hiç kimseyi inandırmaz. CHP dün olduğu gibi bugün de, içte siyasî huzuru, aşırı sağdan da, aşırı soldan da gelecek ifratlara karşı korumayı görev bilir. Bir grup öğrencinin ve daha ziyade öğrenciler içine karışarak siyasî huzuru ve memleketin dış politika menfaatlerini zedelemek isteyenlerin tecavüzlerinin hepsinin karşısındadır. CHP devlet kuvvetlerinin bunlarla kanun çerçevesinde mücadele edecek güçte olduklarını söyler, huzuru korumalarını ister.

NATO içinde müttefikimiz Amerika’nın denizcilerine fiili tecavüz şeklini almış hareketlerin arkasında, NATO’da kalınmasından yana bulunduğunu bildirmiş bir siyasî teşekkülü, CHP’yi göstermeğe kalkışmak bir iktidar beceriksizliğinin en beceriksizce maskelenmesi gayretinden başka bir şey değildir. CHP dış politikada Amerika’ya ve Sovyet Rusya’ya düşmanlık güdülmesinin karşısında olan bir partidir.

Memleketimizi ziyaret eden Amerika donanmasına karşı yapılan tecavüzleri, daha bunların başladığı 1967 sonbaharından beri kınamış ve yermiştir. Sayın Başbakan bunları nasıl unutur görünebilir?

CHP bu vaziyetini alırken, bir nizam partisi olmak vasfının başka ödevlerinden de kaçınmaz. CHP’nin, kendisinden başka olan bütün partilere karşı tek mükellefiyeti, her birinin, Anayasa teminatı içinde, güvenle çalışabilmelerinden yana olmaktadır. CHP bu prensibinin icabı olarak, AP, DP’nin devamı olarak siyaset sahnesine çıktığı andan itibaren, kanun yolu ile veya kanun dışı tecavüzlerle bu partiye yöneltilen her türlü kısma ve engelleme hareket ve tasavvurlarının karşısında olmuştur. Ancak bu sayede AP açıktan DP’nin devamı yaftasıyla çalışmış ve şimdi iktidara gelebilmiştir. Bugünkü siyasî partilerden hiç birisi CHP’den daha bu ölçüde bir yardım ihtiyacı karşısında kalmamıştır. Bizim inancımız ve Anayasamızın icabı, siyasî partilerin kaderlerinin siyasî iktidarlar tarafından tayine kalkışılmamasıdır. Anayasa kuruluşları, Anayasa dışına taşmış teşekküller için hüküm vermeye yetkili tek karar organlarıdır. Şikâyetler oralara yapılır.

Sayın Başbakanın derdi ve iç huzursuzluklarının bir sebebi, bu anayasa kuruluşlarını tanımamak arzusundan gelmektedir. Son olarak Yüksek Seçim Kurulu’nun sayın hâkimlerine reva görülen tehditler ve tecavüzler hiç bir hukuk mefhumu ile bağdaşamayan, hiç bir hukuk devletinde misâli olmayan iptidai hareketlerdir. Hâkim elindeki kanunu tatbik eder. Hukuk buradan başlar.

CHP’nin başka bir vasfı, küçük hesapların partisi olmamasıdır.

Zaten küçük hesapların partisi olsaydı yaptıklarını, gerçekleştirdiklerini elbette yapamazdı, gerçekleştiremezdi. CHP bu vasfının icabı olarak, son bazı öğrenciler tarafından girişilen tecavüzler gibi, bundan daha ağır olarak Konya’da yapılan tecavüzleri bunların hepsini irtica sayar ve kanuna karşı olan her hareketi kanun kuvvetlerinin önlemesini bekler. Kanun kuvvetlerinin kanunu korumakta ve vatandaşı korumakta parti mülâhazalarının üstünde tutulmasını ister. AP iktidarının Ankara’da yaptırdığı gibi bunların mütecavizleri açıktan himaye etmesini, Konya’da olduğu gibi mürtecilerin her türlü mal ve can emniyetini zedelemelerine seyirci kalmalarını kanun dışı bir görev suiistimali sayar, takibat ister.

Sayın Başbakan Ortanın Solu hareketini iyi anlarsa hem rahat eder, hem de aşırı uçlara kimin zemin hazırladığını fark eder. Ortanın Solu hareketi bozuk düzeni Anayasa temelleri üzerine oturtma hareketi, kanuna karşı, her türlü tecavüzün kanun kuvvetlerince önlenmesi politikası, bütün sınıflar için sosyal adaletin sağlanması hareketi, özel teşebbüsle kamu teşebbüsünün birbirini tamamlayarak ileriye hamle yapma ilkesidir. Şimdi anlaşılıyor ki, Ortanın Solu hareketi AP’nin ve sayın Başbakanın, sağdan ve soldan bütün aşırı cereyanların başarısını hazırlayan, memleketi iki kamp elinde huzursuzluk içine iten bir siyaset istikametinden ayrılması ve uyanması için de sonuna kadar çalışmak zorunluluğundadır.

Ortanın solu bunu da başarmasını bilerek ve halk, huzuru nerede, nasıl bulacağını görerek iktidar emanetini ona göre verecektir. Belki de sayın Başbakanı telâşlandıran, memlekette gözle görülecek şekilde beliren bu istidattır.”

 

 

 

 

30 Ağustos Zaferi ve Türkiye Harp Malûlü Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Şeref Günü Dolayısıyla İstanbul Tophane’de Harp Malûlü Gaziler Yurdunda Yapılan Konuşma[87]

Burada Millî Mücadele erkânının gazileri ve şehit aileleri adına yapılan saygı toplantısını kutluyoruz. Her şeyden önce Malûl Gaziler heyetini, hatıraları korumakta ve Millî Mücadele gazilerini ve onların şehit ailelerini milletin saygı hafızasında daima muhafaza etmekte gösterdikleri gayreti tebrik ederim. Kendilerine, hepimize vazifelerimizi hatırlattıklarından ötürü şükran borçluyuz.

Harp Malûl Gazileri, şehitleri, aileleri ve çocukları vatan toplumumuzda iftihar ile yaşayacak bir unsurdurlar. Türk milleti onların ailelerinin şereflerini daima en yüksek itibar mevkiinde tutacaktır.

Türk tarihi insanların hatırla yapıldıkları eski devirlerden beri zaferlerle dolmuş, süslenmiştir. Her millet, Türk’ün zaferlerini duymuşlardır.

Millî mücadelenin askerî zaferi göğsümüzü gererek tarihe bütün insanların hatıralarına karşı söyleyebiliriz ki, bu zaferlerin en önemlisidir.

Her zaferde olduğu gibi, Millî Mücadele zaferinin arkasından çetin yıllar, güç yıllar gelmiştir. Milletlerin kaderi türlü cilvelerle birlikte yürümüştür.

Bugün büyük zaferin 46. senesini kutluyoruz. Bu 46 sene içinde, yeryüzünde siyaset dengesi türlü şekillere girmiştir. O zaman tahmini mümkün olmayan topluluklar, kuvvet kaynakları ve siyaset kutupları meydana gelmiştir. Bütün bu değişmeler içinde Türkler, 46 yıl sonra da varlıklarını koruyarak şerefle yaşamaktadırlar.

Millî Mücadele, Türk milletinin kaderi üzerinde, zafer olarak özel yer tutar.

Türkler’in Avrupa’nın bir ucundan bir ucuna girip zafer kazanmasını, bir İngiliz tarihçi, teessürle canı yanarak anlatır.. Türkler Avrupa’ya çıktıkları zamanlar, büyük seferler yapıp netice aldılar. O İngiliz, Türkler’in Avrupa’daki varlıklarını ve hayatlarını, eski bir tarihçi olarak, Avrupa’nın kaderinin aksi bir cilvesi olarak anlatır.

İngiliz tarihçisine göre, Türkler’i Avrupa tarihinin sinesinden silmek için Avrupalıların eline iki büyük fırsat geçmiştir.

Birincisi İkinci Murat zamanındadır. Ricatta bulunan Osmanlı ordusu güç durumdayken, tâkip eden ordu takibi sürdürmeyerek mütareke yapmış ve zaman kaybetmiştir. Bu zaman içinde felâketten kurtulunmuştur. Bu 1400 senelerinde olmuştur. Bunun önemi şu; biz o tarihte İstanbul’u bile elde etmiş değildik. İçimizde bir yabancı devlet hayatını sürdürmekteydi. Avrupalılar bu büyük fırsatı kaçırmıştır.

İkinci büyük fırsat, Birinci Cihan Harbi’nden sonraki yıllarda Avrupalıların eline geçmiştir. Türkler müttefikleriyle beraber askerî sahada yenilmişlerdi. Birinci Cihan Harbi’nde, hiçbir memleket bizim ki kadar büyük felâkete uğramamıştı. Türkiye’de olduğu gibi hiçbir memleket galipler tarafından her köşesine kadar işgal edilmemişti. Her memleket bu felâketten kurtulmuş ve kendilerini Avrupa’da kabul ettirmiştir.

Cihan Harbi, herkes için 4 sene sürdü. Bizim için 4 sene fazlasıyla 8 senenin sonuna gelmişti. Güç şartlar altında sürdürülen bu savaş büyük zaferle son bulmuştur. Bu zafer büyük Atatürk’ün çalışmasının, kabiliyetinin, kumandanlığının ve siyasetinin sonucu olmuştur. Bunu hiç bir zaman unutmayalım. Onu ne kadar iyi değerlendirirsek değerlendirelim, yine de hakiki değerini verdiğimiz söyleyemeyiz. Mesele bu kadar mühimdi. Atatürk memleketin istifade edilebilecek bütün kuvvetlerini bir araya getirmiş ve değerlendirmiştir.

Her günü uğraşmayla geçerdi. O yıllarda beraber çalıştığı arkadaşları arasında geçimsizlikler olmuştur. Kavgalar da olmuştur. Ama bunların hepsi o şartlar içinde meydana gelmiş ve hepsi zaman içinde vatandaşlar tarafından değerlendirilmiştir.

Bütün bu çalışmalar içinde Atatürk’ün hissesi büyüktür. Yalnız resmî vazifesiyle başkumandan olarak değil, hiçbir sıfatı olmaksızın bütün bu mücadele içinde en büyük çalışmayı o yapmıştır.

Tarih bakımından Millî Mücadele zaferini, hareketin kendisi, hareketin neticeleri, hareketin önemi bakımından değerlendirmek gerekir. Bundan önce büyük askerî zaferler kazanılmıştır. Ama, hiçbir zaferin neticesi bu kadar önemli olmamıştır. Siyasî neticeleri bakımından bu zafer, diğer askerî zaferlerin hepsinden büyük önem taşır.

Zaferden sonra ilk müzakerelerin başladığı zaman Yunanlılar’ın büyük siyaset adamı Venizelos, bana düşündüklerini anlattı. Yenilgiden sonra, İngiliz Hariciye Bakanı ve Fransız Başbakanı ile konuşmuş, sizin kayıtsızlığınız yüzünden yenildik, demiş ve uğradıkları zararların tazminatını istemiş. Ret edilince son ümidi Türkler’de kalmış. Neden son ümidiniz bizde kaldı, biz size nasıl yardım ederdik, diye sordum. Kaybettiğimiz menfaatleri konferansta isteyeceğim. Siz ret edin, fakat dünyada İngilizler ile beraber olanların âkıbetini bütün dünya görsün diye talep edeceğim, demiş sonra Fransız Başvekiliyle konuşup ret edilmiş. Bunun üzerine ümidi Türkler’de kalmış. Bana, Türkler muzaffer olarak taşkınlık yapacak ve o zaman onlar yine savaşa zorlanıp bize, Yunan ordusuna müracaat edecekti. O zaman isteklerimizi kabul ettirecektim. Ama siz bunu yapmadınız, demişti.

Savaş meydanında kazanılan zaferi devam ettirebilmek için iyi bir siyaset tâkip etmek gerekmektedir. Bu bakımdan Atatürk büyük bir kumandandı. Ama, onun siyaset sahasındaki anlayışı ve kudreti askerî dehasının üstündeydi.

Büyük zaferin askerî ve siyasî sonuçları bu şekliyle büyük önem taşımaktadır.

O İngiliz tarihçisinin dediği gibi, tarihe Türkler’in bir Avrupa devleti olarak geçmesini önlemek için Avrupalıların eline iki büyük fırsat geçmiştir. Biri 1400 tarihlerinde, diğeri de 1922 de olmuştur. Bu eşsiz önemiyle Millî Mücadele Zaferi tarihimizde her zaman müstesna bir yıldız olarak parlayacaktır.”

 

 

 

 

30 Ağustos Zafer Bayramı Dolayısıyla Genelkurmay Başkanı Org. Cemal Tural, KKK Org. Memduh Tağmaç, HKK Org. Reşat Mater ve DKK Org. Celal Eyiceoğlu’na Gönderilen Mesajlar[88]

Genel Kurmay Başkanı Tural’a

30 Ağustos Zaferi’ni Silâhlı Kuvvetlerimize yüksek şahsınızda tebrik etmekle şeref duyarım.

Anayasamızın, Atatürk Devrimlerinin, Cumhuriyetimizin sarsılmaz dayanağı olan şanlı ordumuzun yüksek vazifesi yolunda daima zaferler kazanacağına millet olarak inancımızla huzur duymaktayız.

Saygılar sunarım.

Kara Kuvvetleri Komutanı Tağmaç’a

30 Ağustos Zafer Bayramı’nı yüksek şahsınızda kara kuvvetlerimize saygıyla kutlarım.

Yüksek sevk ve idareniz altında her zaman olduğu gibi ordumuz, Cumhuriyetimizin, Atatürk devrimlerinin ve Anayasa dâvalarının sarsılmaz ve iftihar ettiğimiz mesnedidir. Saygılar sunarım.

Hava Kuvvetleri Komutanı Mater’e

Şanlı hava kuvvetlerimizin 30 Ağustos Zaferleri’ni yüksek şahsınızda saygı ile tebrik ederim.

Hava kuvvetlerimizin silâhlı kuvvetlerimiz içinde ve yurt savunmasında yüksek değerleri ve önemleri sizin sevk ve idareniz zamanında da şimdiye kadar olduğu gibi, milletin iftiharını celp edecektir.

Saygılar sunarım.

Deniz Kuvvetleri Komutanı Eyiceoğlu’na

Şanlı deniz kuvvetlerimize yüksek şahsınızda 30 Ağustos Zaferleri’ni saygıyla tebrik ederim.

Deniz kuvvetlerimizin kumandanlığı gibi en yüksek millet vazifelerinden birini deruhte etmiş olarak Deniz kuvvetlerimizin millet nazarında hizmetleri ve itibarları şimdiye kadar olduğu gibi ilerlemekte devam edecektir.

Saygılar sunarım.

 

 

 

 

Milli Mücadeleye Katılırken Gecelediği İstanbul Dalayoba ve Kurna Köyleri Söylevi[89]

Kartallılar’dan her gün yakın ilgi gördüm. Bana bu yakınlığı gösteren Kartallılar ve köylüleriyle konuşmak istedim. Vatandaşlar bana dünya ve memleket meselelerini yakından öğrenmek, bilmek isteğinde ve duygusunda göründüler. Size evvelâ dünya meselelerinden bahsedeceğim. Bu dünyada barışı sağlamak için her memlekette çalışılmaktadır. Birleşmiş Milletler bu konuda uluslararası en büyük kurullardan biridir. Bunun gibi pek çok, insanlık yolunda milletler arasında, dostluk ve barışı sağlamaya çalışan örgütler vardır, kuruluşlar vardır. Böyle olmakla beraber dünyada barış için harcanan emekler tamamıyla her tehlikeyi ortadan kaldıracak hale gelmemiştir. Zaman zaman çok vahim durumlar olmaktadır.

Dış politikada emniyet, kuvvet, söz sahibi olmak her şeyden önce milletin kendi içindeki varlığından ve kuvvetinden gelir. Bir millet kendi varlığını korumak için kendinde kuvvet buluyorsa, tarihte tecrübesi varsa bunları bugün de sağlam olarak yüreğinde taşıyorsa var olma kuvvetlerine sahiptir, demektir.

Türk milleti, dünya milletlerinin arasında özgürlüğünü, kudretini kendi öz varlığında, vatanseverliğinde bulmaktadır. Gerçekte bir milletin büyük kuvveti, büyük kudreti buradan başlar.

Dış politikada memleket idaresi emniyet esasına dayanır. Hiçbir memleket dost ve müttefik aramaktan vazgeçmez ve yorulmaz. Yalnız dış politikada düşmanlıklar ve dostluklar ebedi değildir. Bugün müttefikler vardır, bir süre sonra karşı tarafa geçer, o taraftan bazıları da öteki tarafa geçip birbirleriyle kavga ederler. Bazıları bir milletin iki yüz yıllık geleceğini güvenlik içinde tutacak bağlantılar yapan çok uzak görürlü devlet adamlarından bahsederler. Doğrusunu isterseniz ben tarihte ne böylesine uzak görürlü adam ne de böylesine sürekli ittifak görmedim.

Demek ki dış politikada yakın olan tehlikeleri görmek lâzımdır. Yakın tehlikeye karşı memleketi korumak esastır. Bir parti politikası olarak değil, memleket politikası olarak söylüyorum: Dış politikada mümkün olduğu kadar düşman yaratmamaya çalışmalıyız. Düşmanlık üzerine politika yapmayalım. Bu tarz eğilimleri daima dikkatle tâkip edip sakınalım. Büyük çatışmalar ve felâketler olursa dostlukları ve ittifakları tercih edelim.

İç politikada vatandaşlar arasında çeşitli ayrılıklar olsa bile Türk milleti vatan meselesinde daima beraber olabilmiştir. Tarihten böyle geliyor, çocuklarımız böyle yetişiyor. Milletimizdeki kuvvet budur. Türk milleti tehlike karşısında her fedakârlığı yapacak yaradılıştadır. Milletimiz büyük felâket günlerinden sonra bu anlayışla Millî Mücadeleye atılmış ve Cumhuriyeti kurmuştur.

Millî Mücadele dediğimiz hareket, tarihimiz içinde herhangi bir zafer, herhangi bir tehlike mânasında değildir. Türk milleti, Millî Mücadelede kendi cevheri, kendi kudreti, kendi aklıyla ve son derece büyük fedakârlıklarla, hesapsız ölçüde güçlü devletlere karşı başarı kazanmıştır.

O günlerin önemini parti farkı olmaksızın iyi değerlendirmeliyiz. Millî Mücadele olmasaydı Türk devletinin akıbetinin ne olacağı şimdi artık her tarafta yazılmıştır, söylenmiştir, bilinmektedir.

Türk milleti kendi cevheri ve son derece büyük müstesna kabiliyeti ve rahmete kavuşanların gayreti ile beraberlik içinde Cumhuriyeti kurmuştur.

Cumhuriyet devrimleri de böyledir.

Bu yolda emeği geçenlerin ve önderlerin çoğu bugün hayatta değildir. Hepsi nur içinde yatsın, onları takdirle anıyoruz. Yaşayanları da saygı ile anarız.

Bütün bunlar gerçekte Türk milletinin eserleridir.

Bugün yeni nizamlar içindeyiz. Devletimizin yeni şekli Cumhuriyettir. Türk milleti bugün içinde yaşadığı Cumhuriyet rejimini benimsemiştir. Bunun bütün kanunlarını, nizamlarını yürekten saygı ile tâkip etmektedir.

Siyasî hayatta Demokrasi, Millî irade diye kurduğumuz yeni idare şekli vatandaş tarafından anlayışla karşılanır hale gelmiştir. Siyasî partiler memleket hizmeti için muhtelif yollar seçmişlerdir. Mutlaka bunlardan biri seçimleri kazanıp iş başına gelecek, çalışacak, yorulacak vatandaş hizmetini beğenmezse sonra değişecek, bunda kızacak bir şey yok. Seçilen memleketin hizmetini başarı ile yürütmeye çalışacak, başarı kazanamazsa vatandaş iş başına başkasını getirecek. Böyle bir anlayış olmazsa hürriyet rejimi yürümez. İktidara gelenler işlerini yürütürlerken biraz vakit geçince kendilerini dünyanın en akıllısı sanırlar.

Seçim dürüst olacaktır, güven içinde olacaktır, ama seçim iftira ile, oyunla olmayacaktır. Hiçbir nizam, hiçbir usûl en mükemmel olarak doğmaz. Tatbike başlarsınız, sonra bir takım kusurlar, aksaklıklar çıkar. Elverir ki kusurlar kabul edilsin. “Evet, kusur vardır ama bir daha yapmayacağım,” densin. “Hayır, kusur vardır, yanlış vardır ama hep böyle devam edeceğim.” Bu hatalı yoldur. Bir gün elbet vatandaş bıkacak, değişeceksin, değişmeyi istemeyip kalacağım demek kötü sonuçlar verir. Bu bizde de böyledir.

Köylü vatandaşlar için söylüyorum. Birbirinize düşmanlık yapmayacaksınız. Aranızda fikir ayrılığı olsa bile memleket meselelerinde beraberliği bozmayacaksınız.

İç politikada seçim emniyeti ve doğru seçim ve demokratik rejime geçeli yirmi seneyi geçiyor. Ondan önceki tecrübeler muvaffak olmadı. Bu yirmi sene içinde çok kazadan, çok aksaklıklardan geçtik. Ama geçtik. Yine seçim yapıyoruz.

Devlet düzenini iktidarda olan insanların partisine göre ayarlamak yanlış olur. Bunun kusurları anlaşılacaktır. Yapılırsa bu mutlaka zararlı olur.

Ortanın Solu

Bundan sonra Dolayobalı ve Kurnalı köylülerle İsmet İnönü arasında aşağı-daki konuşma geçmiştir:

–Paşam ortanın solunu senden de dinlemek isteriz, anlatır mısın?

–Ortanın Solu meselesi vatandaşların kalkınması ve ilerlemesini sağlamak için sosyal ihtiyaçları, sosyal güvenlik ve sosyal adaleti öne alan bir politikadır. Türlü şekilde tatbik olunur. Meselâ Toprak Reformu yapacağız, diyoruz. Biz toprak meselesini yeni bir düzene koymak istiyoruz.

Toprak sahibi köylü bankalardan kredi alamaz işini kolaylaştıracak tedbirleri bulamaz. Bu köylünün meselelerini halledecek, ona yardımcı olacak tedbirler alınmalıdır, diyoruz.

Çalışma hayatında da çalışanlar yarınlarından emin olmalıdırlar, istiyoruz. Çalışan birinin basit hatalar yüzünden işinden kovulması olmaz. Bunun için kanunlar çıkardık. Önce bu aksaklıklar yaratır diye büyük kuşku vardı. Ama hiç aksaklık çıkmadı. Bilakis emniyet çıktı. Haklı yoldan ayrılıp kötü yola sapmış insan çekirge kadar bile sıçrayamaz. Ortanın solunda bir düzen, çalışmak isteyen her insana mutlaka bir iş bulur, bulması lâzımdır. Bugün bulamıyoruz. Devlet düzenimiz bu anlayış üzerine kurulmamış.

Devletçilik

Dünyada bu sosyal ihtiyaçlarla meşgul olduğunu iddia eden partiler kendilerine sosyalist unvanını takmışlardır. Ben bunlara karşı “Biz sosyalist parti değiliz” dedim. Aynı şeylerin birbirine benzer tipler tarafından yapıldığı zaman birbirine benzeyen işler de olur, benzemeyenler de olur. “Sosyalist partiyiz” dediğin zaman dünyada sosyalist partilerin her çeşidinin, her şeklinin yazılı kurulu olduğunu bileceksin. “Sosyalist partiyim” dediğin zaman önüne kitapları getirirler, “Hangisindensin” derler. “Hiçbirisinden değilim” derim. Bizim bu memlekette vatandaşımızın kalkınması, ilerlemesi için bulduğumuz tedbirler kendi memleketimizin ihtiyacından doğmuştur. Devletçiyiz, demişiz, 44 sene evvel. Ne için demişiz devletçiyiz? Bir takım sosyalist partiler var, onlar da devletçidir. Onlar şunu yaparlar, bunu yapmazlar. Sen de onların yaptığını yapacak, yapmadığını yapmayacak mısın? Hiç kimsenin, hiçbir milletin taklitçisi değiliz biz.

Ben devletçiyiz dediğim zaman muharebeden çıkmıştık. Memleketin dörtte üçü haraptı, mübadele olmuş, oturanlar değişmiş, memlekette bir metre yol yapmak için mühendisi, sermayesi, vasıtası olan insanlar yoktu. Devlet bu işlere önayak olmakla başlasın dedik.

Şimdi dinleyin: o zaman her ev de dokuma yapılırdı. Büyük memleketler[de], medenî milletlerde bu iş fabrikada yapılıyordu. Burada Bakırköy’de yanılmıyorsam 6000 iğlik tek bir fabrika vardı. Şimdi biz devlet eliyle dokumadan başlayalım dedik. Fabrikalar kurduk. Devletçi olarak dokuma fabrikaları yapıyorsun, artık başkası yapmasın, dediler. Hayır, başkası yapmak istiyorsa yapsın, dedik. Bu başka yerde yok.

Fabrikalar böyledir, yollar böyledir. Hepsi böyledir, bir de şimendifer var. Bu tarzda şimendifer yapacağız, yabancılar memleketi aralarında taksim etmişler. Çağırıp soruyorsun: “Sen burayı yapar mısın?” diye.. “Hayır, o gelmez, başkası gelir” diyorlar. Sonra bir gün çıktık: “Hiç birinize vermiyoruz,” dedik “Biz yapacağız” dedik. Güldüler. “Nasıl yapacaksın,” dediler. “Mühendisin var mı? Paran var mı? Adamın var mı? Vaktin mi var?” “Görürsün” dedik. Yabancı sermaye ile yapılmış demiryollarının hepsi kadar demiryolunu devlet parasıyla yaptık. “Senin devletçiliğin nedir?” diye sorarlar. Benim devletçiliğim bu memleketin ihtiyacından doğan bir usuldür. Devletçiliğim böyledir, halkçılığımda böyledir. Hepsini saymayayım. Ortanın solu sorulduğu için söylüyorum. Ortanın solu bütün dünyada doktrinin bir takım donmuş kalıpları halinde kurulmuş olan sosyalist partilerden hiç birinin taklidi değildir. Memleketin sosyal ihtiyaçlarına öncelik vererek vatandaşın insan gibi yaşamasını sağlayacak tedbirlerin bulunmasıdır. Genel olarak budur. Parça parça her meselede bunun tatbikini bulabilirsiniz.

Çekoslavak meselesi

–Paşam bu Çekoslavak meselesi ne olacak?

–Merakla ve çok üzüntü içinde seyrediyoruz. Başka devletler arasında çıkmış olan bir meseledir. Bugünden netice hakkında tahmin yapamıyoruz. Acele edip bu devletler arasında bir düşmanlık istikameti tutmayalım diye dikkat ediyorum. Bekleyelim bakalım.

İktisadî kalkınma

–Başka memleketlerdeki iktisadî kalkınmaya göre bizimkini nasıl buluyorsunuz Paşam?

–Kalkınma bir memleketin bir an evvel geçimini daha geniş, yaşamasını daha kolay hale getirmesi için başlıca meseledir.

Siyasî partilerin kaderleri kalkınma konusunda alacakları tedbirler ve gösterecekleri başarılara bağlıdır. Türlü şekiller, türlü tartışmalar sonunda nihayet vatandaş bu siyasî partiler içinde hangisinin vatandaşın sosyal ihtiyacını, kalkınmasını sağlayacak yolu bulabilir olduğunu ayıracaktır. Kalkınma uzun vadeli bir iştir. Bütün vatandaşların birinci derecede çalışmalarına bağlıdır. Çok vakit ister. Çok kudret ister. Vatandaşın birinci meselesi budur. Her parti kalkınmayı “Biz, şu yolda sağlayacağız” diye iddia edecektir. Vatandaş hangisinde ümit çoksa ona iktidar verir. Onu tecrübe eder. Yapabilen, yapabildiği müddetçe kalacak, yapamayan sonunda değişecek ve yapan gelecektir. İşte bütün mesele bu.

Anılar

–Paşam bize Kurna köyünü anlat.

–Bir sabah kalktık, Atatürk çağırıyor, dediler. Öyle söylemişti Atatürk. “Çağırır çağırmaz geleceksin” demişti. Eve geldim, babamı göremedim. Hanıma veda ettim, çıktım. Kaç sene evvel: 336.. 1920 (köylülerin 48 sene önce sesleri) o zaman 36 yaşında imişim. Demek ki şimdi 39 yaşındayım. Bizim hanım o zaman hanımların yaşından bahsedilmez ama mahrem kimse duymasın, 18 yaşında idi. Şimdi 19 oldu. Evden çıktık, yola koyulduk. Tâkip de ediyor-lardı.

Buralarda bir mektepte yattık. Ben Birinci Cihan Harbinde Kolordu Kumandanlığı yapmıştım. Bana bu mektepte bir nefer elbisesi buldular. Giydim, mektebin dağa odun kesmeye giden askerî müfrezesi arasına er olarak karıştım. Ankara’ya gidiyoruz. İlk gün bu köye geldik. Kurna köyüne. Akşama kadar yorulmuştuk, ama ne güzel dedim. Bizi konukseverlikle karşıladılar. Ertesi gün tekrar yola çıktık. Sakarya’nın bir yerinden geçit bulacağız. Sonra bir aralık, akıllı olanlar bir araya geldik ya ben kumanda edip başlarına geçmek istedim zannetmeyin, toplandılar, içimizden biri kumanda etsin dediler, sen akıllı bir şeye benziyorsun, sen idare et bizi, dediler, böylece yolumuza devam ettik. Kurna köyü hikâyesi bu.

Şimdi yolda kafileye büyükler de katıldı. Meclis Reisi de gidiyormuş. Subaylar da vardı, hep beraber birleştik. Bu arada İstanbul’dan gelen büyükler de aramızda idi. Üsküdar’dan gelen tekke şeyhi vardı. Kuvayi Milliyeye yardım eden, ateş gibi bir adam. Tatlı dilli. Birlikte bir yağmurlu akşam konaklamak istedik. Bir kapıyı çaldık. Bir adam çıktı, baktı halimize. Biz üçbeş asker bir de şeyh efendi yağmurdan ıslanmışız, bizi evine aldı. Meğer bir gece rüya görmüş, misafir gelecek, iyi muamele etmek gerek, diye de yorumlamış. Bizi görünce “Tamam buldum sizi” dedi. Çattık dedik, bizi nereden tanıyor? Oturduk, şeyh efendi adam iyi muamele edecek diye hemen başa geçti, oturdu. Başladı emirler vermeye. Yalnız kaldığımız zaman şeyhe takılıyoruz “yapma” diyoruz böyle şey. Misafir geldik buraya “ev sahibi” bizi sonuna kadar çok iyi ağırladı.

–Paşam Bolu’yu da anlat.

–Şimdi Bolu’yu anlatayım. Çok kalabalığız. Bizi bir yere aldılar. Selâmlığı var, salonları var, kahve ocağı var. Büyükleri salona aldılar. Selâmlıktaki odalara sedirlerin üzerine buyur ettiler. Bize de kahve ocağını gösterdiler. Gittim, oturdum. Sıcak, rahat bir yer. Sonra aralarında konuşmuşlar tanıyanlar beni aramış, kahve ocağında buldular. Affedersin dediler, beni de buyur ettiler. Ev sahibi konuksever, cömert bir vatandaştı.

Ankara’ya gittiğimiz zaman bizi Atatürk karşıladı. Atatürk, “İsmet nerede? İsmet nerede?” diye soruyordu. Neyse, buldular beni, buluştuk. Şimdi bunlar hepsi, bazı isimler, bazı tarihler. Tamamıyla söyleyemiyorum. Ne de olsa, insan beş on sene içinde biraz hafızasından kaybediyor. Kusura bakmayın. Taze hatıralar en iyi günler gibi çabuk geçiyor.

Size son bir şey daha söyleyeceğim. 26 Ağustos’ta Malûl Gazilere söylemiştim, size de tekrar edeyim.

Bir İngiliz tarihçisi diyor ki Avrupa’nın başına belâ olmuş olan Türkler’den kurtulmak için tarihte Avrupalılar’ın eline iki defa fırsat geçti. Biri 1400 senelerinde, bir muharebeden geliyorlardı, tamamıyla mahvedilmeleri mümkündü. Bir mütareke sözü çıktı ortaya, mütareke yaptılar ve Türkler kurtuldular. Kısa zamanda toplanıp 500 yıl hâkimiyetlerini devam ettirdiler. İkinci fırsatta 1918’de ele geçti. Yenildiler, parçalandılar. Fakat tekrar toplanıp bir Kurtuluş Savaşı ile yeni bir devlet kurdular.

Böyle yazıyor. Gerçekten Millî Mücadele, temel bir çöküntüden bir milletin kurtulup sağlam devlet kurması demektir. Bu bütün milletin malıdır, kadrini iyi bilmek lâzımdır. Bütün siyasî partiler sahip çıkmalıdırlar. Bunu idare eden adam milletin müstesna evladıdır.

 

 

 

 

Dolayoba Köy Defterine Yazılanlar[90]

2 Eylül 1968

Dolayoba’da Kartal köylüleri ile sohbet.

Yakın geçmişte (Millî Mücadele günlerinden) bahsettik. Milletimizin temel vasıflarını söyledik. Siyasî tartışmalarda dost kalmanın çaresi üstünde durduk.

Sevgilerle birbirimizi unutmamaya karar verdik.

                                                                                      İSMET İNÖNÜ

Toplantıdan sonra İnönü’ye ayran ikram edilmiş. İnönü köylülerin şerefine ayranı içerken bir köylü: “Paşam Demirel de köyümüze gelip ayranımızı içti” demiştir. İnönü gülerek “Öyle mi? Ama benim ki daha güzel. Görürsem kendisine söylerim. Benim ayranım seninkinden daha güzeldi, diyeceğim” karşılığını vermiştir.

 

 

 

 

Federal Almanya Başbakanı Georg Kurt Kiesinger ile Görüşme Öncesi ve Sonrasında Söyledikleri[91]

(...) Görüşmeden önce İsmet İnönü, hangi konuları konuşacaklarını soran gazetecilere “Bir Başbakan memleketimize gelmiş, elbette memleket meselelerinden bahsedeceğiz. Her şeyi konuşacağız” karşılığını vermiştir. “Görüşmeyi siz mi istediniz yoksa misafir Başbakan mı Paşam?” sorusunu ise, İnönü, “Ankara’da kararlaştırıldı” şeklinde cevaplamıştır. Konuk Başbakan Kiesinger ile 30 dakika süren görüşme sonunda CHP Genel Başkanı İsmet İnönü gazetecilere şunları söylemiştir:

“Sayın misafir Başbakanla görüşmekten son derece bahtiyar oldum, şeref duydum. Memleketimizi ziyaretlerinden çok memnun olduklarını tafsilâtıyla anlattılar. İşçilerimizin çok iyi vasıfları üzerinde durdular. İşçilerimizin memlekete çok yetişmiş olarak döneceklerinden emin olduklarını söylediler.”

Gazetecilerin bunun dışında hangi konuları görüştünüz sorusunu, “İktisadi konularda konuştuk. İktisadî sahada geniş tecrübelerinden bu suretle istifade imkânı bulacağınızı sanıyorum” şeklinde cevaplayan İnönü, çok istifadeli bir görüşme yaptığını tekrarlamış ve “NATO hakkında görüşlerinizi söylediniz mi?” sorusu üzerine “Hiç bir politika konuşmadık. Politikanın dışında daha çok iktisadî meseleleri görüştük” demiştir.

