TBMM KÜLTÜR SANAT VE YAYIN KURULU YAYINLARI

 

 

 

 

 

 

 

 

İSMET İNÖNÜ

Konuşma, Demeç, Makale,

Mesaj ve Söyleşileri

1970 – 1973

 

 

 

 

(25.07.1970 – 10.12.1973)

Hazırlayan

İlhan TURAN

 

ANKARA – 2004

 

 

 

 

 

 

 

 

Sunuş ve Teşekkür

 

 

İsmet İnönü’nün “Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj ve Söyleşileri”ne ilişkin kronolojik eksiklikleri gidermeyi bu kitapla sürdürüyoruz.

TBMM konuşmaları dışında, İsmet İnönü’nün basılı kitaplarında önemli boşluk ve eksikler bulunmaktaydı. İsmet İnönü’nün ölümünün 30. yıldönümünde, Aralık 2003’te yayınlanan 26.10.1933–03.12.1938, 13.12.1944–28.05.1950 tarihlerine ilişkin iki kitap ve bu yıl yayınlanan 11.11.1961–26.02.1965, 11.03.1965–25.12.1967, 01.01.1968–23.07.1970 tarihlerine ilişkin üç ayrı cildin ardından 25.07.1970–10.12.1973 tarihlerine ilişkin bu altıncı kitapla kronolojik eksikleri tamamlamış bulunuyoruz.

Tamamlanan bu çalışma ile, İnönü Vakfı olarak İsmet İnönü’ye karşı önemli bir görevimizi yerine getirdiğimizi ve araştırmacılar ile genç kuşaklar açısından da önemli bir eksiği giderdiğimizi düşünüyoruz..

Bu son kitap, İsmet İnönü’nün ana muhalefet liderliğinin son dönemini yansıtmasının yanısıra, cumhuriyetin kurucusu olan partisinin önce liderliğinden sonra da kendisinden koptuğu son dönemini kapsamaktadır. Önceki kitapların girişlerinde belirttiğimiz bir husus İsmet İnönü’nün son günleri için de geçerlidir. İsmet İnönü için devletin başında bulunmak ile muhalefet liderliğinde bulunmak ve aynı şekilde genel başkanlık ile partisinden ayrılmış olmak arasında bir fark bulunmamaktadır. Zira o, hep ülkesini, ülkesinin çıkarlarını, iç barış ve demokrasiyi ön planda tutmaktadır. Yinelemek istiyoruz: İsmet İnönü için demokrasi ve demokratik rejimin yerleştirilmesi, siyasi partiler ve vatandaşlar arası ilişkilerin iyi kılınması, cumhuriyetin temel prensiplerinin korunması, siyasetin her türlü istismardan arındırılması ve ülke çıkarlarının temel alınması önemli bir ideal ve sürekli çaba konusu olmuştur. İşte bu son kitapla, bu çabalara onun son yılları ve son günlerinde yine tanık oluyoruz..

*     *     *

Başta sözünü ettiğimiz İsmet İnönü’nün kitaplarındaki eksikleri giderme konusunda TBMM’nin gösterdiği süreklilik içindeki kurumsal yaklaşımı nedeniyle, TBMM Başkanlığı’na, Kültür Sanat ve Yayın Kurulu’na, Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Birim Amiri Ercan DURDULAR’a öncelikle ve yeniden teşekkür ediyoruz.

Bu çalışmaların veri kaynağı TBMM Kütüphanesi ile Vakfımızın arşivi olmuştur. Ancak TBMM Kütüphane Müdürlüğü’nün özel katkıları olmasaydı, bu çalışma belki de bu tamlıkta olmayabilirdi. Bir yılı aşkın bir süreyle TBMM Kütüphanesi, bu çalışmanın araştırma ve veri toplama safhasına ilişkin İnönü Vakfı’na duyarlı bir ev sahipliği yapmıştır.

TBMM Kütüphanesinin bir önceki Müdürü Ali Rıza CİHAN’ın çok özel katkılarını burada anıyor ve kendisine sevgi ve teşekkürlerimizi yineliyoruz.

Yine TBMM Kütüphanesi yönetici ve görevlilerinden,

Kütüphane eski Müdür Yardımcısı ve yeni Müdürü İsmet BAYDUR,

Müdür Yardımcısı Tuncer YILMAZ;

Mikrofilm Bölümü eski Sorumlusu ve eski Müdür Yardımcısı Cihan ERKAL,

Bu çalışmalar için ciddi emekleri bulunan Mikrofilm Operatörleri Ömer İMAMOĞLU ile Şevket ERCİL,

Mikrofilm Operatörleri İhsan Güler ve Yaşar Bilgin,

Araştırma Bölümü Görevlisi Alev SARI,

Ödünç Verme Bölümü Şefi Necla ERYURT,

Fotokopi Görevlileri Mehmet YILDIRIM ile Mehmet SAĞIR

Depo Görevlileri Veis KARAKUŞ ile Engin KELEŞ’e ve adlarını burada belir-temediğimiz bir çok Kütüphane görevlisine;

TBMM Basımevi Müdürlüğü’ne,

Basımevi Elektronik Dizgi Bölümü Sorumlusu Ali İPEK’e,

Basımevi Elektronik Dizgi Görevlisi Mihriban ATMACA’ya;

Ve son olarak, büyük titizlik ve özveri ile yaptığı araştırma sonucunda bu kitapları gerçekleştiren İlhan Kamil TURAN’a içten teşekkürlerimizi sunuyoruz.

01.08.2004

Özden TOKER

İnönü Vakfı Başkanı

 

 

 

 

 

 

Hazırlayandan Kitap Hakkında Notlar

 

 

 

 

 

Bu kitap, İnönü Vakfı için yapılan süreli bir çalışmanın altıncısıdır.

İsmet İnönü’nün (TBMM dışındaki) söylev, konuşma, demeç, söyleşi, makale ve mesajlarının kronolojik eksiklerinin ilk kısmına, yani 26.10.1933–03.12.1938 ile 29.12.1944–25.05.1950 tarihlerine ilişkin ilk iki kitabın ardından, 1961–1973 yıllarına ilişkin 11.11.1961–26.02.1965, 11.03.1965–25.12.1967, 01.01.1968–23.07.1970 tarihlerine ilişkin kitapların ardından 25.07.1970–10.12.1973 tarihlerini kapsayan bu kitapla altıncı ve son aşaması da tamamlanmış olmaktadır.

Çalışmanın yürütülüşü

Söz konusu tarihleri kapsayan kitaplar için yapılan çalışma, TBMM Kütüphanesi ve Mikrofilm Bölümünde, Ulus ve Cumhuriyet gazeteleri esas alınarak ve bu gazetelerdeki verilerden hareketle gerektiğinde diğer gazetelerden yararlanılarak ve ayrıca dönemin önemli dergileri taranarak yürütülmüştür.

Dil/Türkçe kullanımı ile kaynakçalara dair

Kitapta yer alan metinlerin dil–yazı–konuşma özgünlükleri korunarak aktarılmıştır. Kaynak olarak kullanılan eski metinlerde, kimi zaman farklı yayınların kendilerince farklı “dil uyarlamaları” yapması ve bunların üstüne gelen dizgi/basım yanlışlarının olduğu gözetilmelidir. Metinleri yayıma hazırlarken yalnızca bariz dizgi/basım yanlışlarında az sayıda harf düzeltileri yapılmış; yine az sayıdaki harf veya tekil sözcük ekleri köşeli parantez içinde verilmiştir. Ancak bu tür az sayıdaki düzeltilere karşın, kullanılan bazı harf ve sözcükler itibarıyla metinler arası farklılıklar ve hatta bir metin içinde kimi farklılıklar bulunduğu gözetilmelidir.

Bir tek metne ilişkin farklı kaynaklar arasında yapılan seçim ise, dizgiye elverişlilik ve metnin tamamının bulunması ölçütüne dayalı olmuştur.

Gazete kaynaklı verilerde az sayıda sözcüğün, gazetenin cilt kenarına gelmesi veya dizgi/baskı problemlerinden ötürü okunamaması sözkonusudur. Bu tür durumlar, köşeli parantez içinde [okunamadı] kaydı eşliğinde belirtik kılınmıştır.

Tam metni bulunan veriler dışındaki metinlerin bir kısmı gazetelerin özet aktarımı veya gazetelerin yorumlu aktarımı eşliğinde İsmet İnönü’nün konuşmalarını içermektedir. Bu tür, doğrudan İsmet İnönü’nün konuşmasını içermeyen yorum vb. aktarımlar çıkarılarak parantez içinde üç nokta (...) eşliğinde verilip, kitabın yalnızca İsmet İnönü’nün konuşmalarına referans oluşturması sağlanmıştır.

Gazetelerin özet aktarımlarında birbirini tutmayan veya eksik veri aktarımı sözkonusu olduğu durumlarda, [Tamamlayıcı haber] ara başlığı eşliğinde tamamlayıcı metinlere ayrıca yer verilmiştir.

Kaynakça bilgilerine her metnin ilk sayfasının altında yer verilmiş; gerekli kimi açıklayıcı bilgiler de sayfa altı dipnotu olarak, özgün metinlerden ayrıksı olarak belirtilmiştir.

Konu başlıklarına dair

Konu başlıklarında, ilgili metinlerin hangi konuyu içerdiğinin yansıtılmasına azami düzeyde özen gösterilmiştir.

Sözlük hakkında

              Kitabın arkasında bulunan “Sözlük”te sözcüklerin doğru yazımı verilmiştir. Kitaplarda yer alan metinlerin içinde, (çıkış yeri ve dilin durumuna göre) “kalın ünlü” harfler [a, ı, o, u] ile “ince ünlüler”in [e, i, ö, ü];  (dudakların durumuna göre) “düz ünlüler” [a, e, ı, i] ile “yuvarlak ünlüler”in [o, ö, u, ü] ve (ağzın açıklığına göre) “geniş ünlüler” [a, e, o, ö] ile “dar ünlüler”in [ı, i, u, ü] sözcükler içindeki kullanımı bazen yer değiştirebilmektedir. Ayrıca a-ı, e-i, i-ı, u-ü; b-p, c-ç, d-t, ğ-v, n-m değişmeleri; ünsüz türemesi olarak y-v değişimi de olabilmekte ve nihayet eski dilin kimi özgünlükleri yansıyabilmektedir. Bu nedenle okuyucu sözlükte arama yaparken, mantıksal olarak iki ve daha çok seçenekli tarama yoluna başvurmalıdır.

Dizin hakkında

Kitabın arkasında yer alan “Dizin” coğrafi yerler, kişi adları, kitabın içerildiği döneme ilişkin temalar ile İsmet İnönü’nün değinilerindeki vurgular esas alınarak hazırlanmış, böylece ilgili dönemlere yönelik ayrıntılı araştırma yapanlara yardımcı olmaya çalışılmıştır.

Teşekkür

Son olarak, bu kitapların hazırlık aşamasındaki sayısız katkısı için ender insanlardan sevgili Ali Rıza CİHAN’a; bu çalışmaların önemli yanlışlardan korunmasını sağlayıcı yönlendirme ve katkıları nedeniyle Şerafettin TURAN ve Selim İLKİN’e; başta Ömer İMAMOĞLU ve Şevket ERCİL olmak üzere TBMM Kütüphane çalışanlarına; dizgi yardımlarından ötürü Nuray ÇALI’ya; yeni veri bulmaya ilişkin katkısından dolayı arkadaşım Serdar Ömer KAYNAK’a; Almanca çeviri için arkadaşım Yıldız KÖREMEZLİ ERKİNER’e; kitaplaştırma sırasındaki yardımlarından ötürü arkadaşlarım Tamer İNCESU, Evrim KARAKOÇ ve Murat KARAKOǒa; ve kitaplaştırmaya yönelik teknik desteği için Atatürk Araştırma Merkezi Uzmanı Ali TUNA’ya içtenlikle teşekkür ediyorum.

İlhan K. Turan

 

 

 

 

 

 

 

 

İsmet İnönü’nün Yayınlanmış Kitapları*

 

 

TBMM Konuşmaları

İsmet İnönü’nün T.B.M.M.’deki Konuşmaları 1920–1973; 3 Cilt, Derleyen: Ali Rıza Cihan; TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara, 1992 … 29.05.1920–06.11.1973 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Söylev, Konuşma, Söyleşi, Demeç, Makale ve Mesajları

İsmet Paşa’nın Siyasi ve İçtimai Nutukları 1920–1933; Başvekalet Matbaası, Ankara, 1933...25.09.1920–29.10.1933 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj ve Söyleşileri; 1933–1938; Hazırlayan: İlhan Turan; TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara 2003 .... 26.10.1933–03.12.1938 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Milli Şef’in Söylev, Demeç ve Mesajları; Derleyen: Kadri Kemal Kop, Akay Kitabevi, Ankara, 1945 ... 11.11.1938–28.12.1944 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj ve Söyleşileri; 1944–1950; Hazırlayan: İlhan Turan; TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara 2003 .... 29.12.1944–28.05.1950 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Muhalefetde İsmet İnönü: Konuşmaları, Demeçleri, Mesajları, Sohbetleri ve Yazılarıyla; Derleyen: Sabahat Erdemir, M. Sıralar Matbaası, İstanbul, 1956 ... 31.05.1950–29.07.1956 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Muhalefetde İsmet İnönü: Konuşmaları, Demeçleri, Mesajları, Sohbetleri ve Yazılarıyla; Derleyen: Sabahat Erdemir, M. Sıralar Matbaası, İstanbul, 1959 ... 16.08.1956–09.09.1959 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Muhalefetde İsmet İnönü (1959–1960); Derleyen: Sabahat Erdemir; Ekicigil Matbaası, İstanbul, 1962 ... 13.09.1959–26.05.1960 tarihleri arasını kapsamaktadır.

İhtilâlden Sonra İsmet İnönü: Konuşmaları, Demeçleri, Mesajları, Sohbetleri ve Yazılarıyla; Derleyen: Sabahat Toktamış, Ekicigil Matbaası, İstanbul, 1962 ... 28.05.1960–10.11.1961 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj ve Söyleşileri; 1961–1965; Hazırlayan: İlhan Turan; TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara 2004 .... 11.11.1961–26.02.1965 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj ve Söyleşileri; 1965–1967; Hazırlayan: İlhan Turan; TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara 2004 .... 11.03.1965–25.12.1967 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj ve Söyleşileri; 1968–1970; Hazırlayan: İlhan Turan; TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara 2004 .... 01.01.1968–23.07.1970 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj ve Söyleşileri; 1968–1970; Hazırlayan: İlhan Turan; TBMM Kültür Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları, Ankara 2004. ... 25.07.1970–10.12.1973  tarihleri arasını kapsamaktadır.

Defterleri

İsmet İnönü; Defterler (1919–1973); 3 Cilt, Hazırlayan: Ahmet Demirel; Yapı Kredi Yayınları, 1.Baskı: İstanbul, Aralık 2001 ... 01.01.1919–11.12.1973 tarihleri arasında tuttuğu notları kapsamaktadır.

Yurt Gezisi Konuşmaları

İsmet İnönü’nün Kastamonu Gezileri: 1938–1949–1958; Mustafa Eski; Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1995 ... 05–10.12.1938, 18–26.04.1949 ve 24–25.10.1958 tarihle-rini kapsamaktadır.

Cumhurbaşkanı İnönü’nün Ege Seyahati: 1949; Hazırlayan: Kemal Zeki Genc-osman; Ankara, 1949 ... 30.07.1949–21.08.1949 tarihleri arasını kapsamaktadır.

Anıları

İsmet İnönü; Hatıralar; 2 Cilt, Hazırlayan: Sabahattin Selek; Bilgi Yayınevi, Ankara, 1985 ... Kurtuluş Savaşından Cumhurbaşkanlığına seçilişine kadarki konuları kapsamaktadır. İlkönce 1968’de yazı dizisi olarak  yayınlanmıştır.

Anı, Atatürk, İstiklal Savaşı ve Lozan Konferansına İlişkin Eser, Söyleşi ve Konferansları

İsmet İnönü; Aziz Atatürk; Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara, 196 ...Bu kitapçık, Atatürk’ün ölümünün 25. yıldönümü dolayısıyla (10.11.1963) hazırlanan bir makaleyi içermektedir.

İnönü Atatürk’ü Anlatıyor; Hazırlayan: Abdi İpekçi; İstanbul, Cem Yayınevi, 1968 ... Kurtuluş Savaşından Atatürk ile ilişkilere dek birçok konuyu içermektedir.

İsmet İnönü; İstiklal Savaşı ve Lozan; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 1993 … 23 Ekim 1973 tarihinde Türk Tarih Kurumu’nda verdiği  konferans metnini içermektedir.

İsmet İnönü; Televizyona Anlattıklarım; Hazırlayan: Nazmi Kal; Ankara, Bilgi Yayınevi, 1993 ... 1968–1973 yılları arasındaki 10 ayrı televizyon söyle-şisini kapsamaktadır.

İsmet İnönü; Lozan Barış Konferansı–Konuşma, Demeç, Makale, Mesaj, Anı ve Söyleşileri; Hazırlayan İlhan Turan; Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara, Temmuz 2003 ... Lozan Konferansının öngünlerinden yaşamının sonuna dek yapılan konuşma, demeç, makale, mesaj anı ve söyleşileri kapsamaktadır.

Mektupları

Baba İnönü’den Erdal İnönü’ye Mektuplar; Basıma Hazırlayan: Sevgi Özel; Bilgi Yayınevi, Birinci Basım Aralık 1988 … Erdal İnönü’ye yazılan 02.09.1947–14.08.1960 tarihleri arasındaki mektupları kapsamaktadır.

Söylev, Konuşma ve Eserlerinden Yapılan Seçmeler

İsmet İnönü’nün Vecizeleri; Ali Toygar–Cumhuriyet Kitabevi, İstanbul, 1941

İnönü Diyor ki: Nutuk, Hitabe, Beyanat, Hasbihaller, Hazırlayan Herbert Melzig; İstanbul, 1941

İsmet İnönü; Millet ve İnsaniyet: Milli Şef İsmet İnönü’nün Nutuklarından En Güzel Parçalar; Derleyen: Herbert Melzig; İstanbul: Kanaat Kitabevi, 1943

İnönü’nün Söylev ve Demeçleri, T.B.M. Meclisinde ve CHP Kurultaylarında, 1919–1946; Türk Devrim Tarihi Enstitüsü Yayınları, İstanbul 1946

İsmet İnönü’nün Maarife Ait Direktifleri; Maarif Vekilliği Yayını, İstanbul 1939

Cumhurbaşkanları, Başbakanlar ve Milli Eğitim Bakanlarının Milli Eğitimle İlgili Söylev ve Demeçleri (içinde); Türk Devrim Tarihi Enstitüsü Yayınları, Milli Eğitim Basımevi, 1946–Ankara

İsmet İnönü ve Tek Dereceli İlk Seçimler (1946–1950–1954–1957); Hazırlayan: İlhan Turan, İnönü Vakfı Yayınları, Ajans–Türk Basım ve Basım A.Ş., Ankara, Aralık 2002

İsmet İnönü; Eğitim–Öğretim Üzerine; Hazırlayan: İlhan Turan, Türk Eğitim Derneği–İnönü Vakfı Ortak Yayını, Ankara, Aralık 2002

 

 

 

 

 

 

 

 

İçindekiler

 

 

Sunuş ve Teşekkür – Özden TOKER

Hazırlayandan Kitap Hakkında Notlar

İsmet İnönü’nün Yayınlanmış Kitapları

İçindekiler

25.07.1970...Lozan Barış Antlaşması’nın 47. Yıldönümü Dolayısıyla CHP MYK Üyelerinin Ziyaretinde Yapılan Sohbet

25.07.1970...Lozan Barış Antlaşması’nın 47. Yıldönümü Dolayısıyla CHP’li Genç Milletvekilleri, Gençlik Kolları ve SDDF Üyeleri ile İçel Silifke Belediye Başkanının Ziyaretinde Yapılan Sohbet

27.07.1970...CHP Rize Eski Milletvekili ve PM Üyesi, Ekonomi ve Çalışma Bakanlarından Tahsin Bekir Balta’nın Ölümü Dolayısıyla Verilen Demeç

28.07.1970...CHP Ortak Grup Toplantısında 1960 Sonrası Siyasi Süreçlere İlişkin Yapılan Konuşma

01.08.1970...İstanbul’da Oğlu Ömer İnönü’nün Evinin Önünde Gazetecilere Söyledikleri

14.08.1970...Milliyet Gazetesi’nden Abdi İpekçi ile CHP İçi Sorunlardan Hareketle Güncel Siyasi Sorunlara İlişkin Yapılan Söyleşi

20.08.1970...CHP PM Üyesi Selahattin Hakkı Esatoğlu’nun Ölümü Dolayısıyla Parti Genel Sekreteri Bülent Ecevit’e Gönderilen Mesaj

27.08.1970...26 Ağustos Taarruzunun Yıldönümü Dolayısıyla HMGDYC’nin Düzenlediği “Şeref Günü”nde Yapılan Konuşma

09.09.1970...CHP’nin Kuruluşunun 47. Yıldönümü Dolayısıyla Verilen Demeç

10.09.1970...CHP’nin Kuruluşunun 47. Yıldönümü Dolayısıyla İstanbul İl Başkanı Ali Topuz ve İl Kadın Kolu Başkanı Solmaz Betül’ün Heybeliada Ziyaretinde Söyledikleri

14.09.1970...CHP’nin Kuruluşunun 47. Yıldönümü Dolayısıyla Parti Genel Sekreteri Bülent Ecevit’in Mesajına Verilen Yanıt

14.09.1970...Milliyet Gazetesi’nden Abdi İpekçi ile Siyaset Dışı Konularda Yapılan Söyleşi

15.09.1970...Cemal Gürsel’in Ölümünün 4. Yıldönümü Dolayısıyla Verilen Demeç

28.09.1970...Heybeliada CHP İlçe Lokalinde Dış ve İç Politika Üzerine Yapılan Konuşma ve Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

30.09.1970...TTK’nın 7. Kongresine Gönderilen Mesaj

10.10.1970...Orta Doğu’daki Olaylar Üzerine Milliyet Gazetesi’ne Verilen Demeç

19.10.1970...CHP Bursa Merkez İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

27.10.1970...TESK Genel Kuruluna Gönderilen Mesaj

29.10.1970...Cumhuriyetin 47. Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

31.10.1970...Kars’ın Kurtuluş Günü Dolayısıyla Belediye Başkanına Gönderilen Mesaj

08.11.1970...TBMM Başkanlık Seçimi ile İlgili Verilen Demeç

09.11.1970...CHP Ankara Çankaya İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

10.11.1970...Atatürk’ün Ölümünün 32. Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

11.11.1970...Atatürk Devrimleri Üzerine Televizyonda Yapılan Konuşma

11.11.1970...Fransa Eski Cumhurbaşkanı De Gaulle’ün Ölümü Üzerine Yayınlanan Mesaj

12.11.1970...Hürriyet Gazetesi’nden Kurtul Altuğ ile TBMM Başkanlık Seçimi Üzerine Yapılan Söyleşi

26.11.1970...Ankara Parti Örgütündeki Tartışmalar Üzerine CHP Örgütüne Gönderilen Genelge

29.11.1970...CHP PM Toplantısında Silahlı Öğrenci Hareketlerine İlişkin Yapılan Konuşma

01.12.1970...Ramazan Bayramı Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

01.12.1970...CHP PM Toplantısında Parti Gelirleri ve Aidatları Üzerine Yapılan Konuşma

02.12.1970...Bayram Gazetesi’nin “Liderlerin Birbirlerini Tanımlamasına” Yönelik Sorusuna Verilen Yanıt

12.12.1970...Kadınlara Seçme ve Seçilme Haklarının Tanınmasının 36. Yıldönümü Dolayısıyla AA Muhabiri Nalan Seçkin’in Sorularına Verilen Yanıtlar

13.12.1970...CHP Kırklareli Babaeski İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

14.12.1970...CHP Tekirdağ Çorlu İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

16.12.1970...CHP Ortak Grup Toplantısında Gençlik Hareketleri Üzerine Yapılan Konuşma

24.12.1970...Veteriner Hekimliği Öğretiminin 128. Yıldönümü Dolayısıyla Düzenlenen Törende Yapılan Konuşma

26.12.1970...CHP Grupları Ortak Yönetim Kurulu Toplantısında Yapılan Konuşma Özeti

27.12.1970...DP Genel Başkanlığına Seçilen Ferruh Bozbeyli’ye Gönderilen Kutlama Mesajı

28.12.1970...CHP Adana Ceyhan İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

29.12.1970...Eski Silah Arkadaşlarıyla Yapılan Sohbet

31.12.1970...Yeni Yıl Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

01.01.1971...TÜRK-İŞ’e Yapılan Saldırı Üzerine Seyfi Demirsoy’a Gönderilen Mesaj

06.01.1971...Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ile Görüşmeden Sonra Gazetecilerle

07.01.1971...Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in Ziyaretinden Sonra Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

08.01.1971...CHP İzmir İl Kongresine Gönderilen Mesaj

09.01.1971...Barolar Birliği Genel Kuruluna Gönderilen Mesaj

10.01.1971...Milliyet Gazetesi’nden Orhan Tokatlı ile Üniversitelerdeki Durum, Hükümetin Durumu, Personel Yasası ve Toprak Sorunu Üzerine Yapılan Söyleşi

11.01.1971...CHP Düzce İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

11.01.1971...Ziraat Öğretiminin 125. Yıldönümü Dolayısıyla “Tarım Haftası” Toplantısında Yapılan Konuşma

13.01.1971...Ankara Televizyonunda 12 Mart Öncesi Siyasi Durum Üzerine Yapılan Söyleşi

21.01.1971...TEMF Toplantısına Gönderilen Mesaj

22.01.1971...Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil ile Görüşmeden Sonra Yapılan Açıklama

23.01.1971...CHP Ortak Grup Toplantısında Mevcut Siyasi Durum Üzerine Yapılan Konuşma

24.01.1971...CHP İller Toplantısında Parti İçi Gündemler ve Demokratik Rejimin Yaşatılmasına İlişkin Yapılan Konuşma

31.01.1971...AGC’nin 16. Genel Kurulunda Yapılan Konuşma

03.02.1971...Balıkesir Gönenli Çiftçilerin Ziyaretinde Söyledikleri

05.02.1971...Kurban Bayramı Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

08.02.1971...“Sıkıntıları Gidereceğiz” (Makale)

10.02.1971...Anayasa Mahkemesi Başkanı İsmail Hakkı Ketenoğlu’nun Siyasi Partilere Yardımın Kaldırılmasıyla İlgili Açıklaması Üzerine Verilen Demeç

12.02.1971...İzmit Belediye Başkanı Leyla Atakan’ın Ölümü Dolayısıyla Em. Org. Hasan Atakan’a Gönderilen Mesaj

14.02.1971...Annesi Makbule Güley’in Ölümü Üzerine CHP Milletvekili Ferda Güley’e Gönderilen Mesaj

19.02.1971...Halkevleri’nin Kuruluşunun 39. Yıldönümü Dolayısıyla Kadri Kaplan’a Gönderilen Mesaj

24.02.1971...TSAEDYHKK’nin Ziyaretinde Söyledikleri

05.03.1971...Alman Frankfurter Rundschau ve Neue Zürchner ZeitungGazeteleri Adına Roland Örtel ile Yapılan Söyleşi

06.03.1971...Üniversitede Polisin Arama Yapmasına İlişkin CHP Yöneticilerine Söyledikleri

07.03.1971...CHP Ortak Grup Toplantısında Mevcut Siyasi Bunalım ve Demokratik Rejim Üzerine Yapılan Konuşma

08.03.1971...CHP İller Toplantısında Amerikalı Askerlerin Kaçırılmasından Hareketle Mevcut Siyasi Durum Üzerine Verilen Söylev

10.03.1971...THKO Militanlarınca Kaçırılan Dört Amerikan Havacısının Serbest Bırakılması Dolayısıyla ABD Büyükelçisi William J. Handley’in Mesajına Verilen Yanıt

13.03.1971...Kendisine Atfedilen Sözler Üzerine Yapılan Açıklama

15.03.1971...12 Mart Muhtırasının Ardından Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın Partilerin Genel Başkanlarıyla Düzenlediği Toplantı Öncesi ve Sonrasında Söyledikleri

16.03.1971...CHP Ortak Grup Toplantısında 12 Mart Müdahalesinden Hareketle Demokratik Rejim ve Ordu Üzerine Verilen Söylev

17.03.1971...CHP Ortak Grup Toplantısında Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a Verilecek Yanıta İlişkin Yapılan Konuşma

18.03.1971...Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ile Görüşmeden Sonra Söyledikleri

18.03.1971...Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a İletilen, CHP’nin Yeni Hükümet Kuruluşu ile İlgili Görüşlerini İçeren Mektup

18.03.1971...Amerikan CBS Televizyonu Muhabiri Fenton ile 12 Mart Müdahalesi Üzerine Yapılan Söyleşi

19.03.1971...CHP Ortak Grup Toplantısında Yeni Hükümet Oluşumu, 12 Mart ve Dış Politika Üzerine Yapılan Konuşma

22.03.1971...CHP Ortak Grup Toplantısında Yeni Hükümet Kuruluşu ve Genel Sekreter Bülent Ecevit’in İstifası Üzerine Yapılan Konuşma

22.03.1971... Bülent Ecevit’in İstifası ve Yeni Hükümet Üzerine Ankara Televizyonu ile Yapılan Söyleşi

23.03.1971...Bülent Ecevit’in İstifa Nedeniyle Yaptığı Veda Ziyaretinin Ardından Söyledikleri

24.03.1971...CHP PM Toplantısında Bülent Ecevit’in İstifası, SDDF’lilerin Bir İthamı ve PM’nin Boş Üyelikleri Seçimine İlişkin Yapılan Konuşma

26.03.1971...Bülent Ecevit’in Genel Sekreterlikten İstifası Dolayısıyla CHP Örgütüne Gönderilen Genelge

31.03.1971...Başbakan Nihat Erimi’i Kutlama Ziyaretinde..

01.04.1971...31 Mart Ayaklanmasına İlişkin Televizyon Konuşması

02.04.1971...İkinci İnönü Zaferinin 50. Yıldönümü Dolayısıyla İnönü Bucağı Kutlama Komitesine Gönderilen Mesaj

02.04.1971...İkinci İnönü Zaferinin 50. Yıldönümü Dolayısıyla CHP MYK Üyeleri ve Başbakan Nihat Erim’in Ziyaretinde Söyledikleri

02.04.1971...İkinci İnönü Zaferinin 50. Yıldönümü Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın Mesajına Verilen Yanıt

03.04.1971...Hükümet Programı Üzerine THA Muhabirine Söyledikleri

04.04.1971...CHP Ortak Grup Toplantısında Bülent Ecevit’in Konuşması, 12 Mart, 27 Mayıs ve Demokratik Rejim Üzerine Yapılan Konuşma

08.04.1971...Hükümetin Güvenoyu Alması Üzerine Başbakan Nihat Erim’i Kutlama Ziyareti ve Sonrasında Söyledikleri

10.04.1971...Asılsız Bir Haber Üzerine Söyledikleri

14.04.1971...Milliyet Gazetesi’nden Abdi İpekçi ile 12 Mart Müdahalesi ve Bağlantılı Konular Üzerine Yapılan Söyleşi

23.04.1971...Celal Bayar’ın İstanbul Taşlık’taki İade Ziyaretinde..

23.04.1971...TRT Muhabiri ile Erim Hükümeti, Güvenlik ve Ulusal Egemenlik Üzerine Yapılan Söyleşi

23.04.1971...Em. Org. Fahrettin Altay’ı Hastane Ziyaretinde..

24.04.1971...İstanbul Havaalanında..

24.04.1971...Belediye Başkanlığı Seçimleri Dolayısıyla İzmit Halkına Gönderilen Mesaj

27.04.1971...CHP Tokat Heyetinin Ziyaretinde Söyledikleri

15.05.1971...Trafik Kazası Geçiren BP Genel Başkanı Mustafa Timisi’ye Gönderilen Mesaj

16.05.1971...Göz Ameliyatı Öncesi ve Sonrasında Söyledikleri

22.05.1971...Başbakan Nihat Erim’i Ziyaretin Ardından Söyledikleri

24.05.1971...İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Efrail Elrom’un Öldürülmesi Üzerine Verilen Demeç

24.05.1971...Bingöl Depremi Dolayısıyla Valilik ve Belediye Başkanlığına Gönderilen Mesaj

04.06.1971...Göz Ameliyatı Olduğu Günlerdeki Gelişmelere İlişkin Gazetecilerle Yapılan Söyleşi

05.06.1971...Başbakan Nihat Erim’in Ziyaretinden Sonra Söyledikleri

08.06.1971...Alman Stern Dergisinden Randolph Braumann ile İç ve Dış Politik Duruma İlişkin Yapılan Söyleşi

10.06.1971...Anayasa Değişikliğine İlişkin THA Muhabirine Söyledikleri

10.06.1971...Göz Ameliyatına İlişkin THA Muhabiri ve CHP MYK Üyelerine Söyledikleri

16.06.1971...Anayasa Değişikliğine İlişkin Gazetecilere Söyledikleri

18.06.1971...CHP PM’de Anayasa Değişikliğine İlişkin Söyledikleri

28.06.1971...İnönü Şehitlerini Anma Töreni Dolayısıyla Bozöyük Kaymakamı Saffet Bekaroğlu’na Gönderilen Mesaj

28.06.1971...Kocaeli Sanayi Fuarının Açılışı Dolayısıyla Belediye Başkanı Erol Köse’ye Gönderilen Mesaj

30.06.1971...Başbakan Nihat Erim ile Görüşmeden Sonra Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

04.07.1971...3 Sovyet Kozmonotunun Ölümü Dolayısıyla SSCB Büyükelçisi Vasili Groubyakov’u Ziyarette Yapılan Sohbet

19.07.1971...Halkevleri 5. Kurultayında Yapılan Konuşma

21.07.1971...CHP Ortak Grup Toplantısında 12 Mart, Anayasa Değişikliği ve Demokratik Rejim Üzerine Verilen Söylev

24.07.1971...Lozan Barış Antlaşması’nın 48. Yıldönümü Dolayısıyla Tarcan Gönenç ile Yapılan Televizyon Söyleşisi

25.07.1971...Lozan Barış Antlaşması’nın 48. Yıldönümü Dolayısıyla CHP MYK Üyelerinin Ziyaretinde Söyledikleri

25.07.1971...Lozan Barış Antlaşması’nın 48. Yıldönümü Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Başbakan Nihat Erim, KDB Genel Başkanı İlker Örgüt ile Bülent Ecevit’in Mesajlarına Verilen Yanıtlar

26.07.1971...Türkiye Radyoları ve Ankara Televizyonunun “Atatürk’ü Anlatıyorlar” Programı İçin Yapılan Söyleşi

01.08.1971...UG Yerine Yayına Başlayan BG Sahipleri Vedat Dalokay ve Yaşar Aysev ile UG, Basın Özgürlüğü, TİP’in Kapatılması, Anayasa Değişikliği ve Çin Üzerine Yapılan Söyleşi

11/13.08.1971...Anayasa Değişikliği Temaslarına İlişkin Söyledikleri

19.08.1971...CHP Ortak Grup Toplantısında 12 Mart ve Sonrası Gelişmeler Üzerine Yapılan Konuşma

20.08.1971...“12 Yıl Önce Uşak” – İzmir Gezisi Sırasında Kaybolan Şapkası ile İlgili Hikmet Çetinkaya’nın Haberi

..........1971...Ünlen Demiralp Tarafından Hazırlanan Televizyon Programında Büyük Taarruz ve Kurtuluş Savaşı Anlatısı

10.09.1971...CHP’nin 48. Kuruluş Yıldönümü Dolayısıyla Gazetecilere Söyledikleri

21.09.1971...Başbakan Nihat Erim ile Görüşmeden Sonra Hükümet ve KGK Üzerine Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

22.09.1971...CHP Meclis Grubu Yönetim Kurulu Toplantısından Sonra KGK Üzerine Düzenlenen Basın Toplantısı

25.09.1971...88. Yaş Gününde..

27.09.1971...88. Yaş Günündeki Bir Sözünün Basında Aktarılışı ile İlgili Yapılan Düzeltme

29.09.1971...CHP PM’de Üniversite Özerkliğinde Yapılan Değişiklik ÜzerineYapılan Konuşma

30.09.1971...CHP PM Toplantısında Yapılan İki Ayrı Konuşma

01.10.1971...AKDMB Oliver Reverdin ile Görüşme ve Erim Hükümeti ile KGK’ya İlişkin AA Muhabiri ile Yapılan Söyleşi

04/05.10.1971...CHP Grupları ve MYK Ortak Toplantısında “Toprak Reformu Ön Tedbirler Kanun Tasarısı” Üzerine Yapılan Konuşma

10.10.1971...CHP Ortak Grup Toplantısında Hükümet Bunalımı ve Toprak Reformu Üzerine Yapılan Konuşma

10.10.1971... Orta Doğu’daki Olaylar ve AP’nin Durumu Üzerine Milliyet Gazetesi’ne Verilen Demeç

15.10.1971...CHP İl Örgütlerindeki Kimi Haberlerle İlgili Genel Sekreter Şeref Bakşık ile Yapılan Konuşma

17.10.1971...Viyana Buz Revüsü Galasında Başbakan Yardımcısı Atilla Karaosmanoğlu’na Söyledikleri

17.10.1971...CHP Trabzon İl Kongresine Gönderilen Mesaj

17.10.1971...CHP Tokat İl Kongresine Gönderilen Mesaj

18.10.1971...Irak Dönüşünde Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ı Karşılama Sırasında Yapılan Sohbet

29.10.1971...Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın CHP, DP, MGP Genel Başkanlarıyla Yaptığı Görüşmeden Sonra Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

30.10.1971...Cumhuriyetin 48. Yıldönümü Dolayısıyla Anıt Kabirde THA Muhabirine Söyledikleri

01.11.1971...CHP Manisa Merkez İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

02.11.1971...CHP Meclis Grup Toplantısında Hükümet Bunalımı Üzerine Yapılan Konuşma

03.11.1971...Pembe Köşkün Bahçesinde Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

10.11.1971...Atatürk’ün Ölümünün 33. Yıldönümü Dolayısıyla Halkevleri Genel Merkezi ve KDB’nin Düzenlediği Anma Toplantısı Söylevi

13.11.1971...CHP Muğla Bodrum ve Ordu Perşembe İlçe Kongrelerine Gönderilen Mesaj

18.11.1971...CHP Ordu Merkez İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

18.11.1971...Milliyet Gazetesi ile Spor Üzerine Yapılan Söyleşi

18.11.1971...CHP Genel Sekreterliğinden Ayrılma İsteği Üzerine Şeref Bakşık’a İletilen Yanıt

21.11.1971...“Milletimizin Sinir Sağlamlığına Güveniyorum” (Makale)

23.11.1971...CHP’deki Bayramlaşmalar Sırasında Parti Kurultayı Üzerine Söyledikleri

26.11.1971...Alman Televizyonu ile 12 Mart Sonrası Sürece İlişkin Yapılan Söyleşi

28.11.1971...Paris Yolculuğu Üzerine Söyledikleri ve Parti İçi Bir Sohbette..

28.11.1971...CHP PM Toplantısında İstifalar Üzerine Yapılan Konuşma

29.11.1971...CHP PM’de MYK Seçimleri Üzerine Yapılan Konuşmalar

01.12.1971...Demokrat İzmir Gazetesi ile Kalkınma Konusu Üzerine Yapılan Söyleşi

06.12.1971...Kadınlara Seçme ve Seçilme Haklarının Tanınmasının 37. Yıldönümü Dolayısıyla TKB Tarafından Düzenlenen Toplantıda Yapılan Konuşma

09.12.1971...Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın Parti Genel Başkanlarına Gönderdiği Mektuba İlişkin Söyledikleri

10.12.1971...Hükümetten İstifa Eden 11’ler Dolayısıyla Kendisine Atfedilen Sözlere İlişkin Yapılan Yalanlama

11.12.1971...THA ve Upint Televizyonu Muhabirleri ile 12 Mart Sonrası Süreç ve Yurtdışı Yolculuğu Üzerine Yapılan Söyleşi

12.12.1971...CHP Ortak Grup Toplantısında 27 Mayıs, 12 Mart ve Mevcut Durum Üzerine Yapılan Konuşma

13.12.1971...CHP Grup Yönetim Kurulları ile MYK Ortak Toplantısında Yeni Hükümet Kuruluşu Üzerine Yapılan Konuşma

15.12.1971...Gözlüğü ile İlgili Söyledikleri ve Bazı CHP Yöneticilerine Kurtuluş Savaşı ve Lozan Konferansı Anıları Üzerine Söyledikleri

16.12.1971...Paris’e Giderken Esenboğa Havaalanındaki Uğurlama Sırasında Söyledikleri

18.12.1971...Paris Büyükelçiliğinde..

24.12.1971...Atina’da Düzenlenen Basın Toplantısı ve Yeşilköy Havaalanında Söyledikleri

26.12.1971...Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ve Başbakan Nihat Erim ile Görüşmeden Sonra Yurtdışı Temaslarına İlişkin Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

27.12.1971...Fransa Cumhurbaşkanı Georges Pompidou ile Görüşmede Söylediklerinin Özeti

31.12.1971...Yeni Yıl Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj

03.01.1972...CHP MYK Üyelerinin Yeni Yıl Kutlama Ziyaretinde Söyledikleri

06.01.1972...CHP Çanakkale Biga İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

09.01.1972...CHP Antalya Merkez İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

10.01.1972...CHP Adana İl Kongresine Gönderilen Mesaj

10.01.1972...GSS Yürütme Kurulu Üyelerinin Ziyaretinde Söyledikleri

12.01.1972...Birinci İnönü Zaferinin 51. Yıldönümü ve Siyasi Suçlarda İdam Konusuna İlişkin Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

14.01.1972...CHP Grup Yönetim Kurulları ile MYK Ortak Toplantısında Yeni Vergiler Üzerine Yapılan Konuşma

14.01.1972...CHP Çanakkale Yenice İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

16.01.1972...CHP Adana Merkez ve Yozgat Şefaatli İlçe Kongrelerine Gönderilen Mesaj

23.01.1972...CHP İçi Hizipleşmeye Karşı Söyledikleri

24.01.1972...CHP Ankara İl Kongresinde Bülent Ecevit’in İstifası ve Ortanın Solu Üzerine Yapılan Konuşma

27.01.1972...TBMM’de Yaptığı Konuşmaya İlişkin TRT Muhabirinin Sorularına Verilen Yanıtlar

27.01.1972...THA’ya Parti İçindeki Duruma İlişkin Verilen Demeç ve Hükümetteki CHP’li Bakanlara Söyledikleri

27.01.1972...Milliyet Gazetesi’nden Abdi İpekçi ile Parti İçi Sorunlar Üzerine Yapılan Söyleşi

28.01.1972...“Takatimiz Dışında Bir Kuvvete Sahip Değiliz” (Makale)

31.01.1972...İstanbul Bayram Gazetesi’ne Verilen Demeç

04.02.1972...AP Genel Başkanı Süleyman Demirel ile Görüşmeden Sonra Yapılan Açıklama

05.02.1972...CHP Ortak Grup Toplantısında Parti İçi Sorunlar Üzerine Yapılan Konuşma

09.02.1972...CHP Ortak Grup Toplantısındaki Tartışmalar Sırasında Yapılan Ara Konuşmalar

11.02.1972...CHP PM Toplantısına Katılmasının Doğru Olmadığına İlişkin PM’ye Gönderilen Mektup

13.02.1972...CHP Ortak Grup Toplantısında Bülent Ecevit’e Yanıt Konuşması

15.02.1972...PM ile Uyuşmazlık Üzerine Söyledikleri

18.02.1972...Türkiye’nin NATO’ya Girişinin 20. Yıldönümü Dolayısıyla Verilen Demeç

20.02.1972...CHP Ortak Grup Toplantısında Parti İçi Sorunlar Üzerine Yapılan Konuşma ve İsmet İnönü’nün Hazırladığı Ortak Grup Bildirisi

22.02.1972...CHP PM’de Yapılan Konuşma

24.02.1972...CHP PM’de Parti İçi Sorunlar Üzerine Yapılan Konuşmalar

25.02.1972...CHP MYK’da Parti İçi Sorunlar Üzerine Yapılan Konuşmalar

05.03.1972...Basında Çıkan Bir Haber Dolayısıyla Yapılan Açıklama

18.03.1972...Başbakan Nihat Erim’i Ziyarette Söyledikleri ve Görüşme Sonrası Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

18.03.1972...Bülent Ecevit’in Ziyaretinde Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın İdamlarını Durdurmaya İlişkin Söyledikleri

25.03.1972...İdamlarla İlgili Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

28.03.1972...3 İngiliz Teknisyenin THKP-C Militanlarınca Kaçırılmasıyla İlgili Verilen Demeç

31.03.1972...CHP Çanakkale Balya İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

01.04.1972...CHP Denizli Çameli İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

01.04.1972...CHP Manisa Sarıgöl İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

02.04.1972...İkinci İnönü Zaferinin 51. Yıldönümü Dolayısıyla Kutlama Komitesine Gönderilen Mesaj ve Sıkıyönetim Komutanlıklarının Yayınladıkları Bildirilerle İlgili Bir Soruya Verilen Yanıt

05.04.1972...Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın Siyasal Partilerin Faaliyetleri ve KGK’ya İlişkin İstemleriyle İlgili CHP Grup Yönetim Kurulları ile MYK Ortak Toplantısında Yapılan Konuşma

06.04.1972...Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a Gönderilen Mektup

09.04.1972...CHP Çanakkale İl Kongresine Gönderilen Mesaj

09.04.1972...CHP Bursa Gemlik İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj

09.04.1972...CHP Manisa Soma ve Akhisar İlçe Kongrelerine Gönderilen Mesaj

12.04.1972...CHP Malatya İl Başkanı Kemal Eser’e Olağanüstü Kurultayla İlgili Söyledikleri

14.04.1972...CHP Denizli İl Kongresine Gönderilen Mesaj

16.04.1972...İran’daki Deprem Dolayısıyla Büyükelçi Amir Chilary’e Gönderilen Mesaj

17.04.1972...Olağanüstü Kurultay Hazırlıklarıyla İlgili Kemal Satır’la Birlikte Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

19.04.1972...CHP PM Toplantısındaki Tartışmalar Sırasında Söyledikleri ve 5. Olağanüstü CHP Kurultayına Çağrı Bildirisi

19.04.1972...CHP Genel Sekreteri Kamil Kırıkoğlu’na Olağanüstü Kurultay Yapılıncaya Kadar İl ve İlçe Kongrelerinin Durdurulmasının Parti Örgütüne Duyurulmasını İsteyen Yazı

22.04.1972...Olağanüstü Kurultay Hazırlıkları ile İlgili Yapılan Açıklama

23.04.1972...CHP İl Başkanlıklarına Yeni İl ve İlçe Yönetim Kurulları Oluşturulmasının Durdurulmasına İlişkin Gönderilen Genelge

25.04.1972...CHP İl Başkanlıklarına Kurultayın Öncelikli Konusu Üzerine Gönderilen Genelge

25.04.1972...CHP Genel Sekreteri Kamil Kırıkoğlu ve Olağanüstü Kurultay Üzerine Söyledikleri

27.04.1972...Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ile Görüşmeden Sonra Söyledikleri

27.04.1972...CHP İçi Sorunlara İlişkin Yapılan Açıklama

27.04.1972...Olağanüstü Kurultay Önlemlerine İlişkin CHP İl ve İlçe Başkanlıklarına Gönderilen Genelge

28.04.1972... Olağanüstü Kurultaya Katılacak Delegelere İlişkin CHP Örgütüne Gönderilen Genelge

29.04.1972...Olağanüstü Kurultayla İlgili CHP İl Başkanlıklarına Gönderilen Genelge

30.04.1972...Yeni Başbakan Suat Hayri Ürgüplü İçin Söyledikleri

03.05.1972...Geçirdiği Rahatsızlığın Ardından CHP Genel Merkezinde Olağanüstü Kurultay Üzerine Söyledikleri ve MP Genel Başkanı Osman Bölükbaşı ile Görüşme Sonrası Söyledikleri

04.05.1972...Sofya’ya Kaçırılan Uçakta Bulunan Ömer İnönü ile İlgili Habere İlişkin Söyledikleri

05.05.1972...Uçak Kaçırma Olayı ile İlgili Söyledikleri

07.05.1972...5. Olağanüstü CHP Kurultayında Ortanın Solu ve CHP’deki Durum Üzerine Yapılan Açış Konuşması

08.05.1972...5. Olağanüstü CHP Kurultayının İkinci Gününde Parti İçi Sorunlar ve Kurultayın Alacağı Karara İlişkin Yapılan Konuşma

09.05.1972...CHP Genel Başkanlığından İstifa Yazısı

09.05.1972...CHP Genel Başkanlığından İstifanın Ardından MYK Üyelerinin Ziyaretinde Söyledikleri

10.05.1972...“Faal Siyasetten Çekilecek misiniz?” Sorusuna Verilen Yanıt

11.05.1972...Yalova’ya Giderken Doktoru Zafer Paykoç’a Söyledikleri

13.05.1972...CHP Milletvekillerine CHP Yönetiminin Yürütülmesine İlişkin Söyledikleri

14.05.1972...Yalova’da Ali Sohtorik ile Yapılan Sohbet

03.06.1972...CHP Bursa Yalova İlçe Kongresine Katılmayışına İlişkin Söyledikleri

07.06.1972...Ankara’ya Döndükten Sonra Gazetecilerin Siyasetle İlgili Sorularına Verilen Yanıtlar

13.06.1972...CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit ile Görüşmeden Sonra Yapılan Açıklama

14.06.1972...TBMM’de Milletvekilleri ve Gazetecilerle Yapılan Sohbet

22.06.1972...CHP Tüzüğündeki Olası Değişikliklere İlişkin Yapılan Bir Sohbet

24.06.1972...Halkevleri Genel Merkezinde Düzenlenen Kermeste Halkevleri Üzerine Söyledikleri

26.06.1972...CHP Malatya İl Kongresinde Malatya Milletvekilliği, Parti İçi Yaşam ve CHP Tüzüğündeki ile İlgili Olası Değişiklik Önerileri Üzerine Yapılan Konuşma

27.06.1972...CHP Malatya İl Kongresinde Yaptığı Konuşma Üzerine Söyledikleri

27.06.1972...Malatya Belediye Başkanı ile Valiyi Ziyarette Yapılan Sohbetler

28.06.1972...Malatya’da Babasının Köyü Yeşilyurt ve Gündüzbey’de Söyledikleri

28.06.1972...Ankara Dönüşünde Uçakta Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar

01.07.1972...CHP 21. Kurultayında Tüzük Değişiklikleri Üzerine Yapılan Açış Konuşması

04.07.1972...CHP 21. Kurultayı Malatya Delegelerine Verilen Yemekte Yapılan Konuşma

04.07.1972...13. TDK Kurultayında Yapılan Konuşma

08.07.1972...CHP Ortak Grup Toplantısında Partideki Durum Üzerine Yapılan Konuşma

16.07.1972...Göz Rahatsızlığı Üzerine Söyledikleri

21.07.1972...Kemal Satır ile  Yapılan Görüşmeye İlişkin Haberler Üzerine Yapılan Açıklama

21.07.1972...Anayasa Değişikliklerinde Yeralan Cumhuriyet Senatosunun Kaldırılmasına İlişkin Yapılan Açıklama

02.08.1972...Kemal Satır ile Görüşmeye İlişkin Yapılan Açıklama

27.08.1972...26 Ağustos Taarruzunun 50. Yıldönümü Dolayısıyla HMGŞDYC’nin Düzenlediği “Şeref Günü” Toplantısında Yapılan Konuşma

24.09.1972...89. Yaş Günü Dolayısıyla Hürriyet Gazetesi Adına Torunu Gülsün Toker ile Yapılan Söyleşi

25.09.1972...89. Yaş Gününde..

29.09.1972...Barbaros’un Preveze Zaferinin 434. Yıldönümü Dolayısıyla Düzenlenen “Türk Deniz Kuvvetleri Günü” Kokteylinde Başbakan Ferit Melen ile

05.10.1972...TBMM Genel Kurul Salonunda CHP Milletvekilleri ile Milletvekilli Emekliliği Üzerine Yapılan Sohbet

22.10.1972...Pembe Köşkün Bahçesinde Gazetecilerle..

24.10.1972...Sofya’ya Uçak Kaçırılması Olayı Üzerine Verilen Demeç

06.11.1972...CHP’den İstifa Yazısı

06.11.1972...CHP’den ve Milletvekilliğinden İstifa Ettiğine ve Tabii Senatörlük İstemine İlişkin Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına Gönderilen Yazı

06.11.1972...CHP’den ve Milletvekilliğinden İstifa Ettiğine İlişkin TBMM Başkanlığına Gönderilen Yazı

17.11.1972...TBMM’ye Veda Mektubu

17.11.1972...Cumhuriyet Senatosu Üyelik Andı

18.11.1972...Milletvekilliğinden İstifa Dolayısıyla Malatya Belediye Başkanı Mehmet Kırçuvaloğlu’na Gönderilen Mektup

16.12.1972...MP Genel Başkanı Osman Bölükbaşı ile Eski Genelkurmay Başkanı Org. Cemal Tural’ı Hastane Ziyaretlerinde

10.01.1973...HEAE’ne Onursal Üyelik Dolayısıyla Enstitü Başkanı Mehmet Salihoğlu’nun Mesajına Verilen Yanıt

12.01.1973...Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın Yeni Yıl Resepsiyonunda HKK Muhsin Batur ile..

07.02.1973...Bağımsız Bir Milletvekili Tarafından Kendisine Atfedilen Sözler Üzerine Yapılan Açıklama

01.03.1973...A.P. Muhabiri ile Cumhurbaşkanlığı Adaylığı, Cumhurbaşkanlığı Seçimleri ve 12 Mart Sonrası Durum Üzerine Yapılan Söyleşi

09.03.1973...Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ile Görüşmeden Sonra Cumhurbaşkanlığı Adaylığı ile İlgili Bir Soruya Verilen Yanıt

27.03.1973...Meclis Kulisinde Gazetecilerle..

31.03.1973...Cumhuriyetin 50. Yılı Dolayısıyla Hazırlanan Uşak Yıllığı İçin Yazılan Uşak Anısı

01.04.1973...İnönü Savaşları Üzerine Nazmi Kal ile Yapılan Televizyon Söyleşisi

04.05.1973...Başbakan Naim Talu’yu Ziyaretten Sonra Söyledikleri

09.05.1973...Prof Dr. Utkan Kocatürk ile Kurtuluş Savaşı Üzerine Yapılan Söyleşi

19.05.1973...19 Mayıs Dolayısıyla Torunu Gülsün Bilgehan Toker ile Yapılan Televizyon Söyleşisi

02.06.1973...Başbakan Naim Talu’nun Ziyaretinden Sonra Söyledikleri

04.07.1973...MP Eski Genel Başkanı Osman Bölükbaşı’yı Ziyarette.. 

24.07.1973...Lozan Barış Antlaşması’nın 50. Yıldönümü Dolayısıyla Mecdi Sadrettin Sayman ile Yapılan Televizyon Söyleşisi (ve Söyleşinin Yayınlanmamış Kısımları)

08.08.1973...Zeki Sezer’in Hazırladığı Programda Uluslararası Politik Durum ve Dış Politika Üzerine Yapılan Televizyon Konuşması

20.08.1973...Genel Seçimler Dolayısıyla İç Politik Duruma İlişkin Verilen Demeç

22.08.1973...Son Televizyon Konuşması ve Demeç Metinlerini İstemesi Dolayısıyla ABD Büyükelçisi William B. Macomber Jr.’a Gönderilen Yanıt Mesajı

23.10.1973...“İstiklâl Savaşı ve Lozan” Konulu Konferans Söylevi

.....................“İsmet İnönü’nün Savaş Anısı” Başlıklı Belge

.....................“İsmet İnönü Atatürk’ü Anlatıyor” Başlıklı Belge

29.10.1973...Cumhuriyetin 50. Yıldönümü Dolayısıyla Nazmi Kal ile Yapılan Televizyon Söyleşisi

.....................Cumhuriyetin 50. Yıldönümü Dolayısıyla Hava Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı Yayın Organı Kartal Dergisi ile Yapılan Söyleşi

.....................Cumhuriyetin 50. Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan Türk Çocuklarına Mesaj

.....................Atatürk’ün Ölümünün 35. Yıldönümü Dolayısıyla TFD Başkanı Muharrem Berk’e İletilen “Atatürk ve Müzik” Hakkındaki Düşünceleri

11.11.1973...Atatürk’ün Ölümünün 35. Yıldönümü Dolayısıyla ATF’de Düzenlenen Törende Yapılan Konuşma

13.11.1973...Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ile Görüşmeden Sonra Söyledikleri

06.12.1973...Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün Hükümet Kuruluşu ile İlgili Açıklaması Üzerine Verilen Demeç

10.12.1973...Yerel Seçimler İçin Oy Verdikten Sonra Söyledikleri

İçindekiler ve Konu Başlıklarına İlişkin Kısaltmalar

Kaynakça

Sözlük

Dizin

 

 

 

 

KİTAP

 

 

 

 

 

Lozan Barış Antlaşması’nın 47. Yıldönümü Dolayısıyla CHP MYK Üyelerinin Ziyaretinde Yapılan Sohbet[1]

(...)

Önümüzdeki Salı günü İstanbul’a gideceğini, 2-3 gün Maltepe’de kaldıktan sonra Heybeliada’da yazı geçireceğini belirten İnönü’ye CHP İzmir Milletvekili Şeref Bakşık, “Çivileme yapacak mısınız Paşam?” diye sormuş, İnönü, “İlk gün belli olur, arzuluyorum” karşılığını vermiştir.

CHP Genel Başkanı daha sonra “Eskiden doktorum, 15 gün deniz kenarında iklime alışmamı salık veriyordu. Şimdi, 1 gün kâfi geliyor” demiştir.

(...)

CHP Sakarya Milletvekili Hayrettin Uysal da, Güley ve kendisinin edebiyat öğretmeni olduğunu, ancak kendisinin yeni edebiyat akımına mensup bulun-duğunu, Ferda Güley’in ise eski edebiyat akımı mensubu olduğunu söylemiştir.

İnönü, “Eskinin de eskisine” diye Güley’e takılmıştır. Bunun üzerine Prof. Güneş İnönü’ye, ‘Paşam, zaten siz, Ferda Güley’in bildiğini bilmezsiniz. Yaşınız müsait değil” demiştir.

İnönü’ye daha sonra “Hangi edebiyat akımını beğendiği” sorulmuş “En so-nuncusunu, en yenisini” karşılığı alınmıştır.

 

 

 

 

Lozan Barış Anlaşması’nın 47. Yıldönümü Dolayısıyla CHP’li Genç Milletvekilleri, Gençlik Kolları ve SDDF Üyeleri ile İçel Silifke Belediye Başkanının Ziyaretinde Yapılan Sohbet[2]

(...)

İnönü gençler ile sohbet etmiş ve bu arada: “Olumlu bir gelecek ve başarılı bir sorumluluk bizim olacaktır.” demiştir.

Bir basın mensubunun afyon konusunda Amerika’nın müdahalesi ile ilgili olarak yönelttiği soruya cevap olarak İnönü; “Düzeliyor. Bugünkü haberler düzeldiğini gösteriyor” demekle yetinmiştir.

İnönü kendisine bayrağa sarılı toprağı veren gençlere “İlginiz ve teşvik edici sözleriniz canıma can katmıştır” demiş ve “Lozan anlaşmasının 100’ncü yıldönümünü de birlikte kutlayalım” şeklinde konuşmuştur.

[Tamamlayıcı haber]

(...)

Üzerinde, “Lozan’ın yaratıcısı, yenilmez devrimciye bağımsızlık savaşımızın genç kuşakları emperyalizmle mücadelede sonuna dek bağlıdırlar” yazılı bayrağa sarılı toprağı aldıktan sonra İnönü şöyle konuşmuştur:

“Bugün bana gösterdiğiniz ilgi ve teşvik edici sözleriniz canıma can katmıştır. Şükranımı ifade edecek başka bir şey bulamıyorum. Sağ olunuz, bin yaşayın arkadaşlarım.”

CHP Genel Başkanı bu arada kendisine “100’ncü yıldönümünüzü de beraber kutlayacağız” diyen bir CHP’li parlâmentere, “Benim mi, senin mi 100’ncü yıldönümünü beraber kutlayacağız?” şeklinde takılmıştır.

CHP Genel Başkanı İnönü, daha sonra Silifke Belediye Başkanı’nın “Bize bir emriniz var mı Paşam” sorusuna karşılık olarak şunları söylemiştir:

“Önemli dereceye doğru gidiyoruz. Yakında bütün başarılar ve sorumluluk-larla beraber bizim”

CHP Genel Başkanı son olarak, bir gazetecinin, Amerika’nın afyonla ilgili tutumuna değinen bir sorusuna karşılık, “Düzeliyor düzeliyor. Bugünkü hava-disler çok daha düzeldi” demiştir.

 

 

 

 

CHP Rize Eski Milletvekili ve PM Üyesi, Ekonomi ve Çalışma Bakanlarından Tahsin Bekir Balta’nın Ölümü Dolayısıyla Verilen Demeç[3]

Büyük ilim adamımız Prof. Tahsin Bekir Balta’yı Londra’da amansız bir kalp durmasıyla kaybettik. Hepimiz birbirimize yürekten başsağlığı dilesek yerindedir. Sayın Profesör, büyük yerinin boşluğundan toplumumuzun bu kadar sarsılacağını tahmin edemezdi.

Bilimde, politikada açık ve berrak görme, kendisine güvenir, sağlam bir bilgi hükmü, bilim ve siyasette dürüst ahlâk özel vasıflarıydı. Tahsin Bekir Balta’yı daima hatırlayacağız.

Tahsin Bekir Balta hocamızı kaybetmesinden dolayı üniversitelerimize ve aziz milletimize saygıyla taziyetimizi sunarız.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında 1960 Sonrası Siyasi Süreçlere İlişkin Verilen Söylev[4]

Çok değerli arkadaşlarım,

Uzunca bir çalışma döneminden sonra bir iki gün içinde tatile gireceğiz. Bundan önce arkadaşlarımla geçen durumu ve önümüzdeki ihtimalleri beraber gözden geçirmeye lüzum gördüm. Bu sebeple Başkanlarımızdan sizleri toplamasını rica etmiştim.

Geçirdiğimiz çalışma döneminde bazı arkadaşlarımız önergeler vermişlerdi. Cüceoğlu ve Hatipoğlu Ankara Milletvekilleri olan bu iki arkadaşımız önergelerinde haklı idiler. Yalnız bizim dışımızdaki sebeplerle memleketin siyasî hayatı o kadar gürültülü idi ki, bu münakaşa havası ve gürültüler arasında olan siyaset adamlarına nefes aldıracak bir dedikodu sebebi vermemek için o önergelerin görüşülmesinin ertelenmesini istemiştik. Kendilerinden özür dilerim. Siyasî gürültülere karışmamak sabrını gösterdiler. Bu gayretimiz, bizi zararlı çıkarmadı. Bilakis hâdiseleri soğukkanlılıkla tâkip etmek fırsatını verdi, bunun için teselli buluyorum. Kendileri bağışlasınlar.

1969 seçimlerinden sonra iktidar partisi kısa bir zamanda bir iç buhrana düştü. Bu iç buhranın sarsıntıları bütün memleketin ilgisini çekmişti. Biz de bu hâdiseleri yakından tâkip ettik.

İktidarın bünyesinden ve senelerden beri gelen zayıf noktaları, 1969 seçimlerinden sonra kısa bir zamanda beliren hâdiselerde kendisini göstermişti.

1960’dan bu yana

Bugünkü vaziyeti anlatabilmek için arkadaşlarımdan biraz sabır rica edeceğim. 1960’dan beri memleketin geçirdiği büyük siyasî konuların kısa kısa hatırlatmasını yapacağım. Kısa kısa tabiatlarına temas edeceğim ve sizin hafızanızı canlandırmak istiyorum.

1960’da mevcut iktidar askerî ihtilâlden sonra düştü, ondan sonra faaliyete geçince yeni gelen idarede başlıca dikkat, CHP üzerine dikilmişti. O zaman bir mülakatta yeni gelen askerî siyasetçilerimizden biri, kendilerine bir tavsiyem olup olmadığını kibarca sorarak benden rica etmişti. Ben de tevazuumuzu elden bırakmayarak kendilerine şimdi dikkat edecekleri tek mesele, ‘Sizin kendi içinizde bir ihtilâf çıkmamasıdır’ demiştim. Muhatabım bir tebessümle sözümü karşılayarak tecrübeli geçinen bir insanın böyle mühim bir durumda, bundan ibaretmiş gibi bir taaccüple bana bakmıştı. Kısa bir zaman sonra kendi içlerinde büyük ölçüde ihtilâflar çıkmıştı.

Askerî ihtilâlin geçirdiği hâdiselerin en önemlisi, kendi aralarında çıkan ihtilâf olmuştur. Hatırlayacağınız gibi, 1960 İhtilâlini yapanlar, ilk gün millete yaptıkları hitapta, kısa bir zamanda genel seçimlere giderek demokratik rejimi bir an önce iade etmek istediklerini bildirmişlerdi. Bu esaslı vaatten sonra milletçe hepimize düşen görevi yaparak askerî idarenin bir an önce geçirilmesini, yeni Anayasa yapılarak demokratik rejimin açılmasını rica etmiştik. Millî Birlik Komitesi içinde ihtilâf çıktı. Bir kısmı “Kısa bir zamanda iktidarı bırakmamak, hiçbir şey yapmamak demektir. İktidara gelmişken, milletin âcil meselelerini halledelim” gerekçesiyle buradan gitmemeyi ve ihtilâlin devam etmesini ister olmuşlardı. Diğer bir kısmı bir an önce seçime gitmek, Anayasayı yapıp askerî idareyi teslim etmek üzerinde ısrar etmişlerdi.

Şüphe yok ki bu kanaatte bulunan çoğunluk, rahmetli Başkanları dahil olduğu halde, memleketin ihtiyacına en uygun yolu seçmişlerdi. Şüphesiz askerî ihtilâl tarihinde, yalnız Türkiye için değil bütün milletler için bizim askerî idaremizin gösterdiği örnek, daima hürmetle anılacak şerefli bir davranış olacaktır.

1961 seçiminden sonra

1961 seçimlerinin neticeleri anlaşıldığı zaman askerî idare rahmetli Gürsel’in ve siyasî parti liderlerinin katıldıkları bir toplantıda durum tekrar görüşülmüş-tür. Seçim sonuçları bir partinin tek başına Hükûmet teşkil edebilmelerine imkân vermiyordu. Bu şartlar altında askerî bir idarenin bırakılmasının mümkün olup olamayacağı düşünülüyordu. Biz o toplantıda, seçim yapılmıştır, birbirle-rine yakın oranlarla siyasî partiler sonuç almışlardır, bu durumda da bir idare tarzı kurulabilir, fakat şimdiye kadar verilmiş sözün yerine getirilmeyeceğini ilân etmek mânasına gelecek bir davranışın yanlış bir noktai nazar olduğunu açıkladık. Nihayet münakaşalar Millî Birlik Grubunun sağ duyusu galebe ederek seçim neticesi kabul ve demokratik rejime girme kararı ile sonuçlanmıştı.

1961 seçimleri öncesinde ve arasında tek hedef vardı bazılarında: Aman CHP yalnız başına çoğunluğu kazanarak iktidara gelmesin. Bunun için gerekli açık ve kapalı bütün çabalar gösterildi ve neticede bir ölçüde muvaffak olunarak partiler birbirlerine yakın nispetlerle seçimi kazandılar. DP’nin siyasetten uzaklaşmış fakat canlı bir halde bulunan oylarına hangi partinin ehliyetle varis olabileceği meselesi o zamanki siyasî havanın başlıca muvazenesi idi. Siyasî partiler DP’nin bıraktığı oylara sahip çıkmayı en marifetli vazife sayıyorlardı.

Bizim dışımızda hükûmet teşkili çaresini aramışlardı. Nispetler imkân vermekle beraber bizim dışımızda bir çoğunluk elde edemediler, bize müracaat ettiler. Biz kısa zamanda rakibimiz olan ve seçim esnasında, bizi geçmiş olaylardan başlıca sorumlu tutmak suretiyle kıyasıya mücadele açmış olan ve büyük ölçüde DP mensuplarının yakınlarını içine alan Adalet Partisi meydana gelmişti.

Biz tedbir olarak Adalet Partisi’yle koalisyonu düşündük. Adalet Partisi’nin o zaman görünen tek hedefi vardı: İktidardan düşmüş olan DP ileri gelenlerinin affedilmeleri ve siyasî haklarının iade edilmesi idi.

Biz ilk günde, geçmiş olayların unutulmasını hükûmet programı olarak ilân etmiştik ve yaraların sarılmasını hedef tutacağız dedik. Bu şartlarla hükûmet teşkil ettik ve o hava içinde mümkün olan yara sarma tedbirlerini azami derecede geçirmeye çalıştık.

Bu arada birinci koalisyondan sonra ikinci karma hükûmeti kurduk. İkinci koalisyonda da ihtilâf çıktı.

Hatırlatmak isterim, bu arada iki büyük askerî ihtilâl teşebbüsü oldu. Ve bir askerî ihtilâl teşebbüsü, Ankara etrafında bütün silâhlı kuvvetlerle vaziyete hâkim olarak hükûmete karşı talep ileri sürecek halde bulunuyordu. Biz demokratik rejimin icaplarını yerine getirmek lâzım geldiği görüşünü savunarak bu askerî ihtilâl teşebbüslerini elimizde o sırada hiçbir kuvvet kalmadığı halde mukavemet ettik ve akamete uğrattık.

Bundan sonra Kıbrıs meselesi ile karşılaştık. Biz daha DP iktidarı zamanında, Kıbrıs Antlaşması yapılırken, Kıbrıs için alınan tedbirlerin kolay işler halde olmadıklarını ileri sürerek aleyhinde bulunmuştuk. Kıbrıs buhranı patladığı zaman sabaha kadar Ada’ya çıkınız, işgal edilmezse Kıbrıs Rumlar’ın tamamen işgaline girecek diye telâşlar başlamıştı. Arşövek Makarios’un düşündüğü gibi ilk ay içinde bütün Kıbrıs olduğu gibi çökecek ve Türkler kaybedecek, Rumlar hedeflerine varacaklardı. Bu tahakkuk etmedi, aksine Kıbrıs’ta Türkler’in kahramanca mukavemeti ile hakiki bir cephe teşekkül etti. Sonraları Kıbrıs meselesinde, ancak yürürlükteki andlaşmalara riayet etmek şartile bir hâl tarzına gidilebileceği prensibini hem Amerika’dan, hem de Fransa ve İngiltere’den müşterek bir beyanname içinde aldık. Biz o zaman Kıbrıs meselesini Amerika’da görüşürken hükûmet ortaklarımız hükûmetten çekilecekleri kararını ilân ediyorlardı.

Ve sonunda Hükûmet CHP’den diğer partilere geçti.

1965 başında tarafsız bir Başbakan başkanlığında bizim dışımızda kurulan Koalisyon hükûmeti zamanında, Kıbrıs meselesi tekrar görüşüldü.

1965 seçimlerine gidildi. Bu seçimlere girerken, 1960 ihtilâlinden sonra mah-kûm olmuş bulunan DP ileri gelenlerinden cezaevinde hiç kimse kalmamıştı. Ve serbest hayata kavuşmuşlardı.

1965 ve ortanın solu

Bizim kanaatımız, dertler üzerine, sosyal meseleler üzerine toplanmıştı. CHP gelecek ve memleketi doğru ve verimli bir idarenin nimetlerine kavuştu-rabilmek için sosyal alanda ciddî bir programla siyaset alanına geçmek lâzım geliyordu. 1965 seçimlerine bu kanaatle, ortanın solu ifadeleriyle sosyal adaleti ve sosyal güvenlik tedbirlerini ön plâna almaya karar vermiştik. Bizi bu hususta teşvik eden önemli bir konu, koalisyon hükûmetleri zamanında o zamana kadar çalışma hayatında bir hayal gibi görünen toplu sözleşme ve grev hakkını vermek gibi bir yola ve bir çok kişilerce çok tehlikeli bir yola girmiştik. Bu hakları kullanacak teşekküller, işçiler tecrübesizdi. Ve bu tecrübesizliği teşvik edecek durumda bulunanlar da vardı. Toplu sözleşme ve grev yüzünden memleketi nasıl bir çıkmaza sokacağımızı seyretmeğe hazırlanılmıştı. Olaylar aksine cereyan etti ve güzel neticeler aldık. İşçiler çok anlayış gösterdiler. Toplu sözleşmeler yapıldı, gerektiğinde grevler yapıldı. İhtilâflar hiçbir çatışmaya mahal kalmadan anlaşmalarla sonuçlandı ve bütün medeniyet tarihinde bir sosyal tedbir olarak kullanılan grev ve toplu sözleşme meselesi bir olumlu sosyal tedbir olarak ülkemizde de uygulama alanı buldu.

Bu tecrübeden sonra ve 1965 seçimleri sıralarında ortaya attığımız ortanın solu programı, başlıca ithamlara vesile verdi. Memleketin başına neler getireceğimiz öne sürüldü, ortanın solu bilmem nerenin yoludur diye türlü sloganlar uydurdular. Seçimlerde bizim aleyhimizde çalıştılar. Başlıca iki tema işlendi. Ortanın solu çıkmaz yoldur, denildi. En hafifini söylemeye çalışıyorum. Aslında söylenen bunun felâket yolu olduğu idi. İkinci işlenen konu da siyasî haklar meselesi idi. Ve bunu öne sürenler, “Siyasî mağdurlar ortadadır, bunların haklarını vermek lâzımdır” diyorlardı ve bu tema ile seçime girmişlerdi.

Seçimi kaybettik ve Adalet Partisi yalnız başına hükûmeti kurabilecek bir çoğunluğu elde etti.

1965-69 devresinde biz, ortanın solu meselesinde açılan sosyal tedbirler ve sosyal hizmetler devrini açmak istiyorduk. Doğru yapmadığımızı iddia edenlerle mücadele ettik. İçimizde ihtilâf çıkaranlar da oldu. Ve sonunda bunlarla olan mücadelesinden ve bölünmesinden sonra rahatça şahsî hislerin ve menfaatlerin politikasını tâkip etmekte çok çaba gösterdiler.

1969’a bu şartlarla girdik. Bu seçime bir rivayete göre, tahmine göre, büyük kayıplarla ayakta duramayacağımız nazariyeleriyle ortaya çıkmıştık, aleyhimizde 15 yıldan beri yapılan propagandaların canlılıkları muhafaza ediliyordu. Bundan, yıpranmış olarak çıkacağımız kanaati yayılmıştı. İyi netice alamadık, ama bir fikrin partimize ve vatandaşlarımıza verdiği ümidin gücü ile Meclise girmeye muvaffak olduk.

Siyasî haklar

1969 başlarında siyasî hakların iadesi meselesini biz, cesaretle ele aldık ve halletmeye icbar ettik. “Siz siyasî hakların iadesini istiyorsunuz, hiçbir iddianız yok, biz geçmiş yaraların sarılmasını hükûmette iken de vazife saymıştık, bununla uğraşıyorduk, imkân bulamamıştık, imkân vermediniz, madem ki istiyorsunuz, yarından tezi yok, bunu bir neticeye vardıralım” dedik. Biz bunu der demez kıyamet koptu. Bütün maskeler düştü ve siyasî haklar meselesinden çıkan olayların yükünü taşıyacak bir sorumlu arıyorlardı. Bunda da CHP’yi ve Genel Başkanını buldular. Siyasî hakların iadesini istiyorlardı.

