İSMET İNÖNÜ

ve

TEK DERECELİ

İLK SEÇİMLER

(1946–1950–1954–1957)

ÜZERİNE SEÇMELER

 

Hazırlayan: İlhan Turan

 

 

 

İnönü Vakfı

Aralık 2002 – Ankara

 

 

 

İnönü Vakfı

Şehit Ersan Cad. No: 14 Pembe Köşk Konut Sitesi

B – 1 Blok Daire: 5

06550 Çankaya – ANKARA

Tel: 0.312. 428 18 41

Fax: 0.312. 427 15 26

Web Site: www.ismetinonu.org.tr

Elektronik Posta: inonuvakfi@yahoo.com

 

Banka Hesap Numaraları:

Halkbank Çankaya Şubesi: 16665

Vakıfbank Kavaklıdere Şb: 2005568


 

İÇİNDEKİLER

 

İçindekiler ...

Sunuş – İnönü Vakfı Başkanı Özden Toker...

Önsöz – Çok Partili Düzen, Tek Dereceli Seçim ve İsmet İnönü – Şerafettin Turan ...

İki Dereceli ve Tek Dereceli Seçimler ile 1946–1957 Arası Seçim Yasalarında Yapılan Değişiklikler Hakkında Açıklayıcı Bilgi – İlhan Turan ...

Cumhuriyetin İlk Dönemi ile 1945–1950 Arasında Kurulan Siyasal Partiler ...

Hazırlayanın Notu ...

Kısaltmalar ...

 

 

 

 

 

ÇOK PARTİLİLİĞE GEÇİŞ ÖNGÖRÜLERİ

 

Halkın Kendi Kendini Yönetmesi

 

11.11.1938.. Cumhurbaşkanı Seçildikten Sonra Annesine Söyledikleri ...

29.05.1939.. CHP V. Kurultayını Açış Söylevinden ...

19.05.1945.. 19 Mayıs 1945 Gençlik ve Spor Bayramı Törenlerindeki  Hitaptan …

 

 

Çok Partililiğin Gerekliliği

 

08.07.1945.. İstanbul Hadımköy’de Üst Düzey Komutanların Katıldığı Bir Toplantıdaki Söylevden  ...

09.07.1945.. Dolmabahçe’de Üst Düzey Katılımlı Bir Toplantıdaki Söylevden …

 

 

 

 

İLK TEK DERECELİ SEÇİMLER VE ÇOK PARTİLİ YAŞAMIN OTURTULMA SANCILARI

 

 

Tek Dereceli Seçimlere Geçiş ile Halkın ve Partinin Hazırlanması

 

17.04.1946.. “İlköğretimde Çalışmalarımız” Başlıklı Makaleden …

03.05.1946.. Eskişehir Halkevi’ndeki Söylevden …

06.05.1946.. Akşehir Halkevi’nde Seçimlere İlişkin Konuşmadan ...

10.05.1946.. CHP II. Olağanüstü Kurultayını Açış Söylevinden  ...

19.05.1946.. 19 Mayıs 1946 Gençlik ve Spor Bayramı Törenlerindeki Hitaptan ...

24.05.1946.. Erzincan Halkevi’ndeki Söylevden  …

25.05.1946.. Kars Halkevi’ndeki Söylevden ...

29.05.1946.. Erzurum Halkevindeki Konuşmadan …

29.05.1946.. Trabzon Halkevi’ndeki Söylevden ...

02.06.1946.. Trabzon Halkevi Tarafından Düzenlenen Müsamerede  Yapılan Konuşmadan …

 

1946 Seçimleri

 

…….    1946..    “Seçim Devri”  Başlıklı Makaleden ...

12.07.1946.. 1946 Genel Seçimleri Dolayısıyla Yayınlanan “Millete Beyanname”den ...

24.07.1946.. 1946 Genel Seçimlerinden Sonra Yayınlanan “Millete  Beyanname”...

11.10.1946.. Hatay’da Demokrat Parti Yöneticileriyle Görüşmede  Söyledikleri ...

 

 

Çok Partili Yaşamın Oturtulma Sancıları ve Yapıcı Misyon

 

14.05.1947.. British United Press Ajansı’nın Avrupa Genel Müdürü Virgil M. Pinkley ile Yapılan Söyleşiden …

11.07.1947.. 12 Temmuz Beyannamesi ...

26.09.1947.. Samsun Halkevi’nde …

17.11.1947.. CHP VII. Büyük Kurultayını Açış Söylevinden ...

26.10.1948.. Ankara Beypazarı’nda Cumhuriyetin 25. Yıldönümü Dolayısıyla Yapılan Konuşmadan …

27.10.1948.. Ankara Polatlı’da Cumhuriyetin 25. Yıldönümü Dolayısıyla Yapılan Konuşmadan …

03.08.1949.. İzmir Hisarönü Kahvesindeki Konuşmadan ...

07.08.1949.. Manisa Söylevinden ...

07.08.1949.. Manisa Kırkağaç Söylevinden ...

08.08.1949.. İzmir Bergama Konuşmasından ...

08.08.1949.. İzmir Dikili Konuşmasından …

11.08.1949.. İzmir Belediyesinin Düzenlediği Toplantıdaki Söylevden ...

13.08.1949.. İzmir Bayındır Konuşmasından ...

15.08.1949.. İzmir Ödemiş Söylevinden ...

15.08.1949.. İzmir Tire Konuşmasından ...

16.08.1949.. Aydın Söylevinden ...

17.08.1949.. Muğla Söylevinden ....

18.08.1949.. Denizli Söylevinden ...

18.08.1949.. Aydın Nazilli Konuşmasından ...

19.08.1949.. Aydın Kuşadası Konuşmasından ...

21.08.1949.. İzmir’de Sendikalar ve Spor Kuruluşlarının Düzenlediği Toplantıdaki Söylevden ...

 

 

1946 Sonrasına Toplu Bakış

 

01.10.1949.. Dolmabahçe Basın Toplantısından …

 

 

1950 DÖNÜMÜ

 

 

1950 Seçimleri ve Temel Vurgular

 

24.03.1950.. 1950 Genel Seçimleri Dolayısıyla Ankara Polatlı’daki İlk  Seçim Konuşmasından …

26.03.1950.. Ankara Kırıkkale Söylevinden …

26.03.1950.. Erdal İnönü’ye Mektuptan ...

28.03.1950.. Ankara Beypazarı Konuşmasından …

31.03.1950.. Malatya Konuşmasından …

03.04.1950.. Adana Halkevi Söylevinden … 

05.04.1950.. Konya Konuşmasından …

18/25.04.1950.. Erdal İnönü’ye Mektuplardan ...

04.05.1950.. İzmir’de Gazetecilerle Seçimler ve Seçim Sonucu Olasılıkları Üzerine Sohbetten …

05..05.1950.. İzmir Cumhuriyet Meydanındaki Söylevden …

06.05.1950.. Manisa Konuşmasından …

06.05.1950.. Manisa Akhisar Konuşmasından …

06.05.1950.. Balıkesir Konuşmasından ...

07.05.1950.. Çanakkale Biga Halkevi’ndeki Konuşmadan ...

08.05.1950.. Bursa Halkevi Söylevinden …

09.05.1950.. Kocaeli Konuşmasından …

10.05.1950.. İstanbul Taksim Meydanındaki Söylevden …

 

 

İktidar Sonrası Temel Değerlendirmeler ve Ana Muhalefete Geçiş

 

22.05.1950.. Erdal İnönü’ye Mektuptan ...

23.05.1950.. Şükran Borçlarım Başlıklı Makaleden ...

24.05.1950.. CHP Genel Başkanlığını Fiilen Yürütmeye Başlaması Dolayısıyla Yayınladığı Bildiri …

25.05.1950.. Erdal İnönü’ye Mektuptan ...

28.05.1950.. CHP Divanında Yapılan Konuşmadan …

…………….…… “Hayat Hikayemin Özeti”nden ...

29.06.1950.. CHP VIII. Büyük Kurultayını Açış Konuşmasından ...

03.07.1950.. CHP VIII. Büyük Kurultayı Kapanış Konuşmasından ...

 

 

Yerel Seçimler ve 1950 Dönümünün Ara Dökümü

 

28.08.1950.. 1950 Belediye Seçimleri Dolayısıyla Yapılan Radyo  Konuşmasından ...

09.10.1950.. 1950 Ankara İl Genel Meclisi Seçimi Dolayısıyla Ankara Radyosunda Yapılan Konuşmadan ...

 

 

1951 Ara Seçimleri

 

22.08.1951.. Halkevlerinin Kapatılması ve 1951 Ara Seçimleri Dolayısıyla Düzenlenen Basın Toplantısından ...

10.09.1951.. 1951 Ara Seçimleri Dolayısıyla Ankara Radyosunda  Yapılan Konuşmadan ...

12.09.1951.. 1951 Ara Seçimleri Dolayısıyla Ankara Radyosunda  Yapılan Konuşmadan ...

 

 

1954 SEÇİMLERİ

 

1950 Sonrası Ekonomik – Siyasi Gelişmelere Dair Kapsamlı Eleştiriler

 

09.04.1954.. 1954 Genel Seçimleri Dolayısıyla Malatya’daki İlk Seçim  Söylevinden ...

13.04.1954.. İstanbul Söylevinden ...

15.04.1954.. Balıkesir Söylevinden ...

16.04.1954.. İzmir Söylevinden ...

18.04.1954.. Mersin’de Olaylı Geçen Konuşma ...

16.04.1954.. Niğde Konuşmasından ...

22.04.1954.. Kayseri Konuşmasından ...

23.04.1954.. Sivas Konuşmasından ...

26.04.1954.. Ankara Radyosundaki Söylevden ...

 

1957 SEÇİMLERİ

 

 

Seçimlerde Muhalefet Partilerinin İşbirliği Girişimleri Üzerine

 

09.09.1957.. CHP XIII. Kurultayını Açış Konuşmasından ...

18.09.1957.. CMP Olağanüstü Büyük Kongresinde Yapılan  Konuşmadan ...

19.09.1957.. CHP–CMP–HP Arasındaki İşbirliğine Dair Demeçten ...

20.09.1957.. Seçimlerde CHP’nin Tutumuna İlişkin Basın Toplantısından ...

 

 

 

Seçim Koşullarının 1950 ve 1954’ten Farklılıkları ve Nisbi Temsil

 

21.09.1957.. 1957 Genel Seçimleri Dolayısıyla Malatya’daki İlk  Seçim Söylevinden ...

22.09.1957.. Elazığ Söylevinden ...

03.10.1957.. Erdal İnönü’nün Düğününde Gazetecilerin Sorularına  Yanıtlardan..

11.10.1957.. Trabzon Konuşmasından ...

 

 


Tek Parti Yönetimine Dönüş Eğilimine Karşı Çıkış

 

12.10.1957.. Rize Konuşmasından ...

13.10.1957.. Giresun Konuşmasından ...

 

 

 

Rejim Bunalımı ile Ekonomik Bunalım Arasındaki Bağ

 

14.10.1957.. Samsun Konuşmasından ...

 

 

 

1946 Seçimleri ile Sonrasını Değerlendirme ve “İktidar Müptelalığı” Üzerine

 

16.10.1957.. Konya Söylevinden ...

 

 

 

Enflasyonist Politikalara Karşı Planlama – Kalkınmanın Gerekliliği, Dinin Siyasete Alet Edilmesine Karşı Çıkış

 

17.10.1957.. Kırklareli Babaeski Konuşmasından ...

17.10.1957.. Kırklareli Konuşmasından ...

18.10.1957.. Edirne Söylevinden ...

19.10.1957.. Tekirdağ Konuşmasından ...

 

 

 

Seçim Emniyeti, Basın Hürriyeti, Nisbi Temsil

 

20.10.1957.. İstanbul’da Düzenlenen Basın Toplantısından ...

20.10.1957.. İzmir Söylevinden ...

 

 

 

27 Yılın Hesabı.. “Hakikatte Atatürk’ten Sormak istedikleri Hesabı Benden Soruyorlar”

 

22.10.1957.. Balıkesir Söylevinden ...

22.10.1957.. Ankara’da Düzenlenen Basın Toplantısından ...

 

 

 

Seçimler Sırasındaki Gelişmeler ve  Son Döküm

 

28.10.1957.. Seçim Gecesi 01.30’da CHP Genel Merkezinde Basına  Verilen Demeçten ...

04.12.1957.. 5. Menderes Hükümeti Programı Dolayısıyla TBMM’de  Yapılan Konuşmadan ...

 

 

Kaynakça ..

Sözlük..

 

 

 

 

SUNUŞ

 

İnönü Vakfı’nın amaçlarının başında İsmet İnönü’nün yaşadığı zaman aralığında, özellikle onun katkısı ile ve Türk toplumunu etkilemiş olayların, gelişmelerin ve değişimlerin araştırılması,  duyurulması gelmektedir.

Vakıf bu amacı gerçekleştirmek için Pembe Köşk’ün halkın ziyaretine açık olduğu dönemlerde, güncel konuları seçerek sergiler düzenlemektedir.

Bu sene 29 Ekim 2002 Cumhuriyet Bayramının hemen arkasından gelen 3 Kasım 2002 Milletvekili Seçimlerini göz önüne alarak, “İsmet İnönü ve Tek Dereceli İlk Seçimler” sergisini gerçekleştirdik.

Bilindiği gibi Türkiye’de 1924 ve 1930’da kurulan iki parti dışında, çok partililiğe 1945 yılında geçilmiştir. Bu geçiş ile birlikte iktidar ve muhalefet olmanın ön koşulunu oluşturan seçimlere ilişkin yasal düzenlemeler de tam bir hızla Türkiye’nin siyasal yaşamında ve tartışmalarında ilk kez önem taşımaya başlamıştır.

Aradan bu kadar uzun zamanın geçmesine rağmen hala güncelliğini koruyan çok partili düzen ve ilk seçimler konusundaki sergimiz büyük ilgi çekmiştir.

Bu nedenle meraklılara ve araştırmacılara bir kolaylık yapmak ve çalışmalarımızın devamlılığını sağlamak düşüncesiyle sergilenen belgeleri bir kitapçık haline dönüştürmeyi kendimize ödev bildik.

“Kulaktan dolma” denilen, yani bir gerçeğe dayanmayıp söylene söylene sanki gerçekmiş sanılan bilgiler çok yanıltıcı ve tehlikelidir.

Vakfımız Cumhuriyet tarihimizin yazılmasında yardımcı olmak gayesiyle bütün çalışmalarımızda olduğu gibi bu kitapta da hep gerçek olaylara ve onları yansıtan belgelere sadık kalmıştır.

                                                                              İnönü Vakfı Başkanı

Özden TOKER

 

 

 

 

 

 

ÇOK PARTİLİ DÜZEN, TEK DERECELİ SEÇİM VE İSMET İNÖNÜ

 

29 Ekim 1923’te TBMM Hükümetinin dayandığı sistemin Cumhuriyet olduğu açıklanırken Cumhuriyet kavramının Demokrasi ile eş anlamlı olduğu kanaatından hareket edilmişti. Nitekim Cumhuriyet’in daha ikinci yılında demokrasi’nin gereği olan çok partili siyasal yaşama geçme girişiminde bulunulmuştu. Ama ne bu ilk girişimle kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Partisi, ne de ondan ‘6’ yıl sonra Atatürk’ün öneri ve desteği ile kurulan Serbest Cumhuriyet Partisi uzun ömürlü olamamışlardı. Öte yandan milletvekilliği ve yerel seçimler de hep iki dereceli olarak sürdürülmüştü.

Tek parti sistemi, İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığının ilk yıllarından başlayarak değişikliğe uğramıştı. TBMM’de Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminden izin almaksızın serbestçe denetimde bulunulması ve eleştiriler yapılabilmesi amacıyla 1939’da Mustakıl Grup  adı verilen bir grup oluşturulmuştu. İkinci Dünya Savaşı’nın sona erdiği 1945’te de çok partili düzene geçilmişti. Bu dönüşümde, dış beklentilerin payı ne olursa olsun, asıl etkenin İsmet İnönü’nün kararlı tutumu olduğu yadsınamaz. Daha dünya savaşı sona ermeden Türkiye’nin bünyesine uygun demokrasi ilkeleri’nin uygulanıp rejimin geliştirilmesinden söz eden İnönü, Sanfransisko barış konferansı sürerken de, kurulacak ikinci partiyi koruyacağını ve büyük partinin onu ezmesine izin vermiyeceğini de vurgulamıştı. Milli Kalkınma Partisi (18 Temmuz 1945) ve arkasından Demokrat Parti (7 Ocak 1946), onun öncülüğünü yaptığı çok partili düzene geçme siyasetinin sonucunda kurulmuştu.

Partilerin sayısı çoğalınca 1947’de yapılması gereken milletvekili seçimleri öne alınmıştı. Ama seçim sistemi de değiştirilerek seçimlerin tek dereceli olması kabul edilmişti. Böylece uygulama dönemi başlamış, yeni sistemde ilk seçimlerin 21 Temmuz 1946’da yapılması kararlaştırılmıştı. Bundan böyle İsmet İnönü’yü artık öngördüğü sistemin uygulayıcısı, seçimlerin düzen içinde ve hakça yapılmasını sağlamaya çalışan bir devlet başkanı. bir ana muhalefet lideri olarak görmekteyiz. Sistemin oturması ve gelişmesi her şeyden önce halkın demokrasi ve seçimler konusunda bilgilendirilmesini gerektirdiğinden, İnönü’nün seçimler öncesinden başlayarak partisinin propagandasını yaparken, her fırsattan yararlanarak seçmenleri bilgilendirmeye, yöneticileri ve iktidarı uyarmaya da büyük önem verdiği görülmektedir.

İşte İlhan Turan’ın derlemesi İsmet İnönü’nün çok partili demokratik yaşamın benimsenip gelişmesi için harcadığı bu büyük çabayı gözler önüne sermektedir.