İnönü bir başka soruya ise, “Sayın misafirimiz hükûmetle konuşmalarında umumîyetle mutabakat halinde olduklarını söylediler. Bu da beni çok memnun etti. Tabiî ki hükûmet arasındaki münasebetlerin iyi olması memnuniyet vericidir” karşılığını vermiştir.

Şale Köşkünden ayrılmak üzere Almanya’nın Türkiye Büyükelçisi ile vedalaşırken, gazetecilerin, “Paşam bu gece resepsiyona gidecek misiniz?” sorusunu, İnönü gülerek şöyle cevaplandırmıştır:

“Gece hayatına girmiyorum.”

 

 

 

 

CHP’nin 45. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla İstanbul İl Örgütünün Düzenlediği Kokteylde Yapılan Konuşma[92]

Büyük Atatürk 11 Eylül 1919’da Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyetini kurmuş ve Millî Misakı ilân etmişti. Erzurum ve Sivas Kongrelerinde dağınık bütün savunma teşkilâtını toplamaya çalışmış ve başarmıştır. Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyeti’ni, Sivas Kongresi’nden sonra ilân edince bu kongreyi Halk Partisi’nin ilk Kurultayı, ondan evvelki bütün çalışmaları hazırlık ve toplama devri saydığı anlaşılmıştır.

Büyük Atatürk Kurtuluştan sonra 4 Eylül 1923’de Müdafaaî Hukuk Cemiyeti’ni siyasî parti haline getirmiş ve Halk Partisi olarak temel atmıştır. Kanunî mânası ile 4 Eylül 1923 Halk Partisi’nin kuruluş tarihi oluyor.

O günden beri kırk beş sene geçmiştir. Millî Kurtuluş zaferini muharebe meydanında ve siyasî muahede ile tamamladıktan sonra Halk Partisi medenî ve ilmî mânası ile siyasî parti olarak vazife görmektedir.

Tarihimizde askerî zaferler çok kazanılmıştır. Askerî zaferden sonra Atatürk Batı’nın çok sene evvel girmiş olduğu Rönesans denilen aydın bilim ve medeniyet devrine Türkiye Cumhuriyetini hemen kavuşturmayı hayatının başlıca amacı saymıştır. Cumhuriyetin ilânı ile arka arkaya yeni Türkiye’nin, yeni Cemiyetin temelleri atılmıştır. Atatürk Devrimleri bu sebeple Cumhuriyetin temel kuruluş devri sayılmaktadır. İmparatorluğun dağılması dünyada milliyet cereyanlarının üste çıkması ile başlamıştır. Müslüman olmayan milletler ve nihayet Müslüman olan milletler hep beraber Türk Milletine karşı çıktılar ve İmparatorluğun göz kamaştıran zaferlerle dolu tarihine rağmen O’nu parçaladılar. Millî mücadele bu sebeple Türk Devletinin kurtulması ve Cumhuriyetin kurulması neticesi ile beraber Türk Milliyetçiliğinin zaferi olmuş ve yeni Devlet Türk Milliyetçiliği üzerine kurul-muştur.

Bu milliyetçilik her türlü inhisarcılık ve taassuptan kendini kurtarmıştır.

Türk Milliyetçiliğini kabul eden her vatandaş Türk sayılır; lâik Devlet, prensibi içinde mezhep ayrılıklarının hepsini tesirsiz bırakır ve vatandaş hakları arasında eşitliği tam kaynaşma halinde sağlar.

Lâik Devlet ilkesinin bünyemize getirdiği kuvvet ve sağlamlık millî bütünlüğümüzün başlıca unsurudur.

Şimdi Türkiye bilim, sosyal sorunlar ihtiyaçları üzerine plânlı bir kalkınma devri içindedir. Türk Anayasası, temel hakları teminat içinde özgür bir vatandaş kitlesi olarak ilerleme devrinde ve çabasındadır.

Çok partili rejime girip cemiyetin bütün meseleleri siyasî alanda özgür tenkitlere arz edildikten sonra cemiyetimizin gösterdiği kudret Devrimlerimizin, Cumhuriyetimizin sağlam temelde bulunduğunu meydana çıkarmıştır. Geçirdiğimiz güçlükler, sarsıntılar Cumhuriyetin ve Atatürk Devrimlerinin sağlam ellerde bulunduğu inancını sarsmamalıdır.

Geri tepkiler, siyasî ve ekonomik sömürmeler cemiyetimizi tekrar iptidaî bir devre geri götüremeyecektir. Her çeşitten aşırı akımlar vakit vakit insafsız derecede yıkıcı görünseler de nihayet ileri Cumhuriyet Türkiye’sinin güçleri galebe edecektir.

CHP demokratik rejime ve tek dereceli seçime geçmek suretiyle giriştiği cesur hamlede memlekete karşı hizmetlerinin çok önemlilerinden birini gerçek-leştirmiş durumdadır.

9 Eylül 1968 gününü bu hatıralarla ve sevinçle anıyoruz.

Bu günkü meselelerimiz nelerdir?

Her şeyden evvel siyasî huzurun korunması lâzımdır. Devletin temel ilkeleri geçici siyasî çıkarlar için istismar edilmek hevesi terk edildiği anda huzur-suzluk, kolaylıkla ve süratle düzeltilebilir.

Siyasî çıkarlar için her nevi düşüncede taassubu ve saldırıyı geçici olarak kullanabilmek hevesi çok yanlış bir yoldur. Yanlış hevesler nihayet sahiplerine de umduklarını sağlamayacaktır.

Bu iç huzursuzluktan bahsederken, mezhep üzerine hesap yaparak, ne kadar kapalı şekle bürünürse bürünsün, siyaset yapmaktan vazgeçilmelidir. İlk ve acele ödevim siyasette mezhep farkından yararlanarak politika yürütmek ihtimaline karşı vatansever aydınları uyarmaktır; millet bütünlüğünü her türlü yanlış yorumlardan kurtarmaya çalışmaktır.

CHP’liler için bugünkü şartları içinde önemli gördüğüm tavsiye şudur:

Ortanın Solu özeti ile değerlendirdiğimiz sosyal reformları vatandaşa iyi anlatarak gerçekleştireceğiz. Bir tek dikkat edeceğimiz nokta bizim bu politi-kamızın ve çalışmamızın sosyalist damgası ile bir ilişkisi yoktur.

Biz ortanın solu politikası ile sosyal ihtiyaçları sağlayacağız, daima CHP kalacağız ve hiçbir zaman sosyalist parti olmayacağız.

Sosyalist adı altında dünyanın her yerinde türlü katı doktrinler üstüne otur-muş siyasî partiler vardır. Hiç birisi bize benzemez. Biz hiç birisinin tâkipçisi ve taklitçisi değiliz.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi’yiz. Ortanın Solu istikametinde sosyal reformların hepsini gerçekleştireceğiz.

Bugünkü dış politika olayları üzerinde de fikrimizi söylemek isterim.

Biliyorsunuz ki günün yakın geçmişleri Çekoslovakya olaylarıdır. Olan hâdiseler Varşova Paktı devletlerinin iç hâdiseleridir.

İhtilâfların ölçüsünü ve kendileri için önemini tam kavrayamıyoruz. Ve bağımsız müttefiklerin kendi arkadaşları tarafından silâhlı taarruza uğramalarını anlayamıyoruz ve kabul edemiyoruz. Bu halin günlük, yakın bir zamanda düzelmesi ümidimizi muhafaza ediyoruz.

Bu ölçünün üzerinde Çekoslovak istilâsının dünya barışı için getirdiği endişeler ve ümitsizlikler her yönden dikkati çekmeye değer.

İkinci Cihan Harbinden sonra eski müttefikler ve onlarla beraber hemen bütün dünya iki kamp halinde silâhsız, haşin bir çatışmaya girdiler. Bunun adı soğuk harpti. Yirmi yıldan fazla sürdü. Dünya güç halle üçüncü cihan harbine tutulmadı. Hattâ son senelerde “Dünyada yan yana beraber yaşamak” nazariyesi içine girdi. Hiçbir mesele için ittifak çevreleri arasında bir harbe tutuşulmaması ümitleri doğdu. Çekoslovak hâdiseleri ile sarsılmış olan bu ümitlerdir. Tekrar sağduyu üstün gelecek ve üçüncü dünya harbine meydan vermemek için gerginliği yatıştırma siyaseti ön safhaya geçecek mi, bilmiyoruz ama ümit ediyoruz. Bu ümit içinde memleket olarak dikkat edeceğimiz cihetler vardır. Dış politika olarak milletçe Amerika’ya ve Sovyet Rusya’ya düşmanlığı hoş gören bir politikadan sakınmalıyız. Bu arzuya aykırı gelen hevesleri ve hareketleri memlekete zararlı buluyoruz.

Bizim coğrafi vaziyetimiz çevremizde çıkacak büyük yangınlar karşısında çok naziktir. Her suretle hükûmetçe ve milletçe dikkatli olmamız lâzımdır.

Çekoslovak olayları bugün Orta Avrupa’da askerî kuruluşları değiştirmiştir. İlkönce yarışlar, birbirinin yakınında olan askerî kuvvetler arasında denge kurmak ihtiyacından başlayacaktır. Sağduyu çabuk yetişmezse her türlü ihtilâf yakın zamanda gözükebilir.

Memleket olarak dikkatli ve tahriksiz bulunduğumuz kadar iç hayatımızda da bir an önce huzur sağlamamız acele ihtiyaçtır.

Kıbrıs meselesinde Türk ve Rum cemaatlerinin karşılıklı konuşmaya başlamış olmalarını memnunlukla izliyoruz. Görüşmelerin bugün ne halde bulunduğu hakkında yakın bir bilgimiz yoktur.

Sözlerimi bitirirken Bartın havzasındaki vatandaşlarımın dertlerine, ıstıraplarına katıldığımızı, cesaretlerini toplamalarını, devletimize ve hükûme-timize güvenmelerini söyleyeceğim. Hükûmetçe ve milletçe elbette kederli vatandaşlarımıza yardım için her hizmet yapılacaktır.

Sevgili arkadaşlarım,

9 Eylül münasebetiyle memleket vaziyetini özetledikten sonra size gelecek yıllar için engin başarılar diliyorum.

Sevgiler ve saygılar sunarım.

 

 

 

 

CHP PM Toplantısında Cemal Gürsel’i Anma Dolayısıyla Yapılan Konuşma[93]

Bugün rahmetli Cemal Gürsel’in ölüm yıldönümüdür. Bütün memlekette anılıyor. Rahmetli Orgeneral Cemal Gürsel fevkâlade tarih hâdiseleri içinde siyaset başına geçmiş bir insandır. Böyle müstesna hâdiselerin getirdiği insanlardan tarih, en önce, ne kadar zaman önce memleketi huzur ve rahat hayata geçirebildi diye hüküm yürütür.

Bu bakımdan Cemal Gürsel tarihimizde ve dünya tarihinde memlekete bir an önce normal huzur hayatını getirerek vatandaş saygısına sahip olduğunu ispat etmiştir. Yüce heyetinizi, aziz hatırası için saygı duruşuna çağırıyorum.

 

 

 

 

CHP PM Toplantısında Almanların Eğitim Alanı Kiralama İstekleri ve Ortanın Solu Üzerine Yapılan Konuşma [94]

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, önceki akşam Parti Meclisi’nde yaptığı konuşmada, bir soruya karşılık olarak, Koalisyon Hükûmetleri zamanında Başbakanlık görevini yürütürken, Federal Almanya Hükûmeti’nin Türkiye’den, askerî tatbikatlarda kullanılmak üzere “Eğitim Alanı” kiralamak istediklerini açıklamıştı.

İnönü, o tarihte bu teklifin bazı çevrelerce olumlu karşılanmış olmasına rağmen, kendisinin ulusal çıkarlarımız yönünden sakıncalar gördüğü gerekçesiyle Alman Hükûmetinin bu talebini “Kabule şayan bulmadığını” söylemiştir.

Kiesinger, Demirel’e teklif etti mi?

CHP Genel Başkanı bu konuda, “Almanların benim Başbakanlığım zama-nında Türkiye’den eğitim alanı kiralamak yolundaki tekliflerini, Kiesinger’in yurdumuzu ziyareti sırasında Demirel Hükûmeti’ne tekrarlayıp tekrarlamadığını bilmiyorum” demiştir.

Federal Almanya’nın, Türkiye’den eğitim alanı kiralamak yolundaki talep-lerinin kabule şayan görülmemesi üzerine Almanlar, askerî tatbikatlarda kullanılmak üzere Portekiz'den “Eğitim Alanı” kiralamışlardır.

Yabancı model

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü Parti Meclisi’nde yaptığı uzun konuş-masında ayrıca çeşitli yurt sorunları ve ortanın solu ilkesine de değinmiş, halkın sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için “Yabancı bir model aramaya” lüzum olmadığını ileri sürmüştür.

İnönü, “Ortanın solu” ilkesinin Türkiye’nin gerçeklerine uygun bulundu-ğunu, halkın sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayabileceğini söylemiştir.

Aşırı sağ ve şeriatçılık akımlarının büyük ölçüde gelişmesinden de yakınan İnönü, hükûmetin bu konuda tedbir almasını istemiştir.

 

 

 

 

Kocaeli Gebze’de Dış ve İç Politika Üzerine Yapılan Konuşma ve Yurttaşların Sorularına Verilen Yanıtlar[95]

“Sevgili hemşehrilerim, sizinle politika konuşmak istiyorum. İlk olarak dış politikadan bahsedeceğim. Çekoslovakya olayları, ondan sonra Orta Avrupa’da askerî hareketler oluyor. Bunlarla ilgili günlük ihtimalleri ve görüşlerimi sizlere anlatacağım.

Olaylar bizden uzak yerde farz edilebilir. Fakat NATO içinde bulunduğumuz için bizim de yakından ilgimiz vardır. NATO müttefiki olmamız itibariyle vaziyetimiz naziktir. Dış politikada, Avrupa’da bir savaş çıktığı zaman mutlaka bizim etrafımızda cereyan edecek, bizi türlü sıkıntıya sokacaktır. Düşünerek, ölçerek, doğruyu bularak, fikirlerimizi açıkça söylüyoruz. Biz NATO’dayız. NATO içinde münasebetlerimiz var. Öte taraftan Sovyet Rusya ile, özellikle son senelerde iyi münasebetlerimiz gelişmektedir. Biz türlü ihtimallere karşı NATO içindeyiz. Genel politika olarak, Sovyet Rusya ve Amerika’ya karşı düşmanlık politikası yürütülmesine karşıyız.

CHP olarak, bunun uluslararası münasebetlerde önemli bir anlamı olduğu kadar, memleket içinde de türlü anlamlar arasında kendimize anlaşılır, isabetli bir istikamet bulmak anlayışındayız. Memleket içinde ihtiyatlı bir politika istiyoruz. Tahrik edici bütün ihtimallerden sakınmayı tavsiye ediyoruz. Amerika ve Rusya ile düşmanlık politikası yürütülmesine içerde sebep olmayız, dışarıda da bunu tasvip etmeyiz.

Bugün Çekoslovakya olaylarından sonra açılan tartışma yumuşamıyor, gevşemiyor. Bunun için Avrupa içinde büyük ölçüde çekişmeler devam ediyor. İkinci Cihan Harbi sonunda uzun seneler süren ve adına soğuk harp denilen bir dil ve propaganda kavgası başlamıştı. 25 sene sonra herkesin iç idaresi başka türlü olabilir, milletler sulh içinde birbirlerinin yanında yaşama çaresi bulacaklardır. Böyle bir umut daha sonra cihan politikasına hâkim oldu. İnsanlar nefes aldı. Artık üçüncü cihan harbi çıkması ihtimali azaldı, hattâ kalmadı diyenler oldu. Şimdi bu barış havasından sonra, herhangi bir kazadan, yanlış adımlardan yeniden büyük çatışmalar çıkar mı, diye sağda solda kaygılar, endişeler var.

Hükûmetin beyanlarından ihtiyatlı bir şekilde konuştuklarını görüyorum. Birbirlerimizden uzak yerlerde olduğumuz için görüşmek imkânı olmuyor. Fakat memleketçe de, hükûmetçe de ihtiyatlı hareket edildiğini zannediyorum. Şimdi memleket olarak kaygı duyduğum bir noktaya temas etmek istiyorum. Yarın sabah nerede ve ne vukuat çıkacağı belli olmaz. Böyle zamanlarda, yani dış politikanın gergin olduğu zamanlarda memleketler ihtiyatlı bulunmayı, bir hâdiseye bulaşmamayı, kimseyle tutuşmamayı, sataşmamayı düşünsünler. Memleketin, milletin birbirlerini dinlemez, birbirlerine güvenmez halde bulunmaması lâzımdır. Yani milletçe aramızda türlü münakaşalar olabilir. Ama gücünü bilir bir millet olarak birbirimize düşmüşüz, memleketi bir kenara bırakmışız, artık düşünmez hale gelmişiz dâvasında olmadığımızı bilmenizi isterim. Aşırı tartışmalar ve dalaşmalar olmamalıdır. Bunun için dikkatli konuşuyor ve bu vaziyetten selâmetle çıkmamızı diliyorum.

Cihan harbi tehlikesi

Dış politika rahatsızlığı yalnız Orta Avrupa’da olmuyor. Ortadoğu’da da var. İsrail’le Arap dünyası arasında yeniden çetin çatışmalar çıkması ihtimali varmış gibi bir hava esiyor. Geçen sene ki İsrail-Arap harbi sırasında, bu harp büyürse kıyamet bizim etrafımızda kopar, diye hükûmete söylemiştim. Biz bu harbin dışında kalacağız, tarafsız olacağız, demiştim. Hükûmet de resmen açıklamamakla beraber, tarafsız denebilecek bir karışmama politikası tâkip etti. Ortadoğu’daki o vaziyet tekrar alevlenecek durumdadır, diyorlar. Yeniden bir harp çıkarsa, bunun yatışması –büyük devletlerin– özellikle Amerika ile Rusya’nın, çatışma ihtimalini önlemesine bağlıdır. Bunun için Ortadoğu’da büyük bir harp doğmayacak gibi görünür.

Ama hem Ortadoğu’da, hem Orta Avrupa’da tartışmalar olursa, daha büyük çatışmalardan korkulur.

Cihan harpleri.. Birinci nasıl başladı, ikinci nasıl başladı? Bunu görmüş olan ve içinde bulunanlar arasında benim kadar yaşayanı; milletler içinde, çok seyrekleşti. Bunları geçen hafta gibi hatırlarım. Bu hatıraları şunun için söylüyorum; birinci ve ikinci cihan harplerinin patlamasından bir hafta, üç gün evvel, o zamanki hükûmetler daima harp çıkmıyor, harp çıkmaz, harp çıkmayacak derler de. Çıktıktan sonra da, çıkmayacaktı, ama filan şöyle söyledi, filân böyle söyledi, işler böyle oldu, derlerdi.. Ama, böyle şeyler olur mu dersiniz belki.. Demeyin, olur. Ben bunları görmüşümdür.

Demokraside ilerledik

Şimdi iç politikadan konuşmak istiyorum. Bugün siyasî tartışmalarımızda büyük bir fark ve ilerleme vardır. Bu fark türlü hissi sebeplerden, siyasî partiler arasında yapılan münakaşa artık vatandaşı ilgilendirmemeye başladı. Vatandaşın başlıca ilgilendiği konu, kalkınma, geçim dâvası, sosyal meseleler ve bu konularda hükûmet tedbirleriyle muhalefet tedbirlerinin kıyaslanmasıdır. Vatandaş ona göre değerlendirip seçim yapıldığı vakit kararını verecek.

Ara seçim oluyor.. Tıpkı yüz senelik demokrasi tecrübesine sahip memle-ketlerde olduğu gibi, muhalefet partisi biraz fazla oy alırsa, hemen münakaşa ediliyor. Neden hükûmet geriledi? Neden Muhalefet kazandı? Münakaşa ediliyor.

Bu günlerde talih CHP’ye yaver görünüyor. Bülent Ecevit’in şevkle ve zevkle anlattığı gibi, seçim neticeleri üzerinde hesaplar yapıyoruz. Bu hesaplar CHP’nin ilerlediğini vatandaşın gözünde itibarının arttığını gösteriyor, diye öğünüyor, seviniyoruz. Karşımızda bulunan iktidar çevreleri de, bu neden böyle oldu, diye sebeplerini araştırıyor, tedbir düşünüyorlar. Bunların hepsi demokratik memleketlerin medenî mücadeleleridir. Hepsine memnun olmak lâzımdır. Bütün bunlar düşmanlık yaratmaksızın bizi huzuru kalple yeni seçime götürecek. Bu anlayış yerleşirse ve bu böyle giderse, iktidar bir değişikliğe uğradığı zaman memleket huzurunu kaçırıcı tatsız hiçbir şey olmaz.

Bu umut bende kuvvetlidir. Size haber vereyim ki, memleketin kalkınması için bizim bulduğumuz kurallar, tedbirler, yollar daha iyi, daha faydalı neticeler verecektir. Kalkınmamızı daha iyi yapacağız, daha iyi sonuçlar alacağız. Onlar çalışıyor, biz çalışıyoruz. Seçimi biz kazanacağız, dediğimiz zaman darılmak yok.”

Halkla açık oturum

Büyük bir ilgi ile dinlenen konuşmasından sonra CHP Genel Başkanı İsmet İnönü Gebzeliler’e “Kendisinden bir şey öğrenmek isteyip istemediklerini” sormuştur. Kendisini dinleyen topluluk arasında bulunan Avukat Fehmi Bora’nın sorduğu: “Dış politikada üçüncü bir dünya kurulmasını ve bu dünya içinde yerimizi almayı gerektiren durum ortadan kalkmış mıdır?” sorusuna İnönü şu karşılığı vermiştir.

“İki tarafın birbiriyle kapışmak ihtimali var diyoruz. Ortalarına girip, durun üçüncü dünyayı kuruyoruz, desek, bunları dinleyecek olsalar, zaten kapışmazlar. NATO’dayız. Amerika ile Rusya’ya düşmanlık politikası tâkip edilmesini istemiyoruz. Üçüncü dünyayı bıraktık, yeni bir dünya felaketi olursa Türkiye’nin vaziyeti ne olacak, bunları düşünüyoruz.”

Aynı şahsın “Ortadoğu devletleri arasında Türkiye’nin lider durumu alması dış siyasetimiz bakımından daha uygun değil midir?” sorusuna ise CHP Genel Başkanı İnönü şöyle cevaplamıştır:

“Bunların kapışması ihtimalinden bahsolunuyor. Her iki tarafı büyük ölçüde destekler gözüken Amerika ve Rusya bu Ortadoğu meselesine aylardır bir çare bulamadılar. Bulursa onlar bulacak. Dikkat edilirse her ikisi bir tarafı haklı bulmaktadır. Lider vaziyeti almak için bir tarafı haklı bulmak, desteklemek lâzımdır. Ortadoğu olaylarında tarafsız kalmayı menfaatimize, barış dâvamıza daha uygun olacağına inanıyorum.”

İnönü’ye sorulan öteki sorular ve İnönü’nün verdiği cevaplar şöyledir:

Soru: Almanya’nın Türkiye’den üs istediği konusunu açıklar mısınız?

İnönü: Bir mahrem toplantıda, geçmiş zamanların siyasî olaylarından bahsederken bazı meselelere de değindim. Aslında bir esası var ama, gazetelere silik olarak, dağıtılmış ve değiştirilmiş olarak geçmiştir. Kesin teklif halinde olmayan bir yoklama. Ama yoklama… İkincisi, üs tabirine sığacak hiçbir mânası yok. Almanya Türkiye’den üs istemiş. Böyle bir şey yok. NATO içi müttefiklerin birbirleri içinde talim alanı bulma konusunda yapılmış taleplerdendir.

O zaman, ben de bunu yapmamız mümkün olmaz dedim. Yaptığımız mah-rem toplantıda, bu gün böyle bir mesele olup olmadığını bilmiyorum dedim. Alman Başvekili ile konuştuğumuz zaman aramızda siyasî konular üzerinde bir tek satır geçmedi. Hep iktisadî konuları konuştuk. Onun için toplantıda yeni bir şey olup olmadığını bilmiyorum, dedim. Hükûmetle aralarındaki konuşmada böyle bir şey geçip geçmediğini bilmiyorum. Neler konuşulduğunu da bilmi-yorum.

Dışişleri Bakanı Çağlayangil’in gazetelerdeki beyanatından anlaşıldığına göre, görüşmelerde talim alanı ile ilgili bir teklif yapılmadığını duymak beni memnun etmiştir.

Soru: Paramızın değerinin düşürülmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?

İnönü: Para değerinin düşürülmesi iktisadî hayatta çok önemli bir olaydır. Geçmiş zamanda başımızdan geçti. Mecbur olduğumuz sebepleri bilirim. Lehinde ve aleyhinde söylenilenleri hatırlarım. Anlaşıldığına göre hükûmet kesin olarak vaziyet almaktadır. Bütün iktisatçılar ihtimal ve tesirler üzerinde fikirlerini açıkça söylemeye başlamışlardır. Benim konuşmam için vakit henüz gelmemiştir. Onun için kusuruma bakmayın.

Soru: (Bir Hukuk öğrencisi) Üniversite olayları ve öğrenci istekleri konu-sunda görüşünüz nedir?

İnönü: Hâdise başladığı vakit çok üzülmüştük. Hükûmet önce sakin davran-dı. Üniversite içinde yeni bir rahatsızlık var, bakalım ne olacak, diye izledik. Bu durum Avrupa’da da vardı. Bir ara vaziyet düzeldi. Öğretim üyeleri, öğrencilerin isteklerini anlayışla karşıladılar. Bir anlayış havası ortaya çıktı. Mesele Meclise geldi. Vaziyet düzelir gibi idi. Şimdi öyle bir vaziyet var, biliyorum.

Kubalı’ya karşı yapılan hareketler konusunda görüşü sorulan İnönü,. “Biliyorsunuz ki mesele mahkemededir. Bu durumdaki meseleler karşısında siyasî bir vaziyet almamak lâzımdır” sözlerini söyleyerek, büyük sevgi gösterileri arasında Darıca’ya gitmek üzere otomobiline binmiştir.

 

 

 

 

İstanbul Pendik Darıca’da Halkla Yapılan Sohbet[96]

Yanında milletvekilleri İstanbul CHP İl Başkanı ve İzmit CHP’li Kadın Belediye Başkanı Leylâ Atakan olduğu halde Darıca’ya gelen İsmet İnönü, Burada bir kahvehanenin bahçesinde toplanan topluluğa, “Benden öğrenmek istediğiniz bir şey var mı?” demiştir. Bunun üzerine kendisine Darıcalı meyve müstahsilinin İstanbul kabzımalları tarafından sömürülmekte olduğu anlatıl-mıştır.

Bu arada Darıcalı bir üretici İstanbul’a sevk ettiği kırk kilo üzüme ait fatu-rayı İnönü’ye vererek “Kilosu 15 kuruştan 40 kilo üzüm altı lira eder paşam. 515 kuruş masraf gösterdiler, kabzımallar 40 kilo üzüm karşılığı elime 83 kuruş verdiler” diye yakınmıştır.

İnönü bu açık haksızlık karşısında faturanın kendisinde kalmasını isteyerek şöyle konuşmuştur: “Bülent’in kulakları çınlasın. Onun derdi bu. Bu meselelerle uğraşıyoruz. Şimdi umutluyuz. Fikirlerimizi anlatabiliyoruz. Hissi sebeplerle ağız dalaşmaları yapıp politika yapmak adeti kalkıyor.”

CHP Genel Başkanı daha sonra Darıcalılar’ın şikâyetçi oldukları araba vapuru ve yol meselelerinin halli için gerekeni yapacağını söylemiş ve çimento fabrikasında fırın işçisi olarak çalışan Darıcalı işçinin “Ben bir işçiyim. Fabrikamda işçi temsilcisiyim. Partili değilim. Fakat CHP’nin sosyal dâvalara büyük önem verdiğini görüyorum. Bunun için soracak bir şey bulamıyorum” sözleri üzerine son derece memnun olarak şunları söylemiştir: “Beni dinleyin. Büyük müjde bu. Senelerden beri sosyal dâvalarda işçi meselelerinde çalışıyoruz. Böyle mükâfat yeni yeni görüyorum. Bunu bilen, teveccüh gösteren arkadaşların çoğalması bizi çok sevindirir.” (...)

 

 

 

 

İstanbul Kartal-Soğanlı Köyünde Ekonomik Sorunlar, Ortanın Solu, Aşırı Uçlar, Vicdan Özgürlüğü, Dinin Siyasete Alet Edilmesi ve Dış Politika Üzerine Yapılan Konuşma[97]

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, önceki akşam Kartal’ın Soğanlı köyünde halkla bir sohbet toplantısı yapmış ve önce kendisine sorulan çeşitli soruları dinledikten sonra, bunlara cevap vermiş; bu arada dış politika üzerindeki temel görüşünü bir kere daha tekrarlayarak, köy müezzinin bir sorusu üzerine, din ve vicdan hürriyetinden bahsetmiştir.

İnönü’nün konuşmasının tam metni şöyledir:

“Çok uyanık bir cemiyet içindeyiz. Çok önemli meselelerle ilgili sorular sordunuz. Tahmin ettiğim gibi vatandaşın meşgul olduğu meseleler, sosyal meseleler, işçi meseleleri, kredi meseleleridir. Esnaf kredi almak istiyor. Kendi imkânları içinde hakkı olduğunu bildiği hudutta kredi alamadığından şikâyetçidir. Yakın iki ilçeden birinde kredi verilip, birinde verilmiyor. Bir vatandaşımız çocuk yetiştirmekte güçlük çekiyor. Kendilerinden kefalet istiyorlar veremeyeceği için çocuk yetişemeyecek diyor.

Ortanın Solu budur

Bunlar hepsi sosyal meselelerdir ve biz cemiyetimizin kalkınması, huzurun sağlanması için sosyal ihtiyaçların ön plâna alınarak gerçekleştirilmesini istiyoruz. Ortanın Solu Politikası budur; vatandaşların bu meselelerini göz önüne alarak onları halletmek politikasıdır. Muhtaç olana kredi imkânı verelim, üreten kendi mahsulünü değerlendirebilsin, üretimi arttırabilmek için, sanatkarın işini ilerletebilmek için muhtaç olduğu krediyi iyi şartlarla bulsun. Hepsi de kanun yoluyla halledilir. Şimdi bana söylenen münferit meselelerle ayrıca meşgul olacağım. Temennim, şikâyet mevzuları anlatıldığında, hükûmetin anlayış göstermesidir.

Aşırı uçların çekişmesi tehlikeli

Bir arkadaşımız komünizm, irtica, var dedi. Bundan ıstırap duyuyorum. Milleti böyle içinden muhtelif akımlarla bölmek zararlı bir şeydir. Bundan hep müteessir oluyoruz. Tedavisini arıyoruz. Bir cemiyet içinde, rejim ve demokrasi üzerinde komünizm ve irtica denen aşırı uçların çekişmesi tehlikelidir. Bunların tedavisi cemiyetin kendi elinde.

Demokrasiye alışkanlığı, fikir özgürlüğü, cemiyet meselelerini halkın yararına olan ihtiyaçları özel ihtiraslardan ayırmakla kolaylaşır. Cemiyet bu ayrımları kolay yaptığı nispette bu hastalık azalır. Devlet, böyle bölücü, ayırıcı akımları önleyecek kanunları bulmaya mecburdur. Bugünkü halde bu akımlar bir bakıma sert tertipli, birbirlerine karşı insafsız görünüyor. Doğrudur. Ama bu meseleler içinde gözünüzden kaçan bir nokta var ki teselli bulasınız diye söylüyorum. Bu bölünmeler bundan 50 sene evvel olsaydı, yerle gök birbirine karışırdı. Memlekette çok büyük huzursuzluk olurdu. Bu sarsıntı ve dalgalanmalar arasında geçen 50 sene içinde cemiyetin anlayışı. muhakemesi çok ilerlemiş ve zihinler açılmıştır. Artık fesat tohumları kolay yeşermiyor. Ama hükûmetler için tedbir almak güç olmuyor. olmayacaktır. Siz cemiyet olarak. vatandaş olarak, fikir özgürlüğünü, vatandaş huzurunu düşünen, bilen kişiler olarak dikkatli, oldukça yanlış hareketler fazla zararlı olmayacak gibi görünüyor.

Din ve vicdan özgürlüğü

Bir müezzin arkadaşımız, Kadıköy’de bir vâizin konuşmasının hilâfetçilik olarak yorumlanmasından söz ettiler. Camilerde vatandaşlarımıza vâizler, onları din bilgilerinde, kanaatlerinde uyarmak için, aydınlatmak için elbette verilecektir. Bu vaazlar çok eskiden serbestti, çok zamandan beri de hükûmet kararıyla. diyanet işlerini devletin kanunlarla murakabe etmesi usulden olmuştur.

Din siyasete alet edilemez

Sevgili arkadaşlarım,

Cumhuriyet devrinde, Cumhuriyette esaslı bir devlet kanunu vardır. Anayasa vardır, kanunlar teminat altındadır. Din siyasete alet edilemez. Çünkü din, çok tesirli, çok kuvvetli, çok inandırıcı bir çalışma ve telkin vasıtasıdır. Siyasî maksada alet edildiği zaman, siyasî hayat, memleket ihtiyaçlarına göre yürümez. Siyasî hayat, dini siyasete alet edenlerin siyasî maksadına göre işler. Bu yanlış bir harekettir, tecrübe edilmiştir. Cemiyetlerin hayatlarında, yetişmeleri yolunda, dinle siyaset birbirlerinden ayrılmıştır. Yahut; kanun yoluyla, dinle devlet işleri birbirlerinden kesinlikle men edilmiştir. Eğer bu ayırmaya dikkat edilirse, vâizler camilerde hangi partiden, hangi kanaatten olursa olsun, bütün vatandaşların dikkatle dinleyecekleri bir istifade yeri olur. Bundan hem mübarek din faydalanır, hem de vatandaşlar huzursuz olmaz. Vâizler camilerde kanun dışı kullanılırsa, vatandaş zarar görür. Hükûmetin vazifesi, camilerdeki vâizlerin siyasete alet edilmemesine dikkat etmektir. Devletin diyanet işleri teşkilâtı vardır. Vâizleri murakabe eder. Hatayı düzeltmeye çalışır. Bahsolunan Osmanağa Camiindeki vaka günün meselesidir.

Orada, cemaat avluda bir cenazenin başında toplandığı zaman, içerdeki vâizin sözlerini dinlemişlerdir. Herkes işitiyor ve şikâyetler oluyor. Vâiz doğru mu yanlış mı hareket etmiş, hâkim karar verecek.