Biz buna sahip çıkınca herkesle ittifak ederek büyük bir hava ile karşımıza çıktılar. Ya bu siyasî hakların iade edilmesini, CHP üzerine alacak, istemiyorum diyecek, onlar da “İşte CHP bunları kabul etmeye razı değildir” diyecekler. Biz meydana çıkıp da yarından tezi yok kabul ediniz, deyince, o zaman kendilerinin iktidarı bırakmaları ihtimalî  vardı, namlarına çalıştıkları kimseler kendilerini kapı dışarı eder korkusunda idiler. Olmaz, olursa ihtilâl çıkar, bunun sorumlusu da CHP olacaktır, dediler. Biz buna da meydan okuduk. İhtilâle vesile yoktur, sebep yoktur. Bu kabil davranışlar, orduyu anlamamaktır, olmaz böyle şey, deyince bütün sular durdu. Siyasî haklar iadesi gürültüsüz tahakkuk etti. Ama nihayet yine muvaffak olunamadı. Kendi idarelerini, AP iktidarının başkanlık divanları siyasî hakları iade meselesinin tahakkuk etmesini önleyecek bir usul hatası yapmış oldular. Onu da Anayasa Mahkemesi bozdu. Bu mesele açıkta kaldı. Bu sefer tatilden önce bu siyasî hakların iadesini Meclisler ele alsın ve bu Anayasayı değiştirme teşebbüsünün neticeye vardırılmasını sağlayalım ve sonra tatile girelim diye uğraştık. Ama muvaffak olmadan tatile girmiş bulunacağız.

AP’nin durumu

Şimdi vaziyet nedir? 1969 seçimlerinden sonra, AP iktidarı içinde tahmin olunmayan huzursuzluklar su yüzüne çıktı. Meğer kendi içlerinde birbirleriyle ne çok meseleleri varmış. Bunların hepsi perde arkasında idare edilmeye çalışılıyormuş. Bütün bunların hepsi meydana çıkınca gözler tekrar bizim üzerimize dikildi. Tecrübeden geçmiş insanların hataları yüzünden karşılaşılan bugünkü durumu, bu kişilerin görevlerine devam etmeleriyle mümkün olamayacağını sandığımızı söyledik. Kendi içlerinde kâfi sayıları vardır, yeni hükûmet kurabilirler ve yeni seçimlere kadar bu konuda güçlük çıkarmayacağımızı vaat eden bir tavır aldık. O zamandan beri vaziyet, bir gün ümit verici, bir gün ümit verici olmayan biçimde devam etmektedir. Aralarındaki ihtilâf hal olunmamıştır. Nasıl hal olunacaktır, bilinir değildir.

Hükûmet, memleketi idare etmek için muhtaç olduğu istikrarı hemen kaybetmek üzeredir. Bundan daha fenası hükûmetin kendi içlerinde meydana çıkarılan hataları ve kanunun suç sayabileceği ihmalleri ve taraf tutan bir takım meseleleri ortaya çıkabildi. Bunların Meclis tahkikatı ile meydana çıkarılması ilk vazife idi. Bunun için lâzım gelen hizmeti yerine getirmeye çalıştık.

AP’nin bir önemli tutumu

AP, iktidara geldiği günden beri bir önemli tutum takınmıştı. Açıktan yaptığı bütün telkinlerle büyük devlet kudretlerine, bu Anayasa ile iş yapılamayacağı telkinini yapmaktı. Bu iş yürümez, bu Anayasa hükûmete iş yapmak imkânını vermiyor. Her türlü huzursuzluğun sebebi budur. Bunu telkin eder, bu Anayasa buhranı tabiatı ile memleketi boşta bırakacak bir tutumdur. Bu boşluk, umumî idareye de zaaf getiriyor, hükûmet otoritesi zayıflıyor, gençlik hareketleri, işçi hareketleri, personel hareketleri beliriyor. Herhangi bir huzursuzluk, sade bir tartışma konusu veya zabıta vakası şeklinde kuvvetli bir hükûmet elinde hallonulabilecek olan bir konu, hallonulamayacak çok girift, dolaşık meseleler halinde vatandaşı huzursuz hale getiriyor. Bunlarla uğraşırken alınan tedbirler fayda getirmiyor. Hülâsa memlekette itibarını, nüfuzunu kaybetmiş olan bir idarenin memlekete getirebileceği bütün sakatlıklar, her gün gece ve gündüz demeksizin meydana çıkmaktadır. Böyle bir hava içinde memleket yürüyor.

İç politikada önemli hareketlerin, önemli fikir cereyanlarının içinde bulunan bir memleket, bu kargaşalıklara tahammül edemeyeceği gibi, dış politikada, Orta Doğu buhranı, uluslararası vaziyette vakit vakit meydana çıkan tehlikeler yüzünden memleket için büsbütün karanlık ihtimallere kaynak oluyordu.

Nihayet en son vaziyet.. İşçi hareketlerinin İstanbul ve İzmit etrafında verdiği telâş ve bu arada vuku bulan taşkınlıklar yüzünden sıkıyönetim ilânı.. İstanbul’da sıkıyönetim ilânından sonra tek gerçektir ki, taşkın, hesapsız, idaresiz taşkınlıklarla olaylar vatandaşı ürkütür bir hale gelmiştir. Bunun üzerine ciddî bir ayaklanma öne sürülerek sıkıyönetim ilân olunmuştur. Bu sıkıyönetimin İstanbul halkına geniş nefes aldırdığı belirtiliyor. Şimdi bu sıkıyönetim, bana öyle geliyor ki, yalnız bulundukları yerlerde huzuru temin eden vasıtalarla kalınmamış, keşke başka yerlere de teşmil edilse de memleket huzura kavuşsa diye, bir ümit hasıl olmaya başlamıştır.

Bunların hepsi yanlış hesaptır, arkadaşlar.

Bir hükûmet idaresi tabiî kanunları ile idare olunacak hallerden çıkıp, fevkalâde tedbirlere muhtaç olunduğu zaman hastalığa düşmüş demektir. Bir an önce bu hastalıktan kurtulup, salim idarenin nimetlerini vatandaşa göstermek tabiî yoldur. Medeniyet, şimdiye kadar bu tabiî yoldan başka bir çıkar yol bulamamıştır. Bunu biz anlatamıyoruz. Bugünkü halimiz budur.

Sıkıyönetim ilân olunduğu zaman, uzun bir sıkıyönetim devrine girilmemesi için uyarmaya çalıştık, dikkat çektik. Fakat müddetleri uzatılarak devam ettirilmektedir. Ve henüz daha gürültülü olarak pek geniş ihtilâl tertiplerinin ele geçirildiği delilleriyle ilân olunduktan sonra bir ay geçti, henüz hiçbir tertip vatandaş gözü önüne konulmaksızın tahkikat devam etmektedir.

Parti içi durum

Sevgili arkadaşlarım,

Bu müddet esnasında, siyasî hayatımızda bulunan çekişme hastalığından biz de içimizde nasibimizi aldık. Biz de çok dikkat etmemize rağmen, kendi içi-mizde tartışmalar çıkmıştır. 1967 bölünmeleri gibi kısır çekişmelerin meydana gelmemesi için azami dikkat göstermeye başladık. Fakat asgari ölçüde de olsa nihayet bu tartışma zeminine katılmaya mecbur olduk. Biz Kurultayı toplamakla ortaya çıkacak münakaşalarımızı, memleketin gözü önünde partilerin serbest iştirakiyle tartışmak suretiyle halletme çaresini bulduk. Kurultayı topladık, bundan birçok acı-tatlı münakaşalar geçtikten sonra sükûnetli halimize tekrar kavuştuk. Övünülecek bir haldir bu. Çok sert görünen tartışmalarımız da bugün bütün CHP idaresi ve teşkilâtı içinde nisbî bir sükûnete kavuşmuş bir haldeyiz. Münakaşalarımızı kendi içimizde birbirimizle halletme usulüne alıştık. Bununla yeni tatile giriyoruz, kısmet olursa önümüzdeki seçimlere gireceğiz.

Hükûmetin zaafı ve yeni seçimler ihtimalî  ufukta göründükçe, bütün gözler CHP üzerinde merkezleşmiştir. Hükûmetin zaafı ve tedbirlerindeki kusuru ger-çektir.

Kendi içimizde, kendi münakaşalarımızı, kendi aramızda hallederek bugüne geldik.

Söyleyebilirim ki, münakaşalardan çıkan arkadaşlarımız, CHP’nin kaderi üzerinde işbirliği yaparak sükûnetle vatandaşa itimat telkin etmek ihtiyacında mutabıktırlar. Onun için Meclis’den ayrılıp teşkilâtımız içine dağıldığımız zaman birbirimize karşı herhangi bir kırgınlığımızın devam ettiğinden ve tedavi edilmez olduğundan bahsetmek ve yakınmak, lüzumsuzdur. Bir defa bunda hepimiz mutabık olmalıyız. Münakaşalarımızı yaptık. Kurultay münakaşala-rımızı dinledi, kendi fikirlerimizi söyledik ve nihayet devamlı sayılabilecek bir istikrar nizamı vücuda getirdik. Hepimiz demokratik rejime inanmış insanlar olarak demokratik usuller içinde cereyan eden kendi Kurultayımızın neticeleri üzerinde de ne muvaffakiyet taşkınlığı gösterecek ne de eğer kaybeden varsa –ki yoktur bence– onlar da hafif bir münazaa ile ne CHP’nin itibarını sarsacak, içinde çekişme uyandıracak ve devam ettirecek bir usule rağbet etmemek lâzımdır. Ne de ancak böyle bir çıkmaza ümit bağlamış olan siyasî rakiplerimize bir ümit vermemek lâzımdır.

Bindiği dalı kesenler

Şimdi bizi itham ederler, “Bütün bu karışıklıkların sebebi sizsiniz” derler. “Toprak Reformu dersiniz, toprak işgalleri olur, işgaller haklıdır, diyorsunuz. Bundan büyük teşvik olur mu?” derler. İnsafla söylesinler. Bu memlekette en az iki yıldan beri aklı başında olan ve her çeşit bunalımdan bunalmış olan bütün insanlar, bütün okumuş yazmış insanlar, okumamış bütün masum vatandaşlar, dikta rejiminden başka bir çare kalmadığı bir askerî idare gelsin, hangi kanatta olursa olsun, şimdi İstanbul’da sıkıyönetimde görüldüğü gibi memleketi idare etsin; huzur tesis etsin. 1,5 seneden beri herkesin büyük ölçüde hasretle teşvik ettiği böyle bir idareye memleketimizde otorite olarak, ciddî olarak karşı koyan yalnız CHP’dir. Biz diyoruz ki, bunların hiçbirinde fayda yoktur. Demokratik rejim, esas rejimimizdir. Biz iktidara geleceksek, ancak bununla geliriz ve demokratik rejimle iktidara geldikten sonra düşündüğümüz tedbirleri tatbik ederiz. Bu kadar açık söyleyen adama, iyi ama işgalleri sen teşvik ediyorsun, denilir mi? Türkler’in darbı meseli olan bir hikâye vardır: Adam ağaca çıkmış, bindiği dalı balta ile kesiyormuş, başka biri demiş ki, düşeceksin, bindiğin dalı kesiyorsun. Biraz sonra hakikaten düşmüş. Uyaran adam keramet sahibi olmuş. Elmalı olaylarını hatırlarsınız.

İşgal olaylarından asıl sorumlu değiliz. Söke meselesi, İzmir’deki bazı köylülerin toprak meseleleri, daha bir çok yerlerde çıkan olaylar, toprak rejiminin tatbikatından her türlü fenalıkların meydana geleceğini feryat ederek söylüyoruz, bizi dinlemiyorlar, meydana çıkınca siz sebep oldunuz, diyorlar. Bunda insaf var mıdır?

Bu hukuk dışı her bir teşebbüsün aleyhindeyiz. Ve 1,5 yıl içinde eğer biz kuvvetle her türlü dikta arzusunun dışına çıkmamış olsaydık, dikta rejimleri gelecekti, sıkıyönetim idareleri yerine.. Her dikta rejimi her şeyden önce bize düşman olur. Bunu istemiyoruz. Kanunsuz hiçbir hareketten netice beklemiyoruz. Kanunsuz hareketler olacak diye üzülüyoruz. Bunun olmaması için çare buluruz, deriz. Kanunsuz hareketler çıktığı zaman biz kendi hatalarımız neticesi olmayan bu kargaşalıklar arasına girip, hükûmet doğru yapıyor diye onun şakşakçılığını mı yapacağız? Siyasî ahlâktan eser kalmadı mı? Vaka olmadan önce uyarmaya çalışacak kadar tecrübe ve cesaret sahibiyiz, bunu söylüyoruz.

Çıktığı zaman hiçbir işgalin yanına kalmaması için asla teşvik etmiyoruz. Hükûmete dönüyoruz ve bu sizin hatanız yüzünden olmuştur, mümkün olduğu kadar şiddet göstermeden çare bulunuz, diyoruz. Sonra bizi bu hareketleri teşvik etmekle itham ediyorlar. Zerre kadar bunları teşvik etmek arzum olsa, çıkan kargaşalık idaresinin veya dikta idaresinin taraftarı olmam lâzım, bunu söyleye-bilmem için.. Kesin olarak aleyhindeyiz. Demokratik rejimin devamından başka bir çare görmüyoruz. Bize yapılan haksız bir iftiradır. Yaptıkları, kendi kusurlarını yükleyecek adam bulmaktır ve bilhassa kendi kusurlarını meydana çıkaran insanların siyasî akidelerini suçlamak gayretinden ibarettir.

İkinci bir şey tutturuldu: CHP sınıf partisiymiş.. Biz, dar zamanların partisiyiz. Dar zamanlarda doğduk. Işık olarak doğduk. Bu karakterimizi muhafaza ediyoruz. Biz partileri bir sınıf ihtiyacı için değil, bütün memleketin derdi olarak düşünürüz. Bunun için de bugün bir sınıf daha mağdurdur, bir başka zaman öteki sınıf daha mağdur olarak meydanda kalabilecektir. Biz bunların hepsinin dertlerini müşterek bir sorumluluk duygusu ile tedavi etmek durumun-dayız. Hiçbir suretle kanunsuz bir eylem ve teşebbüs bizim desteğimizi celbetmez. Sebepleri üzerinde sorumlular olarak her vaka çıktıktan sonra dikkatleri çekmek vazifemizdir.

Şimdiye kadar CHP aleyhinde din istismarı çok verimli bir siyasî âlet olarak kullanılırdı, tecrübe etmişlerdi. Artık tesirini göstermemeğe başladı. Çünkü din istismarında şimdiye kadar gelmiş olan bütün hükûmetlerden dini en tesirli olarak kullanmakta olan AP iktidarıdır. Tunagür felsefesinin icrası politikasının tafsilâtını Senato Tahkikat Komisyonunu ve memleketi doldurdu. Bunun için çırpınmaktadırlar. Bizi her seçimde her tartışma esnasında din minderi üzerine çekip oradan, “Siz İkinci Cihan Harbinde camileri depo olarak kullandınız” tarzında hikâyelerden başlayarak yapacakları iftiralarla yıpratacaklarını sanı-yorlar. Girmiyoruz bu münakaşalara.

Toprak meselesinden, vergi meselesinden, ekonomik ve sosyal meselelerden bahsediyoruz. İşçi haklarından, öğretmen haklarından, vatandaş haklarından, memleketin huzurundan, memleketin dış politikasından bahsediyoruz ve bunlar üzerinde bütün dikkatleri toplamaya çalışıyoruz.

Bunlar üzerinde mücadele vereceğiz ve önümüzdeki seçimlerde, bu seçimlere hazırlık devresine girerken arkadaşlarımızın bütün dikkatlerini parti içinde geçmiş münakaşalardan hiçbirini canlandırmaksızın geçirmelerini isterim. Kurultay geçti. O zamandan beri bütün arkadaşlar münakaşa edenler sükûnet halinde yeni meseleler çıkarmamak gayreti içindedirler. Büyük bir vazife parti teşkilâtına düşmektedir. Bu tatile girecek olan arkadaşlarıma düşmektedir. Parti içinde münakaşalar uyandıracak tartışmalara girilmemelidir, kendi içimizde.

Biz demokratik rejim taraftarıyız. Biz, her türlü zorba ve dikta rejiminin aleyhindeyiz. Biz hevesli olsaydık 1,5 yıldan beri her türlü zorlamaya rağmen demokratik rejim diye direnmezdik.

O kadar bunalmış haldedirler ki.. Birimiz boş bulunup da yüksek sesle konuşacak olsak, “İşte nasıl halkı teşvik ediyorlar” diye bizi suçlamak ihtiyacını duyacaklardır. Memleketin demokratik rejim içinde, sükûnet havası içinde gelişmesini isteyen başlıca partiyiz. Memleketin bir çok kuvvetlerine karşı bu dâvayı tâkip eden biziz ve muvaffak olduk. Memlekette demokratik rejimin, tâkip olunacak tek usul olduğu kanaatini yerleştirmişizdir. İhtilâlden sonra hiçbir memleket bu neticeye ermedi. İktidar değiştirmeyi demokratik rejimin icabı sayacak şekilde anlayan bir sinir sükûneti içinde bulunursak, buhranları kolaylıkla atlatabiliriz.

Memleket CHP’yi bekliyor

Sayın arkadaşlarım,

Bugünkü huzursuzlukların ve dertlerin esasına girmeyerek, teferruatını ele almaksızın bizi sorumlu göstermek gayreti ile memleket idare olunamaz. Herkesin kafasında bir tek şey vardır: Memleket Cumhuriyet Halk Partisi’ni bekliyor. Bunu bertaraf etmeye çalışanlar vardır. Bu sağlanırsa ondan sonra da “Başka çare yok” demek isteyeceklerdir. Bununla kendi iftiralarını kabul ettireceklerini sanmaktadırlar. Bu ise beyhudedir, muvaffak olunamaz. Biz, sükûnetimizle memlekette, kazandığımız büyük otoriteyi, tecrübelerden geçen sağlam karakter ve sağlam görüşü muhafaza etmeye çalışmaktayız.

Vaziyeti etrafıyla hülâsa etmeye çalıştık. Fert olarak ve toplum olarak tâkip edeceğimiz hareket hattımızı söylemeye çalıştım.

Size saygılar sunarım.

 

 

 

 

İstanbul’da Oğlu Ömer İnönü’nün Evinin Önünde Gazetecilere Söyledikleri[5]

(...)

İsmet İnönü’nün, otomobilden indikten sonra ilk sözü, “Dünya ben görmeyeli çok değişmiş” olmuştur.

CHP Genel Başkanı, daha sonra bu sözünü açıklarken bunun, bir süredir görme-diği torunlarıyla karşılaşmasının izlenimi olduğunu belirtmiş. “Torunlarımı gördüm de.. Değişmişler..” demiştir.(...)

Yaz sonuna kadar İstanbul’da kalacağını bildiren CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, saat 7.15’de Ankara’dan ayrıldığını ve rahat bir yolculuk yaptığını söyle-miş ve “Bayram havası içinde dinlenmeye geldim” demiştir. Ancak İnönü, Meclis’in geçtiğimiz çalışma dönemi hakkında herhangi bir değerlendirme yapıp yapmayacağı sorusuna karşılık, “şimdi hiçbir şey söylemeyeceğini” bildirmiştir.

Ankara-İstanbul yolculuğunun rahat geçtiğini ifade etmekle beraber, İnönü bir aralık, “Ama yoruldum” demiş ve şöyle konuşmuştur. “Söz aramızda yorul-dum. Hem sıcak vardı, hem sebebini bulamıyorum..”

Yanındaki basın mensuplarının, yorgunluğunun nedenini sıcağa bağlamaları üzerine, CHP Genel Başkanı, “sebebini bulamadığı” yorgunluğunun da sıcaktan olabileceğini onaylamıştır.

CHP Genel Başkanı 274 sayılı Sendikalar Kanunu hakkında ne zaman Anayasa Mahkemesinde iptal dâvası açacağı yolundaki bir soruyu ise, “Bakalım, tetkik ediyorlar” karşılığını vermiştir.

 

 

 

 

Milliyet Gazetesi’nden Abdi İpekçi ile CHP İçi Sorunlardan Hareketle Güncel Siyasi Sorunlara İlişkin Yapılan Söyleşi[6]

Soru: Son zamanlarda Ecevit ile sizin verdiğiniz bazı demeçler Genel Sekreterinizle aranızda bir görüş ayrılığı olduğu şeklinde yorumlandı. Bu yorumlar gerçeğe uygun mudur?

Cevap: Genel Sekreterle aramızda hiçbir ihtilâf, hiçbir görüş ayrılığı yoktur. Ecevit kendisine göre söylüyor. Heyecanlandığı zaman herkes bir fikri bir şekilde ifade eder. Dinleyenler mutlaka bir ayrılık görmek isterse her gün bir vesile bulabilirler. Ecevit’in sözlerinde mutlaka aşırı bir mânâ vardır. Mutlaka bilahare manî olamayacağımız bir mahzur çıkacaktır endişesi yoktur bende.. Birleştiğimiz mânâlar, benim tefsirlerim üzerindedir.

Şimdi bunları size ayrıntıları ile söyleyeyim:

Meselâ aramızda tenakuz, “sınıf partisi” meselesinde görülmek istendi. Ecevit sınıf istemiş, ben “Hayır sınıf olmaz” demişim. Bundan dolayı ihtilâf var dendi. Ben onu o maksatla söylemedim. Ben kendime göre neden sınıf partisi değiliz ve bir sınıf için tedbir aldığımız zaman onun mânâsı nedir, onu izah ettim. Bülent, bunda benimle tamamıyla mutabıktır. Benim düşündüğüm gibi düşünüyor.

Şimdi bu meselelerde tabiatıyla benim başımdan geçen macera, içinde yaşadığım ahval daha zengindir, daha çoktur, daha eskiden başlıyor. Onun için salâhiyetle konuştuğumu zannediyorum. Ve salâhiyetle konuştuğum hususlarda Bülent’ten mukavemet görmüyorum. Bilâkis beni teyit eder vaziyet görüyorum.

Ben sınıf meselesi için dedim ki, evet bir takım tedbirler alıyoruz. Bundan, bir sınıfın emelleri ve hedeflerini tâkip ediyormuşuz mânâsı çıkarılabilir. Ama biz onu, o sınıfın emelleridir diye yapmıyoruz. Memleketin ihtiyacı ve bütün Türk cemiyetinin menfaati ondadır diye onu yapıyoruz. O devirde bir muayyen sınıf bundan fazla yararlanıyor. Bir başka sefer, bir başka sınıf aldığımız tedbirlerden daha fazla yararlanacak, o defa da onun dâvâsını güttüğümüz mânâsı çıkarılabilecektir. İkisi de değildir bunların..

Çalışma hayatının kanunlara bağlanması, greve, lokavta bağlanması Bülent’in çalışıp gerçekleştirdiği başlıca eserlerdir. Kendi Çalışma Bakanlığı’nda bu kanunlar çıktı. Bu, Bülent’in sınıf politikası güttüğü iddialarına vesile yapılıyor. Mesele bizim gözümüzde çalışma hayatının emniyete girmesidir ve demokratik rejimde çalışma hayatının emniyeti müşterek bir menfaattir. Yalnız çalışanların değil, çalışma muhiti dışında bulunan vatandaşların da menfaati kabul olun-muştur. O maksatla bunu yapıyoruz.

Şimdi, “Boykotla işgal aynı şeydir” demişim. Bundan şu mânâyı çıkardılar: Boykot masum bir harekettir, ben işgali boykotla bir tuttuğuma göre, onu da mâsum saymışım, teşvik etmişim. Asla varit değildir bu.. Ben “Boykotla işgal aynı şeydir” dediğim zaman, ikisi aynı derece fenadır demek istiyorum. Ben boykotu hafif bir şey diye almadım hiçbir zaman.. Öğrenci hayatımızda, cemi-yet hayatımızda zorla dersi tatil ettirmek, zorla imtihana sokmamak, aklımın asla almayacağı tecavüzlerdir. Yeni işgaller başlamış gibi hür devir oluyordu, sıkıştırdılar merdiven başında. Ne diyorsun işgallere diye. Canım bir buhrandan geçiyoruz. Bunun boykotu da bir, işgali de bir.. Hepsi bence fenalıkta birdirler demek istiyorum. Teşvik ediyor mânâsını çıkarmak istediler. Haksız..

Şimdi burada toprak işgalleri meselesine geleyim. Ecevit, “Toprak işleyenin, su kullananındır” demiş. Benim gözümde bu “İşleyen adama toprak vermek lâzımdır. İşleyen adamın toprak istemek hakkıdır. Bunu cemiyet ihtiyaç olarak vermelidir” mânâsına gelir. Bülent de bu mânâ da mutabıktır.

Ben karşılaştım bu toprak şeyleri ile.. İlk Cumhurbaşkanı olduğum zaman, beni zannederim Isparta’da köylüler karşılamışlardı. Çalışan adamlar birden kapı dışarı edilmişler, sokakta kalmışlar, ne yapacaklarını bilmiyorlar. Kendi içimden geldi. Canım bu adamlara toprak vermek lâzımdır dedim. Toprakta çalışır bunlar. Bunlara vermek lâzım evvelâ. Bunu demek istiyoruz. Ben bu maksatla söyledim vaktiyle. Şimdi de aynı şeyi söylüyoruz. İşleyene toprak vermek lâzımdır demekle, toprak işleyenindir demek arasında fark yoktur.

Soru: “Toprak işleyenindir” sloganı, toprak işgallerini teşvik etmek biçi-minde yorumlandı. Bu hususta ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Yorumlandı, evet.. Toprak işgalleri.. Alacaklar, zorla alacaklar.. Zorla nasıl alacaksın? Demokratik rejim diye bar bar bağırıyoruz, kanun diye bağırıyoruz. Ondan sonra gelip işgal edecek.. Halbuki yürüyen kanunlar o adamı ondan alıkoyuyor, oradan çıkarıyor. Bizim prensibimiz kabul olunduğu zaman zorla işgale lüzum kalmayacak. Onu men eden kanunu değiştireceğiz. Anayasanın dediği gibi değiştireceğiz, adam hakkını alacak..

İşleyen adama toprak bulmak, toprak vermek lâzımdır.. Bu, “Hak onundur” mânâsının mübalağa ile söylenmiş bir formülünden ibarettir. Başka memleketlerde de bu sözlerin söylendiğini söylerler. Anayasamızın emrettiği bir politika tatbik olunmak lâzım. Tarım reformu yapacağız. Tarım reformu yapmadan toprak dağıtmanın da faydası yoktur. Dağıtırsın toprağı, bir hafta sonra adam satar onu. Nasıl işletecek?

Soru: Sınıf partisi ile toprak sorunu ile ilgili sloganların Halk Partisi’ne taraftar kazandırmayacağı, taraftar kaybettireceği iddiası var. Buna ne dersiniz?

Cevap: Bu iddiada bir gerçek vardır tabiî. Yanlış tefsirle saflığından veya maksadıyla gelip körükleyen unsurlar bulundukça ihtiyatlı olmak lâzımdır. İzahat vermek lâzımdır. Söylersin, başka istikamete çektikleri zaman düzeltme lâzımdır. O düzeltmeler, çelişme, sözünü geri alma tarzında telâkki edilecek diye korkulur. Kararsız cemiyetler bu, büyük mahzurdur. Ama cemiyetler münakaşalara enine boyuna, derinliğine hiçbir mâni olmaksızın girmeye alış-tıktan sonra mânâlar şişirilmişse, taşırılmışsa onları düzeltmekte hiçbir mahzur olmaz.

Toprak işleyenindir diyoruz, doğru.. Yani işleyen adama toprak vermek lâzımdır manâsında söylüyorum. Ama toprak işleyenindir deyince kanunsuz bir işgal ortaya çıkıyor. “Bu kanunsuz hareket sayılmaz, doğal kanunudur..” filân, doğa kanunudur doğru.. Ona toprak vermek lâzımdır da doğru.. Ama mevcut kanun zorla kaldırılmaz, değiştirilmez o da doğru ve hepsinin başında doğru.. Pratik olanı o..

Soru: Ecevit’in, etrafının etkisiyle partiyi gittikçe sola, hattâ aşırı sola kaydırdığı iddiaları da var. Bu hususta ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Anormal hiçbir tesir yoktur. Elbette insanın muhiti kendi üzerinde tesir yapar. Benim de üzerimde tesir yapar, sizin de yapar. Söz konusu tesirler meselenin tamamıyla zıddı üzerinde değiller ki..

Aşırı sol Ecevit’i istediği gibi kullanacak ümidine kapılmıştı. “Biz bir kere böyle başlayalım, sonra onu elimizde istediğimiz gibi oynatırız” diye düşünüyor. Halbuki Ecevit o safha geldiğinde hepsinin ümidini kırmıştır. Nitekim şimdi onlar Ecevit’e baş düşmandırlar. Ecevit’le mücadele etmektedirler.

Soru: Metin Toker’in son zamanlarda bu konularda yazdığı yazılarda ileri sürdüğü görüşler, kendisinin size yakınlığı dolayısıyla bazı yorumlara yol açmıştı. Bu açıklamaların karşısında bu yorumlar yanlış mı oluyor?

Cevap: Metin Toker ne yazacağı, ne düşüneceği konusunda kayıt kabul eden adam değil. Kendisi istediğini söylüyor. Demek ki şüphesi var, söylediğim zaman değiştirmiyor. Yani hepimiz bir defa saplandığımız fikirlerde düzeltme yapmak için icap ederse bir dönüş, yeni bir tecrübe yapmak için kolay istidatlı adamlar değiliz. Ama zamanla yapmaya çalışıyoruz.

Özetlemek gerekirse: Ecevit ile tam bir mutabakat ve itimat havası içinde çalışıyoruz. Ben bir sıkıntı içinde değilim. Mevcut meseleler üzerinde yani ister toprak işleyenin meselesi, ister sınıf partisi meselesinde söylenenlerin hiçbirisi ayrı noktai nazarın şuuru ile söyleyip, nihayetine kadar tatbik olunması kararına müstenit değildir. Ecevit’in söylediği maksadı kabul ediyorum ve bu kanaate sahibim.

 

 

 

 

CHP PM Üyesi Selahattin Hakkı Esatoğlu’nun Ölümü Dolayısıyla Parti Genel Sekreteri Bülent Ecevit’e Gönderilen Mesaj[7]

Sayın Bülent Ecevit

CHP Genel Sekreteri

Selahattin Hakkı Esatoğlu arkadaşımızı kaybetmekle derin bir acı duydum. Siyasî hayatımız ve partimiz idealist bir mücadelecisinden mahrum kalmıştır. Rahmetlinin çalışmaları ve hizmetleri zaman geçtikçe daha ziyade saygı ile anılacaktır. Taziyelerimi ve derin teessürlerimi muhterem ailesine ve arka-daşlarına söylenmesini sizden rica ederim. Son dört beş senede verimli olarak beraber çalıştığınız bir arkadaştan yoksun kaldığımız için özellikle sizin tees-sürlerinizi paylaşıyorum.

İsmet İnönü

 

 

 

 

26 Ağustos Taarruzunun Yıldönümü Dolayısıyla Harp Malulü Gaziler Dul ve Yetimleri Cemiyeti’nin Düzenlediği “Şeref Günü”nde Yapılan Konuşma[8]

26 Ağustos Taarruzu münasebetiyle harp malûlü gaziler, dul ve yetimlerinin düzenlediği Şeref Günü’nde konuşan CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, “Gazilik büyük rütbedir. Onlar, canlarını verinceye kadar çalışır. Muharebe etmek zor şeydir” demiş, askerî ve siyasî olayların başarı ile neticelenmesi sonunda hakiki kurtarıcıların cemiyete şeref verdiğini söylemiştir.

Bir saat konuşan İsmet İnönü, 26 Ağustos Taarruzu’nu ve muharebe sonrası yapılan barış görüşmelerini, bizzat tanık olduğu olayları anlatarak, zafer ile ilgili olarak bir İngiliz tarihçisinin görüşünü şöyle nakletmiştir:

“Kutladığımız zafer, tarihin büyük bir olayıdır. Size bugünkü tarihçilerimiz içinde yer alan büyük bir İngiliz tarihçisinin sözlerini nakledeceğim. Aslında Türkler’in, Avrupa’ya geçmesinin ve kazandığı büyük zaferlerin karşısında olan bu tarihçi, Avrupalılar’ın eline, Türkler’i, Avrupa’dan çıkartmak için iki fırsat geçtiğini belirtmiştir. Bu fırsatların biri 1400 sıralarıdır. Yani, Fatih Sultan Mehmet’in babası II. Murad’ın, Avrupalılardan mütareke istediği zamandır. Eğer Avrupalılar mütarekeyi kabul etmeselerdi, muharebeyi kaybeden Türkler, bir karşı taarruz neticesinde mahvedilecekti. Türkler’i, Avrupa’dan atmak için, Avrupalılar’ın eline geçen ikinci fırsat ise, 1922’de olmuştur. Bir Cihan Harbinden çıkan Türkler, mağlup olmuşlar ve mütareke istemişlerdir. Orduları dağılmış, silâh ve cephanelerine el konulmuş, hükûmeti idare edenler ise, her an Avrupa-lılar’la anlaşma durumu içindeydiler. Tam bu sırada, Türkler isyan etti. Mustafa Kemal, bütün Türkler’i topladı, memleketlerini istilâ eden milletleri, kendi ülkelerinde perişan edip, Avrupalılar’ın yüzlerine fırlattı. Ünlü İngiliz tarihçisi-nin anlattığı bu son olay, dünya hâdiseleri içinde yer aldı. Biz, bugün bu olayın mensuplarını kutluyoruz.”

26 Ağustos’ta mevzii muharebe yerine, meydan muharebesi yaptıklarını anlatan İsmet İnönü, Mustafa Kemal ile ilgili olarak “Askerî dehası kuvvetli, siyasî dehası ise daha kuvvetli bir insandı” demiştir.

İnönü konuşmasını bitireceği sırada, yandaki camide akşam ezanı okunmaya başlanınca, “İşte ezan ile birlikte 26 Ağustos’a girdik” şeklinde konuşmuştur.

 

 

 

 

CHP’nin Kuruluşunun 47. Yıldönümü Dolayısıyla Verilen Demeç[9]

Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruluş yıldönümünü kutluyoruz.

Bilindiği gibi, Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Cemiyeti Atatürk başkanlığında bir siyasal örgüttü ve bu bünye ile Birinci Büyük Millet Meclisi-nin başlıca siyasal grubu idi. Birinci Büyük Millet Meclisi’nde iktidar ve muhalefet kuruluşları, birinci grup ve ikinci grup adı ile meydana geldiler. Atatürk, Müdafaayı Hukuk Cemiyeti’nin olduğu gibi, birinci grubun da Mec-liste başkanı idi. İkinci grup Müdafaayı Hukuk adından ayrılmaksızın, Mecliste karşı grup olarak çalışıyordu.

İlk kurultay

Atatürk, 1923’de o zamana kadar başkanı olduğu cemiyeti bir siyasal parti haline getirirken, ona ilkin Halk Fırkası adını vermiş ve bunun ilk kurultayını da Sivas Kongresi saymıştır.

O zamanki adıyla Halk Fırkası’nın, kurulduğu 1923 yılında, iç ve dış politikada esaslı ödevleri vardı. Cumhuriyeti yeni temeller üzerinde bir devlet olarak kurmak, bu ödevlerin başında idi. Bu nedenle partinin adı, hemen ardından, Cumhuriyet Halk Fırkası, bir süre sonra da Cumhuriyet Halk Partisi olmuştur.

1923’de, başlıca iç meseleler, harap olmuş ve mübadele görmüş bir memle-ketin iktisaden ve siyaseten kalkınma yoluna girmesi, yeni Cumhuriyet’in uğraşmaya mecbur olduğu bazı eski adetlerin, imparatorluk düzeninin değiş-mesi ve başkentin Anadolu’ya taşınması meseleleri idi.

1923’de dış politika bütün dünyada eski mihraklarını ve rekabetlerini muhafaza ediyordu.

Atatürk devri, Cumhuriyet kuruluşunun ve temel devrimlerin sayısız güç-lüklerini yenme devridir. Yeni kurulmuş bir devletin uluslararası tam bir itibar kazanması devridir.

İkinci Cihan Harbi’nden sonra, dünyada rejim meseleleri, sosyal sorunlar ve dış politika değerleri büyük ölçüde değişti. Türkiye’de gerek siyasal, gerek sosyal bakımdan yeni sorunlarla karşı karşıya geldi.

Yeni bir hayat

İkinci Cihan Harbi’nden sonraki bu dönemde, Cumhuriyet Halk Partisi plânlı kalkınma ve demokratik rejim kayıtlarıyla yeni bir hayata girmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi, o zamandan beri, bütün fırtınalara rağmen, ısrar ile, iç politikada demokratik rejimi ve sosyal adalete dayanan plânlı kalkınmayı, dış politikada ise, dünyanın İkinci Cihan Harbi’nden sonraki yeni şartlarını göz önünde tutan bir yönü dikkatle izler.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu izlemleri büyük ıstıraplar ve güçlükler içinde memleket için ilerleme kaydetmiştir.

Rejim konusunda uğradığımız başlıca psikolojik ve politik güçlük, seçimle gelen iktidarların yapma ve zorlama tedbirlerle bir daha iktidardan gitmemek çabalarına düşmesi sonucudur. Bu hastalık tam tedavisini henüz bulmamıştır.

Sosyal adalete ve sosyal güvenliğe dayanan plânlı kalkınmada henüz uygu-lamada sağlam temellerine kavuşmamıştır.

Bu temellerin bugün başlıca eksikleri, gelir dağılımında adalet sağlanamamış, tarımda Toprak Reformu yapılmamış olması ve endüstrileşmeye henüz girile-memiş bulunmasıdır.

Görülüyor ki bu meseleler, Cumhuriyet Halk Partisi iktidara gelmeden ta-hakkuk ettirilemeyecektir.

Kalkınmayı sosyal adalet ve sosyal güvenlik içinde istiyoruz. Yani, zaten darlık ve yoksulluk içinde bulunan vatandaş kitlelerini daha çok yükler altında harap ederek biçimsel bir kalkınma yolu istemiyoruz. Bugünkü iktidarla başlıca ayrılığımız bu noktadır.

Plân, program, vicdan hürriyeti gibi meselelerde, iktidarla aramızda kelime ihtilâfı yok gibi görünür. Fakat uygulamada iktidarın bizden tamamen ayrı olduğu meydana çıkar bunun gibi şimdi de sosyal adalet meselelerinde, bizim söylediklerimizi kabul etmiş gibi görünmekle beraber, uygulamasının tamamen tersi olduğuna ve olacağına da hiç bir şüphe beslemiyoruz.

Bugünkü dış meseleler hakkında iktidarla aramızdaki ayrılıkları ayrı bir de-meçle bildireceğim.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partililer’e parti içi konularda söyleyeceklerim şun-lardır:

Parti içi durum

Cumhuriyet Halk Partisi bünyesinde apaçık her türlü tartışma vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi içinde yalnız temel düşünce ayrılığından dolayı bölünmeler olmuştur ve bugün artık böyle bir hastalığımız yoktur.

Bununla beraber, Cumhuriyet Halk Partisi içinde behemehal bir ayrılık gös-termek için dostlar gayret içindedirler.

Açık düşüncemi söyleyeceğim.

Son sözler, son dedikodular iki noktada toplanmaktadır:

Genel Sekreterimizin benimle görüş ayrılıkları olduğu, hattâ, bir İzmir Gazetesine göre bana istifasını verdiği söylentisi ve parti içinde son tartışmalardan sonra parti ileri gelenleri birbirine karşı mücadele açtıkları veya açacakları havadisi vardır.

Genel Sekreterin bana istifasını verdiği veya aramızda görüş ayrılığı bulun-duğu yolundaki havadislerin aslı yoktur.

Genel Sekreter’in sağlam bir sürede görevine devam ettiğini haber vermek-ten zevk duyarım.

Zaten, ortanın solu politikasının başından ve çetin tartışmalardan beri Bülent Ecevit’in Genel Sekreter olması, parti içinde hiçbir zaman tereddüt konusu olmamıştır. Bugün partide bulunan bütün arkadaşlarımız Bülent Ecevit’in Genel Sekreterliğini desteklemişlerdir. Bu hususta tereddüdü olanlar, açık düşünce ayrılığı göstererek partiden ayrılmışlardır.

Artık parti içinde ayrılmayı öngören hiçbir akım ve iddia yoktur. Partinin, kendisini bekleyen memleket görevlerini bilgi ile ve temiz ahlâk ile hep birlikte başarmak arzusu ve kararı ciddî ve samimîdir.

Demokratik rejimin kararsız ve tereddütlü göründüğü bu devrede, partilerin, çalışmalarındaki ve ideallerindeki temiz niyetler ile bir bütün oldukları, vatandaşa her vesile ile gösterilmek ve aksi görüşlerden sakınmak lâzımdır. Bu konuda arkadaşlarımızın hepsine tam itimat besliyorum.

Bunu, yıldönümünde büyük ödevlere hazırlanan bir partinin Genel Başkanı olarak tebriklerimle birlikte vatandaşlarıma ve partili arkadaşlarıma bildirmeyi borç sayıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi bugün, siyasal varlığımızın iktidara aday olan partisidir. Bu vasfı ile milletin umutları onun üstünde toplanmaktadır.

Bütün vatandaşlarıma saygılar sunarım.

 

 

 

 

CHP’nin Kuruluşunun 47. Yıldönümü Dolayısıyla İstanbul İl Başkanı Ali Topuz ve İl Kadın Kolu Başkanı Solmaz Betül’ün Heybeliada Ziyaretinde Söyledikleri[10]

(...)

Öte yandan gazetecileri kabul eden İnönü; “Bugün çok sevinçliyim, büyük bir günü kutluyoruz” demiştir.

(...) Gazetecileri de kabul eden ve çok neşeli görünen İsmet Paşa “Bugün çok sevinçliyim” dedikten sonra şunları söylemiştir:

“Büyük bir günü kutluyoruz. Dün bu konuda basına gerekli açıklamaları yaptım.

Türk basınının göstermiş olduğu yakın ilgi dolayısıyla sizleri, Türk basını adına selâmlıyorum.

Buraya kadar gelip zahmet ettiniz. İlginize teşekkür ederim.”

 

 

 

 

CHP’nin Kuruluşunun 47. Yıldönümü Dolayısıyla Parti Genel Sekreteri Bülent Ecevit’in Mesajına Verilen Yanıt[11]

Sayın Bülent Ecevit

CHP Genel Sekreteri

Partinin yıldönümünü kutlayan mesajınızda ödevlerimizi ve dileklerimizi dile getiriyorsunuz. Partimiz içinde her gün daha açık bir surette belirmekte olan memleket ihtiyaçlarını vatandaşın yardımıyla gerçekleştirebileceğimize inancım sağlamdır. Mütevazı, kararlı, inançlı tutumla zor ödev günlerine elbirliği ile hazırlanmaya çalışıyoruz. Başlıca çalışma size düşmektedir. Başarı kazana-cağınıza emin olarak sizi kutluyorum.

İsmet İnönü

 

 

 

 

Milliyet Gazetesi’nden Abdi İpekçi ile Siyaset Dışı Konularda Yapılan Söyleşi[12]

İpekçi–Paşam affedersiniz, bazı şeyleri not defterinize kaydediyorsunuz, görüştüğünüz kimseleri, yaptığınız işleri.. Bundan amacınız nedir?

İnönü–Hiç. Hatırlayayım diye daha çok. Eskiden beri böyle bir iki kelime yazabilirsem sonra onu hatırlarım. Eskiden daha çok kuvvetli idi hafızam, muntazam hatırlardım. İşe yarıyor.. Şimdi Metin bunları toparladı. Bir çok sayfaları boştur. Ama gene bir iki kelime bulursa çok makbule geçiyor. Ona da, bana da..

İpekçi–Meselâ, şimdi yanılmıyorsam denize girdiğinizi kaydettiniz.

İnönü–Kaydettim. “32’nci deniz, çok iyi..”

İpekçi–Karıştırır mısınız eski defterlerinizi arada sırada?

İnönü (Gülerek)–Hiç karıştırmam. Yani yazarım, ondan sonra karıştırmam. Daima yardıma ihtiyacım vardır benim. İşte usulünde çalışma.. Benim geçirdiğim hayata göre usulünde çalışmaya daima yanımda bir yardımcı ile çalışmaya imkânım olsaydı belki daha çok intizama girerdim.

İpekçi–Neden olmadı Paşam? Neden özel bir sekreter kullanmadınız hiç?

İnönü–Vazifeden ayrılmadım, daima bir özel sekreterim bulundu. Özel sekreterimi partide filan bulurum. Bana yakın olan birini, diğer arkadaşlarıma hazzettirmek bir meseledir benim için..

İpekçi–Ben başka bir izah duydum. Gerçi biraz benziyor buna.. Bana Metin, şaka ile karışık dedi ki, özel sekreterin hanım olması lâzım dedi. Fakat galiba hanımefendi itiraz ediyormuş.

İnönü (Gülerek)–Söz aramızda nazik bir mesele. Ama özel sekreterin hanım olması şart değildir.

İpekçi–Ben, müsaade ederseniz bugün biraz özel hayatınızla ilgili..

İnönü–Özel hayatım basit. Şimdi çok basitleşti. İşte denize giriyorum. Fırsat buldukça okumaya çalışıyorum. Yani az okuyorum şimdi. Üç dört saatten fazla vakit bulamıyorum.

İpekçi–Ne okursunuz genellikle Paşam?

İnönü–Bir defa mecmualarım var. Mecmualarım daha çok bana dünyadan havadis verirler. Fransızca, Almanca, İngilizce.. Üç dilde tâkip ederim. Dünya olaylarının hem fikir olarak, hem haber olarak dışında kalmamaya çalışırım. Okuma kabiliyetim azaldı. Üç dört saatten fazla vakit de bulamıyorum. Şimdi elimde olan bu çok partili rejime geçme zamanına ait çıkmış eserleri okuyorum. Onları bitirmedim daha. Cihat Baban’ın Portreler diye bir yazısı var. Onunla başladım. Hiç bilmediğim olaylar.. İçinde olduğum için, başladığımdan itibaren nihayete kadar merakla okudum. Şimdi Metin Toker’in kitaplarını okuyorum. Güya bildiğim tanıdığım insanın kitaplarını okuyorum. Ama tamamıyla birbiriyle münasebeti olmayan adamların serbest fikirleriyle okuyorum kitapları. Çok enteresandır. Çok emekle yazılmış kitaplardır. Hem tek partiden çok partiye geçiş, hem benimle on yıl. İsmet Paşa ile On Yıl diye kitap var. Cilt cilt. Bitirmeye çalışıyorum.

İpekçi–Doğru yazmış mı Paşam?

İnönü (Gülerek)–Doğru meselesi başka. Doğruluk yanlışlık değil, yazan adamın bildiği, görüşü, fikirleri.

İpekçi–Sabahları kaçta kalkarsınız?

İnönü–Sabahları sekizde ayaktayım. Sekizde kalkarım, traş olurum. Burada bir doktorum var, o görür beni. Sekizden itibaren ayaktayım.

İpekçi–Günün geri kalan kısmını nasıl geçirirsiniz Paşam?

İnönü–Sabah sekizde kahvaltı filân, doktor dokuz buçuk, vakit bulursam biraz okurum. Kahvaltıdan sonra biraz, her yemekten sonra az da olsa bir dinlenme yaparım. Ondan sonra Ada’da öğleye kadar denizle meşgulüm. Ama haberli, kararlaşmış ziyaretçim olursa onunla da meşgul olurum. Deniz bir saa-timi alıyor. Öğleden sonra mutlaka bir ziyaretçim olmaması nadir. Güçlüğüm habersiz ziyaretçiler..

İpekçi–Akşam genellikle kaçta yatarsınız?

İnönü–Akşam 12’yi bulurum. Çünkü saat sekiz, sekiz buçuk yemeğe giderse, ondan sonra bir iki saat okumaya akşam vakit bulurum.

İpekçi–Bütün bu yoğun çalışmalarınıza rağmen hayatınız genellikle muntazamdır değil mi?

İnönü–İşte, başka bir şeyim yok. Hafta da bir defa bulursam üç dört kişi toplanırız, briç oynarız iki saat kadar. Başka bir şeyim yok.

İpekçi–İçki?

İnönü–İçki, güya hiçbirisi yasak değil.. Hepsi yasak. Aklımın erdiği kadar arada birini içiyorum. Sigaraya şimdilik fasıla verdim, beş seneden beri içmiyorum. Tamamıyla bıraktım diyemedim daha kimseye.

İpekçi–Tamamıyla bırakamadınız mı?

İnönü–Hayır. İçmiyorum, beş seneden beri içmiyorum. Ya ellinci ya da elli beşinci bırakışımdır.

İpekçi–Eskiden ne kadar içerdiniz?

İnönü–O hesapsız. Eğlenceli tarafı, bir sene bırakırım, yahut altı ay bırakırım.. Günde bir iki sigara ile başlarım. Ondan sonra bir gayrete gelirim, bir ay zarfında bütün içmediklerimi tamamlarım! Bütün hayatım sigara ile mücade-leyle geçti. Neyse kurtardık yakayı, postu ondan. Kesin bir zarara uğramadan büyük fasılalara başladık.

İpekçi–Paşam yanılmıyorsam pek yakında 86. yılınızı dolduracaksınız?

İnönü–86 sene olacak. 15 gün sonra..

İpekçi–Bu yaşta gençleri imrendirecek bir çalışma içerisindesiniz. Müca-dele içerisindesiniz. Aktif politikadan hiçbir zaman uzaklaşmadınız. Bunun sırrı nedir acaba?

İnönü–Ben vazifeye yetişemiyorum. Bir marifet yaptığımı zannetmiyorum ki, sebep arayayım.

İpekçi–Paşam, müsaade ederseniz ben kendi müşahedemi arz edeyim. Bakıyo-rum yaşı ilerlemiş olanlara, eğer çalışmaktan, herhangi bir faaliyetten uzak kalmaya başlamışlarsa, ellerini, eteklerini çekmişlerse, hemen yaşlanıyorlar. Yani hemen çöküyorlar diyelim. Fakat, yaşı ne kadar ilerlerse ilerlesin çalışmaya devam ederse hiçbir zaman çökmüyor. Dinç kalıyor. Acaba bu müşa-hedem doğru mu?

İnönü–Zannederim doğrudur tabiî. Bir doğru tarafı vardır zannederim. Kendime ait tatbik edecek bir sebep aramıyorum. Ama umumî olarak içlerinde bir paslanma derler ya, onun gibi bir şey. Çalışırken bir çok meleke taze kalıyor. Eğer mutlaka yaştan bir tecrübe aramak lâzımsa, insan 75’den sonra her sene, üç-dört sene geçirir gibi oluyor. Bir sene geçirmek şimdi, eski bir seneyi geçirmek değil. Böyle geliyor bana.

İpekçi–Her yemekten sonra, biraz uyumanın büyük faydası var değil mi Paşam?

İnönü–Evet. Güç alıştım ben, telkinle alıştım. Ve istifade ettiğimi zanne-diyorum. Öğle yemeğinden sonra başlıca oldu. Ona alıştım. Tecrübe etmiş arkadaşlarımın zoruyla başladım. Ve geç başladım. Herhalde elli yaşlarında filan başladım.

İpekçi–Faydasını gördünüz?

İnönü–Çok.

İpekçi–Ne kadar istirahat edersiniz Paşam?

İnönü–Başlarken on dakika, on beş dakika ile başladım. Sonra yaşlandıkça bu müddet artıyor. Ve yorgunluk nispetinde artıyor. Gündüz yemeklerden sonra yarım saat verebilse insan, o yarım saat gecenin bir iki saatini karşılıyor. Çok faydası var. Yalnız tabiî zamanla bu vakit artıyor. Herkesin işine uyacak zamanı bulmak zordur. Ben bir şey söyleyeyim. Hayatında daha çok yaşlandıkça insan belki bu ihtiyacı hissedecektir. Ben hareketleri, kendi özel hayatımın hareketleri sert ve çabuk olan insanım. Meselâ giyineceğim, kısa bir mesafeyi hızla, heyecanla giderim. Böyle bir tabiatım vardır. Ve doktorlar, çok eski zamandan beri beni muayene ederken veya bana bir hareket yaptıracakları zaman, daima bu ihtarı yaparlar, “kalk” der meselâ, fırlar kalkarım. “Canım ne oluyorsun” derler. “Sükûnetle kalk” derler. “Yormadan, telâş etmeden, işte giyin” filân, böyle söylerler. Ehemmiyet vermezdim. Zaman ile insan bu nasihatların ehemmiyetini anlıyor. Yorucu hareketlerin arasında, bir dinlenme yapmak, bu bana oyuncak gelirdi. Şimdi faydalı bir şey olduğunu anlıyorum. Denizden çıkıyorum, kabine giriyorum. Çıktıktan sonra orda biraz da dur. 15 saniye otur. Oyuncak gelirdi bunlar bana. Şimdi faydasını anlıyorum. Uzviyet her hareketten sonra bir dinlenme ile kuvvetini tazeliyor. Bunu tatbik etmek için bunun faydasını tecrübe etmiş olmak lâzım. Bunu tecrübe ediyorum. 40 yaşlarında iken ben, bundan çok yaşlı olan insanlarda bu dikkatleri görürdüm ve bir türlü anlayamazdım. Sorardım nedir bu adamın bu kadar dikkati? Meselâ rahmetli Abdülhak Hâmid, bir defa bize eve gelmişti, merdiven filan çıkmadı. Kapıdan girdik, içerdeki oda da oturduk. Kapıdan içeri girinceye kadar o kadar yavaş, o kadar dikkatli, o kadar etrafını yoklayarak yürüdü ki, bir asır geçti gibi geldi. O kadar dikkatli. Şimdi o kadar değilim ben. Ama anlıyorum niçin adam dikkat-liymiş.

Bir Amerikalı bana mektup yazdı. 70 yaşına gelmiş de, ne tavsiye edersin, nasıl yapayım diye. Aldım güldüm. Cevap yazdım. Sana tavsiyem, 70 yaşının kadrini bilmektir dedim. Onun en güçlü bir devir olduğunu zihinden çıkarma.

Metin’in kitaplarını okudun mu?

İpekçi–Evet.

İnönü–Enteresan. Çok emek var. İnanılmaz şeyler. Neler geçmiş.

İpekçi–Metin bana dedi ki, hanımların kıskançlığı konusunu da sor istersen dedi.

İnönü (Gülerek)–Aaa, ona dair bir şey söylemem.. Yıllar ilerledikçe tahmin edemezsin ne kadar artar.. Dikkatli.. Gayet titiz olurlar..

İpekçi–Ama o aslında bir sevginin ifadesidir değil mi?

İnönü–Öyle.. Gittikçe artar. Sen de 80 sene sonra görürsün.. Eşinle aranızda kaç yaş fark var?

İpekçi–On yaş kadar var..

İnönü–Şimdi yaş farkı azalıyor. Onun sıkıntısını çekecektir gelen nesiller.. Bir iki yaş farkla evleniyorlar. Bidayette hararetle gider. Ama sonu çok zordur.

İpekçi–Yaş farkı olmalı değil mi?

İnönü–Tabiî. 10 yaş tamdır. 10 yaştan eksik daima sıkıntılı.. Erkek diri kalıyor, kadının hızı yetmiyor. İdaresi son derece zor. Kadın titiz ve hassas oluyor. Başa gelmeden anlaşılmaz o..

İpekçi–Paşam evlilikle ilgili bazı düşüncelerinizden bahsettiler. Meselâ dermişsiniz ki, evlilikte haklı taraf önce kızan taraftır. İlk önce kim kızıyorsa o taraftır.

İnönü–Kim başlarsa ona hak vermek lâzım. Yâni birisi başladı mı, bir fırtına geçiyor diyor tahammülle bırakmalı. Münakaşadan çekinmeli demektir bu. Münakaşadan çekinmeli. Evet, sonra bunda terakki ettim çok. O en son vaziyeti bilmiyorsun sen.

İpekçi–Onu sormak istiyordum.

İnönü–En son vaziyet şudur. İlk önce eskiden ilk çıkışmaya başlayan, kavgaya başlayan haklıdır. Bununla geçinmek. Şimdi ikinci, üçüncüde de o haklıdır diye, fırtınaları geçiriyorum ve rahatım.

İpekçi–Anlamadım Paşam bunu?

İnönü–İlk başlayan haklıdır. Şimdi ikinci defa da başlamış olsa, gene o haklıdır. İlk kızan hanımsa ikinci defa yine o haklıdır diyorum şimdi ben..

Kaç çocuğun var senin?

İpekçi–İki Paşam.

İnönü–Kaç yaşındalar?

İpekçi–Büyük 14, küçüğü 9.

İnönü–Şimdi aile bahsinde sana istifade edeceğin bir tecrübe söyleyeyim. Çocukların yetiştirilmesi bana işlerimin en güç ve zahmetlisi geldi. Küçükken düşerler, bir yerlerini bir yere çarparlar. İşte huysuz olurlar. Bunların hepsi benim için büyük mesele gibi ıstırap konusu olur. Çocuk yetiştirmek, insan çabalarının en gücü gibi bir inancım vardır. Yaşlı bir arkadaşıma bu derdimi anlattım. Doktordu. Böyle canım yanarak konuşuyorum, çocukların yetişmesinde, sıhhatlerini muhafaza etmekte, korunmalarında falan çok güçlük çekiyorum, çok üzülüyorum diye.. Biraz uzun anlatınca merak etti konuşan arkadaşım, “Yahu kaç yaşında çocukların?” dedi. Ben de şimdi sizin söylediğiniz gibi söyledim. Birisi on yaşında, birisi altı yaşında, birisi dört yaşında filan böyle. Güldü. Ne gülüyorsun dedim. “Bunlar mesele midir?” dedi, “senin anlattıkların”. “Çocuk şöyle olmuş, çocuk böyle olmuş. Ne olmuş? Sen çocukların meseleleri ve dertleri denilen şeyi sonra görürsün asıl” dedi. “Yetişsinler, asıl meseleleri o zaman çıkacak” dedi. Şimdi hep onu hatırlarım. Büyüdüler, kurtuldular ve hiçbir meseleleri yok zannedersin. Yapayalnız kaldık. Ama en çok onların meseleleri var.

İpekçi–Ya torunlarınız?

İnönü–Aaa, torunlarımla iyiyim. Onların her birinin ayrı ayrı şeysi var. Onların hayatında hakikaten istifadeli manzaralar görüyorum. Sana bir hikâye anlatayım. En küçüğü sekiz yaşında şimdi. İki sene evvel altı yaşında.. Bir gün bir arkadaşım geldi konuşuyoruz. Ayrılırken o küçük torunum da vardı. Ona demiş ki, “Allahaısmarladık küçük” demiş. “Küçük bey” demiş. Gitti. Ondan sonra torunum gayet ciddî bir tavırla, “Altı yaşına geldik hâlâ küçük Bey diyor” dedi.. Şaştık ve güzel bir hâtıra olarak da muhafaza ediyorum.

İpekçi–Güçlü’den [Güçlü Toker] bahsediyorsunuz galiba değil mi? Metin’in oğlu. Onun hakkında farklı teşhisler bulunduğunu öğrendim. Sizin, Metin ve hanımefendinin inatçılık ve akılla ilgili olarak.. Nedir Paşam o?

İnönü–Bir inatçı veya söz dinlemez, huysuz bir hâli olursa, hepimiz yanı-mızdaki yaşlıya çekmiş diye birbirimize takılırız. Babasına çekmiş, anasına çekmiş. Büyükannesine çekmiş ve dedeye çekmiş. Söyleyen kendine çekmiştir diye alınmaz.

İpekçi–Fakat, torun sahibi olmak zevkli bir şey olsa gerek değil mi?

İnönü–Torunlar aa çok. Ondan zevkli bir şey yoktur. Hayatın bütün mazha-riyetidir. Senin şimdi nedir büyük çocuğun?

İpekçi–Kız efendim.

İnönü–İkincisi?

İpekçi–Oğlan.

İnönü–Yolda var mı?

İpekçi–Hayır, Hanım artık kâfi diyor. İki tane yeter diyor.

İnönü–Hanımın demesiyle olur mu bu iş?

İpekçi–Şimdi oluyor Paşam.

İnönü–Efendim, bir defa üçten eksik olmamalı. Çünkü ikisi, anasına, baba-sına mahsup edilir. Bir tanesi kâr kalacaktır derler, rakam olarak. Neyse başka türlü türlü hesaplar da var. Şimdi ikisi güçlükle geçiyorlar. Bizde ikide kalırsa, çok söyleniyorum. Ama para etmiyor.

İpekçi–Paşam biraz kendimi düşünerek bir soru soracağım. Siz bütün haya-tınız boyunca büyük meselelerin, büyük meşguliyetlerin içinde bulundunuz. Bu yüzden ailenizi ihmal etmek durumuna düşmediniz mi? Düştüğünüz zaman üzülmediniz mi?

İnönü–Ha. Benim daima söylediğim bu yüzden, eşim bakımından, hanım bakımından son derece kuvvetliyim. Ve derim ki, bilhassa mücadele içinde bulunan adamın bütün kuvveti eşine bağlıdır. İnsan mücadele içinde, bilhassa siyasî hayatın türlü cilveleri içinde, her gün ve bazı zamanlar karamsar olur, evde uzun boylu düşünceye dalar falan. Böyle zamanlarda karısının herhangi bir vaziyetin aksi evlendiğiniz zamandan beri böyle mi olmuştur?

İnönü–Daima böyle. Dikkat ettim karıma. Bu benim temel kanaatimden geliyor esasında. İnsanlar resmî vazife arkadaşı olsun, özel hayat arkadaşı olsun insan muamelesi görmekten en büyük zevki alırlar. Sevdiği bir adamdan veya inandığı bir adamdan, kendisine ehemmiyet verir bir muamele görmekten. İnsanın tabiatında olan zaaf budur. Buna çok genç yaşta teşhis koymuşumdur. Böyle yaparım. İstiskal edilmek çok ağrına gider insanın. Yâni, şakası bile hoş değildir. Şakası bile hoş olmayan lâubaliliktir.

İpekçi–Paşam, biraz da özel zevklerinizden bahseder misiniz? Eskiden ata binerdiniz, briçe öteden beri..

İnönü–Spor olarak, oyun olarak bilardoyu severek oynadım. Büyük oyuncu olmadım ama, severek oynadım daima bilârdoyu. Yarı spor, yarı oyun filân. Satrancı severek oynadım. Yâni benim satranç üzerine okuduğum kitaplar satranç entelekti dersem.. Binlerce sayfayı bulur. Tahmin eder misiniz? Ve bugün bir satranç gazetesini, Almanya’nın çok eski bir satranç gazetesini tâkip ederim.

İpekçi–Hâlâ?

İnönü–Hâlâ tâkip ederim. Satrancın bir özelliği daima değişen yeni mücadele usulleri, marifetleri bulmaya çalışan bir oyundur. Ve bu itibarı görür enternasyonal âlemde de. Onun için kendine mahsus edebiyatı vardır bunun. Onun da ilerlemesinin sebebi, vakit vakit büyük ölçüde kabiliyetlerin çıkmasıdır. Daima çıkar. Bir millette bir, iki yılda çıkar. Ama son zamanlarda çoktan beri Ruslar’ın elinde.

İpekçi– Sizi mat eden olmuş muydu hiç?

İnönü–A canım sen de. Bahis konusu değil. Ben çok meraklı oynadım, severek oynadım filân. Enternasyonal şeyler büsbütün şimdi başka çaptalar.

İpekçi–Hayır, sizi mat eden olmuş muydu diyorum?

İnönü–Çoktan beri oynadığım yok. Şimdi satranç, o yeni çıkan mecmua-lardan hiçbir işi olmasa eğlenmek için satranç tahtasının başına geçerim ve enternasyonal yeni oyunlardan –yazılmıştır onlar– bir ikisini oynamakla saat-lerce vakit geçer farkında bile olmam.

İpekçi–Briçe de meraklısınız değil mi?

İnönü–Briçe de merakım var. Zevkle oynuyorum şimdi. Ama onun da usulleri çok ilerledi. Tamamıyla tâkip edebildiğimi zannetmiyorum. Briçi ben 1910’da, büyük bir medeniyet yerinde: Yemen’de öğrendim!.. Rahmetli İzzettin Paşa akşamları iş bittikten sonra, briç oynayalım derdi. Genç erkânı harp zabitlere hem öğretir, hem de oynardı. Yenerdi. Ondan sonra akşam oldu mu kaçmaya çalışırdı, kaçamazdık. Ve bir türlü anlamazdım niye eziyet ediyor bize diye. Sonra farkına vardım. Böyle yerler, muharebe zamanları akşamüzeri insan bunaldıktan sonra, bitirdikten sonra fırsat bulursa, yâni olmadık sefahat yapar. Onların hepsinden kendi karargâhını kurtarmaya çalışırdı gibi geliyor bana. Orada öğrendim. Ondan sonra devam ettim. Bizde arttı çok, oynayanlar. İyi oynayanlar çok.

İpekçi–Müziğe de meraklısınız değil mi Paşam?

İnönü–Müzik meraklısıyım, dinlemek için. Çalmak için heves ettim, yapa-madım.

İpekçi–Ne çalmak istemiştiniz?

İnönü–Viyolonsel. Dinlemeyi pek severim, büyük zevkimdir. Fırsat buldum mu, yâni konserlerin tiryakisiyim.

İpekçi–Hangi tür müzikten hoşlanıyorsunuz?

İnönü–Klâsik müzikten hoşlanıyorum daha çok. Ama, yeni şeyler var tâkip ediyorum. Şarkılar, hemen her millette birbirine benzer hale geldi.

İpekçi–Gençlerin şimdi hoşlandığı müzik..

İnönü–Gençlerin şimdi hoşlandığı şarkı usulleri daha çok garp müziği istikametindedir. Onun için şimdi, bir İngiliz şarkısı yahut Alman şarkısı gibi benzerlikleri var. Fakat daha çok klâsik müzikleri, konserleri tâkip ettim ben. Bizim şartlarımıza göre, Ankara’da bizde gelişmesi için çok heves gösterdim, tâkip ettim. Müzik başlıca dinleyicinin merakiyle gelişen bir sanattır. Hepsi öyledir ya. Ama müzikte bu daha tesirli bir hal olur. Onun için iktidarda bulunduğum zamanlar alâkadar oldum. Ondan sonra da tiryakisi oldum.

İpekçi–Hipi müziği için ne düşünüyorsunuz?

İnönü–Hipi müziği. Fazla bir şey bilmiyorum onda. Klasiğe girmez onlar. Onların şarkısını bilmiyorum da, bizim şarkıların jestlerini, sözlerini, seslerini gördüğüm zaman, yeni bir şey, hipi bu olacaktır diye zevkle seyrediyorum..

İpekçi–Paşam, burada başka bir konuya geçmek istiyorum. Hipi müziği dedik ama, aslında şimdi yetişen gençlerin çeşitli özellikleri var. Onların davranışları, kendilerinden önce gelen nesillerin davranışlarından çok farklı, apayrı düşünü-yorlar. Her şeye başka açıdan bakıyorlar. Yerleşmiş değer yargılarını yıkmak istiyorlar. Ne bileyim işte müziğinden tutun, giyimine, sonra işte uyuşturucu madde kullanıyorlar. Cemiyetin kökten değişmesini istiyorlar. Yâni renkli ve ciddîye alınmaz gibi gözüken tarafına kadar değişik özelliklere sahip yeni kuşaklar. Yeni neslin bu özellikleri için, ne düşünüyorsunuz?

İnönü–Kendi halinde bırakıp, sükûnete işte, arıyorlar bulacaklar yollarını. Cemiyete tesir edeceklerine şüphe yok. Nihayet kendi evlâtlarımızın, kabına sığmayan insanların gelişmesi. Eğer yaşlı isek, tecrübeli ve olgun isek, onların gelişmesini koruyacak bir muamele tarzını bulmamız lâzım. Her yerde idarelerin ve yaşlıların başlıca ödevi bu.. Güç olan tarafı ölçüye ve hesaba gelmez olmalarıdır. Ne kadar versen az görür. İkisinin arasını karşılıklı bulmaya çalışacağız. Güç olan zannediyorum bu gençlerin umumiyete gördükleri müsamaha ve dikkat unsurunu, onların içine karışan türlü mesleklerin ve siyasetlerin, militanların bir istifade ve tahrik alanı saymaları, onu kullanmaları. O zaman cemiyetin nizamı ile çatışma oluyor. Güç vaziyet o zaman hasıl oluyor. Gençlerde esas olarak başlarken, siyasî menfaat tarafı olmamak lâzım. Yoktur bu.. Sonra bu, yapma olarak zorla onlara telkin ediliyor ve o istikamete sevk olunuyor. İdaresi o zaman güçleşiyor. Fakat, gençleri bütün bu arayıcı ve taşkın hallerinde kendi kendilerine kontrol etmelerini alıştırmak için bir noktayı üzerlerinde daima işlemeli. Evvelâ öğrenmek lâzım. Bütün bu dedikleriniz, bütün bu istedikleriniz, bunların hepsi gider. Ama bunların hepsi öğrenmekle gerçekleştirme yoluna girer. Öğrenmeden dünyayı ıslâh edeceksin. Olmaz bu. Bu zihni, bu fikri her memlekette her millette, ön safa alabilirsek; gençlik, yeni kuşakların istikâmetleri nihayette hem doğru ölçüyü, hem doğru konuları bulur. Onun için öğrenci halinden çıkan hareketleri kuvvetle, ısrar ile karşılamak taraftarıyım. Silâhlı öğrenci olmaz diyorum. Zor olmaz diyorum. vesaire vesaire. Merak edilecek bir hayat değil benim ki ama sen ısrar ettin de işte konuşuyoruz.

İpekçi–Merak edilecek bir hayat olmaz olur mu Paşam? Yalnız çok kimse benden şu sorunun cevabını bekleyecektir. Paşa, bu yaşta bu dinçliği, bu canlılığı muhafaza etmenin sırrını vermemiş diyecektir.

İnönü–Verir mi sır?

İpekçi–Paşam, sizin için derler ki, çok defa düşüncesini kendi kendisiyle konuşur. Herkesle konuşmaz, söylemez, kendisi kapanır, düşünür. Ve kararını verir. Doğru mu bu teşhis?

İnönü–Kendi kendime düşündüğüm doğru. Bir karar vermek için mümkün ol-duğu kadar her tarafını tahlil etmeye çalıştığım doğru. Ama ondan sonrasını, ondan sonraki değerlendirmeler ve hükme bağlamalarla hiçbir ilgim yok.

İpekçi–Yâni derler ki, kafasının içindekileri daima kendisine saklar.

İnönü–Herkesin sakladığı kadar saklar. Bir özelliği yoktur bence..

İpekçi–Paşam, bir hâtıramı nakledip bir soru sormak istiyorum size. Başbakan olduğunuz devirlerdeydi. Evinizde, beraber yemek yiyorduk. Kâzım Paşa’nın oğlu Teoman Bey de davetliydi. Babasını sordunuz kendisine, sıhhatte olduğunu, iyi olduğunu söyledi. Sonra bir de dişçiden bahsetti. Müşterek dostunuz dişçi, şimdi ismini hatırlayamadım.

İnönü–Dişçi Sami olmasın?

İpekçi–Tamam. Sami evet. Ondan bahsetti ve dedi ki, “Geçenlerde babamı ziya-rete gelmişti, sizi minnetle andı. Çünkü bir ricası olmuş, bir isteği olmuş yardım etmişsiniz, yapmışsınız” Siz o zaman düşündünüz, düşündünüz hatırlaya-madınız ve dediniz ki, kırk yılda bir de yapmadığım bir iyilikten dolayı bana müteşekkir olmuşlar.. Bana bu sözünüz çok dokundu ve ben şöyle yorumladım. Yâni siz şimdiye kadar yapmadığınız işlerden dolayı suçlandınız sürekli olarak. Yâni her işin günahını, suçunu size yüklemeye çalıştılar da, bu sözünüz onun bir ifadesi gibi geldi bana. Gerçekten böyle midir?

İnönü–Bütün hayatım öyle. Yaptıklarım yani içinde bulunduğum işlerde ya olumsuz çalıştığım söylenir veya hiçbir şey söylemek kabil değilse, hiç bahsolun-maz. Onlar tamamıyla unutturulmak istenir. Talihim böyle. Onunla hiç ilgim olmayan, suç denilebilecek yerme konuları hiç ilgim olmadığı halde mutlaka bana yüklenmek istenir. Ve senelerce uğraşırlar, çocuklarımla uğraşırlar. Nihayet bana da tesir ediyor. Ailemle uğraşırlar, çocuklarımla uğraşırlar, benimle uğra-şırlar filân. Onun için teşekkür etmiş birisi. Hayretimi mucip olmuş. Bahusus Sami’nin pek çok işi olur yapmazdım. Ondan dolayı özelliği vardı haberin.

İpekçi–Yani bu sizin yapmadığınız işlerden dolayı suçlanmış olmanız yıllardır sizi çok rahatsız etmiyor mu?

İnönü–Bidayette çok rahatsız ediyordu. Sonra alıştım. Alıştım ve cemiyetimize mahsus bir hastalık sayarak mukavemetimi daima biledim ve besledim. Mecliste olurdu geçmiş zamanlarda. Kıyameti koparırlardı. O zaman kendi kendime konuşurdum. Nasıl sükûnetle dayanabiliyorsun diye. Ben biliyordum cemiyetimi. Bilerek bu yola girdim. Tek partiden geçtik, ondan sonra bilerek bu istikameti tuttum. Binaenaleyh hiçbir gösterisine şaşmamam lâzım. Böyle bir idman nefis terbiyesi.

 

 

 

 

Cemal Gürsel’in Ölümünün 4. Yıldönümü Dolayısıyla Verilen Demeç[13]

Rahmetli Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in ölüm yıldönümü anılırken, güç şartlar içinde çalışmış olan rahmetliye karşı saygı duygularımızı kamuoyuna sunmayı görev sayıyoruz.

Askerî ihtilâlle işbaşına gelmiş olan insanlar içinde yeni Anayasayı bir an evvel hazırlayıp, kamuoyuna sunmak ve ihtilâlin ilk günü taahhüt edilen seçimle demokratik rejime geçme programını sebat ile tatbik etmek, rahmetlinin büyük hizmetidir.

Bu hizmeti, nesiller boyunca Türk milletinin saygı hatırasında şükranla anıla-caktır.

 

 

 

 

Heybeliada CHP İlçe Lokalinde Dış ve İç Politika Üzerine Yapılan Konuşma ve Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[14]

Sevgili Arkadaşlarım,

Yaş günümü hatırlayarak belirttiğiniz alicenap duygulara teşekkür ederim. Bu fırsattan istifade ederek memleketin genel siyasî durumu üzerinde düşün-celerimi söylemek istiyorum.

Son günlerin uluslararası hava canlı olayı Orta Doğu uçak kaçırmaları ve Ürdün ile Gerillalar arasında kıyasıya bir savaşın başlamasıdır.

