Prof. Dr. Ziya Gökalp MÜLÂYİM

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İSMET İNÖNܒDEN
SİYASET DERSLERİ NİTELİĞİNDE ANILAR

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankara-2014


 

ÖNSÖZ

1966’dan itibaren 7 yıl kadar ben İsmet İnönü’nün biraz yakınında bulunmuştum. O zaman İnönü CHP Genel Başkanı idi. Bu zamanda İnönü ile hiç unutamadığım birçok birebir anılarım oldu. Bu anıların her biri benim için birer siyaset dersi niteliğindeydi.

Bu anılardan bazılarını İsmet İnönü’nün kızı ve İnönü Vakfı Başkanı Özden İnönü Toker’e anlatmıştım. Özden hanımın çok beğendiği bu anıları kaybolmamaları ve unutulmamaları için bir konferansla Vakıfla ve İsmet İnönü dostlarıyla paylaşmayı düşündük.

Bunun üzerine 22 Mart 2012 tarihinde İsmet İnönü’nün evi Pembe Köşk’te “İsmet İnönü’den Siyaset Dersleri Niteliğinde Anılar” diye bir konferans verdim.

Konferansım çok nitelikli katılımcılardan büyük ilgi gördü. Konferansıma katılamıyan birçok kimse konferansımın DVD’sini istediler. Bu istekleri elimden geldiğince karşılamağa çalıştım. Hatta DVD’nın sesli görüntülerini Youtube’a koydurdum.

Bu büyük ilgi üzerine konferansımın metnini, Özden İnönü Toker’in konferansım öncesi yaptığı çok samimi ve güzel sunuş konuşmasıyla ufak bir kitapçık olarak yayımlamağa karar verdim ve yayımladım.

Pembe Köşk’te İsmet İnönü Konferansım nedeniyle oluşan bütün bu ilgi ve gelişmelerden şunu bir kez daha anladım ki İsmet Paşa siyasetle uğraşanlar ve özellikle de CHP’de siyaset yapanlar için hâla çok önemli bir adam. Siyasetteki tutumu, yaptıkları bugün için de siyaset dersleriyle dolu.

İsmet İnönü’yle parti içi demokrasiyle ilgili anılarımı, Parti Genel Başkanlığı ve Parti Meclisinin ayrı ayrı önemini gösteren anılar; siyasetin bütünüyle ciddiyetini gösteren anılar ve hatta CHP üyeliğinin önemini ve sorumluluğunu gösteren anılar.

İsmet Paşa’nın çok ileri yaşında bile siyaseti, parti disiplinini ne kadar ciddiye aldığını, önemsediğini gösteriyor bu anılar.

Ben şahsen İsmet İnönü’yle olan birebir anılarımdan siyasette çok yararlandım. Bu anılar, siyasete ilk başladığım yıllarda benim için gerçek bir siyaset okulu olmuştu.

İşte Pembe Köşk’te verdiğim bir konferansa dayanan bu küçük kitapcıkla İsmet İnönü ile her birini bir siyaset dersi niteliğinde olan anılarımı siz okuyucularla paylaşmak, kalıcı olmalarını sağlamak ve hatta, böylece büyük siyaset ve devlet adamı İsmet İnönü’yü hiç unutmamak üzere bir kez daha saygıyla anmak istedim.

Ankara, Haziran 2014

Prof. Dr. Ziya Gökalp MÜLÂYİM


 

İÇİNDEKİLER

     Önsöz................................................................................................ 5

     Sunuş (Özden İnönü Toker)............................................................. 9

     İSMET İNÖNܒDEN SİYASET DERSLERİ
     NİTELİĞİNDE ANILAR............................................................. 15

     Giriş............................................................................................... 15

     Anılar.............................................................................................. 16

     1.  İkinci Dünya Savaşının En Büyük Siyaset Adamı
          İsmet İnönü................................................................................ 16

     2.  Cumhuriyet Halk Partisine Girişim Ve
          İsmet İnönü’nün Uyarıları......................................................... 17

     3.  CHP Yüksek Danışma Kurulu Kurulması ve
          İsmet İnönü’nün Açış Konuşması............................................. 19

     4.  Kuyudan Adam Çıkarma........................................................... 21

     5.  CHP 1969 Seçim Bildirgesine Kooperatifler
          Bankası Önerisi.......................................................................... 23

     6.  CHP Yüksek Danışma Kurulu Başkanı Seçilmem ve
          Üyelerle Pembe Köşkte İsmet İnönü’yü Ziyaret....................... 24

     7.  CHP Parti Meclisi Üyesi Prof. Dr. Turan Güneş’in
          Nato’dan Çıkalım Bildirisini İmzalaması ve
          İsmet İnönü’nün Uyarıları......................................................... 26

     8.  Tarımda Düzen Değişikliği Kitabımı Pembe Köşk’te
          İsmet İnönü’ye Vermem............................................................ 27

     9.  İsmet İnönü’nün Özel Bir Mektupla Profesörlüğe
          Yükselmemi Kutlaması.............................................................. 29

   10.  Partide Bayramlaşma Ve İsmet Paşa’nın Çocuk Sevgisi........... 30

   11.  Bülent Ecevit’in CHP Genel Sekreterliğinden
          İstifası ve Yeni Genel Sekreter Seçilmesi.................................. 30

   12.  İsmet İnönü’nün İş Adamlarından
          Partiye Toplu Para Yardımı Alınmaması Uyarısı....................... 32

   13.  Toprak Ve Tarım Reformu Kanun Tasarısının
          Meclise Gelmesi Üzerine İsmet İnönü İle Toplantı................... 33

   14.  1972 Olağanüstü Kurultayı Öncesi Oğlu Ömer İnönü’nün
          Kaçırılması ve Kurultay Delege Kartlarını İsmet İnönü’nün
          Yazması..................................................................................... 35

   15.  İsmet İnönü’nün Ölümünden Birbuçuk Ay Önce
          Senato’da Yaptığı Konuşma...................................................... 37

      Kapanış (Özden İnönü Toker)....................................................... 40

      Resimler......................................................................................... 41

      Ekler.............................................................................................. 45

 

SUNUŞ

Değerli konuklarımız, İnönü Vakfı’nın çok vefalı ve benim sevgili dostlarım, hoş geldiniz Pembe Köşk’e. Sizlerle beraber burada olmaktan çok mutluyum. Hepinizi göremiyorum maalesef, göremediklerim arka taraflarda diğer odalarda. Ama biliyorsunuz bizim ev, Pembe Köşk böyle eskiden kalma bir ev. Çok misafirperver, çok dostlarını kabul etmesini sever, onun için her yerde size bir yer var. Aslında sizler hiçbiriniz misafir değilsiniz, hepiniz burada ev sahibi sayılırsınız. Görmediklerim de, içeride oturanlar da ev sahibi sayılırlar. Zaten onlar yemek odasında oturuyorlar. Orası da çok değerli; Atatürk’ün yemek yediği yer olarak anıldığı için. Yani her odanın kendine göre bir değeri var.

Şimdi bulunduğumuz oda 1927’de Ankara’da ilk balonun verildiği oda, salon. Ve alelacele bu salon ilave ediliyor, çünkü Atatürk balo verilsin istiyor. O sırada bu ev küçük. Burası yok ama buraları o şekilde 1927’de ilave ediliyor. Sonra aynı şekilde Atatürk istiyor ki yemek odası büyük olsun. Kendi arkadaşlarıyla gelip burada yemek yiyebilsin diye. Aynı şekilde diğer dostlarımızın oturduğu yemek odası da alelacele yapılıyor.Aynı şekil diğer oda da dostlarımızın, misafirlerimizin oturduğu oda alel acele yapılıyor. Ve onda çok tavan süsleri var, o güne göre görkemli bir oda. İşte tavanı süslü, etrafları süslü, öyle bir oda yapılıyor. Yemek odasının eşyalarını bizzat Atatürk kendisi seçiyor. Hem kendi evi için yani bugün müze olan Köşk için, hem de burası için.

Onların hepsinin faturaları var elimizde. Tabii eski Türkçe. Tüm bunları İstanbullu bir sanatkar yaptı. Çok güzel böyle süslü. Yemek odası da aynı şekilde, Atatürk’ün yemek yediği yer. Burası da bilardo odası, bilardo odası da Atatürk’le babamın bilardo oynadığı bir yer. Bu da eski bir masa, eski bir bilardo masası. Ve senelerce bu zavallı burada hep göçebe gibi korundu. Çünkü böyle bir toplantı olduğu zaman onu hemen biz dışarıya çıkarıyorduk. Dışarıya çıkarılması öyle kolay değildi. Çok ağır olduğu için ite kaka, ite kaka zavallı masa çıkarılıyordu. Sonra Allah’tan bir dostumuz geldi. Aman dedi, bunun canına okumuşunuz, yazık bu masaya. Aramızda şimdi. Ve o bu masayı tamir etti. Onun için ona da şimdi sırası gelmişken teşekkür ederim. Masanın üzerine bir kapak da yaptılar. Onun için bu şekilde kullanıyoruz.

Yani her odanın bir anısı var. Mesela ilk girdiğiniz birinci oda babamın özel kalem müdürünün, yaverlerinin, yani babamın başbakanlığı döneminde arkadaşlarının da beraber bulunduğu bir odaydı o. Ve Atatürk geldiği zaman ilk önce o odaya girer, o odadaki arkadaşlarına ‘Nasılsınız çocuklar’ der, hepsinin hatırını sorar, ondan sonra buralara gelirdi. Şu oda, ikinci oda da annemin misafirlerini kabul ettiği yerdi. Annemin her ayın ilk ve üçüncü çarşambası misafir günü olurdu ve o zaman misafirler oraya gelirler. Hatta son zamanlarda birkaç kuşak olurdu. Annemin ahbapları, benim ahbaplarım, benim çocuklarımın, torunlarımın ahbapları bile gelip orada otururlardı.

Şimdi biliyorsunuz burası vakıf, İnönü Vakfı. Babamı kaybettikten 3 yıl sonra Erdal Ağabey’im böyle bir şey yapmak istedi. Ve ailecek bir vakıf kurduk, İnönü Vakfı’nı kurduk. Gayemiz hem babamın ve cumhuriyetin ilk döneminin anısını yaşatmak, hem de bizim yaşadıklarımızı, gördüklerimizi sizlerle paylaşmaktı. Onun için böyle bir vakıf kuruldu. Ve vakıfça mesela bu evi müze haline getirmek istiyoruz, fakat bir türlü onu daha başaramadık. Yani uğraşılıyor ama bir takım aksilikler çıkıyor. Ama hiç olmazsa senede 2 defa burayı açıyoruz. Ayrıca bu şekilde, böyle toplantılar yapıyoruz arada. Ve ev açıldığı zamanda 40 gün, her gün sabah 10’dan akşam 5’e kadar açık.