Büyük murakabeci vatandaştır

Vicdan hürriyeti Türkiye’de esastır. Camilerimizde din üzerine vaaz verilir. Vaaz ve dini telkinler siyasete âlet edilemez. Bu tarzda dinle siyasetin vaziyeti, huzur içinde tanzim edilmiş olacaktır. Bütün siyasî partilerin ve hükûmetin istediği budur. Asıl büyük murakabeci vatandaşın kendisidir. Hiç bir itham, vatandaşın bir kısmının diğer kısmı tarafından kafirdir, dinsizdir diye kötülenmesi kadar azap verici değildir. Her iftiradan daha çok, vatandaş bu ithamdan rahatsız olur. Ümit ederim, o müezzin arkadaş da aramızdadır ve söylediklerimden memnun kalmıştır. Vâizlerin öğretecekleri şeyler vardır ve kanun içinde vazifelerine dikkat edeceklerdir. Bu anlayış içinde vatandaş huzurunu temin etmeye çalışıyoruz.

Dış politika

Almanya meselesi ne olacak? dediler ve bazıları da bu vaziyetten kaygı duyduklarını bildirdiler. Dış politikada endişe edilecek, her halde dikkat edilecek, kaygılanacak olaylar vardır. Ortadoğu’da Araplar’la İsrail arasında çarpışmadan ve harp ihtimalinden bahsediliyor. Esasen her gün ufak büyük, Araplar’la İsrail arasında çatışmalar olmaktadır. Bir sefer haline gelmesi nihayet bir büyük harp manzarası alması vâki olacak mı, bilmiyorum. Her halde sulh yoktur. Daimî olarak bir huzursuzluk ve bir dalaşma, genişleme hali vardır. Araplar bitişiğimizdedir. İsrailliler pek yakınımızdadır. Bu olaylar bizi yakından ilgilendirir ve bulaşmak tehlikesi daima vardır. Mesele Araplar’la İsrail arasında mahalli bir kavga manzarasında değildir. Bu yüzden büyük devletler özellikte Amerika ile Sovyet Rusya arasında bir tartışma konusudur, aralarında hallolması lâzım olan güç bir mesele halini almıştır. Bir seneden beri bütün dünya bunu bekliyor. Şimdi bunun yanında Amerika ile İngiltere arasında Orta Avrupa’da Çekoslovakya olaylarıyla başlayıp devam eden askerî durumlarla yeni bir takım endişeli ihtimaller belirmiştir. Bu ihtimaller henüz bir durgunluğa varmadı. Tartışma halindedir. Karşılıklı ihtilâf, şikâyet manzarası vardır. Biz de bunu karşıdan seyrediyoruz. Bu da bizden uzakta bir karışıklık değildir. Coğrafi vaziyetimize göre bu olaylar da genişler sarp bir istikamet alırsa bizim kıyımızdan geçecektir. Bize bulaşarak geçecektir. Dikkatli olmamız lâzımdır. Benim bu hâdiselere karşı bulabildiğim ihtiyati tedbir şudur:

Kışkırtma yarışına karışmamalıyız

Ortadoğu’da Arap-İsrail arasında tarafsız olduğumuzu açıktan ve başından söylemeliyiz. Orta Avrupa’da vaziyet başka türlüdür. NATO’dayız. Sovyetler’le iyi münasebet istikametindeyiz. Bir kaç seneden beri bizim zamanımızda başlayan iyi geçinme politikası bizden sonraki hükûmetler zamanında da devam etti, millî bir politika haline geldi. Şimdi eğer ihtiyatlı olursak kışkırtma yarışına karışmamaya çalışırsak, Amerika ile Sovyet Rusya’ya karşı iç politikada, düşmanlık politikası gütmezsek, ondan sonra dış politikada buna paralel olarak münasebetlerin düzelmesini büyük devletler arasında yürekten arzu eden bir istikamet tutarsak doğru hareket etmiş oluruz. Bu kanaattayım. Olaylar nasıl gelişecek, gerginleşecek, bize daha yakından ne şekillerde değinecek bunları şimdiden tamamıyla tahmin etmek mümkün değildir ve her yeni vaziyette nasıl bir tedbir alınması lâzım geldiğini de tayin edemeyiz. Umumî olarak bu istikametler kâfidir. Sovyet Rusya ve Amerika’ya bir düşmanlık politikası gütmemeliyiz. Sulh yolu ile dâvaların hallolmasına yardımcı olmalıyız. Böyle bir umumî politikada memleketin menfaatine uygun hareket etmiş oluruz kanaatındayım. Dış politika olarak şimdi iki taraflı olaylar ve gerginliklerden dolayı bütün dünyada dikkatli bir bekleyiş vardır ve bir kaygı vardır. Her gün herkes yeni ne havadis var, ne oluyor? diye araştırmaktadırlar.

Arkadaşlarıma dış politika üstünde bugün daha fazla bir şey söyleyecek durumda değilim. Nihayet ben de sizin gibi havadisleri yakından tâkip ediyorum. Vakalara mahiyetleri üzerinde doğru teşhis koymaya çalışıyorum. Ama resmî bilgim, resmî münasebetlerden bilgim yoktur. İktidarda olmayınca insan devletler arasındaki münasebetleri her gün, her saat tafsilatıyla bilemez. Tabiatıyla bilemez. Devletler arasındaki münasebet şimdi eski zamanda olduğu gibi tamamıyla kapalı gizli değildir. Bunun bir kısmı açıktadır. Haberler geniştir. Geniş ölçüde bilgi alıyoruz.. Bununla beraber, yine devletler arasında kimsenin bilmediği münasebetler vardır. Devletler olunca, dış politika olunca, onların münasebetlerinin de kendine göre usulleri olacaktır.”

İnönü daha sonra Soğanlı köyünün geleceği ile ilgili görüşlerini de belirtmiş ve temennilerde bulunarak şöyle demiştir:

“Soğanlı’da epey vaktinizi aldım. Memleketimizin iç ve dış bir çok mesele-leri üzerinde bir çok şey öğrendim. Bana çok ilham verdiniz. Bundan sonraki çalışmalarımda daha faydalı olacağını [söyleyebilirim]. Yalnız bir şey söyleyeyim:

Soğanlı, göreceksiniz, bizim çok aydın görüşlü, ileri bir cemiyetimiz olarak kendini gösterecektir. Herkes uyanıktır, herkes çalışma hevesindedir, çalışma kararındadır. Meselelerini, ihtiyaçlarını biliyorum. Belediye olacak, kasaba olacak. Soğanlı süratle ilerleyecek. Bir daha geldiğim zaman burada büyük diplomatların arasında konuşuyor gibi konuşacağım. Çok istifade ettim arkadaşlar sizden. Soğanlılar ben yakında ayrılıp Mecliste vazifeye gideceğim. Soğanlılar, vatandaşlarımla verimli ve büyük temaslarımın sonuçlarından biri olarak iyi hatıralarla ayrılacağım. Ama isterim ki, siz de beni unutmamış olasınız. Unutmayın beni.. Sağ olun, teşekkür ederim arkadaşlar.”

 

 

 

 

85. Yaş Gününü Kutlama Toplantısında Yapılan Konuşma[98]

–Hayat Hikâyemin Özeti–

Bir büyük imparatorluğun çökmekte olduğu kaygısı ve memleketi kurtarmak ödevinde olduğumuz düşüncesi, bizim gençlik yıllarımızın en unutulmaz hatırasıdır. Altmış sene bu hislerin heyecanları, ümitsizlikleri ve zafer günleri içinde geçmiştir.

İmparatorluğun çöküşü içinde vazife yapmaya çırpınırken, hesapsız şehitler ve felâkete uğrayanlar arasında yaşayarak çıkmak gibi bir umulmadık olay başımızdan geçti.

Millî Mücadele, ben 38 yaşında iken zaferle bitmiştir. Bu devirden, amansız ve kudretli dış düşmanlar karşısında, kendi memleketimizi temsil yetkisi iddia edenlerin idam fermanını boynumuzda taşıyarak çıkabildik.

Ümitsiz günler unutulmuş, vatanı yeniden kurmak ve yükseltmek azmi ile işe başlanmıştır. Yepyeni bir Türkiye’nin her sahada temellerini atmak, elimize geçen emaneti yüz akı ile yeni kuşaklara devretmek tek amacımız olmuştur.

1920’den yâni 36 yaşımdan beri memleket idaresinde birinci derecede mesuliyet taşıyanlar arasındaydım. Doğrudan doğruya siyasî kudret sahibi olarak 1950’ye kadar, yâni 66 yaşına kadar, Türkiye’nin selâmeti ve ilerlemesi gibi bir ödev yolunda bulunduk.

1950 senesini, memleketin yüz seneden beri hasretini çektiği yeni hayat tarzını, yüreğimiz ümit ve iftiharla dolu olarak seçmiş bulunuyoruz.

Aklımın erdiği günden beri sıra ile başımdan geçen aşırı güçlük ve başarı anlarının, bu yeni devirde de birbirini kovaladığını görüyorum.

Bu uzunca siyasî hayatı bir cümlede canlandırmak isterim: Bütün ömür boyunca her zaman elde edilmesi millet için aziz olan bir amaç peşinde koştum. Bu bana şevk ve kuvvet vermiştir.

Aile hayatımda huzur ve mutluluk hatırası ile doluyum. Aile içinde dar zamanlarımı genişleten kasvetli günleri aydınlığa yönelten başlıca desteğim, eşim Bayan İnönü olmuştur. Siyasî hayatımın bütün üzüntülerini sabırla ve cesaretle karşıladı. Hiçbir sarsıntı anında ürkmedi. Aile içinde geçimimiz, daima anlaşmalı olmuştur. Biz bunun tılsımını şu usûlde bulduk: Bir olaydan hangimiz şikâyetçi olur ve ilk söze başlarsa, ötekimiz susar, hak verir ve fırtına ne kadar sürerse mutlâka sütliman olarak biter.

Çocuklarımla arkadaş gibi yaşadım. Şimdi torunlarımla arkadaş gibi anlaş-mağa çalışıyorum.

Ben, Türkler’in iyi aile hayatına tabiattan istidatlı olduklarına inanmışımdır. Ben, aile saadetinin temelinin, tek evlilik olduğuna yürekten hükmetmişimdir.

İkbâlin ve kudretin en yüce devirlerinde taşınabilecek duyguların en değerlilerine, iktidardan ayrıldıktan sonra eriştim.

Resmî hizmet yolunun en büyük mükâfatı, resmî hizmetten ayrıldıktan sonra milletten sevgi görmektir. Bu ikbâle ermiş insanlardan biri olmakla iftihar ederim. Hususî ve siyasî hayatın hil’atlarından sıyrıldıktan sonra sevgi ile karşılanmak, bizde nadir görülmüştür. Muarızlarım dahil, bütün siyaset adamlarına bu ikbâli yürekten dilerim.

Geçmiş hayatımın arkadaşlarını, yardımcılarını ve bana âmir mevkiinde bulunmuş olanları saygı ile anıyorum. Beraber çalıştığımız zamanlarda bana daima rehber ve yardımcı olan Büyük Atatürk’e karşı yüreğim sevgiler ve minnetlerle doludur.

 

 

 

 

85. Yaş Gününde Yapılan Sohbetler[99]

(...) İl Kadın Kolu Başkanı Türkan Okar, elini öpüp, “Seksen beşinci yaşınız kutlu olsun Paşam..” diye tebrik edince, İnönü: “Bir senemi harcamayın. Zamanı değerlendireceğim. Bir seneyi daha teminat altına alıyorum” diyerek güldü. Sonra, Cumhurbaşkanının yaş günü dolayısıyla gönderdiği mesaja teşekkür edip, “Çok güzel bir mesaj. Çok müteşekkirim. Çok kibar hareket etmiş..” dedi.

(…)

Ziyaretçilerden birinin, “Bu yıl denizde şamandıraya kadar yüzmüşsünüz Paşam” sözlerinden çok hoşlanan İnönü, “öyle” dedi ve devam etti. “Geçen sene daha yaşlıydım.

Geçen yıl 3.5 dakika kalıyordum. Şimdi 5 dakikayla baladım, 14 dakikaya kadar denizde kaldım. Biz şamandıraya yandan gittik sonra yolu düzeltip şamandıraya vardık. Türk’ün aklı sonradan başına geliyor.”

(…) Bir ara misafirlerden fırsat bulup her sabah kendisine ulaştırılan Associated Press ajansının İngilizce bültenini okuduktan sonra durdu, öksürdü ve konuştu:

“Johnson, Vietnam politikasında yumuşama yapacağını vadediyor..”

(…)

Bugün bastığı 85’inci yaşını sembolize eden 8 büyük ve 5 küçük mum vermişti. CHP il yöneticileri “Paşam, yaşınız kadar mum getirmek mümkün değil. Sekiz büyük mumun her biri 10 yıla, küçüklerin ise her biri 1 yıla karşılıktır” demişlerdi. İnönü bunun üzerine gülerek: “Sekiz beş daha 13 eder. İşte benim yaşım” şeklinde karşılık vermişti. Öğleden sonraki İzmitli misafirlerine de bütün bunları anlattı.

(…)

İnönü, gazetecilerin yaş dönümü ile ilgili bir sorusu üzerine “Doğum gü-nümde benim değil, sizlerin konuşması gerekir. 24 Eylül 1884 yılında doğdum, artık hesabını siz yapın ve kaçıncı yaş yıldönümünü kutladığımı hesaplayınız” demiştir.

 

 

 

 

85. Yaş Günü Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın Mesajına Verilen Yarıt[100]

SAYIN CUMHURBAŞKANI

ANKARA

Yaş günüm münasebetiyle lütûf buyurduğunuz iyi dileklere ve alicenap tebriklere şükranlarımı sunarım.

Büyük görevinizi başarıyla ve tam afiyetle ifaya devam buyurmanızı yürekten niyaz ederim. Derin saygılarımı sunarım.

İSMET İNÖNÜ

 

 

 

 

İstanbul Belediyesini Ziyarette Söyledikleri ve Belediye Başkanı Fahri Atabey ile Yapılan Sohbet[101]

(...) Başkanlık odasına Atabey’le birlikte giren CHP Genel Başkanı İsmet İnönü burada Belediye Başkanı’na İstanbul’la ilgili bazı hatıralarını anlatarak şöyle demiştir:

“İstanbul’a gelip gidiyorum. İstanbul Belediyesi bizim için temasta bulunacak saygı gösterilecek, elimizden geldiği kadar yardım edilecek, büyük sorumluluğu olan bir şehirdir.

Ben Başbakan iken bir yabancı devlet büyüğü ile Çamlıca tepesine çıkmıştık. O misafir, İstanbul’a buradan hayran oldu, çok büyük bir şehir, dedi. Ben, Majeste bu gördüğünüz bir şehirdir. Fakat aslında bu bir kıtadır, dedim. Tarihte öyle devirler olmuştur ki, yalnız bu şehre sahip olunmak istenmiştir.

İşgalden sonra İstanbul’dan geçiyorduk, şehri biz teslim alıyorduk. Teslim edenler, İstanbul’un idaresini alacaksınız ama İstanbul’un idaresi çok zordur, dediler. Ben de onlara iyi ama, bu bizim şehrimiz, biz burayı yüzyıllardır idare ediyoruz, cevabını verdim.

İstanbul’un idaresi, sorumluluğu büyük ve güç bir iştir. Siz siyasî hayatınız bakımından özel bir güçlük içinde bulunuyorsunuz. Ama bunu başarı ile geçirirseniz, büyük bir tekâmül imtihanı kazanmış olacağız. Siz cemiyet hayatının çeşitli kademelerinden geçmiş hürmete lâyık bir insansınız. Muhalefet partisinden büyük bir çoğunluk sizinle beraber iyi niyetle çalışmak istiyor. Sizi temin etmek isterim ki, yanınızda bulunan arkadaşlarım bizim esas politikamızın tâkipçisi olarak İstanbul’a, Türkiye Cumhuriyeti’ne faydalı olabilmek için size her türlü yardımı yapacaktır. Yüksek meziyetleriniz var. Bunu size açık bir kanaat ve politika ifadesi olarak söylemek için geldim. Sizin muvaffakiyetinizi memleketin muvaffakiyeti olarak göreceğiz. Size inşallah Cumhuriyet Hükûmeti de yardımcı olmak için kesenin ağzını açar. Ama, bu konuda hükûmetin güçlüklerini anlıyoruz. İstanbul’un ihtiyacı da pek çoktur.”

İnönü’nün bu sözleri üzerine Belediye Başkanı Atabey sevinç duyduğunu belirtmiş ve aralarında şu konuşma geçmiştir:

İnönü: Hükûmetten kuvvetli vaatler aldınız mı? Size yardım yapacaklar mı?

Atabey: Sizin beni feraha kavuşturan bu sözleriniz çalışma hızımı artıracak. Bana çalışmak için cesaret verdiniz.

İnönü: Bunu duymak bana rahatlık verdi.

Aatabey: İstanbul’un nüfusu 1985’te 4,5 milyon olacak dertleri pek çok..

İnönü: (Elini dizine vurarak) 4,5 milyon.. 1985’te.. Ama yarı şaka yarı ciddî bir şey söyleyeyim: 1985’e kadar Ortanın Solunu tatbike başlayacağız ve bunların çoğu buraya gelmeyecek.

Atabey: (İstanbul’un su, yol, gecekondu, trafik ve konut sorunları ile ilgili çeşitli dertlerini öne sürdükten sonra) Belediyede 42 bin 891 memur var. Bu bir ordu demektir. Bu kadar insanla iş yapılmıyor. Şikâyet için söylemiyorum, fakat her devirde, her gelen bir çok memur almış, arkadaşlarımla bu meseleyi konuşacağım, belediyenin parası yetmiyor.

Atabey daha sonra devletin dolaylı yollardan belediyeye yardımı olduğunu, İskân Bakanlığı’nın konut meselesinde olduğu gibi diğer bakanlıkların da kendi meseleleriyle ilgili işlemleri yapmaları suretiyle şehrin bir çok meselesinin halledilebileceğini söylemiş ve yüz milyon liralık istikraz yapmaya çalışıldığını, bu konuda Meclis arkadaşlarının anlayış gösterdiğini, belirtmiştir. İnönü’nün “Ne kadar faiz ödeyeceksiniz?” sorusuna cevaben “İller Bankası zaten bize 60 milyon lira veriyor. 100 milyonluk istikraza faiz ödemeyeceğiz, demiştir. Bu arada Atabey’in “Efendim bir kahve içmez miydiniz?” sorusuna elleriyle hayır işareti yaparak İnönü şöyle cevaplamıştır: “Kahve içmem. Mahrem konuşuyoruz. Yüksek memurlarımız kahve ısmarlamayı bıraksalar iki misli çalışacağız.”

Tatlı sohbet havası içerisinde İnönü Atabey’e yaşını sormuş daha sonra kendisine gösterilen Aksaray, Azapkapı meydanlarının trafik derdini çözmek için hazırlanmış olan projelerin maketleri üzerinde bilgi almış ve bir kaç anısını nakletmiştir.

Yapılan plânların en iktisadî olanını bulmak için büyük gayret gösterdiğini söyleyen Atabey’e İnönü başarı dilemiş ve “Çok istifade ettim. Tasavvurlarınız çok kıymetli. Çok kıymetli bir Belediye ve bir Belediye Meclisiniz var. Hepsini elbirliğiyle halledeceğiz” demiştir.

Sergiyi ziyareti

(...) Emekli bir subay olan M. Çayırlı’nın sergisinde eline tütün içmeye yarayan bir çubuk alan İnönü, sergi sahibine “Sigara içer misiniz?” diye sormuş, “Hayır” cevabı üzerine “Ben içtiğim zaman bu çubuklar çok güzeldi” demiştir. İnönü bu sergi sahibinin isteği üzerine özel deftere şunları yazmıştır: “Seramik sergisi, güzel sanatlar sergisi sayılacak niteliktedir. Hediyelik eşya arayanlar için değerli yerdir. Takdirler ve tebrikler..” (...)

 

 

 

 

İstanbul Küçükyalı ve Maltepe Belediyelerini Ziyarette Söyledikleri[102]

(...)

Küçükyalı Belediyesinde

İnönü, Belediye Başkanıyla yaptığı sohbet konuşmasında çeşitli meseleler hakkında bilgi almış, malî konularda tavsiyelerde bulunarak “Malî durum, ayrı bir bütçe ile güçlükler yenilir. Malî kudreti düzene sokmakla meseleler halledilebilir. İyi bir tasarrufla bir misli bütçe varmış gibi çalışılabilir” demiştir.

Maltepe Belediyesinde

Küçükyalı’dan sonra Maltepe Belediyesi’ni ziyaret eden CHP Genel Başkanı, burada da belediyenin malî gücünü sormuş ve kendisine verilen bilgi üzerine “Demek bütçeye vilâyet yardımı olarak 500 bin lira konuyor, fakat 100 bin lira kadar varidat alıyorsunuz?” diyerek hayretini ifade etmiştir.

 

 

 

 

CHP İstanbul Kartal İlçe ve Erzurum İl Kongresine Gönderilen Mesajlar[103]

Kartal İlçe Kongrenizi güvenerek ve sevgilerimle selâmlıyorum. Bu yıl Kartal yuvamızda çok faydalı bir yaz geçirdim. Tatil içinde Kartal’ı yakından tanımak bana ilham verdi. Güç ve şevk verdi.

Kartal’dan vazife duygum ve kazanma iradem yükselmiş ayrılıyorum. Yurdumuzun sorunlarını Kartal köyleri benim kadar biliyorlar. Yalnız dertlerini değil, çözüm yollarını da biliyorlar. Her yerde olduğu gibi Kartal’da da anlaşılmıştır ki, Türkiye’nin dertlerinin çözüm yolu ortanın solu politikasının yoludur.

Devlet idaresinde hesaplı ve israfsız olmak, memleket ihtiyaçlarını doğru bir sıraya koymak, özetle iyi bir planla çalışmak ödevlerin başında gelir.

Vatandaşımız anlamıştır ki; bir an önce CHP’nin isabetli idaresine kavuşmak, çabuk kalkınma için şarttır.

Sevgili Kartallı vatandaşlarım, bu gerçekleri bir daha denemiş olarak 1969 seçim yılını bekliyoruz. Başarının ilk şartı, CHP içinde birbiriyle iyi geçinen, birbirleriyle içten çalışan bir idare düzeni meydana getirmektir. Bu düzen parti içinde, Parti Meclisi’nde ve Parti Kurultayı’nda yaratılır. Seçmen vatandaşın huzuruna böyle bir parti çerçevesiyle çıkmak lâzımdır. Partinin bütün değerleri el ele çalışacaklar, teşkilâtımızı, parti değerlerini bir araya getireceklerdir. Sonra bu çerçeve, seçmenden alacağı teşvik edici oylarla memleket idaresini yürütecektir. Kısır çekişmelerle yitirecek zamanımız kalmamıştır. Bir an önce memleketi kalkındırmak, ilerletmek, yoksula ümit vermek zorundayız.

Sevgili Kartallılar, size bugün veda ediyorum. İki ay içinde bana öğrettiklerinizi huzurunuzda tekrarladım. Başarı ve örnek sayılacak bir kongre yapmanızı beklerim.

Hepinizin gözlerinden öperim, canım arkadaşlarım.

[Erzurum İl Kongresine gönderilen mesaj]

Erzurumlular sevgili vatandaşlarım:

İl Kongrenizi sevgilerle selâmlıyorum.

Erzurum’da memleket meselelerinizi ve Erzurum’un özel meselelerini görüşeceksiniz.

Erzurum tarih boyunca memleket meselelerini öncelikle düşünmeye ve dile getirmeye alışık olan bir bölgemizdir.

Memleket meselelerini görüştüğümüz zaman, vatandaşın karşısına çıkıp gelecek zaman için ona ümit vermeye Cumhuriyet Halk Partisi adına söz söyleyip destek istemeye hakkınız vardır.

Hattâ son yarım iktidarımız zamanında bile Erzurum için emek sarf olunmuş, yatırımlar yapılmıştır.

Plânlı kalkınmanın 10 yıl dâvacısı olduk. Anlatamadık. Bir misâl olarak, hazır bıraktığımız et kombinaları projesinin 1950’de iktidara gelenler tarafından, hemen ilk günü, nasıl terk olunduğunu hatırlarsınız.

Birinci beş yıllık plânı sosyal adalet esasları üzerinde gerçekleştirebilmek için çok emek sarf ettik.

Sosyal konulara dikkat ederek bir plân yapmak bizim programımız olmuştur. Bunu yürütebilmemiz, seçimlerde vatandaşın bizi desteklemesine bağlıdır.

Aziz Erzurumlular,

Sosyal dâvaları Erzurum en iyi anlayacak durumdadır. Memlekette ıstırabını çektiğimiz işsizlik meselesinden Erzurum bölgemiz çok müteessir olmaktadır.

Doğu kalkınmasında Erzurum özel bir önem taşımaktadır. Bu fikirleri ikinci beş yıllık plânda değerlendirmek için sarf ettiğimiz gayretler Adalet Partisi iktidarı tarafından itibar görmemiştir.

Sevgili hemşehrilerim, Aziz Erzurumlular;

Bütün memlekette ortanın solu politikamız, iftiralara ve yanlış yorumlara rağmen itibar görmüştür. Aydın geçinen politika esnafından ziyade sade vatandaş, sade köylü vatandaş, sosyal ve ekonomik düşüncelerimizi çok iyi anlıyorlar.

Ama bunları yorulmadan, usanmadan vatandaşın ayağına gidip anlatmak lâzımdır.

Aziz Erzurumlular;

Adalet Partisi’yle sosyal ve ekonomik meselelerde, hem esaslarda, hem uygulamada tamamıyla ayrıyız. Memlekette siyasî huzur ve emniyetin korunmasında Adalet Partisi iktidarının usulleriyle, şiddet arzuları ve müsamaha konularıyla daimî tartışma halindeyiz. Adalet Partisi’nin teşviki altına girmiş siyasetçiler de Adalet Partisi’ne yaranmak için tabiatıyla daha gayretlidirler.

Sevgili Erzurumlular, hepinizin gözlerinden öper, saygılar sunarım.

 

 

 

 

ODTÜ Ders Yılının Açılışında[104]

CHP Genel Bakanı İsmet İnönü, tatil dönüşü Ankara’da ilk ziyaretini dün Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne yaptı ve bir de kurdele kesti. Üniversitenin yeni ders yılına başlaması törenine katılan İnönü’ye, öğrenciler gelişinde olduğu gibi, gidişinde de büyük sevgi gösterisinde bulundular, gruplar halinde birlikte hatıra fotoğrafları çektirdiler.

Saat 10’da başlayıp, bir saat devam eden törenden sonra, Üniversitede Rektör Kurdaş ve öğrencilerin konuğu olarak bir saat kadar daha kalan İnönü, bu süre içinde hiç durmamacasına yeni tesisleri gezdi. Rektörden ve öğrencilerden bilgi aldı.

Bu arada yeni hizmete giren Kimya Mühendisliği laboratuarı sınıf blokları binasının kurdelesini “hayırlı ve uğurlu olsun” temennisiyle kesen İnönü, laboratuarın bütün dershane ve çalışma bölümleriyle ilgilendi, yapıda çalışan işçilerin hatırlarını sordu.

Kimya Laboratuarı’nda genç asistanlardan Gülser Berki’nin çalışmalarıyla ilgilenen İnönü, Berki’den kaç yıllık öğrenci olduğunu ve öğrenimini ne zaman tamamlayacağını sorup, “Paşam ben asistanım” karşılığını alınca, genç asistanı tebrik ederek, başarılar diledi.

Laboratuardaki bütün tesislerle ayrı ayrı ilgilenen İnönü, Üniversiteden ayrılırken, Rektör Kurdaş’a, “Size her gelişimde mutlaka bir cilt kitap okumuş kadar istifade ederim” dedi.

 

 

 

 

CHP İstanbul İl Gençlik Kolu Kongresine Gönderilen Mesaj[105]

İstanbul İl Gençlik Kolu siyasî hayat içinde gençlik hareketlerinin vatandaş gözünde önemli yer tuttuğu bir zamanda toplanmaktadır. Bütün dünyada gençlik hareketleri ön plânda yer almaktadır. Siyasal tartışmaların kökleşmiş partiler içinde yürütüldüğü eski demokratik gelenekte gençler, yeni kuşakların sözcüleri olarak bir takım hastalıklardan mustariptirler ve kendilerinde büyük dâvaların sahibi olmak sorumluluğunu belirtmektedirler.

Bütün dünyaya yayılmış olan bu akımların nedeni olan hastalıklar, tamamıyla meydana çıkmış değildir ve isteklerin nasıl ve ne ölçüde dikkate alınacağı da henüz çözümlenmemiştir.

Türkiye’de gençlik hareketleri, kendi tabiatında olan sorunları yanında dünya hareketlerinin de ister istemez hepimiz gibi özlemi ve etkisi altındadır.

Türkiye’de gençlik hareketlerinin bütün dünya olaylarına nazaran dikkati çekmesi lâzım gelen bir eksikliği ve niteliği vardır. Bizde gençlik hareketleri her yerden yıllarca önce, 1960 arifesinde kendini göstermiştir.

Genç kuşakların asil duyguları

Genç kuşaklar, memleketin siyasî kaderinde fedakârlıkla ileri atılmışlar ve memleketin içinde bulunduğu siyasî buhrana karşı üzüntülerini ve acılarını dile getirmişlerdir. Şu sonuca varmak istiyorum ki, bizim siyasî hayatımızda genç kuşaklar, memleketin demokratik rejimi, memleketin siyasî idealleri konusunda doğru yoldan ayrılmış, tutucu ve haksız siyasî eğilimlere karşı görev duygusu göstermişlerdir. Bu asil duygular, gençleri, kuvvetli bir devlet yapısı ve ilerici bir toplum hayatının sağlam temelleri üzerinde bulunan siyasî rejimlerde mal ve can emniyeti dahil olarak, insan hakları ve sosyal adalet ilkelerinin tâkipçisi yapmıştır. Asayişsizlik, idealsizlik, kanunsuzluk ve her çeşit gericilik ve tembellik nizamlarının aleyhinde ve anarşinin daima karşısında olacaklardır.

Gençlik, politikamızın sahibidir

Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları içinde dış politikada ve iç politikada tam bir yardımlaşma halinde bulunmaktadır. Gençlik teşkilâtımız Cumhuriyet Halk Partisi Programının ve politikasının sahibi ve izleyicisi olacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi, dış politikanın çevremizde geçirdiği sarsıntılar içinde, dünya barışında yardımcı olduğu kadar, kendi emniyetine dikkatli olan bir yolda yürümektedir. Bu yolda biz, etrafımızda olan olaylara karışmamayı, lüzumlu görürüz.

NATO ve Türkiye

Dünya olaylarının gelişmesi içinde Cumhuriyet Halk Partisi dahil bulun-duğu NATO ittifakında yerini muhafaza etmeyi memleket emniyetinin gereği saymaktadır.

Siyaset âleminde özellikle çevremizdeki olaylarda başlıca istikamet ve hedef tartışmasını idare eden devletlere, yani Birleşik Amerika’ya ve Sovyet Rusya’ya karşı her türlü düşmanlık gösterilerini zararlı bulmaktayız. Bizim gençlik kollarımız, gençlik hareketleri içinde bu fikirlerin savunucusu olacaklardır.

Ortanın Solu

İç politikada, ortanın solu deyimiyle özetlediğimiz ortanın solu hamlesini, gençlik kollarımız, Anayasamızın istediği sosyal adalet, sosyal güvenlik şartları içinde, memleketin kalkınmasını savunacaklardır. Sosyal ihtiyaçları politika-mızın ön safında tutmakla beraber bir sosyalist parti olmadığımızı gençlerimizin dikkatine yerleştirmeyi görev sayıyorum.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi’yiz, memleketin sosyal, ekonomik ihtiyaçlarını çözümlemeyi uygulamayı, gücümüz ve idealimiz içinde görüyoruz.

Gençlik kollarımız kendi kurultaylarında canlı ve bilinçli çalışmalarıyla dâvalarımıza yardımcı olacaklar ve partimizin büyük Kurultayı’nda olumlu çalışma paylarını alacaklardır.

Bütün gençlik teşkilâtımıza sesleniyorum

Büyük Kurultayımızda bütün vatandaşlara gelecek günler için ehliyetli bir iktidarın bütün ümitlerini haklı gösterecek bir imtihan vereceğiz ve memlekete huzur ve asayiş içinde kalkınma, ilerleme imkânı sağlayacak bir parti hüviyetinde kendimizi göstereceğiz.

Sizlere sevgilerimi ve başarı dileklerimi sunarım.

Vaktimiz dar olduğu için İstanbul İl Gençlik Kolu Kongresi’ne yazdığım bu demeci XIX. Büyük Kurultayımızdan önce bütün gençlik teşkilâtımıza fikirlerimi bildirmek için münasip bir fırsat saydım. Bütün gençlik teşkilâtımızın sözlerime ilgi ve dikkat göstermelerini rica ederim.

 

 

 

 

CHP Mardin ve Afyon İl Kongrelerine Gönderilen Mesaj[106]

İl Kongrenize selâmlar ve saygılar sunuyorum. Kongreniz Büyük Kurultaya hazırlık çalışmalarını yapacaktır. CHP iç ve dış politikası ile memleketin gelecek günleri için ümit veren başlıca siyasî örgüt haline gelmiş bir durum-dadır.

Bundan evvelki son Kurultaylarımız iç ve dış büyük meselelerin tartışma halinde bulunduğu bir ortam içinde çalışmıştır. O zamandan beri memleketin sosyal ihtiyaçları ileri bir hamle olarak CHP’nin kabul ettiği ortanın solu sorunlarını izlemekteyiz.

Vatandaşımız, yurdumuza vaat ettiği çözüm şekillerini anlamakta ve dertlerimizin büyük ölçüde ortanın solu politikasıyla çözümleneceğini ümit etmektedir.

İç ve dış politikada iktidar partisi ile aramızdaki farkları açık olarak belirtmekteyiz ve her yerde vatandaşlardan anlayış görmekteyiz. Kanaatimiz odur ki, eğer biz seçim çalışmasını ve sandık emniyetini partililerimizin kanun içindeki ödevlerini doğru ve tamam yapmalarıyla sağlayabilirsek vatandaş oylarının Cumhuriyet Halk Partisi’nde olduğu meydana çıkacaktır. Parti teşkilâtımız bu yönden büyük sorumluluk altındadır.

Sosyal adalet içinde dertlerin tedavisini, kalkınmayı sağlamayı arzu eden halkımızın oylarını seçim usullerini ihmal etmek yüzünden kaybetmek çok acı veren bir hata olacaktır.

Kurultaya kuvvetli ümitlerle gidiyoruz. Sizin iliniz Kurultayda önemli bir görev sahibidir. İyi hazırlanmanızı, sevgilerim ve saygılarımla rica ederim.

Aziz arkadaşlarım, asayiş meselesi özellikle Doğu’da ve Mardin’de memleket dertlerinin ön safına geçmiştir. Hiçbir zaman memlekette asayişsizlik vatandaş elindeki birkaç baş hayvana veya bu hayvanların yemi olan ot yığınına tecavüz edecek kadar genişlememiş ve yıkıcı olmamıştır. Aldığım şikâyetler sayısızdır. Vatandaşın yürekten güvenine lâyık, kanun içinde kudretli bir iktidara kesin ihtiyaç vardır. Bu iktidar ancak CHP olabilir.

 

 

 

 

 

Ankara Belediyesini Ziyarette Belediye Başkanı Ekrem Barlas ile Yapılan Sohbet[107]

(...) Doğruca Belediye Başkanlığı odasına alınan İnönü, burada, Barlas’a, “Hayırlı, uğurlu olsun” demiş ve başarı dilemiştir.