Bu olaylar bizden uzakta ve iki Arap toplumu arasında gibi görünür. Ancak bir aralık büyük devletlerin yakın ilişkileri dolayısıyla dünya sulhu meselesi niteliği gösterdi. Bu sebeple de en yakın ülkelerden biri olarak bizim için sonuçları çok tehlikeli olabilirdi. Üç dört heyecanlı gün geçtikten sonra, dünya ölçüsünde etkisi kaybolmuş görünüyor. Çünkü Birleşik Amerika ile Sovyet Rusya’nın beraber nasihat vermek kararları ile, olay er geç sükûnete varmak yolundadır. Sovyet Rusya ile Amerika’nın sulhu korumak için İsrail ile Araplar arasında sulh içinde yaşamak imkânını bulmalarını da yürekten dileriz.

Değerli arkadaşlarım, iç politikayı, gerçekten darlık ve dertler içinde geçiri-yoruz, ekonomik ve sosyal meselelerimiz bütün vatandaşları haklı şikâyetler içinde bunaltmıştır. Vatandaş şikâyetleri başlıca pahalılıktan, geçim derdinden geliyor. Bu idare, ilk buhranı geçirmeğe para ayarlaması gibi sebeplere ayrı ayrı bağlanıyor. Derdi, aslında bir tek esaslı sebebe bağlanmak lâzımdır. O da, siyasî iktidarın malî politikada hesapsız ve intizamsız olması ve ekonomik alanda dar gelirli vatandaşın ihtiyacına hiç önem vermemesidir. İktidar böyle başladı. Israr ile, inat ile israfçı yolda devam ederek hazineyi ve devlet idaresini dermansız ve hesapsız hale koymakta devam etti.

Böyle bir idarenin vakit vakit görülen büyük aksaklıkları kendiliğinden gelir ve sonra idare avutacak oyalayacak tedbir göstermeğe çalışarak günü geçirir ve inandığı politikada yeni bir bunalıma kadar devam eder. Senelerce, bütçe açıklarından feryat etmişizdir. Açıkları oyalayarak, ertesi yıl daha büyük açıkla idareye çalışırlar. tabiî bir gün paranın değeri tutulamayacak hale gelecekti. Bize de böyle geldi. Para ayarlaması bir buhranlı geçiştir. Bunu yapan idare, ilk buhranı geçirmeğe hazırlıklı değilse, tabiatı ile kendi başına kalmış bir karışıklık alır yürür. Bizim halimiz budur.

Sayın arkadaşlarım. Şimdi içinde bulunduğumuz durum şudur. Malî ve ekonomik nelerden şikâyet ediyorsak, hesaptan, intizamdan, bütçe dengesinden, vergi ve kredi kullanılmasından neler istiyorsak, hepsini yapacaklarmış gibi bilgi vererek günü geçirmeğe çalışıyorlar. Çabalamalar içinde, gelecek günlerin daha darlık içinde daha pahalı olmasını gerektiren bütün sebepler, iktidarın bünyesinde mevcuttur. Bu iktidarın, altı seneden beri memleketin siyasî hayatını, malî ve ekonomik durumunu ısrar ile bunalıma sevk eden bu iktidarın, değişmesinden başka çare yoktur. Temel mesele budur. Bunu seçmen hâl edecektir. Dertleri cesaretle ele alır, vatandaşa açık ve doğru söylersek, Türk milletinin meselelerini halletmeye kudreti vardır. Demokratik rejimin her Türk vatandaşından istediği sorumluluk da budur. Sade vatandaşın, devlet idaresine bu derece ıstırap ile baktığı zaman nadirdir.

Arkadaşlarım, bu temel mesele dışında dertler sayısızdır. Öğrenci ve eğitim dâvası vardır. Öğrenci tartışmaları dünyanın her tarafında bir büyük dava olmuştur. Kuvvetli idareler bu meseleyi doğru bir yolda yürütmeye muvaffak oluyorlar. Bizim bu konuda temelden gelen iki eksiğimiz var. Birincisi, polisle tartışanlar arasında güven yoktur. Çünkü, polisin devlet kuvveti olarak, her akımın üstünde bir vazife görmesini sağlayamadık. İkinci derdimiz, üniversite yöneticilerimizin kayıtsız devirler geçirmesindendir. Bunlar da nihayet, temel idarenin güvenilir olmasına dayanır. Halbuki öğretmenler ilk dereceden itibaren iktidarın haksız kıyımına hedef olmuşlardır. Eğitim tedbirleri az ve düşünülen usuller, köy çocuklarını yukarı öğrenime [yüksek öğrenime] erişemeyecek hale getiriyor.

Para ayarlanırken, dışarı gidecek başlıca tarım ürünlerinden dolar başına 3 lira kesmek, üreticiyi halkı bunalıma götürüyor.

Arkadaşlarım, esnaf ve sanatkârın bu günkü pahalılıktan sorumlu gibi göste-rilmeye çalışılması çok haksız bir tutumdur. Esnaf ve sanatkâr da memleketi darlığa götüren idarenin kurbanlarıdır.

Sevgili arkadaşlarım, şimdi iş hayatımız üzerinde bir iki söz söylemek isterim: Demokratik rejimlerde çalışma hayatını sosyal tedbirlerle nizama koymak başlı başına bir dâvadır. Bilirsiniz ki, bu meseleleri büyük bir cesaretle CHP ele almıştı. Kanunî tedbirleri zamanımızda bulunmuştu. Şimdi bugün vaziyeti inceleyelim. İşverenlerin, işçilerin ve sendikaların çalışma düzeninde birbirleriyle münasebetleri-nin dikkatle intizam ile ve karşılıklı güven temasları ile işlemesi lâzımdır. Geçmiş yakın olaylar, araya bir çok ihtilâflar sokmuştur. Kaldırılan sıkıyönetimin başına ve içinde de yine karşılıklı dâvalar ve meseleler geçmiştir. Yakın bir zamanda bu meselelerin bütün toplumu meşgul etmesinden sakınırım. Yapabileceğim tavsiye; işverenin, işçinin ve sendikanın aralarındaki münasebetleri birbirlerinin haklarına ve varlığına inanarak yürütmeleridir. Çalışma hayatımızın intizamı, bütün memleketin huzur içinde yaşaması meselesidir. Bu, her şeyden evvel, yani kanunî tedbirlerden önce tarafların birbirlerine inanarak müşterek bir dâvayı halledeceklerini anlamaları meselesidir.

Ayrı bir konu olarak bu bahisde ısrarımın sebebi var. Bu son zamanlarda sıkıyönetim devrinden de istifade edilerek, işçilerin haksız yere işlerinden çıka-rılıp atıldıkları üzerinde çok şikâyet aldım. İlgililerin bu konuya önem verme-lerine özellikle dikkati çekmek isterim.

Şimdi özet olarak bir daha söyleyeyim. Bu dertlerin hepsi bir tek temele dayanıyor. Onu tekrar edeceğim. Altı seneden beri memleketin durumunu ve sorunlarını yanlış görüp, yanlış değerlendiren iktidarı, seçmen değiştirinceye kadar bu ıstıraplar devam edecektir.

Soru: Ürdün’de çıkan çatışmanın tehlikesinden bahsettiniz. Bizim için de bu tehlike söz konusu olabilir mi?

Cevap: Mesafeler uzak gibi görünüyor, ancak, Ürdün ve Türkiye dünya ölçüsünde memleket sayılır. Bu durumda tabi ki oradaki tehlike bize de sıçra-yabilir.

Soru: Sıçrama harbe sürükler mi?

Cevap: Şimdiden böyle bir tahmin yapmak zor. Her türlü ihtimal mevcuttur.

Soru: Tehlike iki büyük devletten mi ileri geliyor?

Cevap: Evet.

Soru: Acaba bu iki devletten birisinin Türkiye’de üslerinin bulunması mı tehlike arz ediyor?

Cevap: Orta Doğu olayları daha İsrail-Arap savaşı şeklindeyken, Rusya ile Amerika’nın bu dâvayı beraber halletmelerine ve beraber çalışmalarına bağladım. Her iki devlet arasında anlaşma olursa bu iş de hallolur. Aksi halde bu iş sürüp gidecektir. Teessüf ederim ki olaylar benim sözümü doğruladı. Taraflara aynı nasihat verilince ümitsiz bir halde olan savaş sonuçlandı. Olay çıkan yerin yakınındayız. Bir avuç içinde olan memleketlerin. Her taraf ateş aldığı an, bunun kime sıçrayacağını şimdiden söylemek zordur. Faydası da yoktur.

Soru: İktidar son çıkardığı vergi kanunları ile bütçe açığını kapatıyoruz diyor, siz ise iktidarın çeşitli vasıtalarla oyalama içinde olduğunu söylüyorsunuz.

Cevap: Bütçe açığı dün akşam ortaya çıkmış değildir. Senelerden beri bütçe açığı var diyoruz. Bunun akıbeti fenadır diyoruz. Onlar ise hayır bütçe açığı yok diyorlar. Şimdi ise bütçe açığını kapatmak için bu çareye başvurduklarını söylüyorlar. Halbuki iktidar her sene yeterli tedbir alsa idi, yaralar, gedikler bu kadar büyümezdi. Yani diyorum ki vaktiyle şimdikinden daha az yeterli kanunlar çıkarılsa idi yaralar bu kadar açılmazdı. Biz de bu kötü şekle girmezdik. Gözünü kapayarak, çalım yaparak bu iş senelerce sürerse nihayet bir gün bütün memleket ne yapacağını bilemez hale gelir.

Soru: Devalüasyon kararından sonra ticaret açığı ve fiyat artışı önlenecek deniliyor. Bunun içinde bir milyar dolarlık dış yardım alındığından bahsedildi. Siz ne dersiniz?

Cevap: Devalüasyondan sonra bir milyar dolarlık yardım aldık diye işe başlandı. Sonra bunun aslı yok denildi. Tekrar murakabe edildi. Merkez Bankası’nda bu paranın bulunduğu söylendi. Para alındı mı, elde mi? Yoksa bu bir ihtimal midir? Bu henüz anlaşılmamıştır. İlk günler sanıldı mı, elde mi? Yoksa bu bir ihtimal midir? Sarf edecek, şimdi ise hesaplar veriyorlar, 80 milyon dolar harcandı diye teferruatlı söylüyorlar. Bakalım münakaşaları bekliyoruz.

Soru: Türkiye’de için için kaynayan iki topluluk var. Öğrenciler ve işçiler. Bu topluluklara karşı polis tedbirleri alınıyor. Bu tedbirler meseleleri kökünden halledebilecek midir?

Cevap: Sokaklarda, binalarda çatışmalar oluyor. İş, bir asayiş meselesi haline geliyor. Bu durumda polisin vazife görmesi lâzımdır. Siyasî ve cemiyet meselesi, çatışmalar halinde patlak verince polis kanunî vecibeleri yerine getirecek başlıca kuvvettir. Şimdi bu kuvvetin devlet kuvveti olarak, çatışan siyasî toplumların bir tarafını destekleyip diğer tarafı haksız yere yermemesi gerekir. Herkes anlasın ki polis dur diyor. Bu hepsinin menfaati içindir. Ayrıl diyor, hepsinin menfaati içindir. Ama sen bu tarafa git, tertibi içinde hareket ederse ve karşı tarafın ezilmesini kolaylaştırıyorsa herkes polise güvenini kay-beder. Ondan korkmaya başlar. Polisin kabahati yok, buna mahal vermemek için polis asayiş kuvveti olarak bir karışıklık görünce kanunu yerine getirme-lidir. Ayırma gerekirse ayırır. Birisi haksızsa işini, adını bilmeden gerekli muameleyi yapar. İşte polisin, vatandaşı buna inandırması lâzımdır. Polis ile vatandaş arasında güvenin kurulması lâzımdır. Polisin elinde silâh, dilinde kanun emri, çatışan vatandaşlar arasına tek taraflı girerse kıyamet bundan kopar. Polis bu şekilde kullanılmazsa kırk yılda bir polisin hata yaptığı anlaşılırsa el birliği ile tenkit edilir. Ben bu durumu altı yıldır söylüyorum.

Komandolar meselesine gelince: Komandolar iktidarın beğendiği komando, iktidarın beğenmediği komando olacak. Bunların hepsi kanun dışı kuvvettir. Böylece polisin manevî gücü ve itibarı azalır. Azalınca polisi kullanmak güç olur. Karışıklık olur.

Elinde mektep kitabından başka silâhı olmayan öğrenciler bu kitaplarla her türlü taarruza karşı geliyor.

Tekrar ediyorum. Polisi devlet kuvveti olarak kullanmak lâzımdır. Partizan maksat için, siyaset aleti olarak kullanmaktan sakınmak gerekir.

Soru: Bizim Kurtuluş Savaşımız ile Ürdün’deki gerillaların sürdürdükleri savaş arasında benzerlik var mıdır?

Cevap: Böyle bir soru sorulacağını hiç düşünmemiştim. Bizim Kurtuluş Savaşımız ile gerillaların sürdürdükleri savaş arasında uzaktan bakarak bir benzetme yapmak için çok cesur olmak lâzım.

Soru: Bir gazetede torununuzun “Paşa Dedem” başlıklı hatıraları yayınlandı. Yazısının sonunda “Dedemde Paşaların inadı vardır” diyor. Torununuz bu sözle neyi kastediyor acaba?

Cevap: Hatıratı çocuk yazmıştır. Çocuğun yazdığı her şey okunduğu zaman anlaşılır. Herhalde sen de anlamışsındır.

Soru: Sayın Paşam uzun süredir İstanbul’dasınız, bu zaman zarfında Demirel’i özlediniz mi?

Cevap: Uzakta kaldığım her insanı özlerim.

CHP Genel Başkanı gazetecilerin yönelttiği sorulara cevap verdikten sonra gülerek “Görüyorsunuz ya cevap vermek için güçlük çekmiyorum” demiştir.

İnönü’nün konuşmasından sonra dinleyicilerden bazıları Trablusgarp ve diğer cephelerde İnönü ile çekilmiş fotoğraflarını imzalatmışlardır. İnönü fotoğ-raflarda bulunan silâh arkadaşlarının şimdi ne yaptığını sormuş, yakınlarından bilgi almıştır.

 

 

 

 

 

Türk Tarih Kurumu’nun 7. Kongresine Gönderilen Mesaj[15]

Türk Tarih Kurumu’nun benim için istifadeler dolu kongresinde bulunama-dığım için çok üzgünüm. Kongre davetinizi bugüne kadar alamamış, ancak bugün almış olduğum için özür dilemekte acele ediyorum.

Türk Dil Kurumu ile beraber Türk Tarih Kurumu büyük Atatürk’ün bize bıraktığı paha biçilmez emanetlerdir. 39 seneden beri devam eden fırtınalı havalara karşı Atatürk kurumlarının canlarını siper ederek geçirdikleri ideal yolu ve hayatı onlar için başarılı olduğu kadar, her Türk için iftihar kaynağıdır. Gelecek zamanlar, Tarih Kurumu’ndan daha büyük hizmetler bekliyoruz.

 

 

 

 

Orta Doğu’daki Olaylar Üzerine Milliyet Gazetesi’ne Verilen Demeç[16]

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, eşi ile birlikte kalmakta olduğu Termal Otelinde Milliyet’e verdiği özel demeçte “Ortadoğu olaylarına karışmamayı” tavsiye etmiş ve “Daha önümüzde dünya ölçüsünde büyük bir karışıklık çıkması ihtimalî  vardır..” demiştir.

İnönü bu konudaki demecine şunları eklemiştir:

“Dışında kalalım diye uğraşıyorum. Ne kadar anlatabileceğimi tahmin etmek mümkün değildir. CHP olarak memleketimizin içinde bulunduğu büyük meselelerin çözümlenmesinde yararlı olmağa çalışıyoruz. Büyük tecrübelerden geçmiş ileri zümre, büyük dâvâlara yakından eğilmiş bir millet olarak, kendimize ve insanlığa karşı ödevlerimiz olduğunu biliyoruz..”

CHP Genel Başkanı, “AP’nin büyük güçlükler içinde bulunduğunu” da belirtmiş ve şöyle devam etmiştir: “Bu güçlüklerden kurtulması, memleketin sıkıntıdan kurtulması için faydalı olacaktır. Bunu yürekten arzuluyorum. Mevcut sıkıntılar AP’nin kendi yanlış görüşlerinden ve uygulamalarından çıkmıştır. Seçmen vatandaşlarımız AP’nin yanlışlıklarını düzeltebilir, yahut da o yanlışları düzeltecek olanları iş başına getirecek olursa, birçok sıkıntılardan kurtulabiliriz.”

 

 

 

 

CHP Bursa Merkez İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj[17]

Bursa Merkez İlçe Kongresi’nin toplanması münasebetiyle sayın üyelerle bir hasbıhal yapmak istiyorum.

Biliyorsunuz ki, ayın 8’inden beri Meclis Grubu Başkan Vekilimiz sayın Kemal Satır Merkez Yönetim Kurulu’yla bir tartışma havası açmıştır.

Sayın Satır’ın ilk demecinde söylediklerini, ondan sonra Tercüman muhabiriyle görüşmesini, Ceyhan’daki konuşmasını okudum. Diğer yerlerde de sayın Kemal Satır’ın açtığı bu hava içinde teşkilâtla yaptığı konuşmalar hakkında bilgi aldım ve sesimi çıkarmadım.

Bütün CHP’lilere sesleniyorum

1–Benim susuşum, bir Grup Başkan Vekiliyle Merkez Yönetim Kurulu ve başlıca Genel Sekreter arasında bir çeşit tartışma, parti içinde olağan bir münasebetmiş gibi bir izlenim bırakabilir. Belki benim bir tarafı tuttuğum tahmin edilmekte ve sükutuma da türlü manâlar verilmektedir. Her şeyin üstünde CHP’nin Genel Başkanı’nın varlığı ve bir vazifesinin bulunup bulunmadığı, haklı olarak tereddüt konusu olabilir. Zannediyorum ki, siyasî hayatımızın başlıca örgütlerinden biri olan CHP’nin böyle kapalı bir şüphe dumanı altında bırakılması doğru olmayacaktır. Onun için sizinle bu hasbıhali yapıyorum. Sizinle bu hasbıhalimi gerçekte, bütün partinin içinde konuşuyorum gibi kabul etmenizi rica ederim.

2–Biz 1950’den beri Parti Meclisi ile, Merkez Yönetim Kurulu ile ve TBMM’deki Parti Grubu ile çalışmaktayız.

Parti Meclisi ve Genel Sekreterlik veya Merkez Yönetim Kurulu ile Meclis Grup yöneticileri arasında ilk günden beri yetki çalışması olmuştur.

23 yıllık çalışma ile benim sağlayabildiğim usul şudur:

Grup Başkan Vekilleri ve Grup Yönetim Kurulları ile Genel Sekreter ve Merkez Yönetim Kurulu üyeleri birbirlerinin amiri değildirler.

Teftiş edemez

Aynı partinin birbiri yanında çalışan üyeleri ve organlarıdırlar. Bunlardan birisi diğerine emir veremez. Diğerini teftiş edip hakkında hüküm ifade etme durumu alamaz.

Meclis grup idareleri şimdi Anayasa hükmü ile varlıklarını sağlamışlardır. Meclis içinde parti yönetiminde karar sahibidirler.

Merkez Yönetim Kurulu partinin teşkilâtına hâkimdir. Parti Meclisi ve Kurultay’ın amir kararlarıyla teşkilâtı idare etme yetkisine sahiptir.

Tekrar edeyim: Ne Grup Başkan Vekilleri, Merkez Yönetim Kurulu’nu teftiş ve tashih edebilir ne de Merkez Yönetim Kurulu Grup Başkan Vekilleri-’nin yetkilerine amir olarak karışabilir.

İyi bir parti idaresinde bunlar yan yana çalışırlar. Zaman zaman Parti Meclisi Meclis Gruplarına hâkim olmak istemiştir.

Meclis Grupları da Parti Meclisi ve Merkez Yönetim Kurulu idarelerini hiç tanımamak derecesine kadar saldırgan olmuşlardır. Bu münasebetle parti içi teamülle ve nihayet kanunların ve parti tüzüğünün hükümleri ve Kurultay kararıyla son neticesine kadar götürülmüşlerdir.

Sakin bir surette bu durumu CHP’nin bu temel idaresini, Genel Başkan’dan yeni bir partiliye kadar herkese hatırlatmayı ödev bilirim. Bunun dışına ne bir Genel Başkan ne de ondan sonra gelen bir idareci çıkabilir. Çıkmakta ısrar edilirse, en nihayet kanun ve tüzük hükümleri ile karşı karşıya kalmak zarurîdir.

Fikir tartışması

3–Bugün bahis konusu olan çekişme bir fikir tartışmasıdır. Basit bir yorum ayrılığı halinde çıkarak fikir ayrılığı haline yöneltilmiştir. Geçmişte bunun hazin misâlleri oldu.

Şimdi ben partimizin içinde vazife sahiplerini birbirleriyle yan yana çalışmalarına engel olacak bir esaslı ayrılık görmüyorum. Anlayabildiğim kadar münakaşaya dalmak isteyenler beraber çalışmak için bütün şartları ellerinde bulunduruyorlar.

Onun için bugünkü çekişmelerin, sağduyu hâkim olarak anlaşma ile bitmesi ihtimalîni görüyorum. Sükutum böyle bir ümitten gelmektedir.

4–Sayın Kemal Satır’ın seyahatleri ve temasları hakkında, kendisinden değil, fakat dolaştığı yerlerden türlü kaynaklardan haberler alıyorum. Tâkip ediyorum. Konuşmalarda, temaslarda ve kendi özel görüşlerini teşkilâta kabul ettirme çabaları da herkesin kanunî yetkisini göz önünde bulundurmasını isterim.

Parti idaresinde her zaman kanunî teşkilâtın ve kanunî yetkilerin riayet gör-mesi fikrindeyim.

Meşruiyet

Meşruiyet dediğimiz bu usulü dışında münasebetlere tecrübeli arkadaşla-rımın heves göstermemelerini isterim.

5– Herkesin dikkatini bir noktaya çekmekte fayda görüyorum:

Bugün içinde bulunduğumuz durum, örgütler arasında bir ihtilâf durumu değildir. Bugünkü durum örgütler namına gibi gösterilerek, şahsî anlayışlar ve tecrübeler ileri sürülerek kanun dışında bir münakaşa havası açmak durumudur.

Bu noktaya herkesin dikkatini çekerim.

Vaziyetten hiçbir telâşım yoktur. Hâdiseler ne ihtilât gösterirse göstersin, CHP’nin kanun ve gelenek içinde kendi varlığını şerefle her güçlükten çıkara-cağına inanıyorum.

 

 

 

 

TESK Genel Kurulu’na Gönderilen Mesaj[18]

Kongrenize yürekten başarılar dilerim. Türkiye Esnaf ve Sanatkârları’nı, yurdumuzda ihtiyaç maddelerinin tedarikte orta halli ve ortadan daha yoksul vatandaşın geçiminde yardımda esaslı bir unsur olduğunu kabul eden bir partiyiz. Bu kanaat ile küçük esnaf ve sanatkârların emniyet içinde çalışmalarını sağlayacak tedbirlerin hararetle bekçisiyiz. Size, vazifenizde başarılar dilerim.

 

 

 

 

Cumhuriyetin 47. Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj[19]

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı büyük milletimize yürekten sevinçle kutluyorum.

Cumhuriyet Rejimi, yalnız halk rejiminin kurulmuş olması gibi müstesna bir başarı günü değildir. Cumhuriyet rejimi, vatanın istikbalini ebediyen kaldırmak isteyen galip yabancı devletlerin müttefik haline gelecek kadar, çürümüş imparatorluk devrinin şeyhülislamla mutabık olarak, Türk milletinin istikbalini kurtarmak isteyen vatandaşları, millet orduları ile beraber yok etmek isteyen imparatorluk devrinin, galip devletlerle beraber yenilmesinin bayramıdır.

O günleri, Türk milletinin o günkü kurtuluş çabasını, emelini, hedefini hiç unutmamalıyız.

Geleceğimizin sağlamlığı son padişahın şeyhülislamla beraber Türk milletini yabancılarla bir olarak ne yapmak istediğini yeni kuşaklara doğduklarından itibaren hep öğretmemize bağlıdır.

Geçen 47 senede millet böyle çalışmıştır. Binbir güçlüğü atlatmıştır. Atlata-mayacağı hiç bir güçlük, gelecekte yoktur.

Bu inançlarla sevgili milletimizi en büyük bayramında kutlamayı vazife biliyoruz.

 

 

 

 

Kars’ın Kurtuluş Günü Dolayısıyla Belediye Başkanına Gönderilen Mesaj[20]

Kars’ın kurtuluş yıldönümünü kutluyoruz.

Bu yıldönümü memleket ölçüsünde bir takdir ve sevinç kaynağıdır.

Millî Mücadele’nin en ümitsiz günlerinin ilk güneşi olarak doğmuştur.

Karslılar’ın sevinçleri yerden göğe kadar hakkıdır, hepimizin müşterek hak-kımızdır.

Karslılar’a mutluluklar dilerim.

Kars gününü yürekten kutlarım.

 

 

 

 

TBMM Başkanlık Seçimi ile İlgili Verilen Demeç[21]

Sayın Başbakan Meclis Başkanları seçimindeki güçlüğü, Anayasanın Grup kararı alamaması kaydına bağlamaktadır. Çektiğimiz güçlüklerin başlıca sebe-bini, sayın Başbakanın zihniyetinde olduğunu bu sözler apaçık göstermektedir.

Meclis Başkanlığı seçiminin bütün partilerin, bütün parlâmenterlerin öz malı olabilecek bir seçimle yapılması, demokratik rejimlerin tarihten gelen başlıca kaygılarıdır.

Köklü demokrasilerde çok zaman Meclis Başkanı azlık partisinden ittifakla seçilmektedir. Hattâ bu yolda tecrübe kazanan bir Meclis Başkanı’nın, yeni seçimlerde kazanması için, partiler onun karşısına rakip çıkarmamaya karar verirler.

Meclis Başkanları bu kadar güçtür, bunu yapacak olanlar o kadar dikkatle seçilmeye muhtaçtır.

Biz, kendi ölçümüzde, bunun örneğini geçmiş Millet Meclisleri’nde gösterdik.

Geçmiş tecrübelere göre, Meclis Başkanı’nın bir ilçe başkanı partizanlığı ile çalışmasına, asla yol açamayız.

Meclis Başkanının partiler üstünde bir görev sahibi olduğunu Sayın Başbakanın şimdiye kadar anlayamamış olması, çektiğimiz güçlüklerin temel sebebidir.

Gene iktidar partisinden, fikir istiklâli ile tanınmış, değerli bir insan buluna-bileceğine inanıyoruz ve öyle bir insan üzerinde oyların toplanmasını sağlamaya çalışacağız.

 

 

 

 

CHP Ankara Çankaya İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj[22]

İlçe Kongresi’ni, siyasî koşulların önemli bir zamanında yapıyorsunuz.

Siyasî partilerde çokluğu elinde bulunduranlar, memleket idaresine yeterlik bakımından, vatandaşın tartışmasına uğramaktadırlar.

Çokluk partilerinden iktidarda bulunan AP iç bünyesinde, ağır ve köklü sebeplerden dolayı çekişme halindedir.

AP’nin memleket idaresinde eksikleri, iktidar değişikliği olmadan ve uzun zaman geçmeden giderilemez.

Öteki çokluk partisi yani bizim Cumhuriyet Halk Partimiz, daha çok bizim iktidarımızı istemeyenlerin suni olarak yarattıkları, bir iç çekişme içinde göste-rilmektedir.

CHP’liler dile getirilen ve kendi içimizde her zaman olabilecek doğal tartış-maların etkisine karşı kaygısızlık göstermemelidirler.

Vatandaşın gözünde, yeterliği kaybeden bir iktidar karşısında, onun yerine geçecek bir parti yoktur gibi bir vehmi vatandaşın zihnine yerleştirmek iste-yenlerin cesareti kırılmalıdır.

Karşısında bulunduğumuz, aslında temelsiz bir bahaneden ibaret olan iftira-ları önemli görmemeliyiz.

Gerçek şudur ki, bugün, vatandaşın yaşamasını güçleştiren dertleri tedavi edebilecek, Cumhuriyet Halk Partisi’nden başka parti yoktur.

Biz, sosyal ve ekonomik konularla ciddî ve ülkücü uğraşmayı göz önünde bulunduran bir parti olarak, zamanın, iktidara aday olması gereken partisi durumundayız.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin, 50 yıldan gelen birikmiş ve insaf bilmeyen, sabit fikirli hasımları vardır. Bunların her birinin kendilerine göre bahaneleriyle uğraşamayız.

Bunların hepsi iç bünyemizde var gösterilen dedikoduları işlemektedir.

İlçe Kongresi’nin sayın üyelerine hitap ederken, bütün memleketteki CHP üyelerinden, dışımızdan fırsat bekleyenlere vesile vermemelerini rica etmek isterim.

Hepinize başarılar dilerim. Saygılar ve sevgiler sunarım.

 

 

 

 

Atatürk’ün Ölümünün 32. Yıldönümü Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj[23]

10 Kasım günü Atatürk’ü anmak ve O’na saygı göstermek, milletçe kutsal bir ödevimiz olmuştur.

Siyasal akımlar içinde Atatürk devrimlerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi siyasal hayatın doğal bir görünüşüdür.

Ben bugün bütün hizmetlerin üstünde, Atatürk’ü başlıca yönüyle değerlendirip, milletçe şükran borcumuzu, tartışmasız, o nokta üzerinde toplamak istiyorum.

Bu dediğim toplama noktası: Atatürk’ün askerî kurtuluş sevk-i idaresinin başlıca âbidesi olmasıdır.

Askerî kurtuluşu ümitsiz şartlar içinde temelinden düşünüp sonuna kadar sarsılmadan izleyen, bu uğurda her güçlüğü yenmesini bilen başlıca O’dur.

Kesin olarak inanmalıyız ki, Atatürk’ün askerî seferi ve zaferi olmasa idi, Türk Devleti kurulamayacaktı.

Eski-yeni bütün Türk kuşakları olarak yürekler dolusu sevgi ile, bir daha Atatürk’ün hatırasını derin bir minnettarlık duygusu ile anıyoruz.

 

 

 

 

Atatürk Devrimleri Üzerine Televizyonda Yapılan Konuşma[24]

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, 10 Kasım günü akşamı Ankara televiz-yonunda konuşmuş, “1970’in şartları içinde Atatürk devrimlerini nasıl değerlen-diriyorsunuz?” şeklindeki bir soruyu aşağıdaki şekilde cevaplandırmıştır:

“Atatürk devrimleri fırtınalara karşı dayanabilecek sağlam bir bünye kazan-mışlardır. Bugün Türkiye’nin siyasî hayatında partilere değer kazandıran konular, ekonomik ve sosyal niteliktedirler.

Yalnız Atatürk devrimlerinin lâik Cumhuriyet ilkesi, eskiden ve daima olduğu gibi, kapalı bir şekilde hücuma uğramaktadır. Yeni hücum, ‘korkmadan Müslüman’ım diyebilelim’ şeklinde yürütülmektedir. Hücum, bu sözün altındaki ‘Atatürk Cumhuriyeti, Müslümanlığı korku altına almıştı’ iftirasını beslemeye çalışmaktadır.

Geçmişteki siyasî çekişmelerin bulundukları dini siyasete alet çabaları gibi bu yeni kışkırtma ifadesi de, zaman ile kaybolacaktır. Çünkü; Atatürk devrimlerinin bilinçli savunucusu olarak her meslekten ve her yaştan büyük bir vatandaş kütlesi yetişmiştir. Bu savunucular zaman zaman güçlü tertiplerle karşılaşabilirler. Hattâ resmî yöneticiler saldırıcılara yardımcı veya müsamahacı gibi davranabilirler. Fakat savunucuların daima üste çıkacaklarına inanıyorum.

Lâik Cumhuriyet ilkesine karşı Atatürk devrimlerine son yılların en kaba saldırısı Yargıtay Başkanı rahmetli İmran ÖKTEM’in cenaze töreninde yapılmıştır. Tören resmî bir devlet töreni idi. Bütün kuvvetlerin kontrolü altında ve Adalet Bakanının huzurunda yapılıyordu. Olay daima Cumhuriyet tarihinin büyük irtica hareketi olarak acı ile hatırlanacaktır.

Cenaze namazında resmî memurlar görevden ısrar ile sakınabildiler. Resmî örgütlerin davranışlarından irticaa karşı ibret olacak bir ders çıkmadı. Yalnız bütün yüksek hâkimlerin yergi ifadesi olarak resmî ve heybetli yürüyüşleri, tarihe teselli olarak kaydolundu.

1970 yılında Atatürk devrimlerine karşı olanların en son hileleri, Atatürkçü görünerek işlerini yürütmektir. Devrim savunucuları için bu hilecileri ayırıp bulmak, en nazik ödev olmuştur.”

 

 

 

 

Fransa Eski Cumhurbaşkanı De Gaulle’ün Ölümü Üzerine Yayınlanan Mesaj[25]

General De Gaulle’ün ölümüne gerçekten çok müteessir oldum.

Son ziyareti, memleketimizde, büyük bir insanın saygı değer hatırasını bırak-mıştır.

General De Gaulle, Fransız vatanperverliğinin ve Fransa’nın vaktiyle başlıca medeniyet öncüsü durumunun tam izleyicisiydi.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hemen yalnız başına Fransa’nın yenilme-diğini ilân ederek, Fransa adına mücadeleye devam etmeye atılması ve vatan-daşlarını çağırması, Fransa’nın gerçekten ümitsiz bir zamanında müstesna bir vatanseverin hareketidir.

Fransa’da en değerli insanların, De Gaulle’ün çağrısını faydasız bir çaba say-dıklarını yakından bilirim.

Mücadele esnasında Fransa’yı zaferden, şereften pay almak için teşkilâtlan-dırmış, müttefikler arasında da çok güçlük çekmiştir.

Fransız tarihinde örnek bir yurtsever olarak daima yaşayacaktır.

Savaştan sonra da General De Gaulle siyasette belirgin bir devlet adamı olarak vaziyet almıştır.

Cezayir ihtilâlini bir çözüm yoluna bağlayabilmesi, büyük bir devlet adamı eseridir.

Sovyet Rusya ile münasebetleri, bloklar arasında düşmanlık yarışmasını azalt-maya faydalı olmuştur.

Düşünceleri ve tutumu bir yabancı için daima bilinmeyen bir taraf saklardı.

General De Gaulle, dünyanın takdiri önünde şan ve şerefinin tepesinde vatan-daşlarına saygı göstererek, gözlerini kapamıştır.

 

 

 

 

Hürriyet Gazetesi’nden Kurtul Altuğ ile TBMM Başkanlık Seçimi Üzerine Yapılan Söyleşi[26]

Soru: Parlâmentodaki başkan seçimi meselesinin halli için sizin gördüğünüz yol nedir? Başkanların en büyük gruba sahip olan partiden olması usulüne CHP’nin bir itirazı var mıdır?

Cevap: Bu yolu ben umumî efkâra söyledim. Meclislerin verimli çalışması, onların başkanları üzerinde, iktidar ve muhalefet partilerinin güven beslemesinin faydası bir kural olarak kabul edilmişti. Bu insan, iktidar partisinden olsa da, Meclis çalışması fikrini, parti içinde tertip fikrinden yüksek tutması istenir ve beklenir. Böyle bir adayı iktidar partisi kendi içinden bulabilir inancında samimîyiz. Bunu anlatmaya çalışıyoruz. Biliyorsunuz ki Meclis Başkanı’nın temel vasıfları üzerinde duruyoruz ve çokluk partisinden seçilmesine itirazımız olmadıktan başka, ona yardımcı olmanın çaresini arıyoruz.

Soru: Parlâmentonun itibarı konusu bugünlerde çok çevrede konuşuluyor. Türkiye’ye çok partili parlâmenter hayatı getirmiş bir kimse olarak sizce parlâmentoların itibarını ne yitirir, ne kuvvetlendirir?

Cevap: Parlâmentoyu muntazam çalışmaktan alıkoyan ve onun itibarını zedeleyen başlıca kusur, Başkanlık Divanı’ndan gelir. Meclisi, Anayasa düzeninde işletmesini bilen bir başkan, Meclisin itibarını her güçlüğe karşı koruyabilir. Bu sualinizde nihayet birinci sualinize dayanıyor.

Soru: Demirel’in meşhur ettiği ‘Kasım kuşkusu’ hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Bir politika adamının özellikle, başlıca idare yetkisinde olan zatın kuşku içinde olması memleket için talihsizliktir. Kuşku, Sayın Başbakanda görülüyor. Ne kuşkusudur bilmiyoruz. Bilsek memleketi idare eden zatın kuşkudan kurtulmasını gerçekten arzu ederiz.

Halde zannetmek istemem ki Sayın Başbakanın kuşkusu kendi şahsını düşünmesindendir. Şahsî düşüncelere değinen bir kuşku yoksa, başka kuşkulardan memlekete güçlük çıkmaz. Sayın Başbakan eğer kendisi ayrılırsa memleket ne olur? diye düşünüyorsa, bu üzüntü tamamen yersizdir. Tekrar edeyim, memlekete bir şey olmaz. Çok halde de hem kendisi, hem memleket için iyi olur.

 

 

 

 

Ankara Parti Örgütündeki Tartışmalar Üzerine CHP Örgütüne Gönderilen Genelge[27]

Ankara Parti Teşkilâtı’ndaki çekişmeler üzerine, partili arkadaşlarla bir iç sohbet yapmak istiyorum.

Ankara’da parti içi seçimler ve kongrelerle ilgili ihtilâflar bazı açık şikâyetlere yol açtı.

Aslında hiziplerin çekişmesi karakterinde olan olaylar, Aleviler aleyhinde bir tertip kuşkusu ile, mezhep ihtilâfı şekline sokulmak veya öyle gösterilmek istendi.

Türkiye’de Sünni-Alevi ihtilâfını kökünden halleden, lâik Cumhuriyet prensibi olmuştur. Lâik Cumhuriyet’le, milletimizin kazandığı tam bir bütünlüktür.

Lâik Cumhuriyet sırasında anlaşılmıştır ki, Sünni ve Alevi topluluklar ara-sında Türkçe’yi, öz Türk dilini aynı zevkle ve inançla kullanan, aynı kültürü ve dünya görüşünü benimseyen vatandaşlar yetişmektedir.

Samimî kanaatimi tekrar edeyim: Türk milletinin bütünlüğü lâik Cumhuriyet’le sağlanmıştır.

Lâik Cumhuriyet aleyhinde bulunan asırların getirdiği taassup akımı çürütül-müş, tesirsiz hale getirilmiştir. Fakat şimdi de, bunun yerine, gerek Sünniler, gerek Aleviler arasından bazı politikacıların, seçim mücadeleleri ve hizipleşmeleri yüzünden giriştikleri çekişmeleri, Sünni-Alevi ihtilâfına bağlayarak yürütmeye çalışmaları ortaya çıkmıştır.

Her partide bu hastalık olabilir. CHP’de bu hastalığı kökünden kazımak kesin kararımızdır. Bu uğurda en kuvvetli silâhımız, lâik Cumhuriyet’in bilin-cine varmış olan her mezhepten samimî Türkler’in sarsılmaz kararıdır.

Temas ediyorum, yakında biliyorum: Gerek Sünniler, gerek Aleviler ara-sından, milletin inanç ve saygısına layık olan bütün insanlar, tarihten gelen mezhepçilik âfetinin mutlaka tedavisi gerektiği kanısındadırlar.

Ankara’da, gözümüzün önünde böyle bir hastalığa asla müsaade etmeyeceğiz.

Parti içi seçimlerin, mezhep ihtilâflarına bahane olarak kullanılabilecek biçimde cereyan etmesine Partimizde asla müsaade edilemez. Bu konudaki şikâyetleri yakından tâkip etmekteyim.

Partili arkadaşlarımdan yardım isterim. Lâik Cumhuriyet’i kuran CHP’nin, onu her fırtınaya karşı koruyan başlıca kuvvet olduğunu vatandaşlarımıza göstermek borcumuz olduğunu asla gözden uzak tutmayacağız.

 

 

 

 

CHP Parti Meclisi Toplantısında Silahlı Öğrenci Hareketlerine İlişkin Yapılan Konuşma[28]

“Nazik bir zamanda toplanıyoruz. İç ve dış büyük meseleler karşısındayız. Meclis açıldıktan sonra bir ay süre ile parlâmentonun memleket işleri ile uğraşamamış olması duruma daha çok etki yapmıştır. Meclis meselesi halloldu. Bundan sonra Meclisler memleketin büyük meseleleri ile meşgul olacaktır. Üzerinde çalışacağımız meselelerin her zamankinden çok daha karışık güç ve önemli olduğunu bilerek toplanıyoruz. Muhtelif meseleler üzerinde görüşlerinizi alacağız. Önümüzde bulunan başlıca meseleler öğrenci hareketleri olarak görünüyor. Her zaman ilân ettiğimiz gibi silâhlı öğrenci, öğrenci hayatının tamamen çığırından çıkması devri demektir. Silâhlı öğrencilere artık Atatürk’ün hitap ettiği gençlerin varisleri gözüyle bakmak kolay değildir. Bu şartlar altında toplanıyoruz. Bunun yanında dış emniyet de herkesin zannettiğinden ve kapalı olmasından kıyıda köşede kalmış görünmesine rağmen daha önemli bir gelişmedir. Mümkün olduğu kadar bu meseleleri enine boyuna görüşeceğiz. İktisadî ve malî vaziyet hakkında bir şey söylemeye lüzum yok.

Bunların hallini ve gelecek sıkıntıları memleket içinde, aklı başında herkes görmekte ve eliyle kavrar gibi, vuzuh ile aklı ile kavramaktadır.”

(...)

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, Parti Meclisinin dünkü toplantısına girerken, gazetecilerin son gençlik olaylarına ilişkin sorularını cevaplandırmış ve şöyle demiştir:

“Son derece üzüntü verici olaylar, son derece müteessiriz. Başından beri söylüyorum, silâhlı öğrenci olmaz diye.

Silâhlı öğrenci, fiilen ve zihniyeti itibariyle ortadan kalkmadan düzeni inti-zama koymak mümkün değildir.”

 

 

 

 

Ramazan Bayramı Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj[29]

Ramazan Bayramı’nı vatandaşlarıma yürekten kutlarım.

Bayram vesilesiyle geçirilecek bir iki sakin günün vatandaşlarıma, gelecek çalışma günleri için, düşünce ile ve bedenle bir hazırlık devri olmasına ayrıca niyaz ederim.

 

 

 

 

CHP Parti Meclisi Toplantısında Parti Gelirleri ve Aidatları Üzerine Yapılan Konuşma[30]

Parti Meclisi’nde malî sorunlar üzerinde görüşlerini açıklayan İnönü’nün, partinin gelir sağlaması için partili üyelerden muhakkak âidat alınması tavsiyesinde bulunduğu öğrenilmiştir.

Parti gelirleri üzerinde ısrarla duran İnönü, CHP’nin durumunu eleştirmiş, malî kaynaklar konusunda da özetle şunları söylemiştir:

“Biz, bu büyük ticaret erbabından yardım görmeyiz. Zaten verseler de biz almayız. Çünkü bir verdiklerinin bin tahsilini isterler. Her şehirli üyemiz yılda on, her köylü üyemiz yılda beş lirayı düzenli şekilde verecek hale gelmezse, yakın bir gelecekte partinin kapısına kilit vurulur.”

İnönü, büyük ticaret erbabının partilere yardımları konusunda örnekler vermiş, partili üyelerden aidat tahsilini, çıkar yol olarak göstermiştir.

 

 

 

 

Bayram Gazetesi’nin “Liderlerin Birbirlerini Tanımlamasına” Yönelik Sorusuna Verilen Yanıt[31]

–Nalan Seçkin’in Haberi–

(...) Sorduk aynı soruyu. Ve İsmet İnönü’nün kahkahası çınladı TRT’nin TBMM’deki bürosu önünde. Hem de üç perdelisinden bir kahkaha!

– Cevap yok mu Paşam? dedik. “Yok, yok, yok..” oldu karşılığı.

Denedik:

– Paşam cevap yok mu?

Ve karşılığı aldık:

“– Böyle bir tılsım bilmiyorum ben. Cevabım bu..”

 

 

 

 

Kadınlara Seçme ve Seçilme Haklarının Tanınmasının 36. Yıldönümü Dolayısıyla AA Muhabiri Nalan Seçkin’in Sorularına Verilen Yanıtlar[32]

Soru: 11 Aralık 1934’de kadına seçme ve seçilme hakkını veren Anayasa değişikliği yürürlüğe girdi. Size göre 36 yıllık süre içinde kadının Türk siyasî hayatındaki etkisi ne olmuştur?

Cevap: Kadın haklarının ilân ve tatbiki, Türk milletini bütünlemiştir. Kadın hakları olmaksızın toplumumuz ister istemez, hak sahipleri erkekler ve hakları hattâ fiili durumları kapalı ve yarıdan az olan kadınları ile bütün sayılmazdı. Kazancımız bütünlüğün kuvveti ve bütün neticelerdir.

Soru: Türk kadını bugün parlâmentoda bir oranda temsil edilmektedir. Bu oran sizce yeterli midir?

Cevap: Oran yeterli değildir. Oranın azlığının nedeni, toplumdaki eski kadın durumunun sanıldığından çok daha geride olmasındandır. Büyük güçlük, kadınların yetişmemiş olmasından ziyade, erkeklerin yetişmemiş olmasından ileri geliyor.

Soru: Bir lider olarak parlâmenter kadının ne yapması gerektiği inancın-dasınız?

Cevap: Kadının tabiî olarak ailede ve toplumda görevinin özelliği vardır. Bu özellik, kadının bütün siyasî faaliyetinde kendini gösterecektir.

Soru: 36 yıllık süre içinde kadına tanınan her türlü hak sizce yeterli midir?

Cevap: Nazari olarak yeterlidir. Meselâ yetişmekte, yani kültür yetişmesinde ve başta erkeğin, sonra kadının bütün topluma yürekten inanmasındadır.

Soru: Kadının bugünkü durumu Türkiye’ye neler kazandırmaktadır?

Cevap: Kazancın sınırı yok. Milletin yarısı, yarımlıktan kurtuluyor. Bunun şimdiye kadar aldığımız neticeleri ferah vericidir. Ancak gelecek günler çok daha feyizli olacaktır.

Soru: Kadın kalkınmada etken olabiliyor mu? Olamıyorsa ne yapmak gerekir?

Cevap: Kadın kalkınmada etken olacaktır. Yetişme ve ilerleme ihtiyacı bu soruya cevap sayılır.

 

 

 

 

CHP Kırklareli Babaeski İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj[33]

Kongrenizi sevgilerle selâmlıyorum. Kongrenizde bulunmak istiyordum, Trakya’da çoktan beri borcum olan geniş bir ziyaret seyahatini bir türlü yapamadığım için üzgünüm. Hasretim engindir. Bilirsiniz ki, buluştuğumuz zaman sevincimiz de o kadar büyük olacaktır.

Babaeskililer, sevgili arkadaşlarım, siz Cumhuriyet Halk Partisi’nin kalkın-masında öncü olan merkezlerimizden birisiniz. Vatandaşımızın senelerden ve senelerden beri Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelen haksız inkârlar ve iftiralar arasından Cumhuriyet Halk Partisi’ni tertemiz bulup çıkarması için sabırla çok çalışmak lâzım geldi. İyi sonuçların müjdesi kapımızdadır. Büyük vazife günleri bizleri bekliyor. Ve bu vazifeleri başarabilmek için en yetkili siyasî örgüt Cumhuriyet Halk Partisi görünüyor. Bugünlere hazırlanınız. Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar günlerinde yetiştirdiği ve muhalefet günlerinde ümit bağladığı hiç umulmayan insanların ne karakter gösterdiklerini bilirsiniz. Hepsi mahcup oldular ve şifasız bir surette mahcup kalacaklardır. İyilik bizden, vefasızlığa sabır ve tahammül de bizden olsun amma memleket hizmetinde herkesin hakkına göre oy vermek borcumuz olduğunu unutmayalım.

Sevgili vatandaşlarım, sevgili Babaeskililer, kongre çalışmalarınız ciddî olsun. Verimli olsun. Trakya’nın ve memleketin sorunlarına ışık tutsun. İki noktayı iyi bilmeniz önemlidir. Birisi Cumhuriyet Halk Partisi içinde sizi tedir-gin edecek hiç bir ihtilâf yoktur. Buna emin olunuz. Babaeski’de de aramızda bir ihtilâf çıkmasın. Buna çok ehemmiyet veririm. İkinci önemli nokta şudur: Şimdiye kadar bizim partimizin dışında, hattâ karşısında bulunmuş olan, şimdi ümitlerini kaybetmiş, vatan derdine düşmüş hemşehrilerimize geçmişten kalan hiçbir kırgınlık göstermeyiniz. Siyasal hayattaki başarısına göre yön tutmak, oy vermek vatandaşın hakkıdır. Bu hakkında isabet etmiş veya yanılmış vatandaşa darılmak olmaz. Gerçeği gördüğü zaman onu güler yüzle karşılama lâzımdır. Bu sözlerin Trakya’da içinde bulunduğunuz muhitte özellikle dikkat edeceğiniz sorunları dile getirmektedir. Onu kazanırken kimseyi incitmemeye dikkat ediniz.

Sevgili Babaeskililer, sizinle konuşurken bütün Trakya’ya hitap ettim. Size yürekten dileklerimi ve saygılarımı sunarım.

 

 

 

 

CHP Tekirdağ Çorlu İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj[34]

Sevgili hemşehrilerim, Çorlulular, kongrenizi yürekten selâmlıyorum. Sizi görmeye hasretim çoktur. Ödevimi biliyorum. Eksiğimi bana bağışlayacağınız ümidi bana teselli veriyor. Aziz Çorlulular, siyasî hayatımızın en önemli devrinde kongre yapıyorsunuz. Kongrenizden memlekete Cumhuriyet Halk Partililer’in birbirleriyle nasıl dost oldukları Cumhuriyet Halk Partisi’nin memleket hizmetine ne kadar iyi hazırlanmış bulunduğunu manâsı çıksın.

Çorlu deyip memleketin [herhangi] bir kongresinde olduğunuzu sanmayınız. Çorlu’daki Cumhuriyet Halk Partisi’nin havasının ne olduğunu, ne olacağını bütün memleket dikkatle gözleyecektir. Bu dikkatin sebebi, önümüzdeki iktidarın Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelmiş olmasındadır. Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi bu yöneten iktidarı alabilecek mi, bunun imtihanını vermektedir. Bütün ilçe kongreleri, bütün Cumhuriyet Halk Partisi içindeki olaylar ufukta gözüken iktidar partisinin değeri hakkında mihenk taşı olacaktır.

Sevgili Çorlulular, siz vatanımızın yetişmiş yerlerinden birisiniz. 1950’lerde demokratik rejimi kurmak için tek parti devrinden geçtiğimizi hatırlayanlarınız çoktur. Bu hatırlayanlar içinde, memleket alıştığı bir yolda yürüyüp giderken demokrasi rejimi diye bir çekişme devri açtığımız için, bizi hatalı görecekler de bulunacaktır. Bu noktada Cumhuriyet Halk Partisi’nin büyük hizmetlerinden birini yapmış olduğunu, bugün de içten bir inanışla size söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi’nin ne kadar ehliyetli ve iyi niyetli olduğunun anlaşılması 20 senelik çekişme devrinden sonra anlaşılabilmiştir. Kimsenin söylemeye alışmadığı bir devir ne kadar devam etse, o devir bir gün mutlaka bitecektir. Ve bittiği zaman, bizim bıraktığımız gibi olmayacak, daha kırıcı, daha yıkıcı hamlelerle olacaktı. Ve bir kurtuluş sanılacaktı. Kendi elimizle vatandaşı tecrübe etmeğe ve düşünmeğe bıraktık. Bu güne geldik. Şimdi, önümüzde ciddî sorunlar var. Memleketin kalkınmasının bugünkü ellerde olamayacağını artık her vatandaş görüyor. Sade vatandaşın inancı bizim yanımızdadır. Bu inancı değerlendirmek bizim elimizde kalmıştır. Geçmişten hiç bir kırgınlık beslemeyeceksiniz. Vatan hizmetinde Cumhuriyet Halk Partisi bütün yanılmışlara çare arayan dertlere kucağını açmıştır. O gözle oy vere-cekleri karşılayacaksınız.

Sevgili vatandaşlarım,

Parti Merkezi İdaresinde çekişme ve tutarsızlık olduğuna inanmayınız. Merkezde ve grupta bütün yetkililer önemli vazifelere hazırlık içindedirler. Vazife sahibi insanların, meseleler konuşulurken tartışmalarını kırgınlık zannetmeyiniz. Hepimizin gözü sizin gibi, memleketin işlerinin düzelmesinde, vatanın bir an önce kalkınmasında, bugünkü devlet ve hükûmet yokmuş gibi rast gelenin sokağa hâkim olduğu çekişmesinin sona ermesindendir. Cumhuriyet Halk Partisi, içindeki sükûnet, güven verici düşünme ve davranma ümidi bütün çarelerin başıdır.

Sevgili Çorlulular,

Yeni kalkınma ve huzur içinde çalışma devrinin başlangıcı olarak, Cumhuriyet Halk Partisi’ni aldatmış olan, onun yetiştirdiği vefasızların hâlâ devam eden aldatma isteklerini kabul etmemektedir. Yeni vazife günleri, sınanmış devlet adamlarının elinde, temiz ellerinde başarıya ulaşabilir. Bu vazife işçileri Cumhuriyet Halk Partisi’ndendir. Bunları seçmek ve sınanmış olan gafilleri reddetmek seçmenin elinde ve seçmenin sandık başına gitmesindendir. Memleketin önünde bulunan ihtimalleri, hepsinin başında yeni büyük seçim ihtimalîni gözlerinin önüne seriyorum.

Çorlulular, sevgili vatandaşlarım, kongrenizden başarılı çıkmanızı dört gözle tâkip edeceğim. Size sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Gençlik Hareketleri Üzerine Yapılan Konuşma[35]

Saygı değer arkadaşlarım,

Memleketimizin iç politikası ile dış politikasının her yönünü tesir altında bırakan iç siyasî olaylar karşısındayız. Bu olaylar siyasî partiler içindeki çekişmeler ve çözülmeler yanında gençlik olayları adı altındaki saldırılar şeklinde görülmektedir.

Partiler içindeki çekişmeler, her birinin partisine ve özelliğine göre, vatan-daşın ilgisini çekiyor. Ancak gürültülü ve kanlı saldırıların bütün milletin göz nuru evlâtlarının çalışmalarını ve öğrenmelerini imkânsız hale getiren facialar halinde devam etmesi bugün milletimizi ve bütün aileleri yakından üzüntü ile düşünür bir hale getirmiştir. Denebilir ki, gençlik olaylarının ne olduğu ve nasıl düzeleceği milletin en önde [gelen] meselesidir. Bütün fikirler bu mesele ile meşguldür.

Sayın arkadaşlarım,

Son günlerde gençlik grupları ve sonra parti temsilcileri arasında yapılan açıklamalar iç politikamız hakkında oldukça aydınlatıcı işaretler vermiştir. Gençlik başlıca üniversitelerde faaliyette olarak çeşitli gruplara ayrılmıştır.

Bu gruplar içinde gençlik ve öğrencilikle bağdaşır faaliyette bulunanlar, vakarla davrananlar büyük öğrenci kitleleri halindedir. Fakat artık şu noktada millet ve bütün aileler ruhen ve fikren bilmektedirler ki, eğitimde bulunan gençliğimiz zorba gruplarının baskısı altında artık okumak, öğrenmek ve Türk istikbalinin evlâdı olmaya hazırlanmak imkânından yoksundurlar. Bu gençlik bugünkü ortamın devamı halinde belki diplomasını alır. Fakat onlar, ruhlarında ve bilgilerinde Türk istikbalini ehliyetle yönetecek kudretten, büyük ölçüde eksik kalırlar.

Eğitim bakımından görüyorsunuz ki, en büyük ziyanımız, en önemli ihtiyaç-larımızdan biri olan üniversite öğretiminin her yönü ile düzenini ve etkenliğini kaybetmiş olmasıdır. Bu düzenin bir an önce yeniden kurulması, öğrenci-öğretim üyesi arasındaki saygı ve koruma ilişkisinin tesisine ve üniversite içi ve dışı her türlü zorbalığın önlenmesine bağlıdır.

Bu konuda herkese, üniversite yöneticilerine, öğrencilere ve hükûmete düşen ciddî görevler vardır. Diğer reformların hepsi bundan sonra gelmek lâzımdır.

Bizim öğrenci hareketleri için ilk günden beri koymaya çalıştığımız teşhisler, kendileri tarafından iki sene sonra açıkça söylenmiştir.

Vatan bütünlüğünü gözden çıkardıklarını endişe ile izliyorduk

Genç-yaşlı politikacılardan bir grubun vatan bütünlüğünü aşırı sosyalist eğilimler altında gözden çıkardığını endişe ile izliyorduk. Kanımız odur ki, bunlar nereden bu ideolojiyi aldılarsa, masum genç kitleden bir kısmını zehirlemek ve memlekete bağlarını gevşetmek yoluna sevk edebilmişlerdir. Türk halkı yerine, “Türkiye Halklarını” çıkarmışlar ve Türk Devletinin milletler ailesinin barışçı, medeniyetçi bir üyesi olmak idealini tahrip etmeyi ilk hedef almışlardır.

Bir zamanlar, imparatorluk tarihinin en tedbirli, en ihtiyatlı olması lâzım gelen bir tamir devrinde, bütün dünyayı zaptetmeğe kalkışan cahilane iddialar peşinde, ülkenin tam bir çöküntü ile sona erdirildiği unutulmamalıdır. Millî Kurtuluşu idare edenlere, en ümitsiz günlerinde ve en kesin zaferinde tedbir ve ihtiyat, ölçü ve denge geçen tecrübelerden ışık tutmuştur.

Bizim kanaatimizce, Türkiye esaslı kalkınmasını sağlamak için bütün imkânlarıyla ve can havli ile çalışmak devrine girmek mecburiyetindedir. Kısır ve hayal maceralara kapılmamak mecburiyetindedir.

Memleketi tahrip etmek isteyenler

Memleketin dış politikasına bugünkü karışıklıkların verdiği zararları kısaca söyleyeyim:

Ben dış politikada vaziyetimizi anlatırken, Birleşik Amerika’ya ve Sovyet Rusya’ya karşı düşmanlık yapılmamasını söylemiştim. Memleketi tahrip etmek isteyenler, dış politikada Sovyet Rusya ve Birleşik Amerika’ya karşı düşmanlığı ön safa almışlardır. Düşmanlık güdenler, bir tarafa karşı o kadar gözü kapalı ve şuursuz saldırıyorlar ki, ileride de Devletin politikasını düzeltmek imkânsız hale gelebilir. Millî Kurtuluş ve bütün Atatürk devri, dış memleketlerde dostluk ve müşterek menfaatlerde beraberlik arama kaygısına dayanmıştır. Böyle bir kaygıyı, ancak bağımsız devletler taşıyabilir ve yürütebilir. Uluslararası münasebetleri gözü kapalı bir bağımlılık sayan iptidai anlayış, Türkiye’nin hayatına hiçbir zaman girmemiştir.

Arkadaşlar,

Cumhuriyet Türkiye’sinin temelinde ve sökülmez geleneğinde vatanın ve milletin bütünlüğü vardır. Bu temel, yeni Anayasamızın da kıskançlıkla muha-faza edilecek bir hükmüdür.

Bazı kimseler gençlik içine sızmış bir grup yaparak, bilimsel sosyalizme “Türkiye Halkları”nı hazırlamak iddiası peşinde Türkiye vatanını parça parça etmek yolunu tutmuşlardır. Türkiye Cumhuriyeti, Türk milletinin idaresi altın-daki Türkiye’de etnik grup meselesine büyük mübadeleler ile son vermiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bugünkü bütün Türk vatandaşlarının gönül rızası ve el birliği içinde mücadelesiyle kurulmuştur. Bugünkü vatandaşlar arasında en küçük köy hizmetinden, en büyük Devlet Başkanlığına kadar bütün vatandaşlar için yetişme ve erişme olanağı vardır. Türk Devleti böyle kurulmuştur. Bunun içine etnik mesele karıştırmak yalnız başına vatan dışının arzusudur.

Gençlik grupları içinde örf ve adet, yani gelenek korumak dâvası ile silâhlı mücadele yapanlar, aslında Türkiye içinde asırlardan gelen mezhep ve bölge ihtilâflarını uyandırmak istidadındadırlar. İster istemez dine dayanmaktan da faydalanacak olan, Hitler usulü şoven Nasyonalizmin öncüsüdürler. Türkiye Cumhuriyeti, lâik bir Cumhuriyettir. Vicdan hürriyetinin manâsı, lâik Cumhu-riyet ile vatandaş hürriyetini emniyete almaktır. Adalet Partisi iktidarı, o eğilimde olduğu için gelenekçi silâhları korumuş ve yetiştirmiştir.

İlk alınacak tedbir

Arkadaşlarım,

Öğrenci konularının ümit veren ve kolay olan tarafı sağcı ve solcu aşırıların dışındaki, örgütlenmiş ve örgütlenmemiş öğrenci sayısının büyük çoğunlukta sağ duyulu olmasıdır. Karşısında bulunduğumuz dert, aşırı sağcı ve aşırı solcu, silâhlı ve talim görmüş hepsini toplasanız bin kişiye varmayacak, öğrenmekle ilişiğini kesmiş insanların, silâh kuvvetiyle öğrenci seçimlerini zorla kazan-malarıdır. Üniversitedeki öğrenci seçimlerine bütün öğrencilerin emniyet içinde katılmaları sağlansa, sadece bu tedbir bile, sağ duyuluların mı, yoksa aşırıların mı kuvvetli olduğunu meydana çıkarmaya kâfi gelecektir. İlk alınacak tedbir budur. Bir kanun meselesi değil, emniyet altında bir öğrenci seçimi meselesidir.

Saygı değer arkadaşlarım,

Öğrenci derdi, aslında hükûmet derdi meselesidir. Adalet Partisi iktidarı ilk günden itibaren bütün seçimlerde, “korkmadan Müslümanız” diyerek seçime girmiş, her türlü sosyal ve ekonomik dâvaları düşman bir zihniyetle karşısına almıştır. Hükûmet “korkmadan Müslümanız” diyelim ve “Büyük çoğunluk ve-rin ki, siyasî afları toptan çıkaralım” ve “özel teşebbüse hazineden yardım edelim” şekli altında siyasî ve iktisadî bir çehre ile memleket siyasetini yürüt-müştür. Adalet Partisi iktidarı bu esas görünüşünde ifratlara kadar gitti. Düşünü-nüz ki, Devletin Yargı Başkanı öldüğünde resmî tören yapılırken rahmetli Başkanın cenaze namazını kıldırmaya önem vermedi, karşı çıkanları durdur-maya cesaret edemedi. Bugün devleti ve Hükûmeti idare edenler, kendi devirle-rini bir irtica devri olarak kaydettirdiler. Bütün Yüksek hâkimlerin gösterdikleri üzüntü ve kınama Cumhuriyet tarihinde daima anılacaktır.

Bugün, Adalet Partisi adına iş başında bulunan Hükûmet, iktisadî ve siyasî konuların hiçbirisinde samimî olmadığını göstermiştir. Bugünkü idarecilerin, güven verecek bir kudreti de kalmamıştır. Devletin emniyet kuvvetleri ve polisleri sokak olayları karşısında feryat şekline varan bütün uyarmalara rağmen tarafsız kullanılmamışlar ve kendilerini halkın yardımından mahrum etmişlerdir. Yetiştirdiği komandolar, zabtolunmaz hale gelince, onları istediği yola getirmek için gösterdiği çabalar tarafsız bir adalet icabı sayılamıyor.

Çünkü; polisin taraflı kullanılması, komandoların ilk gününden beri o kadar ısrar ile belli olmuştur ki, kimse bugünkü değişmeye itimat edemiyor.

Dikkat ederseniz, idarede taraflı ve adaletsiz olmaktan bahsetmiyorum. Polisin taraflı kullanılması başlı başına bir derttir. İdare cihazının kullanılması aynı cinsten başka bir derttir.

Devlet başkanının önemli yetkisi vardır

Sevgili arkadaşlarım,

Bütün sorunların hal çaresi, demokratik rejim içinde mevcuttur. Hükûmet buhranları da, bunun içindedir. Devlet Başkanının önemli yetkisi vardır. Büyük Millet Meclisi başlıca çare kaynağıdır. Bundan sonra, vatandaşın sorumluluğu gelir.

Her konuda her türlü güveni yitirmiş bugünkü hükûmet

Görüyorsunuz ki, demokratik rejim bu yetkiler dışında kimseye yetki tanımaz.

Üniversite konusunda, siyasî haklar konusunda ve iktisadî ve sosyal politika da ısrar ile her türlü güveni yitirmiş olan bugünkü Hükûmetin elinde bu dertlerin hiçbirisi halledilemez.

Aslında, bugünkü dertlerin bütün müeyyideleri mevcuttur. Bunları uygulayacak Hükûmet eksiktir. Bu Hükûmetin yetki noksanından bahsetmekte güven sağlayacak hiçbir tarafı yoktur.

 

 

 

 

Veteriner Hekimliği Öğretiminin 128. Yıldönümü Dolayısıyla Düzenlenen Törende Yapılan Konuşma[36]

(...)

Veteriner Fakültesi dekanının konuşmalarının kendisine ilham ve fikir verdiğini ifade ederek sözlerine başlayan İnönü, Veteriner Hekimliği’nin kısa bir tarihçesini yaptıktan sonra şunları söylemiştir:

Türkiye’nin büyük meselesi kalkınmadır

“–Şimdi arkadaşlarım bugün için Türkiye’nin büyük meselesi kalkınmadır. Siyaset cereyanlarımız kalkınmayı bir an evvel yapmak, en iyi yapmak dâvasındadırlar. Siyasî akımların, resmî akımların, özel arzuların altında yatan iyi niyet ve samimî arzu budur. Tabiatıyla Cumhuriyet rejiminde, vatandaşların fikirlerini serbestçe ve cesaretle söyledikleri bir gelişme devrinde kalkınma meseleleri, siyasî meselelerimiz tartışma konusu olacaktır.”

İnönü, “Siyaset insanları olarak aramızdaki münakaşaları beraber geçirdiğimiz böyle mutlu bir günün zevkli sahnesine getirecek değilim” diyerek sözlerine devam etmiş ve ekonomimizin temel sorunlarından biri olan hayvancılık konu-sundaki görüşlerini geniş ve etraflı olarak açıklamıştır.

CHP Genel Başkanı konuşmasının sonunda öğrenci olaylarına ve dış ilişkilerimize de değinmiştir. İnönü, öğrenci olayları ile ilgili olarak demiştir ki:

“Şimdi arkadaşlarım dekanın konuşmalarından anladığıma göre Veteriner Fakültesi’nde, öğrenci ve öğretim üyesi münasebetleri oldukça iyidir. Hattâ ol-dukçadan fazla tamamıyla bugünkü şartlara göre iyidir demek mümkündür. Bu münasebetin iyi olması, verimli olması bizim için ışıktır. Öğrenci hayatımızın henüz sükûnete ve intizam ile işlemeye başlamasına kavuşmadığımız bir zamanda Veteriner Fakültesi öğrenci ve öğretim üyesi münasebetleri çok daha iyi bir halde işliyorsa, bu bizim için bahtiyarlıktır. Bunu Veteriner Fakültesinde hepinizi tebrik etmek için bir vesile sayarım. Öğrenci ve öğretim üyesi ilişkilerinin karşılıklı saygı, koruma esasları içinde herkes hür memleketin, hür öğrencileri olarak düşündüğünü söyleyebilir, ama nihayet ödev gelir, öğrenme gelir, memlekete hizmet etme gelir, bunlar şakaya gelir konular değildir. Ben bir yerde boykotla işgalden şikâyet ettikleri zaman, gazetecilerin sıkı bir sorusuna maruz kaldığım zaman ‘İşgal ile boykot birbirinden farksızdır’ dedim. Bunu azizlik yapmak istediler. İşgali boykot gibi zararsız gösterip, işgale teşvik ediyor diye söylenen sözler haksızdı. Benim maksadım işgal ne kadar zararlı ise, boykot da o kadar zararlıdır demektir Öğrenci gelecek, imtihana girmeyecek, silâh taşıyacak. Ben böyle bir öğrencilik tanımıyorum. Öğrencinin bütün taleplerinde hakkı vardır. Ama bütün bunlar öğrenme vazifesini ifa ettikten sonra gelir.”

İnönü daha sonra dış politika konusunda öğrencilerin tutumu ile ilgili olarak şunları söylemiştir:

Öğrenciler arasına karışan yabancı unsurlar

“Bilhassa zamanımızda öğrenci meselesi çok daha nazik olmuştur. Çünkü iyi niyetli, geniş bir öğrenci kitlesi lâik bir memleketi, dünyalara meydan oku-muş bir memleketi istikbalde idare etmek iddiasında bulunan ve istikbalde idare etmeye hakkı olan bir öğrenci kitlesi Cumhuriyet Türkiyesinin temsilcileridir, bizim öğrencilerimizdir. Bütün umutlar üzerindedir. İstikbalimizde bizim yapabileceğimizden çok daha fazlasını, onların mükemmelen yapacağına inanıyoruz. Bu inancımızı, bu niyetimizi öğrenciler içine karışan yabancı unsurlar kendi maksatları için kullanmak istiyorlar. Öğrencilerimiz bunlara kesin olarak karşı koymalıdırlar.

Mutlaka uyaracağım, sonuna kadar dinleyeceğim

Burada politika yapıyorsak, herkesin vazifesi var ise, biz politika olarak memleketin dış siyasetinde bugünkü dünya vaziyetine göre Amerika’ya karşı ve Sovyet Rusya’ya karşı düşmanlık yapmayalım. Eğer böyle bir kanaat söylediysem, kendi kanaatimdir, sahip olduğum kanaattir. Durup dururken memleketi boş düşmanlığa sevk etmekte fayda yok, zarar vardır. Öğrencinin bir meseleye düşman olması, düşman görünmesi herhangi bir meseleyi, bir dış politika meselesini yanlış değerlendirirse, memleket mutlaka zarar görür. Bu kadar iyi niyetli bir öğrenci kitlesinin dış memleketlerin aralarındaki rekabete dolayısıyla vasıta olacak bir vaziyette olmasını arzu etmeyiz. Mutlaka uyaracağım. Sonuna kadar söyleyeceğim. Dış politikanın kendine mahsus usulleri vardır. İç politika üzerinde, iktidar-muhalefet münasebetlerinde görüyorsunuz bir tek kelime söylemedim, söylemeyeceğim.

Bilhassa öğrenciler ve öğretim üyelerinin beraber bulunduğu bir yerde bu dış düşmanlık meselesinin işlenmesinden ciddî endişe ediyorum.

Benim sözüm şudur: Devletlerin mesulleri ile görüşürken, yarı şaka yarı ciddî, onlara da söylemişimdir. Mücadele ederken büyük hacimli bir devletin, cüssesi daha ufak bir memleketle ittifak halinde bulunması küçük devletin bir kaplanla bir yatakta yatmasına benzer. Muharebe içinde ittifak halinde bulunurken, dertler sulh zamanında olan münakaşalardan daha az değildir. O zaman bir ülke meselelerini birbirleriyle görüşürler. Ondan sonra da beraber omuz omuza düşmanla muharebe ederler. Her memlekette böyledir.

Hiç bir devleti Türkiye’den üstün saymam

Sonra dikkat edelim, bugünkü edebiyatta Amerika ile Sovyet Rusya’dan bahsederken süper devletler der, üst devlet der.. Bir defa bu tabiri kullanmış ve demiş değilim. Hiçbir devleti Türkiye’den üstün saymam. Hiçbir devletin Türkiye’den üstün görünmesine tahammül etmem. Yapmadım, söylemedim, hiç kimseye de söyletmedim, söyletmem. Bağımsız bir devlet, haysiyeti ile yaşayan bir devlet nüfusu ne olursa olsun en büyük devletle eşittir. Biz, bunun için mücadele ettik. Millî Kurtuluş bu.. Bağımsız devlet diye rast gelene düşmanlık ilân edilmez. Bir aile içinde beraber yaşayamayacak mıyız? Milletler olarak vahşi millet miyiz?

Şimdi bu kadar büyük fırsatlarla ele geçmiş olan bu aziz memleketi ufak çekişmelerin halledilmemesi, anlaşılmaması yüzünden tehlikede gibi göster-meye hiçbirimizin hakkı yok.”

Harp Okulu öğrencilik anıları

CHP Genel Başkanı İnönü Ankara Üniversitesi Konferans Salonu’nda öğretim üyeleriyle öğrencilere hitap ederken, Harp Okulu’ndaki öğrencilik anı-larından da bazı bölümler anlatmıştır. Harp Okulu’nda o zaman “azgın kabadayı öğrenciler” bulunduğunu söyleyen İnönü,

“O zaman sınıf arkadaşlarını silâh ve yumrukla sindirmeye çalışanlardan hiç birini muharebe meydanlarında temayüz etmiş olarak görmedim” demiştir.

İrtica yolu ile kalkınma olmaz

İnönü daha sonra kalkınma konusuna değinmiş ve; “Kalkınma için ne kadar feryat etsek hakkımız var. Kalkınma için çocukluktan itibaren esaslı bir terbiyeye, müspet ilim terbiyesine ihtiyaç vardır. İrtica yolu ile kalkınma olmaz” demiştir.

 

 

 

 

CHP Grupları Ortak Yönetim Kurulu Toplantısında Yapılan Konuşma Özeti[37]

(...)

CHP Genel Başkanı İnönü, Meclis çalışmaları hakkında bilgi aldıktan sonra bir konuşma yapmış ve çeşitli sorunlara değinmiştir. İnönü, konuşmasında özellikle “Millî Savunma”, “Dış Politika”, “Ortadoğu” ve “Kıbrıs” sorunu üze-rinde durmuştur.

Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya ile ilişkilerimiz konusunda Hükûmetin bilgi vermekten kaçındığını bildiren İnönü, durumun ne merkezde olduğunu kesinlikle bilmediği için bu konudaki görüşlerini açıklayamadığını söylemiştir. İnönü, hükûmetten bu konuda açıklama yapmasını istemiştir.

 

 

 

 

DP Genel Başkanlığına Seçilen Ferruh Bozbeyli’ye Gönderilen Kutlama Mesajı[38]

Demokratik Parti’nin başkanlığına seçilmenizi memleket ve milletimize yüce hizmetlerinizin yeni bir alanda devam edeceği inancı ile tebrik ederim.

[Başkanlığınızın] Partinize, memleketin siyasî hayatında yararlı ve başarılı olmasını yürekten dilerim.

 

 

 

 

CHP Adana Ceyhan İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj[39]

Siyasî hayatımızın hareketli olduğu bir zamanda kongre yapıyorsunuz.

Memleket meseleleriyle meşgul olacaksınız. Çalışmalarınızın bizleri aydın-lattığı kadar partimiz dışındaki vatandaşlara da ışık tutmasını dikkatten ayırma-manızı rica ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi, memleket meselelerinde, güçlük arttıkça ilk önce hatıra gelen bir çare halindedir.

Vatandaşın dikkati üzerimizdedir. Ona göre, her kongre bir imtihan yeri sayıl-malıdır.

Memleket meseleleri gerçekten çetin ve dolaşık haldedir. İktidarın senelerden beri ısrar ile tâkip ettiği yanlış yollar nihayet bugünkü çıkmaza gelmiştir.

Siyasî hayat böyledir. Herkes hatalı devirlerini iktidardan çekilmesiyle öde-yecektir. Feleğin bu cilvesine alışıncaya kadar, iktidardan ayrılmaktan korkanlar zahmet çekeceklerdir. Ama nihayet alışılacaktır.