Bayramlarda, cumartesi, pazar her zaman açık oluyor. Ve rahatlıkla her isteyen buraya gelip burayı gezebilir. Şimdi misafirlerimi yahut sizleri kapıda gelirken karşıladığım zaman bazı misafirlerim Pembe Köşke ilk defa geliyoruz dediler, çok üzüldüm. Çünkü sizlerin bilhassa bu odada oturanlara söylüyorum hepiniz babamın döneminde, ağabeyimin döneminde senatör olarak, milletvekili olarak bulunmuş dostlarımsınız. Sizlerin buraya daha sık gelmeniz lazım. Çünkü ben size bu kapıyı açıyorum.

Evi döşüyorum, dayıyorum; istiyorum ki siz gelin ve sizlerle beraber bir takım şeyleri paylaşalım. Onun için sitem değil ama böyle sizi daha sık bekleriz buraya, olur mu?

Evet, şimdi bu sene böyle vakıf olarak yaptığımız şeyler var. Onların da kısaca üstünden geçelim. Ekim ayı biraz yoğun bir ay oldu. İlk evvela ekim ayında Hamburg’a gittim. Oradaki Atatürkçü Düşünce Derneği oraya gidip bir konuşma yapmamı istemişti. Oraya gittim. Sonra bu sene List’in 200. doğum yıldönümüymüş. Onun için Hacettepe Üniversitesi bir müzik festivali yaptı. Bu vesileyle bir Fransız üçlüsü gelip burada bir konser verdi. İşte bu bulunduğumuz yerde. Babamı da biliyorsunuz; çok sesli batı musikisini sevdiği için bu konserin burada yapılmış olması bizi çok mutlu etti.

Ondan sonra Erdal Ağabeyimi kaybedeli 4 yıl oluyor. 31 Ekim ağabeyimin ölüm yıldönümüydü. O zaman hem onun anısına hem de bizim sonbahar sergimiz olarak ‘Demokrasilerde Sanata Hoşgörü’ isminde bir sergi düzenledik. Aynı zamanda Erdal Ağabeyimin babamla yazıştıkları mektuplar var. Onları Can Dündar toplamıştı. Bir kere daha, evvelden basılmıştı; ama şimdi birbirine karşılıklı olarak yazdıkları mektupları birarada düzenledik ve kitabın da tanıtımı yapıldı aynı zamanda. Yani bu hep ekimde olan şeyler.

Tabii babamın ölüm yıldönümünde, eskiden hep burada toplanırdık sizlerin geldiğiniz gibi. Fakat sonra baktım ki gençleri buraya getirmek çok zor oluyor. Onun için biz şimdi onların ayaklarına gidiyoruz, yani onlara gidiyoruz. Üniversitelere gidiyoruz. Değişik üniversitelere. Bu sene Adana’daki Çukurova Üniversitesi’ne gitmiştik. Orada güzel bir toplantı oldu, konuşmalar oldu. Çok hoş, iyi bir şey oldu. Herkes ilgilendi, gençler ilgilendiler. Sorular sordular.

Bundan sonra da İstanbul’da bir balo verdik; ismi Cumhuriyet Balosu’ydu. ANAÇEV vakfıyla beraber. Ama bugün herhalde ANAÇEV Başkanı Ayla Hanım aramızda yok. Ayla Hanım rahatsız gelemedi. Onunla beraber çok güzel bir topluluk olmuştu Cumhuriyet Balosu. Onunla beraberce bir takım çalışmalar yapıyoruz. çok da iyi oluyor; birbirimize güvenerek, destekleyerek. Öyle çalışmalar yapıyoruz. Şimdi önümüzdeki ilkbaharda da babamla ilgili; ‘İsmet İnönü’nün Vatan Hizmetine Adanmış Yaşam Öyküsü’ isminde bir sergi düzenledik. O zamanda sizleri bekliyoruz. Aynı zamanda Ankara Üniversitesi’nin İnkılap Tarihi Enstitüsü’yle beraber bir panel düzenledik. Konuşmacılarımızdan bir tanesi aramızda; Şerafettin Turan Bey, profesörüm. Değil mi Şerafettin Bey? Bir panel düzenliyoruz. Yani şimdilik çalışmalarımız böyle.

Bugün, şimdi çok teşekkür ederim geldiğinize. Konuşmacımız, tabii konuğumuz çok değerli, çok sevdiğimiz bir insan. Onu da hepimiz tanıyoruz. Tabii siz başka türlü tanıyorsunuz, ben böyle her gittiği yerde babamla ilgili güzel anılar anlatan çok hoş sohbet bir insan olarak tanıyorum. Hiç onun resim sergilerini kaçırmamaya çalışırım. Suluboya çok güzel resim yapar. Tavsiye ederim. Datça, Marmaris, Bodrum’un ve başka yerlerin çok güzel resimlerini yapar. Şimdi o bize babamla olan bir takım hikayelerini, anılarını anlatacak. Ama kısaca, çünkü hoşuma gitti. Onun özgeçmişinden de size kısa kısa şunları okumak istiyorum.

Kabataş Lisesi’ni bitirdikten sonra İtalya’ya giderek Floransa Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ni bitirmiş. Sonra Floransa Üniversitesinde kooperatifçilik konusunda doktora yapmış. Ama kooperatifçiliği daha sonra da hiç bırakmadı. Değil mi? Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde 1970’de tarım ekonomisi profesörü oldu.

Bu arada 1 yıl Amerika’da Harvard Üniversitesi’nde, 8 ay Almanya’da Giessen Üniversitesi Kooperatifçilik Enstitüsü’nde incelemelerde bulundu. Sonra politikaya girmiş; 1970’de CHP Yüksek Danışma Kurulu Başkanlığı, 1973-79’da CHP Samsun Senatörlüğü, 1977-79 ise Senato Dışişleri Komisyonu Başkanlığı yapmıştır. 1958-2000 yılları arasında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde kooperatifçilik dersleri verdi.

KÖY – KOOP Yönetim Kurulu Üyeliği de yaptı. İtalyan Hükümeti “Ufficiale” ve “Commendatore” nişanlarına sahip olup, aynı zamanda suluboya ressamıdır. Bunu biraz evvel söylemiştim. Teşekkür ederim geldiğiniz için. Son bir kitabı da var: “Kooperatifçi Atatürk” diye. Şimdi buyurun.

Özden İNÖNÜ TOKER

 


 

 

İSMET İNÖNܒDEN SİYASET DERSLERİ
NİTELİĞİNDE ANILAR[1]

GİRİŞ

Sayın konuklar, bayanlar ve baylar; Ben bugün sizlere “İsmet İnönü’den Siyaset Dersleri Niteliğinde Anılar” diye bir konuşma yapacağım. Ben 1966’dan itibaren 6-7 yıl kadar İnönü’nün yakınında, çok yakınında değil ama, yakınında bulundum. Önce CHP Yüksek Danışma Kurulu Üyesi, sonra Başkanlığı, hatta senatörlük. Bu nedenle bir çok anılarım oldu İnönü’yle. Bu anılarımdan birkaçını Sayın Özden İnönü Toker’e anlatmıştım. Özden Hanım dedi ki: ‘Aaa, çok güzelmiş bunlar.’ Çok hoşuma gitti. “Bunları bizim vakfın teybine okuyalım da kaybolmasın” “kalsın” dedi. “Peki” dedim. Sonra ben anılarımı bir şöyle gözden geçirdim, neler anlatırım diye. Birde baktım İnönü’yle ilgili 15’ e yakın anım var. O zaman Özden Hanım’a telefon ettim dedim ki; “15’e yakın anım var, istersen ben bunu İnönü Vakfında teybe okumayayım, bir konferans tertip edelim Pembe Köşk’te. İsmet İnönü dostlarını çağırırız, beraberce bu anıları paylaşırız. Siz gene de teybe alırsınız” dedim. Olur dedi. Bunun üzerine bu anı konferans doğdu. Ve şimdi sizin karşınızda bu anıları anlatacağım.

İsmet İnönü ile 15 anım var dedim. Bunlardan bir tanesi İsmet İnönü’nün gıyabında olan bir anı. 14 tanesi ise yüz yüze yani birebir anılar. Anlatmağa İsmet İnönü’nün gıyabında olan anıdan başlayacağım.

ANILAR

1.  İKİNCİ DÜNYA SAVAŞININ EN BÜYÜK
           SİYASET ADAMI İSMET İNÖNÜ

1950’li yıllarda ben İtalya’da öğrenciydim, Floransa’da. Biraz evvel Özden Hanım da söyledi. Floransa’da ziraat fakültesinde öğrenciyken orada okuyan, 5-10 tane Türk öğrenci daha vardı. Ve biz öğrenciler olarak her gün dersten çıktıktan sonra kent merkezindeki bir kahvede (adı Caffe Gilli idi) toplanır, hem kahve içer hem sohbet ederdik. Bir gün yine, (1953 ya da 1954 yılıydı), o kahveye gitmiştim. Birkaç arkadaşım daha vardı. Sohbet ederken diğer bir arkadaşımız geldi. Siyasal bilgiler fakültesinde okuyan bir arkadaşımız Floransa’da, Altan Güvendiren diye bir arkadaşımız; ismini de unutmuyorum. Geldi. Biraz heyecanlı geldi. “Hayrola” dedik ne oldu. “Ya” dedi “sormayın; bu gün derste çok enteresan bir şey oldu”. Anlat bakalım ne oldu? dedik “Bu gün hoca 2. Dünya Savaşı’nın siyasal boyutunu anlatıyordu. Anlattı, anlattı sonra bir ara durdu, sınıfa şöyle bir soru sordu, ‘2. Dünya Savaşı’nın en büyük siyaset adamı kimdir?’ Kimisi Churchill, kimisi Roosevelt dedi, Mussolini diyen, Stalin diyen hatta, Hitler diyen oldu. Dinledi, dinledi Hoca. Ondan sonra dedi ki “Hiç biriniz bilemediniz. 2. Dünya Savaşı’nın en büyük siyaset adamı Türkiye Cumhuriyeti’nin o zaman ki Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’dür.” Nedenini de şöyle açıkladı. “Çünkü sizin bu saydığınız bütün devlet adamları ülkelerini savaşa soktular, yüz binlerce insanın, vatandaşlarının ölümüne neden oldular. Yalnız İsmet İnönü bütün dayatmalara rağmen ülkesini savaşa sokmadı, kimsenin burnunu kanatmadı ve böylece ulusunu esenliğe çıkarttı”.

“Bu nedenle benim kanaatime göre 2. Dünya Savaşı’nın en büyük siyaset adamı İsmet İnönü” dür dedi. Tabii biz Türk öğrenciler olarak bundan gurur duyduk. Hatta minnet duyduk böyle bir devlet ve siyaset adamına sahip olduğumuz için. İsmet İnönü bu anım esnasında Türkiye’de ana muhalefet lideri idi; cumhurbaşkanı değildi. Bu olay hiç unutamadığım anılardan birisidir.