“Ziyaretinizle büyük şeref verdiniz” diyen Belediye Başkanı daha sonra Belediye hizmetleri hakkında bilgi vermiş, Ankara’nın 4 milyon nüfuslu bir şehire göre yeniden tanzim edileceğini söylemiştir. Su, yol, yeraltı geçitleri, sosyal konutlar ve diğer konular hakkında da bilgi veren Barlas, bu arada Beypazarı’nda yeni bir linyit kömürü madeni bulunduğunu, 3500 kalorisi olan bu kömürün halka Belediye tarafından 80 liraya satılacağını söyleyince, İnönü, “Yeni mi bulundu” diye sormuş, Barlas, “Evet, yeni” diye karşılık verince, Belediye Meclisi üyesi A. Hikmet Korkmaz, adı geçen madenin üç yıl önce bulunduğunu açıklamıştır.

CHP Genel Başkanı, verdiği bilgiler için Barlas’a teşekkür ettikten sonra, “Ankara için geniş alanda çalışma sahaları tesbit edilmiş görülüyor” demiştir. Gecekondu sorunu hakkında da bilgi isteyen İnönü, daha sonra duvardaki büyük harita üzerinde bilgi almak üzere Barlas ve Bekata ile birlikte haritanın başına geçmiştir.

Barlas haritacılıktan sınıfta kaldı

Harita başında Barlas’ın Ankara plânını etraflı şekilde incelememiş olduğu anlaşılmıştır. İnönü haritaya parmağını basarak, “Ben şimdi nerdeyim?” diye sormuş, Barlas, işaret edilen yerin “Çankaya” olduğunu söylemiştir. İnönü ısrar edince parmağını bastığı yerin Keçiören civarı olduğu anlaşılmıştır.Yine verdiği izahat sırasında, Marşandiz Garı’nın kaldırılacağını söyleyen Barlas’a bu yerin neresi olduğunu soran İnönü’ye, Belediye Başkanı cevap verememiş ve Marşandiz Garı yerine 19 Mayıs Stadı’nı göstermiştir.

Şimal mi kuzey mi?

Haritanın yönleri hakkında bir soruya Barlas, üst kısmı göstererek, “Burası şimal” demiş, İnönü “Yani kuzey mi o” diye sormuştur. Barlas daha sonra haritanın alt kısmını gösterirken, “Güney” demek zorunluluğunu hissetmiştir.

Hıfzı Oğuz Bekata, Belediye’nin her türlü gayretine CHP’lilerin yardımcı olacağını söylemiş ve “Bütün çalışmalarında ve işlerde, bir parti adayı değil tamamen tarafsız bir Belediye Başkanı olacak halkın hizmetinde olacağına inanıyoruz” demiştir. Barlas bunun üzerine, “Başka türlü bir tatbikat görmeyeceksiniz” diye karşılık vermiştir. CHP Belediye Meclis Grubu adına konuşan Mehmet Atalay da, Barlas’ı yapıcı olduğu sürece destekleyeceklerini belirttikten sonra, Belediyeler Kanunu’nun eksikliğinden ve çalışma imkânı vermediğinden yakınmıştır.

İnönü–Barlas görüşmesi

İnönü, “Bir ahenk içinde çalışacak Belediye’nin Ankara’da muvaffak olması memnunluk verir” dedikten sonra “Beraberliğiniz hepimize kuvvet, memleke-timize ümit ve cesaret verecektir” demiştir.

Harita başında İnönü ile Barlas arasında şu konuşma geçmiştir:

İnönü–Paranız bol mu, paranız?

Barlas–Belediyeyi borçlu aldım. Ama hep birlikte düzeltmeye gayret edeceğiz.

İnönü–Hükûmette yardım hevesi var mı?

Barlas–Bütün partilerin yardım etmesi lâzımdır. Ankara Türkiye’nin ve bütün dünyanın otelidir.

İnönü–Bu Ankara’nın bugünkü hali mi?

Barlas–Henüz tamamlanmadı.

İnönü–Tamamlandıktan sonra basar dağıtır mısınız?

Barlas–Memnuniyetle, bizzat bir tanesini ben kendim getirir takdim ederim.

İnönü–Ben harita meraklısıyım. Ankara’yı her gün iki kere haritada incelerim. Ne zaman verebilirsiniz?

Barlas–İki aya kadar.

İnönü–4 aya razıyım.

Barlas–Paşam daha önce takdim edersem, bana şeker verir misiniz?

İnönü–Lokum vereceğim.

Bu konuşmalardan sonra, İnönü, “Belde içinde ahenktar şekilde çalışma isteğiniz beni memnun etti. Başarılar dilerim” diyerek veda etmiş, Barlas, bir yorgunluk kahvesi içmek isteyip istemediğini sorunca, “Vaktiniz kıymetlidir” diye karşılık vermiştir. Barlas İnönü’ye, “En kıymetli vakit sizinle olanıdır” dedikten sonra, teşekkür etmiş ve Belediyenin önüne kadar İnönü’yü uğurlamıştır.

[Tamamlayıcı haber]

İnönü, gürültü arasında duyulamayan bir sesle, Barlas’a başarılar diledi ve çalışma azmini destekleyeceklerini belirtti. Ekrem Barlas ise, Belediyenin çalışmaları hakkında bilgi verdi. Ankara, 4 milyon nüfusa göre tanzim ediliyordu. Bir nâzım plânı hazırlanıyordu. 1985’e kadar su meselesi halledilip, Ulus’ta yeraltı, yerüstü geçidi, Kızılay’da yeraltı geçidi yapılacaktır. 150 otobüs sipariş edilmişti. Hüseyin Gazi Dağları ve şehirden çıkan yolların çevresi ağaçlandırılacaktı. Sincan köyde bir peyk şehri kurulacaktı.

İnönü sordu: “Sincan köy buraya mı bağlıdır?”

Sincan köy buraya bağlı değildi ama sanayi bölgesi buraya uzatılacaktı.

Yakacak konusunda ise, Beypazarı’nda linyit kömürü bulunmuştu. Bu kömürün tonu 80 liradan halkın ayağına götürülüp satılacaktı. Başkan bir plâstik kutu içinde kömürleri getirip İnönü’ye gösterdi. İnönü kömürleri inceledi. Elini kutunun kenarına sildi. Başkan gecekondularda yapılacak işleri anlattı.

İnönü: “Size gönülden başarılar dilerim. Gecekondulara özel gayret sarf edeceğinizi söylemeniz bizim için müjdedir.”

Plânın önünde

Başkan Barlas, karşı duvarda asılı bir büyük Ankara plânı üzerinde bilgi vermek istedi. Bu plân üzerinde hangi yol makinelerinin nerede çalışmakta olduğu işaretlenmişti. Başkan Ankara’ya her yıl 40-50 bin aile geldiğini, gecekondularda 520 bin kişi oturduğunu söyledi. İnönü plân üzerinde Yenimahalle’nin ne tarafa düştüğünü sordu. Barlas Cebeci tarafını gösterdi. Çankaya yerine Keçiören’i işaret etti. Biraz heyecanlıydı her halde.

İnönü–Ankara’yı cihetine koyalım. Bu cihet nedir?

Barlas–Şimâl

İnönü–Kuzey mi?

Barlas–Evet kuzey, burası da güney.

İnönü–Paranız bol mu?

Barlas–Belediyeyi borçlu aldım. Ancak Ankara Belediyesinin imkânları geniş. Sizin de yardımlarınızı isteyeceğim. Bütün partiler yardımcı olmalıdır.

İnönü–Hükûmet yardım ediyor mu?

Barlas–Ankara, Türkiye’nin otelidir. Bütün dünyanın otelidir. Ankara’ya yapılacak hizmete bütün partiler yardım etmelidir.

CHP Belediye Meclisi Grubu Başkanı–Belediye gelirleri kanunu çıkartıl-malıdır.

Barlas–Mevzuat demodedir.

İnönü–Meclise teklifleriniz var mı?

Barlas–Bir kanun tasarısı var, ayrıca bizim tekliflerimiz olacaktır.

İnönü gitmeye davrandı

Barlas–Sizi yorduk.

İnönü–Bilâkis istifade ettim. Belediye içinde partiler arası ahenkli çalışma kararımızı sizden istemek beni bahtiyar etmiştir. Çalışmalarınızı destekleyeceğiz.

Barlas–Bir yorgunluk kahvesi içmez misiniz?

İnönü–Vaktiniz kıymetlidir. Konuştum, istifade ettim.

(Bu arada İnönü’ye refakat eden Hıfzı Oğuz Bekata ile Ekrem Barlas arasında bazı konuşmalar oldu. İnönü, yeniden plânla ilgilendi.)

İnönü–Bu Ankara’nın bugünkü hali mi?

Barlas–Bugünkü hali ama bazı işlenmeyen kısımlar var.

İnönü–Ölçüsü ne?

Barlas–Bir taksim on bin.

İnönü–Tamam olduktan sonra bastırıp bize dağıtır mısınız?

Barlas–Bir Ankara rehberi bastıracağız.

İnönü–Ben harita meraklısıyım. Her gün Ankara’ya bakmak isterim. Ne kadar zamanda hazırlarsınız?

Barlas–İki ay sonra.

İnönü–Dört ay sonra beklerim.

Barlas–Daha önce takdim edersem bana şeker verir misiniz?

İnönü ve çevresindekiler güldü.

Hıfzı Oğuz Bekata–Paşam, Barlas’ı seçtirmemek için çalıştık ama şirin adammış.. (...)

 

 

 

 

CHP Isparta İl Kongresine Gönderilen Mesaj[108]

Isparta İl Kongresi’ni başarı dilekleri ile selâmlıyorum. Isparta CHP teşkilâtı bizim sağlam temellerimizden biri sayılır. Teşkilât olarak çalışmada kendine göre güçlükleri ve mahremiyetleri çok olan yerlerimizden biridir.

Geniş bir bölgenin şikâyetleri orada toplanıyor. Partizanlık hastalığının kudretli misâlleri orada anlatılır ve partimizin teşkilâtı, bütün bu dalgalar içinde, kuvvetlerini ve ideallerini muhafaza ederek parti politikasını değerlendirmek zorunda kalırlar. Bütün bu güçlüklere rağmen, parti teşkilâtımız, daima verimli çalışmış ve başarı kazanmıştır.

Partizanlık, bizim siyasî hayatımızın, çok partili demokratik rejim başladığından beri, temel şikâyetlerimizden bir konu olmuştur. Bizim devlet kapısı, vatandaşa iş bularak yardım eden en kuvvetli müracaat yeridir. İhtiyaç içinde bulunanlar ve ihtiyaç içinde olanlara haklı olarak koruyucu muamele yapan resmî memurlar parti farkları yüzünden zarar görürlerse sızıntılar ve yakınmalar acı olur ve çok tesirli olur. Bildiğiniz hastalıkları, mahsus, verdikleri ıstıraplarla anlatıyorum. Salâhiyet sahiplerinin insaflarını harekete geçirmek istiyorum. Isparta’da, partizanlık muamelelerinden işittiğim şikâyetler ölçüsüzdür ve aşkındır. Bu hali itidale getirmelerini huzurunuzda rica ediyorum.

Sevgili vatandaşlarım.

Biz ortanın solu ile sosyal adalet yolunda vatandaşın sosyal yönden ıstıraplarına deva bulmak için çırpınıyoruz. Vatandaşa çok şey anlatabildik. Gelecek günlerde bulduğumuz çareleri uygulayabileceğimizi kuvvetle umuyoruz. Sizden parti hayatında ve seçimlerde üzerlerinize düşen görevleri tamam yapmanızı isterim.

Gelecek günlerin iyi günler olacağına kesin inancımız vardır. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunarım.

 

 

 

 

CHP Parti Meclisi Toplantısında Yapılan Konuşma Özeti[109]

(...) Parti Meclisi’nde İnönü kısa bir konuşma yapmış ve “Genel Sekreterimiz uzun bir seyahatten, bize çok verimli neticeler sağladıktan sonra döndü. Ara seçimlerinde çok iyi neticeler aldık. Umumî efkârda mevkiimiz kuvvetlendi. Memlekette, gözle görünür, elle tutulur ümit ve neşe havası esti” demiştir.

 

 

 

 

CHP İstanbul İl Kongresinde Parti Politikaları Üzerine Yapılan Konuşma[110]

Sevgili arkadaşlarım, huzurunuzda şeref duymaktayım. Büyük heyecan içindeyim. Şimdi konuşmaya başlayacağım.

Ondan evvel sizi hüzün verici bir vazifeye davet edeceğim. İstanbul Milletvekili, değerli devlet adamımız Selim Sarper’i kaybettik. Ona karşı bugün [ve] yarın milletimizde ve partimizce lâzım olan saygıyı göstereceğiz. Şimdi kongre başlarken Selim Sarper’in aziz hatırasına bir dakika hep beraber saygı duruşu yapalım (Saygı duruşu yapıldı).

İstanbul İl Kongresinin değerli üyeleri,

Kongreye hitap etmekle şeref duyuyorum. Kongremize ilgi gösteren misa-firlerimizi ve basınımızın sayın temsilcilerini saygı ile selâmlıyorum.

İstanbul İl Kongresi, memleketimize, büyük kentimizin siyasî anlayışını, memleketin dikkatle izlediğini bilerek açıklayacaktır. Kongrenin çalışmalarının, partimizin düşündüklerine doğru bir işaret olmasını özlemekteyim. Bu kanı ile kendi görüşlerimi de takdirlerinize arz etmeğe çalışacağım.

Çok değerli delege arkadaşlarım,

1969’da büyük seçime gidiyoruz. Geçen 1965 genel seçimlerinden bu yana, İstanbul teşkilâtımızın durumuna kısaca değinmek islerim. O zaman partimiz, iç bünyesinde tartışma halindeydi ve gelecek günlerde parti içinde anlaşmaz-lıkların ne sonuçlara varacağı kestirilemiyordu. Parti politikası olarak, ortanın solu deyiminde özetlenen yeni hamle, memlekette olduğu kadar, hattâ ondan da fazla İstanbul siyasî ortamında tereddüt konusu gösteriliyordu.

18. Kurultayda aldığımız olumlu sonuçlar, daha önceki il kongrelerinin ve bu arada İstanbul İl Kongresinin uzak görüşlü isabetli tutumlarıyla kolaylaşmış idi.

18. Kurultayın konusu olan ortanın solu tartışması, Kurultaydan, sağlam temeller üzerinde oybirliği ile, anlaşma ile sona ermiş göründüğü halde, ondan sonraki olaylar göstermiştir ki, parti içindeki “yapma bunalım”ın tertipçileri daha geniş amaçların peşinde olmuşlar ve Cumhuriyet Halk Partisi teşkilâtı ve meşru idarecileriyle aralarında bulunan fikir ayrılığını parti içinde sonuçlan-dırmak istemişlerdir. Bu tartışmanın ikinci bir Kurultay ve yeni açıklamalarla tabiî sonucu “ayrılık” olmuştur. Bu bunalımdan olumlu sonuçlara varılması, yalnız teşkilâtımızın sağduyusu, doğru görüşü ve açık yürekle kesin vaziyet alması sayesinde mümkün olmuştur. İstanbul teşkilâtımız ve geçen il kongreleri, emsali illerimiz arasında hakkı olduğu şeref mevkiini belirtmişlerdir.

İstanbul İl Kongresinin bu geçen tarihini yad etmeyi bugün ödev ve şeref sayıyorum. O zamanki İl Yönetim Kurulumuzun ve İl Yönetim Kurulu Başkanı-mız Sayın Ali Sohtorik’in uzun seneler süren hizmetine bir şeref halkası gözüyle bakıyorum. Sayın Sohtorik, bizi mahzun eden kesin sıhhi sebeplerle partimize her türlü bencil düşünceden uzak olan uzun hizmet senelerine aralık vermeye mecbur olmuştur. Yeni İl Yönetim Kurulumuz aldığı emaneti ehliyetle yüksekte tutmuş ve yeni İl Başkanımız partimize yüce hizmetler ifa etmek için büyük bir dirayetle vazifeye devam etmiştir.

Sevgili Arkadaşlarım,

Partimizin İstanbul teşkilâtı bugün de önemli bir tesir sahibi ve siyasî hayatımıza ön safta ışık tutacak ve fayda getirecek bir ortam içindedir. Siyasî hayatımızda ve parti içi siyasetimizde olaylar önemini azaltmamıştır. İstanbul teşkilâtımız ciddî ödevler karşısında bulunmakta devam etmektedir. Partiler Kanununa göre, Cumhuriyet Halk Partisi teşkilâtı yeni bir düzene girmektedir. Bu düzene, partimizin gelişmesi iyice kaydedilmek ve yürütülmek lâzımdır ve muhalefette iken bile, partimizin, belediyeler ve özel idarelerde, sorumlu iktidara yardımcı olmak durumu kendini göstermiştir. Bütün bu koşullar, vatandaşın itibarına layık bir parti teşkilâtının memleket için ve İstanbul için ne kadar gerekli ve faydalı olduğunun delilleridir. Partimiz, bu ehliyet imtihanları içinden, itidal ile ve başarı ile yürüyüp gitmektedir.

Kongremizin sayın delegeleri,

Memleketin idaresi, önümüzdeki sene, yeni bir seçim imtihanından geçecektir. Bu seçime, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ödev duygusu ile gireceğiz. Gerçekte, memleket idaresi Cumhuriyet Halk Partisi’nin hizmetini gerektiren ihtiyaçlar içinde bulunmaktadır. Yıllardan beri memleketimizin büyük sorununun, plân içinde süratli kalkınma olduğunu bilirsiniz. Adalet Partisi iktidarı zamanında kalkınma çabaları olumlu sonuçlar vermemiştir. Ekonomik durum her gün daha ziyade bozulmaktadır.

Memleketimizin muhtaç olduğu karma ekonomi sisteminde, ne kamu sektörü, ne özel sektör, beklenen sonuçları sağlayamamaktadır. Açıklar ve pahalılıklar her gün bir derece daha yayılmakta ve artmaktadır. Özellikle, dar gelirli ve sosyal durumları zayıf olan vatandaşlar için yaşamak, her gün daha güç olmaktadır. Bütün göstergeler, İstanbul’da yaşamanın, bütün zamanların en pahalısı haline geldiğini ortaya koyuyor. İstanbul, bugün Türkiye’nin en pahalı yeridir. Daha fenası, bu pahalılık her gün durmadan artmaktadır.

Milletçe genel ve ortak arzu olan sanayide gelişmenin köksüz bir “paketleme” ve “montaj” gösterileri ile “suni tekel” istidadı göstermesi, sanayileşme ihtiyacımızı daha başından, her türlü ciddiyetten ve yaşama imkânından mahrum bir bünyeye sokmaktadır. Bu hastalıklar, temel anlayışta, iktidar ile aramızdaki esaslı ayrılıklardan geliyor. İktidarın “gösteriş zihniyeti”ni tedavi etmeye imkân yoktur. Sanayileşme çok ciddî bir iştir. Esaslı plân, köklü tedbir ve gerçek değer üzerine titiz olmak şarttır. Ancak bu vasıflarla yaşaması ümidi olan bir sanayi memleketin gelişme ihtiyaçlarına cevap verebilir. Sanayileşmenin ciddî bir ihtiyaç duygusuna, esaslı bir amaca ve düzene bağlanması lâzımdır. Bu ihtiyaçları, bugünkü iktidar ile tartışmanın bir ameli faydası beklenemez hale gelmiştir. Sanayi, yaşamak için ve gelişmek için muhtaç olduğu hammadde ithalâtından, bugün çok zamandan beri, yani 1958 bunalımından beri görülmemiş derecede sıkıntı içindedir. Sanayiin hammaddesi ithalâta dayandırılmak esas alınıyor ve ithalât imkânı olmayınca kuruluşlar işlemez hale geliyor. Uzmanların ve sanayicilerin teferruatı ile bildikleri ve anlattıkları bu eksiklikleri iktidara göstermek mümkün değildir. Tıpkı, “Asayiş, umumî hayatımızın ilk ve ön ihtiyacıdır” dediğinizde, bunu anlamaya hiçbir istidat göstermeyen iktidarı, sanayide de, sosyal meselelerde de yapıcı tedbirlere sevk edemezsiniz. Bu halin bir tek çaresi, seçmenin elindedir. Bu çare, seçmenin bu iktidarı değiştirip, ona, ihtiyaçların, para değerinin, sanayi kurmanın nasıl yapılacağını bir daha gösterecek olan Cumhuriyet Halk Partisi iktidarını tekrar işbaşına getirmesidir.

Sevgili arkadaşlarım,

Cumhuriyet Halk Partisi, sosyal ihtiyaçların, memleketin ön sorunları olduğunu görmektedir. Toprak Reformu her gün, her yerde dikkatleri acı ile çekmektedir. Elmalı köylerinin tahammül edilmez ıstırapları artarak devam ediyor. Pülümür köylerinin depremden sonra, hattâ tamir olunacak köy içindeki evleri bile kendi malları değildir. Bir düzen ki, deprem olmadığı zaman, işsiz ve yazlık emeğini kıştan üçte bir fiyatına satan köylünün acısını ciddîye almamaktadır. Deprem olduğu zaman bile ona köyde ev kuracak bir toprak vermemektedir. Devlet eliyle yapılan ev dahi onun malı değildir. Çünkü düzen, köyde bile ona ev yapacak bir avuç yeri, büyük toprak sahibine bağışlamıştır. Adalet Partisi iktidarı bu düzeni devletin bütün kuvvetleriyle yürütmeye çalışmaktadır. Burada, toprak reformu ile en iptidai ihtiyacını temin etmek bir gün dahi ertelenmez bir ihtiyaçtır. Bunları iktidara anlatmak mümkün olmazsa, daha etraflı ve sanatlı tedbirlere muhtaç olan sosyal tedbirleri nasıl anlatabiliriz? Tek çare seçmenin elindedir, özellikle İstanbul seçmeninin elindedir.

Sevgili arkadaşlarım,

Biz, memleket ihtiyaçlarını büyük ölçüde ekonomik ve sosyal karakterde görüyoruz. Sosyal tedbirlerin hepsini gelecek iktidarımızda uygulayacağız ve muvaffak olacağız ve daima Cumhuriyet Halk Partisi olarak kalacağız, sosyalist parti olmayacağız. Kurultayların verdikleri kararlar, Genel Başkan’ın yakından dikkati altındadır. Partimizin Genel Başkanı, Genel Sekreter ve Grup Başkanvekilleri gibi başlıca sorumluları arasında hiçbir ayrılık ve çelişme yoktur. Önümüzdeki Kurultayda tam bir ahenk içinde çalışarak partiyi büyük seçime götürecek Parti Meclisi seçilecektir. Parti teşkilâtımız, gelecek hizmet günlerinin ilk büyük imtihanını önümüzdeki Kurultayda verecektir. Ona hazırlanmanızı isterim ve size başarılar dilerim. (Sürekli alkışlar ve büyük tezahürat). Hepinize sevgilerimi ve saygılarımı sunarım. Sizinle görüşmek istedim. Beni bahtiyar ettiniz. Önümüzdeki dönemde beraber çalışacağız, muvaffak olacağız.

 

 

 

 

CHP Ankara İl Kadın Kolu Kongresine Gönderilen Mesaj[111]

Bizim kadın kollarımız CHP’nin tarihinde ve siyasî gelişmesinde büyük fedakârlıklar yapmışlardır. Kadınlarımızın bütün haklarıyla siyasî sorumlu-lukları yüklenmeleri CHP idarelerinin en büyük şeref duyduğu başarılarından, zevklerinden biridir. Kadınlarımızın cemiyet içinde yüksek mevkilerini almalarına CHP idareleri ellerinde olan bütün imkânlarla hizmetlerini esirgememişlerdir. Bu yüzden kadınlarımızın memlekete sağladıkları faydalar, ilerlemeler saymakla bitmez. Siyasî hayatımızda sorumlu olan kadınlarımız, sosyal hayatımızın temelini teşkil etmektedirler. Size önümüzdeki seçimlerde de siyasî ve sosyal büyük vazifeler düşmektedir. İyi hazırlanmanızı CHP’yi bekleyen hizmet yıllarını sağlamak için başarılar kazanmanızı dilerim.

 

 

 

 

CHP Ankara İl Gençlik Kolu Kongresine Gönderilen Mesaj[112]

Gençlik hareketleri bütün dünyada olduğu gibi bizim memlekette de çok önemli bir millet faaliyeti haline gelmiştir. Partimiz gençlik kolları, bu gençliğin bütün memlekette ilgilenen faaliyetinde esaslı ve derin istikamette bir inandırıcı kılavuz olmak durumundadır.

Bunları söylemem CHP içinde gençlik kolu olarak da partiyle beraber vazifeniz olduğu kadar, gençlik hareketi olarak bütün memlekette de geniş bir vazifeniz olduğunu belirtmek içindir. Gençlik kollarına hitap ederken, daima etraflı hazırlanıyorum ve her meseleyi söylemeye çalışıyorum. Yakında İstanbul İl Gençlik Kolu teşkilâtında böyle mühim bir görüşme yaptığım her meseleye değindim. Bütün memleketteki gençlik kolu örgütlerimiz İstanbul’da söyleyeceklerimi göz önünde tutsunlar, bunu arzu ettim. Sizlerden ilk ricam, İstanbul İl Gençlik Koluna gönderdiğim demeci sizin kongrenizde de bir defa dinlemenizdir.

Gençlik hareketleri içinde olan memleket vazifenizden başka parti içinde gençlik kolunuzun önemli vazifeniz vardır. CHP olarak büyük seçimlere giriyoruz. Ve memleket bizden önemli hizmetler beklemek ihtiyacındadır. Seçim mekanizması içersinde seçim günlerinde gençlik kollarımıza kanunların verdiği imkânlar içersinde büyük ödevler düşmektedir. Bu ödevleri çok ciddîye alınız. İyi hazırlanınız ve seçim günlerinde partimize yararlı ve yardımcı olmak için elinizden gelen bütün hizmetleri yapınız, esirgemeyiniz. 1969’da seçimlere parti olarak, esaslı olarak hazırlanmaya çalışıyoruz. Bunda gençlik kollarımıza büyük ödevler düşecektir. Vatandaşı uyarmakta, arkadaşlarımızı seçim sandıklarına getirmekte, seçim sandıklarını kontrolde gençlik kollarımız çok önemli yardımlar yapabilirler. Bu yardımlar seçim için değerlidir. Partimiz için değerlidir. Bu bakımdan iyi hazırlanmanızı istiyorum. Gençlik kollarımız partimizin içinde kendilerini şimdiden gelecek yılların iyi siyasî vazifelerine hazırlamak tahlilini yapmaktadırlar. Bu bakımdan da onların eğitilmelerinde çalışmalarında kendilerine yol göstermek ve yardım etmek için parti teşkilâtımız çok kararlıdır. Ve hizmet yolundadır.

Kongrenizden iyi neticeler bekliyorum. Ahenk içinde memleket işlerini yapıcı bir zihniyetle gözden geçireceksiniz ve faydalı olacaksınız. Size başarılar dilerim.

 

 

 

 

CHP Ankara İl Kongresinde Personel Yasası, Eğitim Sorunu, Ortanın Solu, Dinin Siyasete Alet Edilmesi ve Laiklik Üzerine Yapılan Konuşma[113]

Sevgili arkadaşlarım..

Ankara İl Kongresi’ni selâmlamaktan şeref duyarım.

Dün İstanbul İl Kongresi’ni açtım. Orada konuştum. Çok iyi intibalarla geldim. Büyük bir dinleyici kitlesi vardı. İstanbul Kongresi’ni geleceğin iyi bir müjdesi olarak gördüm. Ankara Kongresi’ne katılabilmek için 24 saatte iki sefer yaptım. Sizin huzurunuzda bulunmakla kuvvet buluyorum. Canıma can kattınız. Sizinle hem parti içi meseleleri, hem de memleketin başlıca meselelerini konuşacağım. Memleketin meseleleri bir kongrede kısa zamanda bitirilecek kadar az değildir. Burada bir kaçını anlatacağım.

Her şeyden evvel Ankara İl Kongresi’ne bildirmek isterim. Bugün Ankara’nın başkent olmasının toplantısı ve töreni yapılacaktır. Ankara’nın başkent olması, Cumhuriyet tarihinde büyük bir devrim ve Türkiye’nin tarihinde büyük bir aşamadır. Türk Devleti’nin ve Ulusunun itibarı, Başkent, Ankara’ya nakledilince daha artmış, asıl o zaman yükselmiştir. Bu büyük bir devrimdir.

Bu vesile ile Ankaralılar’a karşı bir şükran borcumuz vardır. Teklife imza koyanların önünde olarak bu şükran borcunu belirtiyorum.

Şimdi devlet meselelerinde basit gibi görünen, ele alınmamış bir konuyu anlatacağım. O da Personel Kanunu’dur. Bu aslında CHP olarak düşündüğümüz reformların, büyük ıslahâtların biridir. Büyük bir reformdur. Devletin yönetiminde etkili olacak büyük bir reformdur.

Son zamanlarda Personel Reformu memur maaşlarına zam gibi görün-müştür. Memurların ihtiyaçlarına göre zam yapılması personel kanununda yer almıştır. Ancak esas bu değildir. Asıl mesele idari reformdur. Memurlar iyi ehliyetli, iyi temellerde, sağlam kanunlar altında çalışmalıdırlar. Memleket idaresi, bilgide, hizmette ve ahlâkta iyi gözüken vatan evlâtlarına verilmelidir.

Devletin değişmeyen tarafı, idarede memurlardır. Onlar kendi usulleri içinde baskıdan azade, temiz kanaatlerle hizmeti yürütür. Bu kanunlarla sağlanmıştır. Özel bir arzuya uyarak diğer siyasî kanaatlere karşı olmaz. Buna devleti vasıta kılamaz.

Her şeyi ile iyi işleyen bir memur kadrosu devletin kapısına gelen her vatandaşı halk için, adalet için, garaz dışında muamele etmelidir. Halk, bu muameleyi göreceğinden emin olmalıdır. İyi temellere dayanılmazsa, adalet hissi zayıf olur. Bundan en çok zarar gören vatandaş olur. Vatandaşı memnun etmenin yolu, sağlam, adaletli bir kadro kurmaktır. Bu sağlam bir reforma bağlıdır.

Bu esas kanun çıktı. Bu uygulanmıyor. Uygulanmasına heves edilmiyor. Zaman zaman bu bir maaş meselesi gibi görünüyor. Avans kanunları ile geçiş-tiriliyor. Bu kanun, koalisyonlarda, şimdi partisinin içinde yetki sahibi olan kişilerle çıkardık. Bu kişiler bunun için uğraşmıyorlar. Bundan şikâyetçiyiz.

İhtiyaç içinde bulunan memurlarımıza geçici olarak bir zam yapma yoluna gidiliyor. Ama bazıları ihmal ediliyor. Meselâ posta müvezzileri ihmal ediliyor. Sabaha kadar mektup dağıtan müvezzi unutulur mu? Zam almaz olur mu?

Eğitim meselesi

Buraya kadar personel kanunu üzerindeki ihtiyacı belirtmiş oldum. Diğer bir konuya değinmek istiyorum: Bu konu öğretmen meselesidir, eğitim meselesidir.

Sayın Başbakanla yaptığım görüşmelerin hepsinde bu konuyu söyledim.

Eğitimde gittikçe daha anlaşılmaz bir yola gidiyoruz. Köylü öğretiminin ilk şartı ilk öğretimdir. İlk öğretimin hedefi, ilk öğretimi köylüye ulaştırmaktır. Cumhuriyetin ilk yıllarından beri bu böyle olmuştur. Bunun için çalışılmıştır.

Köylü bir an önce eşit şartlarla şehir çocuklarının imkânına kavuşturul-malıdır. Bu devlet yardımı ile olacaktır.

Son gelişmeler nasıl oluyor, bir de ona bakalım. Meselâ sanat okuluna girmek, bu yol, köy çocuğuna kapatılmıştır. Sanat okuluna girmek için orta tahsil şarttır. Köye ortaokul götürülmemiştir. Böyle olunca giremiyor. Harb Okulu’na gidemiyor, subay olamıyor, polis olamıyor. Bu soylu vatandaşa eğitimde eşitlik sağlamak mıdır? Yoksa eşitliği ortadan kaldırıp ona her kapıyı kapamak mıdır?

İlkokul öğretmenleri

En önde ele alacağımız konulardan biri de ilk okul öğretmeni konusudur. Bu insanlar herhangi bir emniyetten yoksundur. Zaten ihtiyaç içinde olan bu insanlar da vazife enerjisi kalır mı? Bunları Başbakana anlattım. Köylüye sanat okulunu lâyık görmeyen bir eğitim sistemi içinde bulunuyoruz. Öğretmen kendi çocuğunu yetiştiremiyor.

Ortanın solunda, biz, bu düzene çare bulacağız. Esas ihtiyaçları ön plâna alan bir çalışma istiyoruz.

Diyorlar ki, devletin temelini mi değiştirmek istiyorsunuz. Anladığım bozuk düzeni değiştirmek istiyoruz. Anayasada söylenen her aydının dilinden bırakmadığı güzel düzenleri uygulama yolu bulmak istiyoruz.

İlk öğretmene emniyet, eğitimde eşitlik imkânı sağlamak devletin birinci vazifesidir. Biz bunları biliriz, tatbik etmişizdir.

Dinin siyasete alet edilmesi

Bu düzeni uygulayanları unutmuyoruz. Allah rahmet eylesin. Hiç kimse için çiğ söylemek taraftarı değiliz. Yanlışı çırıl çıplak söylemek de öz ve en değerli görevimizdir.

Bir başka mesele de Sunni-Alevi şeklinde vatandaşlar arasında yaratılmak istenen havadır. Bu meseleyi bugünkü arkadaşlarımın hepsinden çok işitmiş ve zararlı görmüşüzdür.

Bu memlekette din, mezhep siyasete alet edilemez. Lâiklik vardır. Bunun başlıca amili CHP olmuştur ve CHP bunu temel kabul eder.

Çok partili düzene başladıktan sonra Sünnilik-Alevilik siyasetin bir aleti olarak ortaya çıktı. Din adamları dışında kısa görüşlü kimseler, kendi çıkarları için bu mezhep farklarıyla oynarlar. Sizi temin ederim ki, bugün dahi en yakın arkadaşlarımdan hangisinin hangi mezhepte olduğunu belirtmediklerim çoktur.

Vatandaşları, yeniden üç yüzyıl önceki gibi birbirine düşman toplumlar haline getirmeye lüzum var mı? Zararı büyük oluyor. Bunu kesmek lâzım. Türkler, tarihte mezhep kavgaları yüzünden çok zarar görmüştür.

Lâik Cumhuriyet gelmiştir. Bu Cumhuriyette siyaset yapacaksanız, bu taraftan olacaksınız, öbür taraftan olacaksınız. Mezhebi niye karıştırıyorsunuz?

Önümüzdeki sene, yani 1969’da seçime giriyoruz. Önümüzde Kurultay var. İl Kongreleri Kurultaya hazırlıktır. Kurultayda iyi çalışacağız. İyi çalışan nifaka düşmez. Bir parti meclisi ile çıkacağız. Sonra da seçime gideceğiz. Seçim vazifelerini iyi yaparak iyi netice alacağız.

Çok partili hayattan beri seçim şikâyetleri hep kanunlara dayandı. Özel kusurlar görülmedi. Yeni bir kanun yapmaya önem verildi.