Sevgili arkadaşlarım, parti içindeki ilişkilerin vatandaşın gözü önünde bu-lunduğunu hiçbir an unutmamalıdır.

Üst kademede, orta ve alt çevrelerde partililerin birbiri ile münasebetleri daima söz konusu olacaktır.

Üst kademeler için size haber vereyim ki, ilişkiler düzelmiş ve merak etti-ğiniz bir arıza kalmamıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi bütün siyasî hayatta sağlam fikirler etrafında top-lanmak kudretini göstermiştir. Gelecek günlere de böyle bir kuvvetli bünye ile hazırlanıyoruz.

Sizin kongreniz bu hazırlıkta bir yardımcı olacak durumdadır.

Sevgili arkadaşlarım, hepinize sevgiler sunarım, gözlerinizden öperim.

 

 

 

 

Eski Silah Arkadaşlarıyla Yapılan Sohbet[40]

(...) İnönü yine savaş günlerini yaşadı. Savaşlarda emrinde çarpışan eski erleri, çavuşları, İnönü’ye yine savaş günlerini yaşattılar. Herkes soruyordu; “Paşam, Üçüncü Piyade Alayı olarak, sizin emrinizde, biz sağdan, dördüncü bölük soldan saldırmıştık. Hatırlıyor musunuz?”

Evet, İnönü hepsini hatırlıyordu. “Hattâ sizin başınızda Yüzbaşı İsmail vardı, değil mi?”

“Evet, o vardı, Paşam.”

(...)

Sonra bir başka gazi anlatmaya başladı:

“Paşam, ben asker değilim. Bolşevikler’e karşı çarpışan Vrangel’in milisi idim. Oradaki Müslümanlar bize çok yardım etti. Silâh ve cephane biriktirdim. İstanbul işgalde, siz savaşta idiniz. Bütün bu meseleleri size getirdim. Hepsini askere dağıttık..”

İnönü, bu Karadenizli gaziye döndü:

“Buradakilerin hiçbirinin tarih hazinesi seninkinden az değil. Bunların anla-tılması haftalar tutar. Şimdi siz söyleyin bakalım, nasıl rahat mısınız? Geçiminiz iyi mi çocuklar?”

(...)

Tekrar anlatmaya başladılar. Kimi savaştan, kimi savaş sonrasından söz edi-yordu. İnönü, herkesi dinledi. Sonra sordu:

“Kaç torununuz var sizin çocuklar? Hepinizin toptan kaç tane?”

Bir gazinin on yedi tane torunu vardı. İnönü onun sırtını okşadı:

“Aferin” dedi. “Çocukların iyi asker yetiştirmişler.”

(...) İnönü gazileri uğurladıktan sonra fikrini açıkladı:

“Hepsi dinç, hepsi neşeli çocuklar bunlar.”

 

 

 

 

Yeni Yıl Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj[41]

Sevgili vatandaşlarım,

Yeni yıla girerken memleketin durumunu sizinle açıkça konuşmak istiyorum.

Bugün memleket bir öğrenci meselesi karşısındadır. Bu mesele öğrencinin okuma ihtiyacından, eksiklerinden şikâyet ederek çare aramak gibi masum bir arzuyla başladı. Bugün memlekete kumanda etmek hevesine gelmiştir. Şu anda öğrenci meselesi yurdun iç ve dış politikalarını, iç ve dış huzurunu ve güvenini yakından ilgilendiren dolaşık bir manzara almıştır.

Önce başlangıcını söyleyeyim. İki yıl evvel öğrenciler ihtiyaçlarını dile getirerek üniversitelerde reform yapılmasını istediler. Kamuoyu önünde boykot-larla ve türlü şekillerde talepleri üzerine dikkati çekmeye çalıştılar. Biz meseleyi bu safhasında, öğrencilerin gerçekten ihmal edilmiş bulunduklarını bilerek ciddî bir reform meselesi olarak karşıladık. Gençlerin bu eylemlerinin bir yaranın varlığının delilini tespit ettiğini söyledik. Hiçbir şiddet yoluna gitmeksizin dertleri dinlemek, eksikleri gidererek çare bulmak yolunu öne sürdük.

Aşırı ideolojiler eylemci olarak gençleri kullandı

Öğrenci meselesi bu mahiyetiyle Batı memleketlerinde de meydana çıkmıştı. Sonradan oralarda da dönüşümler oldu. Refah toplumlarında işçilerin de burjuvalaşmış olduğuna inanan aşırı ideolojiler kendilerini eylemci olarak bu gençleri kullanmak yolunu tuttular. Fakat Batı memleketleri, bizim kendimiz için tavsiye ettiğimiz gibi, meseleyi kendi temel tabiatı içinde çare arayarak tetkik ettiler. Nihayet bir-bir buçuk, iki sene zarfında üniversitelerde okumayı sağladılar, öğrencilerin büyük ihtiyaçlarına çare buldular ve üniversitelerde kesin bir okuma disiplini kurdular.

Anarşi hareketleri ve istidatları tümüyle ortadan kalkmadı. Ama toplum hayatında kendi hudutları ve ölçüleri içine sokuldular, memleketlerin başlıca sorunları olmaktan çıktılar. En önemlisi, eğitim hayatı felce uğramadı, gelişim bir felaket halini almadı.

Siyasî iktidarın akıl almaz kayıtsızlığı

Bizde vaziyet her yeni safhada daha fena oldu. Siyasî iktidarın akıl almaz kayıtsızlığı içinde, hattâ bir tarafı öteki tarafa karşı teşvikiyle bir kısım öğrencilerimiz süratle büyük siyaset akımlarının aşırı uçlarına sürüklendiklerini tahmin ettiğimiz bu yollarda artık geri dönmez bir halde aşırı uçların gözü kapalı aletleri haline geldiler.

Şimdi açık oturum yapıyorlar, büyük bir ihtilâl şebekesinin icra vasıtası gibi memleketin bütün siyasî konularına ihtilâl metotları tatbik edeceklerini ve bunun için silâh kullanacaklarını açık söylüyorlar.

Bizde aşırı sol irticaa kendini kaptırmış olan bir teşekkül var. İlericilik ve devrimcilik parolalarını saptırarak gerçekte Atatürkçü öğrencileri asıl Atatürk ilkelerinin tam aksi yönüyle eyleme itiyor.

Gene bizde, aşırı sağ irticaın aleti olan bir öğrenci hareketi var. Gençliğin milliyetçi duygularını istismar ediyor.

Ve her ikisi silâhlı olan, belki kendilerinden habersiz ipleri başkalarının [elinde] bulunan bu teşekküller karşısında bir de silâhsız, öğrenci meselelerini tâkip etmek, okumayı sağlamak için çabalayan çokluk, gençlik kütlesi var.

Aşırı sol ve aşırı sağa karşı öğrencilerin ilk önce silâhsızlanmasını savunanlar faaliyete geçtiler. Aşırı sol ve aşırı sağ irtica, ikisi de silâhsızlanmayı reddettiler, mücadeleye, çarpışmaya hız verdiler. Şimdiye kadar, on yedi öğrenci çarpışmada can verdi. Kimisinin sağcı ve kimisinin solcu olduğu söyleniyor. Hepsi bu memleketin çocukları idi, çarpışmalar hırsı artırıyor, üniversiteler içinde gücü yeten aşırı uçlar ne kürsü emniyeti, ne okuma hevesi, hiçbir şey tanımadan baskılarını yürütmeye çalışıyorlar ve yürütüyorlar.

Üniversiteler âciz, hükûmet kayıtsız, memleket üzüntü içinde ve şaşkın.

Okumadan, öğrenmeden diploma alma sanatı

Bu şartlar içinde, biten senede üniversitelerin çeyrek yıl okuyup ders yaptıkları şüphelidir. İmtihana girmiyorlar ve imtihana girerlerse zorbalar, zorba öğrenciler hocalarının kendilerine ancak istedikleri ve bildikleri soruları sorma-larını istiyorlar, başka sorulara cevap vermeyeceklerini açıktan söylüyorlar, sınıfları böyle geçmek istiyorlar.

Bu, okumadan, öğrenmeden diploma almak sanatı haline gelmiştir.

Yeni kuşakların çağdaş uygarlığın üstünde yetişmesi idealini söyleyen Atatürk’e karşı, kuşaklar, iki yüz sene evvelki ilim derecesiyle yetki sahibi olmak yolunu tutmuşlardır. Bu demektir ki, kendisini gelecek günlerde idare edenlerin cehaleti yüzünden Türk milletinin başına gelecek felaketler Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküntü devrindeki aynı sebepten doğan felaketlerin eşi olacaktır.

Mesele türlü yönlerden vahimdir. Okumadan diploma almak tarafını söyledim. Bugünkü huzuru vatandaşlara haram etmek bakımından gelecek ıstıraplar da herkesin gözü önündedir.

Toplumumuzun en sağlam bölümü ordusudur

Üniversite hayatındaki bu üzüntü verici anarşi ihmal gördükçe, toplumun ve devletin bütün bölümlerine yeis verici bir tesir yapmaktadır. Her yerde bu anar-şinin sonu ne olacak endişesi toplumu temelinden sarsmaktadır. Yeis içinde, devası olacağı dertten bile zararlı çareleri aklından geçirenler bile olmaktadır. Toplumumuzun gene en sağlam bölümü Ordusudur. Onun, demokratik rejim içinde kuvvetli bir millet düzenine mesnet olmak ülküsü devlet ve millet olarak başlıca teminatımız halindedir.

Önce üniversiteler içinde güveni kurmak lâzımdır

Sevgili vatandaşlarım,

Bir bakıma çaresiz görünen öğrenci meselesinin bugünkü hali, aslında öde-vini bilir bir Türk toplumu için çözülmesi imkânsız olmayan bir meseledir.

İlk önce üniversiteler içinde güveni kurmak lâzımdır. Üniversite özerkliği, zorbaların kanundan kurtularak üniversitede baskı yapmaları yetkisi değildir. Silâh taşıyorlar ve onunla veya silâhsız kanun dinlemiyorlar, hoca dinlemi-yorlar, çalışmak isteyen öğrenciyi zorla alıkoyuyorlarsa, öğrenci adına lâyık olmayan bu kimseler, ister sol irticaın aleti olsunlar, ister sağ irticaın, devlet kuvvetiyle derhal tesirsiz ve yersiz bırakılmak lâzımdır. Yurtlar için de durum budur.

Dersine çalışmak isteyen masum insanlar ne kendi idareleri için seçim yapa-biliyorlar, ne sınıflarına girip hocalarını dinleyebiliyorlar.

İkincisi, üniversite idarecileri, yani hocalar kendilerine, devlete ve çokluk öğrencilere güvenerek ciddî bir azim ve metanetle ödevlerine sahip çıkmalı ve hiçbir tehdit karşısında tereddüt göstermemelidirler. Hocalar, bileceklerdir ki, bütün millet onlarla beraberdir, hükûmetin ve devletin bütün kuvvetleri onların güven ve intizam içinde ders vermelerini sağlamaya hazırdır.

Öyle görülüyor ki, bugünkü alışkanlığı kökünden kaldırmak için devletin güvenlik kuvvetlerinin üniversite içinde tam bir tarafsızlıkla ve geniş ölçüde ödev yapması lâzımdır.

Bir tek katil bulunamadı

Üçüncüsü, her şeyden evvel ve her şeyden sonra, üniversite işinde başlıca sorumluluğun bu tükenmiş siyasî iktidarda olduğunun bilinmesi ve kabul edilmesi ve onun gereğinin demokratik parlâmenter rejimin usulleri içinde yapılmasıdır. İşlerin bu hale gelmesinde en büyük amil, başlıca kusur siyasî iktidarın kayıtsızlığı ve baştan beri sürdürdüğü, marifet sandığı oyunlarıdır. On yedi öğrenci silâhla öldürüldü. Bunun bir tanesinin katili bulunmadı ve mahkûm olmadı. Böyle bir neticede başlıca siyasî iktidarın ihmalî  ve eksiği olmadığını düşünmemek imkânsızdır.

Öğrenci hareketleri derhal ilk başladıkları noktaya götürülüp bütün Batı memleketlerinde sokuldukları kendi hudutları içine sokulmalı, ondan sonra dünyada genel olan ve adına gençlik bunalımı denilen meselenin üzerine ilerici ve gerçekçi bir görüşle eğilinmelidir. Fakat bu hareketlerin tüm memleket huzuruna, yurdun sükûnet ve bütünlüğüne, toplumun istikrarına kasteden ve onlara hâkim olan bugünkü haline daha fazla müsaade olunamaz.

Üniversite hayatı üç ay içinde intizamını bulur

Bugün demokratik parlâmenter rejim içinde vazifesini idrak eden ve vatandaşın güvenine, inancına sahip bir siyasî iktidar kurulsa öğrenci meseleleri ve üniversite hayatı nihayet üç ay içinde intizamını bulur. Hayal olan sadece, bu intizamı her bakımdan tükenmiş bulunan ve durumun gerçek sorumlusu aynı siyasî iktidardan beklemektir. Vatandaşlarım demokratik parlâmenter rejimin böyle buhran anlarında çareyi kendi bünyesi içinde bulundurduğundan emin olmalıdırlar.

Sevgili vatandaşlarım, yılın bu son gününde sizlere memleketin en önde gelen ve herkesi düşündüren sorunu hakkındaki görüşlerimi tam bir açıklıkla anlattım.

Vatandaşlarım emin olsunlar ki, Türkiye’nin bünyesi kuvvetlidir. Cumhuriyet ve Demokrasi sağlam temellerdedir. Türkiye’de vatandaşlar arasında tedavi kabul etmez ayrılıklar, uyuşmazlıklar yoktur. Sağduyu ile akıllarımızı bir araya getirirsek bu derdimize çare buluruz. Geçmişte böyle oldu, gelecekte böyle olacaktır. Bugünkü üzücü olayları söylemem daha ziyade bir an önce milletçe bir araya gelmemizi sağlamak içindir.

Bütün vatandaşlarıma huzur ve sükun içinde, mutlu ve müreffeh bir yeni yıl dilerim.

 

 

 

 

Türk-İş’e Yapılan Saldırı Üzerine Seyfi Demirsoy’a Gönderilen Mesaj[42]

TÜRK-İŞ’in uğradığı saldırıya çok müteessir oldum. Size karşı işçilerin gösterdikleri üzüntüyü anlıyorum. TÜRK-İŞ idaresi olarak gösterdiğiniz soğuk-kanlılığı takdir ederim.

İşçi haklarının memleketimizde uygulanmasını öngören çıkardığımız kanunlar, ilgililer elinde sorumluluk hissiyle uygulanırsa verimli olabilirler. TÜRK-İŞ yöneticilerinin bu duygularla hareket etmesini yakından izlemekteyim.

Sizlere, işçi hayatında, hakların ve işçilerle beraber memleket menfaatlerinin sahibi olmanızı dilemekteyim.

Sevgilerimi sunarım.

 

 

 

 

Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ile Görüşmeden Sonra Gazetecilerle..[43]

“Paşam, Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşmeleriniz hakkında bir açıklamanız olacak mı?”

“Hayır, olmayacak. Sayın Cumhurbaşkanının çağrısı bellidir. Memleketin vaziyeti üzerinde parti liderleri ile görüşülecek.”

“Ana muhalefet partisi lideri olarak, Cumhurbaşkanına bir teklifiniz oldu mu?”

“Hiçbir teklifim olmadı, oldu veya olmadı. Bunu size söyleyecek değilim.”

 

 

 

 

Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in Ziyaretinden Sonra Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[44]

(...)

“Hariciye Vekili Bey lütfetti, dış politika meseleleri üzerinde bir görüşme yaptık. Daha ziyade bilgi verdi bana. Çok istifade ettim. Muhtelif meselelere taalluk ediyor bu görüşme. Bu meseleler üzerinde zaten vaktiyle açıklama yapılmıştı. Şimdi toplu olarak bir hülâsa yaptı. Kendisine teşekkür ettim.

Dış politika dışında hemen hiçbir şey konuşmadık. Yani, dış politika üzerinde konuştuk. Mevcut meseleler üzerinde bilgi verdi.”

Gazeteciler CHP Genel Başkanına konuşulan konuların neler olduğunu sormuşlardır. İnönü bu konuda şu açıklamayı yapmıştır:

“NATO içinde görüşmeler, Avrupa Konseyi’ndeki durum, Kıbrıs meselesinin son durumu ve Ortadoğu üzerindeki durum.

Hülâsa olarak bana, tâkip edemediğim meseleler için bilgi verdi.”

Basın mensupları görüşme isteğinin kimden geldiğini sormuşlar ve İnönü şöyle demiştir:

“Görüşme arzusu Dışişleri Bakanından geldi. Pazar günü randevu talep edildi.”

“Bu görüşmeden sonra dış politika konusundaki görüşlerinizde bir değişiklik oldu mu?” biçimindeki soruyu CHP Genel Başkanı şöyle karşılamıştır:

“Dış politikada tâkip ettiğimiz noktai nazarlar belli. Görüşlerimizde değişik-lik olmadı. Bazı konularda tetkik edilecek yeni vesikalar, tebliğler verdi. Kıbrıs ve Ortadoğu konularında yeni tebliğler, yeni vesikalar verdi. Görüş bahis konusu değil. Muhtelif meseleler ne halde ise onları söyledi.”

 

 

 

 

CHP İzmir İl Kongresine Gönderilen Mesaj[45]

CHP İzmir İl Kongresi Başkanlığına

Kongrenizi sevgilerle selâmlıyorum.

Kongrenizde bulunacak arkadaşlarımın iyi ve istifadeli gün geçireceklerini düşünerek, bulunamadığıma daha çok yanıyorum.

Sevgili arkadaşlarım,

İzmir İl Kongresi daima önemli ve dikkat toplayıcı olmuştur. Bu, tabiîdir. İzmir, memleketimizin başlıca kültür merkezlerinden biridir ve İzmir, CHP’nin çok hizmet görmüş ve çok çile geçirmiş örgütlerinden biridir.

Büyük fikir akımlarını İzmir’de tartıştık ve başarı ile çıktık. Gene böyle başarılı bir kongre geçireceğinizi kuvvetle ümit ediyorum.

Kongrenin sayın üyeleri; Sevgili arkadaşlarım:

İzmir’de önemli olaylar geçti. Nihayet, arkadaşların değerlerini bir arada yürütmek gayretinde bulunan tecrübeli insanlar, geçici idare kurulu ile huzu-runuza geldiler.

Kongrenin en önemli başarısı, İzmir’deki fikir ve usûl tartışmalarından sonra işbirliğini temin eden bir çalışma havası sağlaması olacaktır.

Bizim partimiz, hür düşünceler partisidir. Hür düşünceli insanlar arasında vakit vakit tartışmalar olması tabiîdir. İzmir’de geçen olayları geniş yürekle ve iyi yürekle düşünürseniz, aileler içindeki tartışmalar gibi değerlendirirsiniz.

Sevgili arkadaşlarım;

Memleketin büyük meseleleri ve CHP’yi bekleyen önemli ödevleri vardır. Kendimizi bu önemli ödevlere hazırlamak, her düşüncenin önünde dikkat edeceğimiz bir ihtiyaçtır. Memleket bunalımlar içinde, CHP’den toplayıcı ve ümit verici durumlar bekliyor. Memleketin beklediğine ümit verici bir görünüşle çıkabilirsek ciddî bir başarı kazanmış oluruz.

İzmirliler’in sağduyusuna güvenirim. Başarı kazanacağınıza eminim.

Hepinize sevgiler sunarım.

İsmet İnönü

      CHP Genel Başkanı

 

 

 

 

Barolar Birliği Genel Kuruluna Gönderilen Mesaj[46]

Hukuk meselelerini konuşmak üzere toplanıyorsunuz. Hukuk meseleleri memleketlerin özelliğine göre kabul ettiği meseleler ve milletlerarası değerini muhafaza etmiş ve etmesi lâzım olan genel meseleler diye hukukçu olmayanların ayırabileceği konular olduğunu zannediyorum.

Memleketlerin özelliğine göre hukuk bünyesi, başta Anayasa olmak üzere yayınlanan kanunlarla kurulur. Bunları tetkik etmek sizin bilimsel ve mesleki yetkileriniz içindedir. Mevcut kanunların uygulanmasında dikkat edilmesi gereken noktaları belirtirseniz, bundan istifade ederiz. Düzeltilmesi lâzım gelenleri belirtirseniz bunları da önemle karşılayıp karar vermeyi ödev biliriz.

Özel mahiyeti olmayan genel hukuk kuralları vardır. Onları da medenî bir toplum olarak öğrenmek, düşünmek borcumuzdur. Bu hususta da bize tutacağınız ışıklar çok makbule geçecektir.

Siyasî parti olarak üçüncü grup hukuk meseleleri de vardır. Meselâ bizim açımızdan memleketin sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılamak üzere düzen değişikliği ve reformların gerçekleştirilmesi zorunludur. Toprak Reformu bunların başında gelir. Bunu ve benzeri düzen değişikliği meselelerimizi hukuk bakımından inceler, yayınlarsanız onu da teşekkür ederek karşılarız.

Görüyorsunuz ki, siyasî parti lideri olarak müzakerelerinizi yakından izleyeceğiz. İstifade edilecek noktaları kavramaya çalışacağız.

Yüksek seviyeli çalışmanızda sizlere başarılar diler, saygılar sunarım.

 

 

 

 

Milliyet Gazetesi’nden Orhan Tokatlı ile Üniversitelerdeki Durum, Hükümetin Durumu, Personel Yasası ve Toprak Sorunu Üzerine Yapılan Söyleşi[47]

Çankaya görüşmelerinden sonra ilk konuşmayı Milliyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Orhan Tokatlı ile yapan CHP Genel Başkanı İsmet İnönü “Öğrenim emniyeti için ve kaba saldırıya karşı üniversitelerin devlet kuvvetleriyle, her vasıtayla savunulması zarurîdir, ilk tedbirler bunlardır. Üniversite özerkliği üniversite emniyetini sağlamak için lüzumlu tedbirlere mâni değildir” demiştir.

Türkiye’nin bugünkü iktisadî, sosyal ve siyasal durumu hakkında açıklama-larda bulunan CHP Genel Başkanı, Demirel’in istifası ile ilgili olarak da şöyle konuşmuştur:

“Bizim hükûmeti tenkit ettiğimiz mevzulara göre, serdettiğimiz mülâhazalar vardır. Bu hükûmetin zaafıdır deriz. Hükûmetin doğru hareket etmemesidir deriz. Bunları hükûmet düzeltsin demektir. Hükûmet düzeltmezse denetleme yönetiminin temin ettiği vasıtalardan istifade ederek bunu Meclise getiririz. Tabiî bütün bunlar kamuoyu karşısında oluyor. Sayın Cumhurbaşkanı hep-sinden anında haberdar oluyor. Bütün ilgililere kamuoyunda örgütlere kadar herkes Mecliste geçen hâdiselerden kendisi için bir istifade konusu çıkaracaktır. Nihayet iş güvenoyuna dayanır. Güvenoyu sonunda, hükûmet Anayasa hükmüne göre güvenoyu alırsa devam eder. Güvenoyu almazsa usulü biliyorsunuz. Hükû-met çekilmeye mecbur olur. Yeni hükûmet teşkili cumhurbaşkanının salâhi-yetidir. Onun şartları iktidar partisinin kendi içindeki imkânına ve karşısında bulunduğu güçlüklere bağlıdır.”

İnönü “AP’nin iktidardan çekilmesi ve bir koalisyona katılmaması halinde bir hükûmet buhranı doğabilir mi? Bu buhran kısa vadede nasıl çözümle-nebilir?” şeklindeki soruyu da şöyle cevaplamıştır:

“Mesele basit. AP çokluktadır. Hükûmetten çekildiği zaman kendisini düşü-ren diğer bir çokluk koalisyon şeklinde yahut yalnız başına teşekkül eder. Edemezse hükûmet teşkilini gene AP arayacaktır. O muvaffak olursa kriz hallolmuş olur. Muvaffak olamazsa kriz daha büyük olur. Seçimle hallolunur.”

Silâhlı öğrenci olmaz

İnönü şöyle konuşmuştur:

“Muhtelif beyanlarımızda açıkladık. Başlıca bunalım üniversitelerde öğrenim emniyetinin olmaması ve üniversitede, üniversite faaliyetinin kaba kuvvetin silâhlı saldırısına maruz bulunmasıydı. Bu bir bunalımdı. Tabi silâhlı öğrenci olmaz diyorduk. Devlet Başkanının bununla ilgilenmesi ve buna bir hal çaresi araması tabiî bir şeydir. Gayri tabiî değildir. Tedbirler nelerdir, söylüyorum. Öğrenim emniyeti için ve kaba saldırıya karşı üniversitelerin devlet kuvvetleriyle her vasıtayla savunulması zarurîdir. İlk tedbirler bunlardır.

Anayasada sayın Cumhurbaşkanının yetkileri bellidir. Anayasa müessesele-rinin ve Cumhurbaşkanının yetkilerinde biz bir eksiklik görmüyoruz. Mesele müesseselerin muntazam işlemesidir. Sayın Cumhurbaşkanı temaslarını yapıyor, bir takım fikirler ediniyor. Bunları ne suretle değerlendirecek, bunları tahmin etmek mümkün değildir. Güvenlik Kurulu’nda konuştular sonra teşeb-büse geçtiler orada mı değerlendirecek, ondan sonra hükûmetle temaslarında mı değerlendirecek, gelecek olaylarda ona göre mi vaziyet alacak bilmiyoruz. Durumu Millî Güvenlik Kurulu’na götürmesi normaldir. Millî Güvenlik Kurulu’nda görüşürken her vesileyle edindiği bilgileri ve intibaları, meseleler üzerindeki fikirlerini orada söylemesi tabiîdir.”

Başbakan görüş değiştirdi

CHP Genel Başkanı, Başbakan Demirel’in “Bazı kanun boşluklarının doldurulması ile meselelerin halledileceği” yolundaki sözlerini de ele alarak “Başbakan uzun müddet önemli meseleler olmadığını kamuoyuna açıklıyordu. İki, üç şehirde olaylar oluyor, bunlar bütün memleketi tedirgin edecek meseleler değildir, nihayet üniversiteler, öğrenciler işidir diyordu. Biz üniversiteler meselesinin, üniversitenin iki üç şehirde bulunmak yüzünden mahdut bir tesiri değil üniversite konusu olmak itibariyle bütün memleketin ilgilendiği ve müteessir olduğu mesele olarak değerlendirdik. Bu tarzda telâkki ettik. Şimdi Başbakan üniversite içindeki öğrenim emniyeti meselesinin esaslı bir mesele olduğunu kabul eder görünüyor. O yolda değerlendirecek, anlaşılıyor” demiştir.

İnönü bu arada üniversitelerin güvenliği konusunda hazırlanan tasarı ile ilgili görüşlerini de şöyle açıklamıştır:

Özerklik tedbire engel değil

“Tasarıyı umumî olarak gördüm. Umumî olarak bilgi aldım. Ancak henüz işlenmiş değildir. Bir çok itirazları ilk anda davet etti. Bunlar nasıl işlenecek, ne neticeye varacak bilmiyorum. Yalnız bildiğim bir şey varsa üniversite özerkliği üniversite emniyetini sağlamak için lüzumlu tedbirlere manî değildir. Tedbirler de, mutlaka üniversite özerkliği zedelenerek alınmaz. İki iddia da sunidir, zorlamadır, başka niyet ve maksatların ifadesidir. Özerk Üniversitenin emni-yetini sağlamak lâzımdır. Mesele, bu. Getirilen tedbirler üniversite özerkliği ile ne derecede ne surette çeliştiğini münakaşalar gösterecektir.”

Anayasa değişikliğine ihtiyaç olmadığını belirten CHP Genel Başkanı İnönü bu konuda da şöyle konuşmuştur.

“Anayasa değişikliğine ihtiyaç yok. Anayasada bir eksiklik görmüyorum. Kanunlarda boşluklar var diyorlar. Onların ne olduğunu bilmiyorum. Biz aksini söylüyoruz, kanunlar tatbik olunmuyor, diyoruz. Ama boşluklar var, diyorlar. Getirdikleri zaman anlayacağız. Işık tutacak ciddî misâller gösterilmiyor, umumî olarak söz halinde söyleniyor.

Kanunların boşluklarından bahsediyorlar, uygulanamayacak, ihtiyacı karşı-layamayacak bir şey var demektir. Nedir onlar bilmiyorum. Biz, kanunları tatbik ederseniz, taraf tutmadan uygularsanız, güçlükleri kanunlar içinde yen-mek mümkün olur kanaatinde bulunduk.”

Personel kanunu

İnönü, Personel Kanunu’nun uygulanmasından sonra ortaya çıkan aksak-lıklar konusunda da görüşlerini şöyle açıklamıştır.

“Malî vaziyet intizamını kaybederse, senelerden beri ihmale uğrarsa, birden büyük malî masrafı göze almak icap ederse bu hal, zuhuru tabiî olan bir karışıklıktır. Ortada bol bir dağıtım var gibi bütün ihtiyaç sahipleri azami derecede ihtiyaçlarının temin olunmasını istiyorlar. Hazine güç bir vaziyet-teyken büyük bir külfeti deruhte edeceğini ilân etmiştir. O da vasıta bulmakta güçlük çekiyor. Karşılıklı çabalanıyor. Bu iktidarın zihniyetiyle güçlüklerin zuhuru tabiîdir. Senelerden beri malî intizamın bozulmaması için çok dil döktük. Başbakan ise “Para mı? O kolay” deyip durdu. Bu günlerin geleceği belliydi. Tıpkı 1958’in geleceği 5-6 sene evvelden belli olduğu gibi malî meseleler böyledir. Tabiatları güçtür. Bozulması kolaydır. Bozulduktan sonra düzeltilmesi uzun emek ister.”

Toprak çalışana verilmelidir

Türkiye’deki bugünkü anarşiye CHP’nin “su kullananın, toprak işleyenin” ve buna benzer sloganların sebep olduğu yolundaki iktidar kanadının iddialarını da cevaplayan CHP Genel Başkanı şunları söylemiştir:

“CHP düzeni bozmamıştır. Anarşi yaratmamıştır. CHP düzen eksikliklerini herkesin anlayacağı bir surette söylemiştir. Sosyal ıslahât yapmak mecburiyetin-deyiz. Büyük çiftçi kütlesi topraksızdır. Büyük toprak sahibi olan insanlardan bazıları bunun az kısmını kendileri işlerler veya hiç işlemezler. Ortakçılarla, yarıcılarla bundan istifade etmek isterler. Bizim dediğimiz şu: Çalışan çiftçiye toprak temin etmek lâzımdır. Toprağı işletmeyen adamın elinde bir ticaret vasıtası olarak kullanmak yerine işleyecek adama toprak temin etmek gerekir. Toprak işleyenin demek bu demektir. İşleyecek olana toprak demektir. Buna itiraz etmek mümkün müdür? Böyle deyince herkesin malını, birisi, ben işleyeceğim dedi mi zaptetsin alsın manâsı çıkar mıymış? Lâf! Kanun var ortada. Böyle bir manâ yok, toprak işleyenin sözüne ben manâ vermiş olu-yorum. Asıl manâsını ben vermiş oluyorum.

Toprak işlemek, toprak üzerinde çalışan, mesleği o olan, geçimi o olan adama kendi malı olan toprak sağlanmasıdır. Toprak Reformu bu demektir. Derler ki bütün işleyenlere yetecek kadar, verecek kadar, dağıtacak kadar toprağımız yoktur. Bütün toprakları dağıtacak olsak, işleyenlere yetecek toprağımız olmazsa bunun büyük kısımlarını işletmeden ticaret metaı yapan bir muhitte işleyen adama ne kadar toprak kalır? Bunu düşündüğünüz var mı? Diyorsunuz ki topunu dağıtsam yetmez, ya onda birini verirsen nasıl yetermiş, onda dokuzu muattal kalırsa..”

 

 

 

 

CHP Düzce İlçe Kongresine Gönderilen Mesaj[48]

Kongreyi sevgilerle selâmlıyorum. Düzce ilçe kongresi gelişmiş bir bölgemizin ihtiyaçlarını siyasî olayların içinde dile getirecektir. Görüşmelerinizi ilgi ile tâkip edeceğiz.

Düzce, orman endüstrisi ve orman meseleleri bakımından önemli kalkınma merkezlerimizden birisidir. Dış ticaret dengemizin bir an önce düzeltilmesi gibi temel bir iktisadî konuda, Düzce, ormanları ile özel bir ehemmiyet kazanmaktadır.

Ormancılığımızın işletme ve endüstri olarak büyük geleceği vardır. Düzce’-deki vatandaşlarımız bu konuda değerli ödevler yapacaklardır. Bu konular bizim iktidarımızı bekliyor. Bizim iktidarımızı aratan sorunlar için de Bolu’nun ve Düzce’nin ormancılık gelişmesi de yer almaktadır.

Sevgili Düzceliler, aziz hemşehrilerim, kongrenizin çalışması ve konuştuğu meselelerdeki ciddiyeti parti hayatımıza yeni bir feyiz getirecektir.

Size başarılar dilerim, hepinize saygılar sunarım.

 

 

 

 

Ziraat Öğretiminin 125. Yıldönümü Dolayısıyla “Tarım Haftası” Toplantısında Yapılan Konuşma[49]

İnönü’nün konuşması özetle şöyledir:

“Sevgili arkadaşlarım, siz memleketin büyük değerini taşıyan ve temsil eden seçkin bir heyetsiniz. Huzurunuzda söz söylemek için beni davet ettiğiniz için, bana fırsat verdiğiniz için size minnettarım.

Ziraat Mühendisleri, memlekette her şeyden evvel ziraî kalkınmanın yol göstericileri, öncüleri ve öğreticileri olacaklardır. Tarihimizden anlaşılıyor ki, bugün de tekrar tekrar söylendi. 125 yıl evveline kadar bu memlekette ziraat, hurafelerin kahrı altında iptidai bir şekilde yürürmüş. Çekirge salgını olursa kadı fetva vererek çekirgeleri tehdit edermiş ve bırakıp gitmelerini istermiş. Nebat ıslahları, bitkilerin ıslahı için dünyada keşfedilmiş, tatbik edilmeye başlanılmış olan usuller, hâlâ bizde hurafelerin tesiri altında kalırmış.

Anlaşılıyor ki, hurafelerle uğraşmak derdinden ziraatta da henüz kurtula-mamışız. Hâlâ muskalardan medet umuyormuşuz. Bu acınacak bir haldir. Bundan bir an evvel kurtulmak lâzımdır. Her türlü irtica fikirlerini siyasî hayatı-mızdan, vatandaş hayatından uzaklaştırmaya çalışmak lâzımdır. Ziraat alanı verimli sosyal bir alandır. Milletlerin kalkınmasında ön plânda gelir. Bunun koruyucuları sizlersiniz. Sizin bu hususta ödevleriniz bir kat daha ehemmiyetini belirtmektedir. Bunu ifade etmeyi vazife biliyorum.”

İnönü, 125 yıllık tarım gayretlerine değindikten sonra, şöyle konuşmuştur:

“Bugün kısaca Toprak Reformuna temas etmek istiyorum. Sayın Ziraat Vekili arkadaşımız önemli bir mesele olarak temas ettikleri için bizim de meşgul oldu-ğumuz bir konudur. Bir kelime söyleyeceğim. Toprak Reformundan bahsettiler. Toprak Reformu bir Anayasa emridir. Toprak Reformu, kanunî hükümlere bağlıdır. Mülkiyet hakkına Anayasanın öngördüğü hudutlar içinde riayetlidir. Esas itibariyle, tutulacak istikamete göre, bunun mülkiyete taalluk eden tarafı ve hukuki tarafları kolaylıkla tanzim olunabilir. Anayasa bunları söylüyor.

Prensip olarak, Toprak Reformu mu kalkındırır, tarım reformu adındaki tedbirler mi kalkındırır? Bu münakaşa götürebilir. Aslında bu iki tedbiri, birbirine tamamlamak lâzımdır. İkisi beraber işletmek lâzımdır. Ve bu iki tedbirin temeli de, bizim kanaatimizce Toprak Reformudur. Başka bir adamın mal sahibinin hesabına çalışması başkadır. Kendi ailesinin, kendi emeğinin çıkarına çalışması başka türlü olabilir diye tahmin olunur. Bu bir sosyal meseledir. Dünyanın her tarafında hallolunmuştur. Hem sosyal ihtiyacı, hem üretim ihtiyacını sağlamak Toprak Reformuna bağlıdır.

Bu Toprak Reformunu biz münakaşa ederek nihayet bir neticeye bağla-yacağız. Ve ben samimî olarak kaniyim ki, nihayet Toprak Reformunun faydası, milletimizce anlaşılacaktır. Zaten, siyasî hayatta çektiğimiz güçlükler, siyasetle uğraşan insanlarda sorumluluk hissinin kemale ermemiş olmasındandır. Demokratik rejime ilk başladığımız günlerde, bir İsveç Profesörünün benimle konuştuğunu hatırlarım. ‘Heves ediyorsunuz, demokratik rejime’ dedi. ‘Ama bilir misiniz, bu rejimin bir özelliği vardır’, ‘Nedir o?’ dedim. ‘Bu vatandaşlarda memleket idaresi için sorumluluk şuurunun bulunmasına bağlıdır’ dedi. ‘Onunla yürüyebilir bu’ dedi. ‘Güveniyor musunuz siz, memleketinizde bu sorumluluğu taşıyacak insanlar mısınız?’ ‘Güveniyoruz’ dedim. Ve öyle yola çıktık, hâlâ onu öğrenmeye çalışıyoruz.”

Daha sonra bilgi ve sabırla çalışmanın önemine değinen İnönü, sözlerine şöyle devam etmiştir:

“125 sene evvel ilme başladık ve 125 sene uğraştıktan sonra plânlı kalkınma devrine girdik. Endüstri yapmaya çalışıyoruz. Bu endüstri devrinde de araştırmalar gösteriyor ki, bizim kalkınmamız ilk önce tarımda kalkınmamıza bağlıdır. Evvelâ tarımda kalkınacağız. Ona dayanarak, ondan kazanacağımız güçle endüstrimizde gelişme ve serpilme olacaktır. Yahut daha kolay olacaktır. Ama, ihtiyaç gösteriyor ki, mutlaka tarımda kalkınma olduktan sonra olacaktır. Ve bunu siz Yüksek Ziraat Mühendisleri sağlayacaksınız. Nedir tarımda isteğimiz? Cinsi iyi olacak, miktarı bol olacak. Daha çok mahsule ihtiyacımız var. Topraktan, ağaçtan, hayvandan aldığımız mahsul daha verimli olacak, daha çok olacak.

Şimdi, burada Toprak Reformu ve tarım reformu münakaşası ilk anda bir mesele karşısında kalıyor. Adam mal sahibi [olarak mı] malına daha iyi bakar, ırgat ve ortakçı olarak mı o malın değerini artırmaya daha çok bakar? Psikolojik tarafı bu, sosyal tarafı daha başka, daha önemli. Sosyal tarafı, artık köyde iş kalmadı çalışamıyoruz diye, akın akın şehirlere koşuyorlar. Şehirde de işlerin en güçleri var, en kıtları var. Elinde henüz verimi tamamıyla alamadığımız toprağı daha ziyade geliştirmek, ondan daha çok mahsul alıp, kendine fayda sağlamak imkânı varken, niçin bunu bırakıyor? Ama geçinemiyor ondan.. Verimi azdır, ancak çiftlik sahibine yetiyor. Ne yapacak kendisi? Şöyle psikolojik ve sosyal sebeplerle Toprak Reformu bir zaruret haline gelmiştir. Daha çok münakaşa etmeye lüzum görmüyorum. Heyetiniz yüksek anlayışlıdır, tecrübesi büyüktür. Siyasî münakaşaları sükunetle yapabilecek seviyededir. Kısa işaretle meseleleri vuzuha getirmiş olduğumu zannediyorum.

Şimdi, her meselede olduğu gibi, tarım alanında da hurafe zihniyetini mutlâ-ka önlemeliyiz. Hurafe zihniyetini korumak, siyaset alanında bir faydadır zan-nedilebilir.

Bunun gerçek yeri de vardır. Ama, bir hurafe zihniyetini memlekette besle-yerek, okşayarak, yerleştirmenin cemiyete verdiği zarar, tahmin olunmayacak kadar derin olmaktadır. Halbuki bunu günün ihtiyaçları içinde istismar edenler, böyle bir derin sosyal zararı asla arzu etmezler, etmemelidirler. Ettiklerine ihti-mal vermem. İkincisi toprağın verimini artırmak için çalışmalıyız. Arkadaş-larımız benim şükranımı mucip olan bir cömertlikle belirttiler, daha muharebe esnasında bir çok ıslah metotları, üretim çiftlikleri yalnız öğretim ve eğitim bakımdan değil, yeni müesseseler kurmak değil, üretim çiftlikleri ve eğitim müesseseleri olarak da bir çok müesseseler kurulmuş, bir çok teşebbüslere girişilmiş. Bu teşebbüsler siyasî hayat içinde dalgalar geçirdi, nihayet bugüne geldi. Siyasette bir hastalığımız var. Bir idare zamanında verimli düşünülerek kurulmuş olan müessese geçmiş idare zamanında yapılmış bir teşebbüstür diye, rağbetten düşüyor. Buna hiçbir milletin kudreti yetişemez. Temelli müesseseler, siyasî hayatın müştereken koruyacağı müesseseler değerinde görülmeli ve bunlar muhafaza olunmalı. Siyasî hayatın dalgaları ve cilveleri içinde aksa-madan birbirini tamamlayabilmeli. Öyle bir şuura, böyle bir zihni tekamüle varırsak, büyük bir merhaleyi siyasî olgunlukla atlatmış olacağız.”

 

 

 

 

Ankara Televizyonunda 12 Mart Öncesi Siyasi Durum Üzerine Yapılan Söyleşi[50]

TRT: Politikadaki görünüm, sayın Cumhurbaşkanının temasları ile yeni bir şekil aldı. Acaba bu tartışmaları siz nasıl bir tablo içinde değerlendiriyorsunuz?

İnönü: Sayın Cumhurbaşkanının içinde bulunduğumuz bunalımın sebeplerini ve çarelerini aramak için açtığı tahkikat, kendi yetkileri içinde, faydalı bir teşebbüstür. Bu tahkik neticesinde başlıca karara varacak olan bizzat Cumhurbaşkanının kendisidir. Bu öğrendiklerini ne türlü değerlendirecek ve tatbike koyacaksa, ne şekilde tatbike koyacak onun zihninde alacağı şekle bağlıdır.

Bu hususta bir tahminde bulunmak doğru değildir.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı ile konuşmamda, ben, ayrıldığım zaman, hiçbir söz söylememeye dikkatliydim ve bütün suallere bu açıdan kesin cevap vermeye çalıştım. Bununla beraber o zamandan beri, bana atfen, bizim konuşmalarımıza atfen pek çok şey söylenmiştir. Bu vesileyle şunu belirtmek isterim ki, bana atfedilen, bizim konuşmamıza atfedilen, yakından uzaktan ister istemez benzerlik, yakınlık gösterilebilecek şekiller bulunabilir. Bunların hiç birisi aslına, asıl konuşmanın mahiyetine, taalluk etmez. Ben hiçbir mesuliyet almam, hiçbir tefsir veya tahlil benim konuşmamın, nevini, mahiyetini, şartlarını yansıtmamıştır. Bunun umumî efkârca bilinmesini isterim.

Tartışmaları çözüm yolu

TRT: Şimdi o zaman, CHP Genel Başkanı, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı olarak, acaba, bu son günlerin iç politikadaki tartışmaları için siz ne gibi bir çözüm düşünüyorsunuz? Bunu sorabilir miyim?

İnönü: Evet, çözüm yolu… Her meselenin bir çözüm yolu tasavvur edilebilir. Kesin dâvâ olur. İçinde bulunan bunalımın yakın tesirini izale edecek kabiliyette olur, uzun vadede iyi netice verir, fena netice verir, bunlar tahmin konusudur. Ama benim arzu ettiğim ve çırpındığım nokta, bunalımın had safhalarda, eski bir tabir kullanıyorum, işleyen, zararlı safhalarda yakın, çabuk bir çare bulmak mümkündür.

Meselâ, üniversiteler. Bugünkü huzursuzluğun başlıca kaynağıdır. Bu huzursuzluk benim kanaatimce, en başta, silâhlı saldırılar yüzünden bir çıkmaza girmiştir. Silâhlı saldırılar kısa yoldan imkânsız hale getirilebilir.

TRT: Evet, bu yalnızca öğrenci olayları ile ilgili bir tedbir. Ama diyelim ki, kısa yoldan böylece, silâhlı çatışmalar önlendi, bu iç politikadaki tartışmaları ortadan kaldırır mı?

İnönü: Evet yılbaşında da söylediğim gibi, öğrenci olaylarından bahsedişim, bugünkü huzursuzluğun en önde gelen şekli ve en çözülmez, en ziyade tartışma konusu olan şekli öğrenci meselesinin hallidir. Onun için ona temas ettim. Her şeyden önce silâhlı saldırı şekli öğrenci hayatından kaldırılmalıdır.

Demirel hükûmeti ve irtica

TRT: Paşam, tekrar Çankaya görüşmelerine geliyoruz. Ulus Gazetesi’nde, diğer gazetelerde yer alan bir cümleniz var:

“Bugün işbaşında olan hükûmet, bir irtica hükûmetidir. Böyle bir hükûmetin eline yeni kanunlar verilemez.”

Bundan “Siyasî bunalıma bir başka hükûmetle çözüm yolu bulunmalıdır” anlamını çıkartıyoruz.

Siz bu “Başka bir hükûmet” kurulmasında ne gibi bir çözüm yolu düşünü-yorsunuz?

İnönü: Hükûmetin irtica konusunda sorumlu olduğunu belirtiyorum. Bu bakımdan onun eline verilecek, cemiyetin meselelerini halletmek için yeni tedbirlerde hükûmetin bir istidadını, dikkat önünde bulundurmak bizim vazifemizdir. İrtica, idarelerin, demokratik rejimin ilk uğradığı mukavemetler ve güçlüklerdir. Aslında irtica, Atatürk reformlarının tarih içinde tepkisidir. Biz onun hesaplarını veriyoruz türlü şekilde. Şimdi bu, şimdiye kadar Atatürk inkılâpları ve Cumhuriyet ilkeleri bütün geri tepkilerin, kapalı şekilde ve açık şekilde meydana çıkan tepkilere karşı ne mukavemet kazandı. Cumhuriyet idaresi, oldukça huzur verici geleceğe iyi niyetle bakmayı sağlayacak bir mukavemet, milletin bünyesinde yetişmiş olduğu ortaya çıktı. Fakat mücadele bitmedi. Az ölçüde, kapalı şekilde irticadan istifade etmek isteyenlerle, açıktan dini bir devlet kurmak; açıktan “Müstakil bir devlet olmaya lüzum yok, dini bir devlet içinde bulunmak kâfidir” diyecek kadar cüretli mürteciler çıkmıştır ve çıkacaktır. O bakımdan hepsi yenilecektir, zaman meselesidir. Milletin bünyesi, çağdaş medeniyet, vicdan hürriyeti, ilerlemiş, ilerleyen Türkiye, ekonomik ve sosyal kalkınmasını tamamlamış Türkiye arzusu içindedir.

Demirel hükûmetinin ne şekilde irticaa karşı, ne şekilde davranışlardan şikâyetçi olduğumuzu söylüyoruz. Meselâ, bu hükûmetin vicdan hürriyeti anlayışı bizim kanımızca, lâik Cumhuriyeti sağlayan ilkenin, tam tersi istikametinde vicdan hürriyetini değerlendirmek demektir. Lâik Cumhuriyet vicdan hürriyetini kurmak maksadıyla getirilmiş bir ilkedir. Vicdan hürriyetini lâik Cumhuriyetin maksadına taban tabana zıt olarak kullanmak çok ileri mübalağayla, marifetine güvenen politikacıların eseridir.

Bir başka hükûmet

TRT: Bu bakımdan, siyasî bunalıma bir başka hükûmetle çözüm bulmak gerekir, diyorsunuz?

İnönü: Siyasî bunalım, hükûmet teşekkül etmemesi demektir. Memlekette siyasî bunalımın devamı, istikrarsızlık, anarşi, devletimize zaaf getirir. Biz devletimize zayıflık getiren her türlü sebebin aleyhindeyiz. Bu devleti yokluktan çıkaran günlerde yaşadık. Bu devletin kudretini azaltacak, her arızayı önlemeye çalışırız. Bunu şunun için söylüyorum: Anarşi ve hükûmetsizlik, aşırı uçlar kadar bizim sakındığımız bir beladır. Bunun için, hükûmet teşekkül edemiyor, denildiği zaman biz bundan müteessir oluruz. Ama çaremiz yoktur.”

Biz Adalet Partisi’nde irticaın esas bir kanaat olduğuna inanmış değiliz. Bazı politikacılar bundan istifade etmek istiyor olabilir, ama irticadan istifade etmek istemeyen politikacılar da bulunacağına da kaniiz.

TRT: Parti içinde, Adalet Partisi içinde?

İnönü: Adalet Partisi içinde. Bulunabilirse, talihimizdir. Bulunamazsa, ister istemez, tarih seyrini tâkip edecektir.

TRT: Şu halde, başka hükûmetten maksat, Süleyman Demirel’in olmadığı bir hükûmettir.

İnönü: Adalet Partisi’nde öyle olacak tabi. “Korkmadan Müslümanım diye-bilelim”, “Vicdan hürriyeti, vatandaşları kafir ilân etmek hürriyetidir.” Bu kadar iptidai ve açık zihniyetlerden, açık bir hükûmet Adalet Partisi içinde bulunmaz olur mu?

TRT: Peki çözüm yolu nedir? Bir güven oylaması sonunda mı?

İNÖNÜ: Güven oylaması karşısında hükûmet kaldı mı, hükûmet kalır. Şimdi nasıl irticaa karşıysak, hükûmetin devamına manî olacak kanundışı her türlü hareketten sakınıyorsak, ondan sonra da sakınırız. Peki kanun dışında, Anayasa dışında bir eylem bize, atfolunmaz.

TRT: Peki, ana muhalefet partisi olarak, hükûmetin getirdiği tedbirleri desteklemediğiniz anlaşılıyor. Başbakan, Süleyman Demirel bulun ise.* Aynı tedbirler…

İnönü: Desteklemediğimiz, zannederim, henüz ileri bir sözdür.

İki noktada prensip ittifakında görünüyoruz:

Öğrenci emniyeti şarttır. Silâhsız öğrenci hareketleri olmak lâzımdır. Silâhlıların her çeşidini biz zararlı görüyoruz. Silâhlıların bir kısmına müsamaha olunabilir, bir kısmına müsamaha olunamaz şeklinde görmek hatalı ve zararlıdır. Kanaatimiz bu.

Üniversite ve polis

TRT: Peki üniversiteye polis sokan bir tasarıyı da mı?

İnönü: Emniyet icap ettiği zaman, polis her yere girecektir.

TRT: Şu halde bu son tasarıyı destekleyebilir, ana muhalefet partisi eğer, başka bir?..

İnönü: Şartlarını göreceğiz; ne maksatla gelecek, göreceğiz. Nasıl kötü kullanılmaları, prensip olarak, eylem olarak, ne gibi, kötü kullanılmaları muhtemel ise onların zararlarını gidermeye çalışacağız.

Erken seçim konusu

TRT: Efendim bir de son buhran sırasında, erken seçim konusu ortaya çıktı. Sizin de bunu desteklediğiniz, gazetelerde yazıldı. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

İnönü: Erken seçim bizim bir prensibimizle, talebimiz değildir. Erken seçim, köprüyü teşkil eden, mevcut iktidarın işlememesinden dolayı karşımıza gelen bir meseledir. Bizzat iktidar partisinden geliyor. Güvenoyu alamazsa, güvenoyu alır[sa], huzuru temin edemezse; o halde ben seçime giderim diyor. Erken seçim diğer partilerden, ihtiyaçlardan söyleniyor. Erken seçim bize zarurî  gösterilirse, erken seçimi kabul ederiz. Erken seçim meseleyi halleder mi? Seçimin neticesine bağlıdır. “Erken seçim meseleyi halletmez, o halde demokratik rejim işlemez”, bunu kabul etmeyiz. Erken seçim memlekette istikrarı temin etmeyebilir. İktidarı teşkil etmeye yetki kazananlar[ın], istikrarlı bir iktidar teşkil etmeye ehliyetli olmadıkları anlaşılır, seçimlerde bu ehliyet sahipleri, nihayet meydana çıkar. Onun için esaslarda mutabık olalım: Demokratik rejim, bugünkü iktidar, parlâmento nispetleri ve hükûmet teşkilini, istikrarlı bir hükûmet teşkilini mümkün kılmazlarsa [kılmazsa] yeni bir tecrübe yapmak lâzımdır. Seçim gene böyle bir olay getirirse, “Artık anlaşıldı ki demokratik rejim işlemiyor”, bu tezi kabul etmeyiz. Hiçbir kaydı şartla demokratik bir rejim dışında bir idareyi, faydalı bulmayız. Her çeşidini tecrübe etmişizdir. [Böylesi] Yeni bir herhangi şeklin faydalı olacağını değil, bugünkü keşmekeşten, daha fena olacağını, zannederim.”

 

 

 

 

Türkiye Emekli Muharipler Federasyonu Toplantısına Gönderilen Mesaj[51]

Türkiye Muharipler Federasyonu toplantısına bu mesajı saygı ile sunuyorum:

Muhariplerin, dul ve yetimlerin emin olmalarını isterim ki, Türk milleti, muhariplerin, dul ve yetimlerle beraber haklarını daima göz önünde tutmaya çalışmıştır. Gelen her hükûmet, istisnasız, onların refahına yardım etmeyi öz vazifesi saymıştır.

Eski kanunların tamir edilmesinin bir büyük yarışma halini aldığı bu dev-rede, emekli, dul ve yetimlerin haklı dilekleri siyasetçilerimizin ve idareci-lerimizin gözünden ve arzusundan uzak düşmeyecektir. Buna emin olmanızı rica ederim.

Bütün hareketleriniz ve eylemlerinizde; sizin ihtiyaçlarınızı takdir eden ve faydalı olmak isteyen insanları, size gönül rızası ile hizmet yolunda teşvik edici olmanızı rica ederim.

Kanaatim odur ki, siz anlaşma yolunu tercih ederseniz, hükûmetten ve siyasî partilerden çok anlayış ve kolaylık görürsünüz.

Size, haklı yollarınızda faydalı olmak bizim idealimizdir. Hepinize saygılar sunarım.

Hayatınızın, çabalarınızın ailelerinizin yaşama şartlarını kolaylaştırmaya ye-terli olmasını dilerim.

 

 

 

 

Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil ile Görüşmeden Sonra Yapılan Açıklama[52]

“Dışişleri Bakanı, herhalde hükûmetin de müsaadesini alarak dış politika konularında muhalefet lideri olarak bana, bilgi veriyorlar. Verdikleri bilgi, daima istifadelidir. Dışişleri bakımından bizimle bir çelişmeye girmeyen nokta-ları konuşmakta, Hariciye Vekilimizin kibar bir mahareti vardı. Ve bu maharetten ben istifade ediyorum, herhalde memleket de istifade edecektir.

Bugün konuşulan başlıca konu, günün meselesi, Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hammaş’ın ziyareti üzerine idi. Irak’la dostluk münasebeti faal bir surette tâkip ediliyor. Bugün için, iki ülke arasında birbirine güven verecek bir münasebet olması faydalı bir şeydir.

Irak’la, İran’la şimdi yürümekte olan, tabiî gaz müzakereleri var. Bu, faydalı bir surette ilerliyor. Neticelenecek, diyorlar. Bunu göreceğiz. İran’la yapılacak bir Pipe-Line müzakeresi* var. Müsait şartlarda ilerliyor. Bir aya kadar neticeye bağlanması imkân içindeymiş.

Irak’la da bir tabiî gaz meselesi var. Kerkük civarında bir gaz. Bundan isti-fade etmeyi düşünüyorlar.

Irak’la yakın bir dış politika münasebetimiz, Kerkük Türkleri üzerinedir. Kerkük Türkleri, Irak idaresinin yeni şeklini almasında, bir aralık bizi çok endişeye düşüren garip bir vaziyet karşısında kalmışlardı. Güya seçim yapıldığı zaman, ana dillerinin ne olduğunu seçim vesikalarına yazdıramayacaklar, Türk olarak yazdıramayacaklardı. Ya Arabız, diyecekler, ya Kürdüz diyecekler. Irak’ta milliyet olarak, asırlardan beri devam eden köklü bir Türk toplumu vardır. Bunların bulundukları hükûmete karşı, münasebetlerini güçleştirecek bir vaziyette bulunmalarını hiçbir surette istemeyiz. İstemedik, bugünkü hükûmet de istemiyor.

Bunlar, her memlekette kabul olunan vatandaş haklarından istifade etsinler, başka bir dediğimiz yok. Böyle, seçimde varlıklarını inkâra götürecek bir usulü, komşu devletin kabul edeceğine ihtimal vermiyoruz. Şimdiye kadar da böyle birçok sözler edildi. Fakat, komşu devletin böyle bir muameleye razı olmadığını gördük ve olmayacağını zannediyoruz. Bu esaslı bir meseledir. Bu vaziyet, oradaki Türk halkı aleyhine, Türk azınlığı aleyhine işler bir istikamete gelmemiştir. Irak’ın kendi iç meseleleri var. Bunlar üzerinde söz söylemek bize düşmez. İyi münasebetlerinden bahsettiler.”

Dışişleri Bakanı ile yakında yeniden görüşüp görüşmeyeceği sorulduğunda, CHP Genel Başkanı İnönü şu cevabı vermiştir:

“Dışişleri Bakanı, birkaç gün sonra Doğu Pakistan’a, Datca’ya gideceklerini söylediler. Burası, felâkete uğrayan memleket. Orada İran, Pakistan ve Türk Dışişleri Bakanları bir toplantı yapacaklarmış. Burada ne görüşüleceğini ve ne netice alınacağını da şimdiden bilmiyorlar.

Kendileri istediği zaman konuşuyoruz. Seyahate gidip gelecek. Tabiî döndükten sonra, resmî beyanatlarını göreceğiz. Arada arzu ederlerse memnuniyetle görüşeceğiz.”

(...)

İnönü, bugün yapacağı konuşma ile ilgili olarak, gazetecilere şöyle demiştir:

“Parti bakımından, bugün meşgul olduğumuz başlıca meseleler hakkında grubu haberdar edeceğiz.

Biz, resmî ve meşru teşekküllerimize büyük saygı gösteririz. Kendilerinin bilgileri dışında bir hareket tarzı tâkip etmeyeceğimi bilmelerini isterim.”

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Mevcut Siyasi Durum Üzerine Yapılan Konuşma[53]

CHP Millet Meclisi Grup Başkan vekillerinden Necdet Uğur’un başkan-lığında yapılan toplantıda, CHP Genel Başkanı İnönü de bir konuşma yapmış ve Seçim Kanununda yapılması gerekli değişikliklerle, erken seçim konusuna değindikten sonra, gençlik olayları ile ilgili görüşlerini belirtirken, “İktidar ve iktidar sorumluluğunu deruhte eden başlıca makamlar, zor kullanmak iste-yenleri, bazıları hamiyetinden yapıyor, bazıları fenalıklarından yapıyor diye ayırt ettikse, öğrenci meselesi halledilemez” demiştir.

CHP Genel Başkanı İnönü sözlerine şöyle devam etmiştir:

“Ama artık çoğu gitti azı kaldı. Bunlar bir veya iki hafta içersinde ortaya çıkacak. Siz gideceksiniz ve siyasî istikrarsızlık sizinle beraber gidecek.”

İnönü’nün konuşması şöyledir:

“Muhterem arkadaşlar,

Bugünkü konuşma, arzu edildiği vakit, meselelerin asıl mahiyetleri, alınan tedbirlerin, hedeflerin tayin edilmek üzere bulunduğu bir zamanda, böyle bir konuşma ne dereceye kadar faydalı ve tesirli olur, bu mülâhaza bana ilk gelen düşüncedir.

Fakat bugün görüyorum ki, ilk anında, ilk devrinde arkadaşlarımız büyük ölçüde toplanmışlar, meseleye etrafı ile el koymuşlar. Etrafiyla el koymak; bu günkü huzursuzluğu tescil eder görülenler, bunların arkasında bulunan şüpheler, hükûmetin genel olarak tutumu, bu üç noktada kendini gösteriyor. Bunlar üzerinde vuzuha varamamış arkadaşlarım; türlü ihtimaller üzerinde endişelerini görüyoruz.

‘Prensip meselelerine ehemmiyet verelim, basit bir şey değildir’ deniliyor. Arkadaşlarımız insaf etsinler ki, biz, gençlik meselelerine, ‘Bir iki şehirde olan vakalardır, bunlar büyütülecek şeyler değildir’, fikri sistemli olarak yayıldığı zamanlarda, gençlik meseleleri önemli, büyük millî bir iç huzursuzluk olarak başladı, o gözle baktık, onun arkasındaki ve önündeki gerçekleri doğru teşhis etmeye çalıştık.

Gençlik meseleleri

Gençlik meseleleri, gençler arasında çekişme, gençler arasında huzursuzluk ve aynı zamanda üniversitelerle gençler arasında münasebetler bakımından, mutlak bir şekilde doğdu. Biz, bu tartışmanın yozlaştığı işaretini silâhlanmada bulduk. Silâhlı gençlerin münakaşası başladığı zaman, ‘Artık bunlar bir fikri tâkip eden değillerdir. Sabit bir fikri üstün çıkarmak için silâh kullanmaya karar vermişlerdir’ şeklinde gördük. Böyle bir ortamda tartışma ile, münakaşa ile bir gerçeği bulmak zordur.

Böyle bir ortam, iktidarın iktisap ettiği çatışma grupları açıktan galip gelinceye kadar, meselelerin yalnız başına yürüyecek hale geldiği zaman bir neticeye ermiş manzara gösterir. Bu manzara iktidarın istediği üstünlük manzarasıdır. Bidayette bu gençler görüşmesinde, çatışmasında bir istikamette maddi veya manevî bir teşhis konmuştur. O teşhis, kendini gösterinceye kadar silâh zoru ile tez kabul edilir hale gelinceye kadar kararsızlık devam edecektir.

Şimdi içinde bulunduğumuz hal bu. Biz tartışmanın insanca görüşler ve tartışma halinden çıkıp, silâhla zorlama ve kendi fikrini zorla kabul ettirme ve üstün çıkarma biçimine dönüştüğünü görüyoruz. Onun için “silâhları bırakın” dedik. Memlekete ilk söylediğimiz tedbir bu oldu. Gençler açıktan buna karşı çıktılar. ‘Bırakamayız’ dediler. ‘Karşımızda silâhlılar vardır, biz silâhları bıraktığımız zaman mahkûm oluruz’, ikiniz de bırakın, ikisi de bırakmıyor. Ve ikiniz de bırakın sözünü tam bir inançla söyleyen yalnız CHP’dir.

Bize karşı olan, gençlik hareketlerinde şiddet, dikta ile silâh zoru ile fikirlerini yürütmek isteyen, yalnız bu çareyi düşünen insanların her ikisi de.

İktidarın tutumu

İktidar bu gençlerden birini tutuyor, ötekini tutmuyor. Birini tutup ötekini tutmadığı zaman, ister istemez haksız bir vaziyete geliyor, bunu anlatamıyoruz. Ama bunu anlatacağız arkadaşlar. ‘CHP iktidardan gitmedikçe memlekete huzur gelmez’ diyen siyaset örgütleri, zor zamanlarda, karanlık tedbirlerinin başlangıcında ve tatbikinde, bir tek basit hedef öne sürdüler. ‘CHP dışında bu memleket idare edilmek kabildir, bunu ispat edebilelim, başka hiçbir mülâhazanın ehemmiyeti yok’, diyerek hiçbir idare fikri olmaksızın bizim iktidardan çekilmemizi hedef aldılar, tatbik ettiler. Biz böyle bir iddiaya karşı kanun dışı bir eğilim beklemiyorduk. Kanun dışı bir mukavemet de göstermedik. Bizim söylediğimiz ‘Demokratik rejimi getirdik, demokratik rejim tüm bu bunalımlara çare bulur ve şimdi bizim karşımızda toptan kanunsuz, manevî kanunsuz olarak birleşmiş olan yergiler, itmeler, bunlar gene demokratik rejim içinde takdir olunur ve bir aydınlık meydana çıkar’ şimdi de bu kanaatteyiz. Bunda ısrar ettik. O zamandan beri birkaç sene zarfında alınan mesafeler büyüktür. Şimdi telâş içinde, ‘CHP bir alternatif değildir, alternatif olmaktan çıkmıştır’ diye bağırırlar. Bunu bağıranların her birinin bize karşı bulduğu asıl iftira, belli edilmez, o kulaktan kulağa söylenir, ‘Korkmadan Müslümanım diyebilelim’ ‘Sermaye düşmanıdır’, ‘Özel teşebbüse istediğimiz gibi geniş ölçüde, taktiğimize göre hazineden yardım edelim’, tedbirlerine girenler, bunları yürütemiyorlar. Anayasa Mahkemesi var. Bunları söylüyorlar, maksatlara, bütün maksatlarına varıncaya kadar, ondan sonra söylemez görünüyorlar. Ama bu meseleler açıktan ve gizliden söylenir ve tesir eder. Bu halden çıkacaktır. Her siyasî parti gibi, CHP’de mazisi ile hali ile vatandaştan müstahak olduğu oyu alacak ve memlekete karşı ödevini yapacaktır, böyle bir istikamette memleket emniyetle ilerlemektedir.

Seçim meselesi

Suni seçim için suni vasıtalar var. Meselâ, mevcut olan seçim kanununu biz getirdik, bizim memleketin bünyesine uyan en iyi seçim usullerini arayarak getirdik. Nihayet bugünkü halini senelerce tatbik ettikten sonra bunların düzeltilmesi kararındayız, hedefi temelinde bırakmamışızdır. Geçen seçimlerde bütün partilere, bunu fikir olarak, esaslı bir ihtiyaç olarak söylemişizdir. Seçim Kanununu değiştirmek lâzımdır. Nasıl düzeltmek lâzımdır? Samimî hareket ediyoruz. Partiler bir araya gelsinler, özel çıkarlarını suni olarak sağlayacak seçim usullerini nasıl bertaraf edeceğimizi görsünler. Komisyon teşkil olundu, geçen seçimlerden evvel, biz ‘önemli mesele budur’ diye ısrar ettik. ‘Hayır en önemli mesele bir defa seçimlerin tehiridir. Ondan sonra başlarız görüşmeye’ dediler. Seçimleri kabul ettik. Ondan sonra bir seneyi geçmektedir. Seçim Kanunu’nun düzeltilmesini konuşarak, komisyonu harekete getiremiyoruz. Nihayet son zamanda, bizim yardımımız olmadan memlekette bir düzen kurmak, asayiş kurmak, gittikçe güçleşir hale geldikçe, bizim yardımımız aranıyor. Biz kendimizi nazlı satmayız. Muayyen hedeflere varmayı isteriz.

Seçim kanunu

Seçim Kanunu’nun düzeltilmesi için, tekrar iktidar partisi ile anlaşma ol-muştur, diğer partilerle beraber seçim kanunlarını düzeltmek haline girdik. Ne netice alacağız, bilmem. Çünkü bugün tatbik olunan Seçim Kanunu’nun, önseçim usulünün devamını isteyenler de var, düzeltilmesi lâzım geldiğini görenler de var.

Özel arzu ile bu meyil var. Özel arzu olmaksızın memleket menfaati hesa-bına düşünenlerde bu mülâhaza görülüyor. Demek ki münakaşa olacak, ön seçim meselesi, bugünkü ihtiyacımız ve halimize göre, en uygun gördüğümüz bir şekilde seçim tüzüğünü yapacağız.

Şimdi seçim meselesinde arkadaşlarım, bu memleketin suni seçim, yapma-cıktan seçim olarak asırlardır geçirmiş geleneği var ve asırlar geçirmiş köklü ustalığı var. Biz 1946’da seçimde şikâyet edildiği zaman, ne istiyorsunuz diye sorduk, adlî murakabe altında olsun dediler, derhal kabul ettik. Bizim gayretimizle, idare amirlerinden elindeki seçim alındı, adli kontrol altında seçime girdik ve adli kontrol altında geçirdiğimiz seçimin ne hale getirildiğini 10 sene zarfında gördük. Bundan sonra, 1960 gelince, ilk iş olarak, demokratik rejim için seçim kanununu düzeltmek kararını verdi. Onunla birleştik, iktidarda olmadığımız halde birleştik. Seçim kanununu düzeltecek olanlara, o zamana kadar olan tecrübelere göre aklımızın erdiğini söyledik. Bugün, bu yeni bulunan tedbirin, yeni bulunan seçim tedbirlerinin kusurları, tahammül edilmez bir dereceye gelmiştir. Bulacağımız tedbirler mahzurları tamamıyla bertaraf eder mi bunu bilmiyorum. Bugünkü hale göre bir emniyet verecektir. ‘Demek şu hududuna kadar bunu getirdik’, diyeceğiz. Bundan sonra seçim kanunu üzerinde ne mahzurlar çıkar? Ne neticelere varırız? Onu zaman gösterir. Seçim Kanunu, demokratik rejim içinde milletlerin yalnız başına kendi bünyelerine uygulanacak usulü arama dâvasıdır. Bu ne kadar zamanda olur, ne zaman istik-rara varır? Bunu tayin edemem.

Seçim kanununun düzeltilmesi konusu önümüzde, arkadaşlarım bunu merak ediyorlar. Daha konuşmalarımız bitmedi, oraya geldiğimiz zaman söyleye-ceklerdir. Merak edenler şunu bilsinler: Onların bilmediği ve aramızda konuşup da doğrudur neticesine varmadığımız bir usulü kabul etmeyiz. Sizin haberiniz olmadan kabul etmeyiz. Bir bu mesele var, bunun gerisinde de, seçim kanunun-dan sonra, seçim meselesi var. Tabiî bugünkü iktidar elinde seçim kanununu değiştirmeden veyahut bir taraflı olarak kendisinin işine gelmeyen noktalar, tamamıyla ortadan kalkmadan seçim yapmak istemez. Bunu, konuşmalarımızda hepimize yarayacak bir seçim kanunu bulmayı deneyeceğiz.

Devlet çare arıyor

Arkadaşlarımız, bir de ‘iktidarın tutumu anlaşılamıyor’ diyorlar, gençlerin tartışmasının meselesinde işin özünü söyledim. Silâhlı çatışma, silâhla kendi fikirlerini kabul ettirmek isteyen insanların usulüdür. Silâhlı çatışmada ısrar edenler, gerçeği tartışarak bulmayı değil, kendi düşündükleri idare tarzını silâhla kabul ettirmek istiyorlar. Bir iktidar toptan, bütün silâhı ile bizim elimizde iken ‘demokratik rejime gitmek bu memleketin istikbaline, menfaatine uygundur’ diye karar verdik ve geldik. Şimdi zor ile, zor kullanarak silâh zoru ile bir fikrin galebesini kabul edeceğiz ve ona boyun eğeceğiz, tasavvur olamaz. Böyle bir şey yapmayız biz. Bizim görüşümüz şu: Silâhlı tartışmayı yürütmek isteyen herkes suçludur. Bir defa bu suç ortadan kaldırılmalıdır. Her şey ondan sonra düşünülür.

Şimdi arkadaşlarım, bugünkü mülâhazadan aldığım şey bu. Devlet ve hükûmet, bütün sorumlu organları ile vaziyete bir çare aramaktadırlar. Birçok kısmını araştırdılar, karar verecek günler de görünüyor. Yanlış netice çıkar-maktan sakınırım. Sayın hükûmet başkanı bir sisteme, bir prensibe bunu bağlamış. En büyük mesele siyasî emniyet meselesi, bir memleketin idaresi için. Siyasî emniyet meselesi, siyasî istikrarsızlık meselesidir. Siyasî istikrarsızlık, hükûmetin başına göre, kendisini, bugünkü iktidarı değiştirmek isteyenlerin aradığı şeydir. ‘Siyasî istikrarsızlık olmaz. Siz madem ki hükûmetin başında bulunmamı istemiyorsunuz, değişsin diyorsunuz, ama kanun yolu ile değişsin diyorsunuz, onu Mecliste tecrübe edersiniz. Biz değiştik mi, siyasî istikrarsızlık olur’. Bunu arzu etmem ama siz oldunuz mu, siyasî emniyetsizlik oluyor. Bunu nasıl yapacağız? ‘Onu biz takdir ederiz’ diyorlar. Vatandaşın da gördüğü, burada konuşulan mülâhazalarımla söylemek istediğim noktalar bunlar. Bunlar aydınlansın bakalım. Çok zaman sabrettik, daha az zamanda bunlar aydın-lanacak. Bu konuyu konuşmak isteyen arkadaşlar, hepsi görüşmesini, bir sonra geleceğini ifade ederek itirazi kayıtlar beyan ediyorlar. Şu bitsin, ne kadar konuşacaksak konuşalım ondan sonra bir neticeye varırız.

İktidar ne düşünüyor

Seçim hususunda iktidarın ne düşündüğünü bilmiyoruz. Bir defa seçim meselesinde kanun değişip, hepimizin mutabık olduğumuz bir görüş meydana çıkmadan iktidar sahibi olanların, ciddî bir seçim arzu ettiklerini kabul edemeyiz. İlk sözüm burada olacak. Onu göreceğiz, ondan sonra bu şiddet tartışmalarına karşı tedbirleri, açıktan iktidarın bildirmesi lâzım. Hangi şiddeti arzu etmiyor? Biz açık söylüyoruz; solcu şiddeti arzu etmiyoruz. Sağcı şiddeti arzu etmiyoruz. Her halimizden, her tutumumuzdan, bu şiddetleri ayırmadan bertaraf etmek, nihayete erdirmek lâzım geldiğini söyleriz. İktidar ve iktidar sorumluluğunu deruhte eden başlıca makamlar, zor kullanmak isteyenleri, bazıları hamiyetinden yapıyor, bazıları fenalıklarından yapıyor, diye ayırt ettikçe öğrenci meselesi halledilemez. Ama artık çoğu gitti, azı kaldı, bunlar bir veya iki hafta içinde asıl mahiyetleri ile ortaya çıkacak. Gerçi siyasî gerçekler ne vakit meydana çıkacak desek, o gün gölge altına alınmasını ustaları bilirler. Böyle söyleyeceklerdir, ama nihayet büyük vatandaş topluluğu memlekete huzur sağlamada, silâh kullananlar ve zor kullananlara aynı muamele yapılması lüzumunu takdir edecekler. Şimdilik söyleyeceğim bu, başka bir şeyim yoktur. İtham etmek de istemiyorum. Araştırmaların sonucu olarak iktidar bize ne tedbirler teklif edecek, bunları bir görelim. Seçim için ne düşünüyor, onu göreceğiz. Bu zor kullananlar aynı muameleyi mi görüyorlar, onu tatbikatta göreceğiz. Ondan sonra parti olarak programımızı tatbik edeceğiz. Bize, şim-diye kadar muhalefet etmiş olanlar da, şimdi iktidarda bulunan arkadaşlarımız da, onların mahiyetleri tamamıyla belli olmuş olan adı söylemeyeyim, dayanakları yazarlarda bir sabit fikir var. CHP bir alternatif değildir, alternatif olmaktan çıkmıştır. Bu demektir ki, CHP iktidarı korkutucu bir şekilde akıllardadır. Ve [onu] istemeyenler[in] uykusunu kaçırmaktadır. Bu büyük tehlikeyi bertaraf etmeye çalışıyorlar ve ondan sonra kim gelirse gelsin, efendim demokratik rejim buhran olacak, her buhranın sonunda, o buhranı nasıl çözemeyeceğimizi, kimlerin çözeceğini, millet elbette tayin edecek. Demokratik rejime inanmıyorsunuz demek. Demokratik rejimde, sizin iktidarınız iflas ederse, sizin iktidarınızı değiştirmek siyasî istikrarsızlık getirir, deyip, bağlı tutmak, zorla veya marifetli seçim usulü ile vatandaşın iradesini böyle bir prensibe bağlı tutmak mümkün değildir.