2.  CUMHURİYET HALK PARTİSİNE GİRİŞİM VE
           İSMET İNÖNܒNÜN UYARILARI

Ondan sonra ben İtalya’da Ziraat fakültesini bitirdim. Doktora yaptım. Ankara’ya geldim Ankara Üniversitesi’ne. Üniversitede ‘64 yılında doçent oldum tarım ekonomisi ve politikası kürsüsünde. Doçent olunca o zamanki anayasa müsaitti. Gazetelerde toprak reformu ve kooperatifçilik konusunda yazılar yazmaya başladım[2]. O sırada biliyorsunuz CHP Genel Başkanı, İsmet İnönü çok önemli bir söz söyledi. Dedi ki “Cumhuriyet Halk Partisi ortanın solunda bir partidir.” Bunu söylemesiyle CHP’de büyük bir tartışma başladı: “Sol ne demek?, “ortanın solu ne demek?”, “Cumhuriyet Halk Partisi nerededir?” diye tartışma. Ve tabii bunlar benim de konum olduğu için ilgiyle izledim bu tartışmaları. Ne olup, ne bitiyor diye. Hatta CHP’nin 1966 Kurultayı vardı bu tartışmalar sırasında. Kızılay’da Büyük Sinema’ da yapılmıştı. Bu kurultayı da izledim öğretim üyesi olarak. Gideyim bakayım ne anlatıyorlar bu konuda partinin yöneticileri dedim. Ortanın Solu Hareketi tartışmalarını orada kurultayda büyük bir ilgi ve dikkatle bizzat izledim.

Kurultay sonrasında CHP yönetiminde önemli bir değişiklik oldu. Bülent Ecevit CHP genel sekreteri seçildi. Genel Sekreter seçilince kendi kendime dedim ki CHP Genel Merkezine gideyim, daha partili değilim o zaman, Bülent Ecevit’i tebrik edeyim Genel Sekreter seçilmesinden dolayı. Çünkü beni çok ilgilendiren bir hareketti. Partiye gittim, Bülent Ecevit’i CHP Genel Sekreteri seçilmesi nedeniyle tebrik ettim. Tebrik edince ismimi sordu. Söyledim. “Aa” dedi, “ben sizi tanıyorum”. “Gazetedeki yazılarınızı okudum. Toprak reformu kooperatifçilik, bizim tartıştığımız konularla da çok ilgili. Acaba , sen; siyasetle de ilgili gözüküyorsun, partiye girmez misin? Bizimle beraber çalışırsın. Memnun oluruz” dedi. Ben de kafamdan geçiriyorum partiye girmeyi. Niye olmasın? Girerim Cumhuriyet Halk Partisi’ne. Ama dedim; “iki tane küçük şartım var.” “Nedir?” dedi. “Birincisi; bir tören istiyorum giriş için. Ben CHP’ye girişimi bütün Türkiye’nin duymasını istiyorum. Aynı zamanda üniversite camiasının da. Çünkü ileride ben siyaset yapacağım. Gizli olmasın. Yani bunu sağlar mısınız?” dedim. “Olur” dedi. “Bir de ikinci isteğim; giriş beyannamemi CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’yle sizin imzalamanız” dedim. Ona da “olur” dedi ve 16 Kasım 1966’da beni partiye davet etti. Rüzgarlı Sokak’taki Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi binasına. Bir tören tertip etmişler. Gazeteciler var, İsmet İnönü var orada. İmzalar atıldı; partiye giriş töreni. Törenden sonra fotoğraflar çekildi. Hatta şu fotoğraf çok güzeldir. Benim partiye giriş fotoğrafım. İsmet Paşa’nın çok neşeli bir fotoğrafıdır benim elimi sıkarken. (Resim 1) Böylece fotoğraflar çekildi. Ondan sonra herkes, gazeteciler falan gitti. İsmet Paşa bana; “Sen kal” dedi. Herkes ayrıldıktan sonra “Sen şöyle otur bakalım” dedi. Karşısına geçirdi. Ondan sonra parti üyeliği ile ilgili benim için büyük bir ders olan önemli bir konuşma yaptı. Dedi ki: “Bak” “şu andan itibaren sen Cumhuriyet Halk Partilisin, ben de Cumhuriyet Halk Partiliyim. Yani ikimiz de CHP üyesiyiz. Üyelik bazında ikimiz eşitiz. Bu parti artık bundan sonra benim kadar senin de malın. Ve partinin sorunlarıyla, memleketin sorunlarıyla ilgileneceksin ve bir bilim adamı olarak partiye katkıda bulunacaksın. Bundan sonra partide işler kötü giderse, bir şey olursa hepsini İsmet Paşa şunu yaptı, İsmet Paşa bunu yaptı diyerek benim üzerime atmayacaksın. Uğraşacaksın ve düzeltmeye çalışacaksın.” dedi. Bu benim unutamadığım bir anıdır ve İsmet Paşa’nın verdiği bu görevi hakikaten bu yaşıma kadar da yapmağa çalıştım ve Cumhuriyet Halk Partili olmaktan daima gurur duydum. Bana bu onurlu görevi İsmet Paşa vermişti.

3.  CHP YÜKSEK DANIŞMA KURULU KURULMASI
           VE İSMET İNÖNܒNÜN AÇIŞ KONUŞMASI

Cumhuriyet Halk Partisine üye olduktan sonra partiye oldukça sık gidip gelmeye başladım. Bir nevi danışman olarak. Merkez Yönetim Kurulu Üyeleri ve CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit’le ilişkilerim var. O sıralarda partiye başka genç arkadaşlar da benim gibi geliyor. Ben doçentim o zaman, Deniz Baykal doçent, o da gelip gidiyor danışman olarak. Doçent Ahmet Yücekök geliyor. Y. mimar Vedat Dalokay, Doçent Saim Kendir, Avukat Tekin İleri Dikmen gibi arkadaşlar da var. Böyle çalışılırken Ecevit bir gün dedi ki; bu böyle olmayacak, danışmanları bir organ yapalım, danışma kurulu gibi dedi. Bir Yüksek Danışma Kurulu diye yeni bir müessese yaratalım partide ve bir yönetmelik hazırladı. Bende bu yönetmeliğin metni de var: ‘Parti Yüksek Danışma Kurulunun Kuruluşunu ve Çalışmalarını Düzenleyen Yönetmelik’ diye. Bu yönetmeliği parti meclisinden geçirdi. Bu yönetmeliğe göre Yüksek Danışma Kurulu en çok 15 kişiden oluşuyor. Ve kurul partili üyelerden seçiliyor. Parti meclisinde seçilerek yani onaylanarak üyelik oluyor. Yüksek danışma kuruluna seçilen üyeler parti meclisinin üyesi gibi parti meclisine katılabiliyorlardı; Konuşma yapabiliyorlar, yalnız oy hakları yoktu. Böylece yüksek danışma kurulu kuruldu. Bundan sonra İsmet İnönü’den bir mektup aldım. Yüksek danışma kuruluna seçildiniz. Şu gün, 29 Ocak 1969’da ilk toplantısını yapmak üzere partiye bekliyorum sizi diye bir mektup. Yalnız şunu da söyleyeyim; tabii bu dönemler bizim yaşta olanlar hep hatırlarlar, 66-73 arası Türkiye’nin en sancılı dönemi. Hem ülke çapında, hem parti içinde büyük tartışmalar vardı. Bugün dışarıda 68 kuşağı diye hala dolaşanlar var. Çünkü o zaman 68 kuşağı diye bir gençlik vardı. Tartışıyorlar: Toprak reformu, sol, ortanın solu ve diğer konular işte. Öyle bir dönem bu. Ve 29 Ocakta partiye gittik. Yüksek danışma kurulu ilk toplantısını İsmet İnönü başkanlığında yaptı. Hatta hiç unutamadığım bir anı. Bizler, belirtilen saatte toplandık; ama Vedat Dalokay ortada yok; Vedat Dalokay da kurula gelecekti. İnönü hemen telaşlandı.’ Nerde Vedat?’ Hasta mı oldu, acaba yolda bir kaza mı geçirdi?’ dedi. Vedat 15 dakika sonra geldi. Hemen İnönü ona takıldı. Dedi ki: Çok telaşlandırdın bizi. Niye geç kaldın? Vedat trafiğe takıldım dedi. Tabii burada İnönü’nün bize verdiği mesaj dakik olmak; onun için ben burada saat 17’de toplantıya başlayalım dedim. İnönü olsa tam 17 deyince toplantı 17’de başlardı; bir dakika bile gecikmezdi. Vedat’a o şekilde böyle telaş yaptı neredesin diye, yani bir toplantıya zamanında gelin demek istiyordu.

CHP Yüksek Danışma Kurulunun İlk toplantısı başladı ve toplantıya başlarken İsmet İnönü, olağanüstü güzel yani hiç unutamadığım bir açış konuşması yaptı. Şimdi elimde bu konuşmanın tam metni var. Konuşmada danışma kurulu üyelerinin görevi, partiyle ilişkileri ve siyasetçi uzman ilişkisi özgün bir biçimde belirtiliyor. Benim nazarımda bu konuşma bugün, parti okullarında, hatta siyasal bilgiler fakültelerinde ders olarak okutulabilecek nitelikte bir konuşma. Şimdi müsaade ederseniz ben bu konuşmadan iki, üç paragraf okuyacağım. Tam İsmet Paşa’ya yakışan bir konuşmaydı çokta önemli hatta halende geçerli bir konuşma. İnönü bu konuşmasında şöyle diyordu;

“CHP eskiden beri ilme büyük saygı duymuş ve bilim adamlarının çalışmalarından yararlanmaya önem vermiş bir siyasi partidir. Bugün bu geleneğin devamı sayılabilecek tutum ve anlayış içinde yeni bir kuruluşu, Parti Yüksek Danışma Kurulunu, parti bünyesi içinde üst kademede faaliyete geçirmiş bulunmaktadır. Çağımızın koşullarına ayak uydurmak isteyen milletler, bilim adamlarının çalışmalarına ve teknik ilerlemelere önem vermek, onları teşvik etmek ve memleket meselelerinin çözümünde ihtisaslarından yararlanmak zorundadır”.

“Bu zorunluk yalnız iktidarlar için değil, ciddi muhalefet partileri için de söz konusudur. İktidarda veya muhalefette, bir siyasi partinin yönetiminden asıl sorumlu olanlar, temel siyasi tercihleri yapmak durumunda bulunan politikacılardır. Yani partinin sorumlu yöneticileridir. Fakat, onların bu siyasi tercih kararlarını alırken gerekli bilgilerle teçhiz edilmeleri, teknik konularda aydınlatılmaları, memleket gerçeklerine uygun, isabetli ve tutarlı kararlar alabilmeleri için büyük önem taşır. CHP olarak böyle bir yüksek bilim kurulunun çalışmalarını iki açıdan yararlı görüyoruz. Birincisi, iktidara geldiğimiz zaman gerçekleştireceğimiz “Temel Hedeflerin, XIX. Kurultayımızda verilen Siyasi direktifler çerçevesi içinde gerçekleştirilme yollarının ve tedbirlerinin ayrıntılı olarak tespiti ve programlaştırılması amacıyla çalışmalar yapılmasıdır. İkincisi, CHP’nin ana muhalefet partisi olarak iktidarları daha iyi denetlemesini sağlamak, daha etkili bir muhalefet görevi yapmasını mümkün kılmak için gerekli teknik çalışmaların yapılmasıdır”.