Okuyucu bu alanda ne kadar yol alındığını saptamaya çalışırken, seçimlerde karşılaşılan güçlüklerin değişip değişmediğini ve demokrasi anlayışında görüş birliğine varılıp varılmadığını da kendi kendine sorgulayacaktır sanırız.

Şerafettin TURAN *


 

 

İKİ DERECELİ VE TEK DERECELİ SEÇİMLER İLE 1946 – 1957 ARASI SEÇİM YASALARINDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER HAKKINDA AÇIKLAYICI BİLGİ *

 

1945 yılı ile birlikte çok partili yaşamın başlamasının ardından seçimlere ilişkin bir dizi yasa ve yasa değişikliği yapılmıştır. Ancak bu konunun geçmişi ve sözü edilen geçiş sürecindeki adımlar bugün yeterince bilinmemektedir. Bu nedenle aşağıdaki bilgiler önem taşımaktadır.

I.Meşrutiyet döneminde çıkarılmış bulunan İntihabı Mebusan Kanunu 1942 yılına kadar çeşitli değişikliklerle uygulanmış ve İki Dereceli Seçim sistemini içermiştir.  İki Dereceli ve çoğunluk esasına dayalı olan bu yasa sonrasında, 14  Aralık 1942 tarihinde kabul edilen Mebus Seçimi Kanunu ile değişik tarihlerde yapılan ara değişikliklerin derli toplu hale getirilmesi amaçlanmıştır. 1946 öncesindeki seçimlerde milletvekili seçimi için önceleri basit çoğunluk aranırken zamanla mutlak çoğunluk kaydı getirilmiştir.

İki Dereceli seçimlerde seçme hakkına sahip vatandaşlar (Birinci Seçmenler), yalnızca kendilerini temsil edecek İkinci Seçmenler’i seçmekte; İkinci Seçmenler ise ikinci etaptaki seçimlerde sandık başında oy kullanmaktadır. İki Dereceli seçim sisteminin geçerli olduğu dönemlerde, devlet yönetim sisteminin zayıflığı, dolayısıyla seçim örgütlenmesinin her tarafa ulaşamaması vb. etkenlerden ötürü kentlerin dışındaki yerleşim birimlerinde özellikle köylerdeki seçmenler, büyük yerleşim birimlerine giderek oy kullanmışlardır. Köylerden ilçelere ulaşım güçlükleri vd. faktörler nedeniyle Birinci Seçmenin oy verme süresi kimi durumda bir kaç haftayı bulmakta,  bu nedenle seçimler ikinci seçmenin oy verdiği nihai seçim gününden bir kaç ay önce başlayabilmektedir. İkinci seçmen ise bilinen seçim kronolojilerinde yer alan “seçim günü”nde oy kullanmaktadır.

Bu uygulama 1946 seçimleriyle birlikte yerini Tek Dereceli Seçimler’e bırakmıştır. Tek Dereceli seçim uygulaması, 5 Haziran 1946 tarihli Milletvekilleri Seçim Kanunu ile getirilmiş ve 21 Temmuz  1946 tarihindeki genel seçim ile sonraki bütün seçimler Tek Dereceli Seçim sistemi uyarınca yapılmıştır. Tek Dereceli seçimin önceki İki Dereceli seçimlerden en önemli farkı, seçme hakkına sahip seçmenlerin bütününün seçimlere katılımıyla tek etapta, tek bir günde yapılmasıdır. 1946, 1948, 1950, 1954 ve 1957 yıllarında çıkarılan ve/veya değişiklik yapılan seçim yasalarındaki çoğunluğa ilişkin hükümler ise yerini korumuştur.

Seçim yasalarında,1946’dan 1950 seçimlerine kadarki bütün değişiklikler, seçme – seçilme ile oy kullanma ve sayım yöntemlerinin bir önceki yasaya göre geliştirilmesine yönelik olmuştur.

İlk tek dereceli seçim olan 1946 genel seçimlerinde kullanılan oylar açık oy – gizli tasnif  yöntemi ile kullanılmış ve sayılmıştır. O dönemde bir çok siyasi tartışmaya yol açan açık oy – gizli tasnif yöntemi, 9 Temmuz 1948 tarihinde kabul edilen Milletvekilleri Seçimi Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkındaki Kanun hükümleri sonucunda, gizli oy – açık tasnif  yöntemi ile değiştirilmiştir.

9 Temmuz 1948 tarihli yasa hükümleri uyarınca; gizli oy – açık tasnif yanısıra Seçim Kurulu’nun bileşimi Belediye Başkanı ve Belediye Meclis üyeleri olmaktan çıkarılıp, siyasi parti temsilcileri ile meslek örgütleri temsilcilerini içerir şekilde genişletilmiştir.

16 Şubat 1950 tarihli Milletvekilleri Seçimi Kanunu ile getirilen değişikliklerin en önemlileri ise merkezi bir Yüksek Seçim Kurulu’nun oluşturulması ve böylece seçim işlerinin yerel idari organ ve kuruluşlardan özerk hale getirilmesi ve seçimlerin illerin en yüksek yargıcının başkanlığındaki bir seçim kurulu ile adli teminata kavuşturulmasıdır.

1950 yılında iktidarın değişimi ile birlikte ise, partizanca uygulamalar sonucu, yargıçların üzerindeki siyasi baskı, görev yeri değişikliği, emekli etme vb. uygulamalar nedeniyle yargı sistemi ve seçimlerde yargıç teminatı ilkesi zedelenmiştir.

İsmet İnönü’nün kitapta yer alan sözleri arasında bulunan 1946, 1950 seçimleri ve bu seçimlerin öncesinde çıkarılan ve daha sonra değişikliklerle geliştirilen seçim yasaları ile, 1954 ve 1957 yıllarında seçim yasalarında yapılan değişikliklere yönelik sözlerinin, bu açıklamalar ışığında değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.

İlhan Turan

 

 

 


CUMHURİYETİN İLK DÖNEMİ İLE 1945 – 1950 ARASINDA KURULAN SİYASAL PARTİLER

 

 


 

HALK FIRKASI

 09.09.1923

 10.10.1924 tarihinde, adını Cumhuriyet Halk Fırkası olarak değiştirdi.

 

CUMHURİYET HALK FIRKASI

10.10.1924 – 09.05.1935 tarihinde, adını Cumhuriyet Halk Partisi olarak değiştirdi.

 

TERAKKİPERVER CUMHURİYET FIRKASI

 1924, Ankara

 

SERBEST CUMHURİYET FIRKASI

 1930, İstanbul

 

LAİK CUMHURİYETÇİ İŞÇİ VE ÇİFTÇİ FIRKASI

 1931, İstanbul

 

MİLLİ KALKINMA PARTİSİ

 1945, İstanbul

 

DEMOKRAT PARTİ

              1946, İstanbul

 

SOSYAL ADALET PARTİSİ

 1946, İstanbul

 

LİBERAL DEMOKRAT PARTİSİ

 1946, İstanbul

 

ÇİFTÇİ VE KÖYLÜ PARTİSİ

 1946, Bursa

 

TÜRK SOSYAL DEMOKRAT PARTİSİ

 1946, İstanbul

 

TÜRKİYE SOSYALİST PARTİSİ

 1946, İstanbul

 

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ

 1946, İstanbul

 

TÜRKİYE İŞÇİ VE ÇİFTÇİ PARTİSİ

 1946, İstanbul

 

TÜRKİYE SOSYALİST EMEKÇİ VE KÖYLÜ PARTİSİ

              1946, İstanbul

 

YALNIZ VATAN İÇİN PARTİSİ

              1946, İstanbul

 

ERGENEKON KÖYLÜ VE İŞÇİ PARTİSİ

 1946, İstanbul

 

ARITMA KORUMA PARTİSİ

 1946, İstanbul

 

İSLAM KORUMA PARTİSİ

 1946, İstanbul

 

YURT GÖREV PARTİSİ

 1946, İstanbul

 

İDEALİST PARTİSİ

 1947, İstanbul

 

TÜRK MUHAFAZAKAR PARTİSİ

 1947, İstanbul

 

TÜRKİYE YÜKSELME PARTİSİ

 1948, İstanbul

 

MİLLET PARTİSİ

 1948, Ankara

 

 ÖZ DEMOKRATLAR PARTİSİ

 1948, Afyonkarahisar

 

SERBEST DEMOKRAT PARTİSİ

 1948, İzmir

 

MÜSTAKİL TÜRK SOSYALİST PARTİSİ

 1948, İstanbul

 

TOPRAK, EMLAK VE SERBEST TEŞEBBÜS PARTİSİ

 1949, İstanbul

 

MÜSTAKİLLER BİRLİĞİ

 1950, İstanbul

 

ÇALIŞMA PARTİSİ

 1950, Ankara

 

LİBERAL KÖYLÜ PARTİSİ

 1950, İstanbul

 

DEMOKRAT İŞÇİ PARTİSİ

 1950, İstanbul

 

BAĞIMSIZLAR SİYASİ DERNEĞİ

             1950, İstanbul

 

 

 



HAZIRLAYANIN NOTU

 

Bu kitap esasen “ilk seçimler” konulu olarak hazırlanmış, ancak çok partili yaşama geçişin konu ile doğrudan bağı olmasından dolayı, ilk bölümde çok partililiğe geçiş gerekliliğine işaret eden bazı seçmelere de yer verilmiştir.

1946, 1950, 1954, 1957 genel seçimleri ile bu tarihler arasındaki ara seçimlerle ilgili İsmet İnönü’den seçki olarak hazırlanan bu kitapta,* yalnızca belirtilen tarihlere ilişkin konuşmaları içeren birinci derecedeki metinlerden seçki yapılmış; ikincil (CHP il ve ilçe kongrelerine gönderilen mesajlar** vd.) metinler ise alınmamıştır.

İsmet İnönü’nün 1957 sonrası konuşmalarında bulunabilecek olan, tek dereceli ilk seçimler ve genel olarak Türkiye’nin siyasal süreçlerine ilişkin bir çok metin içindeki özel değiniler de yine bu kitabın kapsamı dışında tutulmuştur.

Bu “eksikler”e karşın, 1946, 1950, 1954 ve 1957 seçimlerine ilişkin birinci derecedeki ilgili metinlerin içinden seçki yapılmış olması itibarıyla kitabın özgün bir değer taşıdığı belirtilmelidir.

Kitapla ilgili belirtilmesi gereken diğer hususlar ise şunlardır:

İsmet İnönü’nün konuşmalarının özgün akışlarının izlenebilmesi ve metin içlerindeki alıntı kesikliklerinin anlaşılabilmesi için  metin başları ve sonları hariç, parantez içi noktalamalara (...) başvurulmuştur. Böylece, titiz okuyucu veya araştırmacılar için, burada yapılan seçmeler ile özgün metinler arasında karşılaştırma yapma ve bağlam oluşturma olanağı yaratılmıştır.

Ayrıca metinlerdeki dilin özgünlükleri korunmuş, herhangi bir değişiklik yapılmamış; az sayıdaki tekil harf veya sözcük ekleri ise köşeli parantez [ ] içinde belirtilmiş, gerekli bazı yerlerde ise sayfa altlarına açıklayıcı bilgiler eklenmiştir.

 

 

 

 

 

KISALTMALAR

 

İnönü Vakfı Arşivi: İVA

Demirbaş No: Dn

Adı geçen eser: age

Ulus Gazetesi : UG

Cumhuriyet Gazetesi: CG

Tasvir Gazetesi: TG

Ayın Tarihi: AT

Basın Yayın Umum Müdürlüğü: BYUM

Basın Yayın Genel Müdürlüğü: BYGM

Ülkü Millî Kültür Dergisi: ÜMKD

Çankaya Özel Kalemini Anımsarken: Ç.Ö.K.A

C. H. P. Yedinci Büyük Kurultayı : CHP Y.B.K.

Milli Şef İnönü’nün Hitabe, Beyanat ve Mesajları: M.Ş.İ.H.B.H.

Kemal Zeki Gençosman: K.Z.G.

Cumhurbaşkanı İnönü’nün Ege Seyahati: C.İ.E.S.

Baba İnönü’den Erdal İnönü’ye Mektuplar: B.İ.E.İ.M.

Muhalefetde İsmet İnönü–Konuşmaları, Demeçleri, Mesajları, Sohbetleri ve Yazılarıyla (1950–1956): M.İ.İ.K.D.M.S.Y. (1950–1956)

İsmet İnönü, Hatıralar: İ.İ.H.

Muhalefetde İsmet İnönü–Konuşmaları, Demeçleri, Mesajları, Sohbetleri ve Yazılarıyla (1956–1959): M.İ.İ.K.D.M.S.Y. (1956–1959)

 

 

 

 

 

 

ÇOK PARTİLİLİĞE GEÇİŞ ÖNGÖRÜLERİ

 

Halkın Kendi Kendini Yönetmesi

Çok Partililiğin Gerekliliği

 


Halkın Kendi Kendini Yönetmesi

 

Cumhurbaşkanı Seçildikten Sonra Annesine Söyledikleri

Haldun Derin; Ç.Ö.K.A. (1933–1951), sf. 141  ... 11Kasım 1938

Meclis’in 11 Kasım toplantısını, cumhurbaşkanı seçilen İnönü’nün söylevini Dolmabahçe’de radyodan izleyip dinliyoruz. Yeni cumhurbaşkanı, selefinin “fevkalade hizmetleri”ni andı. (...)

Meclis’ten Pembe Köşk’e, kendi evine dönen İsmet İnönü, annesi bayan Cevriye Temelli’nin odasına girmiş, onun elini öptükten sonra şöyle demişti: “Çok ağır bir vazife aldım üstüme. Ama, Türk milletini kendi kendini idare etmeye alıştıracağım.” Bunun öyküsünü kendisiyle ahbaplığı ilerletmekten başlı başına zevk aldığım Başhekim Dr. Zeki Hakkı Pamir’den dinleyecektim.

 

 

CHP V. Kurultayını Açış Söylevinden

M.Ş.İ.H.B.M.,Der: Kadri Kemal Kop,  sf.37 ... 29.05.1939

Siyaset hayatında tecrübe geçirmiş adamlar olarak, memleketimizin ihtiyacına ve bünyesine en uygun olan halk idaresi usulünü kemale erdirmek niyetindeyiz. Bu yolda temiz yürekle çalışıyoruz. Bizden sonra gelecek vatandaşlara milletimizin siyasî hayatında ilerlemiş bir seviye bırakmak başlıca emelimizdir.*

İyi bir halk idaresinin siyasî idarede ana ilkesini, her çeşit seçimlere halkın samimî olarak katılmasıyla, hükûmetin Büyük Millet Meclisinin faaliyetinde hakikî bir millet murakabesinin şüphe götürmez bir tarzda bulunması hususu ile hülâsa edebiliriz.

 

19 Mayıs 1945 Gençlik ve Spor Bayramı Törenlerinde Gençliğe Hitaptan

AT, BYUM, Sayı: 138, 131 Mayıs 1945, sf. 5153 ... 19 Mayıs 1945

Memleketimizin siyasî idaresi; Cumhuriyetle kurulan halk idaresinin her istikamette ilerlemeleri ve şartlariyle, gelişmeğe devam edecektir. Harp zamanlarının ihtiyatlı tedbirlere lüzum gösteren darlıkları kalktıkça, memleketin siyaset ve fikir hayatında demokrasi prensipleri daha geniş ölçüde hüküm sürecektir.

(...) Büyük Millet Meclisinin kudretli elinde olan millet idaresi, demokrasi yolunda olan gelişmesinde devam edecektir.

 

 

Çok Partililiğin Gerekliliği

 

İstanbul Hadımköy’de Üst Düzey Komutanların Katıldığı Bir Toplantıdaki Söylevden

İVA, Dn: 01972 ... 8 Temmuz 1945

Biz, demokrasi hayatını bütün şartlarile temin edeceğiz.

Bir de parti meselesi vardır. Bence bir karşı parti memlekette teessüs etmedikçe demokrasi cihazı tamamlanmış olmaz. Bu benim başvekilliğimden beri iltizam ettiğim bir cihettir. Yapamadık; bugün de yapamıyoruz. Benim edindiğim tecrübeler, politikada karşı parti ister şeklindedir. (...) Bizde karşı partiler fena şekillerde tecrübe edildi. Biz Türkler söze ve küfüre tahammül edemeyiz. Katil vak’alarının çoğu bu yüzdendir. Nasıl alıştıracağız. Bunun pratikten başka vasıtası yoktur. (...) Bu, zamanla efkâr[ı] umumiyenin telkin ettiği kaidelerle bir ölçüye varacaktır. Cemiyetin bu ölçüyü içinde yuvarlanarak kendi kendine bulmasından başka çare yoktur.

 

Dolmabahçe Sarayında Üst Düzey Katılımlı Bir Toplantıdaki Söylevden

İVA, Dn: 01973 ... 9 Temmuz 1945

Eh, şimdiye kadar parti tecrübeleri muvaffak olmadı. Ne kadar senede olur, bilmem. Yolu açık bırakacağım; ben varken ben, yoksam benden sonraki yapar. Yakın zamanda yahut önümüzdeki seçimde olur; bir gün teşekkül eder.

 

 

 

 

İLK TEK DERECELİ SEÇİMLER VE

ÇOK PARTİLİLİ YAŞAMIN OTURTULMA SANCILARI

 

Tek Dereceli Seçimler ile

Halkın ve Partinin Hazırlanması

1946 Seçimleri

Çok Partili Yaşamın Oturtulma Sancıları ve Yapıcı Misyon

 


Tek Dereceli Seçimlere Geçiş ile Halkın ve Partinin Hazırlanması

 

“İlköğretimde Çalışmalarımız” Başlıklı Makaleden

AT, BYGM,  Sayı: 149, 130 Nisan 1946, sf. 811 ... 17 Nisan 1946

Tek dereceli seçim yapmak ve milleti idare edecek olanları çoklukla takdir etmek yetkisi, vatandaşlara pek ağır sorumlar verir. Bu yetkinin vatana faydalı olarak kullanılması, kadın erkek, bütün vatandaşların, hiç olmazsa ilk öğretimlerinin tamam olmasına bağlıdır. Onun için, ilk öğretim, ve onun yapı, öğretmen ve devam gibi türlü meseleleri, millî varlığımızın temel meseleleridir. Bu meselede, partilerin, biribirimizin gayretini kesecek değil, destekleyip arttıracak surette hareket edeceklerini ümid ederim.