Muhalefetle mutabık kalarak yaptığımız kanunla iktidardan ayrıldık. Şimdi gelen iktidar, bizi iktidardan düşürecek meseleler kalsın düşüncesi içinde, bugünkü seçim kanunlarına şikâyet edinen tek parti devrinde, siz şöyle yaptınız böyle yaptınız diye karşımıza çıkıyorlar.

İlk yapılan hiçbir şey en iyi değildir. En iyi yapmaya çalışmışızdır. Her şeyde az çok kusur vardır. Onu ilerleyen medenî cemiyet ıslah edecektir.

Hiçbir şey yapılmamış gibi gözüküyor. Bütün uğraşmalarla iyi şeyler yapı-yoruz. Ama yavaş ilerliyoruz. Dünya çabuk ilerliyor, biz yavaş ilerlediğimiz için geride kalıyoruz. Biz iyi çalışan, çabuk işleyen bir düzen kuracağız.

Daima, kanun, demokratik rejim ve Anayasa içinde bir cemiyet hayatı kurmaya ve yürütmeye kararlıyız.

 

 

 

 

Kemal Satır’a İlişkin Bir Yayın Üzerine CHP PM Toplantısı Sonucunda Yayınlanan Bildiri[114]

Parti Meclisi kararı ile bana verilen görevi aşağıdaki bildiri ile yerine getiri-yorum:

Akşam Gazetesi’nin 11 Ekim 1968 tarihli sayısında çıkan İlhami Soysal im-zalı yazıda, “ikinci bir Prens olayı” şekli altında, Grup Başkan Vekili sayın Kemal Satır aleyhine neşriyat yapılmıştır.

Parti Meclisinin bu konudaki kanaati ve kararı şudur:

Sayın Kemal Satır hakkındaki yazılar haksızdır ve mesnetsizdir.

Sayın Kemal Satır’ın haklı olarak duçar olduğu üzüntüyü, Parti Meclisi üye-leri kâmilen kendi nefislerinde duymuşlar ve üzülmüşlerdir.

Kendisine Akşam Gazetesi’nde yapılan isnatların haksız ve esassız oldu-ğunu Genel Başkan tarafından kamu oyuna bildirilmesine karar verilmiştir.

                                                                       CHP Genel Başkanı

                                                                            İsmet İnönü

 

 

 

 

CHP 4. Kadın Kolları Kurultayında Cumhuriyet Devrimleri, Kadın Hakları ve Parti Politikaları Üzerine Verilen Söylev[115]

Bu Kurultay’da kadınlarımızın CHP ilkelerine sahip çıkarak sarsılmaz bir iradeyle memleketin büyük meselelerini tartıştıklarını görmek, hayatımın en büyük başarısı, en büyük şerefidir.

Atatürk kadın haklarını ve kadın hürriyetini memleketimizde yaratmak ve yerleştirmek için çalışmağa başladığı günden bugüne kadar kırk seneyi geçmektedir. Atatürk ayrıldıktan sonra, bu kırk senenin otuz senesini onun arkasından eserlerini korumak için Türk milleti uğraşmaktadır. Bu uğraşmada kadınlarımız birinci derecede rol oynamışlardır. Kadınlarımız Atatürk’ten sonra Atatürk devrimlerini korumak ve her güçlüğe, her zora ve teşebbüse karşı bütün canlılığını muhafaza ederek cemiyetin üzerinde tesirlerini göstermeye çalışmışlardır.

Devrimlerin en önemlilerinden biri

Muhterem delegeler CHP Kadınlar Kolumuzun Kurultayını büyük vazife hissiyle tâkip etmekte olan değerli arkadaşlarım!

Kadın hakları ve kadın hürriyeti, Atatürk devrimlerinin en önemlilerinden biridir. En başta değilse bile her halde ikincisi değildir. Ya en baştadır, ya ikincisidir. Türk kadınları Türk cemiyeti içinde haklarına kavuştukları gibi, cemiyet içinde kendilerine düşen ödevleri de benimsemişlerdir. Asıl cemiyetimizi şimdiye kadar ilerde tutmuş olan, bundan sonra daha büyük cemiyet, siyaset, gelişme ve yükselme hamlelerinde en büyük tesiri, verimliliği gösterecek olan kadınlarımızdır. Mübalâğa etmeden söylüyorum, inanarak söylüyorum, kadınlarımıza düşen ödevler bu kadar esaslıdır, büyüktür ve köklüdür.

Kadın hakları sağlandıktan sonra, kadınlarımız cemiyete girmişler, siyasî hayatta vazife almışlar, sosyal hayatta büyük vazifeler almışlardır. Burada kırk sene zarfında kadınlarımızın başardıkları, kaybettiğimiz yüzyıllarla mukayese edilecek kadar önemlidir.

Kadın hakları ve geri akımlar

Bugün kongrede dinlediğim rapor, cemiyetin en büyük siyasî mahfillerinde, cemiyetin en nazik siyasî sorunlarını, sadakatle olduğu kadar dirayetle ve salâhiyetle müdafaa etmekte olan bir rapordur. Sizin raporunuzda bulunan bu meseleler, cemiyetimizin bugün çözümlemeye çalıştığı büyük sorunlardır. Bu meselelerin yanında raporunuzda kısa dokunmalarla geçtiğiniz esaslı bir nokta, kadın hakları ve kadın hürriyeti karşısında cemiyetimizin bugünkü halinde de hastalık olarak belirmiş olan geri cereyanlardır. Kadınlarımızın eskiden gördükleri muameleleri ve eskiden geçirdikleri hayatı memleketin siyasî dertlerinden, sosyal dertlerinden kendilerinin uzak bulunduğu zamanları, burada huzurunuzda bulunmakla şeref duyduğum kadın arkadaşlarımın hiçbirisi bilmezler. Siz yeni bir cemiyet içinde dünyaya geldiniz, o cemiyet içinde Atatürk devrimlerinin çizdiği hayat çerçevesi içinde memleketi ve ailelerinizi ilerletmeğe çalışıyorsunuz.

Haklarınızı örseletmeyeceksiniz

Kadın haklarını tekrar üç yüz sene evvelki âdetlere, kıyafetlere sokmak için yapılan çabalar son derece zararlıdır. Yalnız benim emin ve müsterih olduğum nokta, geçen zaman Türkiye’de öyle bir Türk kadını fikri yaratmış, meydana getirmiştir ki, sizler ve sizin temsil ettiğiniz bütün Türk kadınları, haklarını da, ödevlerini de asla örseletmeyeceklerdir. Buna kesin olarak inanıyorum.

Şimdi sizden başlıca beklediğimiz ve istediğimiz kadınlarımızın haklarını, sosyal haklarını, siyasî ödevlerini korumak için, cemiyet hayatında değerlendirmek için; ailelerinizde, çevrelerinizde ve milletimiz içinde bu hak ve ödevleri canla başla savunmanızdır.

Fedakârlık isteyen görevler

Kadınlarımıza bugün cemiyet içinde erkeklere düşen ödevlerden daha fedakârlık isteyenleri düşmektedir. Sizin vazifeleriniz, kadınların vazifeleri, siyasî ve sosyal alanlarda erkeklere düşen ödevlerin hepsinde beraberdir. Bir kadın, bir erkek memleketin siyasî hayatında ne kadar bilmek mecburiyetinde ise, siz de o kadar bilmeye mecbursunuz. Bir erkek memleketin siyasî hayatındaki dalgalanmalardan ne kadar müteessir olur, ona karşı memleketi korumak için ne kadar dikkatli olmaya mecbur ise, bir kadın da erkekten hiç az olmayarak, memleketin siyasî meselelerini korumaya, savunmaya, uğrunda fedakârlık etmeye mecburdur.

Sosyal meseleler, kadınların hem yaratılıştan, hem yaşayıştan erkeklerden daha iyi anladıkları bir konudur. Sosyal meselelerin ıstırapları, dertleri, tedbirleri bir kadının daha kolay kavrayacağı konu sayılır. Onun için bu hususta erkeklerden üstün sayılırsınız. Bunların dışında aileyi kuran; insan neslini, Türk neslini devam ettiren ödevlerin en naziklerini, en ağırlarını taşıdığınız için ayrıca üstün gelen bir takım ödevleriniz, kudretleriniz vardır. Bunların hepsini size, kadınların vazifelerini cemiyete mal etmek için sizi ve kılavuz olan fikirleri savmak için söylüyorum.

Devrimlerin özelliği

Muhterem delegeler, bütün devrimler, bir kısmı yapıldığı zaman bir hafta sonra herkes onu tecrübe ettiği zaman, gerçekleşmiş sayılır. Bir hafta evvel öyle bir değişiklik akılların almayacağı garip iş sayılırken, bir defa tecrübe edildikten sonra; bir hafta, bir ay, iki ay içinde alışılmış olur. Şapka inkılâbı bunun gibidir. Evvelâ fesi çıkarıp, şapkayı giymek büyük bir fırtına olmuştur. Fesi çıkarıp şapkayı giydikten sonra, tabiî bir nesne gibi alışılmıştır. Bazı inkılâplar vardır ki, bunların güçleri ve hayatları, yaşamaları imkânı zaman ile perçinleşir. Kadın hakları kadınların geçirdiği hayatın yeni bir medeniyet çerçevesi içinde istikametini bulması, zaman ile yerleşmesi lâzım olan inkılâplardandır. Harfler gibi.. Harf için de, yeni harf için de nesiller yetişmeden o harflerin yaşayabileceği üzerinde bir hüküm verilemezdi..

1928’den beri, harf inkılâbından tam kırk sene geçmiştir. Kadınların ödevleri, hakları ve sorumlulukları yönünde giriştiğimiz çabalar ve devrimler de kırk senelik bir tatbikat içindedir. Kırk sene uzun bir zaman gibi görünür, bana sorarsanız geçen hafta kadar yakındır. Kırk senenin mahsulü karşımda bulunan müstesna cemiyettir ki; ilimde, siyasette, sosyal her konuda, bütün dertlerine el koymuş, seçkin topluluğun karşısında bulunmaktan bahtiyarlık duymaktayım.

Kalkınma konusu

Meselelerimiz kolay değildir, raporunuzda da söylendiği gibi dertlerimiz çoktur ve en büyük dertlerimizden birisi kalkınmadır. İktisaden kalkınmamızdır. İlk olarak en büyük meselelerimizden birisi köylü kadınlarımızın kalkınmasıdır. Köylü kadınlarımızın bulundukları hayatın düzeltilebilmesi, yeni hayat tarzını, yeni ufukları görmeleri, anlamaları ve ona sahip çıkmaları için en önde sizin çalışmanız lâzımdır. Hiçbirimizin kudreti, sizin; yani bir kadının diğer bir kadın üzerindeki tesiri kadar tesirli olamaz. Hiçbirimizin kudreti sizin kudretinizle yarış yapamaz.

Köylü kadınlarımız

Köylü kadınlarımızın kalkındırılması için, sizin büyük ölçüde fedakârlıkla çalışmanız, öğüt vererek, misâl olarak icap ederse ailesi ile konuşarak onların ilerlemesini sağlamalısınız. Köylü kadınlarımızın müstesna vasıflarını bilirsiniz. Efsanenin kahramanları gibi bunlar sırtlarında, savunma zamanı cephaneleri memleketin bir köşesinden öbür köşesine kadar taşımışlardır. Memleketin bir köşesinden bir köşesine gitmek dediğim zaman Ankara’nın bir mahallesinden öteki mahallesine olan mesafeyi kastetmiyorum, Kars’tan Dumlupınar’ı kastediyorum. Binlerce kilometre mesafede kadın ve erkek harp vazifesini yapmışlardır. Bunları, okumada, okumakta, yaşamada, çalışmada, bütün haklarına sahip çıkartmak için cemiyetimizde, esaslı bir uyanma ve çaba mevcuttur. Bunun öncüsü siz olabilirsiniz. Köylü kadınlarının ihtiyaçlarını daha iyi dile getirebilirsiniz, kudretiniz vardır, siyaset alanlarında, sosyal alanlarda, değerlendirebilirsiniz ve hiç olmazsa bir kaç senede siyasî çevrelere, millete mal ettirebilirsiniz.

Tereddüt etmemelisiniz

Muhterem muhataplarım, çok saygı değer arkadaşlarım, her türlü aksak ve geri cereyanlara karşı, cemiyeti savunmak için ne aileniz içinde, ne aileniz dışında, hiç bir tereddüt göstermemelisiniz. Sizin hiç biriniz, benim gözümün önünde hâlâ bir hayalet gibi dolaşan çarşaflılar olduğunu bilmezsiniz. Kadın çarşaf altında, kafes arkasında, saçının teli göründü, omuzu eğri durdu, kıyafeti böyle oldu diye..

Bir defa gerici zihniyet kadınlara musallat olduğu zaman, onun yapmaya-cağı yoktur. Buna karşılık cemiyetin sorumluları olarak biz, vazifelerimizi yaparız, yapacağız. Böyle gerici cereyanları cemiyet içinde eritebilmenin en tesirli vasıtası, gene kadınlardır.

Kadınlar içinden hattâ gençlerinden türlü kıyafete bürünerek kadınlarımızın hayatını üç yüz sene evveline götürmek isteyen gayretliler de olabilir. Bunun en zararlısı onlardır. Buna karşı sizin sadece uyanık olmanız, tasvip etmediğinizi, beraber olmadığınızı, her sebeple mücadele edeceğinizi söylemeniz, öne sürmeniz kâfidir.

Siyasî hayatımızın CHP içinde, intizam içinde, kuvvetli, iradeli bir surette, nifaksız yürümesi için, raporunuzda güzel dilekleriniz vardır. Yarın da CHP’nin büyük kongresi olacak, bu kongreden başarıyla çıkacağımızı kuvvetle ümit ediyorum. Orada Kurultayın kanunlarına göre temsil edileceksiniz, siz Kurul-tayın müzakerelerini serbestçe tâkip edeceksiniz. Sizin tesiriniz, Kurultayın yeni bir nifaka bürünmeden muntazam işlemesi için tesirli olacaktır. Dikkatlerinizi ve arzularınızı bu istikamete tevcih ederseniz, vazifelerimiz daha da kolay-laşacaktır. Güçlüğe uğrayacağımızı zannetmiyorum. Size bu konuda hitap ederken, kendi raporunuzda bu hususta arzular gördüğüm için onlara cevap vermek için söylüyorum. Hem müsterih olmanızı, hem dikkatli olmanızı isterim.

Büyük seçimler

Saygı değer hanımefendiler, bundan sonra önümüzdeki sene büyük seçimlere gidiyoruz. Büyük seçimlerde memleketin yeni ve büyük kararlar vereceğine, CHP’ye vazifeler ve hizmetler tevcih edeceğine ümidimiz çok kuvvetlidir. Memleket pek çok işlere muhtaçtır. Bir çok işler yanlış yapılmaktadır. Bunları raporunuzda ayrı ayrı saymışsınız. Bunların her birisi düzeltilebilir işlerdir. Teşhisler doğru olmalı, yürünecek istikamet doğru olmalı.

Biz CHP olarak, bu son iktidarları tecrübe zamanlarında yeni ihtiyaçlar istikametinde memleketi ilerletmek kararındayız, istidadındayız ve kudre-tindeyiz. Ortanın Solu diye sosyal meselelerde bulduğumuz ve memlekete anlattığımız çare, bunlardan biridir. Bunlardan biridir ve son zamanda esaslı ve ilerde olanıdır. Biz ortanın solunu CHP ilkelerini, programını, tabiatında olan bir ileri hamle sayıyoruz. Daima CHP kalacağız ve CHP olarak ortanın solunda tedbirler ve çalışmalarla memleketin sosyal ihtiyaçlarını başarıya ulaştıracağız. Memleketin sosyal, ekonomik sorunlarını birer birer elimize alarak onları gerçekleştireceğiz.

Bildiğiniz gibi Toprak Reformu acele tedbir isteyen bir ihtiyaç halindedir. Bunun gibi meselelerimiz vardır. Gene iki gün evvel Ankara’da söylediğim gibi, idari reformlar bunlardan biridir. Bunları iktidara geldiğimizin ilk senelerinde gerçekleştirebileceğimize güveniyorum.

Sevgili arkadaşlarım, aziz dinleyicilerim. Bana şeref verdiniz, beni davet ettiniz, dikkatle dinliyorsunuz, sizin görüşmelerinizden, raporunuzdan ve bana ettiğiniz muameleden memnun oldum, görevimizin ağırlığını bir kere daha hissettim, iyi çalışacağım, hep beraber iyi çalışacağız. Sizi yürekten saygılarla selâmlıyorum..

 

 

 

 

CHP 5. Gençlik Kolları Kurultayında Gençlik Hareketleri ve Parti Politikalarına Üzerine Verilen Söylev[116]

Gençlik Kurultayı’nı sevgiyle selâmlıyorum.

Sevgili arkadaşlarım, huzurunuzda konuşmakla mutluluk duyuyorum. Bana bu fırsatı verdiğiniz için size teşekkür ederim.

Gençlik Kurultayı, 19. Kurultay’dan evvel CHP’nin mühim bir ödev yeridir. Sizleri, çalışmalarınızı işitiyorum, izliyorum ve Kurultay’a iyi hazırlandığınızı tahmin ediyorum.

Bilirsiniz arkadaşlarım, gençlik hareketleri ve bunların içinde CHP’nin gençlik kollarıyla ve onların ödevleriyle ilgili İstanbul İl Gençlik Kolu’na bir demeç göndermiştim.. Bu demeçte gençlik meselelerine, gençlik kollarına geniş ölçüde değindim. Siz Gençlik Kolları Kurultayı olarak o demecime muhatap olmadınız. Ama ümit ediyorum ki son zamanlarda Gençlik Kolları çalışmaları ve ödevleri üzerindeki fikirlerimizi geniş ölçüde söyledik.

Kurultay’da da beyanatımda gene gençlik meselelerine değineceğim. Önce genel olarak memleketimizdeki gençlik meseleleri ve gösterileri, çalışmaları üzerinde CHP’nin tutumunu, fikirlerini hülâsa etmek isterim:

Üniversite meseleleri ve bunun ötesinde memleket meseleleri için Gençlik Kollarımız umumî efkâra fikirlerini, duygularını arzularının ve dileklerini söylemek için fırsatlar bulmaktadırlar, her fırsattan yararlanmaktadırlar. Bunların içinde CHP’nin gençlik meselesi saydığı konuların, iyi bir dikkatle izlenmesini ve bunlara CHP ile münasebette olan gençlik kollarının katılmasını ayarlamak için çok dikkatli bulunuruz. Bizim gençlik kollarımız ve bizimle temas eden kuruluşlarından biz, umumî olarak memleketin asıl ideal öz meseleleri üzerinde durmalarını isteriz.

Gençlik hareketleri, memlekette 1960 öncesinden itibaren halkımızın nazarında ve partimizin nazarında özel bir dikkat ve itibar görür. Saygımız vardır, gençlerimizin memleket meseleleri üzerinde bilgili, duygulu olmalarını isteriz. Ve gelecek günlerin sorumluluğunu üzerlerine almak için ehliyet göstermelerini ve en mühimi memlekette ailelere, kuruluşlara, yaşlılara, gençlere, herkese, yeni yetişen nesillerimizin ümitlerle dolu hizmet aşkıyla dolu hareketler ve idealler peşinde bulunduklarının bilinmesini isteriz. Böyle bir sorumluluk, Gençlik Kolu’nun manevî kuvvetlerinden istifade etmek için memleketteki bütün akımları harekete getirir. Herkes bir gençlik gösterisi veya gençler tarafından yapılan bir teşebbüsü, kendi maksadına göre değerlendirmek fırsatını bulmak için hazır bir gençlik teşkilâtı içine, yürümekte olan bir gençlik gösterisi içine atılır ve o katılmayı, o gösteriyi kendi maksadına göre bir istikamete yönelttirmeye çalışır. Bu, türlü ihtilâtlar yapar. Bunun çaresi parti olarak biz, bütün gençlik hareketleri karşısında, bize bağlı olan Gençlik Kolları’nın katılması, bizim fikirlerimize önem veren Gençlik Kolları’nın itibar etmesi için bizim istikametimize itibar etmesi için özel bir dikkat gösteririz.

Haber aldığıma göre, gelecek günlerde, yani gelecek aylarda belki bütün dünyadan gelen hazırlıklar sebebiyle yeniden bizim memlekette de büyük gençlik hareketleri olacaktır. Böyle derler.. Ve şimdiye kadar söylendiği gibi, büyük siyasî konular: “NATO’ya hayır, Türkiye böyle siyasî örgütlere katılmasın, katılsın” şeklinde, siyasî partilerin kendi arzularına göre, istedikleri istikameti, olaylarla, gösterilerle yürütürler. Böyle olmayacak. Bu değerini kaybetmiş görünüyor. Çünkü başta CHP’nin Gençlik Kolları ve CHP’nin fikri, memleketin büyük siyasetini coşkunlukla, rast gele tahrike kaptırmaya elverişli değildir. Onun için bu teşebbüsler yürümemektedir, muvaffak olamamaktadır.

Şimdi gençliği de, memleketi de yakından ilgilendirecek daha güzel sebepler daha çekici levhalar bulmak peşinde imişler.. Gelecek gençlik kolları böyle hazırlanıyor. CHP Gençlik Kolları, dışardan hazırlanacak içerden hazırlanacak gençlik gösterilerinin içine katılmak için mutlaka CHP’nin umumî sorumluluğunun çerçevesi içinde bulunacaklardır. Katılırlarsa, neye dikkat edecekler, katılmazlarsa nasıl davranacaklar, bunu ince bir dikkatle söyleriz ve size de bildiririz.

Gençlik Kolları hareketlerini, özellikle CHP’nin gençlik kolları hareketlerini, rastgelenin, bilmediğimiz insanların ve örgütlerin kendi maksatlarını yürütmek için; hazır bir alet yaptırmayacağız.

Türkiye’de gençlik teşkilâtı, bütün dış memleketlerden daha eskidir. Memleket meselelerinde fedakârlıkla ve isabetle doğru görüşlerle memleketlerin siyaseti üzerinde daha faydalı tesirler yapmışlardır. Dışardan, içerden, günlük heveslerle bizim öğrenecek yeni bir şeyimiz yok. Kendi irademizi başkasının sürüklemesine aslâ razı olmayacağız. Yaptığımızı bilerek yapacağız.

Sevgili arkadaşlarım, gençlik hareketleri, tesirli hareketlerdir. Bir hareket olduğu zaman görüyorsunuz ki, mahiyeti ne olursa olsun, karşısına çıkıyoruz, şiddet kullanmayınız diyoruz. Bunun için de büyük kitle masumdur. Bunun içine sızmış tesirler olabilir. Biliriz, tecrübe etmişiz, büyük kitle masumdur. Şiddet kullanmayın deyince, gençliğin kendiliğinden şiddete ihtiyaç göstermeden bir sağduyu ile hareket edeceğine güveniyoruz, demektir. Sorumluluk alıyoruz, demektir. Burası bir hürriyet memleketidir, Türkiye’de her türlü gösteriş, vatandaşın fikrini, protestosunu, beğendiğini, beğenmediğini açıkça söylemesi kanunlarla imkân çerçevesine alınmıştır.

Vatandaşlar toplanıp, herhangi bir mesele üzerinde duygularını da, dileklerini de dile getirebilirler. Bunun hepsi devletin kadrini düşürmeyecek ilgisi için, gösteri için yapılıyor. Vatandaş emniyet içinde, sükûnetle, gösteriyi tâkip ederse, söylenen sözleri dinler, muhakeme edebilecek bir sakin ortam bulunursa, maksat hasıl olur. Yoksa rasgelen istediği yere saldıracak; halk, kanun bekçileri herkes bezecek, usanacak; neyi anlatmak istiyorsan, ne anlatmak istiyorsan hepsinin tam tersi teşhir yapacaksın. Böyle bir şeye gençliğimiz alet olmayacaktır. Böyle bir şeye alet olmamanın bekçisi CHP Gençlik Kolları olacaktır.

Gelecek günler, yeni gençlik hareketleri olacaksa, faaliyetlerini bilmeden, maksatlarını bilmeden biz herhangi bir harekete gençlerimizi bulaştırmayacağız. Girdikten sonra mutlaka kanun dinlenecek, hiç bir sebeple saldırı olmayacak.

Biz böyle gösterilerde CHP’nin siyasî hayatının sorumluluğunu, Gençlik Kollarımızı yük altına, tehdit altına alamayız. Gençlik Kollarımızın itibari siyasî hayatımızda en ilerde dikkat edeceğimiz konudur. Gençlik Kollarımızın vatandaşlar huzurunda itibarlarının kuvvetli olması, kendilerinin ve sözlerinin dinlenir halde bulunması, gelecek günlere, büyük vatan hizmetlerine Gençlik Kollarımızı ciddî, gerçek bir hazırlık yuvası olduğunun bilinmesi ve güvenilmesi, bizim için hayatî meseledir ve ihtiyaçtır. Bunu titizlikle biz göz önünde bulunduracağız. Güvencimiz daima sizi sağduyunuz, memlekete daima hizmet aşkınız, her türlü dünya nimeti fikrinden uzak olan fedakârlık hissiniz, daima gözümüzün önünde parlayacaktır.

Kurultay’da gelecek günler için esaslı olarak gelecek seçimlere hazırla-nacağız. Halk, memleket, CHP’nin hizmetlerine ihtiyaç hissetmektedir. Hizmet günlerimiz geliyor. Bu Gençlik Kurultayı’nda olduğu gibi, yarınki hepimizin beraber katılacağımız Kurultay’dan da memleketin güvenliğini arttırmış olarak çıkacağız.

Saygılar sunarım, hepinizin gözlerinden öperim.

 

 

 

 

CHP 19. Kurultayı Dolayısıyla Anıt Kabir Özel Defterine Yazılanlar[117]

Atatürk’ün yüce huzurunda CHP 19. Kurultayı’nın derin saygı, minnet ve bağlılık duruşu.

18 Ekim 1968

İsmet İnönü

 

 

 

 

CHP 19. Kurultayının Açılışında Dış ve İç Politika ile Parti Politikalarına İlişkin Verilen Söylev[118]

19. Kurultay’ın saygı değer üyeleri,

Sizleri yüksek ödev duygusu ile ve önemli hizmetler yapmak iradesi ile Kurultay’da görmekten mutluluk duyuyorum, cesaret ve ilham alıyorum.

Kurultayımıza şeref veren aziz misafirlerimizi saygı ile selâmlıyorum.

Kurultayımızı izleyen basınımızın temsilcilerine şükranlar sunarım.

Aziz Kurultay delegeleri,

Kurultaylarımızda, memleketin ve halkımızın ilgilendiği başlıca mesele-lerden bahsetmek geleneğimizdir. Size ilk önce iç politikamızdaki havamızı söyleyeceğim. İçinde bulunduğumuz güçlüklere ve siyasî hayatta birbirimize pek müsamahalı sayılmayacak huysuzluklarımıza rağmen, demokratik rejimin işlemesinde, bir hayli ilerleme kaydettiğimizi söylemek mübalâğa sayılma-malıdır.

40 yıldan beri vakit vakit bulutlanan iç politika havamız çok partili hayata geçtikten sonra da türlü nöbet devirlerinden geçmiştir.

Bugünkü halimiz özet olarak, demokratik rejimin işlemesi açısından, geçmiş zamana oranla gene bir ileri merhale sayılabilir.

Hürriyet içinde demokratik rejim yürürken, tartışma halinde bulunan tarafların birbirine tahammül ölçüleri ve hepsinin siyasî çekişmeler yüzünden memlekette huzursuzluk çıkmaması için dikkatleri, geçmiş güçlükler hatır-lanırsa, bir ileri dereceye ulaşmış sayılabilir.

İnsaf ile bu teşhisi koymaya çalışırken, sosyal ihtiyaçlar ve eksiklikler yüzünden, yer yer çok ıstıraplarımız olduğunu belirtmeye mecburum. Bunların önemini küçük göstermekten sakınırım. İlerde bu konulara tekrar döneceğim.

Dış politika

Dış politikaya kısaca değinmek için izin isterim.

Dış politika âleminde, memleketimizin barışı da, dünya barışına sıkı sıkıya bağlıdır. Özellikle son zamanlarda dış olaylar Orta Doğu’da ve Orta Avrupa’da bütün heyecanları kendi etraflarında toplanmışlardır. Hemen kapımızda bize dokunmaz görünen Orta Doğu ve Orta Avrupa gerginlikleri, bizim içimizde meseleler sayılacak kadar, yakın ilgimize lâyıktırlar. Orta Doğu’da barış olmasını diliyoruz. Orta Doğu’da gerginliğin bugünkü şeklinde sükûnet bulmaz bir çehre göstermesi, er geç bizim huzurumuza dokunmaması için, memleketçe çok dikkatli davranmalıyız. Dinmeyen hiddetlerin yeniden silâhla çatışmaya varmaması ve bir barışa bağlanması halis dileğimizdir. Orta Avrupa gerginliğinin tabiatı, büyük ölçüde önemini muhafaza ediyor. Bloklar içi sorunların, bloklar arası sorunlar gibi değer kazanması, Avrupa siyaseti ortamında bir yeni merhaledir. Bu merhalenin Avrupa’da genel barış yararına bir ilerleme kaydetmesini gönülden dilemekteyiz.

Barış ararız

Avrupa politikasında, barışa hizmetçi ve yardımcı bir memleket olarak kendimizi ödevli görüyoruz.

Biz NATO ittifakı içinde kalmak kararındayız. Bu kayıt ile tahrik etmeyiz, barış ararız. Bloklar arası politikada memleket olarak Birleşik Amerika ‘ya düşmanlık ve Sovyet Rusya’ya düşmanlık yapar durumda olmamayı ciddî bir ödev sayıyoruz. İç politika tartışmalarımıza da yayılan ayrılık gösterilerinde memleketimiz için zarar görüyoruz. Her türlü düşmanlık gösterisinin karşısında bulunuyoruz.

Özerk anayasa kuruluşları

19. Kurultay’ın Sayın Delegeleri,

Parti politikamızı her konuda yapıcı bir zihniyetle yürütmekteyiz. Bu bahse girerken ilk önce çok partili rejimde, partiler dışında ve partiler üstünde kalan özerk kuruluşlara saygı gösterilmesini ciddî bir ödev olarak izliyoruz.

İktidarın ve siyasî partilerin, Anayasa hükümleriyle bağımsızlık koşulları içinde vazife gören özerk kuruluşlara karşı durumlarına değinmek isterim.

Özerk Anayasa kuruluşlarının, kanunî haklarından ve maddi durumlarından başka, hükûmet temsilcileriyle münasebetleri yönünden, partilerden ve basınımızdan arzu ile işleyen bir dikkat ve saygı havası içinde bulunmaları lâzımdır. Devlet düzeninin ve vatandaş huzurunun selâmeti için bunu maddi ve mânevi bir ihtiyaç saymaktayız.

Danıştay, Yargıtay ve seçim kurullarıyla, mahkemeler, Üniversiteler, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu ve emniyet müesseselerinin başında gelir. Bunun yanında özgür kuruluşlar olarak basın hürriyeti ve sendikal hürriyetler bulunmaktadır. Eğitim Dernekleri, özellikle dikkate lâyıktırlar.

Ciddî bir endişe

Belediyelerimiz, şimdi özel bir durumda bulunuyorlar. Çok partili hayatta ve özgür seçimlerde belediyelerin memleketin siyasî iktidarıyla aynı partiden ve karşı partilerden olması, cemiyetimizin hayatında yeni sorunlar çıkarmıştır.

Daha seçim zamanında, kızgın tartışmalar esnasında meydana çıkan yanlış anlayışlar bir iz bırakmıştır. İktidara mensup olmayan partiden belediyelerin, iktidar partisine mensup belediyeler gibi muamele görmeyecekleri propagandası, zararlı bir şüphe gibi, bünyemize yerleşmiştir. Belediye seçimlerinin yapıldığı ilk sene içinde Cumhuriyet Halk Partisi’ne mensup belediyelerin yer yer üvey muamelesi gördüğü, hattâ, yer yer yaşaması imkânsız kılınacak baskılar altında tutulduğu anlaşılmaktadır.

Belediyeler, bugünler gibi, bütün gelecekleriyle de ağır tehlikelere maruz bulunuyorlar. Demokratik rejim, çok parti, ayrı özgür belediye ve il genel meclisi seçimi baki kaldıkça, bugünkü hastalık memleket için ciddî bir bunalım halini alacaktır. Bundan memleket idaresi geniş ölçüde, derin köklere kadar çok zarar görür.

İktidar sorumluluğunu taşıyanların geniş yürekle bugünkü farkları kaldırmalarını ve gelecek zamanlara, tedavisi güç olan olaylar ve gelenekler devretmemelerini, ciddî bir endişe duygusuyla dilemekteyim.

Siyasî hayatımız, kâfi derecede güçlüğü olan geçitlerden geçerek olgun-laşmaktadır. Esaslı bir konuda memleket idaresini çıkmaza sevk etmek çok yanlış, çok zararlı bir hareket olur.

Söylediklerimin tesir etmesini halis yürekle istiyorum. Bugün işleyen dertlerin, yarın işleyecek dertlerin, hazırlayıcısı olmamasını özlüyorum.

Toprak Reformu

Sevgili arkadaşlarım,

İzlediğimiz politikanın başlıca sorunlarını bilirsiniz.

Toprak Reformu, başlıca kaygımız olarak devam ediyor. Son senelerde memleketin muhtelif köşelerinde toprak dağıtımındaki sosyal adaletsizlik yönünden, yer yer derin acılara rast gelmekteyiz. Son yılımızı, baştan aşağı, Elmalı’daki facia ağırlığındaki olaylar doldurmuştur. Mahkemede bulunan toprak dâvası, Danıştay’ın bir tedbir kararı ile, Elmalıları, ellerinde bulunan topraklar üzerinde bıraktı. Elmalılar, varlarını yoklarını bu topraklar üzerine döktüler. Mahsulleri yeşerdi, meydana çıktı. Bu arada mahkeme kararları yürüdü, yeni bir şekilde toprak dâvacılarının karşı tarafını harekete getirdi. Bunlar, hükûmetin kuvvetleriyle beraber, Elmalı köylülerinin yeşermiş ekinlerini buldozerlerle çiğnediler. Köylüler bu felâket karşısında şaşkın, memleket, kimin olursa olsun, yetişmiş yüzlerce dönüm ekinden yoksun kaldı. 1968 Haziran seçimleri, tarihte, idarecilerimizin Elmalı ekinlerini tahrip ettirmesiyle kayda geçmiştir.

Elmalı’da, sızıltı ve çaresizlik devam etmektedir. Vatandaşlara mahkeme-lerinde, dâvalarında, kanun usullerinde yardımcı olabilmek için çırpınıp duruyoruz.

Deprem üzerine yapılan tamirler ise başka tabiatta feryatları meydana çıkarmıştır. Depremden evleri yıkılarak ortada kalan vatandaşların evleri tamir olunuyor, yeni barakalar yapılıyor. Bu barakalar kendilerinin değil, toprak sahiplerinindir.

Adaletsiz düzen dalgaları

Toprakta adaletsiz bir düzenin meydana getirdiği dalgalar, topraksız zavallıyı her yeni tedbirde daha çaresiz duruma sokmaktadır.