Siz gideceksiniz

Siz gideceksiniz, siyasî istikrarsızlık sizle beraber gidecek. Hiç olmazsa başında, siyasî emniyet de, siyasî istikrar da sizin değişmenizle gelecek. Millet anlar seçimde bunu. Çünkü bunu anladığını görürseniz, bir hal şekli mi bulursunuz, yoksa yapmacık bir seçime gidip vatandaşın iradesiyle bu oldu diye bir seçim oyununa mı bağlamak istersiniz, bunları yakın zamanda göreceğiz. Sükûnetle bekliyoruz. Demokratik rejimin yaşaması ve demokratik rejim içinde dertlere çare bulunacağı kanaatindeyiz. Bugünlük mülâhazam bu kadardır. Hiç olmazsa bir oturum daha yapalım, bu görüşme açılmış. Bir takım arkadaşlar, dillerinin altında bir takım gerçeklerin bulunduğunu ifade eder görünüyorlar. Bütün başından beri görüşülenleri dikkatle tâkip ettim. Bugün daha fazla bir neticeye varamayız. Belki gelecek Salı günü bu müzakereye devam ederiz. O zamana kadar siyasî olaylar da yeni inkişaf gösterecektir. Ama bu müddet zarfında tâkip edeceğimiz politika budur. Silâhlı öğrenci tartışması ve memleketin kaderinin silâhlı öğrenciler arasındaki silâhlı üstünlüğe bağlı olması kesin olarak kanaatimizin dışındadır. Bunu kabul etmeyiz. Tartışmalar silâhsız olacak, öğrenci içinde öğrenci dışında da herhangi bir idarede seçim doğru, baskısız, namuskârane olacaktır. İstediğimiz budur.”

 

 

 

 

CHP İller Toplantısında Parti İçi Gündemler ve Demokratik Rejimin Yaşatılmasına İlişkin Yapılan Konuşma[54]

Sevgili arkadaşlarım, il ve ilçelerden buraya önemli meseleler konuşmak için geldiniz. Hepinizi sevgi ile karşılıyoruz. Sizi selâmlamak için buradayım. Naçiz fikirlerimi, size çalışmalarınızdan evvel söylemek istiyorum.

Sevgili arkadaşlarım, tüzükte yapılacak değişiklikler için bir Olağanüstü Kurultay toplamak istiyoruz. O Kurultay çalışmasına hazırlık yapacaksınız. Aslında demokratik hayatın en yaşlı partisi, en esaslı partisi olarak, bizim tüzü-ğümüzde yapacağımız değişiklikler, getireceğimiz iyilikler belki memleketin siyasî hayatına da ışık tutacaktır. Teşkilâtımız içinde görevli olanların yaptıkları işler memleketin siyasî hayatı için çok değerlidir.

Bir parti, özellikle CHP, kendi içinde ne kadar intizamlı çalışırsa ve disiplin bir parti içinde ne kadar kuvvetli olursa, memleketin siyasî hayatındaki huzur da o kadar kolaylıkla kurulur.

İlk önce, bir siyasî partinin malî idaresi tam bir intizam içinde olmalıdır. Bu şu demektir. Ne ihtiyaçları olacaksa, bunların masraflarını, kolaylıkla, kendisi sağlamalıdır ve intizam ile yürütmelidir. Partinin kendi içindeki malî hayatını kolaylıkla düzene koyması, bu yöne gitmesi, masraflarını karşılayacak varidatı kendi partililerinden sağlamasına bağlıdır. Bir partinin, ne devletten, ne dışarıda zenginlerden, ne hiç kimseden bir yardım almaksızın, kendi malî hayatını düzene koyması ve memleketin ihtiyacı olan araştırmaları, mümkün olduğu kadar, kendi imkânlarıyla yapacak halde olması lâzımdır. Onun için, her partili, beş liradan başlayan bir muntazam aidatı taahhüt etmelidir. Buna alışmak gerekir. Yoksa, parti hayatı, malî yönden tehlikeye maruzdur.

Memleketin siyasî hayatına malî yönden musallat olan bir dert vardır. Büyük iş adamları, endüstride, iktisadî politikada, düzelmesini istediğimiz düzende başlıca sorumlu olan büyük iş adamları, partilerin ihtiyaç zamanlarında onlara yapacakları yardımlarla memleketin siyasetine hükmetmek iddiasın-dadırlar. Onların bu hastalığını önleyemezsiniz. Bunu tabiî görmelisiniz. Siyasî hayatta en çok şuurlaşan onlardır. Siyasî partilere yapılacak yardımları mutlaka kendi maksadına hizmet edecek siyasî partilere yaparlar. Bir defa bu ihtiyaçtan kurtulmak lâzımdır.

Bakınız, meydan okuyarak söylüyorum, bu ihtiyaçtan kurtulmak lâzım. Evet, meydan okuyarak söylüyorum. İçlerinde pek çok dostlarım vardır. Bu geçmiş zamanlarda, zaman zaman bizim partiye yardım edenleri olmuştur. Fakat şurası mühimdir ki, bizim partiye, dar zamanında yardım etmesi için, bir zengin işadamına müracaat etmeyi hiçbir zaman hevesle yapmamışımdır. Mümkün olduğu kadar yapmamaya çalıştım. Fakat, kesin ihtiyaçlar karşısında, geçmiş zamanlarda kendilerinden vakit vakit yardım rica ettiğim olmuştur.

Yaşadığımız devir, zaman, iktisadî ve sosyal tedbirlerin ön safa geçtiği bir devirdir. Memleketin hakiki ihtiyaçlarını ve sağlam tedbirlerini milletin önüne koymak lâzımdır.

İktisadi hayatımızın bugün içinde bulunduğu hakiki ihtiyaçlarını görmek, işadamlarının henüz lüzûmlu gördükleri bir şey değildir. Memleketin sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını kendi özel çıkarları açısından görürler, bunu kınamıyorum. İş yapan her adam, evvelâ, kendi işinin imtiyazlı ve kuvvetli olmasını ister. Bu tabiî bir şeydir. Ama memleketin siyasî ihtiyacını, her küçük mülâhazanın üstünde millet olarak göz önüne almış siyasî partiler için böyle bir bağlılık son derece faydasızdır, zararlıdır.

Şimdi, bir misâl veriyorum. Biz endüstri yapmak isteriz. Ve ciddî, temelli endüstri yapmak isteriz. Yani memleket namına isteriz ki, memleketimiz uçağımızı yapsın, makinemizi yapsın. Bu, her şeyden evvel, motor yapmamıza bağlıdır. 40 seneden beri motor yapacak, motor yaptıracak adam ararım. Herkes, en yetkili mütehassıs, “Ondan kolay bir iş yoktur efendim” derler ama, sonra, arkalarında bir avuç iş bırakmaksızın, memleketi bırakıp giderler. Çünkü güç iş bunlar. Gördünüz mü “Aman motor yapalım, aman makine yapalım” diyen bir iş adamı? Bunlar bizim haddimizin, liyakatimizin fevkinde hayaller addederler. Bunların en önemli isteği kendi kazancını sağlamaktır. Bunu tabiî görüyorum. Bu işleri devletçi olan bir siyasî parti nihayetle yapacaktır.

Bu siyasî parti biziz.

Mühendislerin tutumu

Mühendislerimiz ümit verici bir istikamet tutmamışlardır. Siyasî hayata girdikleri zaman ya, “Korkmadan Müslümanız diyebilelim” derler. Bu, düpedüz, bütün Atatürk devrimlerini Saidi Nursi’nin gözü ile görmektir. Yahut çıkar, “Biz okullarımızda sosyal dersler değil, İmam-ı Gazali’nin derslerini okutacağız” derler.

Tasavvur ediniz. Kurtuluş Savaşından sonra, Atatürk’ün bizden ayrıldığından 34 sene sonra, cemiyetin lâik Cumhuriyet ilkelerini anlayışı, mühendislerin ağzından bu sözlerle söyleniyor.

Bu tam bir irticadır arkadaşlarım.

Hamiyetli insanlar

Bu temel kuvvetin içinde dış âlemin tesirleriyle memlekete yön vermeye çalışan akımlar vardır. Bunlara aşırı akımlar diyoruz. Sağ akımlar, sol akımlar. Sağ akımlar geleneklerimiz, göreneklerimiz, örf ve adetlerimiz perdesi arkasında, cemiyetimizi ele geçirmek istiyorlar. Bunu kuş sütü ile besler gibi, komandolarla besliyorlar. Eee, hamiyetli insanlar bunlar. Ne yapsınlar? Aşırı akımlara karşı gelsinler diye fedakârlık da yapıyorlar. Talim görürler. Hükûmet eliyle talim görürler. Bir yerlerde, gözlerden uzak yerlerde talim görürler, arasanız bulamazsınız. Ondan sonra da, ya spor yapıyoruz diye çıkarlar, ya da buna benzer bir vesile ile..

Yahut, aşırı uç soldadır. Onun iddiası basittir. “Bilimsel sosyalizm yapacağız” diyerek, dış âlemin kolu, irtica sosyalizmine gözü kapalı sürüklemek isterler. “Sosyal meseleleri öne almak, halletmek lâzımdır” dediğimiz zaman, bizim gafletle memleketin aşırı sola sürüklenmek istendiğini anlayamadığımızı zannederler. Bunların hepsine karşıyız biz arkadaşlar, herkesin dilinde “Bağımsız Türkiye” vardır. Herkesin dilinde yeni bir “Kurtuluş Savaşı yapıyoruz” vardır. Kurtuluş Savaşını her babayiğidin sabahları kalktığı zaman icat edebileceği bir meydan muharebesi zannederler.

Şimdi, her 25 yaşında bir delikanlı nereden, nasıl bir kuvvetle, izan ile meydana çıktığı belli olmayan tahriklere âlet olarak, Kurtuluş Savaşı yaptığını ilân etmektedir. İnsaf, biraz insaf lâzım. Atatürk 500 sene de bir defa gelmiş, ikinci 500 senede değil.. Türk milleti bağrından daima Mustafa Kemaller yetiştirecektir. Türk Milletinin cevheri, kanı, anlayışı budur. Müstakil bir cemiyet olarak yaşayacak. Bu zihniyeti yaşatmak için en son bulduğu şekil, cumhuriyettir, Türkiye Cumhuriyeti şeklidir. Onun içinden büyük istidatlar, büyük kahramanlar çıkacaktır. Ama her gün bir düzine böyle adamlar çıkacak..

Tabiat bu kadar zengin değildir, cömert değildir.

CHP ve demokrasi

Bu tarih hikâyelerinden bahsederken, gözünüzde CHP’nin deruhte etmiş olduğu vazifenin önemini belirtmek istiyorum. Büyük bir vazife görüyoruz. Cemiyetimizin demokratik rejim içinde ilerlemesi için lâzım olan bütün fedakârlıkları, öncülükleri yapmaya çalışıyoruz, çalışmışızdır. Kudret mutlak olarak elimizde iken, zamanı geldikçe, demokratik rejimin usullerine yer vermişizdir. Bu nizamı, bu idare usulünü memlekete getirmişizdir. Bizim samimiyetimizin delili. Bu idare, demokratik rejim idaresi, iktidarların millet istediği zaman değişmesini ister. Bunu göze alacak mıyız? Biz kolaylıkla göze aldık, kaybettik, üzülmedik. Ama irtica unsurları hâlâ yakamızı bırakmamaya çalışmaktadırlar. Bunların hepsini yenmişizdir. Memleket gerçekleri anlamıştır. Memleketin ihtiyaçları Saidi Nursi sloganları ile iktidarda kalmak veya iktidara gelmek devrini atlatmıştır, kanaatindeyiz.

Şimdi, onun için size partimizin hayatını intizama koymak, cemiyet içinde bugün ve gelecekte büyük vazifelerimiz olduğunu bilmek lâzımdır. Ve bu her şeyden evvel parti içinde ciddî bir intizama bağlıdır. Ciddî bir intizam partiye kayıtlı ve parti içinde ödevli olmak, onun malî yükünü karınca kararınca mütevazı bir şekilde kendi içinden sağlamasına bağlıdır. Parti içinde geçim, birbirlerini anlama ve iktidara büyük vazife kararları ile hazırlanma niteliklerine bağlıdır. Siz şimdi CHP’nin intizam ile çalışmasını sağlayacak bir toplantı halindesiniz. Uzun müddetten beri hazırlığı yapılıyor. Birkaç gün daha çalışacaksınız. Olağanüstü Kurultay’ın toplanması hazırlığımızı tamamlamak istiyoruz. Hazırlayacağınız, getireceğiniz projelerde uzun tecrübelerin mahsulü olan doğru fikirler ve amile fikirler bulunsun.

İstikrarsızlık gidecektir

Memleketin bugünkü hali bir siyasî bunalım manzarası göstermektedir. Biz bunun üzerinde fikirlerimizi söyledik, söylüyoruz, söyleyeceğiz. Memleketin huzur içinde olması, istikrar içinde bir idarenin bulunmasına bağlıdır. Gel gör ki, istikrarsızlığın başlıca sebebi olan zihniyetler, kendileri iktidardan çekilirlerse, istikrarsızlık olur zannediyorlar. Tekrar edeyim, istikrarsızlık kendileri ile beraber gidecektir.

Sevgili arkadaşlarım,

Siyasî partilerin münasebetleri, Saidi Nursi sloganlarından kurtulacak, siyasî partiler arasında kolaylıkla düzelecektir. Aşırı uçların memleketin kaderine hâkim olmalarına imkân görmüyorum. Türk milleti, cemiyetimiz, millî beraberliği kurulmuş olan Türk Devletine aşırı uçların heveslerine, yakalarını, kaderlerini, kaptırmayacaktır. Tehlike meydana geldiği zaman, her fedakârlığı, herkes yapacaktır. Kendi postlarını kurtarmak için tehlikeyi büyüterek, yanlış politikalara gitmek artık Türk kaderinde, geçmiş sayılabilir. Biz, hiçbir telâş ve endişe içinde değiliz. Yalnız ciddî vazife tesiri altındayız. İktidarın yakında ilk seçimlerde CHP’yi davet etmesi ihtimalî vardır. Yani, seçimlerin CHP’ye yönelmesi ihtimalî vardır. Bu ihtimale kendimizi hazırlayacağız. Ya iddia ettiğimiz ıslahatı memlekette sarsıntı vukua gelmeden kolaylıkla anlattığımız gibi kolaylıkla tatbik edeceğiz. Görülecektir ki, Toprak Reformu yapılan bir Türkiye’de üretim artmıştır, ürünün cinsi iyileşmiştir, ihracat artmıştır.. Endüstri bakımından ciddî endüstriye geçilmiştir. Hafif endüstrinin sahipleri ziyan etmeyeceklerdir. Ama memleketin endüstriyel hayatı ciddî bir ekonomik durumun kazanç hudutlarıyla ve onun icaplarıyla sınırlanacaktır. Tarım ve endüstri böyle olduğu gibi, cemiyetin hayatı da birbirini ve hepsi beraber birbirimizin ihtiyacını makûl ölçüler içinde, sosyal ihtiyaçlarımızı makûl ölçüler içinde sağlamayı bileceğiz. Bunlar bizim iktidarımıza bağlıdır. Biz, iktidarda ve muhalefette yaşamayı sağlamış olan partiyiz. Daha bizim kadar iktidarda ve muhalefette uzun seneleri sağlayabilmiş olan parti yoktur. Bununla övünüyoruz. Diğer partilerin de, iktidardan giderlerse kaybolacaklardır korkusundan kurtulmalarını isteriz. İktidara gelmek için Saidi Nursi sloganlarına, vatandaşı dindarlar ve dinsizler bölümüne [bölünmesine] ayırarak bundan faydalanmak heveslerine son vermelerini kendilerine tavsiye ederiz.

Ciddî vazife hisleriyle işbaşına geleceğiz. Ve memleketin iddia ettiğimiz kusurlarını, eksiklerini kolaylıkla tabiî ciddî bir vazife hissi ile gece gündüz çalışmayla sağlayacağımıza güveniyoruz.

Hepinizi sevgiyle selâmlarım.

 

 

 

 

AGC’nin 16. Genel Kurulunda Yapılan Konuşma[55]

Sayın arkadaşlar,

Ankara Gazeteciler Cemiyeti’nin nazik davetini kabul etmekle huzuru-nuzdayım. Gazeteciler Cemiyeti’nin her sene yaptığı nazik davetler ve toplantılar gibi, bugünkü toplantınızın da aynı hava içinde aynı hudutlar içinde geçeceğini tahmin ederek huzurunuza geldim. İlk toplantıda, biraz evvel gördüğüm gibi bir emrivâki olarak, bir açık oturuma davet edilmeyi doğru bulmadım. Şimdi açılmış olan müzakerede ilk meseleyi dinledim. Ona ait fikirlerimi söyledim.

Muhterem arkadaşlarım, TRT’nin vaziyeti hakkında hükûmet adına, Başbakan adına konuşan muhterem zatın fikirlerini ve tavırlarını hep beraber dinledik. Bu çok önemli bir konudur. TRT’nin bugünkü hali tesadüfen bulunmuş bir tedbir değildir. Uzun zaman bu memleketin altında ezilmiş, inlemiş olduğu bir fena gidişin sonunda, bir daha gelecekte radyo yüzünden, TRT vazifeleri yüzünden, memlekette bunalımları olmasın diye, düşüne düşüne getirilmiş bir özerk müessesedir ve onun çalışmasıdır. Bugünkü TRT’nin durumu budur.

Bundan evvel hâdiseler o hale gelmişti ki, memlekette hür vatandaş olmak, radyo yüzünden mümkün olmuyordu. Sihrini kaybetmiş fakat kudret sahibi bir insan radyoya kayıtsız şartsız hâkim olduğunu zannedince, istediği insanı, istediği fikri, istediği gibi hırpalayabiliyor ve kimseye en ufak bir yanlışı tashih etmek imkânı vermiyordu. Onun neticesi, TRT özerkliğini bugünkü Anayasa-mıza konmuştur.

Şimdi bunu düzeltmek istiyoruz, buyuruluyor. Mesele büyük bir Anayasa müessesesinin düzeltilmesi meselesidir. Siyasî hayatımızda büyük dikkati çekecektir. Parlâmentoda, Meclislerde çok çırpınmalara, savunmalara ve açık fikirlere, tartışmalara vesile verecektir. Bunların hangisinin üzerinde, memleketin siyasî emniyetinin temeli olan bir konu parlâmentoda karara bağlanacaktır. Şimdi nasıl istersiniz ki, bu konu üzerinde efkârı hazırlamak için daha evvelden haberdar olmadığımız, bir açık oturum forumuna davet edilmiş olalım?..

Sevgili arkadaşlarım,

İlk söyleyeceğim budur. TRT’yi değiştirmek fikri, ilk gününden beri, 1965’-den sonra, bizden sonra gelen hükûmetlerin ilk gününden beri dillerine dola-dıkları bir fikirdir. Yalnız bu da değildir. Anayasa müesseselerinin çoğu, bu tarzda, ya tatbike konmamış, ya tatbike konmaz hale getirilmiştir.

Bugün memleketin en kıymetli valileri, yenileri yetişinceye kadar seneler-den beri açık hapishanede oturur gibi muattal durmaktadırlar. Danıştaya yapılan müracaatlarda hakkını kurtarmış olan insanlar çok defa, çok zaman, her meslekte, haklarını yerlerine getirememişlerdir. Anayasanın düzelecek yerleri, oyunlarla onun hükümlerine uymak istemeyenleri, Anayasaya göre salâhiyetli olan mahkemelerin kararlarını yerine getirmek istemeyenlere nasıl yeniden müeyyide konulacağını bulmak ve zamanında tatbik etmektir. Bugün tecrü-belerin gösterdiği gerçek ihtiyaç budur.

Şimdi bunun karşısında, “Alınan istikamet çok yerinde olmuştur; tedbirler şimdiye kadar fiili olarak, kanun dışında olarak tatbik olunan davranışlar verimli olmuştur; şimdi bunları kanuna ve usule bağlayalım, resmî bir mahiyet alsın”, çabasında bulunan bir gidişin kabul ettirilmesi zamanı gelmiştir, zannolunuyor. Bu zan yanlıştır. Anayasanın esas hükümlerini korumak, kurtarmak en önde herkesin vazifesidir. Bunları fiilen iptal etmek usulleri netice vermemiştir. Kanun ile iptal etmek teşebbüsleri de netice vermeyecektir.

Sevgili arkadaşlarım.

Saygılar sunarım. İlk mülâhazam budur. Bundan sonra bu açık oturumda, daha neler konuşulacağını bilmeyerek buradayım. Onun için sizi selâmlayarak buradan ayrılacağım.

 

 

 

 

Balıkesir Gönenli Çiftçilerin Ziyaretinde Söyledikleri[56]

(...)

“Başbakanla görüştüğünüzü öğrendim. Baraj işini önümüzdeki sene plâna koymaya çalışacakmış. Yapabilirse her türlü yardımı yaparım. Kırk yılda bir de faydalı bir iş yapacaklar, İstanbul Köprüsü’nden çok daha faydalı bir iş. Bu çeşit üç beş baraj yapsaydı bugün bu sıkıntıyı çekmezdi.

Su İşleri, Başbakanın iyi bildiği bir iştir. Yalnız çok ağır şartlarla para veri-yorlar. Hükûmet bunun farkında değil.”

İnönü, Gönenli çiftçi heyetiyle yakından ilgilenerek, aralarında en küçük toprak sahibinin kim olduğunu sormuştur. 20 dönüm toprak sahibi olduğunu söyleyen bir çiftçiye, geçinip geçinemediğini sormuş, aralarında şu konuşma geçmiştir:

–20 dönümle geçinebiliyor musun? Ne alıyorsun dönüm başına?

–10 dönümüne buğday ekiyorum Paşam, iki buçuk ton alıyorum.

–Demek ki dönüm başına 250 kilo.. Senin 20 dönümün az.. Bir misli daha olmalı.. Hayvan bakıyor musun? Geçimin için değil, piyasaya satmak için?

–Bakıyorum, Paşam.

Bu arada, Gönen’de 7 bin dönümlük bir toprağın Almanlar’ın kullanımında bulunduğunu öğrenen İnönü “Bayılırlar Almanlar; bizde ziraat yapsınlar diye bayılırlar yabancılar” demiştir.

 

 

 

 

Kurban Bayramı Dolayısıyla Yayınlanan Mesaj[57]

Kurban Bayramını vatandaşlarıma saygı ile kutluyorum.

Bu ödevi yaparken, geçen son bir ay içindeki siyasî hayatı da, başlıca konularıyla vatandaşlarımın gözünde canlandırmak istiyorum.

Öğrenci hareketleri

1. Hiçbir ülkede öğrenim ve bilim hayatında yeri olmayan silâhlı öğrenci baskısı, memleketimizin haline ve geleceğine yönelik kesin bir tehlike olmuştur. Bu tehlikeye son vermek için yeni hiçbir kanuna ihtiyaç bulunmadığı, yürürlükteki kanunlarla da ciddî teşebbüslere girişileceği görülmüştür. Bu yoldaki tatbikat Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde büyük zarar olmadan başladı. Fakat Siyasal Bilgiler’de facialı müsademelere sebep oldu. Büyük müsademelerin tabiatında olan zorlukların ve kaçınılmaz muamelelerin ötesinde, mazur görülmeyecek davranışlar vuku buldu. Hükûmetin silâhlı gruplar arasında taraf tutması, emniyet kuvvetlerini kendi özel amaçlarına göre kullanma huyundan vazgeçmemesi gibi ihtimalleri, bilinen üzücü olaylara yol açtı.

Yeni tatbikatlarda, dâvanın aslına gölge düşürecek fena hareketlerden sakı-nılması için her gayreti sarf ediyoruz.

Silâhlı öğrenci hareketlerini perde arkasından tahrik edenlerin ortaya çıkarı-lamaması, endişeleri artırmaktadır.

Üniversiteli gençlerin büyük çoğunluğunun durumdan mustarip ve şikâyetçi olmaları, gençlik sorunlarına öncelikle ve tarafsız olarak eğilecek iyi niyetli bir idarenin duruma çare bulmasını kolaylaştırıcı bir unsurdur.

2. Parlâmenterlerin tahsisatı, Personel Kanunu ve Anayasa Mahkemesi hü-kümleri sonunda, anlaşılmaz garip bir duruma düşmüştür. Biz[de] görünüşe göre, Parlâmenterlik, alınan tahsisatla geçinilemeyecek bir duruma düşmüştür ve siyaset yoluyla millet hizmeti zenginlerin hakkı ve sanatı olma yolunu tutmuştur.

İlk aşama

Demokratik rejimin uyandığı medenî memleketlerin ilk atlamağa mecbur olduğu aşama, millet idaresini zengin sanatı halinden kurtarmak olmuş idi. İlk devirlerde hükümdarın tayin ettiği insanlar veya seçilenler, tahsisat almadan memleketi idare ederlerdi. O yüzden de çoğu, halkla ilgisi bulunmayan varlıklı kimseler olurlardı.

Parlâmenterlerin devletten tahsisat almaya muhtaç tabakalardan da seçile-bilmesi, demokrasinin gerçek halk yönetimi yolunda ilk ve en büyük ilerlemesi sayılmıştır.

Şimdi biz, kanunların, mahkeme kararlarının çelişkileri sonunda, Parlâmen-terleri geçinemeyecekleri tahsisata, hem de Personel Kanunu sonucu olarak düşürmüş oluyoruz.

Tabiî bu hal, eşit hakla her vatandaş tabakasından millet idaresine ortak olmak idealinin tam tersidir. Onun için, Parlâmenterler tahsisatı, kanunlar arasındaki çelişkiler mutlaka giderilerek, lâyık olduğu seviyesine derhal kavuşturulmak lâzımdır.

Rejime indirilen darbe

3. Siyasî partilere Hazine’den yapılan yardımın ilke olarak kaldırılması kararı, demokratik rejimin bugünkü anlayışına indirilen darbe olmuştur.

Bizden çok zengin memleketlerde bile, siyasî partilere Hazine’den yardım edilmektedir.

Siyasî partiler, Anayasa hükmüne göre, demokratik rejimin vazgeçilmez un-surlarıdır.

Vazgeçilmez unsur hükmü

İhtiyari olarak ve özel siyasî eğilime göre, bazı derneklere hesapsız paralar verilirken, siyasî partilere Hazine’den yardım yapılmasını ilke olarak kaldırmak, Anayasanın gördüğü ihtiyaca ve Anayasanın “vazgeçilmez unsur” hükmüne uygun düşürülemez.

Sayısız siyasî parti, şüphesiz hayatımıza huzur getirmez.

Ama siyasî partileri, hükûmetçi veya öz-hesapçı zenginlik tabakalarına bağlı bir duruma getirmek suretiyle, sosyal alanda yardım gücü geniş ölçüde bulunmayan memleketlerde, kamu hizmetinde siyasî parti yaratılamaz.

Siyasî partilere yardım ihtiyacı, bizim bugünkü koşullarımızda, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan partileri doğru yolda ve güven içinde çalıştırmak için şarttır. Bu görüşü savunacağız.

Hayat pahalılığı

4. Genel olarak hayat pahalılığı, işsizlik ve geçim darlığı konularında vatandaş ağır bir sıkıntı içindedir. Bu sıkıntıların giderilmesi her şeyden evvel ve her şeyden sonra devamlı ve düzenli bir kalkınma ve ilerlemeye bağlıdır. İyi ve sebatlı bir idare, 10 yılda, bu sonucu, gözle görünür ve elle tutulur hale getirebilir.

Çözülmesi kolay olmayan bugünkü meseleleri saydım. Memleketimizin bu meseleleri ve daha güçlerini çözebilecek bir fikri ve manevî kudrette olduğuna samimî olarak inanıyorum.

Güçlüklerden kurtulacağız

Biz bu güçlüklerden kurtulacağız. Ve bugünkü halleri, hatırlanması istifadeli olduğu kadar eğlenceli hikâyeler olarak anlatmak devrine geleceğiz.

Gelecek için iyimser olmaya bütün nedenler mevcuttur.

Bu anlayışla vatandaşlarımı kutluyorum ve saygılar sunuyorum.

 

 

 

“Sıkıntıları Gidereceğiz” (Makale)*[58]

Ankara Bayram Gazetesi’nde vatandaşlarıma sevgilerle kutlama söylemekten mutluluk duyuyorum.

Politika meseleleriyle daha önce yeter ölçüde meşgul olduk. Şimdi Bayramı, her gaileyi zihinlerden atarak, gönül refahı ile geçirmek başlıca hevesimiz olmalıdır.

Çok güçlükleri atlatabilmiş bir büyük milletin evlâtlarıyız.

Bugünkü sıkıntılarımızı da geçireceğiz. Buna inanıyorum ve Bayramı geleceğe sıcak bir umut besleyerek geçirmenizi diliyorum.

Yürek dolusu sevgiler ve saygılar sunarım.

 

 

 

 

Anayasa Mahkemesi Başkanı İsmail Hakkı Ketenoğlu’nun Siyasi Partilere Yardımın Kaldırılmasıyla İlgili Açıklaması Üzerine Verilen Demeç[59]

Anayasa Mahkemesi Sayın Başkanının benim beyanatımı da hatırlatan izahlarını dikkatle okudum. Mütalâaları, yüksek ve tecrübeli bir hâkimin düşün-celerini anlatmaktadır. Tartışma konusu olan meselelerde her ihtimalî, çareleri ile beraber söylemektedir. Bundan sonrası, herkesin vazifesini ciddiyetle yapa-bilmesine bağlıdır.

 

 

 

 

İzmit Belediye Başkanı Leyla Atakan’ın Ölümü Dolayısıyla Em. Org. Hasan Atakan’a Gönderilen Mesaj[60]

Genç kuşakların değerli yıldızı olarak devlet ve millet hizmetinde başarılarla çalışan Leyla Atakan’ı kaybetmekle memleketin uğradığı kayıp, nesiller boyu Türk Milletini acı içinde bırakmıştır.

Ailece uğradığınız büyük acıyı sizin yanınızda ailelerimiz paylaşmaktadır.

Size, derin saygılarla sevgilerimizi, başsağlığı dileklerimizi sunuyoruz.

Leyla Atakan ve arkadaşlarının kayıplarını İzmit Belediyesine bütün yurt-taşların müşterek acısı olarak taziyet eder ve Belediye mensuplarına başsağlığı dileriz.

Sayın Orgeneral Güzey’in acısını ailece paylaşır ve pek muhterem ailesine tahammül ve başsağlığı dileriz.

 

 

 

 

Annesi Makbule Güley’in Ölümü Üzerine CHP Milletvekili Ferda Güley’e Gönderilen Mesaj[61]

Kardeşim Ferda Güley,

Muhterem validenizi kaybetmenizin derin acısını takdir ediyoruz. Acınızı ailece paylaşırız.

Size sabır ve başsağlığı dileriz, aziz kardeşim.

 

 

 

 

Halkevleri’nin Kuruluşunun 39. Yıldönümü Dolayısıyla Kadri Kaplan’a Gönderilen Mesaj[62]

Sayın Kadri Kaplan

Halkevleri Genel Başkanı

Atatürk Spor Salonu

ANKARA

Halkevleri’nin kuruluşunun 39. yıldönümünü yürekten kutluyorum.

Bilmenizi isterim ki, Halkevleri’ni eski ruhunda yaşatmak ve canlandırmak, milletimize yapılacak en büyük hizmetlerden biridir.

Halkevleri, kültürün, zamana ihtiyaç gösteren en zor dallarını, başta güzel sanatlar olmak üzere, halkımızın bilincine yerleştirecek etkili araç olarak düşünülmüştü. Büyük ölçüde başarı alanına da girmişti. Demokratik rejimle Cumhuriyet Halk Partisi çekilince, yeni iktidarın Halkevleri konusunda gösterdiği gözü kapalı taassup, şimdiye kadar bir türlü anlaşılamayan bir faydasız, belki çok zararlı içgüdünün tepkisidir.

Yeni iktidar Halkevleri’ne tamamıyla el koyabilir ve kendi idaresinde her türlü siyasî sakıncasını önlerdi.

Bu yollarda harcadığımız gayretler fayda vermedi.

Hayatımın en büyük başarısızlığı budur.

Şimdi siz Halkevleri’ni yaşatmakla, hâlâ muhtaç olduğumuz yetkili ve etken bir kültür müessesesini işletmek iddiasındasınız.

Bilesiniz ki, güçlükler ve engeller bitmemiştir. Ummadığımız zamanda karşınıza çıkabilirler.

Siz Halkevleri’nde olumlu neticeye ancak bir noktada varabilirsiniz. O da Halkevleri’ni halka benimsetip sevdirmek yoludur.

Size yürekten başarılar dilerim.

İsmet İnönü

 

 

 

 

Tüm Sivil Asker Emekli Dul ve Yetim Haklarını Koruma Komitesinin Ziyaretinde Söyledikleri[63]

(...)

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, 1101 sayılı kanunun aynen uygulanması yolunda emeklileri destekleyeceğini belirterek şöyle demiştir:

“Memlekette sosyal meselelerin hallini ön plâna aldığımız için emekli haklarında hizmeti geçmiş ve çokları ihtiyaç içinde bulunan emekli vatandaş-larımızı haklı oldukları ölçülerde memnun etmeyi vazife sayarız.”

Emeklilerin direniş yapacakları yolundaki haberlere değinen İsmet İnönü “Kimsenin ne söylediği anlaşılmaz bir gürültülü hale, emekliler kendi dâvalarını sokmasınlar” demiştir. İnönü, emeklilerin sorunlarını devlet adamları ve politikacılarla konuşarak çözümlemelerini de istemiştir.

 

 

 

 

Alman Frankfurter Rundschau ve Neue Zürchner Zeitung Gazeteleri Adına Roland Örtel ile Yapılan Söyleşi[64]

(...)

Soru 1–Siz, İsmet Paşa, kendi ülkenizde ve dış dünyada halen de (Kemal Atatürk’ten sonra) Cumhuriyetin “ikinci babası” olarak anılıyorsunuz. Sizin sözünüz hâlâ bir durumu kurtarabilir veya da ağırlaştırabilir. Hareketleriniz bakımından size tarihi şuur, “tarihin nefesini” duyabilmek kabiliyeti atfediliyor. Türkiye’deki bugünkü durum hakkında nasıl bir hüküm verirsiniz?

İsmet İnönü: Bu tür soruları beklemediğimden, beni bir “oldu bitti” karşısında bırakmış oluyorsunuz. Ben aramızda basit bir konuşma geçecek sanmıştım. Sorularınıza cevap verebilmek için, elimden geleni yapacağım.

Türkiye’de şimdiki durum her şeyden önce arızî ve geçicidir. Ben, şiddet ve huzursuzluğu besleyici ciddî bir sıkıntının milletin köklerine dal budak sardığını sanmıyorum. Ne yazık ki, düzelmez gibi görünen anlaşmazlıklar ortaya çık-mıştır. Güven duygusu ve karşılıklı diyaloglar bunları yapıcı şekilde etkile-yebilir. Gerçi durum çok kaygı uyandıracak niteliktedir. Eğer resmî makamlar huzursuzluklarla baş edecek ve hükûmet otoritesine karşı güven uyandıracak bir güç gösterebilselerdi, bütün bunlar kolaylıkla geçiştirilebilinirdi. Eksik olan bu güvendir. Görünürde durum şimdi öyle bir hal aldı ki, sanki gerisinde gizli güçler varmış ve çok kuvvetli ajanlar tarafından idare ediliyormuş gibi.

İlk sorunuza özetle vereceğim cevap şudur: Biz çözümlenemeyen bir durum karşısında değiliz. Benim kanım budur.

Soru 2–Şimdiki durum karşısında ne gibi politik zorunluluklar ortaya çıkıyor?

İsmet İnönü: Milletin devlet otoritesine, millî haysiyetine ve kendine karşı güveni yeniden uyandırılmalıdır. Güvenin yitirilmesine sebep olan şimdiki atmosfer giderilmelidir.

Soru 3–Türkiye gibi dengesiz bir sosyal bünyeye sahip ülkelerin çoğu, kolektivist-marksist veya psödo*-marksist olsun, veya da faşist veya psödo-faşist olsun, diktatorya rejimleri altına girmişlerdir. Türkiye’nin bu alternatiften sıyrılabileceğine inanıyor musunuz?

İsmet İnönü: Bunalım kışkırtıcıları bizde, şu veya bu yönde bir diktatorya idaresine yol hazırlamağa çalışıyorlar. Diktatörlüğün gelmesi için, vatandaşları kısa bir zaman da birbirine katmanın ve zoraki tedbirlere baş vurulacak bir ortam gibi gözüken bir havanın yaratılmasını yeterli sanıyorlar. Kışkırtma hangi yönden gelirse gelsin, aynıdır: Suni olarak halkı görünürde bir çıkmaza sürüklemek ve bir ümitsizlik havası yaratıp, diktatörlük için bir istek uyandırmak çabasıdır.

Soru 4–Öğrencilerin şiddet hareketlerini nasıl izah edersiniz? Gerisinde “meslekî ihtilâlci” bir el mi yatıyor? Şiddet hareketleri sosyal dengesizliğin bir yankısı mıdır? Türkiye’de bir ihtilâlci durum var mı?

İsmet İnönü: Öğrenci durumu bugün diğer sorunlara nispetle ön plânda gözükmektedir. Huzursuzluk hareketi, halka bir kaos hissi vererek bir ihtilâl hazırlamak hevesindedir. Oysa ki, öğrenci hareketlerine vakit geçirmeksizin bir çözüm yolu aransa, huzura kavuşmak kolay olurdu.

Soru 5–Sosyal-tarihî anlamda Demirel hükûmetine ne gibi bir rol atfe-dersiniz? Başbakan Demirel gerici kuvvetlerin bir temsilcisi sayılır mı? Demirelsiz bir Adalet Partisi hükûmeti teklif etmeniz, sayın Demirel’in burjuva çevreyi dahi temsil etmediği anlamına mı gelir?

İsmet İnönü: Biz şimdiki hükûmetle ve bilhassa yöneticisi ile çok şiddetli bir tartışma halindeyiz. Hükûmet şefi tabiatıyla birinci derecede sorumlu gözü-küyor. Maalesef bütün başarısızlıklar onun üzerinde toplanmaktadır.

Soru 6–Ordunun “Demirel’in yanında” olduğu iddiası doğru mudur? Bugünkü durumda orduya düşecek bir görev görüyor musunuz?

İsmet İnönü: Ordu kiminledir gibisinden bir soru üzerine eğilmek doğru değildir. Ordu tabiatıyla Başbakanın emrine bağlıdır, bu normaldir. Bugünkü durumda ona bir görev düşebilir mi? diyorsunuz. Sanmam. Esasen ordu böylesine bir rol oynamak bakımından istekli görünmüyor.

Soru 7: Bugünkü durum karşısında partinizin politikası nedir? Sizin partiniz tarafından kurulacak bir hükûmet ve hattâ Demirelsiz yeni bir hükûmet, öğrencilerin baş vurduğu şiddet hareketlerinin sebeplerini ortadan kaldırabilir mi?

İsmet İnönü: Uzun süreli bir tek parti hâkimiyetinden sonra, memleketin yönetim şeklini değiştirerek, demokratik düzeni, çok partili sistemi getirdik. Şimdi muhalefetteyiz. Memleketi demokratik zihniyete alıştırmak için, var gücümüzle çalışıyoruz. Hangi parti olursa olsun, ancak seçimle iktidara gele-bileceğini savunuyoruz. Biz bu yolla iktidara gelirsek, memlekete uygula-yacağımız politika, esaslı sosyo-politik reformlar konusunda olacaktır. Başta Toprak Reformu gelmektedir. Milletin güvenini barışçı yollarla milletle beraber yeniden kuracağız. Bütün bunları kolaylıkla yapabileceğimize inanıyoruz.

Şurasını unutmamak gerekir ki, biz –söylemeksizin– Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük reformlarının hesabını daimî olarak vermekteyiz.

8–Ek Soru– (Yazılı metin dışında)- Partiniz gelecek seçimlerde de iktidarı elde etmek için gereken sonuçları almazsa durumu gene de “geçici”, “arızî” ve “suni” olarak mı yorumlarsınız? Şimdiye dek halkın “demokratik şuurunun” verdiği sonuç, Atatürk’le yapmış olduğunuz reformlar aleyhinde cephe almış partilerin seçilmesi değil midir? Seçmen kitlesinin bu tür bir şuur bünyesine sahip olması, bugünkü durumun sorumluluğu bakımından bir pay taşır mı?

İsmet İnönü: Tek parti sisteminden çok parti sistemine geçeliden beri, demokratik reformlar yönünden çok büyük ilerlemeler olmuştur. Gerçi seçim savaşı sırasında, gündelik menfaat peşinde olan politikacılar aşırı konservatör [conservator] çevreleri, eski fanatizm hikâyelerini canlandırmak yoluyla işlemektedirler. Bizim parti aleyhinde geçmiş günün antipatilerini uyandırarak, partimiz liyakatını seçmen gözünde düşürmek çabası vardır. Ancak bu davranış yıldan yıla etkisini kaybetmekte ve diğer memleketlerdeki benzer davranışlar gibi çekilir bir hale gelmektedir. Yeter ki biz kendi kendimize olan güveni yitirmeksizin sabırlı olalım. Şimdiki sıkıntı, dediğim gibi güçlü ve suni olarak büyütülmekte. Bu demek değildir ki, hafife alınabilir. Vatandaşlar asayişe kavuşmak istiyorlar. Zaten diğer partilerin hepsi de fanatizmi temsil etmiyorlar, ancak bundan seçim zamanında faydalanıyorlar. Seçim geçtikten sonra, bu davranış taşıyor ve diğer partilerde eski yollarında devam ediyor.

 

 

 

 

Üniversitede Polisin Arama Yapmasına İlişkin CHP Yöneticilerine Söyledikleri[65]

Bir ihbar yapılmıştır. Adalet arama kararı vermiştir. Bu durum karşısında Üniversiteye polis de girecektir, asker de girecektir. Başka bir tutum olamaz. Gerekirse Mecliste söz alır bunu ilân ederim.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Mevcut Siyasi Bunalım ve Demokratik Rejim Üzerine Yapılan Konuşma[66]

Geçirdiğimiz önemli olaylar, henüz hakiki mahiyetlerini ve neticelerini göstermemiştir. Her an yeni bir havadis çıkıyor. Heyecan verici, endişe verici havadis.. Havadis çıkıyor mu, çıkarılıyor mu? Memleketin siniri üzerinde sarsıntı dalgası durmadan işliyor. Şimdi bu şartlar altında Ana Muhalefet Partisi olarak CHP’nin durumunu kısaca anlatmak isterim:

CHP ile bugünkü iktidar partisi arasında, seçimden önce seçimden sonra daima siyasî ayrılıklar olmuştur. İktidar partisiyle düşünceleri tamamen ayrı partiler halindeyiz. Bu, memleketimiz için yeni bir gelişmedir ve faydalı olacaktır, umut ediyoruz. Birbirimizden düşüncede ve tedbirde farklı partiler olarak memleketin siyasî hayatında sorumluluk taşıyoruz. Bizce, bugünkü buna-lımın esas sebebi, bizim hiç kimseden geç kalmayarak –herkesten önce deme-mek için bir tevazu kelimesi bulmaya çalışarak söylüyorum– hiç kimseden geç kalmayarak, ilân ettiğimiz memleketin esas reformlarının gerçekleştirilmemesidir. Bu, bizim, bugünkü siyasî partiler arasındaki başlıca ayrılığımızdır. Sosyal ve ekonomik bir düzenin kurulmasını, sosyal reformların vakit geçirilmeden yapılmasını, çektiğimiz bunalımların başlıca tedbiri, başlıca dâvası sayıyoruz ve bunların yapılmamasını her geçen gün bunalımı arttıran başlıca sebep sayıyoruz. Sırası geldiğinde basın âleminde, Mecliste, CHP’nin durumunu açık olarak göstermekten geri kalmıyoruz.

Demokratik bir rejim içinde yaşıyoruz. Demokratik rejimin kurallarında dikkatliyiz ve demokratik rejim usulleri dışında herhangi bir mesele ve çözüm şekli bulunmasını kabul etmiyoruz. İktidar karşısında tasvip etmediğimiz fikirlerde ısrar edildiği takdirde, nihayet Mecliste oylara müracaat edilerek iktidarın politikası yürüyor. Çokluk onlardadır çünkü, iktidarın çokluğu ile yürüttüğü bu hareketleri Meclisteki oy usulünden başka herhangi bir usulle karşılamayı tasvip etmeyiz.

Meclis dışı muhalefet ve türlü şekil ve türlü adlar takılarak meydana gelen örgütlerin, iktidara ne kadar muarız olduklarını ölçmeye kudretimiz yok. Fakat, kendi ihtilâlci, aşırı ve anarşist davranışlarına karşı Cumhuriyet Halk Partisi’ni başlıca engel gördüklerinin farkındayız. Onun için bizimle uğraşıyorlar, onun için CHP alternatif değildir, diyorlar, CHP hiçbir şey yapamaz diyorlar. Ve bunu o kadar ustalıkla ve o kadar yaygın olarak anlatmaya çalışıyorlar ki, demokratik rejim içinde bulunan bazı kişiler de bile tereddüt hasıl oluyor.

Bu esasları söyledikten sonra günün meselesine geliyorum. Günün vaziyeti henüz tamamıyla açılmamıştır. Sabahtan beri burada heyecan verici bir takım zıt haberler yayılmaktadır. Şimdi bu zıt haberler içinde bize teveccüh eden saldırılar ve tertipler ikinci derecede kalıyor, iktidarı iş yapamaz halde göstermek kadar şimdi veya seçimde alternatif olan CHP’yi zayıflatmak için, çürütmek için türlü vasıtalar arıyorlar.

Arkadaşlarım, bugünkü iktidarın eksiklerini, yanlışlıklarını söylemekten geri kalmadık. İktidarda olduğu için bugünkü aksaklıkların sorumluluğu iktidar üzerindedir. Ancak bir nokta vardır ki, büyük buhran zamanlarında benim gözümde önemli olan şudur: Demokratik rejim içinde hatalı olan bir Hükûmetin düşmesi, değişmesi usulleri demokrasi içinde işlesin. Ama memlekette anarşi olacak, hiçbir kuvvet işlemez hale gelecek, böyle bir manzaradan, böyle bir zayıflıktan memleketimizin behemehal kurtulmasını isteriz. Hiçbir vesile ile Türk Devletinin varlığı anarşi içinde tehlikeye düşmemelidir. Onun için memlekette anarşiye varacak artık hiçbir tedbire ve hiç kimseye güven kalmadı, herkes ayağa kalksın istediğini yapsın şeklindeki bir manzarada, anarşiyi yürütmek isteyenlere kuvvet verecek, onların sözüne itibar sağlayacak dağınık, taşkın ve herkesin birbirine tecavüz etmesi şeklindeki havanın yayılmasına bütün kuvvetle, gücümüzün yettiği kadar manî olmayı görev bileceğiz. Bunu açık olarak söylüyorum. Memlekette anarşi istemiyoruz. Anarşiyi teşvik eden her cereyanın aleyhindeyiz. Bütün dertlerimizi demokratik rejim içinde halle-deceğiz. Ama her gün bir vilâyetimizde, bir kasabamızda yeni bir vaka çıkacak, devlet kuvvetlerini dinlemeyen başı boş bir idare baş gösterecek, memleke-timizin böyle bir hale düşmesini asla istemiyoruz. Bunu açık olarak bizimle uğraşan bütün muarızlarımıza bildirmek isterim.

Arkadaşlarıma CHP zor günlerin partisidir demiştim. İlk Atatürk Meclisi toplandığı zaman karşılaştıklarımızı gözümde canlandırıyorum. Hiçbir ümit mantıkî olarak nazari olarak görülmediği günlerde Meclis toplanmıştı. Memle-ketin idaresini üzerimize almaya karar vermiştik. Ve işe başlamıştık. Kapının önüne kadar anarşi gelmişti. Ondan sonra, adım adım nizam kuruldu, dar boğaz-lardan geçildi ve nihayet insan tarihinin son zamanlarda kaydettiği başarının en büyüğünü kazanarak Türk Milletini selâmete çıkardık. Türk Milletinin ruhu, cevheri böyledir. Bütün bu güçlüklerden Milletimizin selâmetle çıkacağına ve varlığını koruyacağına kesin olarak inancımızı muhafaza ediyoruz.

Bu vaziyet içinde hükûmetin karşılaştığı güçlükler vardır. Bu güçlüklerin çoğu, başından beri bizim kanaatimizce iktidarın teşhisindeki ve tedbirlerindeki yanlışlıklardan doğmuştur. Ama bunlar siyasî partilerin, siyaset adamlarının başına gelebilecek olaylardır. İktidar partisi bunu önce kendi içinde halletmeye çalışacaktır.

Olaylar ciddîleşmekte ve durumu vahamete götürmektedir. Sorumlular için söylüyorum. İşin hafife alınacak bir tarafı yoktur. İnsanların idaresinde, prensip-lerin tatbikatında, demokratik rejimin halini ve atisini tanzim etmekte büyük hatalar yapmamaya ve mevcut ağırlığı arttırmamaya dikkat etmek lâzımdır. Demokratik rejim hiçbir şey yapamaz inancının yayılmasına kesin olarak karşıyız.

CHP olarak kendimize güveniyoruz, bize sorumluluk teveccüh ettiği vakit yani seçimle teveccüh ettiği vakit görevlerimizi inançla ve metanetle yapaca-ğımıza kesin olarak güveniyoruz ve demokratik rejim usulleri ve kuralları dışında hiçbir eylemi tasvip etmiyoruz ve bunların karşısında da olacağız.

Politika olarak şu anda yapabildiğim özet budur.

 

 

 

 

CHP İller Toplantısında Amerikalı Askerlerin Kaçırılmasından Hareketle Mevcut Siyasi Durum Üzerine Verilen Söylev[67]

İnönü, “Sizi çağırdığımız zaman çok önemli meselelerimiz vardı. Fakat, Devlet ve Millet işleri birbirinden önemli ve etkili işlerdir. Bugün önemli olanlar yarın ikinci dereceye düşer. Sizi çağırdığımız zaman memleketin başlıca dayanağı ve kuvveti olan CHP’nin kendi varlığı ve kendi iç bünyesi nedir bunu anlatmak istiyorduk. Bugün, Devlet ve Milletimiz büyük ölçüde varlık meselesi karşısındadır. Yani, Devletin dengesine ve temeline dayanan tehlikeler karşısın-dadır” demiştir.

İnönü şöyle devam etmiştir:

“Bugün Devletin içinde açıktan ihtilâl sebepleri, büyük dâvalar ve iddialar ortaya süren gizli kuvvetlerin tasallutu altındadır. Şehirlerimizde, Devlet müesseselerimizde aklın almayacağı tecavüzler yapılmaktadır. Hatıra gelmeyen, tasavvur edilemeyen iddialar ortaya sürülmektedir. Açıktan Kanun dışı olan hareketler ve bunları yapanlar bulunamamaktadır. Bu bir milletin, bir devletin bağımsız olarak, haysiyetli olarak kendi içinde vatandaşları emniyet içinde bulunduklarını kendilerine inandıracak olan bir sistemin tam zıddı bir yaşama şartıdır. Bir defa dış memleketlerle, Amerikalı askerlerin kaçırılması gibi memleketin temel varlığına ve itibarına dokunan saldırılar yapılmaktadır. Bunlar, kaçırılan askerler Türk Hükûmetinin rızası ile ve Türk Kanunlarına güvenerek memleketimizde vazife yapmaktadırlar, hayatları, emniyetleri Türk Milletinin maddi olduğu kadar manevî haysiyeti ve varlığına emanet edilmiştir. Bunların hepsine meydan okuyarak, Devletin ve Milletin manevî vasıflarına aykırı olanak [olacak] bir duruma saldırganlar düşmektedirler.

Aklınızı başınıza toplayın

Türk Milletinin hayatında kendisine emanet halinde memleketinde yaşayan insanları, vazifelileri bu çeşit bir saldırıya uğramış bir tek misâl gösterilemez. En zayıf olduğumuz, en güçsüz olduğumuz zamanlarda dahil böyle bir misâle rastlanmamıştır.

Onun için Amerikalı askerlerin kaçırılmasında, hayatlarının tehlikeye düşürülmesinde maddi ve kanunî olduğu kadar manevî ve şeref bakımından uğradığımız tecavüzün ölçüsü yoktur.

Türk halkının belirli bir kesiminin temsilcileri olan sizlerin huzurunda söylemek isterim ki, bu tecavüze kalkmış olanların akıllarını başlarına topla-ması, kendi içimizde ne meselelerimiz olursa olsun bunları konuşarak, birbirimizi türlü vasıtayla ikna etmeye çalışarak halledebiliriz, şarttır. Bu olayı bir dış politika meselesi haline getirmek her bakımdan Türk ahlâkına, Türk şerefine ve Türk maneviyatına aykırıdır ve varlığımız için tehlikelidir. Onun için bütün vatandaşlarımızın dil birliği ile bu hareketleri tasvip etmediğimizi, bu hareketlerin Türk Milletinin hiçbir vasfına uygun olmadığını ilân etmeliyiz ve söylemeliyiz. Büyük tehlikelere, haksız muamelelere evvelâ millet gözünde hüküm giydirerek çare bulunur.

Hiç bir hak insan haklarını kaldırmak için kullanılamaz

Bütün bu kanun dışı saldırılar âdet olduğu üzere milletin esas hakları namına yapılıyor. Milletin Anayasal haklarını koruma iddiası ile yapılıyor. Dikkatleri çekmek için görünüşte bunun gibi sebepler ileri sürülüyor. Bir Milletin esas haklarını koyanlar, o esas hakların milletin varlığını tehlikeye düşürmek için kullanılmasını bir an zihinlerinden geçirmişler midir? İnsaf etmez misiniz?

Üniversite özerkliği, bilim, düşünce, hiçbir siyasî baskı altında bulunmasın esası üzerine milletlerin bulduğu bir yasadır. Üniversite Kürsüsü, hayatı özerk olsun, siyasî ve idare baskılardan hiçbir surette müteesir olmasın. Asil bir dâva, biz koyduk bunu. Ve ömrümüz oldukça, siyasî hayatta tesirimiz devam ettikçe savunacağız. Zaten üniversite özerkliğini yasalaştırdığımızdan beri de her sağduyu sahibi yurttaş bu hakka sahiptir. Şimdi bazı çevrelere göre, Üniversite özerkliği kanunların dışında saldırıları hazırlamak ve merkezlemek için, silâh deposu haline üniversiteleri getirmektir. 9 saat devletin askerlerine karşı ve kanunlarına karşı muharebe ediyorlar. Nedir? Amaçları Üniversite özerkliğini savunmakmış. Bu tamamıyla yanlış bir şeydir. Hiçbir hak insan haklarını ortadan kaldırmak için kullanılamaz. Bunun için aklı başında genç, yaşlı vatandaşın sağduyulu düşüncesi kâfidir. Vatandaşlar, emniyeti, kendi evine girilmemesi, işine karışılmaması için ister. Ama bu emniyetler, başkalarının evine girilmek ve işlerine karışmak için kullanılabilir, böyle bir mâna hiçbir kanunda yoktur ve hiçbir vatandaş böyle bir bahanenin arkasına sığınarak taşkınlık yapamaz.

Ellerini kana boyamasınlar

Şimdi döndük dolaştık, insan hakları ne ölçüde, nasıl muhafaza edilir, onun usullerini bulmaya çalışıyoruz. Bazı kimselerin savunmak istediği saldırganlar, hiçbir hak tanımayan cemiyette idare tarzı olarak bildiğimiz kuralların hepsine meydan okuyan ihtilâlci geçinen insanlardır. Bu kimseyi inandırmaz, saldırganlar akıllarını başlarına alsınlar, ellerini kana boyamasınlar, her kusur, her yanlışlık nihayet tamir olunabilir ama kan kaybı, kan kusuru, kanla biten netice tamir olunamaz.

Sevgili arkadaşlarım, biz, Halk Partisi olarak Cumhuriyeti kurduğumuz zaman, yeni devletin hukuk kurallarına dayanan bir devlet, bir hukuk devleti olması son gayemiz olmuştur. İlk günlerde Cumhuriyetin temel esası olarak konulan kanunlar kolay anlaşılamayabilirdi. Onun için, bir taraftan izah ediyorduk, bir taraftan da uyguluyorduk. Cumhuriyetin kurulma ve temellerini yerleştirme dönemi uzun süre devam etti. Ondan sonra kendi tecrübemizle ve memleketin ihtiyacı ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin demokratik rejim esaslarına etrafıyla ve tamamıyla bağlı olarak kanunları uygulamak devri geldi. Bunun güçlüklerini biliyorduk. Bu güçlükler, demokratik rejime ne vakit geçecek olsak aynı mahiyette karşımıza çıkacaktır. Düşündük ki, Cumhuriyet Halk Partisi olarak savaşlardan ve barış dönemlerinden, Devrimlerden başarı ile geçtikten sonra bu güçlüğü de aynı başarı ile giderebilirdik. Böylece tek dereceli seçim usulünü kabul ettik. Bu usulün vatandaş gözünde eski alışkanlıklardan gelme ve yeni koşulların özelliklerini bilmeme yüzünden doğan hatalarını gördükçe düzelttik, vatandaşın anlayacağı hale getirdik. Herkesin dürüst bir seçimin gereği olarak tedbir diye düşündüğü ne varsa hepsini tatbik etmeye çalıştık. Bu bizim iktidarımıza mâloldu. Bunu tabiî saydık. Uzun müddet iktidarda kalmış bir Partinin nihayet serbest seçime, diğer iddia ve idare tarzı sahiplerine fırsat vermesi tabiî bir muamele idi, o gözle sonucu görerek ve hiç bir kırgınlığa uğramadan Muhalefete geçtik. 20 yıldan beri kısa fasılalardan sonra bu hayat içindeyiz. Bizim kendi rızamızla, kendi ihtiyarımızla Demokratik hayata geçtiğimiz zaman, bu oluşumumuz bizim elimizden silâhla ya da zorla alınmış haklar gibi kullanıldı. Yeni idare tarzı böyle bir havayla kurulmak ve kullanılmak istendi. Bunların hepsini tahammülle karşıladık, iktidar karşısında muhalefet hayatına girdik. 1950-1960 arasını size tafsilatı ile anlatmayayım, hepimiz o dönemi yaşamış, görmüş insanlarız. 1950’de iktidara gelenler, bir süre sonra bir daha iktidardan gitmemenin çaresini aramaya, bulmaya çalıştılar. Uzun süre demokratik rejim dışında yaşamış olan milletimizin başından geçen başlıca güçlük budur. Bu sadece bize mahsus değildir. Uzun süre demokratik düzen dışında yaşadıktan sonra iktidara gelenler kısmen korku nedeniyle kısmen insan tabiatının arzusu olarak kendilerini kaptırıyorlar.

İktidardan düşmekten korkulmamalı

Uğradığımız güçlüklerin hepsi budur. İktidarda bulunan insan, iktidarına yapılan serbest eleştirilerin sertliği ve pervasızlığı karşısında, iktidardan çekildiği zaman başına neler geleceğini büyüterek düşünür. Kendisine hatalarını sayanların iktidara gelince bunların hesabını soracağı korkusuna kapılır. Gene böyle bir dönem geçiriyoruz.

Bu korkuların hepsi beyhudedir. İktidardan vatandaş oyu ile ayrılanlardan sonra gelen yeni iktidar, hemen bir saat sonra o kadar çok dert ve sorun ile karşı karşıya kalır ki, bunların hallolunması birinci safha geçer, geçmiş sıkıntıların hesabını vermek, tali bir mesele olur. Bunu tecrübe etmeyenler bilmiyor. En büyük iftiralara biz uğramışızdır. Şahsî hayatımızdan, ailevi hayatımızdan, partimiz hayatına kadar her türlü tecavüze uğramışızdır. Bunlardan tertemiz ve alnımız açık olarak çıkmışızdır. Dilerim, yeni iktidarlar değişmesinde, eskilerin demokratik yollarla ayrılıp yeniler iş başına geldiği zaman, eskilerin endişesinden bu kadar senelik tecrübeden sonra aynı emniyet havası sürüp gidecektir, başka türlü olamaz.”

İnönü bundan sonra, memlekette demokratik rejim bakımından kaydedilen ilerlemeye değinmiş, CHP’nin şu anda Ana Muhalefet Partisi görevini yürüttüğünü ve Anayasanın teminatı altında olduğunu söylemiş, “İktidarı denetlemek görevimizde hiçbir kayıt tanımayız” demiştir.

CHP aşırı eylemler karşısında en büyük duvardır

CHP Genel Başkanı şöyle devam etmiştir: “Memleket idaresinin Devlet ve Millet varlığından sorumlu olduğu kadar, kendimizi devlet ve millet varlığından sorumlu saymaktayız. Onun için haksız olmaktan korkarız, tabiî hataları kendi ölçüleri içinde değerlendirerek söyleriz. Ama, bahane olarak her gün, her meseleyi en büyük memleket derdi gibi dallandırıp, budaklandırmakta fayda görmeyiz. Bizim bu hareketimizin dallarını ve dalgalarını, tecrübesi olmayanlar, maksatları olanlar yeni siyasî hayatta kendilerine ebedi hayat hayaline düşenler anlamaktan aciz kalmakta, bizimle uğraşmaktadırlar. Bugün iktidarla uğraşılıyor, hep beraber uğraşıyoruz. Fakat bilesiniz ki, gerçekte siyasete heves eden yenilerin gözünde en büyük sakıncalı duvar, kötü niyetlere ve aşırı eylemlere karşı en büyük duvar Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Bizi kendi maksatlarına göre kullanmak isteyenler, tutumumuzu zayıf görürler, kendi arzularının istediği derecede kargaşalık çıkaralım isterler. Kargaşalıklarla, memleket huzursuzluğunu sağlayan eylemlerle hiçbir ilişiğimiz yoktur ve hiçbir teşvikle bu yola girmeyiz biz. Bizim bugün iktidarda bulunan parti ile esaslı ihtilâflarımız var. Biz, uzun tecrübelerden sonra kesin reformlar devrinin geldiği inancındayız.

Sosyal ve ekonomik sorunların bir an önce kesin çözüm yollarına kavuş-masını istiyoruz. İktidarda bulunan muhaliflerimiz öngördüğümüz reformların gün tehiri kabul etmeyecek kadar acele ve zorunlu olduğuna inanmamaktadırlar. AP iktidarı bu konularda inanılmaz bir geniş yüreklilik içindedir. Evvelâ bizim savunduğumuz sosyal ve ekonomik reformları kötü tarzda nitelemekte, bizim için bunlar mal düşmanıdırlar, can düşmanıdırlar, rejim düşmanıdırlar, komünistlik isterler derler ve başka memleketlerin usullerini tatbik ettiğimizi iddia ederler, tevahhuş gösterirler. Sonra iki üç yıl uğraştıktan sonra, ülkede sosyal ve ekonomik meseleler vardır. Bunlarla da uğraşmak lâzımdır diye hiç olmazsa dil ile dâvalarımızı etkisiz kılmaya çalışıyorlar, ama aslında arzulu değildirler. AP ile aramızda kesin olarak iç politikada ayrılık vardır. ‘Biz hafif muhalefet yapıyoruz, etkili muhalefet yapmıyoruz’, bu sözlere hiç kulak asmayınız. Bir ciddî mesele olup, sesimizi biraz yüksek çıkardığımız zaman bütün kamuoyu, herkes, bizim ne söylediğimize kulaklarını kabartmaktadırlar. Vaziyet budur, ama her sabahtan erken kalkan kanun içi ve kanun dışı davranış hevesine kapılan adam, bizi peşlerinde hazır bağırıcı ve kendisini destekleyici bir örgüt olarak görmek istiyor. Buna müsaade etmeyiz, kendimizi başka arzuların vasıtası kılmayız, buna çok dikkatliyiz, bu sınırları iyi ölçmeye çalışırız. Saf Partililerimiz, saf vatandaşlarımız özellikle geçmiş zamanların gürültülü politika olaylarına alışmış olanlar, muhalefet dendiği zaman memleketin ertesi günü baştan aşağı huzurunun sarsılacağı derecede gürültü ve eylem halinde kalmasını isterler. Bunu yapmayız biz. Biz sınırları, hedefleri belli dâvalar sahibi bir partiyiz, vatandaşlarımıza dertlerimizi anlatacağımıza ve neticeyi kazanacağımıza güveniyoruz, bunun dışında demokratik düzen dışı usullere kendimizi kaptırmayacağız.

İktidar geldiği günden beri bugünkü 1961 Anayasası ve onun sağladığı Millet hakları düzeninden şikâyetçidir. Meselâ Yeni Anayasanın Türk vatanda-şına tanıdığı haklardan biri, herkes uğradığı resmî bir muameleden dolayı mahkemeye başvurmağa yetkilidir. Mahkemeler resmî kurulların verdiği bir hükmü adalete ve kanunlara aykırı gördüklerini ilân edebilirler. Dolayısıyla o tarzda bulunan Hükûmet eylemi iptal olunur ya da zararının giderilmesi istenir. Yeni iktidar Danıştay kararlarının bu mutlak etkisini ve devletin her müesse-sesine geçerliliğini önlemeye çalıştı. Bunun gibi Anayasa Mahkemesinin müdahalesinden bezgin ve şikâyetçidirler ve bu konuda birtakım tedbirlerin peşindedirler. Biz deriz ki, Yeni Anayasanın nereleri iyi işlemiyor? Bunun için yeterli zaman geçmemiştir ve işlemeyen yönleri ortaya çıkmış olsa bile, bunlar için usulünde düşünülebilir. Bir ikisini ele almak ihtiyacını bütün Anayasa düzeninin yanlış olduğunu ve hükümsüz olmasını gerektirmez. Biz diyoruz ki, Anayasa düzeni sarsılır ve ortadan kalkarsa nasıl bir idareye avdet ederiz ve neresine kadar, kaç asır geriye gideriz, bunu ölçmeye imkân yoktur. Garibi şurasıdır ki, sizi topladığımız asıl sebep gene böyle Anayasa meselelerinden çıkmaktadır. Değindikleri meselelerin bugünkü memleket dertleri karşısında çok daha farklı ve çok daha az önemli olmalarına rağmen gene bundan bir hafta on gün evvel bu meseleler huzursuzluk yapıyordu, sizi toplamaya mecbur olmuştuk.

Sevgili arkadaşlarım, şimdi yeni vaziyette her türlü Anayasa özgürlüğü Devleti de, Milleti de tahrip etmek için saldırı vasıtası olarak kullanılıyor, üniversite özerkliği diyoruz, vatandaş hakları diyoruz, vatandaş hakkıdır kendimi savunacağım diyor, silâhla ortaya çıkıyor, silâhla vatandaş hakkını kullanmak için yalnız kişi olarak ortaya çıkmak kâfi gelmiyor buna karşı örgüt yapmak lâzım geliyor, o örgütü de yapıyor. Başında dâva sakat. Anayasaya aykırı. Başlı başına devleti kökünden itham edip, ona karşı silâh kullanma hakkını iddia edemezsin. Bununla karşısına çıkıyoruz. Silâhlı saldırıyı vatan-daşa karşı, devlete karşı, açık örgüt, gizli örgüt haline getiremezsin.. Bu dâvaların peşindeyiz. Bunlar hayati dâvalardır. Vatandaşın dâvalarına inanmamız lâzımdır. Bu dâvalara inanmak için her şeyden evvel memleketin muhtaç olduğu kudret Cumhuriyet Halk Partisidir. Onun için, Cumhuriyet Halk Partisi içinde, esas dâvalarda beraberlik olduğunu söylemeye, göstermeye mecburuz. Meselelerin önemli olanlarını ve önemli olmayanlarını kendi ölçüle-rinde değerlendirmeye vatandaşın gözünde memlekete karşı sorumluluğunu bilen, gelecek günlerin idarecisi olan bir büyük siyasî partinin her türlü güçlük ve ihtilâfları içinde ehliyetli olduğunu ve başlıca ehliyetlerden biri olduğunu anlatmaya mecburuz. Onun için arkadaşlarım, bundan on gün evvel birinci dere-cede olan meseleler, ikinci derecede olmuştur. Bunları gene konuşacaksınız. Ama bugün memleketin varlığı, gizli olduklarını iddia eden kuruluşlar söz konusu iken, vatandaş gözünde CHP’nin temelde hiçbir ihtilâfta olmadığını, aralarında anlaşma olduğunu göstermeye mecburuz.

Dış politika olarak, varlığımız bir sınıra maruzdur. Başka devletlerle münasebetlerimiz saldırıların sorumsuz düşüncelerle oyuncak olmak yolun-dadır. Buna müsaade edemeyiz. Memleketin emniyeti, her şeyden evvel memleketin anarşiden kurtarılması ve vatandaşın can ve mal emniyetinin güven altına alınması lâzımdır. Saldırganların, kanun dışı örgütlerin, öteden beri bizim gözümüzde sağcısı-solcusu farkı yoktur. Biz sağcı aşırı örgütlerin ve solcu aşırı örgütlerin aynı derecede önemle karşısındayız. Daha bu hâdiselerin hiçbirisi çıkmadan bunu ilân etmişizdir. Bundan hiç kimsenin kuşkusu yoktur. Şimdi sorumsuz gizli örgütlerin saldırılarından memleketin bir an önce kurtarılması lâzımdır.

Vatandaşın hukuk devleti rejimini benimsemesi ve siyasî hayata ilgi göstermesi için ilk şart malının ve canının emniyette olmasıdır. ‘Kendi şahsının, ailesinin, canının malının emniyetini tehlikeye düşmüş, nereden gelirse gelsin saldırılara karşı kendisini koruyacak devlet kuvveti yoktur.’ Böyle bir vehme kapılmış vatandaşın her hareketinden devletin dolaşık ve karışık büyük mesele-lerini düşünebileceğini beklemek haksızlıktır. Vatandaşın ilk evvel istediği, yaşama emniyetidir. Bu yaşama emniyeti bahis konusudur.

Buradan alternatif olmaktan çıkmıştır propagandası yayılan CHP yerine, teşkilâtı, Meclis grupları ve bütün CHP’liler olarak sağduyulu vatandaşa sağduyu söyleyebilecek kadar soğukkanlı bir parti olduğuna vatandaşı inandırmaya mecburuz.

Size saygılar sunarım arkadaşlar.”

 

 

 

THKO Militanlarınca Kaçırılan Dört Amerikan Havacısının Serbest Bırakılması Dolayısıyla ABD Büyükelçisi William J. Handley’in Mesajına Verilen Yanıt[68]

       Ekselâns William J. Handley

Amerikan Büyük Elçisi

Ankara

Ekselâns Büyük Elçi,

Dört Amerikan havacısının sıhhat içinde kurtuldukları haberini vatandaşlarım gibi ben de engin sevinçle öğrendim.

Amerikalılar’ın derin ıstırabını vatandaşlarım da, ben de yakından izledik ve bunu tam ölçüyle yüreğimizde paylaştık. Kurtuluş gerçek bir mutluluk oldu bizim için..

Sayın Büyük Elçi,

Şahsınız ve Amerikalılar adına söylediğiniz âlicenap sözlerden dolayı size çok teşekkür ederim.

Kurtulanların bütün hayatlarında, geçirdikleri fena macera yanında Türk halkının yakın sempatisini de değerlendireceklerini umarım.

Samimiyetle.

İsmet İnönü

 

 

 

 

Kendisine Atfedilen Sözler Üzerine Yapılan Açıklama[69]

Bana atfedilen sözler bir temenni mahiyetindedir. Bütün dikkatim demokratik rejimin normal işlemesi üzerinedir. Bunu temenni ediyorum.

 

 

 

 

12 Mart Muhtırasının Ardından Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın Partilerin Genel Başkanlarıyla Düzenlediği Toplantı Öncesi ve Sonrasında Söyledikleri[70]

(…)

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün toplantıya gelirken neşeli olduğu görülmüştür. İnönü gazetecilerin ısrarlı sorularına “Konuşma yok Beni konuş-turamazsınız” diyerek cevap vermiştir.

(…)

Toplantıdan çıkan (...) CHP Genel Başkanı İnönü gazetecilere “Çarşamba gününe kadar yazılı bir teklif istiyorlar” demiş ve sorulara şu cevapları vermiştir:

S: Sayın Cumhurbaşkanı’nın konuşması ne mealdeydi Paşam?

C: Vaziyet bundan ibaret başka bir şey söyleyecek değilim. Hadi bakalım.

S: Paşam ne teklif edildi?

C: Edildi veya edilmedi. Söylediğimden ibarettir.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında 12 Mart Müdahalesinden Hareketle Demokratik Rejim ve Ordu Üzerine Verilen Söylev[71]

Saygıdeğer arkadaşlarım,

Önemli bir zamanda toplanmış bulunuyoruz. Size vaziyeti, düşündüklerimizi açık açık söyleyeceğim.

Sayın Cumhurbaşkanı dün bizi çağırdı. Kendilerinin beyanatı okundu. Bilgi edindiniz. Şimdi buna, Çarşamba gününe kadar bizim bir cevap vermemiz bahis konusudur. Bu vereceğimiz cevap için, bulunduğumuz vaziyetin bir tahlilini yapacağım.

Sayın Cumhurbaşkanı ordu içinde olan huzursuzluğu ve kendi teşebbüslerini tafsilatı ile ve tahlil ederek anlatıyor. Siyasî hakların iadesi konusu ile Parlâmentoda partiler arasında geçmiş olan müzakereleri ve ordunun bununla ilgisini de hatırlatıyor. Bundan sonra kumandanların müdahalesi, Hükûmet Başkanının çekilmesi ele alınıyor. Muhtıra malûmunuzdur.

Yüksek ordu kumandanları bir hükûmetin değişmesini ve yeni kurulacak hükûmetlerin kısa vadeli ve uzun vadeli ne gibi işler yapmaları lâzım geldiğini düşünür, takdir eder ve yapılması lâzım zarurî  bir tedbir olarak teklif ve ısrar ederse, artık parlâmento hayatının işlediği tasavvur olunamaz. Parlâmento Anayasa düzenidir. Kendi denetlenmesi, hükûmetin düşürülmesi, kurulması usullerinin tayin olunduğu yerdir. Seçimden itibaren yeni gelecek Parlâmen-tonun hangi esaslar üzerinde çalışacağı belli olur. Bizim Parlâmento çalışmasındaki hareket hattımızı bilirsiniz. Senelerden beri sosyal ve ekonomik Anayasa reformları üzerinde dururuz. Ve bunların bir an önce tatbik olunması lâzım geldiğini söyleriz. CHP olarak tâkip ettiğimiz politika budur. Buna karşı, diğer partiler çıkmışlardır, onlar da seçimlerde fikirlerini söylemişlerdir ve Parlâmentoya gelmişlerdir. Şimdiye kadar programımızı tatbik edecek bir çokluğu Parlâmentoda temin edemedik. Fakat bundan meyus olmuyoruz. Evvelâ, seçmene kabul ettireceğiz. Ondan sonra da, kabul olunan programımızı Parlâmentoda tatbik edeceğiz. O zamana kadar, demokratik rejimin verdiği haklar, verdiği yetkiler ve imkânlar içerisinde hem denetlemek görevini yapacağız, hem de programın isabetini her vesile ile belirteceğiz.