Bu konuşmanın diğer kısımlarını okumuyorum. Konuşma bütünüyle çok güzel. Bilim adamı nedir? Partiyle ilişkisi nedir? Ama sorumluluk her zaman siyasetçidedir. Bilim adamları onlara tercihleri verir diye bize böyle bir güzel konuşmayla görevlerimizi hatırlattı (Tam metni görmek için bkz. Ek 1). Danışma kurulu başladığı gün ilk başkanımız olarak Prof. Dr. Mustafa Akdağ’ı seçmiştik. Parti Yüksek Danışma Kurulu kendi başkanını kendi arasından serbestçe seçiyordu.

4. KUYUDAN ADAM ÇIKARMA

Ondan sonra benim hatırladığım bir anı İsmet İnönü’nün bir gün çok önemli bir siyasi demeç vermesi. Hiç unutamadığım bir olaydır bu. Kuyudan adam çıkarma meşhur deyimle, yani İnönü eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve eski demokratların siyaset yasaklarının kaldırılması için çalışacağını, kuyuya düşen bir adama elini uzatacağını (Celal Bayar’ı kastediyordu), yani kuyuya düşmüş bir insanı yukarı çıkaracağını söylüyordu. Bu demeci üzerine bütün Türkiye’de kıyamet koptuğu gibi partide de kıyamet koptu. Bir çok parti meclisi üyeleri karşı çıktılar, nasıl affedersiniz bunları diye. 27 mayıs yönetimi siyaseti yasaklamış, eski demokratlara, onlara siyaset yasağı koymuş; siz bunları nasıl affedersiniz. Bunun üzerine tamam dedi İsmet Paşa, derhal parti meclisini topladı, bu af olayını görüşmek üzere, Parti Meclisinde görüşmeyi açarken şu açış, sözlerini de asla unutamıyorum. İsmet Paşa dedi ki; “Ben bu partinin genel başkanıyım, genel başkan kurultaydan doğrudan doğruya seçilir. Partinin en büyük organı kurultaydır, dolayısıyla ben Cumhuriyet Halk Partisini temsil ederim. Benim sözlerim partiyi bağlar’, bu bakımdan bu demeci verdim”.

Ama dedi; “Bu partide başka bir organ daha var, Genel Başkan kadar önemli olan, o da CHP parti meclisi. 40 kişilik bir parti meclisi var. Bunlar da kurultaydan doğrudan doğruya seçiliyorlar. Dolayısıyla parti meclisi de kurul olarak partiyi bağlar. Partinin iyi yönetilebilmesi için, parti meclisiyle genel başkanın uyum içerisinde olması lazım. Eğer, ben bir şey söylüyorum, parti meclisi de başka bir şey söylüyorsa, bu parti o zaman parti olarak tutarlılığını kaybeder; vatandaş bize inanmaz. Genel başkan böyle söylüyor, parti meclisi üyeleri ise şöyle söylüyor diye. Hangisine inanacağım der. Onun için bizim aramızda önemli konularda mutlaka uyum olması gerekiyor. O bakımdan madem ki bazı Parti Meclisi üyeleri bu demecime karşı çıkıyor, o halde bu olayı Parti Meclisinde tartışacağız” dedi. Nitekim kuyudan adam çıkarma olayını Parti Meclisinde 2 gün kadar tartıştık. Üyelerin bazılarının çok sert konuşmaları oldu, bazı üyeler şiddetle karşı çıktılar. 2 günün sonunda İsmet Paşa’da söz aldı ve kendisi de uzun bir konuşma yaptı. Ve nihayet Bülent Ecevit genel sekreter olarak Parti Meclisine bir önerge verdi; bu önerge Parti Meclisinde oylanarak kabul edildi. Cumhuriyet Halk Partisi genel sekreteri Ecevit’in parti meclisinde kabul edilen önergesi şöyledir;

“Sayın genel başkanımız İsmet İnönü’nün basında çıkan demecinin ve parti meclisindeki açıklamaların ışığında, bu demeç ve açıklamalardaki kayıtlarla eski DP’lilerin siyasi haklarının iadesi konusunda teşebbüse geçilmesi memleket ve rejim yararına olacaktır”. Bu önerge oylandı ve kabul edildi. Kabul edilince kavga bitmedi, parti meclisinde bazı üyeler parti meclisini terk ettiler ve parti meclisinden istifa ettiler. Bunlar arasında Prof. Dr. Nermin Abadan Unat, Prof. Dr. Muammer Aksoy, Jale Candan, Alp Kuran, Doç. Dr. Mukbil Özyörük’u hatırlıyorum. Bu tabii çok önemli bir olay. Parti meclisi ile genel başkanın uyumlu çalışmasını İnönü’nün ifade ediş tarzı. Bir de parti içi demokrasinin işleyişine hakikaten çok güzel bir örnek.

5.  CHP 1969 SEÇİM BİLDİRGESİNE
           KOOPERATİFLER BANKASI ÖNERİSİ

1969 genel seçimi geldi, genel seçim için seçim bildirgesi hazırlanacak, Genel Sekreter Bülent Ecevit biz danışmanları topladı, dedi ki, arkadaşlar şimdi bu seçim için bir bildirge hazırlıyacağız. Sizlerde uzmanlık alanlarınıza göre birer çalışma yapın, katkıda bulunun. Biz de ona göre seçim bildirgesi hazırlayalım. Bana da bir görev verdi; tarım, toprak reformu, kooperatifçilik gibi bir bölümü de ben hazırlayacağım. Bir çalışma yaptım Ecevit’e verdim. Ecevit tüm çalışmaları topladı, sonra da, bunları birleştirdi.

Kendine özgü bunları kaleme aldı ve şöyle bir seçim bildirgesi; ‘İnsanca bir düzen kurmak için halktan yetki istiyoruz’ CHP’nin düzen değişikliği programı”, adlı bir taslak hazırladı. (Ek 2) Bir gün baktık parti meclisini İsmet Paşa toplantıya çağırdı. Paşa, Parti meclisine, girerken şöyle dedi; elinde seçim bildirgesi taslağı vardı. ‘Arkadaşlar hazırlamışlar bu taslağı, ama ben buna basılsın diye imza veremem’; Çünkü bir yerine ciddi bir itiraz var” dedi. Nedir dedik, taslakta ‘kooperatifler bankası kurulması diye bir öneri var. Buna bazı arkadaşlar itiraz ediyorlar, diyorlar ki; Ziraat bankası varken, ayrı bir kooperatifler bankası kurulmasına gerek yok’. Kooperatifler Bankası önerisini de ben yapmıştım. Bunun üzerine İsmet İnönü parti meclisini topladı, “bunu görüşeceğiz, bir karara bağlayacağız” dedi. Ben içeri girerken Ecevit’e sordum, ben de konuşabilir miyim diye. Biz daha yeni geliyoruz danışman olarak; Ecevit, tabii konuşabilirsin sen danışma kurulu üyesisin konuşma hakkın var. Biz içeri girdik. İnönü Parti Meclisinin başına geçti ve müzakereyi açtı. 2-3 saat kadar kooperatifler bankası konusu müzakere edildi. Ziraat bankası varken kooperatifler bankasına gerek yok diyenler konuştu, ondan sonra, ben konuştum. Ben iki, üç defa söz aldığımı hatırlıyorum. Konuşmalar bittikten sonra İsmet Paşa parti meclisine, ‘konuşmalar bitti mi’ dedi? Evet dediler bitti. Peki o zaman kooperatifler bankası önerisi seçim bildirgesinde kalsın mı kalmasın mı diye oylayacağım dedi ve oyladı. Bizim Danışma Kurulu Üyelerinin oy hakkı yok. Ama yine oylama sonucunda Bir Kooperatifler Bankası Kurulması önerimin seçim bildirgesinde kalması kabul edildi.

Tabii bu iyi bir öneriydi, daha sonra kooperatifler bankası kurulması (benim önerim). 1973 Ak Günlere seçim bildirgesinde, 1975 CHP programında, 1994 CHP programında, hatta şimdiki 2008 CHP programında da yer almıştır. Hatta, Ecevit Hükümeti 1974’de bir kooperatifler bankası kurulması için birde kanun tasarısı hazırlamıştı. Kanun tasarısı meclise geldi. Fakat Hükümet istifa edince, meclisten geçirilemedi. Ama bu konu yani bir Kooperatifler Bankası kurulması fikri CHP’nin genel politikası haline geldi ve bunun temelini de İsmet Paşa başkanlığında parti meclisinde yapılan bu müzakereler oluşturdu..

6.  CHP YÜKSEK DANIŞMA KURULU BAŞKANI
           SEÇİLMEM
VE ÜYELERLE PEMBE KÖŞKTE
           İSMET İNÖNܒYÜ ZİYARET

CHP Parti Yüksek Danışma Kurulu açılışından bir seneden fazla zaman geçmişti ki İsmet İnönü imzalı bir mektup aldım. (Ek 3) Her zamanki gibi parti danışma kurulunu toplantıya davet ediyor, yüksek danışma kurulu üyeliğine tekrar seçildiniz diyor ve 17 Temmuz 1970 Cuma günü saat 10:00’da toplantıya gittik, Yüksek Danışma Kuruluna yeniden başkan seçilecek. Çünkü bir seneyi geçmiş. Bundan önceki başkanlık seçiminde hiç bir müdahale olmamıştı, Bundan cesaret alarak Vedat Dalokay, seni başkanlığa teklif edeceğim dedi; ve beni başkanlığa teklif etti. Danışma kurulunda oylandı. Arkadaşlar başkanlığımı kabul ettiler. Ben önceki Başkan Prof. Dr. Mustafa Akdağ’ın yerine yüksek danışma kurulu başkanı seçildim. Bende sekreter üyeliğine Vedat Dalokay’ı önerdim ve Dalokay sekreter seçildi ve böylece biz yönetimde görev aldık.