 

Eskişehir Halkevi’ndeki Söylevden

İVA, Dn: 03570 ... 3 Mayıs 1946

(...) bütün vatandaşları yeni bir imtihana hazırlıklı bulmak istiyorum. Önümüzdeki tek dereceli olarak yapacağımız seçimde bütün vatandaşlarımı seçim ödevine çağıracağım.

Bütün dünya meselelerinin tasviye olunacağı bu günlerde Türk milletinin kendi idaresine karşı olan vaziyeti nedir, Millî meseleler konuşulacağı bir zamanda karar ve idraki nedir. Önümüzde yapacağımız tek dereceli seçimle bunu bir defa daha bütün dünyaya ilân edeceğim.

(...) Yeni seçime hızla gideceğiz (...) Dış memleketler: (Türkiyenin alacağı karar nedir bir görelim) endişesine düşerlerse politika yapılamaz kanaatine vararak memleketi vazifeye davet ettim. Memleket, vatan ayrı ayrı her birimizindir. Orta çağlarda olduğu gibi memleket bir ferdin malı değildir. Her vatandaş malın sahibi, vazifenin sahibi ve mes’ulüdür. (...) Bir defa, bin defa tecrübe ettim, aldanmadım, onun için vazifeye çağıracağım.

(...). Fakat bu gün kurulan bir parti yarın iktidarı elde etmek hevesine kapılıyor, bu kadar aceleye lüzum yoktur. İnfial üzerine kurulan partilerin yapıcı rol oynamalarına imkân yoktur, yeni partilere geçenler içinde memnun olmayanlar vardır. Bazıları Toprak kanunundan muğber olduğu için bir kısmı filan yerde seçilmediği için girmiştir. (...)

Demokrasinin faideleri büyüktür. Yalnız iki hastalığının tehlikesine dayan[ıl]malıdır.

1) Demokrasi faidesini getirmeden önce mahzurunu getirir, önce nifak ve teşeddüt gelir, bu devreyi sükûnetle atlatmak gerektir.

2) Demokrasi bu günden yarına hemen inkişaf etmez, zaman ister, sabır ister, sabırsızların bu yolu takip etmesine imkân yoktur.

 

Akşehir Halkevi’nde Seçimlere İlişkin Konuşmadan

İVA, Dn: 01975 ... 6 Mayıs 1946

Akşehirliler; milletin takibettiği ve etmek istediği millî siyaseti meydana koyması için hükûmet adamlarının resmî beyanatı bazı zamanlar kâfi gelmez. Böyle zamanlarda milletin kendi iradesini açık surette belli ederek kararlı bir durum temin etmesi lâzımdır. Büyük seçim bize bu neticeyi verecektir.

 

CHP II. Olağanüstü Kurultayını Açış Söylevinden

İVA, Dn: 03578 ... 10 Mayıs 1946

Türk halk idaresinin yeni bir hamlesine karar vermeniz için sizi davet ettim: tek dereceli seçim meselesi.

Esasen, seçimi, tabiî olarak 1947 için düşünüyordu[k]. Dış ve iç politika gerekleri, memleket idaresini bir an önce kararlı kılmak mecburiyetini gösterdi. Dünyanın hali, geçen sene tahmin edebildiğimizden daha bulanık ve karanlık olarak, uzun bir sürünceme yolunu tutmuştur. Bu yolda, ne ihtimâller karşısında kalacağımızı kestiremiyoruz. Gelecek sene, bu ihtimâlleri, temsil müddeti bitmiş bir Büyük Millet Meclisi ile karşılamak gibi bir durumda bulunmaktan sakınmak isteriz. (...) Zaten, yeni Seçim Kanunu bir defa çıktıktan sonra, artık, Büyük Meclis, kendi temsil kudretinin zayıflığına kendisi hükmetmiş durumda kalacaktır. İçerde ve dışarda, hiçbir politika, otoritesinden şüphe edilen bir Büyük Millet Meclisi ile yürütülemez. (...)

Tek dereceli milletvekili seçimini, ilk defa tecrübe edeceğiz. Tecrübenin bize neler öğreteceğini şimdiden tahmin edemeyiz. Herhalde, yeni seçimin maksadı temin etmesi için, mümkün olan hazırlıkları yapacağız ve tedbirleri alacağız.

(...) Seçimin tek dereceli olması kadar ehemmiyetli olan nokta, vatandaşın serbest seçim yaptığına ve verdiği oyların muhterem ve masun tutulduğuna kanmış [inanmış] bulunmasıdır. İktidarda kalacaksak, veya kalmıyacaksak, bunun, ancak vatandaş oylarının çokluğu ile kararlaşmış olduğuna, hepimizin inanmamız lâzımdır.

Bu maksatla, bir sürü tedbir düşündük. Eski kanuna göre, eylül başında başlayıp ekim ortasında bitecek belediye seçimlerinin, mayısta başlayıp haziran başında bitirilmesi tedbiri de, bunlardandır. Bugünkü belediye meclisleri, büyük çoklukla, Cumhuriyet Halk Partisi üyeleridirler. Belediye meclisleri milletvekili seçiminde vazifeli olduklarından, yazın yapılacak genel seçimin, kendi partimizin eskiden seçilmiş üyelerinin elinde yapılmış olması ithamına düşmek istemedik. (...)

Seçim sandıklarını, köylere kadar götürmeğe çalışacağız. Kadın ve erkek seçmenlerin, tamamiyle ve kolaylıkla, oy sandıklarının başına gelmelerini, milletin iradesini belirtmek için, büyük çokluğun seçime katılmasına imkan vermek tedbiri saydık.

Seçim teftiş heyetlerine, mümkün olan yerlerde, karşı partilerin iştirâk ettirilmesini iltizam ediyoruz. (...)

İdare âmirlerinin, kanun dışında, seçime karışmaları ihtimali yoktur. Kanuna karşı hareket, idare âmirlerinin iktidarında değildir (bravo sesleri). Bizim içinse, memleket çokluğunun oylarının meydana çıkması, davânın temelidir. Bu sözlerim, seçim sırasında resmi vazifeli olan ve olmıyan bütün vatandaşlarıma, kanun hükümlerine dikkatle riayet için bir tebliğdir. Bununla beraber, idare âmirlerinin kanunca vazifelerini yaparken, müdahale ettikleri tehdidi ile yıldırılmalarını ve ürküntüye düşürülmeğe çalışılmasını da, tasvip edemeyiz (bravo sesleri).

(...) Bütün bu mülâhazalardan sonra, şunu da açık olarak söyliyeyim ki, vatandaş oylarını kazandığımız yerde, haksız ve kanunsuz hareket ettiğimiz; ve kaybettiğimiz yerde, lâyık olduğumuza uğradığımız propagandasından da, ürkmiyeceğiz (alkışlar). Serbest ve samimî bir seçim, hedefimizdir. Kazanırsak vazifemizi yapmakta devam edeceğiz. Seçimi kaybedersek, karşıya geçerek, fikirlerimizi ve siyasetimizi savunmağa çalışacağız (bravo sesleri); ve bu yolda da, iktidara karşı dost kalarak, onun muvaffakıyetlerini ve hizmetlerini takdir ve teşvik etmekten zevk alacağız (şiddetli alkışlar).

Büyük Kurultay, tek dereceli seçim için karar verdikten sonra, benim “Değişmez Genel Başkan” vasfım üzerinde de, bir karar almağa davet olunacaktır.* Teklif, benimdir; ve şudur: her büyük seçimden önce, Büyük Kurultay, partimizi seçime götürecek olan başkanı tâyin edecektir. Arkadaşlarımın, bana muhabbetlerini bilirim. Ancak, bir büyük Partinin çalışmasında, birinci derecede tesirli olan adamın, yine Parti tarafından değiştirilmek imkânının, esas kaide olarak kabul edilmesinde, gelecek için iyi bir teminat görürüm. Halk idaresinde, herkesin, serbest oyların tesirinde bulunması[nı], bir örnek olarak geleceğe devretmekten zevk alacağım (bravo sesleri ve sürekli alkışlar). (...)

(...) Devlet başı, milletvekilleriyle beraber seçilir; ve onlarla beraber düşer. Biz de, bu usulün, ihtiyaçlarımıza uygun olduğuna inanıyoruz. Seçimi kaybedersek, kazanan partinin başkanının, devlet başı olmasını tabii göreceğiz; ve onu, samimi bir hürmetle karşılıyacağız. Seçimi kazanmış olan partinin, başkanını değil, üyelerinden birini, devlet başı seçmesi, onun, daha kuvvetli arkadaşlarının tesirine mahkûm olmasını intaç edebilir. Sanırım ki, bu, daha büyük [bir] mahzurdur (çok doğru sesleri). Devlet reisinin, partiler dışında olması tezi üzerinde durmak istersek, Anayasayı değiştirmeliyiz. Cumhurbaşkanı, milletvekillerinden başka bir seçime, başka bir müddete tâbi olmak, ve bugün olduğundan daha başka yetkileri bulunmak gerekli olur. Bu kaideyi kabul etmiş olan memleketlerde, hal böyledir.

Zamanın, bizde de ne ihtiyaçlar meydana çıkaracağını kestiremeyiz. Belki bizde de, bir gün, Cumhurbaşkanı Seçimi için, Anayasada değişiklik lüzumu ileri sürülecektir. Bu, gelecek nesillerin işidir. Ben, daha geniş müddetli ve yetkili bir devlet reisi olmak tekliflerine karşı koyacağım. Bunu, benden sonra geleceklerin işi sayarım. Benden sonra geleceklere de bugünkü tertibin bünyemize uygun olduğunu söylemekte ısrar ederim (şiddetli alkışlar).

Herhalde, ben ölünceye kadar, çalışmalarımıza bu kadar vefalı bir yardım, ve kusurlarıma bu derece tahammül ve hoşgörürlük bağışlamış olan Cumhuriyet Halk Partisinin üyesi olarak kalacağım; (bravo sesleri, şiddetli ve sürekli alkışlar); ve kabul ettiği müddetçe, Başkanı olarak, onun siyasetine hizmet edeceğim (şiddetli alkışlar). Benim parti başından çekilmemi, Cumhuriyet Halk Partisinin zayıflatılması için tesirli bir çare görüp de, bu maksadı saklıyarak, propaganda yapanların fikirlerini tahlil etmekten sakınıyorum.

Sayın Üyeler

Partimizin programı sınıf esası üzerine cemiyet kurulmasını menetmiştir. Bu maddenin kaldırılmasını, tetkik edeceksiniz. Biz, kendi programımızda, sınıf mücadelesini istemiyen ve sınıf menfaatleri arasında ahenk arıyan esasta kalacağız. Vatandaşlardan, sınıf menfaatleri üzerine cemiyet ve parti kurmak istiyenlere, kanun yolu ile, mâni olmıyacağız. Bizim, kanun yoliyle de menetmeğe çalışacağımız cemiyet ve partiler, kökü dışarda, yâni yabancı âleti olan cemiyet ve partiler ve onlardan mülhem olanlardır (Sürekli alkışlar). Bunun gibi, dini siyasete alet eden cemiyet ve partilere de kanun yolu ile karşı koymakta devam edeceğiz (şiddetli ve sürekli alkışlar).

Bir de, Partimizin Meclisteki Müstakil Grupu için karar vermenizi isteyeceğiz. Memlekette, partimize karşı çalışma olmadığı zamanlarda, bir teminat cihazı olarak düşündüğümüz Müstakil Grupa, bugünkü siyasî gelişmeler karşısında, lüzum kalmadığını sanıyoruz.

(...) Hulâsa edeyim:

A – Tek dereceli seçim hakkında karar.

B – Parti Başkanlığının, dört senede bir seçime tâbi olması.

C – Cemiyetler Kanununda bazı yasakların kaldırılması.

Ç – Büyük Mecliste bulunan, partinin Müstakil Grupu hakkında karar verilmesi.

D – Genel İdare Kurulunun seçilmesi.

(...) Nihayet, Türk Milleti bizim eksiklerimizi ve kusurlarımızı da, şimdiye kadar denemiş, öğrenmiştir. Yeni seçimde aziz milletimizin, bizi bir bütün olarak göz önüne almasını dileriz. Büyük milletin her kararı yürekten makbulümüzdür (bravo sesleri, ayakta şiddetli ve sürekli alkışlar).

 

19 Mayıs 1946 Gençlik ve Spor Bayramı Törenlerinde Gençliğe Hitaptan

ÜMKD; Cilt: 10, Sayı: 113, 1 Haziran 1946, sf. 1 ... 19 Mayıs 1946

Bugünlerde, tek dereceli milletvekili seçimi gibi, tarihimizin büyük bir hâdisesini daha göreceksiniz. Günlük siyaset akımları içinde basit görünen bu olay, iyi biliniz ki, hür milletin serbest iradesiyle kendi kaderine hâkim olduğunu belirtecek yeni bir devrimdir.

 

Erzincan Halkevi’ndeki Söylevden

İVA, Dn: 03572 ... 24 Mayıs 1946

Nazarı dikkatînizi celbederim, tek dereceli seçim yapacağız. (...) Memleketin her köşesini görüyorum. Daha birçok yerlerde yarı kapalı bulunan kadınlarımızın sandık başına gelerek memleketin mukadderatı için rey vermeleri lâzımdır. Bunun ne demek olduğunu anlıyorum. Sözümü anlıyorsunuz değil mi arkadaşlar? Böyle iken, bunları bildiğim halde, memleketi her köşesiyle yakından tanıdığımız halde, yine tek dereceli seçimi kabul ediyoruz. Kabul ediyoruz, çünkü bütün dünyaya, Türk milletinin henüz yetişmemiş olduğunu farzettiremeyiz. (...)

(...) Yani bir süs olarak yapmıyorum. Anlıyor musunuz arkadaşlar?

 

Kars Halkevi’ndeki Söylevden

İVA, Dn: 01976 – 03574 ... 25 Mayıs 1946

Seçimi kazanırız, kaybederiz, umurumda değildir.

 

Trabzon Halkevi’ndeki Söylevden

İVA, Dn: 03579 ... 29 Mayıs 1946

Arkadaşlar, (...) iktidarı müstakar, kararlı hale getirmek lâzımdır. (...) Türkiye’nin menfaatlerini müdafaa edecek, koruyacak mesul hükûmetin  milletin serbest iradesi ile tâyin edilmiş olması müstaceldir. (Alkışlar). Onun için süratle biz belediye seçimlerini daha evvele almak, kanunlar çıkarmak, bunların hepsi esas kararın tatbikatına ait meselelerdir.

 

Trabzon Halkevi Tarafından Düzenlenen Müsamerede Yapılan Konuşmadan

UG, 2 Haziran 1946

İlk defa içine girdiğimiz tek dereceli seçimin tecrübesizliklerini, teşkil ve tertip eksiklerini görmeğe başladık. Birtakım eksiklerin ortaya çıkmış olmasının üzüntüsünü gözlerimizde büyütmemeliyiz. Demokraside bunlar, her memleketin geçirdiği merhalelerdir. Elverir ki seçimde oylar hakikaten serbest ve masun olsun, bu esas, şüphe götürmez bir surette temin olunmuştur. Teşkilât eksiklerinin tecrübeye göre düzeltilmesi ve tamamlanması tabiî bir şeydir. Milletvekili seçiminde daha ileri tertipleneceğimizi ümit ediyorum ve milletvekili seçiminin vatandaşlarım için büyük ehemmiyet taşıdığını görmekten seviniyorum.(...)

(...) Toprak bütünlüğünü, millet bütünlüğünü ve memleket idaresinin millet iradesine dayanması esaslarını sağlam ve sarsılmaz tutmakta bizim dikkatimiz daima uyanık olacaktır.

(...) Her zaman söylediğim gibi, milletimizin kararını ve iradesini güvenle ve saygı ile karşılıyacağız.

 

 

1946 Seçimleri

 

 “Seçim Devri”  Başlıklı Makaleden*

İVA, Dn: 03594 ... Belgede tarih bulunmamaktadır.

(...) İnkılâp dediğimiz her büyük reformun ilk devresinde rastgeldiğimiz ruhî mukavemetler, tek dereceli seçimin kabulünde kısa sürmüştür. (...) Mühim olan nokta seçimin, vatandaşın ruhuna emniyet ve sükûn vermesidir. Bunun birinci şartı, seçimin hakikaten serbest ve masun olarak cereyan ettiğine vatandaşın inanmasıdır. Seçimde vatandaşı serbest oydan alıkoyacak veya onun serbest oyuna hiyle karıştıracak herhangi bir marifet, hepimiz için utanılacak bir ayıptır ve asla affolunmıyacak bir haksızlıktır. Benim bu kanaatimin, vatandaşlarım tarafından açıkça bilinmesini isterim.