Geçici hükûmet reformları yapsın, ondan sonra seçime girelim fikrini ileri sürenler olabilir. Bu hususları Mecliste konuşuruz. Biz demokratik rejime inanıyoruz. Reformları nasıl yapacağız? Reformlar yapmak niyetiyle Meclise geldik. Fakat başka niyetle de gelenler var. Onlar çoklukta. Reformları yapmak, bunun için bizim sayımızla mümkün değil. Bu durumda nasıl bir hükûmet teşekkül edecek de bu reformları yapacak? Meclisin hükûmeti tutması için kumandanlar her gün yeni bir müdahale de bulunacaklar, demektir bu.

Demokrasiye inanıyorsak, seçimle iktidara gelecek bir hükûmetin yetkisi nispetinde bu reformları yapacağını kabul etmek zorundayız.

Denilebilir ki seçime gidildiğinde gene böyle bir Meclis gelebilir ve hiçbir şey olmayabilir. O zaman dertler devam edecek, demektir. En kötü ihtimalle gene bugünkü duruma gelinebilir.

Bu husus şöyle bir soruyu akla getirir: Demokratik rejim lâzım mı, değil mi? Biz böyle bir konuyu düşünmeye dahi taraftar değiliz. Meseleyi seçmen halledecektir. Seçmene gider, Anayasanın öngördüğü reformları yapacak vasıf ve mahiyette yeni bir iktidarın mutlaka gelmesi zorunluluğunu anlatırız. Yoksa, bir Meclis’e, askerî bir kıta gibi, şunu şöyle, bunu böyle yapacaksın demeye imkân yoktur.

Böyle bir tartışmada bizim yerimiz bellidir. Biz, demokratik rejim dışında bir rejim kabul etmeyeceğiz.

Müdahalenin sonucu ne oluyor? Memleketi bu hale getiren bir iktidar partisi, mağdur vaziyette çekilmiş olarak, şimdi yeniden kuvvet kazanma imkânını buluyor. Meclise yapılacak her yeni müdahale, şimdiye kadar yanlış usulleri savunanlara kuvvet ve fırsat vermekten başka bir işe yaramaz. Kumandanlar neden bu davranış içine girdiler? Müdahale hevesi ile bu duruma geldikleri söylenemez. Kumandanların bir vaziyete gelmeleri, geçmiş hükûmetlerin ısrarlı tutumları ile memleketi huzursuzluğa sevk eden sebeplere müdrik olmalarının neticesidir. Memleketin huzurunu bozan, anarşik hava aldı yürüdü. Aşırı cereyanlar kâfi derecede tâkip olunamadı. Teşkilâtlanmış bir halde saldırı devam ediyor. Senelerden beri ordunun müdahale etmesi istenir, başka çare kalmadığı, Parlâmentonun bir şey yapamayacağı söylenir, bu telkin devam eder durur. Bundan tabiî, her vatandaş gibi, her müessese gibi ordu mensuplarının müteessir olmaması, huzursuz olmaması mümkün değildir.

Parlâmentoya ait bir iki söz söyleyeceğim. 27 Mayıs İhtilâli neden oldu? 27 Mayıs İhtilâli Anayasa dışı davranışta ısrar eden bir Hükûmet aleyhine oldu. Milletin direnişi Anayasa metnine girdi. Bunun aslı vardır.

İhtilâf şuradan geliyordu. Hâkimiyet, kayıtsız şartsız milletindir, bu bir. Hiçbir Kanun Anayasaya aykırı olamaz, bu iki. Anayasaya aykırı mıdır, değil midir? Parlâmento karar vermek yetkisindedir. Bu üç. Eski durum bu idi. 1924 Anayasasında bir Kanunun Anayasaya aykırı olup olmadığına karar verileceği zaman Kanunları çıkaran Meclis, ayrıca Anayasa savunucusu olarak çıkan kanunların Anayasaya mutabık olup olmadığını tetkik edecek ve hüküm verecek diye tasavvur etmişti. Tatbikat Anayasaya aykırı her kanun çıkabilir, her tedbir alınabilir ve itiraz olunduğu zaman Meclis o kanunun Anayasaya mutabık olduğuna karar verebilir, şeklinde cereyan etti. Bununla, müeyyideler olmadıkça Meclisler, Partiler kendilerine verilen salâhiyetleri aşırı kullanabilir hükmü Milletin şuurunda yerleşti. Parlâmentolar hayatında bizim geçirdiğimiz büyük tekâmül bu noktada oldu. Anayasaya aykırı kanun olmaz, buna kim karar verir? 1961 Anayasasına göre buna bir Yüksek Mahkeme karar verir.

1961 örneği

1961 Anayasası müeyyideler Anayasası oldu. Şimdi bu müeyyideler, 1961 Anayasasının tatbike konmasından beri şikâyet konusudur. Şuna manî oluyor, buna manî oluyor diye. Bunları düzeltme hevesi vardır. Ama bunun sebebi, önce, Meclislerde mutlak olan yetkilerin kullanılması, maksadın tamamıyla zıddına kullanılması ve bu sebeple de icranın Meclisin millet nazarında gittikçe mahkum olur hale gelmesidir. 1961’den sonra, hükûmetler teşekkül etti. Bu hükûmetlere koalisyon olarak biz başladık. Askerî ihtilâl teşebbüsleri oldu. O ihtilâl teşebbüslerinin sebebi, daha seçim zamanlarında 27 Mayıs İhtilâlinin esaslarına aykırı olarak bir takım taleplerin iddiaların ortaya sürüldüğünün ordu içinde yerleşmesidir. Nihayet, hayır gelmez, 27 Mayıs 1961 Anayasası tatbik olunmaz iddiasında olan insanlar ordu içinde de kuvvetler topladılar. İktidar üzerinde cebir kullanmak istediler. Fakat muvaffak olamadılar. Biz Anayasayı ve Meclis hâkimiyetini hükûmet meşruiyetini esas tuttuk. Ve bunu sonuna kadar savunduk ve muvaffak olduk.

Ordu bu gibi siyasî cereyanlarla son haddine kadar tahrip, tahrik edilmiş, kararlı bir halde toplandıkları halde kanun karşısında ısrar edemeyerek dağıldılar. Bu hareket ordunun siyasetten tamamen ayrılması ve Anayasanın kayıtsız şartsız millet hâkimiyeti esasında işlemesini doğurdu.

Sonradan tekrar aynı şey başladı siyasî hakların iadesi, 1965’de seçimlerin esasını teşkil etti. Daha garibi siyasî hakların iadesi memleketin daimî bir meselesi imiş gibi ortaya atıldı. Nihayet, vatandaşlar arasında esaslı bir huzurun kurulması ve düşmanlığın giderilmesi bakımından dahili bir düşmanlık zemini kalmasın sözünü söylediğimiz zaman, siyasî hakları seçimin temeli saymış olan iktidar bunun karşısına çıktı. Hatırlayacaksınız. Cumhurbaşkanının beyanatında da bu hâdise hatırlatılıyor.

Yazılı olmayan kanunlar

Şuraya varmak istiyorum. Meclislerin salâhiyetleri mutlaktır. Hareketleri müeyyidelerle bağlıdır. İcrayı Meclisler kontrol ederler ve istikamet verirler. Ama bu istikamet veriş ve kontroller, bunların hepsi yazılı kanunlara tabi olduğu gibi, yazılmamış olan kanunlara da tabidir. Bu yazılmamış olan ve milletin şuurunda yaşayan kanunlara riayet etmeyen her Meclis, her müessese, her örgüt nihayet dayandığı kanunların kendilerini müdafaa etmediğini görmeye mahkûm oluyorlar.

Milletin hoş görmeyeceği bir takım suiistimaller ile düşer, milletin zihnine yerleşirse bu baştan aşağı ordusuyla, müessesesiyle, vatandaşıyla, herkesin zihninde bir yer tutar.

Bunu demokratik kural icabı Meclis çoğunluğu ile halledersin, ama tortusu mütemadiyen işler. Tıpkı eskiden, kanunlar Anayasaya aykırı olmaz, Meclis karar verirse bu halledilir derdin, onun gibi..Ama nihayet Milletin sabrı taşar. Her kanun her kural mutlaka iyi niyetle tatbik olunmak lâzımdır. Eline yetki alan kimse onu iyi niyet dışında tatbik etmeye kalkarsa, mutlaka memlekette birikmiş, yerleşmiş tepkilerle karşılaşır.

Düşmüş iktidar için aleyhte söz söylemeyi hiç arzu etmem ama, Ordunun müdahalesi neden bu hale geldi, bunu tahlil etmeye mecburuz. Derdi bilelim ve ona göre tedbir alalım.

Ordunun zihninde, vatandaş zihninde hoş görülmeyecek, arzu edilmeyecek bir takım olayların yapılması elbette iktidarı da, Parlâmentoyu da zayıflatır. Bunu gelecek iktidarların da hiçbir suretle gözden uzak tutmaması icab eder.

Derhal yeni seçimler

Kumandanlar, Millî Güvenlik Kurulu olarak kayıtsız şartsız hükûmeti des-tekliyorlar, desteklemelidirler, beraberdirler. Bunu Meclise böyle göstermekte, vatandaşa böyle göstermekte fayda vardır diye düşünen bir iktidar, Kuman-danların ertesi günde beğenmediklerini, tutmayacaklarını bilmesi lâzımdır.

Arkadaşlarım, Ordunun hareketiyle parlâmentonun çalışmasına imkân veril-miyor. Anayasa düzeninde hükûmetin kurulması ve denetimi usulü rahnedar olu-yor. Yapılan hareket fiilen parlâmento hayatının işlemesini imkânsız kılmıştır.

Şimdi bu vaziyette ne tedbir bulacağız? Milletin ve Devletin bekası, her mülâhazanın, her kurulun, her konunun üstündedir. Bizim idaremizde Milleti-mizin de Ordumuzun da bütün teşkilâtımızın da gözünde bulunan Devletimizin kuvveti, Milletimizin selâmeti ve istiklâlidir. Ordumuzun, Kumandanların gözünde son tebliğde de gördüğümüz gibi, ümit verecek, teselli verecek bir esaslı nokta vardır. O da Demokratik rejim içinde Devlet idaresini esas tutma-larıdır. Böyle olunca Ordunun Millet nazarında itibarını koruyarak vaziyeti bir hal tarzına götürmek mümkün görülüyor. Bu da, süratli bir hükûmet teşkil etmek.. Bu hükûmet, anarşiye mahal vermeyecek, asayişi koruyacak bir hükû-met olur ve derhal seçime gider. Yeni Parlâmento teşkil edilir. Bunun başka hal çaresi yoktur. Bu vaziyette Ordu Kumandanlarının takdir ve kontrolü altında bir hükûmetin icraat yapması, geniş programlar tatbik etmesi mümkün olmaz.

İlk iş aşırı uçların hareketlerine manî olacak, anarşiyi önleyecek hükûmeti kurup seçime gitmektir. Yani Parlâmento Anayasa düzeni içinde hiçbir tesir altında olmayarak işe başlar.

Biz ordu müdahalesi olur diye hiçbir zaman düşünmedik ve hiçbirisi ile hiçbir münasebetimiz yoktur. Ne üst kademesi ile ne alt kademesi ile müdahale edilir veya Devletin bir işi tenkit olunur diye bir ilişkimiz olmamıştır.

Dikkat ederseniz aşırı uçlar ordunun müdahalesini mütemadiyen ister olmuşlardır. Aşırı uçlar Parlâmento hayatına bir ordu müdahalesi ile nihayet verilmesini teşvik etmişler, her suretle tahrik etmeye çalışmışlardır. Kumandanların son müdahalesi sebebiyle de aşırı uçlar çok sevinç içindedirler ve şimdiye kadar Parlâmentonun bir işe yaramadığını ve ordunun bir an önce el koymasını istemiş olanlar ki, bunların bazıları açıktan aşırı sağcı veya aşırı solcu olanlar bilinmektedirler. Bunlar aşırı fikirlerinin tatbik edileceği zaman gelmiştir diye adeta sevinçten uçmaktadırlar.

Tahmin olunabilir ki bu kadar yakından ordu hareketini tâkip eden ve onun icraatını bu kadar tasvip edip, daha ilerisini isteyen insanların ordu ile daha çok münasebet aramış olmaları da mümkündür.

Türk Ordusu

Türk Ordusu özellikle Cumhuriyet Ordusu, Kuvvai Milliye Ordusu, çok güç şartlar içinde doğmuş, imtihan vermiş, görev yapmış bir ordudur. Bu yüzden ordu olarak bir ucundan öbür ucuna, Kuvvai Milliye’nin başından son gelen safhalarına kadar BMM teşekkül edip kendi ordusunu bir takım buhranlardan kurtararak kuruncaya kadar Türk Ordusu her türlü tesirler altında, İstanbul’un tesiri, Anadolu’nun tesiri gibi türlü tesirler altında bölük bölük olmuştur. Ve birbirleriyle vuruşmuştur. Nihayet, Büyük Millet Meclisi idaresi düşmanla uğraşırken ordusunu da millî hedeflerin peşinde, her türlü tesirlere karşı mukavemetli bir hale getirmiştir. Memleket içinde çeşitli akımların baş gösterdiği, hükûmetin tutarsız bulunduğu ve Orduyu siyasette kendi maksadına göre kullanmak hevesinde olduğu bir iktidar devrinden sonra, ordu, memleketin siyasî cereyanlarına kulak kabartır bir hale gelmiştir. Ordu bu halden süratle kurtarılabilir, çünkü Ordunun esas hedefi memleketin selâmetidir. Ordunun selâmetini ve iç huzurunu sağlayabilmesi, onun, iç ihtilâflar yüzünden sarsılmamasına bağlıdır. Ordu, kapının önünde bulunan hesapsız tehlikelere karşı da başlıca bir settir. Memleket ordusu ve Devlet zayıflasın da tehlikeler baş göstersin diye, bu hırsla kapımızın önünde bekleyenleri ordumuz bilir. Kanaatım odur ki, Türk Ordusu dış tehlikeleri bilir, iç tahriklerin, iç ihtilâfların memlekete ve orduya getireceği zaafları hakkı ile ölçebilir. Bu sebeple Türk Ordusunun her halükarda memleketin başlıca mesnedi ve başlıca kuvveti olduğu bilinmelidir. Ve bu ordunun demokratik bir rejimde daima asil ve çok itibarlı mevkiini muhafaza edeceğine emin olunmalıdır.

Senelerden beri partiler arasında türlü ihtilâflar olmuştur. Bunların hepsi, ordu bahis mevzuu olduğu zaman, memleketin savunması bahis mevzuu olduğu zaman durmuştur. Ve herkes Orduya güvenini tek ses olarak söylemiştir. Bu, hakiki kanaatimin mahsulüdür. Ordunun sağlam bir halde, özellikle kendi içinde mütesanit bir halde her türlü anarşiden ve her türlü çekişmeden uzak bir halde bulunması lâzım geldiğini Türk Milleti takdir eder. Ve nihayet, Ordu, milletin bir vasıtasıdır. Ordu, ancak milletin zihniyetine, sağlamlığına ve fedakârlığına dayanan bir müessesedir.

Millete karşı olamaz

Millet arzusuna karşı ve millet arzusuna rağmen ordu içinde bir mülâha-zanın yürüyebileceğine asla ihtimal vermem. İhtimal vermeyişimin iki sebebi vardır: Biri Ordunun asaletine, tecrübesine sarsılmaz güvenim vardır. İkincisi, milletimizin ordu içine düşecek zayıflığı derhal takdir edeceğine ve bunun için el birliği ile sağlam bir ordu peşine düşeceğine kesin inancım vardır.

Millet Ordusunu korumasını bilir, doğru yolda olmasını, milletin desteğini sağlamasını ister. Millet, ordunun kendi gelenekleri ile yetişmesini ister. Zaferleri ile milletin başlıca mesnedi olduğunu, kendi içinde hiçbir ihtilâfının bulunmaması lâzım geldiğini takdir eder.

Bu inançlarla, ordumuza güveniyoruz, onun memleketin bekâ ve selâmeti için başlıca mesnedimiz olduğunu biliyoruz. Anayasa düzenine bağlı olduğunu işitiyoruz. Kendilerini müdahaleye mecbur eden sebepleri saydıktan sonra Anayasa düzeni içinde demokratik rejimin bir an önce kurulmasını söyleme-leriyle, bunu bir daha anlıyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanı bize fikirlerinizi söyleyiniz demişti. Kendilerine sun-madan önce yarın fikirlerimizi tekrar sizinle görüşeceğim.

Şimdiden söyleyebilirim ki, Parlâmento böyle bir baskı altında kaldıktan sonra artık görevini yapacak halde değildir. İcranın emri altında bulunan Kumandanların takdir edeceği veya tenkit edeceği ölçüye göre hükûmetler kalacak veya kalmayacak, böyle bir düzen demokratik düzen değildir. Demokratik düzenin bir an önce avdet etmesi için Sayın Cumhurbaşkanına yapacağımız teklif, geçici bir hükûmetin kurulmasıdır. Bu hükûmet asayişi muhafaza etmekle görevli olsun, seçimi uygulama görevini o yerine getirsin. Benim bulabildiğim yol budur.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a Verilecek Yanıta İlişkin Yapılan Konuşma[72]

Sevgili arkadaşlarım,

Geçen 24 saat, memleket için çok önemli bir devre idi. Büyük hâdiselerden sonra, ne gibi olaylar ve ne gibi ihtimaller belirebileceğini, bütün dünya ile beraber biz de vatandaşlar olarak merak ediyorduk. Fakat size kalp huzuru ile söyleyebilirim ki, bu geçen 24 saat zarfında, Türkiye, millet olarak bünyesindeki sarsılmaz metanetinin bir defa daha örneğini vermiştir.

Bulanık suda avlanmak isteyecekler her memlekette bulunabilir. Bizde bulunanların ümitlerinin bu geçen 24 saat zarfında arttığı tasavvur edilemez. Bu iyimser sözlerimin sebebi şudur: Gerek müdahale etmiş olan ordunun tutumunda, gerek siyasî partilerin ayrı ayrı hepsinin tutumunda, memleketin umumî hayatında sorumluluk hissine ve memlekete sahip olmak ve bu önemli çıkmazdan şerefle ve vatandaşlarımıza zarar gelmeden çıkmak isteği hâkim olarak yaşamaktadır. Bugün olayların ve hazırlıkların mahiyetini henüz bilmeksizin çok iyimser, ümidi kuvvetli bir halde huzurunuza çıkmış bulunuyorum.

Cumhurbaşkanı ve komutanlarla aramızdaki görüş farkı

Şimdi arkadaşlarım,

Biliyorsunuz ki, yarın için Sayın Cumhurbaşkanı siyasî partilerin görüşlerini istedi. Uzun boylu düşündükten sonra bizim vaziyete koyduğumuz teşhis şudur:

Bu fevkâlade vaziyetten bir an evvel çıkmak için, hiç olmazsa büyük ölçüde çıkmak için süratle bir hükûmetin teşkil edilmesine ihtiyaç vardır. Bir hükûmetin teşkilinde kuvvet kumandanlarının ve Sayın Cumhurbaşkanının istek ve arzularıyla bizim gördüğümüz gerçek arasında bir fark vardır. Kumandanlar ve Sayın Cumhurbaşkanı teşkil olunacak hükûmetin esaslı reformlar yapmasını istiyorlar, memleketin uzun zamandan beri hallolunmasını istediği ekonomik ve sosyal dâvaların esas unsurlarını gerçekleştirmesini lüzumlu görüyorlar. Bu değerli bir arzudur, fakat bizim görüşümüze göre, bugünkü Parlâmentonun bünyesi ve olayların tesiri ile büyük ekonomik ve sosyal reformları bu Meclisin yapabileceğini sanmıyorum. Ama, kurulacak hükûmet, bizim bu tahminimiz hilafına reformları yapacak kuvvette olursa, o reformların tatbiki için kendisini desteklemeye hazırız.

Ne vakit seçime gidilir, nasıl gidilir? Kurulacak hükûmetin alacağı neticeye göre Parlâmento seçimin zamanına karar verir kanaatine varıyorum.

Sayın Cumhurbaşkanına yarın vereceğimiz cevap umumî olarak şudur:

Memlekette aşırı uçlar vardır. Aşırı sol uçları temsil ettikleri farz olunan insanlar ve örgütler, son zamanlarda cüretli hareketler yapmışlar ve bunlar yanlarına kalmıştır. Buna karşı tepki olarak ve daha önceki hazırlıkların neticesi olarak aşırı sağ da geniş ölçüde örgütlenmektedir. Aşırı sağın örgütlenmesi, tabiatı icabı yavaş olur, görünmez olur ve patladığı zaman onların getirdiği huzursuzluk çok yaygın ve çok geniş olabilir ve memlekete çok zarar verebilir. Onun için Sayın Cumhurbaşkanına, bu aşırı akımların durdurulmasını ciddî görev olarak deruhte edecek bir hükûmetin kurulması lüzumuna işaret edeceğiz.

Bütün mesele, Sayın Cumhurbaşkanının yeni hükûmeti teşkil edebilmesidir. Hükûmet teşekkül ettikten sonra mahdut olan göreviyle, uzun siyasî çekişmelere gitmeksizin memleketi huzursuz kılan aşırı uçların saldırılarına karşı bünyenin selâmetini sağlaması, dileğimizdir. Bunu başarırsa büyük başarıdır ve bunu başarmasında siyasî parti olarak görev alacaklarla herhalde yardımcı olmaya çalışacağız.

Sayın Cumhurbaşkanına vereceğim cevap için daha fazla bir şey söyleyemem. Yazacağım cevabı size aynen okumayı düşünmüştüm. Fakat kabul buyurunuz ki, sahibine gitmeden yazıyı açıklamak nezaket kurallarına uygun düşmeyecektir. Sayın Cumhurbaşkanına bu muameleyi yapmak istemiyorum.

Seçim için derhal müddet tayin ederek bir ısrarda bulunmuyorum; yeni hükûmet nasıl teşekkül edecektir, nasıl vaziyet karşısında kalacaktır, bunu bilmiyorum.

Arkadaşlarım, mühim olan nokta, kuvvet kumandanlarının müdahalesi, ciddî bir iğbirarın, çok birikmiş endişelerin mahsulü olarak görülüyor. Bunda, geçmiş hükûmetin uzun zamandan beri yüklendiği büyük mesuliyetinin payı olduğunu tahmin ederim. Geçmiş hâdiseler üzerinde, meydanda kimse yokken söz söylemeyi, konuyu daha fazla uzatmayı uygun görmem. Hali böyle görüyorum. Ve tekrar edeyim ki, gerek ordu kumandanlarının tutumu, gerek siyasî partilerin tutumu, ciddî bir sorumluluk hissinin varlığını göstermektedir. Memleketin felakete düşmemesini esas gaye sayıyorlar. Tâkip ettikleri usul, çaresizlik ve bunalımın sonucudur. Devam etmesini onların da arzu ettiklerini sanmıyorum. Onun için süratle demokratik rejime geleceğiz ve Parlâmentonun denetimi altında hükûmet teşekkül edecek, ondan sonra da tabiî hayatımızı süreceğiz. Aşırı uçlar, aşırı sağ ve aşırı sol olarak memlekete zarar vermekte, birbirlerinden çok farklı olduklarını sanmıyorum. Hep bu kanaatte bulundum, yine bu kanaati muhafaza ederek aşırı uçlara kendilerini kaptırmış olan ve özellikle genç nesillere akıllarını başlarına toplamalarını, ailelerinin yuvasını ve memleketin selâmetini şimdiden genç yaşta daha serinkanlılıkla düşünmelerini tavsiye etmek isterim.

Sayın arkadaşlarım,

Ordu herhalde asıl hedeflerini, vatan bütünlüğü, demokratik rejim, medenî bir cemiyet hayatı hedeflerini göz önünden ayırmayacaktır. Bunu ümit ediyorum. Bu ümidim sarsılmamıştır. Hal bunu gösteriyor. Bu çıkmazdan şerefli bir surette memleketi kurtarmak fikrinin onlarda hâkim olduğuna kaniyim. Siyasî partilerin hepsini sorumluluk hissinde görüyorum. Sağduyumuz umumiyetle işlerse bu çıkmazdan toplum olarak kısa zamanda çıkarız ve demokratik rejimin çalışma devresinin açılmasını ümit ederim, temenni ederim.

Saygılarımı sunarım.

 

 

 

 

Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ile Görüşmeden Sonra Söyledikleri[73]

“Sayın Cumhurbaşkanı ile konuştuk. Vaziyeti izah etti. Yeni hükûmeti teşkil etmeye çalışıyor. Vaziyeti nasıl gördüğünü, neler düşündüğünü izah etti. Bu vaziyette bize bir söz söylemek düşmez. Cumhurbaşkanı’nın çalışmalarına herhangi bir söz söylemek her türlü yanlışlıklara mahal verir. Sayın Devlet Başkanı’na çalışmalarında [tam?-okunamadı] bir imkân vermek için dilimizi tutmamız lâzım.”

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, gazetecilerin “Bu görüşme ile ilgili olarak Partinizin  yetkili kurullarını toplayacak mısınız?” şeklindeki bir sorusuna da “İhtiyaca göre toplayacağım” demiş, ancak ne zaman toplayacağı hakkında şimdilik bir şey söylemeyeceğini ifade etmiştir.

 

 

 

 

Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a İletilen, CHP’nin Yeni Hükümet Kuruluşu ile İlgili Görüşlerini İçeren Mektup[74]

Sayın Cumhurbaşkanı,

14 Mart 1971 Pazar günü, toplantıda yaptığınız beyanat ve gösterdiğiniz arzu üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi adına düşüncelerimizi arz ediyorum.

Memlekette aşırı sol propagandası ve saldırıları ile gergin bir vaziyet olduğu bellidir. Aşırı sağ irticanın hazırlıkları ve saldırıları aşırı soldan az değil, belki de ondan daha fazla, herhalde Anadolu’da daha yaygındır.

Ciddî bir hükûmetin aşırı uçları her türlü cesaretten mahrum edecek kesin karar ile idareye başlamasına lüzum vardır. Onun için süratle, anarşiyi durdu-racak bir hükûmet kurulmalıdır.

Benim kanımca, politikaya karışmayan bir ordunun sağlam olarak vaziyete hâkim olması da, böyle bir hükûmetin sükûneti sağlamasına büyük ölçüde yardımcı olur.

Ondan sonraki iş seçime gidilmesi ve reformları yapacak bir Parlâmento teşekkül etmesini temenni etmektir.

Saygılarımla arz ederim.

 

 

 

 

Amerikan CBS Televizyonu Muhabiri Fenton ile 12 Mart Müdahalesi Üzerine Yapılan Söyleşi[75]

Penton–Bugün Türkiye’de gerçek iktidar nerededir?

İnönü–Ordunun müdahalesiyle komutanlar kendi arzularını memlekete kabul ettirmişlerdir. Komutanların arzuları demokratik rejimin devamıdır. Bir intikal içindeyiz. Tekrar demokratik rejime geçmenin çarelerini arıyoruz.

Penton–Ordu kimin kontrolündedir?

İnönü–Ordu, kendisinin kontrolündedir. Cumhurbaşkanı ile beraber hareket ettikleri görülen büyük komutanlar, orduyu kontrolleri altında tutuyorlar.

Penton–Türkiye’de parlâmenter hayat halen işliyor mu?

İnönü–Şeklen.

Penton–Müdahale Anayasaya uygun mu?

İnönü–Olağanüstü bir hal. Anayasa ve kanunlarla irtibatını düşünmek müm-kün değildir.

Penton–Müdahaleye ihtiyaç var mıydı?

İnönü–Bu hususta fikirler mutabık olmaz. Müdahale edenler ağır ıstırap içinde görülüyorlar. Mecbur kaldıklarını söylüyorlar. Kısa sürmesi için hepimi-zin sorumluluğu ayaktadır. Bunu tamir edeceğiz.

Penton–Türkiye’nin bir askerî diktatörlüğe yöneldiği söylenebilir mi?

İnönü–Söylenemez, başındayız. Teşebbüsü alanlar, böyle bir halden uzak-tırlar. Öyle söylüyorlar.

Penton–Bu olaylar Türkiye ile Amerika ilişkilerini etkiler mi?

İnönü– Sanmam. Bu olay Türkiye ile Amerika’nın ilişkilerini menfî olarak etkilemiyecektir.

Penton–Geleceği nasıl görüyorsunuz?

İnönü–Çok ümitli, aydınlık görüyorum. Bu buhranı, ortak sağduyunun işle-mesi ile memleketin bünyesinde atlatacağız.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Yeni Hükümet Oluşumu, 12 Mart ve Dış Politika Üzerine Yapılan Konuşma[76]

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, dün saat 17.30’da başlayıp, saat 20’de sona eren CHP TBMM Grup Genel Kurulunda, yeni hükûmetin teşkili ile ilgili olarak Cumhurbaşkanı ile önceki gün yapılan temaslar hakkında bilgi vermiştir. Daha sonra CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit de görüşmelerle ilgili ayrıntılı bilgi vermiştir.

Tarafsız bir Başbakanı bugün öğleden sonra açıklanacağının Cumhurbaş-kanınca, CHP yetkililerine söylendiğini belirten İnönü, “Hükûmetin nasıl teşkil edileceği hakkında, sayın Cumhurbaşkanı teferruata girmedi. Tarafsız Başbakanın kuracağı hükûmetin teşkilinde ve sonraki çalışmalarında yardımcı olması CHP’den istendi. Biz de memleketin huzurunu sağlıyacak hükûmeti destek-lemeye çalışacağımızı söyledik” demiştir.

12 Mart muhtırası üzerine Türkiye’nin dış politika bakımından durumuna da değinen İnönü, bu konuda şöyle demiştir.

“İç idare buhranını geçirmekte olduğumuz bir zamanda, Türkiye’nin dış âleme karşı vaziyeti ne olmuştur? Buna teşhis koymaya da çalıştım. Bir memleket iç buhrana girdiği zaman, tabiatıyla, bünyesi itibariyle zayıf bir mevkide kalır. Dış tehlikelerde her mülâhazaya cevap vermek kuvveti azalır. Ve iç politikada mücadelelerden nasıl bir dermanla çıkılacağı herkesin merakını çeker. Böyle zamanlarda fırsat bekleyenler, memleketin iyiliğini istemeyenler neler hatırlıyorlar, bu fark edilmeye başlar.

Bizim coğrafi durumumuz bakımından Orta Doğu memleketleri ve komşu-larımız tesire sahip olduğu gibi, dünya barışının kontrolünde başlıca güçlü devletler olarak Birleşik Amerika ve Sovyetler Birliği’nin tutumları, bizi yakından ilgilendirir.

Birleşik Amerika ile olan ilişkilerimizde, kaçırılan dört Amerikalı’nın durumu bahis konusu idi. Bu buhran esnasında Birleşik Amerika’nın tutumunda bir nokta dikkatimi çekti. Türkiye’nin iç politika bakımından dermansız kalması, arzu edilir değil idi. Askerlerinin hayat tehlikeleri bahis mevzuu olduğu zamanda dahi, Türkiye’yi, Türk idaresini itham eder bir vaziyet alınmadı, bilakis askerlerin kurtulması için hükûmetçe, siyasî partilerce ve halkça takınılan tutumda serin kanlı olmayı bildiler.

Temaslarımdan anlıyorum ki askerî müdahale ile yeni idarenin ne şekil alacağı belli olmadan Türkiye ile Birleşik Amerika arasındaki münasebet bozulur mu diye bir endişeli istiğfam [istignâ’?] karşısında kalıyoruz. Bizim siyasetimizde, düşmanlık politikası gütmemek esastır. Politikamızı böyle ilân etmişizdir, binaenaleyh bu sarsıntılardan Türk-Amerikan münasebeti müteessir olmayacaktır. Bunu bir muhalefet lideri olarak söylediğim zaman, memnunlukla karşıladıklarını görüyorum.

Sovyetler Birliği tarafına da teşhis koymak imkânını buldum.

Son iç buhranımız sırasında Sovyetler Birliği de çok dikkatli bulundu. Memleketin zıddına gidecek her gösteriden sakınır haldedirler. İki gün önce, 1921 yılında Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında imzalanmış bulunan dostluk ve saldırmazlık paktının 50. yıldönümü münasebetiyle, Sovyetler Birliği sefaretinde bir merasim yapılmıştı. Bu vesile ile aramızdaki görüşmelerimizden benim anladığım şudur: Türkiye’de henüz belli olmayan yeni idare kurulduğu zaman, Sovyet Rusya ile aleyhtarı bir hükûmet manzarasıyla karşılaşacaklar mıdır? Yani, iç politika çalkantıları durulduğu zaman, Sovyet Rusya ile başla-mış olan iyi ilişki havası bozulacak mıdır? Gerginlik ve düşmanlık havasına yeniden girilecek midir? Bu endişeleri kendilerinde gördüm. Bu demektir ki, Türkiye ile iyi münasebet havası, iyi ilişkilerin devam etmesi, yaşayan bir politika olarak devam etmektedir.

Ben, dilimin döndüğü kadar teskin edici cevaplar verdim “Buhranı halle-dinceye kadar bu iyi münasebetlerimizi bozacak herhangi bir olay sizden gelmezse, iyi ilişkiler devam edip gidecektir” tarzında muhalefet lideri olarak teminat vermeye çalıştım.

Netice olarak, Sovyetler Birliği ile Birleşik Amerika’nın, Türkiye ile müna-sebetleri bakımından güç bir duruma, arzu edilmeyen bir duruma düşme ihtimalî görülmüyor.

Hâdise, münhasıran iç politikamızda istikrara ve huzura varacak bir idare tarzını kurmaktır.

Hükûmet kurulması konusunda, memleketi boşlukta bırakmaya niyetimiz yoktur.”

(…)

Öte yandan sabahki toplantıdan sonra (...) İnönü şunları söylemiştir:

“Sayın Cumhurbaşkanının temasları henüz devam ettiği için, O’na faydalı olmayacak açıklamalar yapmak doğru değildir.

Sayın Cumhurbaşkanı bugün de temaslarına devam edecek, yarın yeni Başbakanı kabineyi kurmakla görevlendirecektir.

Partilerden kurulacak hükûmete, partilerin yardımcı olmasını istiyor.

Öte yandan ordunun, milletin başlıca dayanağı ve içinde ihtilâflar olmayan sağlam bir hale gelmesini temine çalışmaktadır.”

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Yeni Hükümet Kuruluşu ve Genel Sekreter Bülent Ecevit’in İstifası Üzerine Yapılan Konuşma [77]

Sevgili arkadaşlarım,

İçinde bulunduğumuz durumun özelliği vardır. Bir askerî müdahale vâki olmuştur. Bir an önce, bu müdahaleden kurtulup, demokratik rejimin muhafa-zası için intikâl hükûmetini kurmamız söz konusudur. Bu kurulacak hükûmet, anarşik hareketleri önleyecek ve ciddî reformları yapacak nitelikte görülüyor.

Tarafsız Başbakan, tanıdığımız bir arkadaşımızdır. Uzun zaman siyaset hayatında bulunmuş, bir siyaset adamımızdır. Başbakanın tecrübesi ve ehliyeti bulunduğu bir gerçektir.

Kurulacak hükûmete partiler yardım edeceklerdir. Nasıl edecekler? Bu yardımın şeklini, Cumhurbaşkanımızın mesajında açıkça görüyoruz. Ciddî olan durum, bizim bir an önce demokratik rejime geçmek arzusudur. Bu arzunun gerçekleşebilmesi memleketimizde yerleşmiş, anarşik havayı önleyecek intikâl hükûmetinin kurulmasına lüzum görülmektedir. Aksi takdirde, kumandanlar idareye el koyacaklarını söylüyorlar.

Cumhuriyet Halk Partisi’nden, Başbakan, kuracağı hükûmete bakan almak isterse verecek miyiz vermeyecek miyiz? Biz, Cumhuriyet Halk Partisi’ne mensup milletvekili senatör ve bunların dışında bir partili üyemiz ile Başbakan çalışmak isterse bunu meneder bir tutum içinde bulunmayalım. Uzun boylu düşündükten sonra Başbakanın Cumhuriyet Halk Partisi’nden kabinesine alacağı insanları, kendileriyle görüşerek kabul etmeyi doğru buluyoruz. Bu, esasında bir koalisyona katılmak değildir. Burada parti olarak mesuliyet almış sayılmayız. Çünkü, kurulacak hükûmetin programını bilmiyoruz. Bu duruma göre kurulacak hükûmete güvenoyu vermemiz, denetlememiz hiçbir kayda tâbi değildir. Nasıl Başbakan, hükûmeti teşkil etmek için hiçbir kayda bağlı değilse, biz de güvenoyu vermekte bir kayda bağlı değiliz. Programını göreceğiz, ona göre hareket edip fikrimizi söyleyeceğiz. Bu kayıtlar altında, partimizden Başbakanın kabine üyesi almasını kabul ve vaat ediyoruz.

İhtilâfımız Genel Sekreter Bülent Ecevit ile bu noktada doğmuştur. Kurula-cak kabineye kimse iştirak etmesin dediler. Hiç kimse hükûmete yardım etmezse, bu hükûmetin teşkili ve başarısı güç olur.

Biz ne istiyoruz? İntikâl devresini tamamlayacak bir hükûmet mi, yoksa askerî müdahalenin uzamasını mı? Genel Merkez, hükûmet teşkil eder veya etmez. Bizi ilgilendirmez dedi. Ben bu fikre iştirak etmedim. Hattâ, Meclis Gruplarının fikri alınmadan, böyle kesin bir fikre ve karara karşı çıktım. Biz karar almadık, görüşümüzü bildirdik dediler. Genel Sekreter Ecevit de bu konunun asıl görüşülecek organın Meclis Grupları olduğunu kabul etti.

Bülent Ecevit’in partimize değerli hizmetleri olmuştur. Bundan sonra da aramızda siyaset adamı olarak vazifelerine devam edecektir.

 

 

 

 

Bülent Ecevit’in İstifası ve Yeni Hükümet Üzerine Ankara Televizyonu ile Yapılan Söyleşi[78]

Soru–Bülent Ecevit son gelişmeleri CHP’nin Ortanın Solu kanadına karşı bir darbe şeklinde nitelemektedir. Genel Sekreterin istifa gerekçesi hakkında ne dersiniz?

Cevap–Bu gelişmeleri Sayın Ecevit’in söylediği gibi bizim Ortanın solu politikasına karşı bir darbe mahiyetinde olması mübalâğalı bir görüştür kanısındayım. Muhtırada ve etraflı neşriyatta askerî müdahale ihtiyacının sebepleri etrafıyla söylenmektedir, daha ziyade bunlar üzerinde durmak lâzımdır.

Soru–CHP tarafından benimsenen ve son Kurultayda tarafınızdan destek gören Ortanın Solu ilkelerinden bugünkü istifalardan sonra bir dönüş, bir değişiklik söz konusu mudur?

Cevap–Ortanın Solu politikası benim tarafımdan ilân olunmuştur. Ben bunu ekonomik ve sosyal bir ihtiyaç olarak kamuoyuna ve partililere söylediğim zaman bugünkü Ortanın Solu etrafından teşekkül etmiş olan çekirdekler yoktu. Bülent Ecevit de daha vazifeye başlamamıştı. Onun için Ortanın Solu eski ve doğru bir kanaat tarzıdır, devam edecektir.

Soru–Bugün CHP Genel Merkezi önünde olaylar oldu. Belki duydunuz. Bu olayları nasıl karşılıyorsunuz? Parti parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya mıdır?

Cevap–CHP’yi zayıf düşürmek için fırsat düştükçe birçok teşebbüsler yapılacaktır. Sosyal Demokrasi Derneklerinin hareketleri anlaşılmaz bir şeydir. Aramızda ihtilâf çıktı ve münakaşa halindeyiz diye daha ziyade benim noktainazarımı benimsemeyenlerin bir gayreti gibi görünüyor. Fakat tabiî sayıyorum. Fikrimizi tâkip ederiz.

Soru– Grubunuz Nihat Erim başkanlığındaki yeni hükûmeti desteklemek kararı aldı. Bu grup kararının gerekçesini izah eder misiniz?

Cevap– Gerekçe basit. Bir askerî müdahale var. Bundan kurtulacak, bu müdahâleleri daha ileri götürmemek için bir hükûmetin muayyen işler yapmasını istiyorlar. Biz de bu hükûmetin kurulmasına yardım etmek ve demokratik rejimin bir an evvel kurulmasını sağlamak istiyoruz. Gerekçe budur.

 

 

 

 

Bülent Ecevit’in İstifa Nedeniyle Yaptığı Veda Ziyaretinin Ardından Söyledikleri[79]

“Veda etmek için geldi Bülent. 24 saatte üzüntümüz yatıştı. Politik hayatın cilvelerindendir. Dostluğumuz beraber, aynı kanaatlerle memlekete hizmet etmek şevkiyle beraberiz. Vaziyet bundan ibaret.”

İsmet İnönü bir soru üzerine de,

“Partimizde birlik ve beraberlik eskiden olduğu gibi devam edecektir.”

 

 

 

 

CHP PM Toplantısında Bülent Ecevit’in İstifası, SDDF’lilerin Bir İthamı ve PM’nin Boş Üyelikleri Seçimine İlişkin Yapılan Konuşma[80]

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü ancak saat 11.50’de Genel Merkeze gele-bildiği için saat 11’de başlaması gereken Parti Meclisi toplantısı geç açılmış, İnönü, içeriye girerken, gazetecilerin “Olağanüstü bir kurultayın bâhis konusu olup olmadığı” yolundaki bir sorusuna “Olağanüstü kurultayı gerektirecek bir durum yok, bugün sadece seçimleri yapacağız” demiştir. Daha önce genel merkeze gelen Ecevit ise “görüşünde ısrar edip etmediğini” soran gazetecilere, “Görüş ayrılığımız devam ediyor, görev almayacağım” demiştir.

İnönü Parti Meclisine geldiği zaman Ecevit’in de orada olduğunu görünce, “Oo, hoşgeldin, gelmeyecektin?” diye Ecevit’e takılmıştır. İstifa eden merkez yönetim kurulunun bir üyesi Orhan Birgit tek başına Genel Başkanın yanına oturmuştur. İnönü muhtıra, Cumhurbaşkanının mektubu, kabine teşkili ve son olayları kapsayan bir konuşma yaptıktan sonra, “Şimdi Genel Sekreter Ecevit’in istifasına geleceğim. Bu istifa benim için bir emrivâki oldu. Kendisi istifayı Genel Başkana bildirmeden kamuoyuna açıkladı, ben basından öğrendim. Grupta ara verilip Genel Sekreterin arkadaşlarıyla gelmelerini istediğim, beklediğim sıra istifasını gazetecilere açıkladı. Zaten ben bu istifayı almaya hazırlanmıştım.”

İnönü, Genel Sekreter Yardımcısı Besim Üstünel’in kendisini ziyaret etti-ğini, Ecevit’in istifasından söz ettiğine değindikten sonra sözlerine şöyle devam etmiştir:

“Ne istiyorsunuz? Ruhî sebeplerle, hissi sebeplerle istifa ediyor. Bırakın git-sin. Ecevit hükûmetteyken de haftada bir bana istifasını getirdi. Şimdiye kadar Genel Sekreter olarak kendisiyle 50 defa bu ihtilâfa düştüğümüz oldu. Gerçi olayların ilk gününde aramızda ihtilâf vardı. Fakat bana istifa edeceğine dair hiçbir şey söylemedi. Niyetli de görülmüyordu. Şimdi istifa ediyor.”

İnönü daha sonra son günlerde çeşitli gösterilerde bulunan ve bu gösteri-lerini CHP’ye yönelten ve CHP’nin bir yan kuruluşu olan SDDF’den bahsetmiş, sinirli bir şekilde, “Bunlar da kim oluyor? İşittim ki, benim için de ileri geri konuşmuşlar. Bugün de marifet hazırlamıştır. Onun için ben de polissiz geldim. Polise emir vermedim. Hani nerdeler?” demiştir.

Parti Meclisinin gençlik temsilcisi Nail Gürman söz almış, üyelerin İnö-nü’ye karşı büyük bir sadakatle bağlı olduğunu, yapılan hareketlerin İnönü’ye karşı olmadığını söylerken İnönü, müdahale etmiş, “Dur, dur şimdi sana bir şey soracağım, Genel Başkanla Genel Sekreter arasında bir ihtilâf olmuştur. Genel Sekreter ve Merkez Yönetim Kurulu istifa etmiştir. Şimdi senin istifa etmiş [olman], Ecevit’te olmanız, bazı hareketler yapmanız, Genel Başkana karşı gelmek değil midir?” demiştir. İnönü, gençlerin bu işe karışmamasını, bunun bir parti içi meselesi olduğunu sözlerine eklemiştir.

Sinirli bir şekilde bulunan Ecevit, “Paşam müsaade ederseniz ben ayrılıyo-rum. Benimle ilgili konuşmalar olabilir, müsaade ederseniz ben gideyim” demiş ve kapıya geldiği sırada İnönü, Ecevit’e, “Dur, nereye gidiyorsun?” diye seslenmiştir. Bunun üzerine eski Genel Sekreter geri dönmüş, yerine oturmuş ve bilâhare söz istemiştir. Ecevit “Paşam ben sizin karşınıza çıkmak için değil, sizin karşınızdan çekilmek için istifa ettim” demiştir. Ecevit, daha sonra toplantıyı terk etmiştir.

Bütün bu konuşmalar geçerken Parti Meclisinde büyük bir sessizlik dikkati çekmiştir. Verilen bir önerge ile Parti Meclisinde açık bulunan 4 boş üyelik için seçim yapılması istenmiş ancak istifa eden bazı Merkez Yönetim Kurulu üyelerinin bu önerisi İnönü tarafından kabul edilmemiş, İnönü “Hayır bugün sadece Genel Sekreter ve Merkez Yönetim Kurulunu seçtireceğim” sözleriyle reddetmiştir.

Bu arada bazı üyeler “Paşa adayını bildirsin” şeklindeki sözleri üzerine İnönü, ne söylendiğini yanındakilere sormuş bilahare sert bir şekilde, “Benim bir adayım vardı, fakat şimdi pörsütülmemesi için isim bildirmeyeceğim. Bu heyetin temayülünü öğrenmek istiyorum. Adayınızı bildirin seçime gideceğim” demiştir.

(…)

Seçim sonuçları belli olduktan sonra, İnönü, “Düşünün, taşının adaylarınızı tespit edin. Bunun için toplantıyı saat 18’e erteliyorum” demiştir.

[Tamamlayıcı haber]

Eski Genel Sekreter Bülent Ecevit’in de hazır bulunduğu toplantıyı kısa bir konuşma ile açan İnönü, Ecevit’in Genel Sekreterliği zamanında partiye büyük hizmetler yaptığını belirtmiş ve kendisini çeşitli alanlarda çalışma imkânlarının beklediğini ifade etmiştir.

(...)

Boş çıkan 11 oy için Genel Başkan İnönü, bu oyların olumsuz bir anlam taşımadığını nasıl olsa Bakşık’ın seçileceğine kesin olarak bakıldığı için bu şekilde davranıldığını ifade etmiş ve Şeref Bakşık’ı yanına çağırarak kutla-mıştır. İnönü bu arada şunları söylemiştir:

“Şeref Bakşık yürekten saydığım bir arkadaşımızdır. Muvaffak olacaktır. Yeni Genel Sekreterin önünde büyük işler vardır. Bunların en önemlisi Meclis Grupları ile Merkez Yönetim Kurulu arasındaki çalışmaların ahenk içinde ve süratle devamını sağlamaktır.

Meclis Grupları ile Merkez Yönetim Kurulu ve parti teşkilâtı ahenk içinde çalışacaktır.

İkinci mesele olarak Bülent Ecevit’le benim aramdaki, bir konuya münhasır ihtilâfın parti içinde ciddî bir mesele imiş gibi telâkki edilmesine asla müsaade etmeyecektir.

Bundan sonra parti merkez yönetiminin karşı karşıya bulunduğu büyük zorluk malî meselemizdir. Bunun da partiye kayıtlı üyelerimize ödentilerini düzenli olarak vermeleri alışkanlığını kazandırarak halledilebileceğini sanıyorum. Çeşitli reformlarını programına almış olan bir partinin sermaye çevrelerinden yardım görmesi mümkün değildir. İş adamları hiçbir yardımı kendi siyasî ve malî vaziyetlerinin zarar göreceği bir istikamette yapmazlar. Hülâsa güç bir durum malî vaziyetimizdir. Maruzatım bundan ibarettir.”

(...) Gençlere Lozan hatıralarını anlatan İnönü, salondan ayrılırken “Dumanlı ve karamsar geldim, ferah gidiyorum” demiştir.

 

 

 

 

Bülent Ecevit’in Genel Sekreterlikten İstifası Dolayısıyla CHP Örgütüne Gönderilen Genelge[81]

Sayın Bülent Ecevit’in bir görüşte ayrılık yüzünden ayrılması olayını bili-yorsunuz. Sayın Bülent Ecevit veda ederken belki yanılmışımdır ancak yanıl-mamış olduğuma hâlâ inanıyorum, “Ayrılmam zarurî idi” dedi. Ciddî vazife sahipleri arasında ve yakın dostlar arasında fikir ayrılıklarından ayrılmalar olması, bir büyük medenî cemiyette ve CHP gibi çok tecrübe görmüş ve memlekete daha çok hizmetler etmeğe aday olan partide vakit vakit böyle münakaşalar olacak ve geçecektir.

Azizliği seven yakın ve uzak dostların tahminlerine ve beklemelerine rağmen yeni Merkez Yönetim Kurulunun kurulması, ahenk içinde ve ayrılık olmaksızın tahakkuk etmiştir. Şimdiki tarafsız hükûmette ve gelecek geçimlerde Partimize önemli vazifeler düşmektedir. Birbirimizle yürekten yakınlığımızı muhafaza ediyoruz. Teşkilâtın huzur içinde büyük vazifeler için hazırlanmasını isterim. Merkez Yönetim Kurulu ile Meclis Grupları arasında içten bir işbirliği devam edecektir.

Bülent Bey arkadaşım ve diğer sorumluluktan ayrılan arkadaşlarım Parti içinde canlı ve kararlı olarak vazifelerine devam edeceklerdir. En önemli konu, milletvekilleri ve teşkilât arasında tam bir emniyetin hüküm sürmesidir. Memleketin geçirmekte olduğu büyük bunalımda CHP, tabiatıyla hükûmet sorumluluğunda olmaksızın, memleket sorumluluğunda, milletimizin demokratik rejim içinde, millet hayatının selâmet ve emniyet içinde yaşamasını sağlamaya muvaffak olacaktır.

Arkadaşlarıma bu tafsilatı verirken Parti içindeki bunalımın bitmiş olduğunu haber veriyorum. Şimdi büyük mesele memleketin içinde bulunduğu bunalımın huzur ve selâmet içinde nihayete ermesidir. Bunun için elimizden gelen hizmeti ve yardımı ifa etmeğe dikkat edeceğiz.

Bu seçim münasebetiyle Merkez Yönetim Kurulu görevinden ayrılmış arkadaşlara teşekkürlerimi ifade etmeyi borç bilirim.

Saygılar sunarım.

 

 

 

 

Başbakan Nihat Erimi’i Kutlama Ziyaretinde..[82]

(...) Erim, makam odasında kendi yerini İnönü’ye vermek istemişse de, İnönü koltuklardan birinde oturmakta ısrar ederek “Siz kendi yerinizde oturunuz” karşılığını vermiştir.

İnönü daha sonra Erim’e “Sizi tebrik etmeye geldim” demiştir. Erim İnönü’-nün bu sözlerine “Lütfettiniz, zahmet ettiniz” karşılığını vermiştir.

(...)

İnönü gazetecilerin sorularına karşılık, “Sadece kendisini tebrik ettim” demiştir.

 

 

 

 

31 Mart Ayaklanmasına İlişkin Televizyon Konuşması[83]

Rumeli’de bulunan 2. ve 3. Ordu, İstanbul ihtilâlini, İstanbul’da patlayan irticai hareketi üzüntü ile haber aldılar. 3. Ordu kumandanlığı erkânı harbiyesi 2. Ordu erkânı harbiyesi ile temasa geçti. Müşterek bir kuvveti aralarında kararlaş-tırdılar. Büyük kuvvet 3. Ordudandı. Edirne’den hareket eden bir mürettep tümen Hareket Ordusu’nun takriben yarısını teşkil ediyordu. İstanbul’da isyan etmiş ve devletin bütün ana müesseselerine el koymuş olan askerî ihtilâl komitelerine karşı bir sefer açma zarurî görülmüştü.

Hareket Ordusu adı verilen Selanik ve onun efradından, Edirne’den tertip edi-len ordu muntazaman sevk edilerek İstanbul kapılarında bir yığınak yapıldı. Orduya Mahmut Şevket Paşa  kumanda ediyordu. Her iki ordunun tümen komu-tanları vardı. 2. Ordudan Şevket Turgut Paşa mürettep fırkaya kumandanlık ediyordu. Bu ordular İstanbul civarında toplandıktan sonra şehri muhtelif konum-lardan işgal etmeye başladılar. İşgal eden kuvvet (31 Martta isyan edenler) büyük bir kıtayı sevki idare edecek insandan ve teşkilâttan mahrum bir kalabalık halindeydi. Bununla beraber başlarında bulunan çavuşlar kendilerinin sevki idare edeceği bir muharebe tarzını çok maharetli bulmuşlardı. Beyoğlu’ndaki Taksim kışlası ve diğer askerî kışlalara kapandılar. Zaten taştan kuvvetli olarak yapılmış bu binalarda silâh ve cephane hazırlığını yapmışlardı. Sonuna kadar müdafaa ettiler.

Taksim kışlası ve Gümüşsuyu kışlasında muharebeler oldu. Kanlı muhare-beler oldu. Çok inatçı idiler ve fedakârca çarpıştılar. Nihayet bu kışlalara top ateşi ve süngü hücumu ile zorla girildi. Müdafaa edenlerin kaçabileni kaçtı, bulunanlar yakalandılar. Başlarında bulunan ve başlıca isyan ve irticaı hazırlayan, dış elemanlarla temasta ve tertipte bulunan insanlarla ele geçtiler.

Bir günlük muharebeden sonra İstanbul’a, Rumeli’den gelen Hareket Ordusu tamamı ile hâkim oldu. Yeşilköy’de Hareket Ordusu karargâhı vardı. Asiler bir iki gün içinde tutulabildi. Padişahın halline karar verdiler. Yeni hükümdar seçildi. Askerî kısım sefer kısmı bu surette bitmiş oldu.

Meşrutiyetin ilânından sonra bir seneden beri büyük emeklerle çalışıp bir manevra tecrübesi geçirmiş olan Birinci Ordu bu hareketin sonunda tamamı ile tahrip edilmiş oldu. Bu isyanın ilk neticesi Birinci Ordunun, büyük bir kuvvetin memleket sathından düşmesi oldu. Bundan sonra Hareket Ordusunun kurduğu hükûmetler iş başına geldiler. Biz daha 1908 ihtilâlindeyken, bütün genç subaylar, ihtilâlin üstüne gitmiş olan aklı başında erkânı harp zabitleri herkes bir dış seferin, Balkan Seferi’nin çok erken olduğu kanaatinde idik. Bütün ihtilâlin her safha-sında herkesi, askerî ve sivilleri o zamana kadar görülmemiş bir siyasal taşkın-lığın tesirine kapıldığı bir zamanda mahdut miktarda erkânı harp subayları bir dış seferin tehdidi altında bulunduğumuzu daima gözönünde tutmaya çalışırdık.

 

 

 

 

İkinci İnönü Zaferinin 50. Yıldönümü Dolayısıyla İnönü Bucağı Kutlama Komitesine Gönderilen Mesaj[84]

II. İnönü Zaferi’ni kutlamanızda beni hatırlamanız âlicenap duygularınızın eseridir.

İnönü Savaşında canlarını vermiş olanları minnetle anmamız borcumuzdur.

Komitenize çok duygulu olarak tebriklerimi sunarım.

 

 

 

 

İkinci İnönü Zaferinin 50. Yıldönümü Dolayısıyla CHP MYK Üyeleri ve Başbakan Nihat Erim’in Ziyaretinde Söyledikleri[85]

(...) İsmet İnönü, Zafer dolayısıyla intibalarını soran gazetecilere şunları söylemiştir:

“Arkadaşlarım lütfettiler, Zafer gününü kutlamak için geldiler. Minnettarım kendilerine. Cumhurbaşkanı’ndan da çok alicenap ve lütufkâr bir tebrik telgrafı aldım. Bir bakıma geçen haftaki havadislerden bahsediyor gibi oluyoruz. Meğer 50 sene geçmiş… Sizin 50 sene sonranız de böyle olacak, bugünkü gibi hatırlayacaksınız. Teşekkür ederim arkadaşlar. Alâka gösterdiniz.”

İsmet İnönü, 50 yıl önceki zaferle ilgili bir anısını anlatmasını isteyen gazetecilere şunları söylemiştir:

“50 yıl önceki hatırayı geçen haftaki hatıra gibi bahsettim size. Bundan kuvvetli hatıra ister misiniz? İkinci İnönü Zaferi hayatımda geçirdiğim buhranların en önemlilerinden biridir. Metristepe üzerinden muharebenin neticesini Büyük Atatürk’e yazmıştım. Ve O’ndan çok lütufkar bir cevap almıştım. Bu gün daha kuvvetli bir hatıra beni işgal etmiyor.”

[Başbakan Nihat Erim’le yapılan sohbet]

(...)

Bu sırada bir başka odada Japon Büyükelçisi ile konuşmakta olan İnönü, Erim’in geldiği kendisine haber verilince hemen salona gelmiş, Başbakana “Sizi beklettim mi?” diye sormuştur. Erim “Ben de iki dakika önce gelmiştim Paşam. Sizi İkinci İnönü Zaferinin 50’nci yıldönümü dolayısıyla tebrike geldim. Türkiye sizin sayenizde bugünlere ulaştı” demiştir.

İnönü ile Erim arasında şu konuşma geçmiştir:

İnönü: Japon Büyükelçisine Toprak Reformunu nasıl yaptıklarını sordum. İkinci Dünya Savaşından sonra yapmışlar. Her çiftçiye 10 dönüm arazi vermiş-ler, böyle halletmişler..”

Erim: Paşam.. Onların arazisi volkanik bölge.. Bizim şartlarımıza pek uygun düşeceğini sanmıyorum. Bizim için 10 dönüm arazi bahçe sayılır..

İnönü: Hayvancılığı nasıl hallettiklerini de sordum. Hayvancılık yokmuş. Keşke yakın olsalar da biraz hayvan satsak onlara..

Başbakan Erim, bu sohbetten sonra yalnız kalmak istediklerini ima etmiş, bunun üzerine gazeteciler salondan ayrılmışlardır. Bu sırada İnönü:

“Sayın Başbakan pek lütufkâr davrandı. Beni ihya etti” demiştir. (...)

Başbakan Nihat Erim’in İnönü ile yaptığı görüşme 50 dakika sürmüş, görüşmeden sonra gazetecilerin sorularını cevaplandıran CHP Genel Başkanı, “Hükûmete güvenoyu vermemiz tabiî görünüyor” demiştir.

(...)

Başbakan Erim’in Pembe Köşkten ayrılmasından sonra görüşmeyi tâkip eden gazetecilere dönen İnönü, Erim’in kendisine program hakkında kısa bir bilgi verdiğini, Başbakanın bu akşam (dün) Cumhurbaşkanı Sunay’ı da ziyaret edeceğini ve programın ondan sonra kesinleşeceğini söylemiştir.

Yarın (bugün) Mecliste okunacak olan hükûmet programı ile ilgili olarak Erim ile bir daha görüşmesinin söz konusu olmadığını bir soru üzerine söyleyen İnönü “Sayın Erim’in size bugün ana hatlarıyla bilgi verdiği hükûmet programını destekleyecek misiniz. Yani hükûmete güvenoyu verecek misiniz?” şeklindeki soruya da şu karşılığı vermiştir:

“Güvenoyu vereceğiz inşallah. Aldığım haberlere göre program çok olumlu olacak. Onu kolaylaştırmak bizim için vazife olacak. Onun için güvenoyu vermemiz tabiî görünüyor.”

 

 

 

 

İkinci İnönü Zaferinin 50. Yıldönümü Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın Mesajına Verilen Yanıt[86]

Sayın Cumhurbaşkanı, II. İnönü Zaferi’nin yıldönümü münasebetiyle lütfet-tiğiniz yazıyı saygı ile ve dikkatle okudum.

Âlicenap takdir sözleriniz çok teşvik edici ve yüce varlığınızın delili olan ifadelerdir.

Bu münasebetle söyledikleriniz, yaşayan gazilere gurur verecektir. Şehitlerine minnetlerimiz artacaktır.

Derin saygılarımı sunarım, Sayın Cumhurbaşkanı.

 

 

 

 

Hükümet Programı Üzerine THA Muhabirine Söyledikleri[87]

CHP Genel Başkanı İnönü programın okunmasından sonra Meclis kulisinde THA muhabirinin “Programı nasıl buldunuz Paşam?” şeklindeki sorusuna, “Mükemmel program” karşılığını vermiştir.

İnönü, bu konudaki ısrarlı soruya karşılık şöyle demiştir:

“Mükemmel program dedim. Daha ne diyeyim, Pazartesi günü Mecliste görüşülecek. Çok iyi tesir yapan esaslı meselelerin hepsine dokunmuşlar.”

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında Bülent Ecevit’in Konuşması, 12 Mart, 27 Mayıs ve Demokratik Rejim Üzerine Yapılan Konuşma[88]

“Sevgili arkadaşlarım,

Burada birbirimizden ayrı, farklı olan bütün fikirleri serbestçe konuşacağız. Serbestçe karar vereceğiz. Fakat sayın Ecevit’in beyanatını benden evvel AP’lilere vermişler. Onlar benden önce okumuşlardır. Ecevit’in hakkı var mı bunu yapmaya? Gelsin burada hesap versin.

Ben hiçbir zaman bir araya gelmeye niyetli olmayan insanları birlikte çalıştırmak için durmuyorum içinizde. Bunu yaparım ben. Buna muvaffak olacağım. Zamanında Turhan Feyzioğlu böyle yapıyordu. O yanlış yaptı.”

İnönü, daha sonra ikinci bir konuşma yaparak şunları söylemiştir:

“Sayın arkadaşlar,

Önemli bir toplantı yapıyoruz. Bugün konuşmalar tahminin üstüne çıktı. Bülent’in böyle bir konuşma yapacağını bilmiyordum. Daha evvel, Merkez Yönetim Kurulu toplantısında ve Grup Yönetim Kurulu toplantısında aykırı fikirleri olduğunu gördüm, işittim. İknaa çalıştım. Bülent Ecevit arkadaşım fikrinde ısrar ediyor. Hürmet ederiz. Dikkatle dinledik. Eleştirisini yaptı. Dışarıda gazeteciler bunu elde etmiş, kendisi vermiş,. “Ben verdim” dedi. Ulus’da neşre hazırlamışlar, “Ulus’a gücüm yetiyor henüz” dedim. Neşretmesin dedim. Daha ben konuşmadım. Daha evvel grup adına bir propaganda yapıl-masını kabul etmem.

Bir askerî müdahale oldu. Mevcut hükûmeti istifaya mecbur etti. Bu bir askerî müdahaledir. Sivil usul değildir. Kabul edeceğimiz bir husus değildir. Kabul etmeyeceğimiz bir husustur.

Demokratik rejim kendi usulleri içinde işlesin. Çok çile çektik. Milletin bünyesinde bu yolda çektiğimiz çilenin hesabı büyüktür. Son devrine geldik. Bir tekâmül devri geçiriyoruz. Çektiğimiz güçlükleri bir ölçüde normal alıyorum. Tahammülü[m]n artıyor. Bir müdahale oldu. Fakat 1960’daki gibi olmadı. 1960’da müdahale ettiler. Partileri kaldırdılar. Yeni bir Anayasa yaptılar. Kendilerini kanunla kontrol altına aldılar. Bir an önce demokratik rejime çevireceğiz dediler. Bunu senet ittihaz ettik. Askerî idare ikiye bölündü. İktidarda kalanlar seçimle demokratik rejimi getirmeye sadık kaldılar. Seçimler oldu. Netice demokratik rejimi ve 1960 ihtilâlini teyit edecek mahiyette çıkmadı. Askerler tekrar toplandılar. Bu iktidar Anayasayı Meclis huzuruna getiremez, dediler. Biz demokratik rejim şimdi kendi güçlüklerini kendi içinde yener dedik. Kani olmuş göründüler, sözümüz geçti. Bunu onların iyi niyetine vermek lâzım. Meclisin açılmasını serbest bıraktılar.

Bana Başvekilliği teklif ettiler, AP ile temas ettim. Bir demokratik çare bul-maya çalıştım. AP o günkü kuruluşu ile 27 Mayıs’ın karşısında görünüyordu. CHP’ye karşı olanlar da şahsen bana karşı olanlar da Mecliste bulunuyorlardı. Buna rağmen AP’nin grup toplantısına gittim. Demokratik rejime gitmenin faydasını anlattım. Bir tecrübe edelim dedim. İstemediğimiz zaman hükûmeti düşürmek elimizdedir dedim, onları ikna ettim. Koalisyonu kurduk. O koalisyon, bilhassa af sebebiyle dağıldı. Diğer partilerle de koalisyon yaptım. Onlarla da bir müddet iktidar yaptık. Bu da hükûmeti havada bırakmak için benim Başbakan olarak, Amerika’da bulunduğum ve Kıbrıs meselesini görüşeceğim zamanı intiham [zaman intihâ’?] etti. Koalisyon üyeleri istifa etmek niyetinde olduklarını söylediler. Bütün bunlarla koalisyonun güç teşekkül ettiğini bilirim.

Şimdi yeni bir askerî müdahale oldu. Ondan önce askerî ayaklanmalar oldu. 22 Şubat olayı biz koalisyonda iken Ankara ve etrafında ne kadar kuvvet varsa, hepsi asilerle birleşmiş olduklarını ifade ettiler. Hepsini göze aldım. Genelkurmaya gittim. Bir şey istemiyorum, bu binayı müdafaa edin dedim. Hükûmet Hava Kuvvetlerinde toplanmıştı. Biz de burayı müdafaa edeceğiz. Gerekirse canımızı veririz dedim. Kan dökmeden giderlerse, Divan-ı Harbe vermeyeceğim, fakat hepsini yarın tekaüt edeceğim dedim. Beyanatımı şifahi verdim. Bakanlar Kurulu kararına da bağladım. Tekaüt etme sözünü söyleme dediler. Emeklilik cezai takibat değildir. Daha sonra onların da bu şekilde telâkki ettiklerini öğrendim. 21 Mayıs enteresandır. Emekliye ayrılmış olan Aydemir etrafında bir çok kıtalar toplanmıştı. Onu bertaraf etmek, bugünkü Cumhurbaşkanı o zaman Genelkurmay Başkanı idi, 21 Mayıs’tan kurtulduk, onların metanet ve cesaretleriyle 21 Mayıs’tan kurtulduk. Bundan sonra AP’de artık asker kışlasına girmiş kanaati uyandı, bizim çekilmemiz için her marifeti yaptılar, çekildik. Kıbrıs meselesi patlamış idi. Buhranı geçirmiş olduk.

Üçüncü koalisyona hangi partiyi çağırdımsa, kimse yanaşmak istemiyordu. Yalnız CHP ve Bağımsızlardan bir kabine kuruldu. Meclis tuttuğu müddetçe görev yaptık. Demokratik rejim için bu imtihanları verdik.

Şimdi bu son askerî müdahaleden evvelki memleketin halini düşünün: Öğrenciler zaptolunmuyor. Özerklik var diye, bir yere girilmiyor. Öğrenciler ikiye ayrılmış, hükûmet bocalayıp duruyor. Memlekette asayiş yok. Hükûmet Yargıtay Başkanının cenazesini kafir ilân eden irticadan çekiniyor, Bir memleketin münevverleri ıstırap içinde bulunurken, ordu ile kurulmuş bir Cumhuriyet, ordu ile yaratılmış, ordunun vatanseverliği dillere destan olmuş, onlarda da huzur kalmamış. Birgün altı üstüne gelmesin diye, birgün Kumandanlar teşebbüsü ele aldılar. Muhtıra hazırladılar. İlân edilince menfî karşıladım. Demokratik rejimde müdahale yanlıştır dedim. Buna rağmen ordu, yeni bir hükûmet kurulsun, bu reformları yapan bir hükûmet olsun dediler. Böyle bir intikâl hükûmetini tedbir olarak ele aldılar. Bu hükûmet Nihat Erim hükûmetidir. Konuştuğumuz zaman Cumhurbaşkanı bağımsız bir üyeyi başbakan yapacağım diyordu. Demokratik rejimi müdafaa ettik. Nihayet Erim hükûmeti kombinezonunu buldular. Partiden ayrılmasını şart koştular. Bana geldi, sordu, “Bu işte faydalı olursun, fakat partiden ayrılmanız hakkında size bir nasihat verecek değilim, buna kendiniz karar veriniz”. Sonra bir şey söyleyeyim: Nihat Erim, parti içinde de, grup içinde de kendilerine hiçbir ikbal göremeyecek kadar bedbin olmuş insanlardan biridir. Kendilerini tuttum. Taarruz pençesinden kurtarmaya çalıştım. Başka bir şey yapmadım. Bunların isimlerini verdiler. “Gidecek misiniz?” dedim. “Hayır, gitmeyeceğiz” dediler. “Dikkat edin, parti hepimizin malıdır” dedim. Yöneticileri tuttum, diğerlerini açıktan yerdim. Kanun yollarını gösterdim. Partinin bütünlüğünü muhafaza ettim.

Şimdi insaf ile düşünün. Bir intikâl hükûmeti kurduk. Şunları yapacaklar. Bunun nesine itiraz ediyoruz. Cumhurbaşkanı ilk günden bağımsız birinin başkanlığında bir hükûmet kuracağını söyledi. Partiler iştirak etti. Buna itiraz etmedik. Nihat Erim adı çıkar çıkmaz itiraz ettik. Bütün itiraz Nihat Erim’in şahsınadır. O olmasın da, ne olursa olsun dediler. “Bu olmazsa, hükûmet muvaffak olmaz, sonra ne olursa olsun, memleket nereye giderse gitsin” lafını asla tasvip etmeyeceğim. Herkesten ziyade bir yabancı Türkiye’yi nasıl görüyor? Bilirim ki, bir yabancı Türkiye’yi gördüğü zaman, “O parti gidiyor, öteki parti geliyor. O hükûmet gidiyor, diğeri geliyor. Geçinemiyorlar. Canım bırakın Türkiye’yi” der.

50 sene bütün ömrüm boyunca memleketi kurtarmak için çalışmışız. İçerde ve dışarıda “ne olursa olsun” diyenlere fırsat mı vereceğim. Bunun için mesele, benim için lüzumsuz bir inat meselesi değildir. Askerî müdahale olmuştur. Yersiz olmuştur demeye hakkımız yoktur. Bütün memleketin ıstırap çektiği bir anarşi yuvasında bunları hissiz kabul etmek hatadır. Geçen hükûmet kumandanları yanında göstermek için her şeyi yaptı. Bütün kumandanların hükûmete yardımcı olması tabiîdir. Onların gerçek kanaatinin ne olduğunu bilir misiniz?

Demokraside anlayamadığımız bir şey var. Demokrat Parti neden gitti? Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Bunu Meclis temsil eder. Hiçbir kanun Anayasaya aykırı olamaz. Kanunu kabul eden Meclis ertesi gün şikâyet edilince, onun Anayasaya uygun olduğunu söyleyen gene Meclis.. Bütün millet yapılanların zulüm olduğu kanaatindedir. Böyle düşününce kanunun Anayasaya uygunluğu düşünülür mü? Anlayamadığımız budur? Böyle olunca, tepki gösterilmez olur mu? Adam 226’yı bulun, düşürün, diyor. Demokrasinin içinde bulunduğu güçlüğü söylemek istiyorum. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz. Bunu Anayasa Mahkemesi kararlaştırır. Mahkeme kararları da tartışılır. Her müessese kendini sorumluluk içinde görür. Yetkisini hak dışında kullanmazsa, o zaman bu memlekette demokratik terbiye yerleşir. Bunun buhranını geçiriyoruz.

Şimdi Bülent Ecevit’in yaptığı ne? Bugün burada konuştu. Dışarıda dağıttı. İnsaf etmez misin? Bir de bizi dinle. Ulus’a vermişler. Bizim konuşmamızdan evvel Ulus yazacaktı. Durdurun dedim. Olur mu? Bir Genel Sekreter geldi, onu çok sevdik durmadı. Onunla beraber çalışanlara, karşı gözle bakmadık. Onlar oturacaklar, “Vefalıyız” diyecekler. Vefalı bir takım zümrelerden ibaret bir parti olacağız. Böyle parti olur mu? Yaptırmam bunu.

Diyorlar ki, hükûmetin teşekkülü, üye vermek koalisyon değildir. Üyeleri serbest bıraktık. Münakaşayı beraber yaptık. Vereceğimiz üyeler, partiden çıksın dedi. Niçin, kendi rızalarıyla giderler mi? Bilmem, fakat neden ceza vere-ceğiz. Bu hükûmete vereceğimiz üyelere, partiden çıkma cezası verirsek, ya hiç üye vermeyeceğiz, veya hükûmeti bidayetten itibaren desteklememeyi ilân ede-ceğiz, demektir.

Nihat Erim olsun da ne olursa olsun. Bu kadar küçük bir hesaba ben kendimi bu yaştan sonra kaptırırsam, ayıplamaz mısınız, beni…

Gözümüzle görüyoruz. Değerli insanları buluyorlar. Mümkün oldu, güçlükler çıktı, istediklerini aldılar, istemediklerini almadılar. Bütün bu müşkülat içinde bir hükûmet kuruluyor, bir program getiriliyor. Biz, gözü kapalı güvenoyu vermeyiz diyorlar. Bir intikal hükûmeti olacak, bizi geçitten geçirecek bir hükûmet istiyoruz. Bunun programı bizim bildirgemizde olanları almamış diye, tenkit etmekte mantık var mı? Bizim yaptığımız koalisyon hükûmetlerinden bile, arkadaşlarımızı ikna ederek, bu kadar ileri sözler söyleyebildik mi? Toprak Reformundan, eğitim reformundan, irticadan, asayişten, vergi reformundan bahsediyor. Bunlar, yapılacak şeylerdir diyor. Açıktan açığa söylüyor.

Meclislerde güvenoyu başta verilir. Sonuna kadar değişmez değildir. Bu Meclisin tabiatında yoktur. Hiçbir hükûmet denetsiz değildir. Daimî denetim içindedir. Şimdiye kadar 1960’dan beri reformcu olarak kurulan hükûmetlerin en ilericisidir.

Sevgili arkadaşlarım,

Fırsat vermeyeceğiz, eğer bu askerî müdahale maksadı ciddî bir intikal devresinden geçmek değilse, ki buna inanmıyorum, askerî müdahale ile mücadele etmişimdir. Orduda askerî müdahale fikri yok. Zorla bu noktaya getirilmişlerdir. Ciddî olarak bunu ele alıp, kolaylaştırmak vazifemiz değil mi?