CHP Yüksek Danışma Kurulu Başkanlık görevini aldıktan sonra ben arkadaşları topladım. Arkadaşlar, yaza giriyoruz. Tatile gitmeden önce Genel Başkanımız İsmet İnönü’yü Pembe Köşkte bir ziyaret edelim, hem saygılarımızı sunarız, hem de talimatını alırız; yani bizden ne bekliyor diye. Arkadaşlar olur dedi. Bunun üzerine ben Pembe Köşk’e telefon ettim, randevu aldım 22 Temmuz 1970 günü için. Arkadaşlara parti genel merkezinde toplanalım, ondan sonra arabayla Pembe Köşk’e gideriz dedim. Parti Genel Merkezinde toplandık. Toplanınca, ben dedim ki gidiyoruz ama gitmeden benim bir tereddütüm var nasıl size söyleyeyim bilemiyorum. İsmet Paşa’nın herkes elini öpüyor, ben siyasette kimsenin elini öpmem, bana pek Osmanlı geliyor. Yani ben girerken Paşa’nın elini sıkarım dedim. Ben böyle deyince Vedat Dalokay, Deniz Baykal, Ahmet Yücekök, Nizamettin Neftçi, biz de el öpmeyiz dedi. Böyle hepimiz sırayla İnönü’nün elini sıkmaya karar verdik. Fakat arkadaşlarımızdan birisi, Tekin İleri Dikmen (sonradan CHP Muş milletvekili oldu), durun durun dedi. Siz öpmezseniz öpmeyin, Ama ‘Benim babam, İsmet Paşa’yı görünce elini öperdi’. Ben, babamın öptüğü bir eli sıkarak geçemem, ben Paşa’nın elini öperim dedi. Tamam o zaman dedik, sen sıranın en arkasında dur; sana sıra gelince öpersin dedik. Pembe Köşk’e geldik biz girişte İsmet Paşa’nın elini sıkarak giriyoruz; sıra Tekin İleri Dimen’e geldi, birden bir hamle yaptı iki eliyle İsmet Paşa’nın eline sarıldı öpmek için; tabii İsmet Paşa çok zeki bir adam ona da elini öptürmedi. Durumu anladı, onun da elini sıktı.

İçeri girdikten sonra biraz sohbet yaptık, hatta Pembe Köşkten çıktıktan sonra dosyama şöyle not almışım toplantıyla ilgili; 22.07.1970 diye. Yüksek Danışma Kurulu olarak İnönü’yü ziyaret ettik. Katılanlar; Mülayim, Dalokay, Baykal, Neftçi, Yücekök, Dikmen olmak üzere altı kişi gelmişiz. İnönü bize; “Sadece kendilerinin genel başkan, parti meclisi, merkez yönetim kurulunun, yüksek danışma kuruluna getirdikleri meseleleri değil, danışma kurulunun da kendi seçeceği sorunları inceleyip, genel merkeze ve partiye yol göstericilik yapması gerektiğini” söyledi diye yazmış ve devam etmişim; İnönü yüksek danışma kurulundan ciddi çalışmalar bekliyor. Pembe Köşkte İsmet Paşa’yla birde resim çektirmişiz. İşte bu resimde bizim gençliğimizi görüyorsunuz. Bu resim ertesi gün bir çok gazetede yayınlandı. (Resim 3) Resmin altına baktım ki İsmet Paşa basına bir de demeç vermiş. Burayı ziyaretimizle ilgili, çok ilginç. Bunu da buradan okumak istiyorum müsaade ederseniz.

CHP genel başkanı İsmet İnönü yüksek danışma kurulu üyelerine hitaben yaptığı konuşmada özetle şunları söylemiştir; “Yüksek danışma kurulumuzun üyesi arkadaşlarımla toplanmaktan şeref duyuyorum. İddialı bir söz söylemek istemem, fakat hiç olmazsa nazari olarak ve ciddi arzu ifadesi olarak siyasi hayatımızın, kültürümüzün yüksek yetkilileri ve uzmanları yardımı ile yönetmek bizim için aziz bir hedef olmuştur. Arkadaşlarımızın, yüksek değerlerinden bize her hususta ışık tutmalarını isteriz. Sizleri bu içten arzularla selamlarım”. Tabii konuşmayı dinleyenler İsmet Paşa’nın üslubunu bilenler bunun tam İsmet Paşa üslubunda bir demeç olduğunu hemen anlarlar. Fakat her haliyle kuşkusuz çok öz ve güzel bir demeç.

7.  CHP PARTİ MECLİSİ ÜYESİ
           PROF. DR. TURAN GÜNEŞ’İN NATO’DAN ÇIKALIM
           BİLDİRİSİNİ İMZALAMASI VE İSMET İNÖNܒNÜN
           UYARILARI

Bundan sonra yine unutamadığım bir anı; bunun tam tarihini hatırlamıyorum, ya 70 yada 71, buradaki arkadaşlardan hatırlayanlar olabilir. Bir gün İsmet Paşa parti meclisi salonuna, (Ulus rüzgarlı sokakta, ufacık bir parti binası vardı biliyorsunuz) bunun ikinci katındaki Parti Meclisi Salonuna geldi. Elinde bir gazete vardı. Gazeteyle oturdu; dedi ki; bana Turan’ı çağırın; yani Prof. Dr. Turan Güneş’i çağırın diyordu. Arkadaşlar gittiler buldular. Turan Bey geldi. İnönü gazeteyi açtı; gazetede bir bildiri vardı. “NATO’dan çıkalım” diye. Bildirinin altında 10-15 kişinin ismi (imzası) var. İnönü baktı, bunların arasında Turan Güneş’in de imzası var. İnönü, Turan Güneş’e sordu; “bu imza senin mi” diye gazeteyi göstererek. Turan Güneş; “evet benim” dedi. Ondan sonra İnönü diğer bir soru sordu: “CHP’nin Nato’dan çıkalım diye bir görüşü var mı?”. Turan Güneş yok dedi. “O zaman böyle bir bildiriyi sen nasıl imzalarsın dedi. Turan Güneş; ‘ben üniversite öğretim üyesiyim, istediğim yere imza atarım’ dedi. İnönü dedi ki; “o kadar ‘basit değil, sen her yere imza atamazsın. Öğretim üyesisin, fakat aynı zamanda CHP parti meclisi üyesisin ve parti meclisi üyesi olarak partinin görüşü aleyhine olan bir bildiriye imza atamazsın”. O zaman parti meclisinden istifa eder ve öğretim üyesi olarak istediğin yere imza atarsın” dedi. CHP Parti Meclisi Üyeliğinin sorumluluğu bunu gerektirir’ dedi. Bu konuşmadan sonra sinirlenerek kalktı, tam çıkıp odasına doğru gidiyordu ki, Amiral Sezai Orkunt Paşa, bizim parti meclisi üyemiz, koridorda İsmet Paşa’yı yakaladı. Paşam, ‘NATO için bir komisyon kursak’ dedi. İsmet Paşa onu da bir güzel azarladı; ‘bu kadar ciddi bir konuda böyle koridorda ayaküstü komisyon kurulur mu’. Böyle bir önerin varsa getirirsin parti meclisine, parti meclisinde konuşuruz, tartışız, kabul edilirse bir komisyon kurarız” dedi. Tabii bu da bize hem parti meclisi üyeliğinin sorumluluğunu, hem de parti disipliniyle ilgili olaylara İnönü’nün ciddi bakış açısını gösteren çok güzel bir örnek.

8.  TARIMDA DÜZEN DEĞİŞİKLİĞİ KİTABIMI
           PEMBE KÖŞK’TE İSMET İNÖNܒYE VERMEM

O yıllarda Türkiye’de siyasi ve ekonomik konularda çok tartışmalar oluyor. Ben de üniversitede bir taraftan profesörlüğe hazırlanıyor, bir taraftan da gazetelerde teknik ve siyasi makaleler yazıyorum: özellikle toprak reformu ve kooperatifçilik konularında. Bu makaleleri bir kitap halinde topladım. Tarımda Düzen Değişikliği adı altında. Bu kitabı Ulus Matbaasında bastırdım. (Ek 4) Kapak düzenini de Vedat Dalokay yapmıştı. Hatta bu kapaktan dolayı Vedat Dalokay’a komünist demişlerdi. Özel isimleri küçük harfle başlatıyor diye. Vedat’ta dedi ki; ‘bu estetiktir, bunlar estetikten anlamazlar’. Tarımda Düzen Değişikliği kitabımın önsözünü de Bülent Ecevit yazmıştı. Buda kapakta yer almıştı.

Tarımda Düzen Değişikliği kitabım üç bin adet basıldı. Kitap basıldıktan sonra ilk nüshasını genel başkanımız İsmet İnönü’ye götüreyim imzalı olarak vereyim dedim. Randevu aldım, pembe köşke geldim. İnönü salonda beni kabul etti. Aramızda da bir sehpa vardı. Küçük çay bardaklarıyla süt ikram ettiler, kendisi de içti, bende süt içtim. İmzalı kitabı verdim. Baktı şöyle, tebrik etti, biraz karıştırdı. Sonra dedi ki; ‘Toprak reformu çok önemli bir konu, bunu Atatürk de, ben de yapamadık, ama epeyce uğraştık bu konuyla. Bülent’in bunu yapması ise hiç mümkün değil. Siz bunun için boşuna Bülent’in peşinden gidiyorsunuz’ dedi. Böyle bir söz söyledi. Ben o zaman içimden şöyle geçirdiğimi hatırlıyorum. İsmet paşa bunu söylediği zaman 86 yaşında, ben ise 38 yaşındayım. E tabii, İnönü artık yaşlandı böyle bir reformu bizim genç kadronun yapacağına inanmıyor. Ben ise toprak reformu yapacağımıza çok inanıyordum. Biz bunu iktidar olunca nasıl yapıyoruz görür diye düşündüm, böyle içimden geçirdim. Fakat sonradan İsmet Paşa haklı çıktı; gerçek bir toprak reformunu biz de yapamadık. İsmet Paşa’nın bu konudaki ön görüsü doğru çıktı. Ama Ecevit “toprak işleyenin su kullananındır” diyerek CHP’yi 1977 seçimlerinde Mecliste birinci parti yaptı.

Kitabı verdikten ve biraz sohbetten sonra izin istedim, kalktım. İsmet Paşa beni dış kapıya kadar yolcu etti. Bir kış günüydü, aralık ayı falandı, dışarısı karlı ve soğuk bir gündü. Kapıya kadar geldi, bana neredeyse paltomu giydirecek; aman dikkat et üşütme, dikkatli ol dedi, paltomu giydim. Ondan sonra benim elimi sıkarak yolcu etti. Kapıdan dışarı çıktım. Dışarıda bizim Nizamettin Neftçi (Nermin Neftçi’nin kocası, arkadaşımız, oda parti yüksek danışma kurulu üyesiydi), bana dedi ki ‘Bak, İsmet Paşa sana bir protokol dersi verdi. Sen onun yarı yaşındasın, seni dış kapıya kadar uğurladı; zannetme ki ismin Mülayim diye uğurladı seni. Burada sana yüksek danışma kurulu başkanısın, çok önemli bir parti makamını işgal ediyorsun, bu makamın önemini bil dedi ve partinin önemli bir adamı olarak seni buraya kadar uğurladı’. Unutamıyorum İnönü’nün bu protokol dersini. Bu da önemli bir anı.