Bunun kadar mühim olan bir nokta da, doğru bir seçimin, serbest ve yolunda yapılmadığını, kasdî olarak bir yıldırma vasıtası gibi kullanmaktır. Bir çok yerde, daha yarı kapalı ve umumiyetle mahcup vaziyette bulunan kadınlarımız oy sandığı başına geldikleri vakit, her partide bulunabilecek taşkınların türlü tecavüzlerine maruz kalırlarsa, mâsum vatandaşlar üzerine en fena tazyik yapılmış olur. Bunun gibi, herhangi bir partinin mensupları, oy sandığından aleyhlerine rey çıkacağını sandıkları zaman, her şeyin yolsuz ve kanunsuz olduğu yaygarasını, tahakküm vasıtası yapabilirlerse, vatandaşın serbest iradesinden bahs olunamaz. Görülüyor ki, seçimde vazifeli olan bütün memurlar, kanunun kendilerine verdiği vazifeleri yapmak için hiç bir propagandadan, hiç bir maddî veya manevî tazyikten asla fütur getirmiyerek, serbest oy ve her oyun masuniyeti uğrunda tam bir enerji ile ve bütün selâhiyetle hareket etmeğe mecburdurlar. (...) Türk milletinin serbest iradesini, seçime musallat olmak istiyecek cüretlilerin oyuncağı haline getirmek, Türk milletinin haysiyetine yakışmaz.

(...) Herşeyin kanunî bir yolda, milletin serbest iradesini tecelli ettirmesi halinde de yine yer yer kaybedenlerin, tek başına veya topluca, seçimlerin bozuk olduğunu iddia etmeleri mümkündür. Hiç bir millet, tasmim olunmuş veya sonradan tevessül olunan haksız iddialardan kurtulmanın çaresini bulamamıştır. Hususile ilk seçimde, bizim başımıza bu hal daha çok gelecektir. Fakat, bunun ehemmiyeti yoktur. Haksızların gürültüsünü, ne olursa olsun tatmin etmeğe çalışmak, milletin iradesini haksızlara teslim etmek demektir. Böyle bir şeyi, Türk milleti hiç yapamaz. Bütün şikâyetler, nihayet, milletin vicdanında bir hükme bağlıdır. Vatandaşlar oy verdikleri zaman, bütün şikâyetler karşısında seçimlerin rızalarına mı dayandığını, haksızlık mı yapıldığını ayırdederler. (...) Bütün partilerce, milletin serbest reyini kazanmaktan başka çare olmadığını sükûnetle anlamış olduğumuzu ve anlıyacağımızı ümit ederim. (...) Bunları vatandaşlarıma söylerken, kendi partimdeki bütün arkadaşlarıma da fikirlerimi söylemiş oluyorum.

 

1946 Genel Seçimleri Dolayısıyla Yayınlanan

“Millete Beyanname”den

ÜMKD; Cilt: 10, Sayı: 116, 18 Temmuz 1946, sf. 13 ...12 Temmuz 1946

Türlü tenkidlerin ortaya döküldüğü bu zamanda, hoşa gitmiyecek olayların üstüne kendimi çıkararak, sevinç duygulariyle seçimi bekliyorum. Yeni seçimin, bütün vatandaşların iştiraki ile tek dereceli olarak yapılması, milletimiz için büyük muvaffakıyettir. Bu merhale, bizim aziz dileğimizdi. Bu, bizim, uzun senelerdenberi sebat ile üzerinde yürüttüğümüz bir programın neticesidir. (...) ikinci cihan buhranı bitmeden, 1945 ilk baharında silahların bırakılmasiyle beraber, memlekette demokrasinin bütün icaplarının gerçekleştirileceğini ilân ettik.

(...) adalet mekanizmasının ehem[m]iyeti[nin] yeni siyasî hayatımızda en öne çıkmış olduğunu görüyorum. Hürriyet ve demokrasi hayatında vatandaş şerefinin masun kalması ve Devlet kanunlarının şaşmadan ve aksamadan işlemesi, yargıçlarımızın dirayet ve adaletine kalmıştır. Bundan dolayı, adalet mekanizmasının kolay işler bir hale gelmesi için alınacak tedbirler en önde gelecektir. (...) Seçimin sinirli devrinden geçip, huzura ve feyizli çalışmaya kavuşmamız, millî iradenin tecellisi ile temin olunacaktır. Bu iradenin hakiki ve temiz bir surette meydana çıkması, hepimizin müşterek muvaffakıyetimiz, kanuni vazifemiz ve şahsi şerefimiz olacaktır. (...) Milletin rızasiyle tayin olunmıyan iktidar mevkiinin hiçbir kıymeti ve hiçbir meşru tarafı yoktur. Bunun gibi, milletin rızası meydana çıktıktan sonra, bunu kıymetten düşürmek için yapılacak propagandanın ve gösterilecek maddi veya manevi mukavemetin de hiç bir ehem[m]iyeti olmıyacaktır. Göstermeğe çalışıyorum ve yorulmadan tekrar ediyorum ki, dâvanın esası seçimde milletin serbest iradesinin meydana çıktığına milletin kendisinin inanmasıdır.

 

1946 Genel Seçimlerinden Sonra Yayınlanan “Millete Beyanname”

ÜMKD; Cilt: 10, Sayı: 117, 1 Ağustos 1946, sf. 1 ... 24 Temmuz 1946

Vatandaşlarıma,

Yeni seçim sona ermiştir.* Türk milleti kadın ve erkek seçmenlerin büyük nispette iştiraki ile milletvekillerini seçmiştir. Yeni Büyük Millet Meclisinin muhtelif partililerden ve bağımsızlardan kurulmuş olması vatanımız için büyük muvaffakıyettir. Milletimizi yürekten tebrik ederim. Şimdi Türkiye’nin millî hayatında yeni bir devre giriyoruz. Her şeyden evvel seçim zamanının sinirli sözlerini karşılıklı bağışlıyarak ve unutarak vatanda huzur, çalışma devrinin açılması ilk vazifedir. Büyük Meclisteki çalışmalarda ise karşılıklı saygı içinde olarak fikir ayrılıklarını vatan için yapıcı bir şekilde ayarlamak gelecek vazifemiz olacaktır. İktidar ve karşı partilerinin Büyük Mecliste, belediyelerde ve basın âleminde bir arada verimli olarak çalışabilmelerinin milletçe imtihanını vereceğiz. Bu imtihanın muvaffakıyetle verilmesi bugünkü ve gelecek nesiller için çok feyizli olacaktır. Vatandaşlarımın arasında dostluğun bozulmaması için bütün dikkatimizi kullanacağız. Yeni Büyük Millet Meclisinin, aziz memleket ve milletimize kıymetli hizmetler başarmasını dilerim.

 

Hatay’da Demokrat Parti Yöneticileriyle Görüşmede Söyledikleri

TG, 11 Ekim 1946

Cumhurbaşkanı (...) şu sözleri söylemiştir:

“Seçimler sırasında asaplar gerginleşmiş ve parti mensupları arasında birbirlerini incitecek hâdiseler olmuştur. Fakat bugün iktidar partisinin mülayim hareket etmesi ve olan bitenleri unutması gerektir. Bir gün Demokrat Parti iktidar mevkiine gelirse onların da mülâyim olmaları lâzımdır. Şunu da ilâve edeyim ki yakın arkadaşlarım tarafından kurulan Demokrat Parti memlekette bugün taazzuv etmiş ve tutulmuştur.”

(...) Cumhuriyet Halk Partisi Hatay bölgesi müfettişine hitaben Cumhurbaşkanımız (...) şu direktifi vermişlerdir: “D.P. nin bütün çalışmalarını kolaylaştıracaksınız. Bunun aksini hoş göremem.”

 

Çok Partili Yaşamın Oturtulma Sancıları ve Yapıcı Misyon

British United Press Ajansı’nın Avrupa Genel Müdürü Virgil M. Pinkley ile Yapılan Söyleşiden

UG, 14 Mayıs 1947

“Memleketimizde demokratik müesseselerin ve demokrasi hayatının gelişmesi için sarfolunan gayret ciddi ve samimidir. Şimdiye kadar büyük adımlar atılmıştır. Demokratik gelişme ideal şekline kadar durmadan devam edecektir.”

 

12 Temmuz Beyannamesi

AT; BYGD,  Sayı: 164, 130 Temmuz 1947, sf. 1416 ... 11 Temmuz 1947

Hükûmet reisi ve muhalefet lideri ile son günlerde memleketin iç durumu üzerindeki konuşmalarımı ve bu hususta kanaatlerimi ve fikirlerimi söylemek zamanı gelmiştir.

7 Haziran tarihinde görüşmek üzere çağırdığım Bay Celâl Bayar bana, Demokrat Parti’nin, idare mekanizmasının baskısı altında bulunduğunu beyan ve şikayet etti. Haberdar ettiğim Başbakan aynı mevzuları daha evvel aralarında görüştüklerini hikaye ederek, böyle bir baskının olmadığını, idare mekanizmasının memleketin huzurunu bozacak mahiyette tahriklere karşı çok güç durumda kaldığını beyan eyledi. Bundan sonra, iki tarafı bir arada dinlemek için 14 Haziran tarihli buluşmayı tanzim ettim. Başbakan ve yardımcısı Devlet Bakanı ile Demokrat Parti Başkanı hazır bulundular. İki taraf arasında karşılıklı tartışma içinde iki buçuk saat devam eden bu konuşma, başladığı noktada bitti. Demokrat Parti Başkanı, partisinin baskı altında bulunduğu noktasında ısrar ve partisinin kanun dışı maksatlar ve ihtilâl usulleri takip ettiğine dair ithamları reddetti. Hükümet reisi, idare mekanizmasının baskı yaptığı iddiasını kabul etmeyeceğini ve şikâyet vesikalarını tetkik ve takibe hazır olduğunu tekrar söyledi ve muhalif partinin çalışma usullerini düzeltmesi lâzım olduğu iddiasında kaldı.

17 Haziran tarihinde Bay Bayar’ı tekrar kabul ettim. Bana vaziyeti arkadaşları ile görüştüğünü, benim durumuma karşı teşekkürle mütehassis olduklarını söyledikten sonra, baskı vardır kanaatinde olduklarını teyit eyledi. Bunun üzerine; iki defa görüştüğüm Başbakan, iktidar partisi ile muhalefet partisinin Büyük Meclis’teki münasebetleri ve karşılıklı çalışmaları yolunda hayırlı terakkiler olduğunu takdirle söyledikten sonra, “biz de kendimize düşen vazifeleri sadakatla ifa edeceğiz, size söz veriyorum” dedi ve iki ay sonra Büyük Millet Meclisi toplanıncaya kadar partilerin münasebetlerinde itimadı artıran terakkiler olacağına ümidinin kuvvetli olduğunu ilâve eyledi.

Bu beyanatı Bayar’a 24 Haziran tarihinde naklettim. Bay Bayar bana, fiilî neticeye intizar edilmesi lâzımgeleceğini bildirdi. Bundan sonraki tartışmalar, muhalefet liderinin Sivas nutkunda ve hükümet reisinin 2 Temmuz tarihli beyanatında ve ondan sonraki karşılıklı cevaplarda görülmüştür. Vaziyet hulâsa olunursa, iki taraf şikayetlerinde ve savunmasında ısrar etmiş ve şiddetli tartışmalar esnasında karşılıklı iyi niyetlerinin ifadesi olan bazı tatmin edici parçalar hatırda kalmıştır. Siyasî havayı yumuşatan bir iyilik olmak üzere, dertleri bilenlerin, kendilerinden, karşı tarafı teskin edici tedbirler alacakları ümidi uyanmıştır. Bunun dışında olarak, durum muhalefet partisi liderinin “fiilî bir netice bekleme” şeklinde ifade ettiği hükümde görülür. Yani, bir başka türlü söylenirse, vaziyet karşılıklı iddialar bakımından düğüm halini muhafaza etmiştir.

Şimdi ben, bu düğümü çözmeye çalışacağım. İki tarafın şikâyet ve müdafaalarının delillerini tafsil etmekte fayda görmüyorum. Zaten bunlar umumi efkârca da kâfi derecede bilinmektedir. Gördüm ki taraflardan hangisinin haksız, yahut hangisi daha evvel karşısını kırmaya başlamış olduğunu aramakta da fayda yoktur. Ben, idare mekanizmasının baskı yaptığını hükümet reisinin kabul etmesini, bir teminat ifadesi olarak aldım ve bunu Bay Bayar’a söyledim. Ben, muhalefet liderinin kanun dışı maksatlar ve metodlar isnadını reddetmesini, muhalif parti çalışması için şart olan kanun içinde kalmak esasını göz önünde tutulduğuna ve tutulacağına dair tatmin edici bir teminat olarak kabul ettim ve Başbakana bunu söyledim. Her iki tarafla uzun konuşmalardan çıkardığım bu neticelere inanmak istiyorum ve inanıyorum. Bizi bu inanışa getiren bugünkü durumu, memlekette siyasî partilerin çalışıp gelişebileceğine kati ümit veren en mühim merhale sayıyorum. Şimdiye kadar, memlekette geçen iktidar ve muhalefet tecrübesinin muvaffak olmamasını bir seneden beri geçirdiğimiz tecrübelere, onların dayanamamış ve bugünkü siyasî durumu elde edememiş olmalarında görüyorum. Benim kanaatimce, bir buçuk seneden beri geçirdiğimiz tecrübeler ağır ve bazen ümit kırıcı olmuştur. Ama gelecek için her türlü ümitleri haklı çıkaracak bir muvaffakiyet de temin edilmiştir. Bu durumu muhafaza etmek ve onun gelişmesini sağlamak, iktidar ve muhalefet partilerinin vazifeleri olmak lazım gelir. Gelecek için tedbirler, benim kabul ettiğim gibi, şu noktadan hareket etmekle bulunabilir. Benim bu son dileğim karşılıklı şikâyetler içinde mübalâğa payı ne olursa olsun, hakikat payı da vardır. İhtilâlci bir teşekkül değil, bir kanuni siyasî partinin metotları ile çalışan muhalif partinin, iktidar partisi şartları içinde çalışmasını temin etmek lâzımdır. Bu zeminde ben, devlet reisi olarak kendimi her iki partiye karşı müsavi derecede vazifeli görürüm.

İdare mekanizması, yâni valilerimiz ve maiyetleri bir seneden beri çok ağır bir tecrübe geçirmişlerdir. Öyle zamanlar oldu ki, memlekette hükûmetin mevcut olup olmadığı bile şüphe götürür idi.

Sorumlu hükûmetin huzur ve asayiş vazifesi münakaşa götürmez. Fakat, meşru ve kanuni siyasî partilere karşı tarafsız, eşit muamele mecburiyeti, siyasî hayat emniyetinin temel şartıdır. Bu arada, siyasî partilere mensup olan veya görünen hususi maksat sahiplerinin şirretliklerini pervasız olarak tesirsiz bırakmak hususunda partilerin dikkat göstermeleri icabeder.

Siyasî partilerin hangisi iş başına gelirse gelsin, onlar idare mekanizmasında çalışanların haklarına ve itibarlarına karşı adaletli bir zihniyette olacaklarına inandıracaklardır.

Zannediyorum ki, hükûmet reisi ile muhalefet lideri arasında son tartışmada, iki tarafı sebat ettikleri noktadan ayırmak gayretine düşmeksizin, her iki tarafın bekledikleri şeyleri söylemiş ve temin etmiş oluyorum.

Vatandaşlarıma, Hükümetle ve İktidar Partisi ile Muhalefet arasında görüşme ve araya girme safhalarını olduğu gibi anlatmış olduğumu ümit ederim. Varmak istediğim netice, başlıca iki parti arasında temel şartın, yani emniyetin yerleşmesidir. Bu emniyet, bir bakımdan memleketin emniyeti manasını taşıdığı için gözümde çok ehemmiyetlidir. Muhalefet, teminat içinde yaşayacak ve iktidarın kendisini ezmek niyetinde olmadığından müsterih olacaktır. İktidar, muhalefetin kanun haklarından başka bir şey düşünmediğinden müsterih bulunacaktır. Büyük vatandaş kütlesi ise, iktidarın şu partinin veya öteki partinin elinde bulunması ihtimalini vicdan rahatlığı ile düşünebilecektir. Bu neticeye varmak için karşılaştığım güçlükler, çok zaman yalnız ruhi mahiyette olan âmillerdir. Bu güçlükleri yenmek için siyasî hayatımızı idare eden, iktidarda ve muhalefetteki liderlerin samimi yardımlarını isterim.

Bu beyanatımı, neşrinden önce, Başbakanla muhalefet lideri görmüşlerdir.


Samsun Halkevi’nde

CG, 26 Eylül 1947

İdareciler arasında, partiler karşısındaki tarafsızlık siyasetini hazmedememiş olanların çekilmelerinin zaruri olduğunu belirten Devlet Reisi İnönü, memlekette tek parti zihniyetini kaldırarak Demokrat Partinin kurulmasını bizzat kendisinin istediğini, iki parti arasında bulunduğundan dolayı çok memnun olduğunu söylemiştir.

 

CHP VII. Büyük Kurultayını Açış Söylevinden

CHP Y.K.; sf. 1821... 17 Kasım 1947

Harp sonu hayatı ve karşı parti mücadelesi içinde geçen iki senelik tecrübe ise, benim şahsî durumuma hususi bir mana verdi. Demokratik rejimin bu yeni şartlar içinde gelişmesi devrinde, haklı veya haksız., benim bir parti lehine veya aleyhine tesirim, mübalâğalı olarak görülmüştür. Partiler arasında çetin mücadelelere karışarak hükümler vermem zarurî oldu. Vatandaşın beni partilere karşı müsavi durumda görmeği bir emniyet unsuru saydığını fark ediyorum. Cumhurbaşkanı bulunduğum müddetçe Kurultayın seçeceği bir zatın, bütün yetkileriyle, parti Genel Başkanlığını yapması lüzumlu bir mahiyet almıştır. Bu zatın (Genel Başkan) adını taşıması radikaldir. Üzerine aldığı ağır vazifeyi yapması için bütün otoriteyi ona temin eder. Bu şıkkı, parti menfaati için daha faydalı görürüm. Tüzük için teklif olunan şekil, yani Kurultayın Genel Başkan Vekili seçmesi şekli, bütün yetkileri elinde bulundurmak şartiyle, hukukça ve hükümce, benim vaziyetimi her türlü tereddütten kurtaracak mahiyettedir. Partinin bütün faaliyetlerine hâkim olacak ve milletvekili seçimini idare edecek Başkan Vekili, hakikatte partinin tam selâhiyetli şahsiyeti olacaktır.*

(...) Teklif olunan tüzük değişmelerinde, bir de, Başbakanlıkla Parti Başkanlığının karşılıklı durumu konusu vardır. Kurultay ne karar verirse, bugünün ihtiyacı odur. Bu meselenin istikrar bulması için, gelecek zamanlarda da, daha bir çok denemeler yapacağımızı sanıyorum.