Ne diyoruz? Nihat Erim muvaffak olmasın, memleket ne olursa olsun diyoruz. Bunu yapamayız. Memleketi düşünmek lâzımdır.

Bir meselenin leyh ve aleyhinde söyledikten sonra, bir karar verirsek, yine ben muhalefet şerhi vereceğim, serbest bırakacağım. Bülent Beyin istediği gibi, onu tutanlar belli olacak, tutmayanlar meydana çıkacak. Böyle bir imtihanla meydana çıkmayalım. Daha dün bir, bugün iki… Güvenoyunu birlikte vermeye davet ederim. Evvelâ Senatörler versin, onu kaydedelim. Sonra Milletvekilleri versin. Eğer sonuçta hükûmeti tutmak fikri galip gelirse, tutarız, galip gelmezse, bütün politikamız iflas etmiş olacaktır.”

 

 

 

 

Hükümetin Güvenoyu Alması Üzerine Başbakan Nihat Erim’i Kutlama Ziyareti ve Sonrasında Söyledikleri[89]

Başbakan ve güvenoyu alan hükûmeti tebrik ettik. Hükûmetin kurulması büyük nispette güvenoyu olması parlâmento hayatımızda büyük hâdisedir. Fevkalâde rejim, yani askerî müdahale ile atılmış olan âdil parlâmento kuralları ve Anayasa kuralları içinde tabiî mecrasına girmiştir. Bundan sonra hükûmetin, rejimi güçlendirecek çalışma azmi içindedirler. Ümidimiz kuvvetli olarak ayrılıyoruz.

 

 

 

 

 

Asılsız Bir Haber Üzerine Söyledikleri[90]

Grup içinde fikirlerimizi serbestçe birbirimize söyledik. Grubun bağlayıcı kararı ile Merkez Yönetim Kurulu teşkilâta örnek olacak bir şeklide oyunu kullandı. Grup içinde konuşurken sinirli olduğum doğrudur. Ama hiçbir arkadaşıma ve Tekirdağ Milletvekili Yılmaz Alpaslan’a kırıcı olacak bir kelime söylemedim ve Haber Ajansı’nın verdiği aşırı sözler asılsızdır. Grup içinde ve teşkilâtta dayanışma içindeyiz ve öyle devam edeceğiz. Yakın ve uzak dostların malûmu ola.

 

 

 

 

Milliyet Gazetesi’nden Abdi İpekçi ile 12 Mart Müdahalesi ve Bağlantılı Konular Üzerine Yapılan Söyleşi[91]

(...)

İnönü–Yâni askerî müdahaleye neden ve nasıl geldik?

İpekçi–Evet.

İnönü–Biliyorsun memleket anarşi içinde. Son seneler yaşanmaz hale geldi. Öğrenci tamamen elden çıktı. Silâhlı öğrenci türedi. Bunlar olmaz dedim. Silâhlı öğrenciden sonra El-Feth* hüküm sürmeye başladı burda. Onun hesabına vakalar oldu. Mevcut hükûmet anarşi havasına karşı tamamen âciz bir halde kaldılar. Askerî idare, mevcut hükûmeti desteklemekte olduğunu açıkça ilân etti. 15 gün sonra da o hükûmetin değişmesinden başka çare olmadığına karar verdi. Böyle bir anarşik hava içinde askerî idare el koydu. Aslında taleplerini söyledi ve birdenbire tamamıyla idareye el koymamak için bir hükûmet teşkil olunmasını demokratik rejime çıkış yolu olarak gösterdi. İş bu noktada düğümlendi son vaziyette. Bir hükûmet kurulsun. Evvelâ hiç kimsenin bilmediği bir şekilde Nihat Bey hükûmeti ortaya çıktı. Tecrübesi, ehliyeti olan bir insandı. Bu hükûmet kurabilirse ve askerî idarenin lâzım olmadığını fiilen gösterirsek yeniden Meclis hayatı, demokratik rejim usulünde işleyerek bir neticeye varılabilir ümidi hasıl oldu. Bu ümit üzerine Nihat Bey hükûmetine yardım etmeye karar verdik. Tereddütler geçirdik. Her gün nasıl yapacağız diye düşünüyorduk. Belki hükûmete bütün siyasî partilerin koalisyon halinde iştiraki ümit edilmişti. Ne olabilir? İşte asgari haddini bulduk. Siyasî partilerden hükûmete üye vermemek şıkkını tercih edersek. Herkes evvelâ bizim kararımızı bekliyordu. Halk Partisi ne karar verecek o evvelâ belli olsun istiyordu. Biz bu kararı verdikten sonra diğer partiler, başlıca büyük parti olan Adalet Partisi de hükûmete iştirak kararını verdi ve hükûmet teşekkül edebildi. Vaziyet bu. Şimdi hükûmet kuruldu. Meseleler çoktur. Bunların en başında asayiş meselesi geliyor. Yâni öğrenci, silâhlı öğrenci halinden çıkacak, polis, adam kaldırılıp insan kaldıranların hâkimiyetinde 16 saat aileler kalacak. Polis farkında olmayacak.. Hayat normal medenî bir polis ve idare şeklini alır, emniyet teessüs ederse, ilk başarı kadar olmuş olur. Esaslı başarı budur, esaslı dert budur, asayiş meselesidir. Ondan sonra bence, ikinci önemli mesele, malî meseledir. Çünkü birincisi asayiş, öğrenci meselesini de kapsıyor. Silâhlı öğrenci var bugün. İki taraf olmuş birbiriyle uğraşıyor ve her birisi memleketi peşinde hiç olmazsa heyecan olarak sürüklüyor. Bu bitecek, ondan sonra malî meseledir. Memleketin içinde bulunduğu dert malî mesele. Bir memlekette hazine tediyelerini muntazam yapacak halde olmazsa; ekonomik hayat her sahada intizamını kaybeder. Özel teşebbüs, kamu teşebbüsü, bunların hepsi hazinenin intizamına bağlıdır bizde. Vaziyet bu. Sonra reformlar var. Reform hükûmetidir. Bunlar için esaslı araştırma yapacaklar, esas tedbirler bulacaklar. Ne kadar ilerletirler, ne kadar hazırlarlarsa, netice almış kadar hizmet etmiş olurlar. Nihat Erim hükûmetinin muvaffak olması lâzım.

İpekçi–Efendim başlangıçta sizin görüşünüz, böyle bir hükûmetin geçici olması ve..

İnönü–Öyle idi.

İpekçi– Değiştirdiniz mi bu görüşünüzü?

İnönü–Evvelâ asayiş kurulsun, diğer reformlar için Meclisin faal olarak çalışması lâzım. Mecliste partilerin reformlar hususundaki görüşleri birbirlerinden farklıdır. Bunlar nasıl bir araya gelecek, bunu tahmin edemiyordum. Şimdi vaziyet şöyle oldu.. Gene asayiş meselesi ön plândadır. Malî meselenin ehemmiyeti tamamıyla anlaşılmış bir haldedir. Reformlar meselesi işte hükûmetlerin partilerin mutabık olabilecekleri hudut içinde bulunacaktır ümidi var. Mühim olan Toprak Reformudur. İşte onda Başbakanın ve mütehassıslarının tecrübesi, ehliyeti, nokta-i nazarları oldukça birbirine yaklaştıracak, mühim bir adım atılabilecektir ümidi var bende.

İpekçi–Yani başlangıçtaki görüşünüzü değiştirmiş bulunuyorsunuz değil mi böylelikle?

İnönü–Reformların Meclis tarafından neticeye kadar götürülebileceği ümidi kuvvetli değildi. Ama ele alınacak, tedbirleri bulunacak, çok mesafe alınacak, belki neticelenecek, belki neticeye kadar bütün hazırlıklar yapılmış olacak.

İpekçi–Yani erken seçim konusundaki görüşünüz.

İnönü–Erken seçim hususundaki görüşüm, bu suretle bir tâdile uğramış oluyor. Erken seçim, aynı usulde seçim gelecek. Meseleyi halletmeyecek. Asayişe hükmeden bir hükûmetin teessüs etmesi müstacel ve mukaddem oldu. Asayiş iktidarı dahilindedir. İyi bir polis tertibatıyla iyi, sağlam idare prensipleriyle ve halkın yardımıyla muvaffak olabilir. Halkın yardımı lâzım.

İpekçi–Bu arada Ordu’da da bazı huzursuzluklar doğdu..

İnönü–Ordu tekrar sâbit oldu ki. Ordu idareyi ele almak istemiyor. Fiilen idareyi ele almamak için her çabayı sarf ediyor. Bunu kolaylaştırmaz, dikine gidersek, zorla onu istemediği işlere sokmuş oluruz. Bundan da sakınırım.

Şimdi asayiş emin olunursa ordunun bünyesi tahrikata karşı masumiyet kazanacak ve kendileri daha çok hâkim olacaklar. Asayiş tehlikesi herkesin normal muhakemesini sapıtıyor. Silâhlı öğrenci genç yaşta, herkesi “Anarşi ideal mahsulüdür” gibi bir istikamete sevk ediyor. Fenalık buradan çıkıyor. Kimlerin elinde olduğu belli olmayan bir silâhlı öğrenci takımı peyda oldu. Ve silâhlı öğrencinin bu kadar etkili olması, iki taraflı silâhlı öğrenciyi aynı şiddetle tâkip edecek bir hükûmetin olmamasından. Yâni bir kısmı mahzursuzdur, bir kısmı mahzurludur tarzında muamele etmek, bütün kanun dışı hareketleri tesirsiz bir takibe mâruz bıraktı.

İpekçi–Bu hükûmetin tertibinde Halk Partili üyelerin aldığı sorumluluk, ilerde seçimlerde Halk Partisi hesabına sakıncalı olur mu?

İnönü– Olacağı söylenir, bu propagandayı yapacaklar. Nitekim 27 Mayıs 1960 seçimlerinde onun da sorumlusunun Halk Partisi’dir diye propagandasını yaptılar ve az çok tutundu. Bununla ve “korkmadan Müslümanız diyeceğiz” gibi irtica sloganlarıyla ve bizzat askerlerin de o zaman Halk Partisi yalnız başına iktidara gelir korkusuyla onlar da teşvik ederek, kolaylık göstererek salt çokluk kimsenin elinde bulunmayan bir seçim neticesi hâsıl oldu. O günden beri geliyoruz. Şimdi demokratik rejimin talihsizliği burda: Biz esasen bütün inkılâpların hesabını Halk Partisi olarak veriyoruz. Şahsen Atatürk’ün hesabını veriyorum ben. Bütün inkılâpların hesabını, yâni başta Cumhuriyetin, ondan sonra vicdan hürriyetinin, Latin alfabesinin. Bunların hepsinin hesabını Halk Partisi veriyor. Tabiatıyla bunlar büyük reformlardır. Bunlar ister istemez bir çok posa ve birikmiş yadırgamalar bırakmıştır. Bir siyasî parti bunları hazır kuvvet sayarak, bunların yüzüne gülerek seçime girdi mi hazır taraftar buluyor. Hepsi, bunu işledi. İlki “itikadı diniye ve ananatı milliye taraftarıyız” diye teşekkül etti. Ondan sonra “lâiklik demek, dinsizlik demek değildir” sloganı yapıldı. Türkçe ezan ilk günü kaldırıldı. Demokratlar’ın zamanında Köy Enstitüleri derhal kapatıldı. Yani bunlar tutuca kısmına, irtica kısmına hoş görülecek tedbirler sanıldı ve öyle işlendi. Bunlar hepsi çürük çıktı. Bilinmeyen demokratik rejime girip tam hürriyetle herkesin her konuda ve her türlü inkılâp bahsinde ağzını açtıktan sonra Atatürk inkılâplarını tahmin olunmayan bir taze kuvvet halinde milletin bünyesinde yerleşmiş olduğudur. Bütün bu menfî unsurlara karşı ordu büyük ölçüde inkılâp taraftarıdır, temeli, bünyesi itibariyle. Ondan sonra taze kuvvetlerin, genç kuvvetlerin de inkılâp taraftarı olduğu anlaşıldı. Bugün eski harfleri bilmeyen insanlar Bakanlık edecek seviyede. Sen biliyor musun?

İpekçi–Hayır.

İnönü–Bilmiyorsun. Böyle.. Büyük bir kuvvet, müdafaa eden durumda. Çokluk olarak irtica kuvveti gene yürüyebilir, zannolunuyor. Vaziyet bu, ikincisini müdafaa edebilecek halde olunca demokratik rejim nihayet muvaffak olacaktır ve yeni reformlar yapılabilecektir.

İpekçi–Efendim bu yeni durumla ilgili olarak iki iddia ve görüş var. Meselâ Demirel Adalet Partisi Grubundaki açıklamasında dedi ki, “İsmet Paşa yeşil ışık tuttu. Ordu da bu müdahaleyi yaptı” diye bir iddiası var. “27 Mayıs’ta öyle olmuştu, şimdi de öyle yaptı” diye…

İnönü–Haksız, bilâkis kendileri orduyu karıştırdılar. Orduyu idare edenlerin kendi hükûmetlerini tuttukları ve bu surette destek olacakları, yani beğendikleri ilânını yaptılar. Emir altında bulunan kumandanlara orduya beğenmek hakkını verince, beğenmemek hakkı da kendiliğinden doğdu. Ondan sonra şaşıra kaldılar. Biz ne beğenmek hakkını veriyorduk, ne beğenmemek hakkını. Herkes vazifesiyle meşgul olsun ve ordu siyaset haricinde kalsın. Demokratik rejim muntazam işlesin. Bu kanaatteyiz. İşler çığırından çıkıp ordu da vatandaşlar kadar üzüntü içine düştükten ve seslerini çıkardıktan sonra el koymadılar. 27 Mayıs 1960’dan farklı olarak. Bir çıkış yolu gösterdiler. Bu çıkış yolunu tatbik etmeye çalıştık. Bundan ibaret.

İpekçi–İkinci nokta da şu Paşam; Erim Hükûmeti, her ne kadar Erim Halk Partisi’nden istifa etmiş olsa da, yine halk nazarında Halk Partili olarak tanınıyor. Ve diğer Bakanların da önemli bir kısmı ya doğrudan doğruya Halk Partili yahut Halk Partisi sempatizanı sayılıyor. Dolayısıyla bu bir Halk Partisi Hükûmetidir..

İnönü–Böyle alırsan, mevcut siyasî partilerin hepsini Halk Partili saymak lâzım. Hepsi benim etrafımdaydılar. Hepsi bizden ayrıldılar, parti teşkil ettiler. Güven Partisi’nin bugün tâkip ettiği politikayı ve teşkil edeceği hükûmeti, bizim Halk Partisi’nin saymağa imkân var mıdır? Onun gibi bir şey bu. Dediğim gibi evvel⠓ananat-ı milliye” diye başladı. İrticadan siyasette istifade etmek fikri. Ondan sonra “Lâiklik, dinsizlik demek değildir” sloganı ile başladı, en sonra bulunan, “Korkmadan Müslümanım diyebilelim” sloganı yürüdü. Gerisi ne olacak bilmem. Ama mutlaka bir şey bulunacaktır. Yenisi de bulunmuş gibidir. Bu komandolar, sağcı öğrenciler, komandolar filân hükûmetin yardımı ile müsamahatiyle kapalı yardımı ile teşekkül ettiler, talim gördüler, silâhlandılar. Şimdi faaliyetteler. Yeni vaziyet ne olacak? Şimdi Hükûmetin her iki uçta silâhlı öğrenci ile mücadele edeceğini zannediyorum.

İpekçi–Netice itibariyle Paşam Halk Partisi bu yeni durumdan zararlı ola-cak mı, olmayacak mı?

İnönü–Hükûmetin başındaki Başbakan Halk Partisi’nden istifa etmiştir.

Bizden doğrudan doğruya Meclisten, Halk Partisi’nden aldığı hükûmet azası, Adalet Partisi’nden aldığından daha azdır. Bunun dışında aldıklarının eskiden şöyle idi, böyle idi ararsan, Güven Partisi’ni de hepsini de Halk Partili saymak lâzımdır.

İpekçi–Yani sonuç olarak bu durumdan Halk Partisi’nin zarar görüp görme-yeceği?

İnönü–Bizde zarar mevzu bahis değil. Asayiş temin olunsun. Ondan sonra hükûmet çare bulabilirse malî vaziyete de bir çare bulsun. İlk yaşama şartlarını sağlamış olacaktır. Ondan sonra ilmi usullerde reformları araştırabilecek, değerlendirebilecek insanlar vardır içlerinde. Bunlarla reformları ne kadar ilerletebilirlerse o kadar ilerletebilir. Ne vakit seçim olur onu bilmem.

İpekçi–Yani gerek bu sebepler, gerek Ecevit’in aldığı vaziyet Halk Partisi’-nin bu durumdan zararlı çıkmasına…

İnönü–Söyledim. Bu bir koalisyon hükûmeti değildir. Koalisyon olarak iştirâkimiz yoktur. Bu hükûmet başına buyruktur, kendisi Meclis karşısında mesuldür. Bunun icraatından hiç birimize mesuliyet teveccüh etmez. Her icraatını başlıca başlı başına bir konu olarak değerlendirip oy vereceğiz. Bu hükûmetin muvaffak olmasını istiyoruz. Asayiş bir an evvel kurulsun istiyoruz. Malî vaziyet bir an evvel ve reformlar müspet istikamette ele alınsın istiyoruz. Eh buna mutabık olunca oy verince hükûmetin programına, Adalet Partisi de bizim kadar istiyor. Resmen böyle değil mi? Biz de öyleyiz. Diğer partiler de, rey veren partiler de böyle. Onun için muvaffakiyetleri kendilerinindir. Muvaffakiyetlerine hizmet etmek isteriz, hükûmetin Halk Partisi’nin programına bağlı değildirler. Onlar böyle bir yükümden uzaktırlar. Biz de bunu Halk Partisi hükûmeti saymıyoruz. Saymıyoruz hiçbir surette.

İpekçi–Peki Paşam bu hükûmet muvaffak olursa o zaman bu bir model olmaz mı?

İnönü–Neye?

İpekçi–Rejime.

İnönü–O zaman belki bu hükûmet de bir şekilde seçime girer. Muvaffak olmuş bir hükûmet seçime girmenin çaresini de bulabilir. Muvaffak olsun da seçime de girsin.

İpekçi–Hayır yani benim modelden kastım şuydu, böyle dışardan kurdu-rulacak bir kabine, partilerin resmen katılmayacağı partiler üstü teknisyenler kabinesi iyi bir modeldir diye.

İnönü–Her memlekette böyle, partiler üstü hükûmet demokratik rejimde kurulabilir, muvaffak olur. Bu demokratik rejimi nihayete erdirmez, onun geliş-mesine hizmet eder. Gelecek Meclis daha kuvvetli çıkacak Meclisin kontrolü altında her hükûmet serbest seçimle gelecek. Her hükûmet demokratik rejimle gelmiş demektir.

İpekçi–Başlangıçta Nihat Beyin Başbakanlığını yadırgamıştınız zannedi-yorum. Sonra görüşünüzü nasıl değiştirdiniz?

İnönü–Tarafsız bir adam istiyorlardı, arıyorlardı. Nihat Beyle istifa etmeden evvel, temas etmişler. Nihat Bey daha bize sormadan açıktan söylüyordu. “Ben tarafsız değilim. Ben Genel Başkana sormadan vazife kabul edemem.” İlk havadisler böyle yayıldı ve Nihat Bey böyle karşıladı. Ondan sonra Nihat Beyin Halk Partisi’nden istifasına yol açıp Halk Partisi’yle irtibatını kesmek yoluna gittiler. Bu netice hasıl olduktan sonra Halk Partisi ile irtibatı kalmadı.

İpekçi–Yani siz başlangıçta tereddüt etmiştiniz? Yani benim bildiğim başlangıçta Ecevit’le görüş birliği vardı aranızda Nihat Bey’in Başbakanlığının uygun olmadığı hususunda. Sonra siz değiştirdiniz görüşünüzü.

İnönü–İlk başlangıçta Nihat Beyin istifasına kadar bir mesele olmadı parti içinde, bir görüşülecek vesile olmadı istifa edip de hükûmeti teşkil ettikten sonra hükûmet âzâsı alınacak, hükûmete âzâ kimi alacaksa alsın, onlar da kendisi gibi istifa etsin. Veyahut istifa etmesin. Bunun üzerinde münakaşa oldu. Bunu tetkik ettik. Hükûmete alınmış olanların istifasını şart koşarsak, hükûmetin teşekkülüne yardım etmemiş olacağız kanaatine vardım. Onun üzerine hükûmetin teşekkülü esastır, demokratik rejime geçmenin tek çaresi bu kalmıştır, onun için bu yardımı yapacağız. Bu kanaate vardım, bu kanaati kabul ettirdim. Bunda Bülent Bey ayrı kalmış olduğunu bu kanaate iştirâk etmediğini söyledi. Beraber konuştuk sabahleyin. Bana israr etmedi, kabul eder gibi göründü, kabul etmiş zannederek Meclis Grubuna gittim. Sonra kendisi bunu izah etti. Eğer kabul etmediğini istifa etmek mecburiyetinde olduğunu söylerse bana, bırakmayacağım ve uzun münakaşadan sonra yüzü tutmayacak diye korktuğu için bunu benden saklamış olduğunu, iyi yürekle, saf yürekle söyledi. Sonra bana böyle söyledi. Sabahleyin görüştüm, sen inanmış göründün, işte söyleyemedim dedi. Söylersem fikrimi ısrar edeceksin, dayanamam diye sakındım demek istedi. İyi yüreğinin icabıdır diye yordum. Vaziyet böyle oldu. Ondan sonra işte vaziyetin fevkâladeliği kendi geçirdiği ruhî buhranın genişliği usullerde ayrıca meseleler çıkardı ve bugünkü vaziyet hasıl oldu. Şimdi fazla durmuyorum üzerinde. Ama mevcut teşkilâtta kanunsuzluk hüküm sürmesini kabul etmem. Mutlaka kanun ahkâmı, tüzükler ahkâmı ve bir siyasî partinin bütünlüğü kuralları yürüyecektir.

İpekçi–Bu son sözünüzü biraz açıklar mısınız?

İnönü–Yani hem idareciler Halk Partisi içinde bulunurlar; amma meşrû idare makamlarının, Meclis Grubunun, teşkilâtın, Genel Başkanın herkesin salâhiyeti dahilinde olan idare kurallarını tanımazlar, karşı gelirler olmaz.

İpekçi–Ecevit’ten böyle bir şey mi bekliyorsunuz?

İnönü–Beklemem. Ecevit’ten beklemediğim gibi. Ecevit de yapmaz bunu. Teşkilâttan da beklemem. Tabiî bir ihtilâf olmuştur. Ecevit uzun müddet hepimiz tarafından sevilmiştir. İltizam edecekler, vefa göstermek isteyecekler bulunabilecek. Vefa göstermekle kanunî mecburiyet hududunu iyi ayırmak lâzım. İstediğim bu. Bu hudutlar içinde partiyi toparlayacağım. Ecevit’in kanunsuzlukları teşvik edeceğine ihtimal vermiyorum.

 

 

 

 

Celal Bayar’ın İstanbul Taşlık’taki İade Ziyaretinde..[92]

(...)

İnönü doktorunun kendisine yürümeyi tavsiye ettiğini, her gün aynı saatlerde evinin bahçesinde dolaştığını söylemiş ve Bayar’a “Siz de yürüyor musunuz?” diye sormuştur. Bayar buna karşılık “Bana da doktor aynı tavsiyede bulundu. Ben de her gün yürüyorum” demiştir.

Daha sonra İnönü ile Bayar arasında şu konuşma geçmiştir:

İnönü–Nerede?

Bayar–Evimin bahçesinde.

İnönü–Bahçeniz müsait mi?

Bayar–Bu iş için müsait.

(...)

Görüşme ile ilgili olarak gazetecilerin sorularını cevaplayan İnönü, Bayar’ın gelişini “İade-i ziyaret” olarak nitelemiş ve kendisinin bugün Ankara’ya döne-ceğini, bu nedenle, ziyaretin bir “uğurlama” niteliğini de taşıdığını belirtmiştir.

 

 

 

TRT Muhabiri ile Erim Hükümeti, Güvenlik ve Ulusal Egemenlik Üzerine Yapılan Söyleşi[93]

Soru: Başbakan Yardımcısı Koçaş, Erzurum’da verdiği demeçte bugünden itibaren asayişsizliklere karşı savaş açıldığını bildirdi. Bugün için Türkiye’nin en aktüel sorunu da bu. Her kesimdeki yurttaşlarımız Erim Hükûmetinden bu konuda tedbir bekliyor. Sizin bu konuda teklifleriniz var mı?

Cevap: Memleketin bugün en önde gelen baş ihtiyacı asayiş meselesidir. Türkiye asayişe tecavüz edenlerin bu kadar pervasız olduğu bir devri nerede görmüştür? Erim Hükûmeti bugünkü asayişsizlik vaziyetinden hiçbir surette bir vebal taşımıyor. Bulduğu vaziyeti bir çareye bağlamak istiyor. Asayiş mesel-esinde bugün memleketin bulunduğu bunalıma çare olacak temel tedbir, halkın asayişe sahip çıkmasıdır.

Yedi düvelin istilâsına uğramış bir halk, aynı zamanda içerde padişahın bütün teşkilâtıyla asayişi bozduğu bir devrede bile asayişe tecavüz edenlere karşı bu kadar kayıtsız olmamıştır. İlk tedbir, baş tedbir ki, her tedbirin üstünde gelen tedavi çaresi halkın memleketin huzuruna sahip çıkması ve her türlü asayiş düşmanı eşkıyayı ayıklaması lâzımdır. İlk tedbir budur.

Soru: İlgililer asayişsizlikleri önlemek için, ilk tedbir olarak yürürlükteki yasaların tam olarak uygulanacağını, yasalarda bazı yetersizliklerle karşılaşır-larsa yeni tedbir tasarılarının hazırlanacağını belirtiyorlar. Sosyal ve ekonomik düzensizlikten ileri geldiği öne sürülen anarşi hareketleri polisiye tedbirlerle önlenebilir mi?

Cevap: Asayişsizliğe karşı ilgililerin kanun içinde, kanun eksikliklerini tamamlamak yolunda tedbir almaya çalışmaları tabiîdir. Biz politikacılar olarak hükûmetin çare diye bulduğu tedbirleri çok iyi niyetle dinleyip onu kolaylaştırmak ödevine sahibiz. Buna çalışacağız. Asayişsizliğin ekonomik ve sosyal tedbirlerle önleneceğini düşünerek başka tedbir olmadığını zannetmek geride kalmış bir fikirdir. Bugünkü asayişsizlik, eşkıyalığın bir muvaffakiyet yolu olduğuna inanılması ve bundan namuslu vatandaşların ürküntü duyması sebebiyle bu hali almıştır. Nazariyat zamanı değil, eşkıya ne vatan menfaati, ne aile hayatı düşünmeksizin sokaklara, evlere hâkim olmuşlardır. Bunları her vasıta ile önlemek lâzımdır.

Soru: Önceki gün Başbakan İdari ve Siyasî İşler Yardımcısı Koçaş, hükûmet çalışmaları hakkında size bilgi verdiğini söyledi. Bu görüşmeden edindiğiniz intiba nedir? Durumdan ümitvar mısınız?

Cevap: Başbakan Yardımcısı sayın Sadi Koçaş İstanbul’a gelişinde beni ziyaret etmek lütfunda bulundu. Ankara’da diğer partilerle hükûmetin yaptığı temasların bir şeklini andıran bu zarurî  temas benim için istifadeli olmuştur. Bu temasın zarurî  olduğuna şunun için değiniyorum ki, burada yarı tedavi için bulunmaktayım. Ankara’da vazife başında bulunamıyorum. Sadi Koçaş’ın ziyareti benim için istifadeli olmuştur. Hükûmetin alacağı tedbirlerden ümitliyim. Başta da söylediğim gibi bugünkü durumda hiçbir vebali ve sorumluluğu olmayan bir hükûmet, canı ile, başı ile vaziyete çare bulmaya çalışıyor. Bunda muvaffak olmasını bekleriz. Bunda muvaffak olacağına ümidimiz vardır. Eğer böyle bir hükûmet bu kadar açık olan bir derdi gece gündüz çalıştığı halde bir çareye bağlayamazsa vatanın içinde bulunduğu tehlike tahmin ettiğimizden de daha büyük demektir. Ama dileğimiz odur ki ve ümidim odur ki, bu tehlike bu kadar vahim bir şekil almadan hükûmet bunun üstesinden gelecektir.

Soru: Sayın İnönü yarın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Topyekün bir kurtuluş savaşı verilerek yeniden kurulan Türk Devletinin bugünkü durumunu ulusal egemenlik açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cevap: Konuşmamın başından beri bugünkü durumdan memleketin büyük bir üzüntü içinde bulunduğunu belirtmiş bulunuyorum. 23 Nisan ilk gününde yedi düvelin işgali altında bir memleket içinde her türlü fitne ve nifak çalışmaları hüküm sürerken toplanmış olan bu bir millet ödevinin hatırasıdır.

O gün içinde bulunduğumuz güçlükleri yenmek gayreti, yenmek azmi taptaze ruhlarımızı kaplamıştır. Bugün ona benzer hiçbir tehlike ve hiçbir ihtiyaç olmadığı halde, sadece eşkıyanın cüretli olması ve namuslu adamları korkutacak bir iddiada, bir cürette bulunmaları vaziyeti bu hale getirmiştir.

Namuslu adamlar, hal; vatana sahip çıkan eşkıyaya karşı olduklarını her surette belli ederlerse bugün karşısında bulunduğumuz güçlük oyuncak kalır.

 

 

 

 

Emekli Orgeneral Fahrettin Altay’ı Hastane Ziyaretinde..[94]

(...)

İnönü, bu sohbet sırasında Altay’a “Hanım nasıl? Çocuklar nerede?” diye sormuş ve daha sonra, “Yarın Ankara’ya gidiyorum. Seni bir ziyaret edeyim dedim” şeklinde konuşmuştur. Altay ise, “Zahmet ettiniz. Beni mahcup ettiniz” diye karşılık vermiştir.

İnönü ile Fahrettin Altay bir süre görüştükten sonra, Altay gazetecileri görmüş ve İnönü’ye “Biraz da siyasetten bahsedelim. Yarın 23 Nisan Ulusal Kurtuluş günü” demiş (...) İnönü “İyi oldu. Bir süre öğretmenlik yap” demiş, Altay ise “Gücüm yetmez” diye cevap vermiştir. (...)

 

 

 

 

İstanbul Havaalanında..[95]

(…) İnönü, havaalanında gazetecilerin, “Başbakanın 23 Nisan mesajını nasıl buldunuz” sorusuna karşılık olarak, “Çok iyi buldum. Çok iyi, istifadeli. Dikkatle dinledim” demiştir.

 

 

 

 

Belediye Başkanlığı Seçimleri Dolayısıyla İzmit Halkına Gönderilen Mesaj[96]

Sevgili vatandaşlarım,

Rahmetli Leyla Atakan’ın yerine yeni vazifeliyi seçeceksiniz.

Değerli bir arkadaşı seçeceğinize güvenim vardır. Leyla Atakan’ın bıraktığı yeri doldurmak güçtür. Bunu hepimiz biliyoruz.

Kaybettiğimiz Belediye Başkanı, az zamanda kendisinden beklediğimiz hiz-metleri cömertlikle yapmıştır.

Kendisini daima iyi hatıralarla anacağız.

Yeni Belediye seçimi seçmenlerimizin demokrasiye ve belediye hizmetlerine verdikleri önemi gösterecektir.

Hepinize saygılar sunarım, başarılar dilerim.

 

 

 

 

CHP Tokat Heyetinin Ziyaretinde Söyledikleri[97]

(...)

Tokat CHP Senatörü Zihni Betil ve Tokat Milletvekili İsmail Hakkı Birler’in başkanlığındaki 50’den fazla CHP’li ile bir süre görüşen İsmet İnönü, “Bugün memleketin en önemli ve derhal halledilmesi gereken sorunu asayiş ve huzurun sağlanmasıdır” demiştir.

 

 

 

 

Trafik Kazası Geçiren BP Genel Başkanı Mustafa Timisi’ye Gönderilen Mesaj[98]

Sayın Mustafa Timisi

B.P. Genel Başkanı

Devlet Hastanesi

Sivas

Trafik kazası geçirdiğiniz haberini üzüntü ile öğrendim. Ameliyatın başarılı geçmesi beni teselli etti. Bir an önce sağlığınıza kavuşmanızı dilerim.

İsmet İnönü

 

 

 

Göz Ameliyatı Öncesi ve Sonrasında Söyledikleri[99]

(...)

İnönü, hastaneden çıkarken, “Nasılsınız Paşam?” diye soran basın mensuplarına “İyiyim.. İyiyim..” şeklinde cevap vermiştir.

(...)

İnönü, söyleyecek bir sözü olup olmadığını soran bir gazeteciye, “Söyleyecek bir şey yok; ameliyat olacağız işte. İnşallah muvaffakiyetle ve tam sağlam olarak çıkacağız” demiştir.

(...) Bu arada gazetecilerin; “Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?” sorusuna “Çok iyiyim, çok iyiyim” karşılığını veren İnönü, Zafer Paykoç’a teşekkür ettikten sonra üst kata çıkmıştır.

 

 

 

 

Başbakan Nihat Erim’i Ziyaretin Ardından Söyledikleri[100]

Sayın Başbakana, hastahaneden çıktıktan sonra, iadeyi ziyarette bulunmak istedim. Çok borcum vardı.

Sayın Başbakanı iyi gördüm, bildiğiniz şeyleri görüştük.

 

 

 

 

İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Efrail Elrom’un Öldürülmesi Üzerine Verilen Demeç[101]

İsrail Başkonsolosu faciası acısının bütün Türkiye’yi kaplamış olduğunu görüyorsunuz. Bu facianın insan aklı ve haysiyeti yoktur. Tarih boyunca Türk milletinde anti semitizm hastalığı olmadı ve olmayacaktır. Başkonsolosun ailesine mensup olduğu şerefli millete taziyet hislerimiz derin ve samimîdir.

Suçlular hakkında kanun yolundan ve millet duygusuyla tesirli tepkiler görülecektir.

Sözlerim, derin üzüntülerimizin sade ifadesidir.

 

 

 

 

Bingöl Depremi Dolayısıyla Valilik ve Belediye Başkanlığına Gönderilen Mesaj[102]

Deprem felaketinin acılarını her ailede paylaşıyoruz. Böyle zamanlarda en önemli tedbir, vatandaşı felaket karşısında meyus olmaktan kurtarmaktır. Felaket ne kadar şiddetli olursa olsun, milletçe onun acılarını mutlaka tamir edeceğimize inanmak lâzımdır. Bu inancı beslemek ve kuvvetlendirmek her şeyden evvel yapılacak tedavidir. Bunları bilirsiniz. Vatandaş felaket karşısında devlet memurlarının her manâsıyla yardımına, tesellisine muhtaçtır. Metanetinizle örnek olacağınıza şüphemiz yoktur. Milletçe felaketzedelere her yardım yapılacaktır. Cumhuriyet hükûmetinin az zamanda acıyı unutturacak tedbirleri alacağına şüphe yoktur.

Geçmiş olsun derken, felaketi unutacağınıza, yardımları göreceğinize inan-manızı rica ediyoruz. Felaket günlerini sizlere unutturmak, milletçe vazifemizdir.

İsmet İnönü

 

 

 

 

Göz Ameliyatı Olduğu Günlerdeki Gelişmelere İlişkin Gazetecilerle Yapılan Söyleşi[103]

Soru: Paşam siz hasta iken bazı olaylar oldu?

Cevap: İstanbul’daki olaylar mı? Büyük eserdir o.. Daha çok vazife şuuru ile başarılmış büyük bir başarıdır. Sıkıyönetim emniyet kuvvetleri, başından beri bu İstanbul Maltepe faciasında çok şuurlu hareket etmişlerdir. Ve çok müspet bir neticeye varmışlardır. Bütün memleketce kendilerine minnettar olduk. Yeni bir faciaya mahal vermeden insanları yola getirmeye çalıştılar. Ümit ederim ki bu hâdise diğer adaletten korkup kaçacak, kurtulacak yer arayanlara da ibret verecek bir misâl olur. Böyle fevkâlade delillerde hâdiseleri bir yerde kesmek lâzımdır. Dikkat ederseniz ben “Buhranların çok buhranlı kritik zamanında çıkış yolu olarak kesiyorum hâdiseleri burada, bundan sonrasının hesabını soracağım” derim. Hepsinde isabet etmişimdir.

Muharebe esnasında isabet ettim ve son hükûmetim zamanında da isabet ettim. Olmaz. Fedakârlıkları yapmak zararlıdır zannolunuyordu. Bıraktık, serbest bıraktık, serbest bıraktığımız zaman da aklı başına gelenler kendilerini felâkete atmaktan, yeni bir felâkete atmaktan kurtuldular ve temize çıkmış oldular. Ama yeis ile nihayetine kadar uğraşmak hırsı kendilerini mutlaka felâkete götürür ve memlekete yeni dertler açar.

En iyi çıkar yol kaçmakta olanların adalet fikriyle çalışacağına, işleyeceğine emin olmalarıdır.

Felâketleri kısa yoldan bitirip huzur devrine girmenin ilk şartı budur.

Soru: Anayasa değişiklikleri hakkında Başbakan Nihat Erim size bilgi verdi mi?

Cevap: Henüz daha biz konuşmadık. Henüz daha hazırlık devri bitmedi diyebiliyoruz. Konuşacak hale geldiği zaman biz de konuşacağız. Biz de konuşacağız teferruatı ile..

Soru: Paşam bir başka soru sormak istiyoruz. Sıkıyönetim uzatılırken Grup Başkan Vekiliniz Necdet Uğur, geniş çapta tutuklamalar hakkında bir konuşma yaptı..

Cevap: Şimdi dinleyin.. Sıkıyönetim yeni geldi. Hükûmet devraldığı eski düzeni, eski idare şeklini henüz hiçbir tarafından düzeltmeye vakit bulmadan büyük olaylar karşısında kaldı. Bir çok işleri tahmin üzerine yapıyorlar. Sıkıyönetim de böyle..

Şimdi bu zamanda her tepkinin özel bir tesiri vardır. İdare edenlerin, Sıkıyönetimde bulunanların kendilerini geçici tesirlere kaptırarak, yanlış bir yola girmelerine manî olmak için dikkat içinde bulunduklarını biliyorum. Biliyorum ve her vesile ile bu dikkatlerini devam ettirmelerini hatırlatmaya çalışıyorum. Çalışıyorum çünkü tahrikler yanlış bilgilerin insanı sevk edeceği yollar inanılmayacak kadar üzücü olabilir.. Ne kadar dikkat edersek mutlaka bir yanlışlık yapmış olacağız.

Mesele, yanlış yapmayayım diye dikkat etmekte ve bir hata işlenirse bunu bir an evvel düzeltmektedir. Düzeltilirse hataların tesiri derhal unutulur. Büyük bir çabalama içindeyiz milletçe. Bu maksatla söyledim. Tutuklamaların en geniş zamanında aman dikkat edin bir yanlışlığa mahâl vermeyelim. Yanlışlık anlaşılınca derhal giderilsin. Böyle buhran zamanlarında idare edenlerin itidalini muhafaza edebilmelerini kendilerine güvenlerinin artması ve vatandaşın onlara yardımcı olması ilk şarttır.

Dikkat ettinizse hallolunmaz sanılan, her tarafta bir muamma endişesi mevcut iken, halk beraber çalışma işaretini gösterir göstermez, birden vahamet yüzde seksen azaldı. Halk idareye itimat eder ve idare onun yardımından istifade etmeyi nimet bilirse her şeyden kurtuluruz. Yakın zamanlarda bütün güçlüklerin kalkması ihtimalîni çok kuvvetli görüyorum.

Asayiş düzelecek, ondan sonra her meseleyi sükûnetle halledebileceğiz.

Soru: Kısa zamanda huzur ortamına gireceğiz dediniz. Kısa zamanda bu mümkün olur mu?

Cevap: Kısa zamanda olacak.. İfratçılar barınamaz hale geldiler. Bir yeisten kurtulabilirlerse, kurtarabilirsek hem kendileri için, hem memleket için yararlı olacaktır. Tehlike, suçlu görülenlerin yeis halinde bulunup ne yapacaklarını bilmez bir halde ifrata varmaları ve tâkip edenlerin “bunlar hiç adam olmaz” tarzında aşırı tedbirlere yönelmeleridir. Sıkıyönetim bu istidadı göstermiyor.

Bu, İstanbul’da Maltepe hâdisesi için hem gösterdiği, hem tedbir olarak maharet, hem ifrata varmamak için dikkat, çok ümit vericidir. Ve her türlü tedbire şayandırlar.

 

 

 

 

Başbakan Nihat Erim’in Ziyaretinden Sonra Söyledikleri[104]

(...)

İnönü ise gazetecilerin sorularını, cevaplamamış ve “Başbakan hepsini anlattı” demiştir. Bir gazetecinin “Sizin söyleyeceğiniz bir şey yok mu Paşam?” şeklindeki sorusuna CHP Genel Başkanı İsmet İnönü “Henüz metin gelmedi. Başbakan hepsini söyledi. İlâve edecek bir şey yok” karşılığını vermiştir.

 

 

 

 

Alman Stern Dergisinden Randolph Braumann ile İç ve Dış Politik Duruma İlişkin Yapılan Söyleşi*[105]

Stern: Ekselâns, sizce Türkiye’nin politik durumu 12 Mart 1971’den bu yana iyileşti mi?

İnönü: 12 Mart’tan yana durumun iyileşmekte olduğunu söyleyebilirim. Demokrasi muhafaza edildi. Hükûmet ve ordu birlikte ve uyum içinde çalışıyor. Hükûmet ve partiler arasındaki çalışma da aynı şekilde yürüyor. Burada önemle fark edilmesi gereken bir nokta ordunun iktidarı ele geçirmek niyetinin olmadığının açıkça görülmesidir.

Stern: Ekselâns acaba ‘devrimci gençler’in Türk mantalitesine aykırı bir tutumla bazı savaş taktikleri (adam kaçırma, cinayet) uygulaması sizi hayal kırıklığına uğrattı mı?

İnönü: Bugünün dünyasında yaşadığımız bazı olaylar bizi hayal kırıklığına uğratıyor.

Stern: Bu gençler yurtdışındaki terör olaylarından mı etkilendiler?

İnönü: Elbette. Bu tür mantalite ve karakter değişiklikleri kendiliğinden gelişmez. Bunlar Türkiye dışındaki bazı güçler tarafından desteklendiler. Türkiye Orta Doğu’nun bir parçası ve Orta Doğu’daki kriz tüm dünyadaki huzursuzluğun kaynaklarından biri. Tüm dünyayı bir krize sürüklemek umuduyla yaşayan güçler, Türkiye’yi de karıştırmak için Orta Doğu’daki bu kargaşayı kullanıyorlar.

Stern: Bununla birlikte en azından Doğu Akdeniz’de Yunanistan ile Türkiye’-nin yakınlaşması başladı.

İnönü: Evet, Yunan Başbakanı Papadopoulos’un bir gazeteciye düşünce-lerini açıkça söylemiş olması cesaret verici. Başbakanın dilekleri realize edilebilir şeyler. Eğer iki taraf da iyi dileklerle ve istekle bir araya gelirlerse, Kıbrıs sorunu gibi zor konuları çözmek bile mümkün olabilir. Böyle bir şey gerçekten de pozitif bir gelişmedir.

Stern: Ekselâns, birçok Türk yurtdışında yaşıyor, bunlardan 300.000’i de Almanya’da. Onlar modern dünyadaki gelişmelerle iç içeler, tâbi bu gelişmelere sosyalist düşünceler de dahil. Size göre bu insanlar Türkiye için bir şans mı yoksa bir tehlike olarak mı görülmeliler?

İnönü: Öncelikle Türk işçilerine Almanya’da iyi davranılıyor olmasının beni ne kadar mutlu ettiğini söylemeliyim. Onlar orada –temel yapısı Türkiye’den çok farklı olan bir ülkede– elbette buradakinden çok farklı koşullarda yaşıyorlar. Benim kişisel görüşüm şudur ki, işçilerimizin yurtdışı tecrübeleri Türkiye açısından iki nedenle şanstır. Onlar Türkiye’de olmayan bazı sosyal kurumlarla tanışıyorlar ve mesleki bilgilerini geliştiriyorlar. Özellikle mesleki gelişmişliklerini geri döndükleri işyerlerine getirecek olmaları önemli. Bir Türk’ün yurtdışı tecrübesi sonuç olarak bir çok ülke vatandaşının yararına olacak.

 

 

 

 

Anayasa Değişikliğine İlişkin THA Muhabirine Söyledikleri[106]

Merkez Yönetim Kurulu metin üzerinde iki gündür çalışıyor. Grup Yönetim Kurullarına da metin bugün verildi. Anayasa değişikliği üzerinde etraflı çalışma icap edecek çok mühim bir konudur. Ben metni bizzat okumadım. Şimdilik sadece bana anlatılanları dinliyorum. Çok şey öğrendim, ama sathi şeyler üzerinde fikir mütalâa ettiğimi görmemişsinizdir. Esaslı bir kanaat getirmeden konuşmam. Metni çok ciddî bir vazife hissiyle tetkik edeceğiz. Anayasa değişikliği tabiî çok önemli bir şeydir. Biz başından beri ta 1924’den beri Anayasa arıyoruz. Bütün bunlar tekâmül safhalarıdır. Bunları tabiî görmek lâzımdır. Tabiî bir halde seyrini tâkip etmek kararındayım.

 

 

 

Göz Ameliyatına İlişkin THA Muhabiri ve CHP MYK Üyelerine Söyledikleri[107]

Ameliyattan önce uzun bir hazırlık devresi geçirdim. Ama ameliyat enfesti.. Oturuyorsun yakında bir tahta üzerinde çalışıyorlarmış gibi sadece bunu hissediyorsun, hiçbir acıma yok. Göz kapaklarına falan iğne yapıyorlar. Tam bir anestezi. Ama 24 saat sonra “Aman Allah..” 88 yaşındaki delikanlının yarım düzine hastalığı var, göz ağrısını azaltmak için bir şey yapacaklar, “Kalbine dokunur mu? Ciğerine dokunur mu?” diye dahiliye doktorlarına soruyorlar. Ama ameliyat yaptırdığıma çok memnunum. Bana ameliyat yapan hoca Cahit Örgen fevkâlade müstesna bir hoca.

Şimdi intibak devresindeyim, ameliyattan sonra okumamda bir fark yok zannettim ama, çok fark varmış, her hafta bir gözlük değiştiriyorum, uzak ve yakın görüşe intibak edeceğim, ameliyatın neticelerini pratik sahaya nakledeceğiz. O da çok zor bir şey, insanın sinirine dokunuyor. Geçen gün bir test yaptırdım, buna göre sinirlerim 35 yaşındaymış.

 

 

 

Anayasa Değişikliğine İlişkin Gazetecilere Söyledikleri[108]

CHP Genel Başkanı bir gazetecinin Anayasa değişikliği konusunda yapılan çalışmalar hakkındaki sorusuna “Çalışmalarımızı bitirmedik. Sürdürüyoruz. Tet-kiklerimiz bitmedi” karşılığını vermiştir. Bir başka gazetecinin, Erim taslağının nasıl karşılandığı yolundaki sorusuna ise “Böyle ciddî bir meselede, hemen, hazır cevap verecek kadar kendimi yeterli bulamıyorum” demiştir. İnönü daha sonra şunları söylemiştir:

“İyi niyetle, uzun bir çalışmanın mahsulü olarak getirdiler. Ama bakalım nasıl olacak? Çok ciddî bir meseledir. Hep beraber, fikirlerimizi açık söyleyecek zama-na hazırlanıyoruz. Bir ihtiyaç olarak getiriliyor. Meselenin ehemmiyetini takdir ediyoruz. Sarih fikre varmaya çalışıyoruz.”

CHP Genel Başkanı Anayasa değişikliği taslakları konusunda diğer sorulara cevap vermemiş. “Şimdi söylersem, hepsini söylemiş olurum” demiştir.

 

 

 

 

CHP PM’de Anayasa Değişikliğine İlişkin Söyledikleri[109]

İnönü üyelerden dikkati çeken Anayasa değişiklikleri hususunda bilgiler almış. Bazıları için “Hayret, bunun böyle olduğunu bilmiyordum. Nasıl olur?” diyerek şaşkınlığını belirtmiştir. İnönü ayrıca yapılmak istenen değişikliklerde titizlikle durduğu “sağ tehlike” ye ilişkin hiçbir hükmün bulunmadığını ısrarla belirtmiştir. CHP Genel Başkanı Merkez Yönetim Kurulunun, Cumhuriyet Sena-tosu Grup Yönetim Kurulunun, Millet Meclisi Grup Yönetim Kurulunun komis-yonlar kurarak bütün maddeler üzerinde görüşlerini tek tek saptamalarını istemiş, “Hepsini selâmetle inceleyeceğiz. Her madde üzerinde dikkatle duracağız. Geri bırakılmasına muvaffak olacağımız ve olamayacağımız maddeler olabilir. biz tarihi bir parti olarak görevlerimizi ciddiyetle yerine getireceğiz. Sizden istediğim gayet titizlikle çalışmanızdır” demiştir.

 

 

 

 

İnönü Şehitlerini Anma Töreni Dolayısıyla Bozöyük Kaymakamı Saffet Bekaroğlu’na Gönderilen Mesaj[110]

İnönü Şehitlerini Anma Töreninde hepimiz ruhen saygı ile hazır bulunuyoruz. Şehitler nur içinde yatsınlar.

Umutsuz günlerde vatana parlak geleceklerin ışığını kanlarıyla vermişlerdir.

Ömrümüz oldukça ve nesiller yaşadıkça milletle ve minnetle kendilerini anacağız.

 

 

 

Kocaeli Sanayi Fuarının Açılışı Dolayısıyla Belediye Başkanı Erol Köse’ye Gönderilen Mesaj[111]

Kocaeli Sanayi Fuarının açılışını sevinçle öğreniyoruz. Fuarın başarılı olmasını ve memlekete güven hissi, ilerleme duygusu aşılamasını isteriz.

 

 

 

 

Başbakan Nihat Erim ile Görüşmeden Sonra Gazetecilerin Sorularına Verilen Yanıtlar[112]

S–Paşam görüşmeler hakkında açıklamanız olacak mı?

C–Başbakan ile görüştük, her zaman olduğu gibi mutabık olarak ayrılıyoruz. Hatırınıza gelebilen her meselede..

S–Anayasa değişikliği Temmuz ayı içinde gerçekleştirilebilecek mi?

C–Başbakanın anlattığı mülâhazaların hepsi aklıma yatıyor..

S–Temmuz ayında gerçekleşebilir mi?

C–Çıkar zannederim.

S–Partinizin içinde Anayasa değişikliği konusunda ikilik çıktığı söyleniyor. Bu husus karşısında gerekli çoğunluk tehlikeye girebilir mi?

C–Şimdi ben bizim partide konuşanlarla, Başbakanın arzu ettikleri arasında anlaşmazlık ihtimalî görmedim.

S–Parlâmentoda grupları bulunan bütün partiler Anayasa değişikliği konu-sundaki görüşlerini açıkladılar. CHP’nin kesin görüşü ne zaman açıklanacak?

C–O kadar çok akıllı ve çabuk karar verir değiliz. Yavaş yavaş karar veri-yoruz. Çalıştık, uzun boylu işte çalıştık. Bundan sonra fikirlerimizi Başbakana arz ettik…

S–Başbakanın yemek davetine icabette CHP’nin son görüşünü mü getir-diniz?

C–Son görüşü diye bir şey olamaz. Mesele Başbakanın güç vazifesini kolaylaştırmaktır, bizim vazifemiz..

S–Olumlu mu olacak Anayasa değişikliği konusunda CHP nin görüşü?

C–Tabiî her hareketinde olumludur CHP.

 

 

 

 

3 Sovyet Kozmonotunun Ölümü Dolayısıyla SSCB Büyükelçisi Vasili Groubyakov’u Ziyarette Yapılan Sohbet[113]

Sovyetler Birliği Ankara Büyükelçisi Groubyakov tarafından kapıda karşı-lanan İnönü ile Büyükelçi arasında şu konuşma geçmiştir:

İnönü–Üç kozmonotu kaybettiğiniz için üzüntülerimi bildirmeye geldim. Rus milletini taziyet ediyoruz. Bütün insanlık âlemi onları hürmet hatıralarında daima anacaktır.

Groubyakov–Çok teşekkür ederim Paşam. Çok teşekkür ederim. İlim daima kurban ister.

İnönü–Çok gençtiler, çok fedakârdılar, fevkalâde müteessir oldum. Sovyetler Birliğini idare eden ricale ve o vasıta ile Rus Milletlerine teessürlerimi söyle-mek istiyorum.

Groubyakov– Çok mütehassıs olduk. Buraya geldiğinizi Moskova’ya bildi-receğim.

CHP Genel Başkanı daha sonra, Büyükelçilik salonunda açılan özel deftere şunları yazmıştır:

“Üç kozmonotunun kahramanca hayatlarını feda etmeleri üzerine Sovyet Milletlerinin duydukları derin acıyı paylaşıyoruz. Üç kahraman insanlık tarihin-de de saygı ve minnet yeri tutacaktır.”

Özel defterin CHP Genel Bakanı tarafından imzalanışından sonra basın mensupları salondan ayrılmışlardır. İnönü ile Groubyakov arasındaki görüşme yarım saat kadar sürmüştür. İnönü, Büyükelçilikten ayrılırken Groubyakov ile aralarında şu konuşma geçmiştir.

İnönü–Çocuğunuz var mı?

Groubyakov–Bir tane var Paşam.

İnönü–Kız mı, oğlan mı?

Groubyakov–Kız, bir senelik evli.

İnönü–Torununuz var mı, torununuz?

Groubyakov–Yok ama bekliyoruz Paşam.

İnönü–Yolda mı?

Groubyakov–Bekliyoruz.

Bu arada, Sovyet Büyükelçisi, eşi bayan Groubyakov’u İnönü’ye takdim etmiştir. Bayan Groubyakov, Türkçe olarak “Hoş geldiniz. Nasılsınız Paşam?” diye sormuş, İnönü de “Çok teşekkür ederim. Hanımefendinin de hürmetleri var” karşılığını vermiştir.

CHP Genel Başkanı, basın mensuplarının “Görüşmede başka bir konu ele alındı mı?” sorusuna da, “Yok, konuşmadık” şeklinde cevap vermiştir.

 

 

 

 

Halkevleri 5. Kurultayında Yapılan Konuşma[114]

(...) Halkevleri 5. Kurultayında konuşan CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, Halkevlerinin çalışmalarına, bir talihsizlik eseri olarak, siyasal hayatımızın bir döneminde son verildiğini hatırlatmıştır. “Halkevleri Atatürk’ün önemli eserlerinden biridir” diyen CHP Genel Başkanı İsmet İnönü konuşmasına şöyle devam etmiştir:

“27 Mayıs’tan sonra yeni Anayasa döneminin önemli icraatlarından biri olarak Halkevleri yeniden ihya edildi ve memleket hizmetinde canla başla çalışmaya başladı. Çalışmaları yakından tâkip ediyor ve iftihar duyuyoruz.”

Kültür kuruluşlarının politika dışında tutulmalarının gerektiğini de belirten CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, Halkevlerinin bugüne kadar yaptığı çalışma-ları övmüş, “Halkevleri bu yönden takdire değer çalışmalar yapmaktadır” diyerek konuşmasını şöyle tamamlamıştır:

“Kültür meselelerini siyaset dışında tutmak önemli bir husustur. Halkevleri-mizden geçmişte olduğu gibi, gelecekte de memleketin kültür hayatı için başarılı hizmetler beklemekteyiz.”

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında 12 Mart, Anayasa Değişikliği ve Demokratik Rejim Üzerine Verilen Söylev[115]

Sevgili arkadaşlarım,

İçinde bulunduğumuz devri başından beri size izah etmek istiyorum. Bildi-ğiniz bir vesika ile sözlerime başlayacağım. Size 12 Mart muhtırasını yeniden okuyorum:

“Ordu, derin üzüntü içinde bulunduğunu anlatıyor, çare söylüyor. Bu çare inkılâp kanunlarını inandırıcı görüşlerle ele alacak yeni bir hükûmetin teşkil olunmasıdır. Muhtıranın 1. maddesi şikâyet, 2. maddesi tedbir maddeleridir. 3. maddesi ise, müeyyide getirmektedir. Türk Silâhlı Kuvvetleri böyle bir hükûmet teşkil olunmadığı takdirde kanunların kendisine vermiş olduğu yetkilere dayanarak Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak görevini yerine getire-rek idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır.”

Şimdi bu beyannameyi hukuki bakımdan inceleyecek değilim. Biz siyaset adamları olarak, o zaman memleketimizin içinde bulunduğu şartları düşünerek muhtırayı gerçekçi bir gözle tetkik ettik. Bütün siyasî partilerde böyle yaptılar. Sonucunda zaten Cumhurbaşkanının da, yeni hükûmet kurulması için teşebbüsü vardı. Tarafsız bir hükûmet teşkil olunacaktı. Bu hükûmete partilerce yardım edilecekti. Böyle bir hükûmetin kurulmasında ve Demokratik rejimin kaderi, yani varolması veyahut çekilerek askerî bir idarenin gelmesi şıkları arasında, Demokratik rejimi kurtarmak için gayret göstermemiz gerekiyordu. Bunun üzerine partide uzun boylu konuştuk. Gruplarda konuştuk. İyi niyetlerle fikirlerimiz belli oldu. Partili arkadaşlarımızın da iştirakiyle Erim hükûmeti teşekkül etti. Bu hükûmet bir koalisyon hükûmeti değildir. Başlı başına mes’ul ve doğrudan doğruya Meclisten güvenoyu alan ve Meclisle temasta bulunan bir hükûmettir.

Memleketin uçuruma gitmesi önlenmiştir

Demokratik rejim böyle bir anlayışla son bulmaktan kurtarılmış ve mem-leketin bir uçuruma ve meçhule gitmesi önlenmiştir. CHP’nin bu konuda samimiyetle ve ciddiyetle hareket ettiği meydandadır. Memleketin durumunu size hatırlatmak isterim. Üniversite öğrencilerinin halini biliyorsunuz. Memlekette asayiş denilen şeyin en iptidai manâsıyla kalmadığı bir manzara ile karşı karşıyaydık. Bankalar soyuluyor, insanlar kaçırılıyordu. Hiç kimse de siyasî ve şahsî emniyet yoktu. Anarşi bayrağını açmış olanlar, çok iddialı bir vaziyette isyan bayrakları altında meydanı tamamıyla boş bulmuş bir durum-daydılar.

Erim Hükûmeti asayişe tahminlerden de çabuk hâkim oldu

Erim Hükûmeti, siyaset ve meseleler bakımından böyle bir ortamda iktidara geldi. Başlıca görevi, asayişe bir an evvel hâkim olmaktı. Bizim kanaatimizce senelerden beri süren, zayıflığa düşürülmüş bir ekonomik bünye, Erim Hükûmetinin karşısında bulunacağı en büyük engeldi, asayişi hemen tâkip eden başlıca meseleler olarak ekonomik meselelerle uğraşacağı tahmin ediliyordu. Nitekim Erim Hükûmeti, programında reformları ele alacağını ve tahakkuk ettirileceğini hepimizi sevindirecek şekilde ayrıca ilân ediyordu. Erim Hükû-meti, asayiş meselesine tahmin olunduğundan daha çok çabuklukla ve az zamanda kesin neticeler alarak hâkim olmuştur. Vatandaşın güvenini kazandı, Erim Hükûmeti, içerde ve dışarda iyi kabul gördü. Türkiye’nin Demokratik rejimden ayrılacağı ve askerî bir rejime gireceği hususunda dış âlemde peyda olan gruplar, şüpheler hiç yerleşemedi, az zamanda dağıldı denilebilir. Erim Hükûmeti, her tarafta güven ve itibar gördü. Dış devletlerle münasebetlerimizi, Erim Hükûmeti zamanında geçmiş hâdiselerin tamiri ve yeni ufukların açılmasıyla değerli bir şekilde nitelendirmek mümkündür.

Erim Hükûmetinin karşısında bulunduğu ödevlerden en mühimi reformlardı. Reformlar üzerinde ilk sızan haberler radikal tedbirler almak olacaktı. Bu radikal tedbirler reformları, bilhassa Toprak Reformunun tahakkuk ettirile-bileceği ümidini bizde uyandırmıştı.

Anayasa değişikliği teklifi

Erim hükûmeti, anarşik ve umutsuz ortam içinde ve tasavvur olunamıyacak kadar tecavüzlerin bulunduğu bir zamanda güvenoyu aldı. Nisan başlarında Erim Hükûmetine yardım etmek meselesini ciddî olarak görüştük. Nisan ayı geçti, 4 Haziran’da bize Anayasa değişikliği hakkında teklif geldi. Başlangıçta Erim Hükûmeti Anayasa değişikliğinden söz etmemişti. Bize gönderilen ilk teklifte, kendisinin partilerle daimî bir temasta bulunarak ayrı ayrı onların görüşlerini alacağı, onlarla uyuşmaya çalışacağı ve hepsini bir araya getirerek, neticede Meclise mal olabilecek bir Anayasa değişikliği projesi meydana getirileceği zikrediliyordu. Durum buydu. Partilerle ayrı ayrı görüştükten sonra neticeye varılacak, partilerin ne istediğini öğrenen Erim Hükûmeti, bir teklifle, bu teklifi proje olarak, Meclise getirecek ve hepimiz bu teklifi mutabık ve müttefik bir zihniyetle Mecliste tetkik edip geçirecektik.

Anayasa değişikliği meselesi, esasta ve teferruatta birden bire memlekette büyük münakaşalar uyandırmıştır. 1961 Anayasası içinde bulunduğumuz anarşik ortamın başlıca ve tek sebebiydi, yani her mesele ve derdin nedeni Anayasa olarak gösteriliyordu. O halde her şeyden önce Anayasayı değiştirmek lâzımdı. Bu esas münakaşayı seyredenler, politikacılar, bilim adamları, aydınlar arasında münakaşa açılınca, kuvvetli bir hükûmetin çalışması için Anayasanın değişmesi gerekir fikri de yayılıyordu. Hatırlıyacaksınız, iddiada bulunan Adalet Partisi hükûmeti ilk günden itibaren Anayasadaki bağlayıcı ilkelerden ve Anayasanın müsait olmayan, güçlük çıkaran noktalarından hep şikâyetçiydi. Memlekette olup biten hâdiselerin hepsinden Anayasa sorumlu tutuluyordu. Erim hükûmetinin Anayasa değişikliğini getirmesi üzerine biz bu münakaşaları ciddî olarak gözden geçirdik. Anayasanın kusuru olmadığı fikrinde ve hele olayların zuhurunda Anayasanın tek bir sebep gibi mübalağalı olarak gösterilmesi fikrinde değildik. Bu gibi görüşlerin samimî olmadığına kaniydik ve bugün de kaniyiz. Ancak memleketin ciddî bir bunalım içinde bulunduğunu kabul ediyoruz. Bir çok aklı başında insanların, sorumlu sorumsuz engin bir propaganda ile ‘Anayasanın değiştirilecek bir çok yönleri vardır, oradan da bir çok güçlükler gelmiştir’ şeklindeki kanaatleri ciddî olarak göz önüne aldık, nazari bir mülâhaza ile daha teklif gelir gelmez, ‘Hayır böyle bir teşebbüse lüzum yoktur’ tarzında reddedip durdurucu bir vaziyet almaya imkân göre-miyorduk.

Değişiklik teklifini pratik bir zihniyetle karşıladık

Kamuoyunda birleşmiş olan şüpheci kanaatlar, bir çok güçlüklerin Anayasa-dan geldiği ve Anayasanın değiştirilmesi gerektiği kanaatları orduda da mevcut idi. Bunları nazarı dikkate alarak Anayasa değişiklikleri hakkındaki teklifi pratik bir zihniyetle karşıladık. Bu değişiklikleri ciddî olarak tetkik edelim. Faydalı olan, lüzumlu olan ne bulursak bunlar hakkında anlaşalım, diyerek açık bir hareket tarzı tuttuk. Bunda bir isabet kaydettiğimizi zannediyorum. Nazari bir münakaşa ile çıkmaz bir yola girerek hükûmetin çalışmasını durduracak bir kısır çekişmeleri önlemeye karar verdik.

Anayasa değişikliği gelmiştir, bazı şeylerin değişmesi lâzımdır, bize düşen hizmeti yapacağız diyerek Erim hükûmetinin yaptığı teklifler üzerinde uzun boylu çalıştık. Neticeye kadar geldik. Birbirinden ehemmiyetli, birbirine nazaran güçleri, tesirleri farklı bir çok maddeler üzerinde uğraşarak tetkik olunan maddelerin çoğunda vuzuha ve anlaşmaya vardık. Anlaşmadığımız yerlerde tekliflerimizi söyledik. Benim başkanlığımda CHP sorumlu organları günlerce sabahtan akşama kadar uğraşarak bir neticeye varmaya çalıştık. Hiçbir zaman mübalağalı yayınlara ve tefsirlere kendimizi kaptırmadık. İyice tetkik edip maddeler üzerinde açık bir kanaat hasıl edinceye kadar dilimizi tutmayı başardık. Bu çalışmalarımızın 15 Temmuz’da cevabını aldık. Bu tarihte hükûmet bize ikinci bir teklif gönderdi. Bu teklifte diyordu ki, ‘İlk verdiğim teklifler üzerine partilerle temasa geçtim. Her partinin fikirlerini öğrendim. Anlaşabileceklerimizi kabul ettim. Aramızdaki farkları tesbit ettim. Artık bundan sonra benim yapacağım bir şey kalmadı. Neticeyi size bildiriyorum. Bundan sonrasını Mecliste, Komisyonda görüşerek partiler bir neticeye varır. Yani aramızda konuşur mutabakata varmaya çalışırsınız. Sonucuna göre Meclise tekliflerinizi sevk edersiniz’. Bu tarzda görevi tamamen bize devreden bir tebliğ yaptı.

Bundan sonraki vaziyet

Bu duruma kadar olanları sorumlu arkadaşlar yani yönetim kurulları bütün teferruatı biliyorlar. Bundan sonraki yeni vaziyeti arzedeceğim. Bu yeni vaziyeti arkadaşlar bilmiyorlar. Çünkü bu müddet zarfında grup genel kurulumuzla temas etmeye imkân bulamadık. Müzakere halindeyiz. Müzakere halindeyken grup genel kurulunda bir taraflı olarak münakaşa edip bir takım sabit kararlar alırsak sonunda müzakere imkânımız kalmaz ancak, müzakerelerle her madde hakkında ne netice elde edersek onları kabul etmek veya etmemek, esaslı olarak hangi hedeflerde tadil etmeye çalışmak istiyorsak onlar üzerinde grubun kara-rını almaktan başka ameli bir usul tasavvur edemedik.

Şimdi son vaziyet şudur arkadaşlarım: Bugün elimizde bulunan 36 maddelik teklifin 23 maddesi kısmen evvelce görüştüğümüz ve bildiğimiz meselelerdir. Bunların birbirinden ehemmiyetleri önemleri farklıdır. 23 madde üzerinde anlaşmanın kolay olacağını, yahut kötü olmayacağını zannediyoruz. Burada diğer 13 madde kalıyor. Bu 13 madde birbirinden önemli olan konulardır. Hükûmetle ilk görüşmemizde bunlar üzerinde mutabakata varamamıştık. Bir kısmı üzerinde ise, sonuna kadar ihtilâfta kaldık. Son teklifte ise, evvelce bilmediğimiz yeni bir takım meseleler de çıktı. Zannediyoruz, bazıları askere taallük eden Anayasa değişiklikleridir. Tecrübelerine göre askerî ihtiyaçlara uygunluk gösterecek bir düzeltme istiyorlar. Bunlar için zaten uzun münakaşa yapmak istemiyorduk. Temel devlet ve hukuk esasları üzerinde durduk, önemli meseleler bu 13 madde içinde mevcuttur. Mesele üniversite meselesi, kanun kuvvetinde kararname çıkarma isteyen maddeler bu 15 madde içindedir.

Bu arada mes’ul idareciler ve onların muhitleriyle temas etmemiz zarurî  oldu. Çünkü bizim ısrar ettiğimiz noktalarda, hükûmetle anlaşabildiğimiz bazı maddeler vardı ki, bu maddelerde ordu daha dikkatli ve endişeli görünüyordu. Onun için bu 15 madde üzerinde anlaşmanın ehemmiyetli bir ameliye olduğu görülür. Bu 15 madde üzerinde partilerin birbirinden farklı mülâhazaları olacaktır. Bunu tahmin ediyoruz. Hükûmet bizimle anlaştığı zaman teklifle-rimizi dikkate aldı, diğer partilerden nasıl bir muamele gördü onu bilmiyoruz.

Olumlu olarak beslenen her ümidi teşviki borç bildik

Şimdi karşısında bulunduğumuz mesele, Anayasa değişikliklerini Mecliste ele almamızdır. İlk önce doğrudan doğruya Meclise, Komisyona gitmesi meselesi vardır. Anayasa değişikliğini teklif etmek için büyük sayıda milletvekilinin teklif yapması lâzımdır. Bu sayı en kuvvetli muhalefet partisi olan bizde yoktur. Bizden başka ve AP’den başka partilerde de yoktur. Demek ki teklifi Adalet Partisi yapacaktır. Sonra onların teklifi ile gelen değişiklikler komisyonlarda görüşülecektir. Bu arada Millet Meclisi Başkanı partilileri çağırdı. Anayasa değişikliğinin Meclise takdiminde partiler arasında bir anlaşma ve görüşme olmasının faydalı olacağını söyledi. Evvelâ tereddüt ettik. Doğrudan doğruya Meclis Komisyonuna verilecek olan bir takım meseleleri partiler arası bir komisyonda ve Meclis Başkanının Başkanlığında bir neticeye vardırmak bize imkânsız gibi görünüyordu. Vakit geçirmeden Meclise gidelim fikrini zihnimizde ilk anda taşıdık. Sonra etraflıca düşündük, bir teşebbüs yapılmıştır. Bir anlaşma umudu getirebilir. Olumlu olarak beklenen her ümidi teşvik etmeyi borç bildik. Sabit kanaatle bir netice almak fikrinden sarfınazar ederek partiler arası bir komisyonda değişiklik yapılacak maddeleri birer birer gözden geçirmeyi Meclise getirilecek değişikliğin partilerin müşterek bir eseri olarak tahakkuk ettirmeyi uygun bulduk. Şimdi bu vaziyetteyiz. Komisyona üye gönderiyoruz. Yarın komisyon çalışmaya başlayacaktır. Partiler arası komisyon-da bir anlaşmaya varılabilirse, bu tahmin olunabilecek nimetlerin en kıymetlisi olacaktır. Anayasa değişikliği diye açılmış olan siyasî mesele bir buhran yaratmadan kolaylıkla Meclisten çıkacak ve memlekette bir sarsıntı olmaksızın 1961 Anayasasının temeli, esas bünyesi, esas unsurları muhafaza edilerek bir uzlaştırma havası, zemini bulunacaktır.

Anayasanın değişmesine esasen lüzum yoktu, lüzumsuz ve beyhude gayret sarf ediyoruz fikrinden vazgeçip kamuoyuna mal olunmuş bir fikri saygıyla karşılayıp çalışırsak netice müspet olur. Gelecekte göreceğimiz faydalar, çok büyük olacaktır ümidini muhafaza ederek kabul ediyoruz.

Bundan sonra ne olacak? Başlıca sebebi Anayasa olarak kabul etmedik. Bu fikrimizde ilmi olarak ve gerçekçi olarak haklıyız. Bunun başlıca delili de Anayasanın tek maddesi değişmediği halde bizi 12 Mart’a götüren anarşik havanın emniyete çevrilmesidir. Anayasanın tek satırı ve tek harfi değiştirme-diği halde Erim Hükûmeti zamanında Sıkıyönetimde asayiş meselesi emniyete dönüşmüştür. Bugünkü emniyetin sebebini Sıkıyönetim idaresinde görmek mümkündür. Bu görüşün de ağır bir yanı vardır. Ancak Sıkıyönetim 12 Mart’tan evvel eski hükûmetler zamanında da vardı, hattâ ilân edilmişti. O zamanlarda asayişsizliği ve anarşi havasını durduramadık. Demek ki idare eden hükûmetlerin zamanında neticeler başka olmuştur. Teferruata girmeyip olumlu çalışmak istediğimiz bir zamanda lüzumsuz münakaşalar açmak istemiyorum. Ama gerçekleri en insaflı ölçüde de olsa olduğu gibi ilmeden yeni tedbirler alamayız. Bir hastalık var ise o hastalığa doğru teşhis koymamız lâzımdır.

İkinci fasıl

Şimdi ikinci fasıla geliyoruz. Ordu Komutanları Anayasa değişikliklerinden büyük ümit beklemektedirler. Onlar da Anayasa da bir takım eksiklikler olduğu kanaatindedirler. Teklifler buna göre yapılmıştır. Şimdi farz ediyoruz ki, partiler arasında anlaşacağız, mutabakatla bu maddeleri Meclisten geçireceğiz ve eksikleri düzeltilmiş bir Anayasa ile memleketi idare edeceğiz.

Şimdi karşımızda bundan sonrası ne olacak dediğimiz zaman bana şu mese-leyi söylüyorlar: Bundan sonrası ne olacak, bakın ne olacak: Anayasa değişik-liğini yapacağız. Ondan sonra Demokratik Rejim içinde memleketin idaresine devam edeceğiz. Meselelerimiz vardır. İç ve dış meselelerimiz. Bu meselelerin hallinde Meclisin kontrolü altında hükûmetin koyacağı tedbirler ve memleket bünyesinin sağlayacağı maddi kuvvet vasıtaları, akıl, her şey, bunlarla beraber memleketi idare etmeye çalışacağız.

Hayır bu olmayacak, Anayasa değişikliği yapılacak, Sıkıyönetim kalkacak, normal heyet gelir gelmez anarşik ortam bırakıldığı yerden ertesi günü tekrar fırlayacak, gene üniversitelerde olaylar olacak, gençlerimiz sınıflarda okumak görevlerini tamamen unutarak tekrar memleketi ve dünyayı idare etmek iddiasıyla her türlü tecavüze yeltenecekler. Gazeteler tahrik edecek, anarşi havası isteyenler her türlü vasıta ile memleketin altını üstüne getirecekler. Onun için bu gibi olaylara yer vermeyecek bir takım tedbirler de almak lâzımdır. Geçici maddede yapılan son bir madde var. Orada söylenen, bugünkü şartlar içinde 10 Ekim 1971’deki seçimleri yapmak mümkün değildir. Bu seçimleri tehir etmek lâzımdır. Düşünülebilir. Bugünkü şartlar içinde mahzurlu ise makûl sebeplerle tehiri müzakere edilebilir. Bunun dışında memleketi idare eden temel yasaların bünyelerinde, Millet Meclisinin, Senatonun teşekkülünde bir takım değişiklikler, düzeltmeler yapmak lâzımsa, bütün bunlar için kanun çıkarmak gerekir. Böyle bir teklif geçici bir madde olarak elimizde vardır. Bunlar hakkında bizim hiçbir fikrimiz yoktur. Memleketimizin, Cumhuriyet idaremizin bünyesinde bir değişiklik yapmak lüzumunu hiçbir zaman düşünmedik. Sonuna kadar da meclislerimizin bünyesini savunacağız. Onların hiçbir kusuru olmadığı kanısındayız.