9.  İSMET İNÖNܒNÜN ÖZEL BİR MEKTUPLA
           PROFESÖRLÜĞE YÜKSELMEMİ KUTLAMASI

1970 yılının sonuna doğru, yani bu kitaptan sonra Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinde Tarım Ekonomisi Profesörü oldum. Eskiden, Profesörlük resmi gazetede yayınlanırdı. Şimdiki gibi değildi. Milli Eğitim Bakanı, Başbakan, Cumhurbaşkanı imzasıyla yayınlanırdı. Ocak ayında Profesörlüğüm resmi gazetede yayınlandı. Sonra İsmet Paşa’dan bir mektup aldım, kendi imzasıyla, ıslak imzasıyla, Profesörlüğümü tebrik ediyor. Ama o kadar güzel bir tebrik mektubu ki; profesörlüğün önemini ve benden ne beklediğini gösteren bir mektup. Müsaade ederseniz üç kısa paragraftan oluşan bu mektubu burada okuyacağım; çünkü İsmet paşanın lisanıyla yazılmış önemli bir mektup. Mektupta İnönü şöyle diyor;

Ankara, 22 Ocak 1971, “Sayın Prof. Dr. Ziya Gökalp Mülayim, Şerefli hayatınızın kemal noktası olan profesörlüğünüzü yürekten kutlarım. Kazandığınız ünvan büyük bir belgedir. Bundan sonra memleketimize bugün için ve gelecek için yapacağınız büyük hizmetler yeni bir şerefle gelişme yoluna girecektir Bu geniş hizmet yolunda size başarılar diler. Saygılar sunarım. İsmet İnönü ve imzası. Tabii bu çok güzel bir mektup. Ben yeni profesör olmuşum bana hakikaten hayatımda ne yapacağımı söyleyen, yol gösteren, bana heyecan veren, beni teşvik eden bir mektup. (Ek 5)

10.  PARTİDE BAYRAMLAŞMA VE İSMET PAŞA’NIN
            ÇOCUK SEVGİSİ

Şimdiye kadar İsmet Paşanın hep ciddi yönlerini söyledim. İsmet paşa’nın bütün bu ciddiyetinin dışında insancıl yönü de çok önemliydi. Her şeyden önce İsmet Paşa bir insandı. Bunu da şimdi anlatacağım bir olayla göstereceğim. Eskiden Partide bayramlaşmalar olurdu, şimdi de oluyor. Bir bayramda Rüzgarlı Sokağa bayramlaşmaya gittim. Bayramlaşmada (1969 yılında), sıraya girdik. Benim iki çocuğum, 3 yaşında bir oğlan ve birde kızım vardı. Kızım şimdi 50’ye yakın; oda şimdi burada. O zaman kızım da 6 yaşındaydı. Kuyruğa girdik. Ecevit ile İnönü gelenlerle bayramlaşıyor. Bize sıra gelince, İnönü hemen beni ve çocukları göndermedi. Beni alı koydu çocuklarla. Benim oğlanı kucağına oturttu, kızımda yanında; isimlerini sordu, yaşlarını sordu çok sevecen bir muhabbet oldu. Yani demezsin ki; bu insan cumhuriyeti kuran ikinci adamdır. Büyük Atatürk’ün en yakın arkadaşı; yıllarca başbakanlık, cumhurbaşkanlığı, genel başkanlık yapmış. Burada normal bir insan olarak çok insancıl. Beraberce gazeteciler resim çektiler. Resim gazetelerde yayımlandı (Resim 2).

Aynı sevecen durum 1971’deki Partideki bayramlaşmada da tekrarlandı. İsmet Paşa çocuklarımla yine çok yakından ilgilendi. Onlarla sohbet etti. Resim çektirdi. Çekilen resim 10 Şubat 1971’de gazetelerde yayımlandı. (Resim 4).

Bu sevecen tavır, çocuklarla ilgilenme siyasetçilerde esasında olması gereken bir şey; yoksa siyaset çok acımasız olur. İsmet Paşa bu yönden de çok önemli bir insandı.

11. BÜLENT ECEVİT’İN CHP GENEL
            SEKRETERLİĞİNDEN İSTİFASI VE
            YENİ GENEL SEKRETER SEÇİLMESİ

Bu bayramlaşmadan bir ay sonra, 12 mart 1971’de Türkiye’de çok önemli bir olay oldu biliyorsunuz. Komutanlarca 12 mart muhtırası verildi (Ek 6) ve bu muhtıra verilince o zaman başbakan olan Süleyman Demirel’in hükümeti çekildi. Bunun üzerine muhtıra veren askerler meclisi kapatmadılar. Sadece hükümet çekildi. Yeni bir başbakan atayacak askerler. Nitekim Başbakan olarak Prof. Dr. Nihat Erim’i atadılar. Tabii onun atanması CHP’de epeyce karışıklık yarattı. Hükümet kuracak Prof. Erim partiden CHP’den de müsaade istiyordu. O zamanki parti meclisindeki tartışmaları çok iyi hatırlıyorum. İşte böylece Nihat Erim başbakan oldu. CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit buna şiddetle karşı çıktı. Ama İsmet İnönü diyordu ki; ‘Yapmayın arkadaşlar, Nihat bizim tanıdığımız bir adam, bizim elimizde yetişti, ne yapacağını biliriz, hiç olmazsa nereye götürecek memleketi. Yok biz müsaade etmiyoruz deyip askerlere Nihat’ı vermezsek bakarsın ondan sonra muhtıranın 3. maddesine göre (el koyma maddesiydi), meclisi kapatırlar. Bu nedenle gelin, onlara yardımcı olalım. Nihat’ı seçmişler, Nihat’ı tanıyoruz diye İsmet Paşa Nihat Erim’in başbakanlığını savunuyordu. Fakat Ecevit ‘Hayır olmaz, bu muhtıra bana karşı verilmiştir, bu bizim partinin iç işlerine müdahaledir. Nihat Erim’i başbakan atayarak partiyi bölmek istiyorlar. Ben bu durumu kabul edemem. Bu kadar önemli bir konuda genel başkanımla ihtilafa düştüğüm için ben genel sekreterliğe devam edemem’ dedi ve 21 Mart 1971’de istifa etti. 12 Marttan 9 gün sonra 21 martta Ecevit genel sekreterlikten ayrıldı. İstifa ettikten sonra bizim yüksek danışma kurulu olarak benim başkanlığımda Ecevit’e gittiğimizi, onu evinde ziyaret ettiğimizi ve Yüksek Danışma Kurulu olarak Ecevit’e destek verdiğimizi hatırlıyorum. (Resim 5)

Tabii bu durumda CHP’ye yeni genel sekreter seçilecek. Yeni genel sekreter seçmek üzere 25 mart 1971’de Genel Başkan İsmet İnönü parti meclisini toplantıya çağırdı. Yerine oturdu, fakat baktım İnönü kızgın bir şekilde söyleniyor; hayır ben bu arkadaşın adaylığını kabul edemem diyor. Anladım ki Ecevit ve arkadaşları genel sekreterliğe bir aday göstermişler. İnönü, “hayır ben bu arkadaşın adaylığını kabul edemem. Bu arkadaş bana bir defa yalan söyledi. Bana yalan söyleyen bir insanın genel sekreter adaylığını kabul edip oylama yapamam. Bu kimseyle ben genel sekreter olarak beraber çalışamam, bu olmaz” diyor. Bunun üzerine Ecevit ve arkadaşları bu adayı çekmek zorunda kaldılar. Daha sonra parti meclisi üyesi Nejdet Uğur kendiliğinden aday oldu. Nejdet Uğur’u da seçmediler. İnönü yanlısı gözüküyordu; parti meclisinde oylandı; genel sekreter seçilemedi. Nejdet Uğur çok sinirlendi, bana niye oy vermediniz diyerek. Ben kimsenin adamı değilim dedi. Daha sonra merkez yönetim kuruluna hakim olan Ecevit taraftarları Şeref Bakşık’ı aday gösterdiler. Şeref Bakşık CHP genel sekreteri seçildi. Bu da tabii 12 martla ilgili önemli bir anım. Özellikle İsmet İnönü’nün bana bir kez yalan söyledi diye bir kimsenin genel sekreter adaylığını kabul etmemesini hiç unutamıyorum. Biliyorsunuz İsmet Paşa o konularda çok titizdi. Bunu böylece bir kez daha göstermiş oldu.

12.  İSMET İNÖNܒNÜN İŞ ADAMLARINDAN
            PARTİYE TOPLU PARA YARDIMI
            ALINMAMASI UYARISI

Tam o sıralarda (Şubat 1971) Anayasa Mahkemesi partilere hazine yardımını iptal etti. Yardım kanunu Anayasa Mahkemesince iptal edilince parti çok maddi sıkıntıya düştü. Parasız kaldı. Hiç unutamıyorum, hatta Prof. Turan Güneş (çok iyi bir avukattı), o zaman parti paraya sıkışınca acaba Atatürk’ün İş bankasındaki hissesinin gelirinden bir pay alabilir miyiz? diye araştırdı. CHP’de Atatürk için Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu kadar önemlidir. Bunun için CHP Atatürk’ün İş bankası hissesi gelirinden bir pay alabilir diye düşünüyordu. Onun telaşını hatırlıyorum, ama CHP ordan para alamadı. Yani o kadar sıkıntı içerisindeydi Parti. CHP her yerden para araştırırken İnönü’nün şöyle bir müdahalesini unutamıyorum. Dedi ki; “Arkadaşlar tamam sıkıntıya düştük, bir yerlerden para bulacaksınız; ama sakın bir iş adamından, bir şirketten toplu bir para almayın. Gerekiyorsa birer lira toplayın üyelerinizden, bu sıkıntıyı atlatmak için ama kimseden toplu yardım almayın” çünkü ‘Benim başımdan bu konuda çok önemli bir olay geçti, bunu bir daha yaşamak istemem dedi ve başından geçen ‘şu olayı anlattı;

“Bir zaman muhalefetteyken yine böyle paraya sıkışmıştık. Birisi geldi bir işadamı, bize toplu bir para yardımı yaptı. Karşılığında makbuz verdik. Gel zaman git zaman derken ben başbakan oldum. Bu adamın devlete bir işi düşmüş, benden randevu istedi, verdim.

Geldi , o yardım makbuzunu önüme şöyle koydu; ondan sonra işini söyledi tabii çok mahcup duruma ve çok kötü bir duruma düştüm. Sakın böyle bir şahıstan toplu para almayın. Ben aynı durumu bir daha düşmek istemem” dedi. Bu da İsmet Paşa’nın bize verdiği önemli bir ders, siyasette çok önemli bir olay bu. Türkiye’de siyasi partiler dışarıdaki sermayedarlarla içli dışlı oluyor, sonra da çok zor duruma düşüyorlar.