(...) Kurultay demokratik hayatımızın gelişmesi için esaslı tedbirler almış ve tavsiye etmiş olacaktır. (...) Kanunların değiştirilmesi diye bu memlekette bir çekişme konusu tasavvur etmeğe yer yoktur. Basın hürriyeti, polis kanunu, seçim kanunu, memurin kanunu, mahkeme teşkilâtı meselelerinde ana prensiplere, bizim bünyemize uygun şekli ne ise onu bulmak, herkesin müşterek arzusudur. Bu arzuların hepsi bir ana sebepten feyz alacaktır. Her şey kanun içinde olacak, hiç bir hedefe zorla varılmıyacaktır. 1950 de yapılacak yeni büyük seçimler için, memleketin bünyesinde ve kanunlarında ilmin ve o zamana kadar tecrübenin lüzum göstereceği bütün kanunî ve idari tedbirler alınacaktır.

 

Ankara Beypazarı’nda Cumhuriyetin 25. Yıldönümü Dolayısıyla Yapılan Konuşmadan

UG, 26 Ekim 1948

Benim senelerdenberi hususiyle son dört beş senedenberi yani 1944 ten beri zihnimi başlıca işgal eden iki politika unsuru vardır. Bunlardan birisi, memleketin dışarıya karşı emniyetini korumak, ikincisi de vatandaşların birbiriyle onulmaz bir geçimsizliğe, deva bulmaz bir çekişmeye düşmelerine mâni olmaktır.

 

Ankara Polatlı’da Cumhuriyetin 25. Yıldönümü Dolayısıyla Yapılan Konuşmadan

UG, 27 Ekim 1948

Hemşerilerim, size bugünkü durumumuzu da söylemek isterim. Cihan harbi henüz bitmedi. Fiilen, muharebe meydanlarında vuruşma devri kesildi, fakat sulh olmadı. Yeni müsademeler, dünyanın şurasında burasında, türlü şekiller altında eksik değildir. Dünya için daha büyük tehlike ihtimalleri, herkesin zihnini işgal etmektedir. İşte biz böyle kararsız bir dünya gidişi içinde memleketin siyasî hayatını geliştirmeğe, takib etmeğe mecburuz.

 

İzmir Hisarönü Kahvesindeki Konuşmadan

K.Z.G.; C.İ.E.S.; sf. 33 ... 3 Ağustos 1949

Dert çok, bunların hepsiyle birinci derecede müteessir olmak payı bana düşer. Kusur çok, bunların hepsinin sebeplerine ve tedbirlerine muhatap olan mesuller vardır. Bunları toptan veya yüzde doksan beşini bana atacaklar da bulunacaklardır. Bu sözlerin hiçbirine darılmam, hepsi kabul. Fakat sizden iki şey istiyorum: Birincisi düşman tecavüzü karşısında memleketi müdafaa için vatandaşlar arasında ayrılık göstermiyeceğiz. İçerde  ve dışarda bundan kimsenin şüphesi olmamalıdır. İkinci isteğim hiçbir sebep ve tesir ile vatandaşlar arasında düşmanlık olmasına müsaade etmemenizdir. Bu iki temele dayanırsak başka güçlükleri yeneriz.

 

Manisa Söylevinden

age, sf. 5762 ... 7 Ağustos 1949

Siyasî hayatta benim şahsım için bazan ne kadar insafsız sözler söylendiğini işitiyorsunuz. Biliyorsunuz. “Bağrışmalar” Bunun benim için ehemmiyeti yoktur. Hattâ canımın da ehemmiyeti yoktur. Amma benim için canımdan da üstün ehemmiyette bir mesele vardır. O mesele, elimde bulunan büyük emanetin halefine tastamam, tertemiz, şerefli bir halde teslim olunmasıdır ve bundan dolayı benim için büyük mesele vatandaşlarım arasında düşmanlık olmamasıdır. (...) Böyle bir tehlike ve ihtimale asla mahal vermemeliyiz. Buna mahal vermemek için bu Devletin başında bulunan adam her vasıtaya müracaat edecektir. Benim için her vasıta iki cümle ile ifade olunabilir:

Biri vatandaşlarımın muhabbeti ve yardımları, öteki kanunların müeyyideleri ve yolları. Benim bunlardan başka vasıtam yoktur.

(...) Vatandaşlar arasında düşmanlık olmaması temennisi... Bunun karşısına ancak sükûnetle düşünerek, bu düşmanlıktan vazgeçmekle, düşmanlık prensiplerini tasvip etmemekle çıkılabilir. Bundan başka her tedbir yanlıştır. Ve sakattır.

 

Manisa Kırkağaç Söylevinden

AT; BYGD, Sayı: 189, 131 Ağustos 1949, sf. 1619 ... 7 Ağustos 1949

Siyasî hayatımızın gelişmesi için çok şehir, çok köy dolaştım. O zamanki faaliyetimi de takip etmişsinizdir. Siyasî partiler eşit haklara sahip olacak, devlet ve hükûmet karşısında müsavi muamele görecek, geri kalmış olanların emniyet içinde inkişaflarına hiçbir engel olmıyacak tezini takip ettim. Şehirlerde partilerin temsilcilerini hümet adamlarını masa başlarında toplıyarak herbirine bu sözleri söyledim.

Şimdi öteki geziye çıkmış bulunuyorum: Siyasî partilerden hiçbiri diğerinden imtiyazlı olmıyacaktır. Hiçbiri zorla ve düşmanlık fikrile diğerini yıldırmağa, ezmeğe ve kendi kendine bir adalet ve bir kuvvet fikrini tatbike gitmiyecektir. (...)

(...) Bir diğer noktaya daha işaret etmek isterim. Kanunlar herkesin takdirine göre değil Büyük Millet Meclisinden çıktığı şekilde riayet görecektir. Bir kanun ne kadar kusurlu olursa olsun Büyük Millet Meclisinden çıktığı şekilde Anayasaya mutabık demokrasiye uygun ve milletin ihtiyacına kâfi addedilerek riayet görecektir. Amma bir kanun bu dediğim vasıflar bakımından eksik olabilir. Bu, dünyanın her memleketinde olabilir. Dünyanın her memleketinde bir kanunun bir hükmü kimi yerde demokratik kimi yerde anti–demokratiktir. Bu eksikler riayetsizliği mazur göstermez. Kanuna riayetsizliği telkin için bu eksikler sebep olarak ileri sürülemez.

 

İzmir Bergama Konuşmasından

K.Z.G.; age, sf. 8286 ... 8 Ağustos 1949

Demek ki, demokratik hayatın hastalık devrini ya atlatmışız ya atlatmaktayız. Her halde son devrindeyiz. Artık bundan sonra fikir hayatına, temiz, memleket işleri için hayırlı, feyizli ve vatanı ileri götürecek fikir hayatına girmeye başlıyoruz. (...)

(...) Siyaset hayatının güçlüğü, bazan basit kaidelerin kabul olunmaması için insanların sonuna kadar inat yoluna kolaylıkla girmeleridir. (...)

(...) Serbest; doğru ve namuslu seçim bugün iktidarda bulunan Partinin ve Hükümetin, muhalefette bulunan bütün siyasî  partilerin ve hiçbir partiye mensup olmayan serbest vatandaşların üzerinde ittifak ettikleri mevzudur. (...) Serbest, doğru ve emin bir seçimin ilk temel şartı kanundur ve kanun içinde harekettir. Evvelâ buna karar vermek lâzımdır. Kanunu tanımıyarak kanun dışında yol arıyarak serbest seçim temin olunamaz, demek ki serbest seçim taraftarı olan bütün vatandaşlar evvela siyasî  hareketlerin, siyasî cereyanların kanun çerçevesi içinde kalmasını kabul edeceklerdir.

 

İzmir Dikili Konuşmasından

age, sf. 8891 ... 8 Ağustos 1949

Yeni bir anlayışa ve düşünüşe istinat edecek olan siyasî hayat memlekette başlıyacaktır. (...)

(...) Demokratik rejim içinde kanunların kuvveti ve bunların riayette kalması için cemiyetin ortaya koyduğu müeyyideler demokratik olmayan rejimlerden çok daha ileridir.

(...) Eğer bunu yapamazsanız iki Cihan Harbinden kurtardığımız memleketi düşmanlık prensibine feda etmiş olursunuz.

 

İzmir Belediyesi’nin Düzenlediği Toplantıdaki Söylevden

age, sf. 97103 ... 11 Ağustos 1949

Ben çetin işler içinde yetişenlerden biriyim. Bir gül fidanının bile yetiştir[il]mesinin ne kadar emeğe muhtaç olduğunu bilirim. (...)

(...) Siyasî hayatımız demokratik rejim içinde tabii seyrini takip edecektir. Bu esnada göze çarpacak hâdiseler ancak bir tekâmül devrinin muhtelif görünüşlerinden ibarettir.

 

İzmir Bayındır Konuşmasından

AT; BYGD, Sayı: 189, 131 Ağustos 1949, sf. 1921 ... 13 Ağustos 1949

Seçim nasıl olacak? iki kelime ile bunun esasını söyliyeyim. Seçim dediğim zaman, serbest seçim bütün şartlarile tahakkuk edecektir, demek istiyorum. (...)

Serbest seçim demek, iktidarda olan partinin seçimi kazanmazsa iktidarı terketmesi demektir. Serbest seçim demek, muhalefette bulunan partinin seçimi kazanamazsa iktidara gelmemesi demektir.

 

İzmir Ödemiş Söylevinden

AT; BYGD, Sayı: 189, 131 Ağustos 1949, sf. 2125 ... 15 Ağustos 1949

Gelecek yıl memlekette büyük seçim yapılacaktır. Bu seçimin, siyaset cereyanlarının kaynaşması içinde vatandaşa temin etmesi lâzım olan şartlar bu sene hazırlanacaktır. (...)

(...) Hiç bir siyasete hiçbir şahsa imâ ile bile tariz etmek hatırımdan geçmez. Devlet hizmetinde kırılmak ise ne adetimdir ne de vaziyetim böyle bir teessüre müsaittir.

Ben, bu hissî, şahsî dâvaların çok üstünde bir dâvanın peşindeyim. Demokratik rejim memlekette yerleşecektir. Demokratik rejim, hastalık devrini geçire geçire bu devrin dönüm noktasına gelmiştir. Demokratik rejim, bütün güçlükleri yenerek dönüm noktasından selâmet yönünü tutacaktır.

Bu neticeleri temin etmek için ben bir insanın, bir Devlet reisinin sarsılmaz bir irade ile yapabileceği bütün vazifelerin ifası yolundayım.

(...) Bizim demokratik rejimde zorla iktidarda kalmak asla olmayacaktır. Gene bizim demokratik rejimde zorla iktidara gelmek de asla olmayacaktır. (Bravo sesleri, uzun alkışlar).

(...) Seçim bir milletin içinde bulunduğu zamanda ve şartlar içinde emniyeti temin edecek bir kanunla yürür. Bu kanun ihtiyaca, tecrübeye ve memleketin geçirdiği merhalelere göre, yeni şekillere daima uğrayacaktır. Yeni seçim kanunu da hazırlanmaktadır.

(...) Hükümet serbest ve emin bir seçimin bütün şartlarını kanunla himaye edecektir. (Sağol sesleri).

(...) Üç sene siyasî partileri ara seçimlerinde kanun içinde mücadeleye alıştırmak için hükümet, iktidar partisi ve muhalefet partileri arasında hatır ve hayalinize gelmiyecek kadar sebat ile ve bütün nüfuzumu, aklımı ve selâhiyetlerimi kullanarak çalıştım. Muvaffak olamadım. Çünkü esaslı bir dâvada, esaslı bir engel ile karşılaştım.

Bu gittiğimiz demokratik rejimde partilerin hepsinin kendilerini seçim imtihanına arzetmeye cesaretlerini temin edemedim.

Şimdi dinleyin Ödemişliler, Ödemiş’ten bütün Türkiye dinlesin, seçimin neticesinde kazanmak da var, kaybetmek de var. Bu ihtimali yüreğinden kabul etmeyen vatandaş, bu ihtimali yüreğinden kabul etmeyen siyasî parti ve bunlara her seçimde delil vermekten çekinen ve korkan siyaset cereyanları demokratik rejimin kanun içinde kalmasına, kanun içinde gelişmesine asla yardımcı olamazlar. Bu bir;

(...) Ödemiş’liler, seçimde zorla netice almak prensip olursa, bu bizi gözünüzün göremiyeceği kadar geri asırlara götürür. (...)

(...) Ruhlar üzerinde çalışıyorum. Cemiyetin ruhundaki hastalık üzerinde çalışıyorum.

(...) Demokratik rejimin yerleşmesi için, gün oldu ki, dostlarım, yakınlarım ve  uzaklarım etrafımda bulunan bütün siyaset adamları arasında güçlükte kaldım. Türkiye’yi felakete götürecek bir istikameti önlemek için vatandaşlarıma tehlike gördüğüm yolların bütün akibetlerini söylemek için tek başıma yalnız da kalsam, dünyanın bütün engelleri karşıma da çıksa size, vatandaşlara bağırmaktan aklımın erdiğini söylemekten asla geri kalmayacağım.

 

İzmir Tire Konuşmasından

K.Z.G.; age, sf. 126130 ... 15 Ağustos 1949

Dört senedir iç politika itibariyle büyük bir intikal devri geçiriyoruz. Onun en güç zamanlarını geçirdik. Hastalık zamanı, hürriyet edebiyatı ve bunun içine karışan hürriyet ihtikârı edebiyatı, her şekilde sövme tezahürleri... Bütün dünya gözlerini dört açarak bize baktı. Yalnız Türk cemiyeti için değil dünyanın bu köşesinde yüzlerce ve yüzlerce seneden beri görülmemiş bir hâdiseye Türk Milletinin bünyesi dayanacak mı, dayanmıyacak mı, çok merak ile bunu seyrettiler.

Türk Milletinin bünyesi, bütün bu darbelere dayandı. Ben buhran devresinin son iki üç senesini ayağımda demir çarık köy köy dolaşarak siyasî partilerin biribirine hürmet etmeleri ve Devlet kanunları önünde her türlü emniyeti eşit haklarla bulmaları için dolaştım, çalıştım ve emniyet üzerinde ruhlarda hiçbir şüphe olmamasını temine uğraştım. Kanunlar her şeyi temin ediyor. Mesele orada değildir. Asıl mesele, vatandaşın ruhunda ve devlet iradesinin ruhunda sağlam istikameti temin etmekti.

Şimdi ondan sonraki buhranı geçiriyorum. Siyasî partilerin mücadeleleri arasında şiddet heveslileri, şiddet politikasının muvaffakiyet vasıtası olduğunu zannettiler. İktidarda ve muhalefette bulunan partilerin birisinin şiddet politikasına sapması hepsinin şiddete sapmasına sebep olur. Bunun muhtelif safhalarını çok yerde gördünüz ve çok şekilde söyledim. (...)

(...) Her siyasî parti serbest seçimle iktidarda kalacak veya iktidara gelecek.. Her siyasî parti doğru yolunu seçimlerde vatandaşın verdiği ders ile bulacak... Çekinen, seçimden korkan, vatandaşın vereceği ve her partinin her hükümetin muhtaç olduğu dersi almak istemeyendir.

 

Aydın Söylevinden

age, sf. 138143 ... 16 Ağustos 1949

Memlekette seçim emniyeti denilen bir mevzu vardır. Seçim emniyeti için lâzım olan unsurlar bulunacak mı bulunmıyacak mı?

 (...) Seçim emniyeti hile ihtimalini kaldıracağı kadar zorlama imkanını da kaldıracaktır. Zorlama hevesinin işareti, seçimi, mutlaka kazanmak şartiyle onun doğru olduğunu kabul etmek hevesidir. Bunlar, serbest seçimi dilden söylendiği gibi yürekten kabul etmemenin işaretidir. Hükümet seçim için en makûl arzuları hattâ masum olan bütün vesveseleri izale edecek, bütün tedbirleri alacaktır. Karşı partiler seçimde kazanılmazsa, o seçimin haksız olduğunu iddia etmek imkânını elde bulundurmak için tedbir aramaktan vaz geçeceklerdir. Seçim üzerinde, vatandaşları neticenin kabulünde tereddüde sevkedecek hiç bir açık kapı bırakılmıyacaktır.

(...) Bu tekâmülü siz yapacaksınız, siyasî partilerin gövdesini teşkil eden vatandaşlar memleketin büyük menfaatine taallûk eden meselelerde kendi iradelerini, kendi arkadaşlarına kabul ettireceklerdir.

Ara seçimleri de böyledir. Ara seçimlerine bütün siyasî partiler gireceksiniz. Ara seçimleri siyasî hastalıkları tedavi eden büyük ilâçtır. Ara seçimlerine girmemek için haklı hiçbir sebep yoktur.

 

Muğla Söylevinden

age, sf. 148154 ... 17 Ağustos 1949

Biz o rejimi bütün şark âlemine ve bütün garp âlemine göstererek bu memlekette yerleştirmek esasındayız. İddia sahipleri iktidarda olanlar ve iktidarda olmıyarak onunla mücadele eden muhalif partilerdir.

(..) Senelerdenberi yapılan bir haksız propagandaya göre iktidar, zalim bir zorba safı imiş gibi gösteriliyordu ve bu memlekette köklü bir kanaat haline gelmiş olan bir eski haksızlık olarak muhalefet azgın bir haydut imiş gibi görünüyordu.