Keban Barajı’nı plânlamak ve gerçekleştirmek için ne kadar eziyet çektiğimizi hatırlarsınız. Bu büyük teşebbüste, evvelce herhangi bir toprak üzerinde çalışma imkânı bulan topraksız ve işsizler, yeni durumda, büyük toprak sahibinin alacağı tazminat yanında, nerede, nasıl bir sığınacak yer bulacaklarını bilmez haldedirler.

Her sulama teşebbüsü yapılan yerde, Toprak Reformu yapılmamış bölgeler, ileride, toprak meselesinin hallini daha ağırlaştırmak ve yoksul halkı daha düşkün hale düşürmek istidadındadır. Bütün bu hallere karşı, Toprak Reformu’nun uygulanması, bir anda, bütün bölgelerde bir tek usulle yapılacak yerde, acele ihtiyaçlar ortaya çıktıkça, bölgesel uygulamaları lüzumlu kılmaktadır.

Toprak Reformu esasından kabul etmeyen iktidarlara bugünkü ihtiyaçları anlatmak kabil olmadığı gibi, gelecek zamanların daha da ağır koşullar getire-ceğini göstermeğe imkân bulamıyoruz.

Tarımdaki sosyal meselelerimiz, baştan aşağı yürekler acısıdır. Bugün, tarım işçilerimiz, kıştan, çok düşük bir bedel karşılığında gelecek yazın çalışma ödeneklerini satarak yaşamaktadırlar. Tarımın ve Toprak Reformu’nun sosyal konuları, insanoğlunun düşünebildiği derecelerden çok hazin derecede ağır basmaktadır.

Biz, ortanın solu politikası ile, bütün bu dertleri siyasî hayatımızın sorumlularına ve ortaklarına ve seçmenlere anlatmaya çalışıyoruz. Çok dikkatle dinlemekte olduğumuzu da görüyoruz.

Gençlik hareketleri

Sayın delegeler,

Size, gençlik hareketlerimizden de özet olarak söz etmek isterim. Geçen yıllarda Üniversiteli gençlerimiz, eğitim meseleleri ve eğitimden sonraki durumları hakkında, memlekete, dertlerini anlatmaya çalıştılar. Anlatma şekli, genellikle ve büyük ölçüde, kanun içinde ve uyarıcı, ilgi çekici nitelikte meydana çıkmıştır. Buradan başlayan gençlik gösterileri, memleketin iç ve dış sorunlarına da vakit vakit yayılmıştır. Hükûmet, gençlik hareketlerine başlangıçta, seyirci kalır gibi ve her halde şiddet kullanmaktan çekinir bir durum göstermiştir. İstekler, dinlenmekte geciktikçe ve halktan ilgi görüp yayıldıkça ve olaylar, dış ilişkilere de değindikçe, yer yer gençlerin de, ailelerinin ve toplumun da arzu etmediği sakıncalara ve kırıcı davranışlara sebep olmuştur. Burada, başından beri uzak tutulmaya dikkat edilen polis karışması meydana gelmeye başlamış, kimsenin özlemeyeceği şikâyetler almış yürümüştür. Polisin gerek gençlik hareketlerinde, gerek genel gösteriler ve yürüyüşlerde vazife görür veya seyirci kalır halleri, siyasî tartışmaların özünü toplamağa başlamıştır.

Partimizin geniş raporunda bu olayların tafsilâtlı misâllerini bulacaksınız. Benim burada, Kurultay huzurunda belirtmeye çalışacağım nokta, polisin ödevi ve değeri üzerinde dikkati toplamaya çalışmak olacaktır. Bugünkü özgür cemiyetin siyasî olaylar içinde huzurunu facialardan kurtaracak emniyetli kuvvet ve araç, iyi polis teşkilâtıdır. Türk Milleti tarihe, kendini tanıtmış iyi asker, iyi subay niteliklerini, tamamıyla iyi polis kurmakta da ruhunda ve bünyesinde taşımaktadır.

Polisin millet gözünde güvenilir bir soylu kuvvet itibarını kazanması huzurumuzun temel şartıdır. Polis mutlaka siyaset üstünde, tarafsız bir kanun kuvveti olarak mevki almalı ve bu istikamette kullanılmalıdır. Polisin yanlış ve taraf tutar yollarda kullanılmasından siyasî âmirler sorumludurlar ve millet gözünde haksızlık yapan kuvvetin ezalarını polis taşımaktadır. Polisi bu yanlış ve haksız durumlara düşmekten kurtarmak siyaset hayatımızın en başta gelen, en önemli huzur çaresidir. İbretle düşünmeliyiz ki, bugün yeryüzünde öyle memleketler vardır ki, bunlar, polislerinin sözünü geçirmek kuvvetini halkın polise güveninde ve saygısında toplamışlar ve sırasında tabancalı saldırganlar karşısında polislerinden silâh taşımayı kaldırmışlardır. O kadar ilerisini düşünemiyorum, ama, polisi yanlış yolda kullanmaktan, sakınarak siyaset üstü ve tarafsız bir kanun âleti olarak kullanmak yolunu bulmamız ve halka bu kanaati uygulamada misâlleriyle kabul ettirmemiz lâzımdır.

Kurultayın saygı değer üyeleri,

Şimdi size gelecek yakın günlerin gençlik hareketleri üzerinde fikirlerimi söyleyeceğim.

Aylardan beri sonbaharda büyük gençlik hareketlerinin tekrarlanacağı söylenmektedir. Kanunlarımız, özgür vatandaşların istedikleri cemiyet konularında düşündüklerini ve duygularını türlü şekilde açıktan söylemelerini mümkün kılmıştır. Bütün bu hareketlerde bir esaslı nokta vardır. Kanunların, ailelerin ve vatandaşların huzurunu bozmayan bir emniyet şartı. O da gösteri yapanların her türlü saldırıdan kesin olarak sakınmalarıdır. Yollarında ve yerlerinde kanunların bekçisi olan polislerin kumandalarına ve işaretlerine tereddütsüz ve mutlaka uyulmasıdır.

Demokratik rejimde her türlü gösteriler ve her türlü sevgi ve hiddet duygularının açığa vurulup söylenmesi bugünkü medeniyetin ileri bir görüntüsüdür. Konuların çok akıllı olması ve duygulara heyecanlara elverişli bulunması, çok aksi ve çok hiddetli görünmesi hep olağan şeylerdir.

Tekrar ediyorum: Saldırma yok. Devlet kanunları ile bekçilik ve gözcülük eden polise uymak vardır.

Gelecek gösteriler Atatürk ilkelerine riayetsizliği protesto mahiyetinde olacakmış. Büyük Atatürk, adı ve eserleri ile zaman geçtikçe günlük çekişmelerin daha üstünde çok yükseklere çıkmaktadır. Bu, sevinilecek bir ilerlemedir. Bu hal, aynı zamanda bir siyasî oyunu da hastalık olarak cemiyetimize getirmeğe başladı.

Uygulamada ve düşüncede Atatürk’e uzak kalmayı siyasî sanat haline getirmiş olan yuvalar da türemekte, bunlar da Atatürkçülük iddiasıyla ortada görünmektedirler. Gelecekte böyle gösterilere de her vesile ile rast gelmemiz olağan görünüyor.

Gençlik hareketleri vesilesiyle, gelecek zamanlara ait söylentileri hatırlatırken, bütün iç olaylardan, özgür vatandaşın haklarının işlemesi yolunda, devletimizin ve toplumumuzun, içte ve dışta güçlü ve itibarlı çıkmasını vatandaşlarımın dikkatine arz etmek için çalışıyorum.

Ortanın Solu

Sevgili arkadaşlarım,

Şimdi, parti içi durumumuzu söyleyeceğim: Biz, 1965 seçimlerinden itibaren Cumhuriyet Halk Partisi ilkelerinin ortanın solu ifadesi ile belirttiğimiz sosyal alandaki görevlerine, başlıca parti politikası olarak izlemekteyiz. Bu yüzden parti içi fikir ayrılıkları çıktı ve bu ayrılıklar partimizin içini aynı düşünce ve kanıda bulunan insanların çevresi haline getirdi. Çetin iç tartışmalardan ve ayrılıktan sonra, parti içinde anlaşma ve dayanışmanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bir üzüntülü kuşku halindeydi. Gerçek şudur ki, biz, 1967 ayrılığından sonra, her gün iyiye doğru ilerledik. Ortanın solu üzerindeki tartışmalardan, parti içinde bir tortu kalmamasını iyi yürek ve içten karar ile izledik, yürüttük.

Parti içinde, aramızda, yani gerek teşkilâtta, gerek Merkez idaresinde ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tam beraberlik olmasını, biri birine yan bakma ve biri birini yerme huyu kalmamasını sağlamaya çalıştık. Vakit vakit güçlüklere uğradığımız doğrudur. Ama anlaşmaya ve birleşmeye doğru mütemadiyen ilerledik ve bugün teşkilâtımızın her suretle güvenebileceği bir Merkez İdare Kurulu meydana getirdik. Aramızda vakit vakit çıkan anlaşmazlık, daima dışarıdan Halk Partisi içini bulandırmak isteyenlerin oyunlarıyla olmaktadır. Bunlara rast geldikçe kendi içimizde görüşüp anlaşmayı sağlıyoruz. Bizim içimizde aşırı solcular bulunduğundan bahsedilir. Bizim içimizde, beraber çalıştığımız arkadaşların hiç birinin aşırı solculuğundan şüpheci ve tedirgin değiliz. Bunu gibi, ortanın solu politikasını benimsememiş idarecilerimizden aramızda eser yoktur. Büyük küçük sorumlulukta, bütün idareciler, birbirimize inanarak vazife görmek âdetindeyiz. Teşkilâtımız bizim başlıca dayanağımızdır. 18. Kurultay başından beri, CHP’nin idarecileri, tartışmaların hiçbir safhasında ve yönünde çelişmeye düşmemişlerdir.

Bizi bekleyen hizmetler

Cumhuriyet Halk Partisi olarak programımızı tâkip ediyoruz. Memlekette bir sosyalist parti teşekkül etmesini veya bulunmasını Anayasamızın mümkün gördüğünü kabul ediyoruz. Mahkeme kararı böyledir.

Biz, sosyalist parti değiliz. Cumhuriyet Halk Partisi’yiz. Sağımızda olanlarla ve solumuzda olanlarla her büyük meselede ayrıntılarımız meydandadır.

Sevgili arkadaşlarım,

Önümüzde genel seçimler var. Bu seçimlere umutla gidiyoruz. Bizi önemli hizmetler bekliyor. Vatandaşın partimize güveni her gün gözle görülecek dere-cede artmaktadır. Kurultay’dan, vatandaşın bize bağladığı umutları güçlendirerek çıkabilmek başlıca dileğimizdir.

Size yürekten başarılar diliyorum. Size, yürekler dolusu saygılar sunuyorum.

 

 

 

 

CHP 19. Kurultay Seçimleri Öncesinde Yapılan Konuşma[119]

Sevgili arkadaşlarım, şimdi seçimlere geçiyoruz. Seçimlere geçerken bir açıklama yapacağım. Kurultay Başkanlığı’ndan seçimlerin emniyetini sağlamak için bütün tedbirleri almasını rica ederim. Sükûnetli, emniyetli bir seçim yapmamız şarttır. Seçim esnasındaki münasebetlerde, gerek seçim toplu listesinin bastırılmasında lâzım olan tedbirleri almasını rica ederim. Bir açıklama yapacağım. Bu kurultay esnasında her mesele için olduğu gibi seçimler meselesi için de başlıca sorumlularla görüşmüşümdür. İsabetlice fikirlerimi söylemişimdir. Usulüne prensibine, genel şartlarına sadık kalarak hiçbir listenin benim adıma bağlanmasına razı değilim. Sayın arkadaşlarım, gözüme ilişen listelerde, ilişebildiği kadar her liste içinde değerlerimiz vardır. Hiçbir listeyi toptan sorumluluğum altına almış değilim. Kurultayın sağduyusuna güveniyorum, vazifenizi ifa edeceksiniz. Şimdiye kadar Halk Partisi’nin Genel Başkanı olarak tüzüğümüzün, Kurultayımızın verdiği ödevleri sadık bir vicdan ile izlemeye, uygulamaya çalıştım. Müsterih olarak şu andan itibaren üzerimde olan emanet de sizin üzerinizdedir. Teşekkür ederim arkadaşlar.

 

 

 

 

CHP 19. Kurultayında Yeniden Genel Başkan Seçilmesi Üzerine Çok Partili Rejim ve Parti Politikalarına İlişkin Verilen Söylev[120]

Sevgili arkadaşlarım, 19. Kurultay’ın çok saygıdeğer delegeleri,

CHP’nin Genel Başkanlığı’na beni tekrar seçmek kararını verdiniz. Yürekten size teşekkürler ve minnetler sunarım. Bu geç saatte size düşündüklerimi söylemek istiyorum. Bana verdiğiniz yeni vazife, CHP Genel Başkanlığı bu minval içinde ülkemizde düşünülebilecek vazifelerin en ağırlarındandır. Bizim partimizin genel başkanlığı çok ağır bir vazifedir. Bu ağır vazifeyi dermanı, çalışma gücü daha geniş olan bir arkadaşımız üstüne alsaydı, memleket menfaatleri için çok memnun olacaktım. CHP’nin Genel Başkanlığı büyük bir partinin sorumluluğunu yüklenmek demektir. CHP iktidarında ve muhalefetinde kendisine mahsus bir talih taşır. Tarih, CHP talihini gerek iktidarında gerek muhalefetinde nasıl yürüttüğünü tahlil ettiği zaman bize insaf ile hüküm vereceğinden kesin olarak emniyetim vardır. Biz iktidarda iken uzun müddet tek parti devrinde bulunduk. Tek parti devrinde vatandaşlarımızın kalkınması için, ilerlemesi için bütün güçlerini artırmaya çalıştık. İktidarda iken biz bu memleketin geçirdiği büyük badireleri geçirdik. Onları sayıp canlandırmayı istemiyorum. Biliyorsunuz ve geçmişten bahsederken sadece tarih anlatmak fikrinde olduğum için övünmek istiyorlar gibi bir mâna çıkarılmasından sakınırım. Basit büyük bir takım vakalardır. Cihan Harbi gibi, Kurtuluş Harbi gibi, Sakarya ve neticeleri..

CHP olarak tek parti devrinde bütün kudretler elimizde iken CHP’yi iktidardan düşürmek imkânını vatandaşlarımızın eline teslim ettik. Ben o zaman memnun oldum, ama bunun sorunu iktidardan gitmektir diye akıl veren ve tenkit eden arkadaşlara da rast gelmişimdir.

Bıraktık, biliyorduk neticesinde ne olacağını, neticesi oldu, katlandık. Muhalefette kaldık. İktidara geldik, devam ettik. Bir talihimiz şudur. İktidarda olduğumuz zaman biz yardım görmeyiz. Muhalefette olduğumuz zaman memleketin bütün güçlerinden gene biz mesul tutuluruz. Geçmişte böyle yaptınız diye mesul tutuluruz, aman yarın iktidara gelecekler diye ürkenlerin tetikte bulunmasından baskı idaresinden talihsizlik çekeriz. Bunların ikisinde de bizim özel vazifemiz vardır. İktidar olduğumuz zaman devletimizi düşüneceğiz, büyük badirelere göğüs gereceğiz.

Bir memleket ilerlemesinde geç kalmış olursa o memlekette iktidarlar değişir ve giden iktidarla gelen iktidar birbiriyle geçinemezse o memlekette huzur bozulur. Zannederler ki iktidarı kötülerler ve kendileri gelirlerse dış âlem onu daha fazla takdir eder. Hayır hiç de öyle zannetmezler. Dış âlem, kendi kendini hor gören iptidai bir millet bundan daha iyi olur, ha o gelmiş ha bu gelmiş hepsi birdir, der hükmünü verir, çıkar. Bunu bilirim ben. Bunu bildiğim için iktidara gelen bir sorumlunun muvaffak olmamasından kendim muvaffak olmamış kadar üzülürüm. İktidarda olmadığım zaman iktidarda bulunan bir vatandaşımın bir muvaffakiyetsizliğinden memleketin geri kaldığı fırsatı kaçırdığı kendileri üzüldüğü kadar memleket de üzülüyor diyerek bunları teselli etmeye çalışırım. Ve onların başarısızlıklarını beraber yüklenirim. Bu şartlar bu talih içinde Cumhuriyet Halk Partisi’ni idare ediyoruz ve uzun müddet daha bu şartlar içinde idare etmeye mecburuz. İktidarda bulunduğumuz zaman başlıca sorumluyuz. Muhalefette bulunduğumuz zaman sorumluyuz. Talih, hem bizi beğenmezler, beğenmek şöyle dursun, her vatandaşın hakkı olan emniyeti bizden esirgerler. Partizanlık odur, eşit muamele görmemek odur. Bunları bizden esirgerler. Bize yapılan haksız muamele, herhangi bir vatandaşa yapılacak demektir.

Ne oluyor, böyle haksız muamele içinde vazifesini ciddî olarak sorum-lulukla gören bir muhalefet, iktidar kadar vatandaş nezdinde de sorumlu olduğu gibi itibarlı da olur. Bugün memlekette herhangi bir huzursuzluğun olmaması için, iktidar elindeki bütün vasıtalarla ne kadar kudretli ise, Cumhuriyet Halk Partisi manevî kudreti ile iyi niyeti ile ve vatandaş nezdinde kazandığı itibar ile o kadar kudretli ve kuvvetli olur. Ve böyle Cumhuriyet Halk Partisi’ni idare ediyoruz. Bu ağır bir vazifedir, biz çok partili rejime kendi irademizle girdik. Bizimle beraber tek parti rejiminde bulunan memleketlerden evvelce bu yola girip tecrübe edenler yoktur. Bugün de yok. Beraber tek partili rejim olarak çalıştığımız memleketlerden biz 30 sene oldu ayrılalı. Bizim 30 sene evvel beraber bulunduğumuz memleketlerden bizim gibi yapıp demokratik rejime giren bir memleket hatırlamıyorum. Belki hata ediyorum, ama gözümün önüne gelen misâller hep oldukları yerde duruyorlar. Ne oldu? Bu büyük bir harekettir. İki ihtimal vardı, evvelki teşebbüsler gibi muvaffak olmaması ihtimali vardı. Neticeyi görelim diye beklediler. Ciddî değildir dediler, bir de korktuğumuza atfettiler. Evet dış baskılar, ondan korktular. Ne dış baskı vardı, ne iç baskı vardı. Değerini düşürmek için bu ithamların karşısında kaldık, göğüsledik. Nasıl yendik, zaman ile yendik. Teşebbüs yapma bir hevesin eseri değil, ciddî bir kararın mahsulü olduğunu 20 sene zarfında türlü güçlükler içinde ispat ettik. Tarihe karşı ispat ettik, memleketimize karşı ispat ettik.

Şimdi, 1965’de seçime gidiyoruz. 1965’de seçime giderken biz, o seçimde ortanın solunda bir politika lâzımdır diye seçim programını ortaya attık. Özü bu. Kıyamet koptu seçimi kaybettik. İçimizde ihtilâf çıktı. İlk sebep şuydu: Seçim zamanı böyle bir şey söylenir mi? E biz söyledik. Seçim zamanı böyle bir şeyi söylemeye bizi sevk eden sebep neydi? Ortanın solunda bir politika tâkip etmek, memleketin önde gelen kaçınılmaz bir politikası olduğunu gördükten sonra o politikayı memlekete söyleyerek seçimi kazanmayı vazife gördük. Ama onu yapmadan seçimi kazansaydık ondan sonra ortanın solunda bir politika diye bir konu ortaya atsaydık, haklı olarak asıl o zaman vakitsiz söylediğimiz ve dürüst olmadığımız iddia olunabilirdi. Bununla seçimi kaybettik.

1950’de seçimi kaybetmemiz de, gene böyle fazla doğruluktandır. O zaman biz işçiler için yeni Çalışma Bakanlığı ihdas etmiştik. Çalışma hayatı için ve çalışma hayatını sağlam esaslara oturtmak için Batı Avrupa’dan çalışma uzmanları yeni İşçi Partisi’nin uzmanlarını getirmiştik. Grev hakkı, bunu da konuştuk. Çalışma uzmanları arasında. Onlar bize henüz grev hakkı verilecek, grev meselesiyle uğraşılacak bir devirde değilsiniz demişlerdi. Sadakatle biz işçi haklarından bahsediyorduk. Kanun çıkarmıştık, hakem usulleri kurmuştuk. Bir çok ıslahât yapmıştık. Ama göreve gelince grevi düşünüyoruz dedik. Araştırma yapmışız, uzmanlarına sormuşuz o safhada bize yabancı uzman olarak yapamazsınız demişlerdi, bunu söyledik. 1950’deki rakiplerimiz, biz iktidara gelirsek grev hakkı tanıyacağız dediler. Bütün işçiler karşımıza geçti. Çalışma denilen mefhumu, siyasî hayata biz getirdik. Ama tatbikatından bir tarafı danışarak, düşünerek ileriye bakmaya mecbur olmuştuk. On sene muhalefette kaldık. Muhalefet yıllarının ortasında grev meselesini araştırmaya ve tecrübelere olgun hale gelmiş telâkki ettik. Grev hakkı tanıyacağız dedik. Grev hakkı ile iktidara gelenler de nihayete kadar grev meselesinden ilk günlerden sonra bir daha bahsetmediler. Canım bizim memlekette grev olur mu diye istihfaf ederek bıraktılar gittiler. İktidara geldik. Ondan sonra ilk işimiz vaat ettiğimiz grev hakkını vermek oldu.

1965’te ortanın solu dediniz, iktidarı bu yüzden kaybettik dediler. Vakitsiz söylediniz, iktidarı bu yüzden kaybettiniz dediler. Gidenlerden bir kısmı, doğru söylüyorsunuz, ama, seçimde yanlış yaptınız dediler. Bu iş bitti. Söyledik geçti. O zamandan beri muhalefete geçtik. Sadakatle ilân ettiğimiz ortanın solu politikasını değerlendirmeyi, verimli bir suretle bu memlekette uygulamaya çalışıyoruz. Ne demek istiyorsunuz? Ortanın solu diyorsunuz, ne demek istiyorsunuz? Nasıl tatbik edeceksiniz? Bunu bu memlekette kimse anlamaz, etrafını nasıl sınırlayacaksınız? Bunlar beş senedir söylenen sözlerdir. Her gün daha ilerliyoruz. Sınırını da söylüyoruz, Ayrıntısını da söylüyoruz. Hiç anlamaz, inanmaz denilen köylüsünü, kentlisini, işçisini, gencini ve yaşlısını ortanın solundan haberdar ediyoruz. Söylüyoruz, anlatıyoruz, şimdi cevaplıyoruz. Anlıyoruz diyorlar ve dikkatle dinliyorlar. Gün geçtikçe, bu sosyal ve ekonomik bir kalkınmayı bu memlekette gerçekleştirmenin hem mümkün olduğuna ina-nacaklar, hem bizim uygulayacağımıza inanacaklar. İnanmışlardır. Rakiplerimiz olan siyasî partilerimiz insafa geleceklerdir. İnsafa gelmeye mecburdurlar.

Şimdi bu şartlar içinde muhalefetteyiz. Emniyet istiyoruz. Demokratik rejimin emniyetini istiyoruz. Kendimiz için istiyoruz. Adalet Partisi mensupları için demokratik rejimin emniyetini istiyoruz. Adalet Partisi iktidardadır. Bizden başka olan siyasî partilerin hepsi için demokratik rejimde, vatandaşın hakkı olan, siyasî partinin hakkı olan emniyeti onlar için istiyoruz.

Şimdi arkadaşlarım parti içi meseleleri için bir şey söyleyim. Emniyetli bir seçim yaptık. Seçim üzerinde Parti Meclisi seçimi üzerinde çok çekişme oldu, çok çalışma oldu, netice[nin] ne olduğunu bilmiyoruz. Parti Meclisi için, bir nokta, partimiz içinde bulunan bir parti meclisi mücadelesine içinizde katılmış olan arkadaşların hepsinin insaf ile hatırında bulunmalı. Herhangi bir tedbir ile kırk kişinin seçilmesini, bütün isteyenlerin arzusuna göre tahakkuk ettirmek mümkün değildir. Değerli arkadaşlarımız çoktur, bundan kırk kişisi alınıp Parti Meclisi teşkil edilecektir. İster istemez dört yüz kişiden kırkı içinde bulunacak, üç yüz altmışı bulunmayacak. Ve içinde bulunanla dışında bulunanın önce hangisinin haklı ve hangisinin haksız olduğunu tayin edecek bir ölçü, herkesi inandıracak bir ölçü olsaydı, seçim yerine o ölçüyü kullanırdık. Görüyorsunuz dört yüz kişinin içinde 40’ınıza bu vazife düştü, derdik. Ne yapsak kırkı seçilecek, gerisi seçilmeyecek. Onun için neticenin ne olacağını bilmiyorum. Yani neticenin ne şekilde çıkacağını bilmiyorum ve bugünden çalışma usulünde kimi girecek, kimi girmeyecek, bu münakaşanın tartışmasında üzüntüler ve can sıkıntıları görmek beni son derece üzüyor. Sükûnet bulalım artık.

Ben 1950’de Cumhurbaşkanlığı’ndan çekildim, yani düşürüldüm. Şimdi bugün iktidarda bulunan milletvekillerinden birisi, bakanlardan birisi koalisyon hükûmeti olarak benimle beraber vekâlette idi, o bana şu hikâyeyi anlattı. Yerinden milletvekili seçilmemiş, bizim partiden değil, başka bir partiden milletvekili imiş, seçilmemiş, oturmuş Ankara’da Özen Pastanesi’nde kendi kendine düşünürmüş, memlekete şimdi nasıl gideceğim, milletvekili olarak tanıyorlar beni, seçilemedim, ne yapacağım? Böyle düşünürken bir fısıltı olmuş, herkes birbirine bakıyor, İnönü geliyor demişler, o da işitmiş, bakmış ben geliyorum. Onun önünden geçmişim, tanıdıklarıma selâm vermişim, sakin bir adam [gibi] gelerek konuşuyorum, sonra yürüyüp gidiyorum. Bana ne oluyor demiş, adam Reisicumhurluktan indi umursamıyor. Ondan sonra kalkmış gitmiş, memleketine hiç bir şey olmadığını görmüş, itibarını geri almış geçmiş gitmiş. Bu kadar sene sonra, 20 sene sonra eğlenceli bir hikâye gibi dinliyoruz.

Siyasî hayatımızda iktidarda bulunmak ve iktidardan düşmek bu kadar tabiî görünmeye başlandıktan sonra, memleketlerde yeni bir düzen başlar ve buna demokratik rejim düzeni derler. Demokratik rejim, inanıyoruz buna, çok arkadaşım geçirdiğimiz güçlükler içinde bana sormuştu. Şimdiki tecrübeler kafamda olsa idi, 1945’lerde tekrar demokratik rejime girmeye heves eder mi idin? diye sormuşlardır. Evet, bu kadar tecrübe, bir çok ummadığım hâdiselerle karşı karşıya kaldığım bellidir. Ama esasında, kökünde isabet ettiğimize, demokratik rejime girmekle Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu memlekette esaslı bir hizmet yaptığına kaniim. Demokratik rejime girdik, tek dereceli seçime girdik. Tek dereceli seçime.. Nasıl tek dereceli seçim. Memleketin hali belli, kimsenin tecrübesi yok. Kime neyi emanet ediyoruz. Bu feryatların hepsi, bugün müspet bir manâ ile değerlendirilmektedir. Fedakârlığı, ihtimalleri göze almasaydık, memleketi ilerletmeye muvaffak olamazdık. Tıpkı bir düşmanla muharebe ederken her türlü tali ihtimallerin mevcut olduğu gibi bir muharebede kumandanın kafasına kaybolmuştur fikri girdiği zaman muharebe kaybol-muştur. Kumandan, ben bunu toparlarım harbi kazanırım diye düşünüyorsa o muharebe kaybolmamış demektir. Seçimlerdeki siyasî mücadelelerin kaderi de böyledir. Bu kanaati muhafaza ediyorum. Muvaffak olacağız. Sağlam dâva tâkip ediyoruz. Bu kanaati muhafaza ettikçe güçlüklerden kurtuluruz.

Ortanın solu diye, memleketin ihtiyacını tam mutabık olan tam zamanında bir ilaç, bir deva, bir yeni hayat olarak ilân ettiğimiz gibi bunun dalgalarında, iftiralara karşı bulunmasında, güçlüklerinde hiçbir zaman muvaffakiyetimizden şüphe etmedik. Dâvayı bu kanaatle tâkip ediyoruz. Yolumuzun büyük kısmını aldık. Ufukta vazifeler bizi beklediklerini canlı olarak göstermektedirler. Millet bizi vazifeye davet ediyor. Elverir ki biz vazifeyi deruhte etmek için içimizde sabırlı, çalışkan ve birbirine dayanır bir partinin aklı başında insanları olarak düşünelim. Bugün seçimde şöyle oldu, yarın böyle oldu, bununla partide vazifemizi, geleceğe güvenimizi kaybetmeyeceğiz.

Birbirimize, yaptın bana, sen bana rey vermedin, ben sana gösteririm, bunu şakaya getirip el ele vererek önümüzdeki seçime gitmemiz lâzım. Bütün mesele bundadır arkadaşlar. Önümüzdeki seçime tam bir intizam ile ve kuvvetli bir çalışma ile hazırlanmamız lâzım. Bugünkü sorumluluğumuzu, muhalefet olarak sorumluluğumuzu, memleketin varlığında, itibarında, huzurunun muhafaza-sında, devletimizin kudretini her türlü sarsıntıdan korumakta iktidarda bulunan mesul sorumlular gibi vazife sayalım. Bunu sayıyoruz. Ne kadar insaf ile karşılaşacağımızı tahmin etmek müşküldür. Ama gene bir ilerleme, gene bir terakki vardır diye kendimi teselli etmekteyim. Hiçbir aksi hali ve muameleyi lâyık olduğu dereceden daha geniş daha mübalâğalı değerlendirmemeye çalışı-yorum.

Arkadaşlarım, Genel Başkan seçmekle bana büyük bir ödev verdiğiniz kadar, bana büyük yetkilerin sorumluluğunu da vermiş oluyorsunuz. Tüzüğümüzde Genel Başkanın vazifeleri ağırdır. Kurultayın bir insanı genel başkan seçmesiyle ondan beklediği vazifeler çok ciddîdir. Her birinize karşı benim vazifem vardır. Adaletli olmaya mecburum, haksızlık etmemeye mecburum. Ve her birinizin değerini tamamıyla verimli kılmaya, çalışmanızı memleketin faydasına ve ilerlemesine yarayacak bir surette değerlendirmeye mecburum. Muvaffak olmak için elimden geleni yapacağım. Muvaffak olmayacağımı kendim anladığım zaman size müracaat ederim, söylerim. Nihayet tabiat kanunudur. Söylerim veya söylemeden size anlatırım. Ona göre tedbiri alırsınız. Sizin ağzınızdan benim söylememe lüzum kalmadan, size çok teşekkür ederiz, artık sen bu vazifeyi bırakacaksın işaretini gördüğüm zaman gülerek size minnettar olarak, sizin yanınızda, tabiî sizin kadar güçlü olamam, ama sizin yanınızda beraber çalışmaktan şeref duyarım. Bu anlayış içinde vazife görüyorum.

Ortanın solu politikası çıktığı zaman birçok değerlerini o sayede hükmetmek yolunda kullanmak isteyen arkadaşlarımız ayrıldılar bizden. Sebeplerden birisi de akşama sabaha gözü kapanacak insandan sonra mücadele ile sağlığımda o adamla yani benimle mücadele ile bir mevki temin etmek arzusu belki uyandı, belki yürüdü. Bunu ben hayal ederek böyle bir sebep söylemiyorum. Kendi aralarında söylediler. İnönü’nün yerine geçmek için çekildikten sonra onun yeri dolmaz demişler. Sağlığında onunla mücadele ederek gelinirse o zaman yenilir. Halbuki işte gördünüz ki hiç kimsenin hatırında hayalinde olmayan ortanın solu politikası o kadar verimli ve canlıdır ki, yeni kuşaklar yetişti, yeni liderler yetişmektedir, Türkiye gibi Cumhuriyet Halk Partisi de ortanın solu politikasıyla muvaffakiyetle başarı ile, söyleyen, yürüten ve gelecek başarıları gerçekleştirecek olan insanları şimdiden yetiştir-miştir ve yetiş[tir]mektedir. Türk milletinin yaratıcı kuvvetine yürekten inanmış olan politika adamları her türlü sorumluluklarını bilirler, her türlü güçlükleri yenmesini bilirler.

Teşekkür ederim arkadaşlarım. Vaziyeti ciddî bir ödev duygusu ile yapmaya çalışacağım.

 

 

 

 

CHP PM Toplantısında PM Seçimlerine İtirazlara İlişkin Yapılan Konuşma [121]

Sayın arkadaşlarım,

Parti Meclisi toplantısını açıyorum. Parti Meclisi seçimlerine bazı itirazlar yapılmıştır. Ondokuzuncu Kurultayın oy pusulaları ve gerekli Kurultay belge-leri mühürlü olarak Genel Merkez’de saklıdır.

Tüzüğü ve Kongreler Yönetmeliğini inceledim.

Kurultay Başkanlık Divanı’nın, yapılan itirazları inceleyip karara bağla-ması; bazı adayların veya bütün adayların oylarını yeniden saymayı gerekli görürse, bu sayımı da Başkanlık Divanı’nın yaptırması uygundur, kanısına vardım.

Onun için, Kurultay Başkanı ile Başkan Vekilleri’ni, Ankara’ya çağırdım.

İtirazlar üzerine, Kurultay Başkanlık Divanı’nın kararını ve saptayacağı çö-züm yollarını öğrenmeye mecburum.

Kurultay Başkanlık Divanı durumu aydınlatıncaya kadar, herhangi bir müzakere veya işlem yapmak uygun olmaz. Parti işlerinin görülmesi için, yeni Merkez Yönetim Kurulu seçilinceye kadar görevlerine devam etmesini, eski Merkez Yönetim Kurulu’na tebliğ ettim.

Saygılar sunarım.

 

 

 

 

 

Türkiye Eski Muharipler Cemiyeti Genel Kurulunda Yapılan Konuşma[122]

Beni de hatırlayıp davet buyurduğunuz için size minnettarım. Eski Muharipler Cemiyeti’ne üye olmak benim için şerefli bir mazhariyettir. Aranızda bulunmakla iftihar ediyorum. Eski Muharipler Cemiyeti önemli bir kuruluştur. Vazifesi çok ciddîdir. Meselelerinizi tâkip etmek vazifemizdir. Elimizden geleni yapmak şerefli bir ödevimizdir. Eski Muhariplerin bize emanet olarak bıraktığı ailelerinin korunması görevimizdir.

Vakit vakit kanunî meselelerde, Meclis’le alâkanız olmaktadır. Ben de Meclisteki arkadaşlarımızla, alâkadar olup, sizin arzularınızı tahakkuk ettirmeye çalışıyorum. Emin olabilirsiniz. Size tekrar selâmlar. Size şükranlarımı sunarım.

 

 

 

 

 

Cumhuriyetin 45. Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj[123]

Cumhuriyet Bayramı’nı vatandaşlarıma yürekten taşan sevinçlerle kutluyorum.