13.  TOPRAK VE TARIM REFORMU KANUN
            TASARISININ MECLİSE GELMESİ ÜZERİNE
            İSMET İNÖNÜ İLE TOPLANTI

Bundan sonra 1972 yılında şöyle bir olayı daha hatırlıyorum 72 yılı başlarında Meclise Toprak ve Tarım Reformu diye bir yasa tasarısı geldi. İsmet İnönü beni çağırdı ve dedi ki: “Mecliste böyle bir tasarı var. Mecliste mutlaka görüşülecek. Sen bu konuda uzmansın; bize yardımcı ol; bu tasarıyı beraberce inceleyelim; hatta bir arkadaşını da al gel; ben ilgilileri toplayayım; beraber müzakere edelim” dedi. Fakat bu olayın öncesi var. 12 mart olduktan sonra yeni hükümet kuruldu, Atilla Karaosmanoğlu başbakan yardımcısı olmuştu biliyorsunuz ve Atilla bey toprak reformu yapmaktan sorumlu başbakan yardımcısıydı ve o, toprak reformunu ciddi olarak yapmak istiyordu. Ben de kurulan toprak reformu komisyonunun başkan yardımcısıydım. Diğer üyelerle Haldun Derin (Başkan), Prof. Ümit Doğanay, Prof. Adnan Gürüz, Abdi Özkök, Refet Erim v.d). Biz bir Toprak Reformu Kanunu Tasarısı taslağı hazırlayıp Atilla Bey’e verdik. Atilla Bey, bunu meclise getirdi. Komisyonlarda müzakere başladı; fakat tam o sırada yani mecliste Tasarı komisyonda müzakere edilirken onbirlerin istifası geldi. Atilla Karaosmanoğlu ile beraber onbir bakan Hükümetten ayrıldı. Atilla bey, istifa edince biz de komisyon olarak istifa ettik. Atilla beyle gelmişiz, bizim de işimiz bitti dedik. Atilla Karaosmanoğlu’nun yerine İlhan Öztrak zannediyorum ilgili bakan oldu. İlgili devlet bakanı olarak o, bizim tasarımızı, hazırlamış olduğumuz toprak reformu tasarısını önemli oranda değiştirdi ve toprak ve tarım reformu yasa tasarısı adı altında meclise sundu. Hatta eski komisyon olarak biz o zaman bir bildiri yayınladık, bu bizim tasarımız değil, tamamiyle değiştirilmiştir; bununla etkili bir toprak reformu yapılamaz diye. Yani çok sert bir çıkışta bulunmuştuk, komisyon olarak.

İşte İsmet İnönü’nün Mecliste görüşeceğiz dediği tasarı, bu İlhan Öztrak’ın hazırlayıp meclise sunduğu, bizim tasarının önemli oranda değiştirilmiş şekli idi. İnönü benim ilk komisyonda çalıştığımı bildiği için, siz bunu biliyorsunuz nelere itiraz ettiniz? Şimdi bu meclise geldi, mecliste görüşülecek. Askerler de o zaman normal seçime yani 1973 seçimine gitmek için bu toprak ve tarım reformu yasa tasarısının meclisten geçirilmesini şart koşuyorlar. Çünkü toprak reformu yapılması 12 Mart muhtırasında vardı. O bakımdan komutanlar zorluyorlar Meclisi, yani belli ki zorlama ile bu tasarı meclisten mutlaka geçecek.

Bunun üzerine beni çağıran İnönü bana dedi ki; ‘siz bu olayı biliyorsunuz gelin bunu bir inceleyelim. Ben komisyondan Refet Erim’i alarak (Refet Erim şimdi burada) gittim. İnönü CHP meclis grup yönetimini ve CHP senato grubu yönetimini çağırmış. Böylece 30-40 kişiyle bir salonda toplandık. İnönü toplantının başına geçti, bize dedi ki; Söyleyin bakalım bu tasarıda neler değişmiş, neler olmuş? Biz konuştuk, toplantıya katılan yönetici milletvekilleri ve senatörler konuştu. Uzun müzakereler yaptık. Bazı maddeler için önergeler hazırladılar, meclise gittiler. Tasarı Meclis ve Senatodan geçerek kanunlaştı. Ama burada önemli olan İsmet İnönü’nün çalışma tarzı. Böyle bir önemli tasarı geldi, doğrudan doğruya meclis grubu inceleyip tamam diyebilirdi. Ama İnönü işi çok ciddiye aldığı için bizimde orada görüşlerimizi aldı (ben o zaman CHP Yüksek Danışma kurulunun başkanıyım), bizden yararlandı ve böylece kendi başkanlığında çok güzel bir çalışma yapıldı. Sonra bu kanun anayasa mahkemesince 1976 yılında usul yönünden iptal edildi. Yenisi de bir daha maalesef çıkmadı.

14.  1972 OLAĞANÜSTÜ KURULTAYI ÖNCESİ
            OĞLU ÖMER İNÖNܒNÜN KAÇIRILMASI VE
            KURULTAY DELEGE KARTLARINI İSMET
            İNÖNܒNÜN YAZMASI

1972 yılının ilk aylarında artık İsmet İnönü’yle parti meclisi arasındaki ihtilaf çok yüksek bir noktaya geldi. Ecevit ve arkadaşlarıyla İnönü arasındaki anlaşmazlık dayanılmaz bir hale gelmişti. Bunun üzerine İnönü dedi ki; ‘Ben bu parti meclisiyle çalışamayacağım, olağanüstü kurultayı topluyorum. Olağanüstü kurultayda, bunlar için güven oylaması isteyeceğim, eğer kurultay bunlara güven oyu vermezse, Parti meclisini değiştireceğim, yok eğer bunlara güven oyu verirse; o zaman ben genel başkanlıktan ayrılacağım. Çünkü benim bunlarla çalışmam mümkün değil’ dedi. Bu düşüncelerle İnönü 5 Mayıs 1972’de olağanüstü kurultayı toplantıya çağırdı. Olağanüstü kurultayın toplanması için, Parti Meclisinin hazırlık yapmasına bile güvenmiyordu. Onun için parti meclisine dedi ki; “kurultay hazırlığını ben yapacağım”. Bunun için 3 kişilik özel bir komisyon kurdu.

Bu komisyondaki arkadaşlarıyla bütün olağanüstü kurultay hazırlığını ben yapacağım dedi, hatta deleğe kartlarını bizzat İnönü yazıyordu. Hazırlıklar başladı. İşte tam bu kurultay hazırlıkları esnasında kurultaydan 2 gün önce 3 mayıs 1972’de Türkiye’den Sofya’ya bir uçak kaçırıldı. Bu uçak kaçırma olayı çok meşhurdur[3]. Türkiye’de ilk uçak kaçırma olayıydı. Bu uçağın içerisinde İsmet İnönü’nün oğlu, Ömer İnönü de vardı. Sabaha kadar radyodan takip ettik; uçak Sofya’da hava alanında bütün gece korsanlarca alıkonuldu. Uçak kaçırma 3 Mayısta oldu, 4 mayısta, yani uçak kaçırmanın ertesi günü, daha korsanlar Sofya’da teslim olmamışlarken ben Dışkapıdaki Ziraat fakültesine giderken, Rüzgarlı sokağın başında indim, bir bakayım partide ne var ne yok, hem uçak kaçırıldı, hem de kurultay hazırlığı var? Çünkü bir iki gün sonra kurultay toplanacak bir göreyim bakayım dedim. Rüzgarlı sokaktaki CHP Genel Merkezi’ne gittim, yukarı çıkacaktım, bir baktım Prof. Turan Güneş’te geldi, sabahleyin 9 - 9:30 civarındaydı. Biz beraber 1. kata çıktık; birde ne görelim, İsmet Paşa bizden önce gelmiş, komisyonunu toplamış, karşıda masasında oturmuş, delege kartı yazıyor. Biz tabii şok olduk onu böyle görünce. Gece uçak kaçırılmış, oğlu Ömer İnönü hala korsanların elinde. Turan Güneş şöyle baktı baktı İnönü’ye; ondan sonra bana döndü, Mülayim adama bak dedi, adamın oğlu kaçırılmış, halen korsanların elinde. Ama kendisi hiçbir şey olmamış gibi gelmiş, sabahın köründe burada delege kartı yazıyor. Yani biz bu adamla zor uğraşırız’ dedi. Buda çok önemli bir anım. İsmet Paşa’nın siyaseti ne kadar ciddiye aldığını gösteriyor. Oğlu kaçırılmış, esasında büyük olay, İsmet Paşa için değil. Paşa birçok büyük harpler görmüş; onun için bu normal olabilir, ama bizim için hiç normal değildi. Oğlu kaçırılmış, sabah erkenden oğlu korsanların elindeyken, İnönü Partiye gelmiş, delege kartı yazıyor. Çünkü İsmet Paşa siyasi görevlerini çok ciddiye alıyor, her şeyin üstünde tutuyordu. Buda hiç unutamadığım, beni çok etkileyen bir anıdır.

15.  İSMET İNÖNܒNÜN ÖLÜMÜNDEN
            BİRBUÇUK AY ÖNCE SENATO’DA YAPTIĞI
            KONUŞMA

Ondan sonra bir daha İsmet İnönü’yü Partide görmedim. Ancak 1973’ün son aylarında Senatoda gördüm. Olağanüstü Kurultay 7 Mayıs 1972’de Parti Meclisine güven oyu verdi. Parti meclisi güven oyu alınca İsmet Paşa 8 Mayıs 1972’de CHP Genel Başkanlığından istifa etti. Bunun üzerine Bülent Ecevit, CHP genel başkanı seçildi. Ecevit Genel başkan olduktan sonra, İsmet Paşa bir süre sonra 5 Kasım 1972’de CHP’den ve milletvekilliğinden istifa etti. Hepsinden istifa etti. Bunun üzerine eski bir cumhurbaşkanı olarak senatoda tabii üye olarak yerini aldı. Hayat boyu senatör oldu[4]. 14 Ekim 1973 seçiminde ben CHP Samsun senatörü seçildim. Senatör olunca senatoya gittim. Senatoda oturumlar başladı; orada o zamanlar senatonun en genç üyesi bendim. 40 yaşındaydım tam. İsmet Paşaya baktım oturum günleri senatoya geliyor. Birisinin kolunda yavaş yavaş ilerleyerek saat tam 15’te yerine oturuyor. Eskiden senato toplantıları 15’de açılırdı. Seçimden sonra Cumhuriyet senatosu toplandı. Senatoda ilk yapılan işlem başkanlık divanının oluşması idi.

Nitekim senato toplandı, bir baktım büyük bir tartışma var senatoda başkanlık divanının oluşumu konusunda. O seçimde, Adalet Partisi Senatoda çoğunluğu ele geçirmiş, Senatoda çoğunluğu AP ele geçirince senatonun başkanlık divanı oluşumu değişsin diye tutturdular. Eski oluşuma göre Senatoda grupların hepsi başkanlık divanında üye bulunduruyor. Ama Adalet Partisi şimdi diyor ki; ‘hayır, Senatoda yalnız, seçilmiş grupların temsilcileri yani, sadece siyasi partilerin temsilcileri başkanlık divanında bulunsun. Milli birlik grubuyla, Cumhurbaşkanı kontenjan grubu başkanlık divanında bulunmasın, temsil edilmesin diyorlardı. Tabii bu durum tartışma konusu oldu. Çünkü eskiden beri yani 11 senedir 1962’den beri Senato’daki tüm gruplar başkanlık divanında temsil ediliyorlardı. İşte bu tartışmalar yapılırken İnönü Senatoda söz aldı. 6 kasım 1973’de.