Demokratik rejimin yürümesini sağlayacağız

Söylemek istediğim, geçirilen zamanların bıraktığı derin tesirlerini anlatmak içindir. Geçirilen zamanların zihinlerde bıraktığı derin yaraların tesiri vardır. Bu tasavvurlar, bu düşünceler ümit ederim ki, partiler arası bir anlaşma vücuda getirmek için yapacağımız temaslar ve alacağımız iyi neticeler, memleket idaresinde itibarı kuvvetlendirecektir. Bu görev haleti ruhiyesi içinde, bundan sonra bu veya bu olacaktır ihtimallerini mübalağalı bir tarzda değil, normal bir tarzda karşılamanın mukadder olacağını bileceğiz. Normal bir şekilde Demokratik rejimin yürümesini sağlayacağız.

Vaziyet bundan ibarettir. İlk iş olarak Anayasa değişikliği diye karşımıza gelen meselenin partiler arası bir komisyonda müşterek bir anlayışa varabilmesini görmek istiyoruz. Buna ciddî olarak gayret etmek istiyoruz. Bundan sonra Anayasa maddeleri hakkında partiler arası bir birlik doğarsa Demokratik rejim zihinlerde çok kuvvet bulacak, kök salacak bu kuvvetle bundan sonraki karanlık ihtimaller için tedbirler düşünmek, ona göre hükûmetler kurmak kolaylaşacaktır. Ufku bu tarzda görüyoruz. Çıkışlarımızın hududu budur. Şimdi arkadaşlarıma bu devrede çalışma için CHP’ye özel ve önemli bir ödev düştüğünü hatırlatmak istiyorum. Gerçi sayımız arzu ettiğimiz kadar değildir. Başlıca muhalefet partisi olarak hizmet ediyoruz. Bu hizmeti 20 seneden beri başarı ile yaptığımız kanaatindeyim. Atatürk’ün bizden ayrılmasından 30 seneden fazla bir zaman geçmiştir. 1950’den beri 21 senesi içinde muhalefette bulunuyoruz. Muhalefet partisi olarak memleketimize iktidardaymış gibi hizmet etme sorumluluğu hissi içinde çalışmışızdır. Bir çok başarı kazandığımızı zannederim. Bundan sonra da ve bugün de askıda bulunan meselelerin halli için gerekli ölçüde tesirimiz vardır. Bu tesiri değerlendirmemiz lâzımdır. Bu tesiri değerlendirmek, tahakkuk ettirmek aslında çok zor. Fakat çok basit bir tedbire bakıyor. O da CHP olarak Meclis içinde çalışmaya ve devama en çok dikkat etmemizdir.

En fazla devama mecbur olduğumuz günlerdeyiz

Oy verme zamanı geldiği vakit Mecliste bulunmamak veya birbirinden farklı olmak gibi hallerden kesin olarak sakınmak mecburiyetindeyiz. Böyle bir toplulukla, böyle bir tek vücut olmakla aklımız başımızda olarak bugünkü dar geçitlerden geçmek için muhakkak çok başarılı hizmetler yapacağımıza yürekten inanıyorum. Partimizin başında bulunmakla şeref duyan bir insanım. Sorumlu olarak size bu görevi hatırlatmak isterim. En fazla devama, en çok dikkatli olmaya mecbur olduğumuz günlerdeyiz. Böyle bir beraberliği çok ciddî bir sebeple, herhangi bir arkadaşımın bulunmamasını en büyük mesele yaparım. Red oyu vermek, bağlayıcı kararlarda esasen söz konusu değildir. Böyle bir beraberlik ve devamlılık gösterirsek bu geçitlerin geçilmesinde memlekete büyük hizmetler yapabileceğimize ciddî olarak inanıyorum.

Kusur etmemeye çalışacağım

Uzun zamandan beri beraber toplanmadık. Bundan sonra ümit ediyorum, sıhhatim hizmetimi etmeye daha çok yardımcı olacaktır. Kusur etmemeye çalışacağım. Grubun karar vermesi gereken her fırsatta beraber olacağız. Güçlüklerin hiçbir noktasını azaltmayarak etraflıca anlatmaya çalıştım. İçinde bulunduğumuz vaziyet, içinden çıkamayacağımız bir vaziyet değildir. Böyle dar geçitlerden, Atatürk partimizi idare ederken çok geçmişizdir. Tabiî o zaman Atatürk gibi müstesna bir kudret ve tecrübe başımızda olduğu için daha kolaydı. Ama ondan sonra da ona layık olacak bir şekilde vazife görmek için büyük bir dikkat ve her türlü fedakârlık ve feragati gösterdim. CHP olarak memleketin siyasî hayatında ihmal edilmez bir varlık halindeyiz. Bu varlığı şimdiki gibi dar geçitlerden geçerken de elbirliği ile birbirimize yardım ederek dikkatli bir devamlılıkla koruyacağız.

Ben başınızda size örnek olacağım. Siz de benim hayatımı kontrol ederken kâfi derecede ciddî ve uyarıcı, kabili caizse sert olacaksınız. Bundan sonra düşünülebilecek bütün ihtimalleri, memleketin selâmeti ve demokrasinin memlekette yaşaması ve işlemesi yolunda kurtaracağımıza eminim. Emin olarak huzurunuzdan ayrılıyorum. Sizinle beraber çalışmaktan şeref duyuyorum.

 

 

 

 

Lozan Barış Antlaşması’nın 48. Yıldönümü Dolayısıyla Tarcan Gönenç ile Yapılan Televizyon Söyleşisi[116]

Tarcan Gönenç: Lozan Konferansı’nda içerde olduğu kadar dışarıda da takdir edilen büyük bir diplomasi gösterdiniz. Evvelce diplomasi mesleğinde bulunmadığınıza göre böylesine diplomasi örneği ortaya koyma gücünüz nereden geliyor?

İsmet İnönü: Lozan Konferansı’na gidinceye kadar askerî mesleğimde de diplomasi vazifeleri yaptım. Kurmay subaylara mahsus hudut vakaları veya muharebe esnasında, bilhassa Yemen’de bulunduğum zaman muharipler arasında temaslar gibi vesilelerle diplomatik vazifeler yapmışımdır.

Diplomatların yaşayışları, düşünüşleri, özel hayatları hakkında hiçbir fikrim yoktu. Meslekten o kadar uzak bir hayat geçirmiştim ki, meselâ, basit bir misâl söyleyeyim, diplomatların her yemekte ayrı bir giyinme usulleri olduğunu zannediyordum. Bunu ilk günü otelin salonunda yemek yiyeceğimiz vakit bir mesele olarak etrafıma sordum. “Ne giyeceğiz, ne yapacağız?” diye. Ben o zamana kadar çizmeden başka bir ayakkabı tanımıyordum. Sabahleyin yataktan kalkar kalkmaz ilk işim olarak çizmeyi ayağıma geçirir, ondan sonra tabiî bir şekilde terlikle dolaşıyormuş gibi hazırlanırdım. Lozan’a bu bilgi ile gittim. Ondan evvel Mudanya Mütarekesi’ni idare etmiştim. Cephe kumandanı olarak generallerle beraber, o da tam bir asker hayatı idi. Generallerle temas ettim. Birbirimizin usullerini, yaşayış tarzını biliyorduk. Aramızda çok fark yoktu. Onun için güçlük çekmedim. Mütarekeden sonra Lozan’a gittiğim zaman, böyle merasim içinde geçecek bir hayat hülyası ile oraya vardım. İlk iki gün geçer geçmez büsbütün başka şartlar içinde yeniden çalışmaya mecbur olduğumu şimşek çakmış gibi gözümde, derhal fark ettim. Muharebe meydanından çıkmış, oraya gitmiştim. Vazifemin bu kadar ehemmiyeti olduğunu bilmiyordum. Her tarafı ile birdenbire gözümde o kadar geniş bir vazife aldığım kanaati geldi ki, hemen ilk işim, ciddî olarak konferans işine başlamadan evvel Lozan Konferans heyetimizi teşkil eden büyüklü küçüklü bütün murahhas mütehassısları etrafımda toplamak oldu.. Onlara kısaca şu hitabeyi yaptım. “Arkadaşlar” dedim, “Biz buraya büyük bir vazife için geldik. Bu vazifeye hazırlanmak için şimdiye kadar geçirdiğimiz bir tecrübe yoktur. Fakat iki üç günlük temaslarımdan öyle anladım ki, ben bir muharebeden çıkmış, öteki muharebeye girmişim. Onun için çalışma programımız olarak başlarken size bir şey söyleyeyim, öyle muharebe meydanında vazife yaparken gece demeden, gündüz demeden tesanüt ve dikkat içinde çalışmamız lâzımdır. Gece demeden, gündüz demeden ne vakit ihtiyacımız olursa arkadaşlarımdan her birini ayrı ayrı bulmaya mecburum ve davet ederim. Burada kendisi ile çalışacağımız arkadaş-larla böyle bir çalışma azmi ve disiplini içinde bu konferansa başlamamız lâzımdır.”

Hepsi iyi telâkki ettiler. Bundan sonra o şekilde çalışmaya başladım.

Diplomatlarda herkesten farklı bir yan vardır. Farklı olduğunu zannederim. Askerlikten diplomasiye başlamamın neticesi olacaktır. Ben diplomasi mesleğinde bulunan devlet memurlarının da askerler kadar, kumandanlar kadar memleket müdafaası ve emniyeti meseleleri ile zihinleri daimî olarak meşgul olmak lâzım geldiğine inanmışımdır. Bir diplomattan özel hayatında, resmî hayatında, bütün temaslarında, bütün vazifelerini yaparken kendi memleketinin emniyetine, selâmetine ait bir unsur geçiyor mu? Onun tarafından bir mesele var mı? Bunun üzerinde vesveseli ve dikkatli olmasını isterim.

Diplomatların vazifesi bugün yalnız kendi mesleki unsurlarını değil, meslekleri dışında meselâ ekonomide, sosyal meselelerde çok okumuş olmasını, bilgin demeyeyim ama mütehassıslar kadar çok şey bilir olmasını istemektedir. Bunun yanında ve hepsinin başında memleketini savunması, selâmeti ve emniyeti bakımından dışarıya başlıca bekçi ve dikkatçi olarak gönderilmiş olduğunu bilmesi lâzımdır. Dikkatle çalışması memleketi için, memleketine karşı ilk borcudur. İlk vazifesidir. Tecrübe ettim. Bütün protokol meseleleri, etiket meseleleri benim için ikinci dereceye, konferansın ikinci gününden itibaren ikinci dereceye düştü.

Gece gündüz demeden çalışmak, son derece dikkatli olmak, bize mesleğin yeni zaruretleri olarak yerleşti.

Konferans içinde bu zihniyetle çalışma disiplini sağlamaya çalıştım. Konferans heyetimizin nezaketine rağmen vazife hususundaki vakit vakit hatıra gelmeyecek arızalarla karşılaştığımı bilirim. Hepsine karşı tam bir askerî dikkatle ve bir kumandanın mahiyetine karşı mükellef olduğu vazifeleri ciddiyetle yapması kadar ciddiyetle vazife yapmaya çalıştım. Lozan Konferansı’nın hayatıma verdiği ilk istikametlerden birisi, diplomasi mesleğinin ehemmiyetini anlamak oldu.

Tarcan Gönenç: Lozan Konferansı’nda elde ettiğiniz neticeler umduk-larınıza uygun düşmüş müdür?

İsmet İnönü: Lozan Konferansı’nda elde ettiğimiz neticeler umduğumuza uygun düşmüş müdür? Bu suale daima muhatap olmuşumdur. Bu suali kendi kendime de sordum. Memleketime ve kendi nefsime karşı istediklerimizle elde ettiklerimiz arasında bir nispet olup olmadığını daima düşünmeye çalışmı-şımdır. Evvelâ konferansların mahiyetini söyleyeyim. İnsanlar arasında müzakere ile alışılmış manâsı ile pazarlıkla bir meseleyi halletmek dâvalarında daima bir uzlaşma esastır. İnsan hiçbir zaman umduğunu tam bulamaz. Fakat neticeden memnun olması lâzımdır. Alınabilecek ve alınamayacak şeyleri, iki tarafın hangi noktalardan hayatî noktaya kadar ısrar edebilecekleri meseleleri teşhis etmek, müzakere esnasında mümkün olduğu kadar isabet etmek lâzımdır. Kendi esas dâvalarını müdafaa ederek onun yanında müdafaa ettiği diğer tali dâvaların esas dâvalar kadar ehemmiyetli meseleler olduğu kanaatini muhatabına verebilmesi lâzımdır. Müzakere esnasında karşılıklı bulunanların hangi meseleyi ciddî tuttuğu, hangi meseleleri diğer esaslı meseleleri elde etmek için, halletmek için vasıta olarak kullandığı asla hissolunmamalıdır.

Müzakerecinin başlıca dikkat edeceği keyfiyet budur. Çünkü, bunu hisseden taraf için müzakerenin idaresi oyuncak kadar basit bir hale girer ve bütün müzakereler esnasında murahhasların ve devletlerin birbirine karşı tutumlarında başlıca aradıkları nokta hangi noktanın, hangi meselenin meydana çıkarılmasında karşı tarafın esaslı menfaati veya tali menfaati veya gösteriş manevrası olduğunu anlayabilmesidir. Bunun üzerinde çok tecrübe ister. Tecrübesi olmayanların çok dikkatli çalışması lâzımdır. Gözünü çok iyi açmalıdır. Her şeyden evvel müzakerelerden hiçbiri ehemmiyetsiz görülmemelidir. Biraz evvel söylediğim gibi Lozan Konferansı’nda baş murahhasların başkanlığında toplanan birinci komisyonlar vardı. Bunun arkasından tali komisyonlar gelir. Bunu yeni murahhaslar idare ederler. Çok değerli mütehassıslar vardır. Her mesele tali komisyonlarda hazırlanır. Büyük komisyona gelir. Bizim baş murahhaslarımız çok kuvvetli idi; karşımızdakiler de çok seçme insanlar idi. Meselâ; Lord Curzon, İngiltere heyetinin baş murahhası idi. Onun yanında bulunan murahhas, İngiltere’nin İstanbul’u işgalinde İngiltere’yi temsil eden komiser idi. İtalya’nın, Fransa’nın, Japonya’nın, bilhassa diğer Balkan devletlerinin her birinin murahhasları, Yunanistan baş murahhassı Mösyö Venizelos gibi başlıca seçme insanlardan ibaretti. Onun için birinci komisyona gelecek ve alt komisyonda bulunan meselelerde mütehassıslar ayrı ayrı temas ederlerdi.

Mukabillerinden meseleleri öğrenmeye, tetkik etmeye çalışırlardı. Bunların hepsinin konferans başkanı olan murahhasın zihninde, elinde ve avucunda bulunması lâzımdır. Bunların her birinin –toplantıya gitmediğim halde– devam eden çalışmalarının raporunu alır, bilgisini toplar ve her akşam konferansın cereyanı üzerinde bir netice çıkarmaya çalışırdım. Böyle bir usul tuttum konferansta. Alınan neticeler her konferansta, her pazarlıkta olduğu gibi daima eksik görülebilecektir. Bahusus elde edilen neticelerin yanında elde edilemeyenler de vardır. Ve meselelerin karşısında bulunan serbest insanların hangisine daha ehemmiyet verdiklerini tahmin edemezsiniz. Zaten elde edilen meseleler, elde edilemez zannedilecek kadar fevkâlade güç olsa da bir neticeye bağlanıp hallolunduktan sonra birden bütün ehemmiyetlerini kaybetmiş gibi bir seviyeye düşerler. Herkes konferanstan sonra elde edilemeyen meselelerin büyüklüğünü düşünerek bir türlü muhakemeye dalar ve ancak tecrübeli ve insaflı insanlar heyeti umumîyesiyle nereden çıktığımızı ve elde edilen meselelerin büyüklüğünü, elde edilemeyenlerle mukayese edecek durumda olurlar. Bu meselede Osmanlı İmparatorluğu’yla, Lozan Konferansı’nda esaslı bir farkımız vardı. imparatorluk ricaliyle Harbi Umumî’den sonra Osmanlı ricalinde hâkim olan fikir; harp sonunda Türkiye’ye vâki olan taleplerin baştan aşağıya memleketin parçalanması, ekonomik ve istiklâl meselelerinde Türkiye’nin müstakil bir devlet gibi hareketine müsaade etmeyecek bütün kayıtların konması gibi tehlikeler karşısında idi. Osmanlı ricali imparatorluğun parçalanmasını kabul etmek ve öyle bir hesaba dayanmak yerine, imparatorluğun olduğu gibi muhafaza edilerek toptan zayıf bir halde bulunmasını tercih eder zihniyetteydiler. Millî Mücadele’nin kuvveti ve özellikle Atatürk’ün Millî Mücadele siyaseti büsbütün başka bir manâ taşırdı. O da şu idi: Biz elimizde bulunan memleket parçalarını tam istiklâl ile kurtarmayı hedef ve gaye bilmeliyiz. Bu fikir bize hâkim olmuştur. Arap memleketlerinin ayrılmasını tabiî görüyorduk. İşgalimiz altında bulunmayan memleketlerin kurtarılmasının çok müşkül olacağını, tahmin ediyorduk. Meselâ; muharebe esnasında, Millî Mücadele esnasında fiilen istirdat etmeye muvaffak olmadığımız yerlerden, bütün Osmanlı tarihinde ilk defa olarak Lozan Konferansı’nda yer kazandık. Meselâ; Trakya’yı muharebe esnasında istirdat etmemiştik. Lozan Konferansı neticesinde Trakya’yı Meriç’e kadar tekrar memleketimize alabilmeye muvaffak olduk. Yalnız arazi almak meselesinde Trakya bile bizim için enteresan bir misâldir.

Çünkü biz Trakya hudutları Meriç’e kadar, İstanbul’un [İstanbul’u] ve Trakya’yı Meriç’e kadar işgal etmeyi Lozan Konferansı’na gelmeden evvel esas itibariyle müttefiklere kabul ettirmiştik. Mudanya Mütarekesi olmadan evvel müzakereye kadar müttefiklerle aramızda büyük bir buhran geçti. Göze çarpmadan geçirdik, geçirdiğimiz zaman ehemmiyetini biz de teferruatıyla tamamen bilmiyorduk. Biz İzmir’e vardıktan sonra mütarekeye başlayıncaya kadar, müttefiklerin ve Yunanlılar’ın harpten evvelki hudutlarına çekilmelerini şart koşmuştuk.

Mütareke esnasında bu esas üzerinde çalıştık. Ve esas olarak müttefiklere bunu kabul ettirdik. Yani mütareke neticesi biz orasını işgal etmediğimiz halde Yunanlılar tamamıyla Trakya’nın şimdiki hudutlarının Meriç garbine çekilmişlerdi. Yalnız müttefikler İstanbul’da ve Çanakkale’de bulunuyorlardı. Orada bulunuşlarını geçici olarak kabul ettirmiştik. Bu şart ile mütarekeyi kabul edip muzaffer ordularımızın Boğazları geçerek İstanbul’u ve Trakya’yı elde etmesi üzerinde durduğumuzu söyledik. Bunu kabul ettirdik. Mudanya Mütarekesi başlamadan evvel ve onun esnasında sıcağı sıcağına muharebe esnasında fiilen işgal etmediğimiz bir yeri müzakere ile elde etmek fırsatı elimize geçti.

Tarcan Gönenç: Lozan Konferansı’nda Batılı devletlerin, yeni Türk hükûmetine ve evvelce Osmanlılar’a bakmakta oldukları düşünce ile bakma-dıkları anlaşılıyor. Batılıların davranışlarındaki bu değişikliklerin nedenleri hakkında siz ne dersiniz?

İsmet İnönü: Konferansta bizim konuşma tarzımız içerde ve dışarıda dik-kati çekmişti. Bidayette biraz diplomasi usullerine uymayacak zannolunuyordu ve bizim eski diplomatlarımız ilk tarizlerini, taşlamalarını bu şekilde bana yaparlardı. Ama sonradan konuşma tarzımız her tarafta takdir edilmeye başlandı. Bu nereden geliyordu? İmparatorluğun asırlar boyu söz oyunlarıyla iş yapmaya alışmış sanatkâr diplomatları, bu usulleri büyük bir marifet zannederlerdi. Biz meseleleri sade şekliyle mütalâa ederek fikirlerimizi açıkça ortaya koymayı usul ittihaz etmiştik. Mücadelemizde Millî Mücadele’nin başından, yani Büyük Millet Meclisi kurulduğundan itibaren, –hem eski meseleleri, eski konuşma usullerini bilmediğimizden, alışamadığımızdan, hem dâvalarımızı ancak açık olarak söyleyip müdafaa etmeyi göze aldığımızdan– böyle bir konuşma usulü tutmuştuk.

Açık söylüyorduk fikirlerimizi. Yadırganıyordu. Sonra tabiî bir halde müzakere ediyorduk. Bu hususta Lozan Konferansı’nda bana öğretme vazifesi gören iki misâl hatırlarım.

İmparatorluğun Avrupa’da bulunan büyükelçilerinden bir vezir bana mütareke esnasında konuşma halimizden ve konferansın tehlikeye girmesi ihtimalînden samimî bir surette endişe ederek fikirlerini söyledi. Vezir, bana, bir maaş meselesini, mütareke esnasında ecnebi memlekette çalışırken alacakları kaldığını, bunun için eski devlet memuru olarak benden yardım istemeye geldiğini söyleyerek temas etmişti. Konuşma esnasında konferansın idaresi şekline sözü getirdi. Bazı tali meseleler olarak tâkip ettiğim noktaları hicvederek bunlar üzerinde ısrarla durduğumu ve bundan dolayı konferansın akamete uğrayacağını, bunun vahim bir tehlike olduğunu bana uzun boy1u anlatmaya çalıştı. Bunları, tali meseleleri müdafaa ederken gösterdiğim bu ciddiyeti, bu tarzda mübalağa ile müşahede etmiş olan vezirin anlayış tarzına atfederek sükûnetle dinledim.

Diğer bir vezir, yine Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerindeki vezir-lerinden merhum Rıfat Paşa idi. İmparatorluğun son günlerinde Hariciye Nazırı olmuştu. O zaman da, gençliğimde de çok kıymetli bir insan olduğunu işitirdim. O beni İsviçre’de bir gün ziyarete gelmişti. Konferanstan bahsederken çalışmamız ve hareket tarzımız için müsait mülâhazalar söylüyordu. Kendisine, fırsat bularak, konferansta kendi tecrübelerinden istifade etmek isteyerek tavsiye edecekleri usuller ve esaslar bulunup bulunmadığını sordum. Bana nezaketle ve tevazuuyla cevap verdi. Dedi ki, “Bizim size müzakere idaresi ve konuşma tarzı için yapacak hiçbir tavsiyemiz yoktur. Bizler, sizin konuştuğunuz gibi müzakereleri ortaya atmaya ve eşit bir tarzda münakaşa etmeye, müzakere etmeye alışmamışızdır. Bu usulleri hiç bilmeyiz. Onun için bize hiçbir şey sormadan kendi bildiğiniz, anladığınız tarzda idareyi nihayete kadar yapmanızı ve muvaffak olmanızı dilerim. Size verilebilecek hiçbir nasihatim yoktur” demiştir. Sade onu gördüm, Rıfat Paşa bizim halimizi takdir ediyor, cesaret veriyordu. Diğer birçok vezirlerle de ya görüştüm ya bana nakil ettiler, hepsi dudaklarının ucunda hiçbir şey bilmeyen insanların acemice çalışması ve çabalaması suretinde bizim halimizi manâlandırıyorlardı.

Tarcan Gönenç: Lozan’ın imzasından sonra, içerde bazı muhaliflerin barışı kabul etmediklerini görüyoruz. Acaba onların bekledikleri nelerdi? Büyük başarıyı neden küçümsüyorlardı? Lozan Anlaşması’ndan neden memnun olmayanlar vardı?

İsmet İnönü: Lozan Konferansı için merak edilen noktalardan birisi de muahede imza edildikten sonra onun aleyhinde gerek hemen akabinde, gerekse senelerce karşı koyanların bulunduğunun merak edilmesidir. Bunu bana sorarlar niçin memnun olmayanlar vardır, diye. Bir defa Lozan Konferansı imza edildikten sonra onun tatbiki meselesi müttefikler arasında bir mesele oldu. Biz hemen bir iki ay içerisinde muahedeyi tasdik ettik, müttefikler ancak iki sene zarfında muahedeyi yürürlüğe koydular. Müzakere esnasında kabul ettikleri birçok maddenin Türkiye’nin kuruluş devrinde birçok hâdiseler geçireceğinden ve daha tasdik olunmadan birtakım hükûmetlerin düşeceğinden ümitleri vardı. İki sene kadar sürdü, bu esnada Cumhuriyet ilân olundu. Cumhuriyet yeni ve esaslı temeller üzerinde kuruldu. Cumhuriyet bir iki senelik büyük tepkilere, meselâ; Şeyh Sait isyanı gibi silâhlı mukavemetlere maruz kaldı. Bununla beraber yerleşti. Bir iki sene müttefiklerin gösterdiği tereddüt memlekette yeniden endişe yaratınca muahedenin kıymeti ilk defa anlaşılmaya başladı. Muahedeler tasdik olunduktan sonra da sözler söylenmiştir.

Alamadığımız imparatorluk dışında bulunan memleketlerin büyük veya küçük bir karakoluna kadar teferruatı merak edilmiştir. Bunlar alınabilirdi, bunlar yapılabilirdi, ya da borçlardı, alacaklardı, hesaplardı, bunlar daha şöyle yapılırdı, daha böyle yapılırdı diyerek birçok mütalâalar serd edilmiştir. Muahedeler de, milletlerarası mukaveleler de özel hayatın pazarlıkları gibi daima münakaşa konusu olan meselelerdir. Bunlar üzerinde Lozan’ın kıymeti daima bahis konusu olmuştur. Bugün bile seyrek de olsa, hep Lozan’dan gelen mahsurlar diyerek söz edecek insanlar bulunur. Fakat şu anlaşılmıştır ki Lozan Muahedesi imzasından itibaren elli sene geçtiği halde 2. Cihan Harbi’nin mukavelelerinden hiçbirisi ayakta bulunmadığı halde Lozan Muahedesi dün imza edilmiş gibi devletimizin politikasında esas mahiyetinde gösterdiği yeni istikametleri muhafaza etmektedir. Lozan’dan sonra “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yeni bir anlayışla uluslararası siyaset hayatına yerleşmiştir” hükmünü bir kaide ve doktrin olarak bizim siyasetimizde icra etmektedir. Lozan Konferansı devam ederken, tâkip olunurken yalnız meseleleri değil, usulü ve şahısları itibariyle münakaşa ve tenkit konusu olmuştur. İmza olunduktan sonra yeni bir tenkit safhasına girmiştir. O zamandan beri geçen devirde de daima sırası gelmişken Lozan’a atfen şikâyetler yapılmıştır. Sabit olan gerçek şudur ki; Lozan Konferansı elli seneden beri her gün kıymetini yenileyerek bugün bile taze hüviyetini muhafaza etmektedir.

 

 

 

 

Lozan Barış Antlaşması’nın 48. Yıldönümü Dolayısıyla CHP MYK Üyelerinin Ziyaretinde Söyledikleri[117]

(...)

Çok neşeli olduğu görülen İnönü “Teşekkür ederim arkadaşlar. Hepinizin tebrikine çok teşekkür ederim. Sağ olun” demiş ve daha sonra şunları söyle-miştir.

“Tesadüfen Lozan’da baş murahhas olarak ben bulundum. Şimdi sağ olan ve olmayan bir çok arkadaşım adına ben sizin teveccühünüze muhatap oluyorum. Onların adına da size ayrıca minnetlerimi sunarım.”

Basın mensuplarının “Bir hatıranızı anlatır mısınız?” sorusu üzerine CHP Genel Başkanı İnönü şöyle konuşmuştur:

“Giderken bilmediğim bir âleme gittim. Gelirken büyük sevinçle heyecanla karşılandım. İşte seneler geçiyor. Yarım asra yaklaştı. Lozan bize bir eser olarak milletin hatırasında kaldı. Teveccüh gösterip hatırlayan arkadaşlarıma, orada Lozan’da çalışmış olanların emeklerini değerlendirmeye çalışarak teşekkür ediyoruz.

Gittiğim zaman, beni ilk kabul ettikleri zaman, konuştuktan sonra, senelerce sefirlik yapmış Fransız baş murahhası yanıma gelmişti. ‘Aaa çok sert konuşu-yorsun’ dedi. İlk konuşmam. Lord Curzon’a cevap verdiğim ilk konuşma. ‘Ama hallolunur, hallolunur göreceksiniz, çıkaracağız’ dedi. Yani kendilerine güvenen bir yüzü vardı. Beni yola getireceklerini söylüyorlardı. Hepimiz sonra, beraber yola geldik.”

 

 

 

 

 

Lozan Barış Antlaşması’nın 48. Yıldönümü Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Başbakan Nihat Erim, KDB Genel Başkanı İlker Örgüt ile Bülent Ecevit’in Mesajlarına Verilen Yanıtlar[118]

[Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın mesajına verilen yanıt]

Lozan Antlaşması’nın yıldönümü münasebeti ile lütuf buyurduğunuz nazik ve alicenap kutlamanıza minnet ve şükranlarımı arz ederim. Ve bu vesileyle de, derin saygılarımı sunarım.

[Başbakan Nihat Erim’in mesajına verilen yanıt]

Lozan Andlaşması münasebetiyle lütuf buyurduğunuz kutlamaya derin saygılarla şükranlarımı arz ederim. Lozan’da beraber çalıştığım arkadaşlarımı benim şahsımda takdir etmek nezaketini gösteriyorsunuz. Onun için size daima minnettarım. Güç vazifenizde daima başarıya ulaşmanızı isterim.

[Kemalist Devrimciler Birliği Genel Başkanı İlker Örgüt’ün mesajına verilen yanıt]

Lozan için tebrik mesajınıza çok teşekkür ederim. İçten sevgilerimi ve saygılarımı sunarım.

[Bülent Ecevit’in mesajına verilen yanıt]

Lozan Andlaşması münasebeti ile lütfettiğiniz nazik telgrafa yürekten teşek-kürlerimi saygı ile sunarım.

 

 

 

 

Türkiye Radyoları ve Ankara Televizyonunun “Atatürk’ü Anlatıyorlar” Programı İçin Yapılan Söyleşi[119]

Soru–Paşam, nasıl karşılıyorsunuz siz, Atatürk ilkelerini tespit çalışmalarını?

İsmet İnönü–Atatürk ilkelerine dönüş teşebbüsü çok olumlu bir teşeb-büstür. İçinde bulunduğumuz ve daha bulunacağımız güçlüklerden doğru istika-mette, uyanıp, kurtulmak için de en verimli yoldur.

Atatürk ilkeleri, Atatürk bizden ayrıldığı günler 1938 Kasım ayından başla-yarak, o günden Atatürk ilkelerinin hayatı bahis konusu olmuştur. Atatürk büyük bir devrim devrini tâkip etmiştir. Cumhuriyet kurulmuştur. Cumhuriyet yeni medeniyet ilkeleri üzerine kurulmuştur. Bunların hepsi, Osmanlı İmparatorluğu’nun kültür geleneklerine aykırıydı. Onları, geri dönülmesi mümkün olmayacak hesaplara bağlamıştır.

Türk Dil Kurumu’nu daima yaşayacak bir halde bırakmıştır. Ve Türk Tarih Kurumu’na daima yaşayacak ve ilerleyecek bir surette meydana getirmiştir. Bununla Türk Milleti’nin yeni bir millet olmadığını da dünyayı idare etmiş büyük milletlerden belki en büyüğü olduğunu Türk Milletine inandırmak için yapmıştır.

Atatürk ayrıldığı zaman arkasında Terakkiperverler ve Serbest Fırka mensupları olarak iki kolda birbirini tâkip eden, iki kolda siyasî maruzlar [ma’ruz/muarızlar] bırakmıştır. Biz, ilk iş olarak Atatürk’ün siyasî ihtilâfla ayrıldığı muarızları ile arasında bir düşmanlık kalmamasını ve ilkeleri üzerinde, milletçe beraberlik sağlanmasını ilk hedef saydık. Onun için, Terakkiperverleri vazifeye çağırdığımız zaman, Atatürk’ten sonra, onlar bize çok haksızlık gördüklerini söylediler. Ve biz onlara, “Atatürk’le olan şahsî meseleleri bir tarafa bırakalım. Atatürk’ün eserleri, temel eserlerin ilkeleri üzerinde mutabık mısınız?” bu mevzuyu açtım. “Cumhuriyet kurulmuştur. Buna bir itirazınız var mı?” Bunlar üzerinde itirazlarının olmadıklarını söyleyince, “Başka bir şartımız yoktur” dedim ve bunların hepsini cemiyete iade ettim. Kısa bir zamanda gerek, Terakkiperverler ve gerekse Serbest Fırkacılar’dan kırgın olarak ayrılmış olanların hepsi ihtilâfları unutarak, siyasî hayata avdet etmişlerdir. Ve Atatürk ilkelerinin üzerine ihtilâf kalmadı. İlk müşkül devre bu idi. İkinci Cihan Harbi geçinceye kadar vaziyeti idare ettikten sonra, hemen rejim meselesi meydana çıktı.

Buna çok anlayışla cevap verdik. Atatürk’ün hedefi, çağdaş medeniyet ve ileri haklar. Bunların hepsiydi. Bunların hepsini yarı kalmış olanlar, bunları tahakkuk ettireceğiz. Çok partili hayatta tek dereceli seçim, cemiyete olan bu istidadı görmemiz neticesi olarak, kendi başlamıştır. İkinci devre, eski teşebbüslerinden partili surette, çok partili hayat devri açılmasıyla başlar.

Soru–Paşam, o dönemde siz ‘Devrimler ne olacak?’ diye çok tereddüt [geçirdiğiniz] söylenmiş.

İnönü–Demokratik rejime geçeceğimiz zaman, başımıza neler geleceğini, bana endişe verecek surette söylemişlerdir. Benim başıma gelecek hiçbir şey yoktur. Bunların hepsini göze almak lâzımdır. Korkacak sıkılacak bir tarafımız yok bizim. Buna göre rejimimizden korkmuyoruz. Sonra, yeni muhalefet devri olarak, Demokratlar, Atatürk’ün yakın arkadaşlarının da içinde bulunduğu bir teşebbüstür. Teşekkül ettikleri zaman dil üzerine bir oyun olup olmayacağını sormuştum. “Hayır bir tek kelime vardır bizde; Lâiklik dinsizlik demek değildir.” Hakikaten öyledir. Bunu slogan olarak kullandılar ve gidinceye kadar “lâiklik dinsizlik demek değildir” tabiri altında, “lâiklik vaktiyle dinsizlik olarak kullanılmıştır” fikrini aralarında istismar edenler çıktı. Yani hepsini suçlamıyorum. İstismar edenleri oldu. Nihayet bir ihtilâlle düştü Demokratlar. Ondan sonra yeni devre girdik: 1961’den beri tekrar Atatürk ilkeleri mevzubahis oldu. Ordu 1960’da ihtilâli yaptığı zaman:

“Atatürk ilkelerini kurtaracağız” diye geldi. Ordunun ilk günden beri Atatürk ilkelerine bağı orduya aşılanmıştır. Uzun vadeliliği, vasıf olarak kendi kendineli çalışmalarla dahi bugüne kadar Ordudan Atatürk ilkelerine bağlılığı çıkarmak mümkün olmamıştır. 1960 İhtilâli olduğu zaman ilk söz olarak Atatürk ilkelerine dönüşü ileri sürdüler. Ve aleyhtar olan bütün cereyanlar Atatürk ilkelerine karşı olan bütün cereyanlar tâkip olundu. Yalnız, tabiatıyla demokratik rejim ona avdet o da, Atatürk’ün yarım kalmış ilkelerinden birisiydi. Tahakkuk etmişti. O’nun tuttuğu yollarıdır. Onun için de yine yeni şartlar altında rey kazanabilmek için fısıltıyla başladı. Ve nihayet korkmadan Müslümanım diyerek Atatürk ilkelerine karşı bulunanları, onları [bir] siyasî partide toplamak arzusu ve avcılığı, fikri uyandı. 12 Mart, o da nihayet Atatürk ilkelerine avdet prensibini esas tutan yeni bir müdahale olmuştur. Bugün onun çaresini arıyoruz. Çünkü yeni Atatürk ilkelerine bağlılık, yeni şartlarla yeni kisveler giymiştir. Şimdi Atatürk ilkelerine açıktan aykırı olan hiçbir siyasî parti yoktur.

Ve kurulacaklar da yoktur. Aşırı sol da yoktur. Aşırı sağ da yoktur.. Aşırı sol emperyalizme karşı Atatürk mücadele etmiştir. O’nu bayrak telâkki eder. Aşırı sağ, ‘Halifeyi Ruyu Zemin’i kurtaracağız’ başlangıcını verimli bir dâva olarak tâkip eder. Şimdi içinde bulunduğumuz bu devirde dahi Atatürk ilkelerini anlamak, onları yaşatmak gene selâmetin yolu, medeniyetin yolu ve bütün ihtiyaçlarımızı halletmenin yolu halindedir.

Her yeni devir, insan hayatında, gerek siyasî gerek iktisadî her yeni ilerleme, her yeni devir, çok zaman bir takım hastalıkları da beraber getirir. Çok partili hayatta tek dereceli seçim kurulduktan sonra siyasî partilere başından beri kolay rey almak vasıtası Atatürk devrimlerine karşı millette mevcut olduğu farz olunan dolgunluk ve uzaklık bir seçim vasıtası olarak kullanılmak fikri beraber gelmiştir.

Soru–Paşam bunlar başarıya ulaştılar mı? Bugünkü kanaatiniz nedir?

İnönü–Biz, tarihte her millete nasip olmayan ölçüde büyük reformları tahmin olunmayan kısa zamanda tahakkuk ettirmişizdir. Derim ki; Atatürk ilkeleri imtihan vermiştir. İmtihan vermiştir. Bütün darbelere karşı kuvvetlerini ispat etmişlerdir. Siyasî hayat kolay bir kazanç vasıtası olarak, oy vasıtası olarak inkılâp aleyhtarlığını kullanmağa başladıktan sonraki ilk teşebbüsten dolayı bu meyil kendini göstermiştir. Başladıktan sonra Atatürk ilkeleri de mukavemet imtihanı vermeye başlamış oldu.

Atatürk ilkeleri bu sebeple sağlam temele dayanmaktadır. Şimdiye kadar ordu içinde köklerini muhafaza etmiştir. Aşırı sol, ordu içine girip bu kökleri bertaraf etmeye çalışmıştır. Muvaffak olamamıştır. Aşırı sağ başından beri daima mülayim görülerek, bunu idare etmeye çalışırlar. Atatürkçülük basittir, açıktır, ilkeleri meydandadır. Cumhuriyetin temelleri lâik Cumhuriyetle, vicdan hürriyetiyle, kadın hürriyetiyle, Cumhuriyetin temelleri Latin harfiyle meydandadır, bunlar Atatürk zamanında karşı gelinmiş olan karma ekonomi, yeni sosyal hayatta bizim gelişmemiz için başlıca düstur olmak lâzımdır. Yeni devirlerin ihtiyacına göre yeni hedeflere teveccüh etmelidir. O yeni hedefler zamanın istediği endüstrileşmeyi, her alanda askerî alandan bütün endüstri alanlarına, ağır endüstriye kadar tahakkuk ettirmek lâzımdır. Bu suretle tamamıyla siyasî partilerin tutucu zihniyetleri istismar ederek oy almak hevesleri gerçek ihtiyaçlar ve sosyal meseleler karşısında tesirini kaybedecektir.

Soru–İyimsersiniz Paşam.

İnönü–İyimserim çare söylüyorum.

Soru–Evet.

İnönü–Bir defa bir noktada emin olmalı, milletin bünyesi ordusuyla, bilhassa ordusuyla Atatürk ilkelerini onun tamamıyla zıddını tâkip eden bir idareye asla müsait olmayacaktır.

Soru–Ve teminattır.

İnönü–Bu teminatın kadrini bilerek,siyasî partiler hayatlarını, oy oyunlarını düzeltmeğe mecbur olacaklardır.

Çelebi–Çok teşekkür ederim Paşam.

 

 

 

 

UG Yerine Yayına Başlayan BG Sahipleri Vedat Dalokay ve Yaşar Aysev ile UG, Basın Özgürlüğü, TİP’in Kapatılması, Anayasa Değişikliği ve Çin Üzerine Yapılan Söyleşi[120]

İnönü–Ulus’un kurulması, Anadolu’da bir gazete çıkarmanın herhangi bir mücadele için bir güç ve kuvvet olduğu devre rastlar. Atatürk’ün İstanbul’dan ayrıldıktan sonra, bütün dünya ile irtibatı kesilmiş olarak bir büyük dâva takibine başlamasını müteakip, ilk hissettiği ihtiyaç, Anadolu’da kendi fikirlerini söyleyecek, yayacak bir organ bulunması olmuştur. Bu maksatla kurulmuştur. Ulus, bir zamanlar Anadolu’nun başlıca gazetesiydi. Ondan sonra da, nihayete kadar da Kuvayi Milliyenin sözcüsü olmak vasfını muhafaza etti. Tabiî o günün müşkül şartları içinde bir gazeteyi Anadolu’da çıkarmak, onu yaşatabilmek büyük bir malî ve iktisadî meseleydi. O zamanları Ulus’un geçinmek için ne kadar fedakârlık yaptığı, ne kadar güçlüklere tahammül ettiği ne tasavvur edilebilir, ne anlatılabilir. Ulus memleket kurtulduktan sonra büyük bir basın âlemi içinde kaldı. Onun için de büyük bir rekabete maruz kaldı. O zamandan beri büyük gazeteler arasında malî bakımdan yaşaması ehemmiyetli bir mesele olmuştur. Parti gazeteleri, esasen basın âleminde geç tutunuyorlar ve onun için her memlekette büyük partilerin gazetesi yok gibidir.

Ulus, uzun müddetten beri bu tür şartlar içinde çalışmaktadır. Başlıca vazifesini yapmaya çalışmıştır. O vazife Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyete, cumhuriyetin ilkelerine, istikametine bir gazeteci için meşru ve tabiî olan ticari kısmını dikkate almadan çalışmak idi. Onunla uğraştı, şimdiye kadar çok güçlüğe uğradı ve nihayet biliyorsunuz Ulus şimdilik parti gazetesi olarak yayından çekildi. İstikbalde tekrar Ulus adıyla çıkabileceğini kesin olarak ümit ediyorum. Ama yakın bir atide bahis konusu değil. Şimdi siz Ulus’u deruhte ediyorsunuz. İlkelerini ve istikametini tâkip edecek tabiatta, mizaçtasınız. Bu bize teselli veriyor, teşebbüsünüzde muvaffak olmanızı dilerim. Ve basın hayatınızda şimdi Ulus’un yerine çıkmaya başlayacaksınız. Büyük kudret sahibi olmanızı memleket kültürüne devamlı bir basın hizmetiyle muvaffak olmanızı yürekten dilerim.

Ulus’tan anılar

–Paşam Ulus’la ilgili, daha doğrusu İradei Milliye’nin* kuruluşuyla ilgili bir hatıranızı, bir anınızı anlatır mısınız?

İnönü–Şimdi böyle suallere derhal cevap vermek benim için güçtür. Tabiî bir haldeyken çok hatıra zihnime gelir de, sıkıştırıldığım zaman hiçbir şey hatırlamaz gibi olurum. Yalnız Atatürk’ün, sıkıştığı zamanlarda İradai Milliye, Hâkimiyeti Milliye, bunlar üzerinde ne kadar titrediğini bilirim. Sonra Ulus adını verdi. Ondan sonra da Ulus’un neşriyatı ile hepimiz hep beraber ilgilenirdik. Muvaffak olmasına çalışırdık. Fakat Ulus’un sanat tarafını şimdiye kadar kavrayamadık.

–Paşam, Zekeriya Sertel hatıralarında İradei Milliye ile ilgili olarak bir bölüm naklediyor. O tarihte de, bundan zannediyorum. 25-30 sene önceki bir hatıra, gene Ulus’un parti gazetesi olarak nasıl daha geliştirilebileceği, nasıl daha mükemmel bir hale getirilebileceği tartışılırmış ve Atatürk özellikle İstanbul basınına karşı Millî Mücadele yıllarında Anadolu’da, Ankara’da Atatürk’ün ve Cumhuriyetin sesini duyuracak bir gazete olsun, kuvvetli bir gazete olsun istermiş. Böyle bir istek dolayısıyla bir komisyon kurulmuş ve Zekeriya Sertel de bu komisyonda zannediyorum varmış. Falih Rıfkı Atay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu vesaire, Atatürk’ün emriyle Hâkimiyeti Milliye’nin Anadolu’da İstanbul basınına kafa tutabilecek seviyeye getirilmesi için görevlendirilmiş Atatürk tarafından. Bunu hatırlıyor musunuz, bu hâdiseyi efendim?

İnönü–İstanbul basınına karşı Anadolu’da, anlattığım gibi, Kuvayi Milliye’nin bir sesi olması daimî bir arzumuzdu. İstanbul’dan doğrudan doğruya bir gazetemiz olmamasından çok sıkıntı çekmedik. Çünkü İstanbul basınının büyük kısmı bizi tutardı. İstanbul basınının umumî havası Millî Mücadelenin muvaffak döndüğü, kuvvetli göründüğü zamanlarda hep beraber etrafımızda söz birliği yaparlardı; pek azı İstanbul hükûmetinin taraflısı olarak bizimle mücadele ederdi. Fakat umumî olarak bizi tutarlardı. Tabiî muvaffakiyet günleri de avazı çıktıkları kadar bağırıp sevindiler. Halbuki Millî Mücadelenin, muvaffak olduğu günler yanında, uzun müddet de çok dar Boğazlardan geçtiği olurdu. Ümitsizlik etrafa yayılırdı. O zamanlar da bize taraftar olan gazeteler, çok darlık içinde, dar geçitten geçtiğimiz günlerde meyus olmamalıyız görünmeye çalışırlar. Tabiî İstanbul hükûmetinin taraflısı ve bizim muhalifimiz olan gazeteler o günler pek sevinirlerdi. Tam gazetecilik hayatı kurtuluştan sonra normal şartlarıyla işlemeye başlamıştır. Ondan sonra bizim güçlüğümüz artmıştır. Ticarî ve malî olan tabiî şartlar üstünlük kazanmaya başladılar. Sermaye tesiri, tecrübe tesiri, bilgi ve temas itici tesiri bunlar İstanbul gazetelerinde tabiî daha kuvvetli daha elverişli şartlar içindeydi. Bunlar arasında uğraşmak güç oluyordu. Ben Ulus Gazetesi’nin idaresinde, hemen diyebilirim 40 seneden beri güçlük çektiğimizi bilirim. Onun için Ulus adıyla gazetenin kapanması tecrübesi şimdi zarurî  bir neticeydi. Bu sizin yeni adla çıkardığınız gazete için tam serbest bir fikir verecektir. Onu tecrübe edeceksiniz. Bir de biz tekrar Ulus’u çıkarmaya muvaffak olursak çok dersler almış olarak yeniden neşriyat hayatına başlayacağız. Ama aklımız başımıza gelmiş, ders almış olarak yayınlamamızı ümit ediyorum.

Barış Atatürk’ün politikasıdır

–Paşam, Barış ismini biz de sureti mahsusada koyduk. Türkiye’nin ve Türk toplumunun kavgadan bıktığı, artık sosyal barışa ihtiyacı olduğu ve sınıflar arası bir uzlaşmanın, bir barış havasının toplumumuza esmesi gerektiğini düşünüyoruz. İsmini de bunun için koyduk. İsmimiz hakkındaki, Barış ismi hakkındaki kanaatinizi açıklar mısınız?

İnönü–Barış ismi ne maksatla konursa konsun güzel bir isimdir. Ve bunun Büyük Atatürk’ün politikası olarak da yurtta sulh, cihanda sulh tâkip ederiz. Barış, onun için Barış ismini bulmakta muvaffak olmuşunuzdur. Barış içinde gelişmenizi dilemekteyim.

–Paşam biz bir gün Barış Gazetesiyle bir gün belki Halk Partisi’yle düşünce açısından ayrılabiliriz. Bizim Barış Gazetesi’nin görüşü Halk Partisi’nin görüşüne karşı olabilir. Ama bir şey var ki, her zaman sağa karşıyız. Yani biz solda ancak aramızda tartışabiliriz.

Evvelden Ulus’un belli bir tutumu yoktu. Şimdi tutumu belli bir gazete yanınızda duruyor. Ama onun da bazı yaramazlıkları olacak, siz onu hoş göreceksiniz.

Basın özgürlüğü

–Paşam, bir de basının genel sorunları üzerinde görüşlerinizi, basının şu sıralarda gerek ekonomik bakımdan, gerekse Anayasal değişiklikler bakımından bazı şikâyetleri var. Basınla ilgili gelişmelerde, meselâ efendim, ekonomik gelişmelerin ve yapılan basınla ilgili zamların gazeteleri çok müşkül duruma düşürdüğü topluca yayınlanan bir açıklamayla kamuoyuna duyuruldu. Okumuşsunuzdur. Bunun yanı sıra Anayasada basınla ilgili yapılmak istenen değişiklikler basında rahatsızlık ve huzursuzluk doğuruyor. Bu konudaki görüşlerinizi açıklar mısınız?

İnönü–Şimdi, basın özgürlüğü hem parti olarak hem cumhuriyet olarak temel prensibimizdir. Basın özgürlüğü olmadan, memlekette hiçbir gelişme olmaz. Bu kanaatte samimîyiz ve Meclis, umumiyetle bugünkü Meclis de, umumiyetle bütün partiler de basın özgürlüğünü birinci derecede korurlar. Bunun türlü mahzurlarından her memlekette, her devirde şikâyet olunmuştur. Fakat, basını fena maksatlar için kullanmaya karşı müdafaa tedbirleri alınabilir, alınmaktadır, alınacaktır. Fakat bütün bu savunma tedbirleri içinde herkes, asıl olarak basın özgürlüğünün tamamıyla mahfuz kalmasında mutabıktırlar. Bu bakımdan hiçbir tehlike yoktur bizim basında. Hangi siyasî parti iktidarda olursa basın özgürlüğünü korumaya çalışacaktır. Türkiye bakımından basın özgürlüğü çok zaman da geçirmiştir ders almak için öğrenmek ve öğretmek için, bir mesele üzerinde, basında birbirinin tamamıyla taban tabana zıttı fikirler neşrolunmasına halkımız büyük ölçüde alışmıştır. Bunun mahzurları mübalâğa edilmemek lâzımdır.

Basının iktisadî ve malî meselelerine gelince; Cumhuriyet idareleri basının iktisadî ve malî meselelerini hafifletmek için çok fedakârlık etmiştir. Daima kolaylık göstermeye çalışmıştır. Son zamanlarda bilhassa zannediyorum kâğıt üzerinde şikâyet çıkıyor, kâğıt meselesi yalnız basını ilgilendiren bir mesele değil, bütün Türkiye hayatımızı ilgilendiren bir meseledir. Aynı zamanda ekonomik olarak kâğıt meselesi kendi çıkardığımız kâğıt için intizam ile ekonomik kaideler üzerine işlemezse, kâğıt endüstrisi yaşayamaz hale gelecektir. Bu ihtiyacı bilmek lâzımdır. Basın, ihtiyacı olan, gıdası olan kâğıt için, devlet tarafından, her şart içinde özel bir muamele görsün ister, devlet bu kayda mümkün olduğu kadar riayet etmek ister. Ama ekonomik kaideler hükümlerinde, işleyişlerinde çok tarafsızdırlar ve çok insafsızdırlar. Kaide dışında hiçbir endüstri yaşayamıyor. Anlayışla karşılaması lâzımdır basının, devletin basına sempatisi olması ihtiyacı tabidir. Ve bu ihtiyaç Cumhuriyetin temelinde vardır. Fakat İktisadî Devlet Teşebbüslerinde veyahut vatandaşın özel teşebbüsüyle kurulan her türlü iktisadî teşebbüsün ekonomik kaideleri de vardır. Onları da insaf ile ölçmek lâzım.

En kritik mesele

–Paşam, bugün Türkiye’nin en kritik problemi nedir, ülkemizin, bugünkü siyasî ortamda bulunan ülkemizin en kritik problemi nedir?

İnönü–Ben her mesele, en mühim mesele ve en kritik mesele olarak en son meseleyi göze alırım. Biz son zamanda büyük bir iç bunalımdan geçtik ve geçmekteyiz. Memlekette emniyet, bir umumî hiyerarşi kargaşalığı içinde hakikaten tehlikeli bir halde sarsılmıştı. Bir seneden beri, böyle bir hava içindeydik. Ondan bir dar boğaza düşer gibi yeni bir ferahlık havasına geçmeye çalışıyoruz. Bir defa anarşiden geçtik, bu teşebbüsünde hükûmet muvaffak olmuştur. Ve muvaffakiyeti çok önemlidir, hiç unutulmamak lâzımdır. Ondan sonra bizim içinde bulunduğumuz, millet ve devlet olarak içinde bulunduğumuz büyük geçit malî ve ekonomik geçittir. Malî mesele senelerden beri birikmiş olan bir önem, zarurî neticeleri olarak bugün başımızın üzerinde duruyor. Sinirlerimize dokunuyor, bunu atlamaya çalışıyoruz. Tabiî zaman ister.

Zaman içinde bu dinecektir. Ondan sonra kalkınmamız, iktisadî kalkınma-mız, en başta sınaî kalkınma gelir, endüstri kalkınması, tabiî hiçbir kalkınma yalnız bir dalda, yalnız endüstride, yalnız ziraatta olmaz, hepsi birbirine ayak uydurarak yürümek lâzımdır. Bunu ayarlayıp müesseseleri muntazam çalışır hale getirmeye, ihtiyaçları sıraya koyup kalkınmaya uğraşıyoruz.

Anayasa, demokratik sosyalizme kapalı değildir

–Paşam bir sualim daha var. Ortanın solu 1963’de ortaya atıldı. 1967’de siz 14. Kurultayda bunu açıkladınız. Ortanın Solu nedir? Bugünkü ortamda 1971’e gelinceye kadar Ortanın Solu tanımında bazı değişiklikler ve sapmalar var mı?

–Özellikle bugün TİP kapatıldı. Türkiye İşçi Partisi. İşçi Partisi’nin kapatıl-masıyla solda büyük bir boşluk var. Halk Partisi bu boşluğu doldurmaya angaje midir, olacak mıdır? Onun büyük bir problemi var ki solu boştur. Bu konudaki düşünceleriniz nedir Paşam?

İnönü–Ortanın Solu memleketin ve Anayasanın öngördüğü sosyal ihtiyaç-larını halletmek için Cumhuriyet Halk Partisi’nin ön ihtiyacı olarak ortaya attığı ve üzerine aldığı bir meseledir. Bununla Cumhuriyet Halk Partisi sosyal meselelerde memleketin ihtiyacı olan büyük reformları ve umumiyetle sosyal hayatın verimli ve sıkıntıları daima azalmış olarak ilerlemesi. İşsizlikle daima uğraşması. Böyle bir siyasî mesnet tutması lâzım geliyordu. Fakat bu sosyalizm değildir, tam solunuzda aşırılardan bahsetmiyorum. Demokratik rejim içinde, bizim solumuzda demokratik bir sosyalizm olmak lâzımdır ve bizim Anayasa demokratik sosyalizme kapalı değildir. Bunun üzerine münakaşalar olmuş ve Anayasa Mahkemesi hükmünü vermiştir. TİP kapatılmış ve solumuzda bir boşluk hasıl olmuştur. Bu demokratik sosyalizm boşluğudur. Bu ihtiyaç, bu isteği dolduracak kanaatindeyim. Biz Cumhuriyet Halk Partisi’yiz, sosyalist bir parti değiliz, ortanın solundayız, böyle kalacağız ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak hem memleketin kalkınmasında hem sosyal ihtiyaçların, reformların tahakkuk ettirilmesinde kendimize düşen vazifeyi yapacağız. Sosyalizm başka bir şeydir ve bizim solumuzdadır, demokratik olarak çalışacaktır.

Kıt’a Çini konusu

–Paşam dış politikada bugün Amerika-Komünist Çin yakınlaşması sizce ne gibi bir anlam taşıyor. Amerika Çin’e kur yapıyor. Bunun sizin açınızdan anlamı nedir?

İnönü–Şimdi efendim büyük devletlerin söz ile olan yakın alâkaları mecburiyettir, yakın alâkaları vardır. Ve bu alâka mecburidir. Çin büyük bir kalkınma yaptı, her bakımdan; siyasî iktisadî bakımdan büyük bir kalkınma yaptı. Büyük bir kudret ispat etti ve bugün varlık olarak, kudret olarak yeryüzünde her meselenin içinde görünüyor. Bu tesiri dikkate alınmak lâzım geliyor. Böyle olunca dünyada başlıca sorumluluk taşıdıklarını iddia eden devletlerin Çin’e karşı meselâ Amerika’nın Çin’e karşı bir daimî ayrılık halinden kurtulup yakın temas haline geçmesini, bulunmasını tabiî bir oluşma sayılmak lâzımdır. Bundan cihan sulhunun fayda görmesini yürekten dilerim.

–Ülkemiz için Paşam, şimdi dünyada iki güç varken, Rusya ve Amerika araya üçüncü bir güç giriyor. Çin.. Politik alanda, resmî olarak.

İnönü–Çin’in bizimle ve Orta Doğu’yla olan tesiri ne ölçüde olacağını, bizim siyasî hayatımızda ne kadar yakın tesirleri olacağını şimdiden tahmin etmek mümkün değildir. Bir büyük ülkeler her alanda çalışırken dünyanın neresinde dünyanın her yerinde kendi tesirini hissettirecektir. Nazariye olarak böyledir, ölçüsü ne olacak bunu zaman gösterecek. Biz daha ziyade kendi yurdumuzda, Sovyet Rusya ve Amerika plânları ve münasebetleriyle yakından ilgilenmekteyiz, yakından onları tâkip etmekteyiz.

–Komünist Çin’i tanımak hususunda Paşam?

İnönü–Bütün dünya tanıdığı gibi bizim de tanımamız tabiî olacaktır.

–Ama Amerika’yı izlememiz, hemen Amerika’nın ardından yapmamız, biraz tuhaf olmuyor mu Paşam?

İnönü–Böyle tanımalar, böyle münasebetler, er veya geç her devletin kendi müstakil kaydıyla, müstakil kararıyla tahakkuk eder. Zamanlar olur ki, devletler birbirini tâkip ederek bir siyasî hâdiseye karışırlar, zaman olur birbirinden ayrı olarak siyasî harpler içinde kalırlar.

–Paşam, sabrınıza sığınarak birkaç soru daha sormak istiyorum: Anayasa değişikliği konusunda siz bir çok maddelerde Cumhuriyet Halk Partisi olarak itirazınız olabileceğini söylemiştiniz. Sayın Ecevit de grupta yaptığı bir konuşmayla, Anayasanın, Anayasa değişikliğinin tümüne karşı çıktı. Bu konuda birkaç kelime söylemek ister misiniz?

İnönü–Birkaç kelimeye hacet yok. Ecevit’le Anayasa değişikliği ve yeni hükûmetin teşkili hususunda aramızda geçen münakaşa etrafıyla kamuoyuna bildirilmiştir, söylenmiştir. Bir tutum tâkip ettim. Yeni hükûmetin kurulmasında yardımcı olmamız lâzımdır, dedim. Partide bu noktayı nazarı tâkip ettim. Ecevit’in tâkip ettiği noktai nazar bizimkinden farklıydı. O’da partide noktai nazarını söyledi. Nihayet Cumhuriyet Halk Partisi benim noktai nazarımı kabul ederek yeni hükûmete karşı bir vaziyet aldık. Vaziyet bundan ibarettir. Aramızda başka bir fark yoktur. Ecevit kendisi benim görüşüme ters düştüğünü söylemiştir. O ters düşmenin neticesi olarak yalnız kaldı münakaşa neticesi. Partinin aldığı vaziyetle, ayrı bir vaziyette yalnız kaldı kendisi… Şimdi bu vaziyet içinde noktai nazarımı ben parti politikası olarak açıkça tâkip ediyorum. Ecevit, kendi fikirlerini parti içinde söylüyor, herkes söyleyebilir. Parti içinde fikirlerin serbest söylendiği zamanlar vardır. Parti içinde, parti kararı olarak herkesin beraber hareket etmesi lâzım geldiği zamanlar vardır. Bu herkesin beraber hareket etmesi zamanları geldiği vakit Genel Başkan olarak benim vazifem vardır. Herkesi birleştirmeye çalışıyorum.

–Anayasa değişikliğini..

İnönü–Görüşüyoruz. Anayasa değişikliği Hükûmetten teklif gelmiştir. Partiler konuşmaktadır, bir anlaşmaya varılması lâzımdır. Ve varılabileceğini, bir anlaşmaya varılabileceğini ümit ediyorum.

 

 

 

 

Anayasa Değişikliği Temaslarına İlişkin Söyledikleri[121]

(...)

İnönü, saat 10.30’da başlayan toplantıdan saat 12.30’da ayrılırken “Hemen söyleyecek bir şeyim yok. Başbakan İstanbul’da komutanlarla toplanıyorlar. Onların dönüşünü merakla bekliyoruz. Şimdilik başka bir meselemiz yok” demiştir.

CHP Liderinin, partisinin TBMM. Grup yöneticileri ile özellikle Partiler arası komisyonda üzerinde bir anlaşmaya varılamayan Anayasa maddeleri konusunda görüştüğü sanılmaktadır. Nitekim, İnönü bu konuya ilişkin bir soruya da Başbakan Erim’in İstanbul’dan dönüşünü beklediklerini söyleyerek cevap vermekle yetinmiştir.

(...)

Daha sonra gazetecilerle görüşen CHP Genel Başkanı İnönü partiler arası komisyonun Anayasa değişiklik taslağında yer alan ve üzerinde anlaşmaya varamadığı 4 madde ile ilgili bir soruya karşılık, “Bir hal yolu bulacağımızı umuyorum. Başbakandan, İstanbul’dan iyi haberler aldım” demiştir.

 

 

 

 

CHP Ortak Grup Toplantısında 12 Mart ve Sonrası Gelişmeler Üzerine Yapılan Konuşma[122]

CHP Genel Başkanı İnönü grup toplantısında özetle şunları söylemiştir:

“Partimizin müstesna sorumluluk günlerinde sizlerle ortak toplantı yapıyoruz. Bu toplantımızdan başarıyla çıkmak, benim aziz emelimdir. Bu emelim hepimizde müşterek maksadı olacağına eminim.

Aziz arkadaşlarım, memleketimizin geçirmekte olduğu önemli demokrasi devrinin sorunlu gününde toplanıyoruz. 12 Mart 1971’de demokrasimiz, Türk siyasî hayatımız, yeni bir askerî müdahaleye maruz kaldı. Bundan önceki askerî müdahale 27 Mayıs 1960’da olmuştu. Kısaca bu iki müdahalenin farkını söylemekle söze başlayacağım.

1960 askerî müdahalesi, dahilde, görülen, bütün memleketi kaplamış bir bunalım havası içinde oldu. 10 seneden beri süren ve birike birike memleketin kalbinde ciddî bir buhran haline gelmiş olan bir idarenin sonunda kurtuluş hareketi gibi meydana geldi. Bu hareket, ilk günün de demokratik rejime geçmeyi hedef aldığını söyledi. En kısa zamanda bunu sağlayacağını bildirdi. Az zamanda da başlıca yapacağı reformun, 1924 Anayasasını yeni bir şekilde düzenlemek olacağını söyledi. Eski idarenin suçlu görünen unsurları hakkında mübalâğalı bir şekilde geniş, uzun bir yargılama ile işe başlandı. Bu idarenin tafsilâtını size hatırlatacak değilim. Sonuç olarak bir yıl içinde yeni bir Anayasa yapıldı. İçinde çıkan ihtilâfları yendi. 1961’de genel bir seçimle demokratik rejime idareyi devretti. Şerefli insanlar gibi geldiler. Şeref sözlerini tuttular ve sonra çekilip, demokratik hayatın gelişimini tâkip etmeye muktedir oldular.

12 Mart

12 Mart 1971 askerî müdahalesi ise, bütün memlekette emsali görülmemiş bir siyasî bunalımın havası içinde geldi. Daha ilk günden demokratik rejimden vazgeçmek değil, demokratik rejimi kurtarmak emelinde olduğunu söyledi. Tedbirlerini gösterdi, bu tedbirlerin tatbikinde siyasî partilerin, meclislerin ve herkesin yardımcı olmasını istedi. Şimdi bu anlatışında ne dereceye kadar samimîydi? Müdahale bir bahane miydi? Bütün bunlar 3-4 aylık kısa bir tecrübe ile kendini gösterecekti.

Büyük sorumlular tedbir olarak tarafsız bir sivil idarenin teşkil edilmesini öngördüler. Bu tarafsız idareye siyasî partilerin yardım etmesi lâzım geldiğini öne sürdüler. Gerçekten de Meclis varken, siyasî partiler çalışırken, onlar, tarafsız bir hükûmetin memleketi buhrandan çıkarabilmenin ilk şartı olduğunu tahmin ettiler. Siyasî partiler büyük bir anlayış gösterdi. Siyasî hayatımızda 1946’dan bu yana 25 yılı geçen bir müddetten beri görülmemiş derecede bir anlaşma siyasî partiler arasında meydana geldi. Tarafsız bir hükûmetin teşkiline elbirliği ile yardımcı oldular. Kendilerinden üye verdiler. Hükûmet teşekkül etti. Programında hükûmeti tamamıyla serbest bıraktılar. Hükûmetin programında söylediği asayişi korumak ve reformları yapmak esaslarını hep beraber desteklediler. Bu hükûmet Cumhuriyet Hükûmetleri içinde, önemli demokrasi devrine geçtiğimiz günden beri, güvenoyu almış hükûmetlerin en çok sayıda güvenoyu almışı olarak gösterilebilir.

Yeni hükûmet

Şimdi, yeni hükûmetle ilk siyasî hayata girdik. Siyasî hayat 3-4 ay önceki bir hatıra olmakla beraber, şimdi hatırlanması kolay olmayan bir havaydı. Hiçbir  şahsın ve tüzel kişinin emniyeti yok idi. Bir evin veya resmî bir müessesenin veya yabancı bir devletin temsilcisinin kapısında bir bomba patlamadan gün geçmiyordu. Suçlular bulunamıyordu. Göz göre göre bankalar soyuluyordu. Ertesi gün herkes başka bir maceraya boynu bükük olarak hazırlanıyordu. Bu kadar derin ve ümitsiz bir siyasî bunalım milletlerin hayatında insanların başına zor gelir. İşte böyle bir havada yeni hükûmet teşekkül etti. Sıkıyönetimle işe başladı. İdare az zamanda memleketin emniyetine hâkim oldu.

Şimdi ilk huzursuzluk ve taşkınlık devirlerini düşünürseniz orada göze çarpan başlıca eksiğimiz, halkın bütün taşkınlıklara seyirci kalmasıydı. Halkın yardımı olmadan, memleketin huzuruna sahip çıkmak hiçbir hükûmetin elinde değildir. Hükûmetler başlıca sorumludurlar. Hiç şüphe yok ki, bir 27 Mayıs Devrimi hükûmeti toptan nasıl sorumlu saymışsa, bu hükûmet de tabiatıyla bulduğu hükûmeti ilk sorumlu sayıyordu, bunda haklıydı.

Partiler bir anlaşma havası içinde demokratik rejimi sağlamaya çalışıyorlar. Asayişi temin etmek meselesinde en önde gelen dert, en önde huzursuzluğu yaratmış olan zümre idi. Bunlar öğrenciler ve üniversite öğretmenleri idi. Onun için alınacak tedbirler hemen bunları takibe teveccüh etti. Soyguncular, kaçırıcılarda ve her türlü taşkınlığın timsali olan insanlar, gençler ve öğrenciler içinde bulunuyordu. Bunlar sağdan ve soldan aşırı uçları temsil ediyorlardı. İlk günden itibaren vatandaşların başlıca merakı acaba bunlar bulunabilecekler miydi? Bunları idare eden, içerde ve dışarıda asıl kumandanlar kimlerdi? Kısa zamanda bunları tamamıyla tesirsiz ve istediklerini yapamaz hale düşürdüler. Sebebi aşikârdır. Halk bu emniyetsizlikten o kadar bıkmış ve üzülmüştü ki, ilk şaşkınlık geçip gözünüzü açın, halk yardım etmeden bu buhranlardan çıkılmaz feryadı bizden ve her yerden başladığı zaman, halk bir anda uyandı. Şehirden en uzak köyüne kadar anarşi taraftarlarını tâkip etmeye başladılar. Bunların en ilerde olanları, en kuvvetli sayılanları hiç umulmadık bir yerde yurt dışına kaçmaya çalışırken, köylülerin ve şehirlilerin yardımı ile yakalandılar, bu memleketimizin hakiki sahibinin sade vatandaşlar olduğunun ve sade vatandaşların her şeyden evvel huzurun temin edilmesini istediğinin en inandırıcı delilidir.

Hiçbir hayalperest, idealizmi, hayalperestlilikle karıştıran hiçbir politikacı, memleketin huzurunu ve emniyetini boşluğa savurarak bir iş yapabileceğini sanmamalıdır.

Bu tecrübe, ümit ederiz ki bundan böyle cemiyet hayatının nazari hayalpe-restlik içinde önemsemeyen eylemcilerin daima hatırda bulunduracakları bir ders olmalıdır. Bu ders çok istifadelidir. Bundan sonra için de ışık tutacaktır.

Anayasa değişikliği

Şimdi arkadaşlarım, bu tedbirler alınırken Anayasa değişiklikleri bir mesele olarak ortaya çıktı. Bütün taşkınlıklarını ve anarşilerin asıl sebebi, asıl mesulü 1924 Anayasasını değiştiren 1961 Anayasasının her sahayı geniş ölçüde taşkıncılara açık bırakmış olması zannolunuyordu. Böyle bir iddia ortaya çıktı. Onun için Anayasayı değiştirmek ilk hedef olarak ilân edildi.”

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, daha sonra “Biz başından beri bunalımın, anarşi devrinin esaslı sorumlularından birisi, Anayasa olmadığı fikrinde ısrar ettik. Daima bunu savunduk. Anayasa sebep değildir, bunun tatbikçileridir. Tatbikçiler, tedbirlerini zamanında almadılar. Azgınlar meydanı boş bularak işi en ileri hudutlara kadar ilerlettiler dedik” demiştir.

İnönü şunları söylemiştir:

“Anayasa mesul değildir, bu yanlış bir yoldur demek, cemiyetin o günkü anlayışına ve olayların tabiatına uygun düşmeyecekti. Esas kanaat bu olmasına rağmen, ordunun ve cemiyetin büyük kısmının, ‘Bu Anayasada değişiklik yapılacak yerler vardır’ zannetmesini, dikkatle ve saygıyla karşıladık. Genel kanaate uyarak değişiklik yapılacak noktalar varsa, bunları tespit etmeye hazır olduğumuzu bildirdik. Esasına ait fikrimizi cesaretle söyledik. Amelî olan tatbikat sahasında üzerimize düşecek vazifeleri hulûs içinde kabul edeceğimizi ve izleyeceğimizi ilân ettik. Hatırlayacaksınız, Anayasa değişikliği ortaya çıktığı zaman bizim dışımızdakiler değişiklik fikrine evet deyip canla başla beraber yorumları bütün memleketi kaplarken, biz değişiklikler nedir, yorumları ne olacaktır ve ne şekilde değiştirilecektir, bunları tetkik etmeden ve etraflıca kavramadan bir fikir söyleyemeyiz dedik ve söylemedik. Bu şekilde bir anlayış içinde Anayasa değişikliklerini karşıladık.

Büyük kumanda heyeti başı ile görüşme

Şimdi arkadaşlarım, her şeyden evvel müzakere devrinde değişikliklerin büyük meseleleri nedir, bunların ehemmiyeti nasıl görünüyor, buna teşhis koymaya çalıştık. Bu arada ordumuzun sorumlu büyük kumanda heyeti başı ile temasa geçtim. Meseleler nedir, ne yapacaklardır? Bunları öğrenmeye çalıştım. En önce silâhlı hale gelmiş olan öğrenci ve öğretim üyesinin mahsulü sayılan büyük siyasî bunalımın süratle kaldırılmasını öngörürlerken, bundan sonra yine aynı hallerin tekerrür etmemesi için tedbir almak, ordunun başlıca fikri oldu-ğunu fark ettim.

Cumhuriyet ordusu

Bu görüşme yakından temasım bana o kanaati verdi ki, Cumhuriyet ordusu siyasete karışmak arzusunda değildir. Demokratik rejimin bütün icaplarıyla, bütün sorumluluklarıyla tekrar işlemesi, ordunun başlıca hedefidir, 12 Mart’ı yapmış olan kumandanlar, sıkıyönetim suretiyle cemiyetin idaresine karışmış olmaktan bile muzdariptirler.

Bir an evvel vazifesini bitirip, orduya dönüm [dönüp] ve memleket savunması için lâzım olan karakter imtihanını, bilhassa bilgi ve eğitim imtihanını, mem-lekete güven ve millet zeminini kurtarmak arzusunu taşıyorlar. Ordu bu kanaa-tinde samimîdir. Bugünkü devraldıkları bunalımı süratle tedaviye çalışıyorlar. Bundan sonra asıl kaygıları bir daha bu olayların tekerrür etmemesidir. Onların büyük mesele, bunalımın büyük sorumlusu saydıkları üniversite camiası, meselelerin başında geliyor. Üniversite camiasının idari özerkliği açıktan kaldırılmalıdır. Bilimsel özerkliği kayıtlar altına alınarak yürütülmelidir. Bizim, kanaatimizce üniversitenin idari özerkliği işlemezse, onun bilimsel özerkliği de işlemez hale gelir. Toptan üniversite, halde olduğu gibi, istikbalde de hiçbir zaman özerk olmaya layık değildir. Türk camiası bu seviyeye gelmemiştir kana-atine hiçbir surette iştirak etmedik. Türk camiası içinde öğretim görevlilerinin, öğrencilerinin kendi görevlerini ehliyetle bileceklerini ve tâkip edeceklerini daima inancımız içinde tuttuk. Bu buhranı atlarken, üniversite camiasının aynı zamanda yetiştirilmesini hedef tuttuk.

Partiler arası komisyonda, bu şartlar içinde üniversite meselesini mütalâa ettik.

Üniversite

Ordu ve aklıevvel siyasetçiler, bugün Sıkıyönetim kalksa, sivil idare gelse, özerklikler avdet etse, 12 Mart’tan önceki bunalım kısa zamanda tekrar gelecektir. Öğrenci hazırdır, öğretim üyelerinden bazıları da bundan memnun olacak, insanlar da fırsat beklemektedir, gibi kanaate sahiptirler. Biz iki sene müddetle, bir geçici devre üniversiteyi idare etsin dedik. İki sene büyük zamandır. O zamana kadar tedbirler alınır, istikbal kurtarılır ve üniversiteler sorumlulukları içinde çalışmaya başlarlar zannediyorduk. Sonunda üniversiteler meselesinde anlaşmaya vardık. Partiler arası komisyonda özerklikleri ve sorumlulukları mahfuz tutmaya çalıştık. Üniversitelerin idaresi aslında kedi kadrolarını[n] sorumluluğu,