Cumhuriyetimiz 45. yılına ermiştir. Bizim eski ve büyük bir imparatorluktan Cumhuriyet’e geçişimiz, tarih içinde gerçek bir olgunlaşmanın ve ilerlemenin sonucu olarak meydana gelmiştir. İmparatorluk, iç ve dış siyasetin olayları arasında ömrünü gerçekten tamamlamıştı. Cumhuriyet, İmparatorluk idaresinin üstünde, millet varlığının kuvveti ile ve tarih içinde de emsali az olan zaferlerle gelmiştir. İmparatorluktan sonra bir Cumhuriyet’in 45. yılını sağlam, umutlu, özellikle imtihanlardan geçmiş bir demokratik rejim içinde kutlayabilmesi büyük bir başarıdır. Bu başarı ile gelen Cumhuriyetimizle övünüyoruz. Ailelerimizle, çocuklarımız ve dostlarımızla gerçek bir sevinç günü geçirmekte hakkımız vardır.

Sevgili vatandaşlarımı bu düşüncelerle ve yürekten taşan sevinçle kutluyorum.

 

 

 

 

 

Cumhuriyetin 45. Yıldönümü Dolayısıyla Televizyonda Yapılan Konuşma[124]

Cumhuriyetin ilânı, Millî Mücadele’nin en güç ve en kıymetli eserlerinden biridir. Birkaç gün içinde Cumhuriyetin ilânının 45. senesini kutlayacağız. Cumhuriyetin ilânı büyük millî bayram olarak her sene kutlanır. Bu sene de Cumhuriyetin ilânını en ziyade sevineceğimiz bir millî gün olarak kutlamaya tamamı ile hakkımız vardır. Siyasî partiler olarak hakkımız vardır. Ve millet fertleri bugünü bir millî bayram olarak çocukları ile ailesi ile sevinçle geçirecektir.

Cumhuriyetin ilânını Millî Mücadele’nin önemli ve kıymetli neticelerinden biri olarak takdim ettim. Askerî zaferin gerçekleştirilmesinde memleket ve millet olarak en çok güçlüğü içerde ve dışarıdaki her türlü ileri hareketin, her türlü kurtuluşun karşısında olan zihniyetlerin çıkardığı isyanlar, çekişmeler içinde geçirdik. Memleket düşmanlarının Millî Mücadele esnasında en büyük ümidi, memleket içindeki nifak yüzünden milletin içine düşeceği zayıflıktı. Muharebe esnasında bu ümitler boşa çıktı. Tecrübeli Garbi Avrupa, Batı Avrupa siyasîlerinin gözünde Türk milletinin mücadelesi bitmemişti ve bugün de bitmemiş olduğunu farz edenler, ona inananlar çoktur.

Cumhuriyetin ilânı aslında eski idarenin, imparatorluk idaresinin ve eski zamanlar zihniyetinin Millî Mücadele ile meydana çıkan yeni anlayış ve zihniyetle çarpışması neticesinde ilân olunmuştur. Milletin yeni ihtiyaçlarını ve ileri fikirlerini kabul etme istidadında olmayan zihniyeti tarihten gelen bir tortu, bir eser olarak biraz insaf ile ve müsamaha ile şimdi 45 sene sonra mütalâa edebiliriz. Ama o zaman bu çarpışma yapılırken milletin kaderi ile ciddî bir ilgisi olan ve yakın bir tesir taşıyan mücadele vardı.

Millî Mücadele esnasında dahili isyanlar devrinde ve İstanbul Hükûmeti’nin Batı Avrupa elinde oyuncak olduğu zamanlarda Anadolu’daki harekatı iç isyanlarla bertaraf etmek fikri nasıl var idi ise Millî Mücadele’yi bir millet harekâtı değil, siyasî, askerî bir iç ihtilâf şeklinde göstermek fikri de mevcut idi. Bu fikre göre mücadele ne şekilde biterse bitsin tahmin etmedikleri zaferler tahakkuk etse bile ondan sonra eski hale avdet etmek lâzımdı, mukadder idi ve başka çare yoktu. Halbuki zaferden sonra Anadolu’da memleketi idareye başlamış olan bir Millet Meclisi Hükûmeti idareye devam ediyordu. Millî Mücadele esnasında kabul edilmiş olan Teşkilâtı Esasiye idare şekli, istikbale ait hedefler değişmeyerek idareye devam ediyordu. Eski hale avdet etmek ümidini muhafaza edenlerle bu ümidin karşısında olanların mücadelesi Cumhuriyet ilânında da kendisini göstermiştir. Dış âlemde göstermiştir, iç âlemde göstermiştir. “Ankara muharebe esnasında mecburi olarak merkez olmuştu. BMM Ankara’da milletin kaderini güçlüklere karşı deruhte etmiş ve yürütebilmişti. Fakat İstanbul ve Ankara Hükûmetleri arasındaki ayrılık kalktıktan sonra eski şekil saltanatı ile hilâfeti ile Meclisleri ile ve payitahtı (başkenti) ile avdet edecek ve eski adetler, usuller ve kanunlar devam edecektir” zannedilmiştir. Hallerin, şartların bu neticeye varması için, bütün imkânlar mevcut idi. Devlet, aynı devlet farz olunuyordu. Devletin başı yoktu. Devletin şekli belli değildi.

Büyük Millet Meclisi Hükûmeti adıyla seferleri yaptık. Müzakereleri yaptık. Fakat uluslararası siyaset âleminde belli olan devlet şekillerinden hiçbirinde böyle geçici bir usul ile devlet idare etmek yoktu. Onun için ister istemez, bilinen usullerden birine, devletin şekli ve geleceği bağlanacaktı. Belli olan usullere devletin şekli bağlanacaktı faraziyesinde zihinler takılınca, bir kısımda, bir büyük kısımda “Mevcut idare muvakkattir, mevcut Ankara idare merkezi şekli geçicidir, eski hal avdet edecektir” fikri vardı.

BMM Reisi Gazi Mustafa Kemal, başlanan eserin kat’i askerî ve siyasî zaferden sonra, ikmal edilmesini, tamamlanmasını çok evvelden beri tasarlamış, yakın arkadaşlarıyla konuşmuş. Cumhuriyetin ilânı tabiî bir netice olarak bizim aramızda kararlaşmış gibiydi.

Büyük Atatürk, devletimizde tasarladığı ve zaman ile meydana çıkan yeni meseleleri gördüğü zaman, onların her birini gerçekleştirmek için görünüşte de bir haklı sebebe istinat ettirmek adetindeydi. Bu devletin şekli ve merkezi üzerindeki kararları gerçekleştirmek için Lozan Muahedesi’nin imzasından ve tasdikinden sonra yeni sebepler meydana çıkmış ve bunları Büyük Atatürk yakından dikkatle izlemiştir.

İkinci Büyük Millet Meclisi seçilip geldikten sonra, memleketteki yeni idarede eski usullerden ve adetlerden değişik yapılmasını önlemek, behemehal önlemek arzusunu, farkında olarak veya olmayarak yüreklerde yaşayan bir ortam içinde idi. İlk düşündükleri, devletin idare şeklinin geçiciliğine dair ilk düşündükleri tedbir, muharebe esnasında kararlaşmış olan esaslar üzerinde saplanıp durmak onları savunmaktır. Devletin adı konmamıştır. Millî Mücadele esnasında, yani askerî seferler zamanında konamazdı. İçerde büyük nifaklar vardı. “Şimdi düşmandan kurtuluş hareketini devlet şekli ve Anadolu’da bulunan insanların yeni birtakım yüksek vazifeler ve hırslar göstermesi şekline bürümemek için, gayet kuvvetli, zeminde, temelde, tabanda bulunmak lâzım geliyordu. Onun için, memleket millet tarafından doğrudan doğruya idare olunur, hiçbir aracı ve vasıta yoktur. Meclis seçilir, hükûmet Meclisin vekilidir, istediği anda istediği şekilde hükûmetleri değiştirir, kanunları değiştirir, memleketi idare eder..” Bunun başında Büyük Atatürk gibi bir kuvvetli irade sahibi olmasaydı bu mekanizma çok güçlük yapardı. Büyük Atatürk’ün elinde bu mekanizma işledi ve asırlardan gelen İmparatorluk ve onun adamları tarafından işlenen bütün karşı koymaları ve direnmeleri yenmeye muvaffak oldu. Şimdi, “Bu usul devam etsin, idare şeklinin geçiciliğini ve münasip zamanda eski hale avdet imkânını korumak, ancak bu suretle mümkün olur” kanaatiyle hiçbir şeyi değiştirmeye İkinci Mecliste de istidat yoktu.. Bıraksaydı, tekâmül etmeseydi, Atatürk fikirlerini meydana koyup, taraftarı olan arkadaşlarıyla çokluğu kazanamasaydı, geçici şekil sürüp gidecek ve bir gün eski hükûmet ve idare şekli mutlâka avdet edecekti. Dikkat edilirse, zafer kazanıldıktan sonra, saltanatın ilgası, hilâfet üzerinde olan kararlar, ondan sonraki hükûmet merkezinin kanunla Ankara’ya nakledilmesi, bunların hepsi arka arkaya askerî zaferden sonra Anadolu’da çalışmış olan insanların, idari ve askerî ehliyeti daha kuvvetli hale geldikten sonra, gerçekleşmeye başlamıştır. Bunların birisi idare şeklinin Cumhuriyet olmasıdır.

Şimdi bunun meydana konulması için sebep şu şekilde oldu:

Hükûmet azası Meclis tarafından devamlı olarak çalışamaz halde kötüleniyordu. Dedikodular sabahtan akşama kadar yürüyor, Meclis doğrudan doğruya vekilleri intihab eder olduğundan, herkes için, Meclis içinde dedikodu yaparak hükûmete girmek arzusu, sari bir hastalık gibi devam ediyordu. Bu devam ederken, Hükûmet nihayet çalışamaz hale geldiğini söyledi, istifa etti. Bundan sonra hükûmet teşkili Büyük Millet Meclisine ait bir keyfiyetti. 28 Ekim’de parti divanında, parti içinde, imkânsız bir şekilde, tereddüt ve karışıklık devam ediyordu.

Şimdi muharebe bitmiş, doğru. Ama memleket harap. Ondan sonra Lozan Muahedesi yapılmış, doğru. Ama tasdik olunmamış. Biz tasdik ettik. BMM tasdik etti. İmza eden diğer devletler tasdik etmediler ve meriyete girmedi. Onlar dışarıda tasdik edecekler. Bir seneye yakın vakit geçirmişlerdi. ‘‘Ne olacak bakalım Türkiye’de, bunu görelim’’ arzusunda idiler. Bu şartlar içinde hükûmet teşkil edilemez ve yürüyemez bir manzara gösteriyor. Bu nasıl hallolunacak? İhtiyaç, hükûmet teşkilini, millî hükûmetlerin tâbi olduğu, tecrübe edilmiş usule raptetmek. Yani bir devlet reisi mevkiinde olanlar, hükûmet boşalmasını göz önüne alarak, kimin hükûmet teşkil edeceğini tahmin ederse, ona vazife vererek onun çalışabileceği arkadaşları, teklif edecek, bunu toptan, BMM’nin tasvibine, kabulüne arz edecek.

Böyle olmuyor, herkes her vekili ayrı ayrı seçiyor. Hükûmet teşkili mümkün olmaz hale geldi. Hükûmet teşkil edememek gibi bir aciz hali, Meclisi tabiatıyla telâşa düşürdü. Halk Fırkası’na mensup olan mebusların aralarındaki toplantıda, birçok konuşmalardan sonra, Halk Partisi’nin Genel Başkanı olan Atatürk’ün gelip vaziyeti izah etmesi ve çare bulması karara bağlandı. Rahmetli Kemalettin Sami Paşa’nın bu mealde bir önergesi kabul olunmuştu.

Atatürk bir gün evvel, 28 Ekim akşamı, yakın ve mahrem arkadaşlarıyla toplandığı vakit vaziyet görüşülürken, “Yarın Mecliste Cumhuriyeti ilân etmek lâzım, bunu yapacağız” diye herkesi savdı ve biz o gece, zaten Çankaya’da yatıyordum o esnada beni alıkoydu. Beraber ertesi günü evvelâ Partiye sonra Meclise teklif olunacak kanun suretini hazırladık. Aslında beraber çalışıyorduk, ben yazıyordum, Atatürk dikte ediyordu. Atatürk söylüyordu, yazıyordum. Sonra yazılan kısmı tekrar gözden geçiriyorduk. Bu suretle hükûmetin şekli Cumhuriyettir, bunu Teşkilâtı Esasiye Kanununda yeni bir kayıt olarak tespit ettik. Hükûmetin teşkili Reisicumhur, Meclisten bir şahsı Başvekil ödeviyle Meclise takdim eder, memlekete takdim eder, başvekil teşkil edeceği hükûmeti Reisicumhura arz eder, onun tasvibiyle bütün hükûmet Meclisin kabulüne arzolunur. Bu hükümleri ihtiva eden birkaç madde içinde Teşkilâtı Esasiye değişmeleri kararlaştırıldı. Ertesi gün, Meclise gittik. Mecliste evvelâ Fırkada konuşuldu, bilen arkadaşlar hararetle başka çare olmadığını söylediler, bilmeyenler, bildikleri halde bunu gönülden arzu etmeyenler, veya faydalı bulmayanlar, mahzurundan çekinenler, türlü şekilde mukavemet etmek istediler, hükûmet teşkili usulüyle Cumhuriyetin ilânını biribirinden ayrı olarak konuşalım bir arada konuşulamaz tarzında münakaşalar oldu. Fakat bu münakaşalar yenildi. Cumhuriyetin ilânı Halk Partisi’nde kabul edildi ve hemen Meclise geçip müzakeresi kararlaştırıldı.

Meclise geçip müzakerelerin başlaması yine böyle bir Ekim günü takriben bu saatlerde saat altı sularında oluyordu. Bu şartlar altında kanun Mecliste okundu, herkes fikirlerini söyledi. Atatürk’ün yakın arkadaşlarından, adı belli olan milletvekillerinden birçok insan, Cumhuriyetin, lüzumlu bir tedbir ve memleket için faydalı bir merhale olacağına inanmış insanlar söz aldılar, bunlar anlattılar. Meclis büyük çoğunluk kazanarak ve başka çâre olmadığına inanarak Cumhuriyetin ilânını kabul etti. Hemen Cumhurbaşkanı seçimine geçildi. 180 üye varmış, 180 üyenin ittifakıyla Atatürk Cumhurbaşkanı ilân olundu. Daha Büyük Millet Meclisinin üç sene evvel açıldığı günlerde, İstanbul’dan gelen ilerdeki insanlar bize, ilk iş olarak “Devletin şekli ne olacak onu söyleyin” derlerdi.. Atatürk de, biz de, “Canım devletin şekli düşünülecek zamanda değiliz, evvelâ düşmanı yenelim, memleketi kurtaralım, böyle şeylerle münakaşa olunmaz” derdik.

İstanbul’da, İstanbul hükûmeti içinde sadrazamlık yapmış insanlar vardı ki, “Bunların maksadı, Cumhuriyettir” diye, düşman istilâsından ve bütün felaketlerden daha ağır bir felaket olacakmış gibi, herkesi korkutmağa çalışırlardı. Bu kadar büyük bir adımın atılabilmesi, büyük zaferlerden, uzun tecrübelerden sonra gene Atatürk gibi bir büyük ıslahâtçının teşebbüs başında olup, gerçekleştirebilmesiyle mümkün olmuştur.

Bundan sonra Ankara’nın merkez olması ilân olunmuştur. Cumhuriyetin ilânıyla, devlet idaresi merkezinin Ankara’ya gelmesi, inkılâpların başında, en kıymetlilerinden, en önemlilerinden biridir. Siyasî bünyemizi yeni esaslara bağlayan ve millet iradesini hâkim kılan bir idare şekli olarak ilân olunmuştur. Büyük bir inkılâptır. Atatürk, Cumhuriyetin ilânı ve kendisinin Cumhurbaşkanı seçilmesi üzerine, Meclise geldiği zaman güzel bir söylev verdi, meclisi heyecana getirdi ve konuşmasını, “Türkiye Cumhuriyeti mutlu olacaktır, muvaffak olacaktır ve muzaffer olacaktır” diye bağladı.

45 sene sonra göğsümüzü gererek söyleyebiliriz ki, çektiğimiz bir çok zahmetlere, aramızda geçirdiğimiz bir çok ihtilâflara rağmen Türkiye Cumhuriyeti mutlu olmuştur, muvaffak olmuştur ve muzaffer olmuştur.

Vatandaşlarımız ulaştığımız merhalelerin ne kadar değerli ve ileri olduğunu günlük meselelerimiz içinde fark etmiyorlar, fakat büyük inkılâp günlerinde ve bayram günlerinde tarihe doğru bir baktığımız zaman, ulaştığımız mesafelerin çok büyük olduğunu insaf ile takdir etmek lâzımdır.

Bir Cihan Harbi daha geçirmişizdir. İç idare, T.C. idaresinde, millî iradede tek dereceli seçim, demokratik rejim, insan hakları ve vatandaş hakları ve köylere kadar her yerde memleketin ileri bir millette düşünülebilen bir halk yetişmiştir. Bugün meşgul olduğumuz sosyal meseleler, sosyal adalet, sosyal güvenlik fikirleri, kalkınma ihtiyacı, bunlar 45 sene evvelki cemiyette pek ufak bir azınlığın mahdut ufukta ve dar çerçeve içinde ürkerek düşünebildiği ve düşündüğünü anlayamadığı bir devirden geliyor. Bugün herkes, köylere varıncaya kadar, bütün vatandaşlar memleket meselelerini biliyoruz, böyle bir Cumhuriyet yetişmiştir. Bugün beşinci Cumhurbaşkanı devletin başındadır, Cumhuriyet, esaslı olarak, dünyanın her memleketinde hangi esaslara dayanarak sağlam sayılıyorsa, onların hiçbirinden eksik kalmamak üzere, sağlam ve kuvvetli bir bünye ile dünya karşısında şânı, şerefle durmaktadır.

Vatandaşlarıma bu duygularla Cumhuriyet bayramlarını kutluyorum.

 

 

 

 

CHP MYK ve Meclis Grup Yönetim Kurulu Seçimleriyle İlgili Söyledikleri[125]

(...) Kurultaydan sonra seçilen Parti Meclisinin yaptığı toplantıların ilkinde Genel Başkan, Merkez Yönetim Kurulunun teşkili hakkında bazı prensipler koymuştur. İnönü, önce gerek kendisinin gerekse Ecevit’in aday gösterme-yeceğini belirtmiş ve şu prensipleri vazetmiştir:

“1–Dünya durumu karışıktır, gelecek günlerin ne getireceği belli değildir. Seçeceğimiz arkadaşlar buna göre tespit edilmelidir.

2–Grup Yönetim Kurullarıyla anlaşma içinde çalışabilecek arkadaşlar tercih edilmelidir.

3–Seçim yılındayız. Herkese güven verici bir Merkez Yönetim Kurulu teşkil etmeliyiz.”

İnönü daha sonra Parti Meclisi üyelerine bu esaslar üzerinde düşünmek için vakit vermiş ve yeniden Parti Meclisini toplamıştır. Bu toplantıda Cahit Zamangil, İnönü’nün bazı isimler vermesini istemiştir. İnönü bundan kaçınmış “İsterse Ecevit çalışacağı arkadaşları söylesin” demiştir. Ecevit ise hiçbir aday ismi vermemiştir. İnönü, “Prensiplerimi dinlediniz. Merkez Yönetim Kurulunu seçersiniz. Ben, seçilenlere bakarım, benim Genel Başkan olarak yetkilerim vardır. Bunları kullanırım, gerekirse Kurultayı toplantıya çağırabilirim” demiştir.

Seçilenler belli olduktan sonra İnönü, sadece “başarılar” dilemekle yetinmiştir.

 

 

 

 

Tarihçi Arnold Toynbee ile Yapılan Söyleşi[126]

(...)

1923 yılından sonra İnönü ile ikinci olarak mülâkat yapan Toynbee’ye, CHP Genel Başkanı çeşitli konularda bilgi vermiş ve “Şimdi biz demokratik rejimi aşmış olan insanlar olarak, şimdiden sol irticaa ve sağ irticaa kaçmaksızın sosyal meseleleri halletmek dâvasındayız” demiştir.

İsmet İnönü, İngiltere’nin bıraktığı ülkelerden aslında çekilmediğini, “dili ile, alâkasıyla, kültürü ve sermayesi ile oralarda kaldığını” belirterek sözü yine Türkiye’ye getirmiş ve şöyle konuşmuştur:

“Şimdi içerde anlaşabilsek meseleyi kolaylaştırabileceğiz. Her türlü kalkınma, ilerleme bizim çalışmamıza ve muvaffak olmamıza bağlıdır. Hayal etmeyelim, buna alışabilirsek kurtulacağız.”

İsmet İnönü, tüm dünyayı saran öğrenci hareketlerine de değinmiş ve “Öğrenci hareketlerinin uluslararası müşterek bir mesele halinde olması tarihin garip bir cilvesi gibi geliyor bana. Olmaz şey bu. Milletler için çok önemli ve hususî bir karakteri olan bir mesele. Önemli olan müşterek bir mesele” demiştir.

Ünlü tarihçi Arnold Toynbee dün saat 11.30’da İnönü’yü evinde ziyaret ederek bir mülâkat yapmıştır. İki saat süren mülâkatta Profesör Osman Okyar çevirmenlik yapmıştır.

Okyar, Profesör Toynbee’nin önceki gün Türk Tarih Kurumu’nda verdiği konferanstan söz etmiş ve ünlü tarihçinin “Demokrasi İngiltere’de gelişmeye başladığı sırada bilinmesi gereken şeyler çok azdı. Meseleler çok basitti. Şimdi toplum meseleleri o kadar çok ve karışık ki, seçmenler bunların hepsini bilmeyecekleri gibi, parlâmento üyeleri bile bu kadar çok ve karışık meseleleri bilemezler. Onun için çağımızda demokrasiyi işletmek çok güçleşti. O bakımdan Pakistan’da Eyüp Han’ın yapmış olduğu denemeyi ilgi ile izliyorum” dediğini söylemiştir.

İsmet İnönü bunun üzerine Okyar’a, “Bizim denemeden bahsetmedi demek ki” diye sorunca Osman Okyar şu karşılığı vermiştir:

“Bizden de bahsetti. Güç olacağını, tabiî birdenbire demokrasi tabiatını yalnız bizde değil, İngiltere’de ve Amerika’da bile bir demokrasi buhranı olabile-ceğinden bahsetti.”

Karşılıklı konuşma

Daha sonra sözü Profesör Toynbee almış ve şunları söylemiştir:

“Eskiden bir milletvekili hükûmeti kontrol edebilirdi. Çünkü soracağı suali biliyordu. Meseleleri biliyordu. Ve tam lâzım gelen suali sorabilirdi. Şimdi mesele o kadar muğlak ki, isabetli soru sormak çok güç oluyor.”

İnönü ile Toynbee arasında, şu konuşma geçmiştir:

İnönü: Profesör Toynbee’nin söylediklerinden şöyle bir netice çıkarmamda hakkım var mı? Çok ciddî bir teşebbüse girmişiz. Ama bunun hiç olmazsa bir çok kuvvetli tarafı var. O da iyi niyetle girmişiz. İkincisi 20 sene gibi 1945’den beri demokratik rejime teşebbüs edenler iktidarda ve muhalefette gene memlekette demokrasi taraftarı büyük bir kitlenin yetişmesine yardım etmişlerdir. Bu sabit olmuştur.

Toynbee: Büyük kalabalıklar kısmen şehirlere de gelmeye başladı şimdi. Yeni Türkiye’de şehirleşme hareketi oluyor. Şehirlerde belki bu kalabalıklar daha çok, daha fazla iştirak edebileceklerdir, demokratik harekete. Fakat şehirleşmenin de bazı mahzurları var.

İnönü: Var var. Demokratik harekete, şehir dedikodularına iştirak ediyorlar büyük ölçüde. Ama seçim tabanı daha güç oluyor. Şimdi biz demokratik rejimi aşmış olan insanlar olarak şimdiden sol irticaa ve sağ irticaa kaçmaksızın sosyal meseleleri halletmek dâvasındayız.

Toynbee: Bu şehirleşme hareketi, yalnız Türkiye’ye mahsus değil, bütün dünyaya mahsus bir harekettir. Ve yalnız Ankara, İstanbul değil de meselâ Urfa gibi bir şehirde söz konusu. Buralara gelen ahali, meselâ iş ve mesken bulabiliyor mu? Bunlar nasıl halledilecek? Gaziantep gibi veya Adana gibi şehirler de çok geniş bir ziraî hinterlant var. Ziraî bölgeler var ve onların nasıl yaşadıkları, nasıl geliştikleri kolay anlaşılıyor. Fakat Urfa’da öyle bir şey yok. Ve Mardin de de böyle bir durum yok.

İnönü: Orda da var mı gecekondu?

Toynbee: Mardin’de ve Urfa’da gecekondu bulunup bulunmadığını kesin-likle tesbit etmedik. Yalnız Gaziantep’te sanayileşme var. Orda halkın nasıl iş bulabileceğini anlıyoruz.

İnönü: Urfa ve Mardin’de köyden şehire bir göç yok.

Toynbee: Yok, yok doğru.

İnönü: İstifadeli bir gezinti yaptınız. Çoktan beri görmemiştiniz. Biz Doğu’da kalkınmayı politik olarak ayrı bir mesele diye almışızdır, parti olarak, durmadan uğraşıyoruz. Yani Doğu meselesini görüşürken hatırlamalıdır ki, kendisi buraya ilk geldiğinde, İmparatorluk zamanında Doğu’ya meselâ Van’a vali tayin olunacaksa ve mevsim kışsa vali oraya Rusya’dan dolaşır giderdi. Rusya’ya gider, trenle hududa kadar gelir oradan içeri girerdi. Şimdi burada kendi paramızla yaptığımız demiryolu ve kara yolu ile gidiyoruz.

Toynbee: Bir şey daha sormak istiyorum. Türkiye’nin askerî bütçesi çok ağır. Acaba Amerika ile Rusya arasında bir yumuşama hali var mı? Ve bu yumuşama neticesinde askerî masrafları kısarak kalkınmaya daha çok önem vermek imkânı var mı?

İnönü: Doğrudur. Bizim askerî masrafımız çoktur. Fakat düşününüz ki, bu devlet büyük bir askerî emniyetsizlik içinde kuruldu. Kurtuluş gayet güç askerî şartlar içinde sağlanabildi.. Yani şark hududundan Yunan hududuna ağır topları öküz arabalarıyla ve kadınların yardımı ile getirebildik. Sırtta cephane ve erzak taşıdık. Onun için harpten sonra ilk işimiz yola muvasalayı temin etmek ve silâh ihtiyacını içerden temin etmekti.

Şimdi silâh ihtiyacını içerden temin etmek tekrar zor hale geldi. Bu iki kutup arasında yani Sovyetler’le Amerika arasında emniyetsizlik ve silâh yarışı oldukça etrafında bulunan bütün devletler bundan müteessir olmaktadırlar.”

Toynbee: İngiltere de silâhlanmaya çok fazla sarf ediyor. Bunun sebebi, Türkler’in çok önce kolaylıkla vazgeçtikleri İmparatorluktan İngilizlerin biraz zor vazgeçmekte olması.

İnönü: Ama İngiltere bunu harpsiz yaptı. Yeni şartlara halk olarak adapte oldu. İngiltere normal tekâmülden geçti.

Toynbee: Fakat o kadar kolay olmuyor. Meselâ Aden’de, Yemen’de çatış-malar oldu. Kıbrıs’ta bırakmadan önce aynı şeyler oldu.

İnönü: İmparatorluk çok büyüktü. Fazlasını atmak kolay olmuyor.

Toynbee: Şâyanı dikkat olan taraf, en büyük parçasını Hindistan’la Pakistan’ı kolaylıkla verdik. Ama, Bahreyn, Aden, Kıbrıs gibi yerleri kolay-lıkla, çatışmasız verdik.

İnönü: Onları da mı verdiler? Onları veremiyorlardı. Aslında vermedi. İçin-de kaldı.

Toynbee: Manevî mesuliyet gene bizde kaldı ve bizden de hep yardım bek-liyorlar.

İnönü: Dili ile içerde, alâkasıyla, kültürü ile içerde, hattâ sermayesi ile içerde. Tatlılıkla ayrıldığı için dost kaldı, münasebeti devam ediyor.

Toynbee: Türkiye için büyük bir talihtir ki, Arap ülkelerinde, Balkanlarda bıraktığı devletler kalkınmak için ondan yardım beklemiyorlar.. Zannediyorum, Arap memleketlerinde Türk kültürü, Türk etkisi devam ediyor. Şimdi hatırlıyorum 1920 yılında ben Bağdat’a gitmiştim. Orda bir polis vermişlerdi yanıma. O polis bir ara İstanbul’a tayin edilmiş, Osmanlı hizmetinde bulunmuş olmaktan gurur duyuyordu. Onun için hâlâ hükûmet merkezi Bağdat değil, İstanbul’du. Meselâ Irak Kralı Faysal Bağdat’tan çok İstanbul’da oturuyordu.

İnönü: İstanbul çocuklarıdır onlar.

Toynbee: Bence de öyle.

İnönü: Faysal’ın ağabeyisi Emir Abdullah ile Melik olduktan sonra da yakın dost olarak yaşadık burada.

Toynbee: Abdullah zeki ve makûl bir adamdı.

İnönü: Evet öyle idi. Akıllı adamdı.

Toynbee: Bu gezimde Rus hududundaki Ani’ye gittik. Çok ilgilendim orada. Daha önce de İran’da, Afganistan’da Rus hududuna gitmiştim. Her yerde aynı şeyi gördüm. Elektrikli tel örgüleri ve gözetleme kuleleri. Rusların komşuları ise çok akıllıca davranıyorlar, böyle tel örgüleri gözetleme kuleleri yapmıyorlar.

İnönü: Anlıyorum ki iyi bir seyahat yapmışsınız. 1923 sulhu yalnız Cihan Harbi sulhü değildir bizim için. Tam 15 yıldır harp halinde idik. İtalya harbi, Balkan harbi, Birinci Cihan Harbi, Kurtuluş Harbi. Cihan Harbi’ni Kurtuluş Harbi ile iki misli yaptık. Ve bu müddet içerisinde içerde de, Arabistan’da, Arnavutluk’ta ardı kesilmeyen iç ayaklanmalar geçirdik. Onun için memleketin kalkınması az geliyor bize, herkese az geliyor. Ama aslında büyük bir hara-beden çıktık.

Toynbee: Bunu çok iyi anlıyorum. Çünkü ben o zaman Türkiye’yi gördüm. 1923’de aşağı yukarı her şey mahvolmuştu. Onun için Türkiye’nin yeniden canlanması bir çeşit mucizeye benziyor.

İnönü: Dış dünya uzun süre Türkiye’ye kredi veya malî yardım vermedi. Bunu kasten böyle yapıyorlardı. Şimdi içerde anlatabilsek meseleyi kolay-laştıracağız. Her türlü kalkınma, ilerleme bizim çalışmamıza ve bizim muvaffak olmamıza bağlıdır. Hayal etmeyelim, buna alışabilsek kurtulacağız.

Toynbee: Türk halkında çok büyük mücadele ve ilerleme iradesi var. Ve işte bu da Atatürk’ün, sizin yaptığınız işlerde de görülmüştür. Nitekim, sizin bundan dolayı, istikbaliniz çok açıktır. Uzun devrede dış âlem Türkiye’ye karşı bir düşmanlık hissinde idi. Ve belki Türk milleti ortadan kaybolur diye düşünenler vardı. Fakat tamamen aksi oldu.

İnönü: Şimdi dış âlemde de geniş bir dost muhit vardır bize.

Toynbee: Dış âlemin Türkiye’ye karşı durumu tamamen değişti.

İnönü: Başka sorunuz yok mu?

Toynbee: Beni en çok düşündüren askerî masrafların ağırlığı ve şehirleşme problemi.

İnönü: Askerî masrafların ağırlığı konusuna tekrar gelelim: NATO çatışması, gruplaşma halinde dünya sulhünün bir sükûnete henüz gelmemesi idi. Oldukça ümit veren bir safhaya gelmiştik. Birden bire tekrar bozuldu.

Toynbee: Çekoslovakya’nın işgali hâdisesi işi bozdu. Bu yüzden Yugoslavlar da çok telâşlanıyorlar.

İnönü: Askerî vaziyet iki şekilde mütalâa olunur. Birisi, iki karşı kuvvetin çokluğu-azlığı, ikincisi o kuvvetin hemen harekete başlayacak halde olup olmaması. Konsantrasyon dediğimiz şey. Şimdi Çekoslovak meselesi, konsantrasyonu büyük ölçüde değiştirdi. Geride bulunan kuvvetler Almanya hududuna geldiler, yanaştılar. Yarın ne yapacakları belli değildi. Telâş buradaydı.

Toynbee: Aynı zamanda Çek işgali Ruslar için de bir tehlike arz ediyordu. Askerler orda tamamen değişik bir muhit içinde, liberal bir muhit içinde yaşıyorlar ve belki de bu fikirleri benimsemeye başlayacaklardı. Onun için iki tehlike arasında bulunmakta idiler. Benim intibaım Ruslar daha ziyade Çinlilerden korkuyorlar şimdi. Ve onun için Avrupa’da pek fazla maceralara atılmak istemeyeceklerdir. Onun için Mao Che Tung bir bakıma Türkiye için faydalı sayılabilir.

İnönü: Türkiye seyahatinizden memnun ayrılıyorsunuz herhalde.

Toynbee: Evet çok memnun ayrılıyorum.

İnönü: Türk halkının da size ve İngiltere’ye karşı dost duygularını görme-diniz mi?

Toynbee: Her tarafta çok iyi hüsnü kabul gördük. Mardin’de Maarif Müdürü, Van’da Müze Müdürü bizimle meşgul oldu. Hepsi yakinen ilgilendiler bizimle. Rus hududunda, Ani’de, oradaki askerlerde çok iyi davrandılar hudut karakollarında. Ani’de bir teğmen vardı. Erzurum’daki Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesinden mezunmuş, çok iyi davrandı.

Bülent Ecevit: Dünya gençlik hareketleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Toynbee: Daha ziyade bana menfî geldi. Fakat nasıl gelişecek, nasıl devam edecek bilmiyorum. Orta yaşlı veya yaşlı olanlar için sıkıntılı bir durum. Fakat sabırlı olmalıyız bunun karşısında. Bilhassa Amerika’da çok sert bir şekilde oldu bu hareketler. Vietnam harbi dolayısıyla. Ve askerliğe çağrılma meselesi dolayısıyla patlak verdi. Fransa’da daha ziyade üniversitelerdeki profesörler bu hareketin mesuliyetini taşıyor. Çünkü uzun müddet hiç bir şey yapmadılar. Biraz kendilerini beğenmiş insanlar. Ve talebenin şikâyetlerinde çok haklı olan taraflar var Fransa’da. Şimdi Fransa Millî Eğitim Bakanı bunu kabul etmiş ve buna göre bir reform yapmak istiyor. İngiltere’de tekaüt olan bazı büyükelçiler üniversitelerde rektörlük vazifesi alıyorlar. Bunu zannediyorlar ki, bu rahat bir iş olacak. Halbuki, büyükelçilikten çok daha güç bir iş. Benim, 10’u kız 1’i erkek 11 torunum olduğu için bunları çok iyi biliyorum.