(...) Bu politika, siyasetin her meselesinde olduğu gibi bir yeni münakaşayı, onun muhalefet için zararlı olduğu münakaşasını doğurdu. Bu politikanın lüzumsuz ve faidesiz olacağı fikri İktidar Partisi içinde de vardı. Serbest rejimde en doğru zannolunan bir fikir üzerinde bütün vatandaşları ayni kanaate getirmek iddiası boştur. Serbest rejimin bir karakteri de en doğru bir fikir üzerinde bile ona muhalif olanların bulunmasıdır. (...)

(...) 1947 denberi “demokratik rejimde, hususile uzun müddettenberi tek parti zihniyeti içinde alışmış olan insanlar karşısında muhakemeye, düşünceye, anlaşmaya yer vererek bir netice alınamaz. Bunlara şiddetle muamele etmeli” fikrinde olanlar nihayet galebe etmişlerdir. Bunun neticesi tabiatile memlekette biribirine karşı emniyetsizliktir. Bu yeni safha 12 temmuz günlerinden daha ehemmiyetlidir. Çünkü şiddet politikasının yeni safhası artık uluorta tezahürlere istinat etmiyor, mazbut bir şekilde prensiplere bürünerek vatandaşın hayatına daimi istikamet verecek şekiller alıyor. (...)

(...) İşin yeni bir dikkate ve muhakemeye değerli olan tarafı öteki taraftır. Yani 1947 de demokratik bir rejimin karşılıklı hürmet ve anlayışa dayanarak yaşaması.[nın] mümkün olduğuna inananların “şiddet politikası en iyi usuldür” kanaatine vardıktan sonra onların da karşılarında mani olarak yine beni bulmalarıdır.

(...) Uyanın, dünyanın hiçbir sebebi vatandaşların biribirinin boğazına sarılmasını haklı gösteremez. Bu bizim içinde bulunduğumuz siyaset hayatı “ya benim dediğim olacak, ya öleceğim, öldüreceğim” dâvası değildir. Bir defa gözler kararıp, kafalar kızdıktan sonra “ya dediğim olacak ya öleceğim” davası bu vatanı tuzla buza döndürür. Aklınızı başınıza alın, diye günlerdenberi bağırıyorum. (Çok şiddetli alkışlar, varol, sağol sesleri).

1947 temmuzunda siyaset adamlarını yanıma alarak halk içine girdim. Onlara yeni rejimin çıkar yolunu göstermeye çalıştım iddialı bir söz söylemiyeyim, onlarla beraber yeni rejimin çıkar yolunu bulmağa çalıştık.

1949 da siyaset adamlarını yanımda bulmuyorum. Halk içine girdim: Ey vatandaşlar siz “ya dediğimiz olacak, ya biribirimizin canına kıyacağız” dâvasını kabul ediyor musunuz? (Çok şiddetli hayır ve asla sesleri). Siz herhangi bir sebeple biribirinizin boğazına sarılmayı kabul ediyor musunuz, etmiyor musunuz? (Kabul etmiyoruz, reddediyoruz sesleri).

(...) Serbest bir seçimin neticesine siyasî partiler tahammül edeceklerdir. Siyasî partiler serbest bir seçimin neticesine boyun eğeceklerdir. Arzularile bunu yapacaklardır. Arzu etmeseler de bunu yapmağa mecbur olacaklardır. Anlıyor musunuz Muğlalılar? Dâva bundan ibarettir.

 

Denizli Söylevinden

age, sf. 161168 ... 18 Ağustos 1949

(...) Seçim, siyasî hayatın bütün zehirlerini boşaltır, siyasî münakaşalara verimli, yapıcı bir istikamet veren başlıca vasıtadır. Ama seçim zor bir şeydir. Herkes, İktidarda olsun, muhalefette olsun konuşurken, söylerken hak kendisinde olduğuna kaanidir. Memlekette çokluk, üstünlük kendisinde olduğuna inanır. Ancak seçim imtihanı insanın yüzüne ve memleketin yüzüne hakikatî aşikâr bir surette gösterir. Seçimden evvel bu hakikatî kimse bilemez.

(...) Ara seçimine girmek, ara seçiminden her hangi bir vesile bulup çekilmek seçim imtihanına kendimizi koyamamak demektir. Bunun başka manası yoktur. Şimdiye kadar ara seçiminin münakaşasının sebebi kanun meselesi idi. (...)

(...) Akıl devrinin, yapıcı devrin yollarının başındayız. Bu devrede siyasî partilere dehşet veren bir korku vardır. Vatandaş haksızı anlar, vatandaş haksızı tutmaz, vatandaş haksıza oy veremeyecektir.

(...) Demokratik rejimde muhalefetin büyük mesuliyeti vardır. Muhalefet şerefli bir mevkidir. Memleketin âtisi için bütün teminatı İktidarda olan Parti gibi vermeye mecbur bir müessesedir. (...)

Bizim bugünkü siyasî hayatımızın güçlüğü maksada vasıl olmak için tutulan usullerde, moda olan tâbiri ile taktik yollarında her çarenin mübah görülmesi yanlışlığındadır. (...) Hakikatleri başka türlü gösterebilmek mahareti muvaffakiyetsiz çıkacaktır. Bu İktidar Partisi için de muhalefet Partileri için de böyledir.

 

Aydın Nazilli Konuşmasından

age, sf. 173175 ... 18 Ağustos 1949

Bu memlekette artık serbest bir seçimi bütün neticelerile tahakkuk ettirmiyecek engel tasavvur olunamaz. (...) Bugünkü gerginlik devam ederse yarınki seçimi hangi parti kazanırsa bu gerginlik artar. Biribirinize itimat ediniz. Seçim neticelerinin doğru olacağına mutlaka riayet göreceğine ve yeni seçimde kazanan kim olursa olsun emniyet ve huzur halinin devam edeceğine inanmak lâzımdır. Bu inan bugünden başlar. (...) Yoksa yarınki seçim ne netice verirse versin gerginlik daha ziyade artacaktır. Demokrasi rejimi vatandaşların biribirine emniyet ve itimadı üzerine kurulacaktır. İnsafsız şekilde bir taraf öteki tarafı kötüleyerek demokrasi rejimi kurulamaz.

 

Aydın Kuşadası Konuşmasından

age, sf. 179182 ... 19 Ağustos 1949

Kuşadalılar, burada siyaset mücadelesi içinde birbirleriyle uğraşan vatandaşlarımın haysiyetlerini korumak ve birbirlerine karşı şefkat ve insanlık duygularını uyandırmak için bir mevzua temas edeceğim. Bir yerde dedim ki: “İktidarda bulunanlar, kendini beğenmiyenlerin emniyet içinde, kanun teminatı içinde çalıştıklarını görmekten şeref duymalıdırlar.”

Yine ayni yerde dedim ki: “Muhalefet safında bulunanlar türlü kuvvetler ve güçlükler telkini karşısında hür vatandaşlığın misali olarak gururla çalışmakta haklıdırlar.” Bu sözler bugün geçirdiğimiz buhran devrelerinin vatandaşları sükûnetle düşünmeye sevkeden ilâçlarıdır.

(...) Hiç böyle münakaşalara, tartışmalara alışmamış olan bir memlekette İktidarda bulunanlar mütemadiyen tecavüze uğrarlarsa tecavüze uğrayan bir insanın haysiyetinden ve yüreğinden duyacağı bütün elemlerle gözleri şiddetli hareketlere ister istemez meyleder. Böyle zamanda iyi niyette, iktidar içinde vazife görmeğe çalışmış olan insanları şahsi teessüre kapılmaktan menedecek başlıca unsur vazife duygusudur.

(...) Muhalefette çalışanlara geliyorum: Böyle, alışmamış bir memlekette ve muhalefetin daima tehlikelerle dolu olduğu söylenen bir muhitte siyasî faaliyeti muhalefet safında seçmiş olan vatandaşın içinde daimi bir endişe vardır: Şimdiye kadar bu yolda çalışanlar nihayette daima fena bir âkıbete uğradılar. Acaba bizim de başımıza, bu gelecek mi?

Bu hal muhalefette vazife görmeyi seçmiş olan vatandaşlar için daima işleyen bir endişedir. Demokratik rejimi bu memlekette yerleştirmek istiyenler daima bu endişeyi tedaviye mecburdurlar. Maksatları karanlık olan politikacılar ve maksatları belli olmıyan yabancılar muhalefet safında bulunan vatandaşların bu tarihten gelme endişesini mütemadiyen uyandırıp işletmeye çalışacaklardır. Zaman kâfi derecede geçtikten sonra, meselâ yirmi sene sonra artık bu memlekette siyasî kanaatlerin emniyet içinde çarpışmaları, siyasî istikametlerin serbest seçimlerle taayyün etmesi gibi hakikatlerden kimse bahsetmiyecektir: Amma bugün hâdiselerin içinden geçmek için vatandaşların birbirine muhabbetini, birbirine itimadını uyandırıp beslemeğe mecburuz. (Varol, sağol sesleri, şiddetli alkışlar).

 

İzmir’de Sendikalar ve Spor Kuruluşlarının Düzenlediği Toplantıdaki Söylevden

age, sf. 189194 ... 21 Ağustos 1949

(...) İktidar Partisi, yâni Halk Partisi serbest bir seçimle iktidarda kalmak ve serbest seçimi de kaybedince iktidarda kalmamak mukadder olduğunu bilmektedir. İktidar Partisinin bunu anlayışına en büyük delil, Seçim Kanunu üzerinde 946 dan 948 senesine kadar yapılmış olan değişikliklerdir. 948 de yapılmış olan kanun bugün emniyetli bir seçimin bütün şartlarını haizdir. Birçok eksiklikleri olabilir ama serbest bir seçime yarıyacak modern usuller bu kanunda yer almıştır.

Bunun inandırıcı diğer bir misalini vereyim: bu kanun üzerinde yeni münakaşalar olduğu zaman Hükûmet de, Partisi de artık maddeler üzerinde çekişmeyi bırakmışlar ve “Ne istiyorsanız yapmağa hazırız” demişlerdir. Demek ki kanun olarak tereddüt edilecek ve kaba tabiriyle vermekten sakınılacak hiçbir yer kalmamıştır.

İktidar Partisinin zihnini şimdi işgal eden, seçimi meşru ve normal usullerle kazanmak gayreti olabilir. Bu bir.. İkinci işgal eden nokta seçimi kaybederse gelecek iktidarın kendisine emniyet verip vermiyeceği endişesidir. Meseleyi olduğu gibi, alnı alnına görmek lâzımdır. (...)

(...) Bunu kabul etmek demek, seçim imtihanına girmek, zor kullanmamak ve neticeyi meşru vasıtalarla aramak demektir. Muhalefet bundan başka memlekete diğer bir teminat vermiye mecburdur. O da, kendisi iktidara geldiği zaman karşısında bulunacak partilere bugün kendisinin haiz olduğu emniyeti vermesidir. (...)

(...) Bir defa seçim üzerinde emniyeti telkin edersek seçim neticesinde iktidarda kalmanın, iktidardan gitmenin, iktidara gelmenin veya gelmemenin hülasa kazanmanın veya kaybetmenin tabiî hâdiseler olduğuna alışırsak avara kasnak olmaktan kurtulacağız ve çok iyi bir yola gireceğiz.

 

1946 Sonrasına Toplu Bakış

 

Dolmabahçe Basın Toplantısından

UG – CG, 1 Ekim 1949

946 seçiminden itibaren bu memlekette seçim meselesi diye bir mevzu ehemmiyetli olarak bünyemizde mevki almıştır. Ben demokratik siyasî hayat inkişaf ederken, bu seçim meselesinin 946 dan sonra 950’ye kadar, tedrici ve daimi bir iyileşme ile hallolunmasına birinci derecede ehemmiyet verdim. Kanaatimce kanunlarda mütemadiyen yapılacak iyileşme, ara seçimlerde kazanılacak tecrübe ve beraber çalışmalarla siyasî hayatın normal ve meşru olan karşılıklı mücadeleleri 950’ye kadar bir tekâmül yapacaktı. Bu uğurda çalışırken hiç bir fırsatı kaçırmamağa, siyasî partileri bir araya getirmek için elimden gelen bütün tesirleri göstermeğe çalıştım. Seçim Kanunu üzerinde en ehemmiyetli ve verimli çalışma 948’de olmuştur. Bizim 946’da gizli oy ve açık tasnif gibi o zamana kadar, hatta ne işittiğimiz ne tecrübe ettiğimiz bir takım mefhumlar yeni rejimde ön plânda meseleler haline geldi. Biz bunları ciddi olarak 948’de ele almış bulunduk. Kezalik 948 senesine kadar Memurin Muhakematı gibi bu memleketin asırlık anlayışında hususi bir mevki tutan mevzular da seçim için cesaretle ele alındı. 948 seçim kanunu, gizli oy, açık tasnif ve seçim suçunun doğrudan doğruya ma[h]kemeye gitmesi esaslarını tereddüt götürmez surette temin etti. Fakat bu arada, âdli teminat ve parti mümessillerinin kurullarda doğrudan doğruya mazbata imza etmeğe selâhiyetli olması gibi iki nokta ayrıca münakaşa mevzuu olarak kaldı. Bunların ikisinin veya birinin elzem, faydalı veya zararlı oldukları çok münakaşa edilmiştir. Hakikat şudur ki, partiler arasında münakaşa mevzuu olan noktaların ikisi de mutlaka temin edilmesi lâzım olan temel şartlar değildir. Nitekim bu kanunu biz sonra Avrupada selâhiyet sahibi zatlara tetkik ettirdik. Belçikalı, İngiliz ve Fransız mütehassısları tetkiklerinde bir çok eksiklerden bahis, fakat kanunların demokratik olduğunu bize temin etmişlerdir. Hiç biri, âdli teminat dediğimiz hâkimlerin seçim kurullarını idare etmesi maddesini ve karşı partilerin mazbata imzasına selâhiyetli olarak kurullarda yer alması mevzuunu şart göstermemişlerdir. Fakat münakaşa o hale geldi ki, biraz da belki hissi olarak, iki taraf arasında birleşme hasıl olmadı. Kabul olunmıyan maddeler sebep gösterilerek geçen sene 948 ara seçimine muhalefet partileri iştirak etmediler.

948 ara seçimine girilmemesi basit bir hâdise olmadı. (...) Demek ki 948 ara seçimine girmemekliğimiz kanun üzerinde partilerin ehemmiyet verdikleri iki noktayı da temin edemediğimizden dolayı mümkün olmadı. Ben şahsen çok ehemmiyet verdiğim ara seçimlerini çok iyileştirilmiş ve ilerlemiş bir kanun içinde teferruat sayılabilecek bir iki noktanın temin olunamaması yüzünden beraber yapamamaktan dolayı çok zarar gördüğümüze kaniim. Bundan dolayı siyasî hayatımızı idare eden arkadaşlarıma çok tarizde bulunmuşumdur. Artık hâkimlerin seçim kurullarını idare etmesi veya etmemesi meselesi ilim mevzuu olarak, fikir olarak, faydalı veya mahzurlu bir tedbir olarak gözümde ehemmiyetini kaybetti. Memleketin idaresinde huzurlu ve salim bir ilerleyişi temin etmek işi birinci derecede bir mevzu oldu. Bundan çok ıztırab çekmişimdir.

Şimdi tekrar bir ara seçimine girmekteyiz. (...) Neden ara seçimine girmiyoruz? Bu nokta da tahlil edilmelidir. Ara seçimine neden girilmediğini bilmiyoruz. Çünkü 948 de ara seçimine girmemek bir kanun meselesi idi. O kanunda hangi noktalar halledilmemişse, hangi noktaların halledilmesi icabediyorsa Hükûmet, siyasî partilerden gerek Meclis kürsüsünde, gerek  umumi efkâr huzurunda tekliflerini açık ve kati olarak söylemelerini istemişti. Bu sene anlaşıldı ki, ara seçimine girmemek bir kanun meselesi değildir. Ama biz, kanun meselesidir diye, bu memleketi iki sene kadar geniş ölçüde siyaset ceryanlarının tesirlerine maruz bırakmışızdır.

Bu hadiseyi, gerek 948 ve gerek 949 ara seçiminin bu tezahürlerini ben içinde bulunduğumuz şiddet politikacılığının, şiddet taraftarlığının arızaları, işaretleri addediyorum. (...)

(...) Siyasetciler şiddet politikasını muvaffakıyet vasıtası telâkki ettikçe hiçbir nasihatla onları bundan vaz geçiremeyiz. Politikacılar, şiddet politikası vasıtasını sonuna kadar tecrübe edeceklerdir. Nasıl memleket efkârı, bu demokratik rejimin ilk zamanlarına çok telaşlı ceryanlara istikamet verecek bir olgunluk göstermişse, nasıl muhalefetin emniyet içinde teessüs edip çalışması temin olunmuşsa, memleket şiddet politikasına karşı da kendi bünyesinden cevap vermeğe, bu imtihanı da geçirmeğe mecburdur.