Ve dedi ki; ‘Ne yapıyorsunuz, bu arkadaşlar 11 senedir buradalar ve bunlar anayasaya göre, senatör olarak niteleniyorlar. Kontenjan ve Milli birlik grubu üyeleri senatörlerin yaptığı bütün görevleri yapıyorlar. Bu grupların üyeleri her görevi yapar; fakat başkanlık divanında temsil edilemezler diyorsunuz. Böyle bir mantık olmaz; siz böylece anayasaya yeni bir yorum getiriyorsunuz’ diye konuştu. Güzel bir konuşma idi. Bu konuşmayı yaptığı zaman İsmet İnönü tam 89 yaşındaydı. İsmet Paşanın bu konuşması çok netti, zabıtlardan defalarca okudum. Hiçbir hatası yok. O kadar güzel bir konuşma yapmış ki. Fakat ondan sonra da tartışmalar kesilmedi, devam etti. İki gün sonra 8 kasım 1973’de, ölümünden bir buçuk ay önce (biliyorsunuz İnönü 25 aralık 1973’de vefat etti) İsmet paşa Senatoda bir kez daha söz aldı. Bu sefer biraz sert konuştu; ‘Arkadaşlar, bakın Adalet Partisi büyük bir parti, şimdiye kadar bir çok önemli görevler yaptı. Şimdi siz böyle bir partinin mensupları olarak hiç bir şey olmadan anayasayı değiştiriyor, anayasaya yeni bir yorum getiriyorsunuz. Bu yeni yorum sizi Adalet Partisini çok zor duruma düşürür. Partiyi bu olaydan dolayı savunamazsınız, bunun altında kalırsınız’ dedi. Böyle bir konuşma yaptı; tabii bu etkileyici ve biraz da sert bir konuşmaydı.

Ondan sonra sorun İsmet İnönü’nün dediği yönde çözüldü. Senato’daki tüm gruplar (milli birlik ve kontenjan grupları dahil) başkanlık divanında görev almaya devam ettiler. Bu İsmet İnönü’den, en son dinlediğim konuşmaydı ve en son anım. Unutamadığım bir anım. Düşünün 89 yaşında bir insanın tam bir devlet adamı, siyaset adamı, hayatının sonunun 1,5 ay öncesinde yani ölümünden 1,5 ay önce, senatoya, o kadar gruba söz söylemesi ve Senatoyu yönlendirmesi, konuşmalarındaki çok mantıki gerekçeleriyle. Ondan sonra zaten İnönü’yü ebediyete uğurladık 25 Aralık 1973 tarihinde.

***

Değerli Konuklar, Bayanlar ve Baylar,

 

Ben böylece konuşmamı bitiriyorum. İsmet İnönü gibi büyük bir siyaset adamı ve lider olan bir insan hakkında bana burada Pembe Köşk’te konuşma, daha doğrusu siyaset dersleri niteliğindeki anılarımı anlatma, sizlerle bu anıları paylaşma fırsatı verdiği için sayın Özden İnönü Toker hanıma tekrar teşekkür ediyorum; sizlere de beni sabırla dinlediğiniz için ayrıca teşekkür eder, saygılar sunarım.

 


KAPANIŞ (Özden İNÖNÜ TOKER)

“Ben teşekkür ederim. Eksik olmayın, hepiniz geldiniz. Değerli vaktinizi ayırdınız bize. Katkıda bulundunuz. Her zaman için bekleriz sizi. Ayrıca Sayın Ziya Gökalp Mülâyim; size çok teşekkür ederim. Hakikaten çok güzel, sırayla, tarih sırasına göre, hepimizin yaşadığı, babamın son zamanlarında politikada yaşanan olayları çok güzel anlattınız. Hatırlamış olduk hepsini. İsimleriyle, tarihleriyle. Çok teşekkür ederim. Hele babamın o son döneminde yaşananlar. Aslında çok da ilginç olan bir dönem son dönemi. Dediğiniz gibi çok yaşlı zamanında, 89 yaşında iken Ömer ağabey’imin uçağı kaçırıldığı zamanki olay ve diğer olayların hepsi çok ilginçti. Sağ olun. Hepinize tekrar teşekkür ederim.”


RESİMLER

Resim 1: CHP Giriş Töreni (16 kasım 1966)

 

Resim 2: 1969’da Partide Bayramlaşma

Ulus, 23 Temmuz 1970

Resim 3: İsmet İnönü’yü Pembe Köşk’te Ziyaret

 

Resim 4: 1971’de Partide Bayramlaşma

ULUS, 31 Mart 1971

Resim 5: CHP Genel Sekreterliğinden istifa eden
Bülent Ecevit’i Evinde Ziyaret

 

 

Resim 6: CHP Parti Meclisi Toplantısında
İsmet İnönü ile Görüşme


EKLER

Ek 1-  İSMET İNÖNܒNÜN, CHP “PARTİ YÜKSEK
                 DANIŞMA KURULU” İLK TOPLANTISINDA
                 YAPTIĞI KONUŞMA... (29 Ocak 1969)

“CHP Yüksek Danışma Kurulu’nun Değerli Üyeleri,

Partimizin Yüksek Danışma Kurulu’nun ilk toplantısını açıyorum.

Bu benim için çok şerefli bir görevdir. Hepinizi sevgi ile, saygı ile selâmlarım, çalışmalarınızın başarılı olmasını, Türk halkına refah ve mutluluk sağlamanın gerçekçi yollarını açmasını dilerim.

CHP eskiden beri ilme büyük saygı duymuş ve bilim adamlarının çalışmalarından yararlanmağa önem vermiş bir siyasî partidir. Bugün bu geleneğin devamı sayılabilecek bir tutum ve anlayış içinde yeni bir kuruluşu, Parti Yüksek Danışma Kurulu’nu, parti bünyesi içinde üst kademede faaliyete geçirmiş bulunmaktadır.

Çağımızın koşullarına ayak uydurmak isteyen milletler, bilim adamlarının çalışmalarına ve teknik ilerlemelere önem vermek, onları teşvik etmek ve memleket meselelerinin çözümünde ihtisaslarından yararlanmak zorundadır.

Bu zorunluluk, yalnız iktidarlar için değil, ciddi muhalefet partileri için de söz konusudur. İktidarda veya muhalefette, bir siyasî partinin yönetiminden asıl sorumlu olanlar, temel siyasî tercihleri yapmak durumunda bulunan politikacılardır.

Yani, partinin sorumlu yöneticileridir. Fakat, onların bu siyasî tercih kararlarını alırken gerekli bilgilerle teçhiz edilmeleri, teknik konularda aydınlatılmaları, memleket gerçeklerine uygun, isabetli ve tutarlı kararlar alabilmeleri için büyük önem taşır.

CHP olarak biz böyle bir yüksek bilim kurulunun çalışmalarını iki açıdan yararlı görüyoruz. Birincisi, iktidara geldiğimiz zaman gerçekleştireceğimiz “Temel Hedefler”in, XIX, Kurultayımızda verilen siyasî direktifler çerçevesi içinde gerçekleştirilme yollarının ve tedbirlerinin ayrıntılı olarak tesbiti ve programlaştırılması amacıyla çalışmalar yapılmasıdır.

İkincisi, CHP’nin ana muhalefet partisi olarak iktidarları daha iyi denetlemesini sağlamak, daha etkili bir muhalefet görevi yapmasını mümkün kılmak için gerekli teknik çalışmaların yapılmasıdır.

Çağımızda bütün dünyada iktidarların etkili bir biçimde denetlenmesi güçleşmiştir. Ülke sorunlarının gittikçe daha çok ihtisas isteyen konular haline gelmesi, ve onların çözümü için birbirinden çok farklı görüşlerin ortaya atılması, belirli bir çözüm yolunu seçen iktidar partisinin halkın yararına ve ülkenin çıkarlarına uygun hareket edip etmediğinin denetimini güçleştirmektedir.

Bu gerçeğin memleketimiz açısından da söz konusu olduğunu kabul etmemiz gerekir. Bu nedenledir ki, eskiden beri etkili bir muhalefeti ve iktidarın yakından denetlenmesini şerefli bir görev sayan CHP, bugün bu görevi daha da iyi yapabilmek için ilim ve ihtisas adamlarının çalışmalarına her zamandan fazla önem vermektedir.

Cumhuriyet Halk Partisinin etkin bir muhalefet yapmasını ve yaklaşan iktidar döneminde, onun halka hizmet yolunda başarılı olmasını sağlıyacak çalışmaları yapacağınızdan eminim.

Parti Yüksek Danışma Kurulu’nu saygı ile açıyorum.”

 


Ek 2- 1969 Seçim Bildirgesi Kapağı

 

Ek 3-  İsmet İnönü’nün CHP Yüksek Danışma Kurulu
                 Toplantısına Davet Yazası

 

 


Ek 4- Tarımda Düzen Değişikliği Kitabımın Kapağı (1970)

 

Ek 5-  İsmet İnönü’nün Profesörlüğe Yükselmemi
                 Kutlama Mektubu

 

 


Ek 6-  Genel Kurmay Başkanı ve Üç Kuvvet
                 (Kara, Deniz ve Hava) Komutanlarının Verdiği
                 12 Mart 1971 Muhtırası

“1- Parlamento ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatı ile yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk’ün bize verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve Anayasa’nın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.

2- Türk milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetler’in bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliği giderecek çarelerin partiler üstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek, mevcut anarşik durumu giderecek ve Anayasa’nın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkilap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir.

3- Bu husus süratle tahakkuk ettirilemediği takdirde Türk Silahlı Kuvvetleri kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak görevini yerine getirerek idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır”

Bilgilerinize...

 



[1]      Prof. Dr. Ziya Gökalp Mülâyim tarafından 22 Mart 2012 tarihinde Pembe Köşk’te verilen konferansın metnidir.

[2]      O zaman gazetelerde yazdığım yazılardan bazıları;

        - “Toprak Reformu ve Kooperatifler” Milliyet, 20 Haziran 1965

        - “Tarımda Gelir Vergisi” Milliyet, 26 Ekim 1965

        - “Vergi Açıklaması” Milliyet 15 Kasım 1965

        - “Dışarı Giden İşçiler ve Kooperatifleşme” Milliyet, 15 Ağustos 1966

        - “Ortamın Solu ve Tarım Politikamız” Forum, 1 Kasım 1966.

[3]      Sofya’ya bu uçak kaçırma nedeniyle birkaç gün sonra şehir eşkiyası nitelemesi ile Uğur Mumcu, Emil Galip Sandalcı, Erdal Öz ve Altan Özmen’den oluşan 4 kişinin yakalandığının duyurulması ise bu olayın trajı komik unutulmaz yönlerinden birisidir.

[4]      1961 Anayasasına göre (Madde 70), eski Cumhurbaşkanları, yaş kaydı gözetilmeksizin bağımsız olarak ömür boyu Cumhuriyet Senatosunun üyesi oluyorlardı. Eski bir Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü de Anayasanın bu maddesine göre Cumhuriyet Senatosunda tabii üye olarak bulunuyordu.