Enteresan olan tarafı dünyanın her yerinde bu öğrenci hareketlerinin müşterek oluşu. Bir yerde bir hâdise çıktıktan sonra diğer memleketlerde de aynı hâdise çıkıyor. Bir uluslararası hareket haline geldi.

İnönü: Yani öğrenci hareketinin uluslararası müşterek bir mesele halinde olması tarihin garip bir cilvesi gibi geliyor bana. Olmaz şey bu. Milletler için çok önemli ve hususî bir karakteri olan bir mesele. Önemli olan müşterek bir mesele.

Toynbee: Bu kadar hızlı yayılma beklenemezdi bunlar da, birbirleriyle ko-nuşma imkânları da amil oluyor.

İnönü: Belki, ama daha ziyade bugünkü çağdaki müşterek dertler ve müşte-rek arzuların tezahürüdür.

Toynbee: Evet katılıyorum bu görüşünüze. Benim için çok büyük bir saadet oldu sizi tekrar görmek ve sizinle konuşmak.

İnönü: Sizinle görüşmek bana ilham verdi ve kuvvet verdi.

Toynbee: Her zaman çalışmaya devam edeceksiniz ve her zaman genç kala-caksınız.

 

 

 

 

Ziraat Fakültesinde Ders Yılına Başlanması Dolayısıyla Tarım ve Gençlik Hareketlerine İlişkin Yapılan Konuşma[127]

Kendilerine karşı çok saygı duyduğum çok değerli hocalarım, sevgili öğren-ciler,

Bana cesaret verdiniz, huzurunuzda konuşmak için buraya geldim, genç arkadaşlarım, iyi kabul gösterilerine teşekkürlerimle sözlerime başlıyorum.

Bana cesaret verdiğiniz için hazırlanmadan, düşündüklerimi olduğu gibi ifade edeceğim.

Sevgili arkadaşlarım, Ziraat Fakültesi büyük ümitlerle kurulmuştur. Memleketin büyük bir ihtiyacını karşılayan insanların idaresinde gelecek için büyük ümitlerle kurulmuştur. Büyük bir kültür müessesesidir, kültür ve eğitim müessesesidir, memleketin büyük bir ekonomik ihtiyacını karşılaması düşünülmüştür, memleketin sosyal meselelerini halletmek için ışık gösterecek bir temel müessese olarak düşünülmüştür.

Ziraat Fakültesi, kendisinin hayatına temel olan bu nedenlerin hepsine hak verdirmiştir, hepsini gerçekleştirmiştir, denilebilir.

Bizim memleketimiz tarım memleketi olarak tanınmıştır. Tarım memleketimizde tarım dertlerinin halli için, ilâçların gösterilmesi ve kabul ettirilmesi kolay olur. Hemen herkes tarımın içindedir, tarımın ihtiyacını bilir, onun için söylenecek sözlere yürekleri ve kulakları açık olur. Bunun yanında, bir de hastalık vardır: Babadan, dededen kalma usullerle, yürütülmekte olan bu düzenin yeni ilerlemeler, yeni buluşların kabul edilmesi için, işin tabiatından gelen eskiyi koruma eğilimi vardır. Bunu yenmek kolay bir mesele değildir. Bu güçlüklerle karşılaşmaktayız.

Tarımda bu geçen müddet zarfında, bazı mütevazı işler yaptık, fakat esaslı işler yaptık. Bir defa yeni mahsul bulduk, hattâ pamukta yeni bir mahsul bulduk diyecek kadar bir yola girmişizdir. Pamuğumuzun büyük kısmına ad verilen çeşitli memleketten kaldırıncaya kadar akla karayı seçmişizdir. Bunun yerine yeni bir cins pamuk kabul ettirmek, memleketin iklimine alıştırabilmek için hiç olmazsa on sene tecrübe yapılmıştır. Bundan başka, çay diye bu memleket için yeni sayılabilecek bir mahsul bulduk. Bizim ziraatçılarımız buldular.

Böyle derken, Ziraat Fakülteleri’nin yetiştirdiği arkadaşlarım adına konuşuyorum. Ziraatçılarımız çayı bize kabul ettirdiler. Şimdi ziraatı hallinde zorluk çektiği [okunamadı] tohum dağıtmıştır. Anadolu tarım mahsullerinde tarihten gelen büyük bir sezişle şöhret bulmuştur. Mahsullerimiz lezzetlidir, mahsulleri verimlidir, her tarafa tohum dağıtmıştır, Anadolu’nun arpasını, buğdayını, yoncasını kendi memleketlerinde yetiştirmek için büyük memleketler, milletler birbirleriyle yarış etmişlerdir. Şimdi biz kendi memleketimizde bu ürünlerin niteliğini korumak çabası içindeyiz. Dünya ekonomisi içinde çalışıyoruz, dünya ekonomisi içinde yer sahibi olmak, özel ürünlerin hakkıdır. Ama özel ürünler bir defa görüldükten sonra, her tarafta yetiştiriliyor, özel ürünler içinde niteliğini yürütebilmek, üretenin elinde bulunmasına ve daima işletilmesine bağlıdır. Bunu anlatamıyoruz. Her mahsulde başlıca hastalığımız, niteliklerini vasıflarını yüksek tutmamaktır. Ağaç, toprak, ot, hayvan, kendi kendine havadan sudan beslenir. Bu kafa dünyanın hiçbir yerinde kalmamış. Ağaç, toprak, ot, hayvan, insana bakılır gibi bakılacak.

Bu zihniyeti, bu memlekette yerleştirdiğimiz zaman, bütün güçlüklerimiz hallolur. Bizim memleket, 30 milyonluk nüfusumuzu besleyebilmekte güçlük çeker hale gelmiştir. Bizim memleketin 30 milyonluk, 50 milyonluk bir nüfusu kolaylıkla geçindirmesi lâzımdır. Sebebine gelelim, sebebi verimimiz az. Bir dönümden seksen kilo buğday alıyoruz, sonra Meksika’da bir tohum çıkıp da dönüme beş yüz kilo verince şaşırıyoruz. Ve bunu memleketimize almak için haklı olarak heves ediyoruz. Sosyal dâvamızın halli, tarım ürünlerinde verimin arttırılmasına bağlı kalmıştır. Bizim mütevazı vasıtalarla, bir dönümden 80 kilo değil, 200 kilo almayı tecrübe etmişizdir. Bildiğim bir şey varsa, Meksika tohumu diye heves ettiğimiz tohuma gereken dikkati kendi tohumlarımıza gösterebilsek ona yakın netice alırız. Şimdi verimi artırmadan biz ihtiyaç konusunu halledemeyiz. Mutlaka verimi artıracağız. Dışardan gelecek tohumlar muayyen bölgelerde, sulamayla, iklim şartlarıyla elverişli olan yerlerde kısmen verimli olabilir. Ama birçok yerlerimizde, gerek havasında, toprağında insafsız olan yerlerde ona mahsus verimi arttırıcı tedbirleri bulacağız. Bu verimi artırmak, nitelik meselesidir, vasıfları yükseltmek meselesidir. Durum meyvede de böyledir. Şimdi biz bu niteliği muhafaza edemiyoruz, bu niteliklerle dünya pazarlarına çıkıp kendi malımızı süremiyoruz, tanıtamıyoruz. Dış pazarlarda mahsulümüzü değerlendirme bakımından rekabet edemiyoruz.

Verimi artırmak ve niteliği korumak.. Başlıca konu bu olmalı.”

İnönü bu konuda örnekler verdikten sonra çay mahsulünün gittikçe vasıflarını kaybettiğini söylemiştir. Daha sonra bütün siyasî akımların dışında, siyasal kişiler olarak bir sonuç çıkarma zorunluluğunda bulunulduğunu belirten İnönü, Ziraat Fakültesi’nden yetişecek kişilerin bu meseleleri yurdun her tarafına durmadan yorulmadan anlatarak, tarımın kalkınmasına çalışmalarını istemiştir.

İnönü sözlerine devamla şöyle demiştir:

“Şimdi arkadaşlar, tarımın memleket kalkınmasında temel bir konusu var. Biz endüstrileşmek istiyoruz. Buna ihtiyacımız var. Endüstrileşmek için her ülkede olduğu gibi sermaye tabanına ihtiyaç vardır. Bu sermaye tabanı memle-ket içinde ilk önce tarım kesiminde kullanılmalıdır. Böyle kabul edilmiştir. Tarımda endüstrileşeceğiz. Ve tarımda memleketler arası bolluk, refah her tabakaya sirayet eden varlık endüstrileşme içinde bir hazırlık kuvveti olarak işleyecektir.

Bu sebeple tarımda kalkınma, yalnız tarım alanında refahı temin edecek mahsul değil, memleket kalkınması için temel kudret olacak bir araç olarak da ülkemizde kullanılmak lâzımdır.

Şimdi, türlü dertlerimiz var. Dış âlemin bizim memlekette iş yapmak isteyen sermayedarlarındaki hasretleri size kendi görüşümde anlatmak isterim.

Memleketimizden, madenlerimizden, toprak altından, toprak üstünden, her şeyinden yardım etmek istediklerinden, beraber çalışmak lüzumundan ballan-dıra ballandıra anlatırlar. Çalışalım beraber ve hedef seçmediniz mi, ilk önce beraber ziraat yapalım derler. Nasıl beraber ziraat yapalım? İşte burada bir takım şeyler dönüyor. Yapalım, seslenmeyin, yaparız, beraber çalışırız, derler, hasret çektikleri konu budur. Bizde tarım çok verimli, çok heveslendirici bir alan olarak görülmektedir.”

Gençlik hareketleri

İnönü daha sonra gençlik hareketlerine değineceğini ifadeyle konuşmasına özetle şöyle devam etmiştir:

“Bu sene gençlik geniş hareketler içindedir. Bu hareketler aslında gençlerin kültür ve eğitim konusunda içinde bulundukları şartları, sorumluluk ve kudret sahiplerine, hocalarına, kamu oyuna anlatmaları ihtiyacından doğmuştur. Benim hissettiğime göre, bir hastalık içinde olan genç kuşaklarımız, hastalıklarını, sorumluluk sahiplerine iyi niyetle, fakat seçik ve açık olarak duyurmak ve işittirmek isterler. Ben ilk adımda bunun hastalık gösterisi olmanın dışında bir manâ ile tefsir edilmesinden sakındım, şiddetli bir tedbire teşebbüs edilmemesi için elimden gelen uyarmayı ve gayreti göstermeye çalıştım. Bir müddet geçtikten sonra, genç kuşaklarımız sözlerimin üzerine dikkati daha çok çekmek için baskı usullerine daha tesirli vasıta olarak müracaat ettiler. Boykot dediler, işgal dediler, siyasî kudret sahiplerine çok minnettarım ki, zihinlerin mübalağa ile yoruma çok elverişli olduğu konuda şiddete kapılmamak için sabır ve dikkat gösterdiler. Bu nihayet hocalarla genç öğrenciler arasında tarafların teklifleri karşılıklı görüşüldü, bu şekilde hallolundu, ve bu şekilde hallolunmak yolun-dadır.

Siyaset alanında iyi niyetli insan bulunduğu gibi, her siyasî maksadın ifrat vasıtalarıyla işlemesini isteyen insanlar da bulunabilir. Kimseye fena niyet isnat etmek aklımdan geçmez. Herkes kendi siyasetinin anlayışı icabına göre vasıta bulmaktadır. Bunları geniş, iyi niyetle yorumlamaya çalışıyorum. Ama herkes kendi vasıtasını işletirse memleketin umumî menfaatini de arada düşünmek mecburiyetindedir. Bunda dikkati çekmiş olduğumuzu zannettiğimiz zaman fikirlerimizi söylemekte savunuyoruz.

Şimdi bu siyaset cereyanlarının içine her kaynaktan insanlar karışır. Ve gençlerin itibar gördükleri onların bir nevi masuniyet içinde kendi dâvalarını sürdürmeye muvaffak olduklarını fırsat bilerek, bunun içinde kendi maksatlarını da karıştırırlar. Bunda gençlerin birinci derecede dikkatli olmaları lâzımdır. Bu gençlik hareketlerinin nazik bir tarafı vardır. Gençler idealisttirler, fedakârdırlar, ama nihayet gençler ailelerinin bütün ümitleridir. Henüz meslekleri belirmemiştir. Yalnız kendilerini değil ailelerinin de cemiyetlerinin de en önemli değeridirler.

Bu değerleri yerinde kullanmamak ve rast gele israf etmek ne kendilerinin, ne kimsenin hakkıdır. Yapamazlar, yapmamalıdırlar.

Onun için diyorum ki, boykottur, işgaldir, söylediler. Ben boykottur, işgaldir bunun hepsi birdir demiştim. Boykottu, işgaldi bunun öğrenci ile, gençlik hareketlerinin sebebi ile münasebeti var mıdır? Her şekli ile bu bir hastalıktır. Bunu, bu hastalığı, cemiyetin sorumluları olarak, elbirliği ile ve bir an evvel dikkate alıp halletmeye mecburuz. En büyük ödev hocalara düşer. O zaman genç nesillerle hoca nesillerinin tamamı ile birbirini anlayan bir bütün olmaya çalıştıkları görülür. Bütün dünyadaki hastalığı böyle anlıyorum ben. Bu çekişmeler bu tartışmalar nihayet üniversitelerde hocalarla öğrencilerin birbirinin her derdini bilip anlayan, birbirinin her ihtiyacına dikkatle kulak verip, onu kolaylaştıran bir büyük millet kitlesi olarak belirtilecektir. Bu hedefe varacağız. Bu hedefe varmak için taraflar birbirine yardımcı olmalı. Ve esaslar asla gözden uzaklaşmamalı.

Üniversite açıldı. Fakülte açıldı. Maksat en iyi durumda yetişmelerini sağlamak için kendilerinin ihtiyaçlarına kayıtsız olmuş olan sorumluları ve hocaları uyarmış olarak, beraber bir kitle halinde gelmiş olacaklar.

Ve bu rastgele her mesele için her gün bir boykot, her gün bir teşebbüs olmaz. Olmaz bunun sonu yok. Bütün bu hareketlerde şiddet saldırı olmayacaktır. Devletin huzuru bozulmayacak. Şimdi arkadaşlarım cesaretle söylüyorum, belki hoşa gitmeyeceğini bilerek söylüyorum. Memleketin iç ve dış uluslararası büyük meseleler alanından geçmektedir. Uluslararası büyük meseleler vardır. Ve büyük geçişler vardır. Bu geçişler için de her millet, topundan, tüfeğinden ordusundan, tayyaresinden bunların hepsinden evvel kendi içindeki huzuru ile kuvvet göstererek imtihan vererek geçmektedir. Bunun içinde yeni bir geçiş devrinde memleketi dışarıya karşı zayıf gösterecek, “Canım Türkiye’de değil mi, ne olacak, iyice birbirine girmiş, birbirini dinle-meyen insanlar mecmuasıdır” dedirtmekten kaçınmalıyız. Böyle bir kanaatten memleketi var gücümüzle kurtarmağa çalışmalıyız.

Sözlerimi beğeniyorsunuz. Fakat bir noktadan korkarım. Birbiri ile ahenk içinde çalışmağa mecbur olan arkadaşlarımın hoca olarak ve öğrenci olarak memleketin huzurunu korumak için herkesin diğerinden akıl ve sabır istemesini kabul etmem. Herkesin elbirliği ile hakiki ihtiyaçlarını birbiri ile anlaşmasını istiyorum, onun için söylüyorum.

Şimdi arkadaşlarım sözlerimin sonuna geldim, bana bu fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Memleketi, huzursuz bir memleket olma manzarasından bir an evvel kurtarmalıdır. Kültür, eğitim ve üniversiteler içinde normal hayatın karşılıklı güven ve sevgi içinde korunması için, hepimizin, siyasetçi olarak bizler için, başımızın üstünde fakat hepsinden evvel üniversiteler ailesi içinde olan arkadaşlarımın birbirini bir an evvel anlayıp Ziraat Fakültesinin diğer fakülteler ve üniversitelere iyi bir örnek olmasını ilk gününden itibaren beraber çalıştığım arkadaşlarımdan rica ederim.”

 

 

 

 

TBMM Başkanı Ferruh Bozbeyli’nin Ziyaretinden Sonra Gazetecilere Söyledikleri[128]

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, dün bir soru üzerine, “Rejim konusunda bir tehlike hissi karşısında olmadığını” söylemiştir.

CHP Genel Başkanı İnönü, yeniden Genel Başkan seçilmesi dolayısıyla Meclis Başkanı Ferruh Bozbeyli’nin yaptığı kutlama ziyaretinden sonra basın mensuplarının “Ziraat Fakültesi’nde yaptığınız konuşmada itidâl tavsiye ettiniz. Başbakan rejim konularında konuşma yapıyor. Askerî okullarda bazı disiplin kovuşturmaları var, acaba rejim konusunda ciddî tehlike belirtileri var mıdır?” sorusuna, “Bir tehlike hissi karşısında değiliz biz. Ama yanlış gördüğümüz hareketlerde uyarmayı vazife sayıyorum” cevabını vermiştir.

 

 

 

 

Ajans-Türk Matbaasında Açılan “Atatürk” Sergisinde TBMM Başkanı Ferruh Bozbeyli ile Yapılan Sohbet[129]

Ajans-Türk Matbaası’nda açılan Atatürk Sergisi’ni, dâvetlilerle birlikte Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Millet Meclisi Başkanı Ferruh Bozbeyli, CHP Genel Başkanı İsmet İnönü de gezmişler ve ilgililerden bilgi almışlardır.

Sergide İnönü ile Bozbeyli, Arap harfleri konusunda şöyle konuşmuşlardır:

– Eski harfleri bilir misiniz?

– Bilmem Paşam, siz biraz acele etmişsiniz. Aksi halde ben de öğrenirdim.

– Eski harfleri bilmeyen bir Meclis Başkanı.. Ne büyük bahtiyarlık. Başbakan bilir mi?..

– Hayır Paşam. O da bilmez.

– O zaman çifte bahtiyarlık, sırtınız yere gelmez.

– Paşam, siz eski yazıyı unuttunuz mu?

– Unutmadım ama, kullanmam. Eski yazı mektuplarımın tamamı yirmi satırı geçmez.

(...)

 

 

 

 

“Devlet Kurucusu Atatürk” Konulu Konferans Söylevi*[130]

Türk Tarih Kurumu’muzun Büyük Atatürk için tertiplediği konferans serile-rinden birincisini benim konferansımla açmayı tensip etmesini âlicenap bir teveccüh sayıyorum. Sayın Türk Tarih Kurumu Başkanımızın Genel Müdürle beraber lütfettikleri daveti eksiklerime bakmaksızın cesaretle kabul ettim, o vazife ile huzurunuzdayım.

Sayın Başkanımıza teşekkür ödevimi yerine getirdikten sonra başlayacağım.

Atatürk’ün bütün hayatında askerî kudretini, kumandan olarak büyük değerini dikkatle tâkip etmişimdir ve büyük bir kumandanın bilgi olarak ve karakter olarak vasıflarını Atatürk’te daima bulmuşumdur. Muharebelerde ve harita başında Atatürk’ün büyük kumandan olarak müdahalelerini, icraatını muhtelif vesilelerle dile getirmişimdir; anladığım ve duyduğum gibi. Bunun gibi, Atatürk’ün büyük kumandan olarak vasıflarını takdir ettiğim gibi, siyasî kudretini, siyasî vasıflarını kumandanlığının da üstünde gördüğümü daima belirtmiştim. Bu kanaatle bu konferansa başlıyorum. Atatürk’ün bugün size kumandan olarak büyük vasıflarını, memlekete büyük tesirlerini ve hizmetlerini dile getirmeyeceğim, devlet kurucusu olarak siyasî vasıflarını anlatmaya çalışacağım.

Mondros Mütarekesinden başlıyorum. Mondros Mütarekesi yapıldığı zaman İstanbul’daydım ben, muharebeden hasta olarak dönmüştüm ve az bir müddet sonra Harbiye Nezareti Müsteşarı olmuştum. O esnada Mondros Mütarekesi yapılmıştı. Bulunduğum vazifede mütareke ile görevli olanlar, müzakerelerden haber verenler ve haber alanlar bizim çalışma ortamımızın tamamıyla dışındaydı. Bize Mondros mütarekesi hiç bir suretle gelmez ve anlatılmazdı. Yalnız bir heyet gitmişti ve Mondros mütarekesi yapılmıştı. Bu, İstanbul muhitinde ilkönce olumlu bir tesir yaptı. Muharebenin büyük yenilgiyle bitmiş olmasına karşı, ilgili devletler içinde Türkler’in en insafsız muamele gören-lerinden biri olmadığı, olmayacağı, aksine Türk devletiyle dostluğa önem veren bir anlayışın tatbikatını göreceğimiz zannı yaygın idi. Atatürk bu esnada Yıldırım Ordularının başında bulunuyordu. Mütarekeyi O, cephe kumandanı olarak muharebe meydanında öğrendi. O zaman hatırladığıma göre ve sonradan kendisinden dinlediğime göre, mütareke hakkında ilk şüpheleri gösteren Atatürk olmuştur. Mütareke tebliği bizim ordulara yapıldığı gibi, karşımızda bulunan ordulara da yapılmış olduğu için, yahut olacağı için, kumandanların mütareke tatbikatında pek teklifsiz ve taahhütsüz hareket ettiklerinden Atatürk ilk andan itibaren şikâyetçi olmuştu. O’nun şikâyetini, İstanbul’daki idare daha ziyade biraz güç beğenen mizacının tabiatına hamlederek zaman ile mütarekenin hafifliği umumî efkârda iyice anlaşılacaktır ümidi korunuyordu. Böyle başladı mütareke ve bir müddet sonra Atatürk, mütareke tatbikatı şikâyetleri içinde kendisi barınamaz hale geldi ve cepheden ayrıldı, istifa etti. İstifa edip ayrılmasını zaten İstanbul hükûmeti de o zamanki siyasî şartlar için bir kolaylık farz etti.

Atatürk kendisiyle İstanbul’daki hükûmetler arasında mütareke ile gelen meseleleri değerlendirmekte farklı düşünen bir zihniyet olarak ilk anda vaziyet almış oluyordu; bu durumda İstanbul’a geldi. Atatürk, mütareke ile teşekkül eden, mütarekeden evvel ve mütareke esnasında işbaşında bulunan hükûmette vazife almak arzusunda idi. Zannediyorum bunu istemişti de (O zamanki sadrazamdan). Bunu arzu ediyordu. Kendisine münasip bir dille hükûmetin teşekkül ettiği bildirilmiş, bu ortam içinde Atatürk İstanbul’a gelmiştir. Atatürk İstanbul’a gelişinden tekrar Anadolu’ya vazife alarak dönüşüne kadar (19 Mayıs’ı hesap ederseniz, 31 Ekim’den sonra mütareke yapıldığını düşünürseniz, 6 ay kadar bir müddet geçmiş olacaktır en çok); bu altı ay İstanbul’da bulunduğu zamanda sorumlu bir adam gibi siyasî hayat içinde çok engin ve faal bir çalışmaya girmiştir. Herkesle temas eder, dost düşman her muhite girer. Yapılacak, yapılan işler, gelecek işler ve kurtulmak için, kurtarmak için neler yapmak lâzım, taraftarları ile aleyhtarları ile her birisi ile uzun münakaşalar içinde vakit geçirirdi. Böyle bir hayat yaşadı.

Yeni sorumlularla tanışmaya ehemmiyet veriyordu. Hükûmet kısa bir zamanda değişti ve o zamana kadar muhalefette kalmış olan Hürriyet ve İtilâf Fırkası’nın sorumluları hükûmet başına geldiler ve doğrudan doğruya o fırkanın başlıca temsilcisi olan Damat, sadrazam olarak hükûmete geldi. O zaman da Atatürk, o hükûmetin ricali ile tanışmak için, meseleleri görüşmek için hiçbir fırsatı kaçırmamıştır. Bu görüşmeler içinde, memleketi idare etmekte olan ve gelecek meseleleri karşılayacak olan siyaset adamlarının ne çapta olduklarına teşhis koymaya önem veriyordu. Ümitli konuşmazdı. Konuştuğumuz zamanlar ümitli konuşmazdı; güçlüklerle başa çıkacak çapta olmadıklarından üzülürdü; karakterlerini ve geçmiş itiyatlarını mübalâğa ile değerlendirir; onların duygularına, acılarına nüfuz eder; geçirdikleri ayrılık devirlerinin tesirlerine kapılmalarından şikâyet ederdi. O zaman memleketin siyasî vaziyeti, gittikçe gerginleşen (iç politika olarak) bir seyir tâkip ediyordu. İttihatçılar hükûmette iken Hürriyet ve İtilâfçılar’la çok keskin ayrılmış bir halde idiler. Muhalefette bulunanlar, İttihad ve Terakki’nin büyük bir yenilgisi ile işbaşına geldikten sonra, ilk iş olarak bütün çektikleri sıkıntı devirlerinin öcünü almak yoluna girmişlerdi; öyle görünüyorlardı. Atatürk bunların içinde bir tarafı tutmaksızın, hâdiselere doğru teşhis koymaya ve hâdiselere doğru teşhis koydurmaya çalışmıştır.

Bu müddet esnasında Atatürk orduda idi. Muharebelerden çok kesin tecrübeler geçirmiş, askerî itibarı, askerî vasıfları hiçbir tereddüt ve münakaşa götürmeyen yüksek bir seviye taşıyordu. O salâhiyetle her muhite girebiliyor, herkesle konuşuyordu. Siyasî bir kudretle çalışmak ihtimali azaldıkça, orduda tekrar bir vazife alarak memleket işlerine resmî bir surette karışmağa hevesli oldu. Bu nasıl olacak, bunu bilmeye imkân yoktu. Siyaset sahasında tecrübe etti; mümkün olmadı. Ondan sonra vazifesiz olarak İstanbul’da uğraştığı zaman, ne surette resmî bir vaziyete gireceğini kendisi de tahmin etmiyordu.

Son zamanlarda Atatürk için böyle bir fırsat çıktı. Kendisini Üçüncü Ordu Kumandanı yapmak için İstanbul Hükûmeti ciddî bir ihtiyaç hissetti. Zanne-diyorum ki o zamanlar, bir defa dış siyaset çok gergin bir hale geldi. Nihayet Mayıs ortasında Yunanlılar İzmir’e çıkmışlardı. İşgalin bir kaç gün evvelisine kadar ahval her tarafta ümitsiz görünüyordu. Bu müddet esnasında, Anadolu içinde karışıklık, asayişsizlik olacak ve sulh şartları bir de bu yüzden son derece ağır ve memleket için fena hale gelecek endişesi yaygın idi. Hükûmet bu tesirlerin altında kalmış olacaktır. Tahmin ettiğime göre, Atatürk’ü dostları vasıtasıyla uzaktan gıyaben tanıyanlar, hükûmet içinde nüfuzlu olan arkadaşları üzerinde de tesir yapmışlardır. Bilhassa İçişleri Bakanı olan zatın (O zamanki zatın), Atatürk’ün bu Üçüncü Orduya tayininde taraftar olduğu söylenmiştir. O da, bir ucundan zannediyorum rahmetli General Ali Fuat Cebesoy’la münase-bette idi. Mehmet Ali Bey isminde bir zat olduğunu sanıyorum.

Atatürk’e Üçüncü Ordu Kumandanlığını bu şartlar içinde teklif ettiler. Üçüncü Ordu Kumandanı olacak, memleketin şarktaki ordusunu, ordu içindeki büyük nüfuzu ile idare edecek; böylece Karadeniz sahilinde ve şark havalisinde emniyetli, hem askerî bakımdan, hem asayiş bakımından emniyetli bir destek temin olunacak. Bu arzu ile kendisini intihap ettiler. İntihap edilir edilmez, Atatürk, vazifesinde muvaffak olmak için, memleketin şartlarına göre (askerî vaziyetle siyasî ve dahili politika vaziyeti birbiri içine girmiş dolaşık bir haldedir) Ordu Müfettişi olarak icabında geniş bir bölgede valiler ile de muhabere etmek salâhiyeti lâzım olduğunu hükûmete anlatmaya çalıştı. Birkaç gün de onunla uğraştı ve nihayet Yunanlılar’ın İzmir’e girmesi havadisi 15 Mayıs’ta meydana çıktıktan sonra, kendisi daha ziyade imkânlar sağlamak için müzakereyi uzatmaktan sarfınazar etti, hükûmet de bir an evvel onu dışarı göndermek istedi. Şimdi artık bir an önce Anadolu’ya geçmeyi lüzumlu görüyordu ve kendisine böyle bir ihtiyaç duyulunca orada çalışması için lâzım olan şartları süratle sağlayarak gitmek fikrine kapıldı. Bunların hepsini göz önüne alarak memleketin içinde bulunduğu güç şartların getireceği ihtimallere karşı mümkün olduğu kadar kendisini teçhiz etmek, hazırlamak fikri, onda ilk andan itibaren işliyordu, diye kabul etmek lâzımdır.

Samsun’a 19 Mayıs’ta çıktı. Çıktığı andan itibaren memleketin kurtuluşu için bir mücadeleye atılmış, fırsat bulmuş, geniş, serbest bir saha elde etmiş insan gibi, dilini açtı ve herkesi uyarmaya başladı. Tehlikelerden bahsediyordu, her tarafta düşmanların insafsız olduğundan bahsediyordu. Bu şartla Samsun’da konuşmaya başlayarak yürüdü ve Samsun’da hareketin başladığından itibaren de İstanbul Hükûmeti ve İtilâf çevreleri, intihap ettikleri zatın hareketlerinin başka manâlar taşıdığından şüphe etmeye başladılar. Sonra bana hikâye ettiklerine göre, Samsun’da otomobillerine benzin tedarik etmekte bile müşkülat gösterdiler; Atatürk nerede ne buldu ise onunla hareket etti; Amasya’ya geldi; Amasya’da tekrar halkla, memleketin ileri gelenleriyle görüşüyordu; ümitle kendisini karşılayanlara her ümidi veriyordu. Ama herkesin zannettiği gibi, önümüzde kolay şartlar ve düşmanlarda insaf, hak veya adalet gibi hisler yoktu..

İçinde bulunduğumuz yerlerde Rumlar, Ermeniler faaliyettedirler; bunlardan ümit beklemek doğru olmayacağını açıkça telkin ediyordu. Sivas’a gelinceye kadar epey zaman geçti. Sivas’ta kendi üzerinde ve muhaberelerinden dolayı o kadar çok şüphe hasıl oluyor ki, Atatürk, Tokat’tan geçip Sivas’a geliyor, bu haber duyulunca Sivas’ta vilâyet idaresi, Vali Paşa, sorumlular, emniyet memurları, diğer sivil memurlar, toplantı halinde nasıl hareket edeceklerini, Atatürk’le nasıl münasebette bulunacaklarını müzakere etmeye başladılar. İyi münasebet kuralım, şöyle karşılayalım veya böyle davranalım diye türlü fikirler; İstanbul Hükûmetinden aldıkları şüphe verici talimatlara uygun olsun, büyük bir kumandan olarak geliyor ve görünüşe göre çok azimli de gelmiş. Dilini de tutmaz görünüyor. Onunla da ilk anda çatışacak bir vaziyet hasıl olmasın, onu da idare edelim, endişesi içinde toplanmış olarak vilâyet erkanı bir karar vermeden konuşurlarken içeriye bir emir adamı girer; “Mustafa Kemal geliyor, Sivas’a yakın gelmiştir” der. Hep birden münakaşaya geçerler, ne yapalım derler, istikbal edelim, derler. İstikbale karar verelim derler, Vali Paşa başta olarak dışarı çıkarlar.

Bu bana Atatürk’ün bizzat anlattığı hikâyedir. Hakikaten dışarı çıkarlar, yarım saat evvel vilâyet konağında onun gelişini nasıl idare edeceklerini heyecan ile düşünen insanlar değil, hasretle onun gelişini bekleyen insanlarmış gibi güzel sözlerle birbirlerine kavuşurlar. Vali Paşayı yanına alır, biraz özür dilemek ister, onu yanına alır, beraber gelirler ve orada kalırlar, orada toplanırlar; ondan sonra bir an evvel ordu merkezine giderler, orada bir takım muhavereler oluyor; kalacak mı, geri mi çağırılacak, kimsenin bildiği yok. Bu ihtimaller içinde, orada oyalanmaksızın Erzurum üzerine yürürler. Erzurum’a gelmesi Temmuz’u bulur. Erzurum’a geldiği zaman ilk konuşmalardan sonra kendisinin Ordu Müfettişliğinden alındığını öğrenir. Kolordu Kumandanına da, vilâyete de tebligat yapılmış. Bunu, geldikten sonra mı, gelmekte olduğuna kesin kanaat geldikten sonra mı, şu anda takdir edemiyorum, öğrenince istifaya karar verir kendisi. Ordudan istifa eder, İstanbul’da Harbiye Nezaretine, sivil makamata, hepsine istifa ettiğini, bundan sonra milletin içinde bir ferd-i millet olarak çalışacağını söyler. Burada istifa etmesi, şimdiye kadar bir buçuk aydan fazla bir zaman zarfında Şarkta, Anadolu’da çalışmalarının kendisine temin ettiği mevki; Şarkta zaten zihinlerin Yunan işgalinden sonra, Ermeni emellerinden dolayı çok gergin bulunduğu bir muhit vardır. O muhit içinde, kendisinin ordu başından ayrılmış olması büyük bir hüzün yaratmıştır. Başka çare yok. Ordu başında durması mümkün değil; ama ordudan ayrılmış olduğu halde, kendi içlerinde bir evlatlarıymış gibi büyük bir itibar ile muamele görür. Başta Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir Paşa büyük bir gösterişle, tam bir sadakatla bütün ordu erkânını yanına toplayarak Erzurum içinde Atatürk’ün bulunduğu karargâha doğru Kolordu Karargâhından gelir. Herkes, ne için geliyor, onun merakı içindeyken, gelir askerce selâm verir. “Kolordu emrinizdedir. Ordu Kumandanı olduğunuz zaman hâkimiyetiniz ne ise, bizim size karşı borçlarımız ne idiyse, aynı surette itaatimiz devam ediyor, emir neferleriniz, vasıtalarınız, yerleriniz, hepsi Ordu Kumandanı bulunduğunuz zaman gibi emrinizdedir” tarzında geniş, mutlak bir teslimiyet ve itaat gösterir. Atatürk bunu bana kendisi anlatmıştır. Buraya (Ankara’ya) geldiği zaman çok minnetle bahsediyordu. Bu tarzda ordudan ayrılır, bu günler Erzurum’da bir kongre yapılmak isteniyor. Daha ziyade Şark vilâyetlerinin mukadderatını düşünecek bir kongre mahiyetinde olarak düşünülüyor. Atatürk’ü ilgilendiriyorlar, kendisi bu kongrenin içine giriyor, bu kongrenin tertipçisi, başı oluyor, bu kongreyi başarı ile nihayete erdiriyor; Şarkta ilk siyasî kongrede, beraberlik temin edilmiş oluyor.

Bunun bir özel ehemmiyeti vardır. Erzurum ve etrafı, mütareke şartları ile Vilâyatı Şarkıye iade olunduktan sonra Ermeni taş