 

 

 

 

 

1950 DÖNÜMÜ

 

1950 Seçimleri ve Temel Vurgular

İktidar Sonrası Temel Değerlendirmeler ve Ana Muhalefete Geçiş

Yerel Seçimler ve 1950 Dönümünün Dökümü

 

 


1950 Seçimleri ve Temel Vurgular

 

1950 Genel Seçimleri Dolayısıyla Ankara Polatlı’daki İlk Seçim Konuşmasından

UG, 24 Mart 1950

Önümüzdeki devrede (...) Yeni çalışma mevzuunu başlıca iki temelde görüyorum: birisi, Anayasa’mızın demokratik hayatın icaplarına göre değiştirilmesidir. Mevcut Anayasa’mız, bu memlekete, büyük hizmetler ve ilerlemeler sağlamıştır; fakat, kanaatimce, devrini ikmal etmiştir, ve demokratik icapları karşılayacak yeni hükümlerin ve teşkilâtın lüzumu vardır. (...) Tamamiyle şahsi olan fikirlerime göre, büyük meseleleri şöyle görürüm: milletvekillerinden mürekkep bir meclisten başka, ikinci bir meclis olacaktır. Bu iki meclisin bir arada halledecekleri meseleler olduğu gibi, her birinin ayrıca iştigal edecekleri vazifeleri bulunacaktır. Devlet Reisiyle meclisler arasındaki münasebetler, ve umumî olarak Devlet Reisinin vazife ve salâhiyetleri, esaslı bir tetkik mevzuu olacaktır. Bu meselelerin nasıl halledileceğini bugün kimse söyliyemez. Fakat, meselelerin sağlam bir garp demokrasisinin temel prensiplerine göre tanzim olunması için bütün gayretimle çalışacağım. Bugünkü Anayasa’mızın büyük kuvveti, memleketin bir harp zamanında muhtaç olacağı fevkalâde tedbirleri süratle alabilmesidir. Yeni Anayasada bu ihtiyacın gözden kaçmamasına çalışmak icabeder. Bugünkü Anayasanın zayıf tarafı, seçim neticesinde büyük çokluğu alacak bir siyasî partinin, Anayasa dahil olduğu halde, bütün kanunları bir hafta içinde değiştirmeğe muktedir olmasıdır. Yeni Anayasadaki ikinci meclisin, başlıca, Anayasanın istikrarını temin etmesi ve her kanunun Anayasaya uygun olarak çıkmasını ayrıca vazife olarak üzerine alması düşünülebilir. (...)

Önümüzdeki dört sene zarfında uğraşacağım öteki temel mevzu, siyasî bünyemize arız olan mühim hastalığın vatandaşlar tarafından tedavisine çalışmaktır. Bu hastalık, içinde yaşadığımız şiddet politikasıdır. Şiddet politikası, bugün iktidarda olmıyan siyasî partilerin usulleriyle, bir kaide olarak yerleşmiştir. Bu usullerin tarihten gelen kökleri vardır. Zaten bizde; yalnız bizde değil, bu topraklarda, yüzlerce ve yüzlerce senedenberi demokratik rejimin teessüs edememesinin başlıca iki sebebi, İktidarda bulunanın sabır ve tahammül gösterememesi, ve iktidarda olmıyanın, şiddet yoluna sapmasıdır.

İktidarda olarak, bize düşen vazifeyi yapmağa çalıştık. İktidarda olmıyan partilerin şiddet usullerini değiştirmek, bizim elimizde değildir. Bu tekâmülü onlar temin edeceklerdir.

 

Ankara Kırıkkale Söylevinden

UG, 26 Mart 1950

(...) Her milletin kendine göre bazı vasıfları yumuşak ve bazı vasıfları serttir. Türk milleti, söz tecavüzüne az dayanan bir milletir. Vatandaşlar arasında en ağır kavgaların sebepleri, çok defa, söz tecavüzüdür. Bu memlekette yüzlerce senedenberi devamlı bir hürriyet rejimi kurulamamıştır. En uzun zamanı biz geçirdik. Bununla, kendimizi babalarımızdan daha anlayışlı ve daha ileri görmek iddiasına kapılmamalıyız. Babalarımız da bizim kadar bu ihtiyacı biliyorlardı. Fakat, müşkülâtı yenemediler. (...)

Önümüzdeki devrede bir büyük işimiz, yeni bir Anayasa ile,  Devletimizin demokratik, medenî teşkilâtının eksiklerini tamamlamağa çalışmak olacaktır. (...)

Halk Partili vatandaşlarıma söyleyeyim ki, bizim inandığımız altı oklu prensiplerin Anayasadan çıkarılması tabiî olacaktır. Biz, Halk Partili olarak altı oklu prensiplerimizi vatandaşlarımıza beğendirmeğe çalışmakta devam edeceğiz. Bu suretle, diğer siyasî partilere karşı kendi prensiplerimizi Anayasa ile imtiyazlı bir mevkie koymuş olmaktan çıkacağız. Ama, şurasını hemen ilâve etmeliyim. Yeni Anayasamız bazı prensipleri bütün vatandaşların, bütün siyasî partilerin müşterek umdeleri olarak tesbit ve tâyin etmeğe mecburdur. Benim şahsi fikrim budur. Anayasa, memlekette demokratik rejimin istikrar içinde bulunmasını, istikbalde Cumhuriyetin ve Cumhuriyetin aziz prensiplerinin âni ve tehlikeli kanunlardan masun bulunmasını temin edecektir. (...) Aynı milletin aynı istidatta evlâtları olarak, iktidarda bulunan bizler de, şiddet usullerine kendimizi kaptırabilirdik. Eğer babalarımızdan daha sabırlı olmasaydık, bugün içinde bulunduğumuz rejim daha bir kaç sene evvel, sona ererdi. Biz işbaşında kalarak, sona ererdi; şiddet taraftarları işbaşına gelerek, sona ererdi... ve yüzlerce ve yüzlerce senedenberi tarihin göğsüne yazılmış olan hüküm, yani “bu topraklarda demokrasi olmaz, hürriyet olmaz” hükmü bir kere daha isbatedilmiş olurdu. Bizim sabrımız, memleketi bu neticeden kurtardı.

 

Erdal İnönü’ye Mektuptan

B.İ.E.M; Sevgi Özel, sf. 142 ... 26 Mart 1950

Büyük Meclis [seçimleri] yenileme kararı verdi. Ben seçim nutuklarımın ikincisini söyledim. Yarın Beypazarı’nda üçüncüsünü söyleyeceğim. Mayıs 14 Pazar günü oylar verilecek. Netice ne çıkarsa şeref bizimdir, kazansak da, kaybetsek de. Hiçbir endişem yok. Sıhhatimiz, neşemiz yerinde.

 

Ankara Beypazarı Konuşmasından

UG, 28 Mart 1950

Milletler arasında müşterek bir sulh tesisini gaye edinen milletlerle beraber insanlık bu kadar çetin ıztıraplardan sonra bir sulh nizamı kurabilirse, biz de o nizam içinde bahtiyar olacağız. Eğer insanlık yeni bir büyük felâkete gidecekse, bizim başımıza da engin felâketler gelecektir. Geçen beş sene zarfında bizim büyük meselemiz, dış emniyet meselesi idi. l944, 1945, 1946 senelerinde hemen hemen yapyalnız, tehlikeli ihtimaller karşısında bulunduk. Önümüzdeki senelerde de, dış emniyet meselesi başlıca kaygımız olacaktır. Biz bu kaygılı devri, iç politikada, yeni ve büyük bir siyasetin sahneleri içinde geçiriyoruz. İç politikamızın bu yeni devri, eğer muvaffak olmasaydık, bizim için vahim olacaktı.

(...) Anayasa gibi büyük bir mesele üzerinde, siyasî partiler arasında müşterek çalışma imkânı, büyük bir ileri merhaledir. Siyasî hayatımızın bugünkü durumu, teessüf ederim ki, bize bu ümidi vermemektedir. Bugünkü Büyük Millet Meclisi içinde böyle bir faaliyete de henüz siyasî inkişaflarımızın müsait olmamasından dolayı teşebbüs edemedik. Memlekette zaten kâfi derecede mevcut olan acı ve zehirli münakaşayı; yeni mevzularla artırmak istemedik.

(...) Bu memlekette hürriyet ve demokrasi rejimini kurmak güçlüğünü yalnız Cumhuriyet ve Meşrutiyet devreleri gibi kırk senelik bir devre için müşahede etmemeliyiz. Yüzlerce seneden beri şark âleminde ve Balkanlarda hürriyet rejimi kurulamamıştır. Biz, babalarımızın tecrübelerini tâkip ederek ve Cumhuriyet devrinin tekâmülünü geçirerek yeni hayata girdik. Yapılan iş büyük şeydir ve bunun yapılması için büyük mikyasda kendi nefsimizi yenmemiz ve memlekete hürriyet içinde yaşamanın imkânını verecek engin bir tahammülün misallerini göstermemiz lâzımdı. Bu büyük bir vazifedir ve her şeyden evvel iktidarda bulunanlara düşen bir vazifedir. Halk Partililere büyük vazifelerinin icaplarını hissettirerek, kendimi de onlarla beraber sabra alıştırmağa çalıştım. Şimdi biz, iktidarda iken sabır, tahammül hassasını, ağzımızdan hatalı bir söz çıkmışsa, onu geri almak kudretini; eğer yanlış bir karar vermiş isek, onu bulup düzeltme gayretini, hulâsa ağzımızdan çıktı diye her sözü keramet saymak, karşımızdakiler söyledi diye inat ile onu behemehal yapmamak hastalıklarından kurtulmuş olanları temsil ediyoruz. Bu bir manevî durumdur. Bu bir siyasî geniş yoldur. 1950 seçimlerine bu vazıyette gidiyoruz. Biz iddia ediyoruz ki, memleketin siyasî hayatının huzur ve emniyet içinde gelişip yükselmesi, iktidarda bulunan siyasî partinin, geniş tahammül ve müsamaha kudretinde olmasına bağlıdır. Buna karşı, “siyaset hayatı bir şiddet vasıtasıdır, Cumhurbaşkanını tanımamak lâzımdır, vatandaşın onunla temasını menetmek lâzımdır, bu memlekette işler ancak zorla yaptırılabilir, ve yaptırdıkça şiddeti ve zoru artırmak lâzımdır” kanaatinde olan politikacılarla karşı karşıya, milletin karşısına çıkıyoruz.

 

Malatya Konuşmasından

UG, 31 Mart 1950

Politik münakaşalarımızın içinden mümkün olduğu kadar sıyrılmağa çalışarak, çalışma kudretimizi memleketin imarına; eğitimde,  ekonomide, sağlıkta büyük hamleler yapmağa bütün gücümüzü sarfetmeğe çalışacağız. Fakat, gerek dış emniyetin gerek içerde geniş mikyasda çalışıp ilerlemenin bir temel şartı vardır ki, onu, 1950 seçiminde sağlam olarak vücude getirmeliyiz. (...)

(...) Biz, bugüne, çetin yollardan geçerek geldik. Demokratik rejimimizde pek mühim başarılar elde ettik, pek mühim güçlüklere uğradık. Eğer memleket güçlüklerin nerede ve niçin olduğunu iyi kavramazsa, ilerde vaziyetimiz daha çetin olacaktır.

(...) Hürriyet rejimi içinde yaşıyan bir memlekette, her türlü fikir ihtilâflarının üzerinde yaşayacak varlık meseleleri vardır. Bu meseleler,  elle tutulur maddî ve siyasî mevzular olduğu gibi, elle tutulamıyan manevî ve ruhî mevzulara da şâmildir. (...)

(...) Eğer bizim demokratik cereyanımız şiddet politikacılarının hâkim olması neticesini verirse, bu yüzden memleketin başına gelecek olan fena şeylerin ölçüsü ve hesabı yoktur.

 

Adana Halkevi Söylevinden

UG, 3 Nisan 1950

Anayasa üzerinde yapılması lâzım olan değişikliklere memleketin inanmasını temin etmeğe çalışıyorum. Kanunlarımız üzerinde haksız tenkitler ve tecavüzler, siyasetçilerimizin dilinde bir kelimeye, “antidemokratik” kelimesine istinat ediyor. Bir kanunun demokratik veya antidemokratik olduğunu, bugün, Büyük Millet Meclisi tâyin eder. Büyük Millet Meclisinde çıkan bir kanunun tereddüt mevzuu olmaması icap eder. Ama, siyaset cereyanlarına bir hastalık gibi girmiş olan bu isnadı tedavi edecek hiçbir vasıtamız yoktur. (...)

Ama şurası da bir hakikattir ki, bir kanunun Anayasaya mutabık olup olmadığının, kanun koyan meclisten başka bir meclis veya müessese tarafından hükme bağlanması, pek çok milletlerde usul ittihaz edilmiştir. Anayasamızda yapacağımız değişikliklerde bu meseleyi ve ihtiyacı kökünden halledeceğimizi ümit ediyorum.

 

Konya Konuşmasından

UG, 5 Nisan 1950

Başlıca Muhalefet Partisinin en selâhiyetli resmî müessesesinde kabul edilmiş olan prensipler ve bu prensiplerin istinat ettiği felsefe, yâni 12 Temmuzun tek taraflı bir borç senedi olması nazariyesi haksızdır. Bunların hiç bir yanlış anlamaya mahal vermiyecek surette tashihi ve iptali, siyasî hayatımızın ileride inkişafı için, ilk yapılacak esaslı iş olacaktır.

(...) Vatandaşlarımın, bizim sabrımızın ve tahammülümüzün, uzlaşma zihniyetimizin derecesinden şikâyet etmeğe sebepleri yoktur zannediyorum. Belki bazı vatandaşların, daha çabuk hareket, daha çok isabet ve dirayet iddiaları, bize karşı da müteveccihtir. Yüzlerce senedenberi kurulamamış olan geniş bir hürriyet rejimine memleketin intikalini, vatandaşın mal ve can emniyetini tehlikeye uğratmaksızın, temin etmek meselesinin çok muğlak ve çok güç olduğunu, vatandaşlarımın insaf ile muhakeme etmelerini isterim. Biz şiddetli tecavüzlere uğradık ve hâlâ uğruyoruz. Uzlaşma teşebbüslerimiz, en vahim iç ve dış hâdiseler karşısında bile, kolaylık ve yardım görmemiştir. Bizim kusurlarımızı bu şartlar içinde tartmak icabeder.

 

Erdal İnönü’ye Mektuplardan

B.İ.E.İ.M.; SevgiÖzel; sf. 145146 ... 18, 25 Nisan 1950

18 Nisan 1950, Salı

Seçim içindeyiz. Seçim gününün 14 Mayıs olduğunu biliyorsun. Netice ne olursa, annen ve kardeşlerin iyi ve keyifli karşılamaya kendimizi tamamıyla hazırladık. Senin de tabii ve feylosofça karşılayacağına eminim. Gözlerinden öperiz. Her şeyden mühim olan senin muvaffak olmandır. Sağ ol, var ol. Sevgilerimiz daima seninle beraberdir.

 

 

25 Nisan 1950, Salı

Seçim kampanyası bütün hızı ve gücü ile ayakta. Partiler listelerini ilan ettiler. Adayların tespiti pek üzüntülü oldu. Daha sürprizlisi seçimde meydana çıkacak. Şimdilik tam L’américain.

 

İzmir’de Gazetecilerle Seçimler ve Seçim Sonucu Olasılıkları Üzerine Sohbetten

CG, 4 Mayıs 1950

“ – İnsan bazan kaybeder, üzülür, kabahati atına bulacağı yerde şurada burada arar. Seçimlerin neticesi ne olursa olsun  kadere boyun eğmek lâzım gelecek. Sandık başlarına emniyetle gideceğiz. Her tarafta bu emniyeti müşahade ettim. Şansımız olur da kazanırsak yeni bir hamle yapacağız. Oturmak devri geçti artık

Bundan sonra İnönü, yarın da böyle konuşursa İzmirlilerin nasıl karşılıyacağını sormuş, muhalif gazete muhabirlerini kendi tarafına çekmenin kolay olduğunu, fakat patronları ele geçiremediğini lâtife yollu beyan ederek şöyle demiştir:

“ – İktidarda iken bütün tenkidlerinize tahammül ediyorum. Hele bir karşınıza geçeyim de görün bakayım. Ben bu mevkie yumuşak koltuktan gelmedim. Hep mücadele ede ede geldim. Bu dâvada tutacağım yol şudur: Hesabsız bir sabır, hiç bir güçlük karşısında eğilmiyen sebat.”

İnönü, muhalefeti işaretle şöyle devam etmiştir:

“ – Ben bunları yenerim. Ve siz de beni beğenirsiniz. Seçimlerden büyük bir milletin bütün olgun vasıflarile çıkacağız. İzmir, benim hakkımda en çok söz söylenen yerdir. Ve ben burada muhalefeti dostluğum ile yeneceğim.”

İnönü, İzmir Demokrat Parti aday listesinde üç müstakil bulunduğunu öğrenince “Demek İzmirden gösterecek başka adam bulamamışlar” demiş ve D.P. nin bütün aday listelerinde kaç kadın bulunduğunu sorup cevab alınca: “Demek ki biz onlardan altı misli fazlayız. Medeniyette ve inkılâbta da altı misliyiz” diye ilâve etmiştir.

İnönü, Manisaya, Balıkesire gidip oralarda da konuşacağız. Şimdiki seçimlerin 946 dakinden bambaşka bir hava içinde bulunduğunu, kendi ihtiyarı ile memleketi türlü ihtimaller karşısında bırakıp gitmiyeceğini, bir gün memleket kendisine “artık senin zamanın bitti” dediği vakit minnettar olacağını bildirmiş ve şöyle demiştir:

“ – Çekilirim ama, bu defa karşıya geçer mücadele ederim. İzmire çok müteşekkirim. Benim için çok şey söylenmiştir ama geçici bir tezahür olmamıştır.”*

İnönü, baskı olup olmadığını sormuş, “yoktur” cevabı verilince, “yoksa Demokratlar mı yapıyorlar” diye lâtife etmiş ve sözlerini şöyle bitirmiştir:

“ – Seçimi kaybedersek, gördünüz, diyeceğim bu şerefte benim, bir daha benim kadar sabırlısını bulamazsınız. Bir daha elinize bu fırsat geçmez.”

 

İzmir Cumhuriyet Meydanındaki Söylevden

UG, 5 Mayıs 1950

Biz, Cumhuriyet Halk Partililer, bütün dünya gözünde, içtimaî ıslahatı yapmış olmak vasfının salâhiyetli temsilcileri olmakta bütün partilerin en ilerisinde geliyoruz. Karşımdaki partilerin ruhlarında kabaracak itiraz seslerini işitiyorum. Ama, lûtfetsinler, bir lâhza beni dinlesinler.

Kendilerine riyazi bir misal vereceğim. Biz, yeni seçimlerin aday listelerinde en çok kadın ismi göstermiş olan partiyiz. Bütün  dünyada iftihar ettiğimiz inkılâplarımızdan birisi, kadın haklarına ve kadın hayatına yeni ufuklar açmış olmamızdır. Dağılan Meclisten daha az kadın aday göstermekten mahcubum. Ama, karşımdaki partilerin en ilerisinden üç defa daha fazla kadın aday göstermekle iftihar ediyorum. (...) Görüyorsunuz ki, cemiyetimizi ilerletmek gayretinde, Partimizle ideal yarışı yapmak kolay değildir. Kadın aday göstermenin bugünkü halimize göre güçlükleri, her parti için aynıdır. Mesele, güçlükleri göğüsleyecek idealin sağlamlığındadır.

Seçim Beyannamemiz, köylü refahı dâvamızı başlıca mevzu olarak ele almıştır. Köylü kalkınması, bütün Halk Partisi Hükûmetlerinin daimî kaygısını teşkil etti. Köylü mahsullerinin yok pahasına satılması karşısında kayıtsız kalma siyaseti, Partimizin tarihten aldığı acı miraslardan biridir. Biz, bu mirası reddettik. Bugün de toprak mahsullerinin layık olduğu ölçüde değerlendirilmesini, milletçe ileri refah seviyesine erişmenin temel şartlarından biri sayıyoruz. Köylerimizi teşkilâtlandırarak, verimli vasıtalar onları teçhiz etmek dâvasını sebatla takibediyoruz. Temel dâvada durumumuz budur. Seçim Beyannamemizin köylüye ait teferruat meseleleri bile, bizim için pek ehemmiyetlidir. (...)

Köyde ilk öğretim dâvasının, yeni imkânlarla ve sebatla peşinde koşuyoruz. Dört sene evvel bizim için başlıca kusur sayılan mektep inşası yorgunluğu, dolaştığım bütün köylerde, artık reddedilmiş bulunuyor. (...) Bizim senede 2000 köy mektebi yaptığımız olmuştur. Şimdi, 1500 üzerine devamlı bir program ilân etmek, bizim için, imkânı hesabedilmiş bir programdır.

(...) Köylünün toprak sahibi olması ve köylünün diğer meseleleri ile, köy sağlığı ve orman dâvasının mutlaka halledilmesi yollarında da sebatla yürüyoruz.

(...) Bu memlekette çalışma işini ve çalışanların meselelerini birinci derecede bir devlet siyaseti şeklinde görerek, Bakanlar Kuruluna bir de Çalışma Bakanlığı ilâve eden, Cumhuriyet Halk Partisi Hükûmetleridir. (...) Hiçbir Bakanlığımız, ilk gününden, en kıymetli garp mütehassıslarının yardımına Çalışma Bakanlığı kadar mazhar olmamıştır. Dört sene, içinde sendikaları, sigorta kanunları ve içtimai müesseseleri ile, çalışma teşkilâtımız, dünyanın her konferansında göğsümüzü kabartacak bir gayretin ve bir samimi niyetin örneği olarak takdir olunmaktadır.

Devlet iktisadi müesseselerinde, fiiliyat sahasına giren işçi meskenleri meselesini, memlekette esasından hal yolundayız.

(...) Ancak, ben, grev hakkının bizim bünyemize göre lüzumlu  veya lüzumsuz olduğu mevzuunu da münakaşa etmeği acele ve faydasız  görürüm. Belki bir gün biz de, grev hakkını kabul ederiz. Fakat, ondan evvel, yapacağımız işleri tamamlamak lâzımdır. Bugün, işçilerimiz ve işçi teşkillerimiz, sermaye sahiplerine karşı tahkim usulü ile emniyettedirler. Grev hakkının tabiî karşılığı olan lokavt unsuru, günü gününe geçinen ve hiç birikmiş dayanma sermayesi olmıyan işçilerimizi iki günde ezmek için bire birdir. Bu memleket baştan başa çalışanlar ve çalışma teşkilâtı ile dolacaktır. Çalışma teşkillerimizi, daha doğum senelerinde, lokavt’ın sefaletlerine mâruz bırakmamak bizim vazifemizdir. (...)

 

Manisa Konuşmasından

UG, 6 Mayıs 1950

27 seneden beri hiçbir şeyin yapılmamış olduğunu söylemek, Türklerin Cumhuriyet idaresine kabiliyeti olmadığını söylemek demektir. Hiçbir muarızıma böyle bir isnadı yakıştıramam. Fakat düşünürseniz, isnadın başka bir mantıki neticesi yoktur. Türkler, cumhuriyeti, asırların mücadelesi ve tecrübesi mahsulü olarak meydana getirmişlerdir. Muvaffak olmuşlardır. Bu memleket, bugünkü dünyayı süsleyen demokratik cumhuriyetlerden birini kurmuş olmakla, haklı olarak, iftihar edebilir.

(...) Türkler, harabelerini eskisinden mâmur bir surette tamir etmişler, memleketlerini hesapsız mektepler, köprüler, iktisadî ve malî müesseselerle donatmışlardır. Hele, 11 seneden beri İkinci Cihan Harbi gibi bir büyük belânın en önde malî olan yüklerini ve sarsıntılarını taşımışlardır. (...)

Demokratik rejimin siyasî mücadeleleri arasında, muarız  politikacılar, her yapılmış olan işten daha iyisini vücuda getirmek iddiasında bulunabilirler. Böyle bir iddia, siyaset mücadelesinin tabiî bir tezahürüdür. Yıkıcı değildir, yapıcıdır. Fakat, milletin eserlerini kötülemek isteyenler, doğrudan doğruya yıkıcı bir politika peşindedirler. (...)

(...) Gelir vergisinin, bu kadar müşkülât içinde, nihayet kabul olunması, öğündüğümüz büyük inkılâp hareketlerinden biridir. Az kazanan ve çok kazanandan nisbetsiz miktarda vergi alma usulünü, Gelir Vergisine göre medenî, ilmî ve adaletli bir maliye sistemine intikal ettirmek, zor bir dâva idi. Vergi vermemeğe alışmış olan çok kazançlılar, Gelir Vergisine şiddetle muarız oldular. (...) Bizimle seçim mücadelesi yapan partiler arasında Gelir Vergisi aleyhtarları yer bulmuşlardır. Önümüzdeki devrede onların Gelir Vergisi ile tekrar mücadele etmelerini ihtimal dahilinde görürüm. Seçim esnasında karşımdakilerden bu mevzua dair açık bir teminat alabilsem, Manisalılarla beraber, pek ziyade sevineceğim. İşte bir münakaşa mevzuu ki, bununla siyaset mücadelesine mâna ve asalet vermek fırsatını karşımdakilere hazırlamış oluyorum. Kendilerinden cevap isterim.

(...) Hususiyle malî müesseseler, siyasî kudret ve faaliyetlerden kendilerini müstağni tutarak yerleşmeğe, kuvvetlenmeğe ve ilerlemeğe muvaffak olurlarsa, ancak o zaman, kazançları alınlarının teri sayılır ve memlekete hizmetleri umumî itimada istinad ederek, engin bir mahiyet alır.

(...) Malî müesseselerin siyaset mücadelesinden kazanç aramağa çalışmalarından sakınırım. Demokratik cemiyetlerde siyasetle karışık malî ve ekonomik tertipler, bizden çok zengin memleketlerde bile çok gürültülü yıkıntılar yapmıştır. Bizim bünyemiz, bu usullere hiç dayanamaz.

 

Manisa Akhisar Konuşmasından

UG, 6 Mayıs 1950

Şimdi işin ehemmiyetini söyledikten sonra kendi işimize bakalım: Bana rey verecek misiniz?

“Vereceğiz. Tabii vereceğiz. Senden başka kime rey veririz İnönü.”

– Ama bana rey vermiyenlerle dost kalacaksınız. (Sürekli ve şiddetli alkışlar). Allaha ısmarladık Akhisarlılar.

 

Balıkesir Konuşmasından

UG, 6 Mayıs 1950

Ben, bu seçimden ne bekliyorum? (...) Beş seneden beri yeni bir rejim içinde çırpınıyoruz. Türk milletinin siyaset mücadelesini yaparken aklı seliminin ve insafının bütün güçlüklere galebe edeceğine iman ederek, bu yeni hayata girdik. Yüzlerce seneden beri bu topraklarda kurulamamış olan bir hürriyet rejiminin, ilk zamanlara mahsus taşkınlıklarından, Türk milletinin selâmetle çıkacağına yürekten güvendik. (...)

(...) Öyle zamanlar oldu ki, politikacılar, yer yer dolaşarak, devlet memurlarının yakasına yapıştılar ve yüzüne karşı “kara liste”lerden bahsettiler. Büyük siyasî partilerin “kara liste” hazırlamış olduklarına bir an inanmak aklımdan geçmez. Bu sözler, ancak, kendini kaybeden politikacıların ya hakikaten yalnız kendisinde mevcut, yahut o anda tesir için icat edilmiş bir tehdidinden ibarettir. Ancak, bu hareketlerin vatandaş huzurunda açtığı rahneleri tamir etmek çok güç olmuştur ve çok uzun sürmüştür. Siyasî hayatımızın gelecek tekâmülünden, bir zamanlar âlayiş ve debdebe ile bünyemizde açılan hesapsız rahnelerin tamamiyle terk olunacağını bekliyorum. Bu neticeyi elde etmek için, seçimin neticesi ne olursa olsun, sebat ile ve hulus ile ve bütün ikna kuvvetimle çalışacağım.

Balıkesirliler, Aziz Hemşerilerim,

Size tekrar ediyorum: Demokratik rejim, vatandaşları tamamiyle bir birinden ayırmış olan bir mücadele zehri değildir. Bu, bir hürriyet rejimidir ki, kabiliyetleri her gün bir birinden ileri götürmeğe çalışarak, vatanın meselelerini daha isabetli bir şekilde hal için yarış etmek rejimidir. Bu asîl mefhumu bir lâhza gözlerimizin en kızdığı zamanda bile, hatırımızdan çıkarmamalıyız. Kendimizi kaybettiğimiz zamanlar olabilir. Muarızlarımı bile, bu zamanlar için mazur görürüm. Ama, bu isabetsiz anların geçici olması şarttır. Fırtınadan sonra açılan güneş gibi, hiddetten ve mücadeleden çıkan vatandaşların, yüzlerinde ve gözlerinde, bir birine muhabbetin baharını göstermeleri vazifeleridir. Bu vazifeyi, hepimiz, göz önünde tutmak ve o vazifeyi ifa etmekten bahtiyarlık duymak istidadını muhafaza etmeliyiz. Ancak o zaman, demokratik hayatın bütün tecelli[si]den yeni bir emniyet ve yükselme hamlesi ile çıkabiliriz.

 

Çanakkale Biga Halkevi’ndeki Konuşmadan

UG, 7 Mayıs 1950

İnsafınıza müracaat ederim: Bir seçim zamanında, her gün, memleketin en az 30 yerinde toplantılar yapılan bir diktatörlük ülkesi görülmüş müdür? Seçim zamanında diyar diyar dolaşarak, kendini vatandaşlarına beğendirmeğe çalışan diktatör işitilmiş midir? (...) Beş seneden beri, bir insanın tahammülünü aşan sabırla beklediğim, bu gündü. Bigalılarla beraber, memleketin, yüksek anlayışına hayranlığımızı ifade etmekten zevk duyuyorum.

 

Bursa Halkevi’ndeki Söylevden

UG, 8 Mayıs 1950

Size, seçim nutuklarımdan en ehemmiyetli sandığım birisini söylemek için huzurunuza çıktım. (...) Çok teessüf ederim ki, Demokrat Partinin seçim beyannamesinde bizim nelerimizi eksik gördüğünü, ve memlekete yapıcı olarak yeni ne fikirler getirdiğini, derli toplu okumak henüz müyesser olmadı. (...) Demokrat Parti Liderinden, kendi seçim dairesindeki seçmenlere, bunlar hakkında birer birer cevap vermesini isterim. (...)

İlkönce, Anayasa meselesinden bahsedeyim. Rejimin istikrarı ve rejimde temel münasebetlerin sağlam esaslar üzerinde nizama konması için, Anayasada yeni tesisler yapmak lâzımdır kanaatindeyim. Soruyorum: Demokrat Parti Lideri ne kanaattedir?

(...) Geçen Haziran Kongresinde verilen kararlar ve ondan sonra İzmir’de ilân olunan kararlar, iptal edilmek icabeder. (...) “Düşmanlık kararı” diye şöhret bulan bu haksız ve kanunsuz Kongre kararı, siyasî bünyemizden kalkacak mıdır? (...) Bir büyük siyasî parti, Devlet Reisi ile temasda bulunmaksızın, memleket işlerinde kendisine düşecek vazifeleri yapamaz kanaatindeyim. Partiler arası münasebetlerde, partiler üstü büyük memleket meselelerinde beraber çalışmağa mecburiyet görmiyeceklerini, Demokrat Parti Lideri zan edebilir mi?

Büyük Millet Meclisinde, Cumhurbaşkanı, resmî vazife ile başkanlık kürsüsüne çıktığı vakit, Demokrat Parti milletvekilleri ayağa kalkmamağa devam edecekler mi? Ben, her hangi bir vatandaşımı, Demokrat Partinin Liderini veya her hangi bir ferdini, dermanım oldukça, ayakta kabul etmek itiyadındayım; ve bir gün Demokratlardan veya diğer bir partiden bir milletvekili Cumhurbaşkanı olursa, sancak onu kanunen nasıl selâmlıyorsa, biz de resmî vazife anında Devlet Başkanını öyle selâmlıyacağız. (...) Geçmiş zamanların bu hastalıkları düzeltilecek midir?

(...) Ben, siyasetin bu hastalıklarından canı yanmış nice siyaset ve devlet adamları gördüm ki, “fırka tefrika demektir” kanaatini bir itikat olarak, ya mezara götürmüşler, ya taşımaktadırlar. Karşımızdaki başlıca partinin Liderine derim ki, fırkanın tefrika demek olmadığını tarihe karşı, millete karşı ve âleme karşı ispat etmeğe mecburuz. Bu ispat, ancak, her türlü şiddet usullerinin, hulus ile, hiçbir yanlış anlamağa mahal vermiyecek açık ve kesin bir ifade ile terk olunmasına, hiç olmazsa, en kısa zamanda terk olunacağının söylenmesine bağlıdır. Demokrat Parti lideri, seçim dairesine, bu hususta teminat verebilir mi?

(...) Hatırlarsınız ki, Anayasada tâdilât yapmak, gazetecilerin önayak olmasiyle, daha geçen Mecliste memleketin umumî efkârına atılmıştı da Demokrat Parti böyle bir tedbiri reddetmişti. Demek ki, hem bugünki Anayasanın tabiî icaplarını yapmak kusur oluyor, hem Anayasayı yeni ihtiyaçlara göre tesislendirmek arzusu kusur sayılıyor. Cumhurbaşkanını, bugünki Anayasanın verdiği vazifeler ve haklar içinde, faaliyetten men etmeğe bir hak tasavvur olunabilir mi? (...)

İşitiyorum ki, Demokrat Parti hatipleri, bütçemizin yani maliyemizin halini dillerine dolamışlar, ve, Marshall plânı olmasaydı, iflâs edeceğimizi öne sürmüşlerdir. Gerçi, bütçe ve maliye üzerinde, siyasî partilerin, sert [eleştiride] bulunmaları vazifeleri icabıdır. Güzel ama, bu vazifeyi yaparken memleketin bünyesini ve temel politikasını değiştirmek istiyorlarsa, onu da söylemelidirler. Kendileri iktidarda olsalar, temel politikaları terketmedikçe çare bulamıyacakları  vaziyetleri, memleket efkârına, dikkat göstererek tahlil etmeğe mecburdurlar.. Bizim, bütçede çektiğimiz sıkıntılar, katlanmağa mecbur olduğumuz askerî masrafların ağırlığındandır. Başlıca sebep budur.


Kocaeli Konuşmasından

UG, 9 Mayıs 1950

Biz, dünyanın o köşesindeyiz ki, memleketin maddî ve manevî her istikamette bezenmesini, ilerlemesini, daima milletlerarası büyük hâdiselerin tesirlerine ve ihtimallerine göğüs gererek tahakkuk ettireceğiz. Gaile ihtimallerinden uzak olan bir müsterih çalışma devrini asırlardan beri bulamadık ve daha ne kadar zaman bulabileceğimizi de kimse keşfedemez. Demek istiyorum ki, Türkiye’nin demokratik rejim içinde feyizli bir hayatın tedbirlerini bulabilmesi, dünyanın bir rahat köşesine nisbetle, iki kat güç ve iki kat masraflıdır.

 

İstanbul Taksim Meydanındaki Söylevden

UG, 10 Mayıs 1950

Yeni bir hayat yoluna cesaretle girmiş olan milletimiz, 5 senelik büyük zahmet ve gayretlerinin mahsulü olarak, yeni, feyizli bir büyük çalışma devrine girmek üzere olduğunu tamamiyle kavramıştır. Tarihin,  bize, hayretle ve henüz muhafaza ettiği bir acaba ile ve her halde, hayranlıkla baktığı tahmin olunabilir.

(...) Eğer, biz, 150 seneden beri bu memleketin belini doğrultmasına, hürriyet ve medeniyet içinde bir hayat tarzı bulmasına mani olan zehirlerin tesirine karşı bünyemizde bir masuniyet kazanamamışsak, yeniden başımıza birçok felâketlerin gelmesini beklemeğe mecburuz. 1950 senesinde, Türkiye’nin coğrafi durumunda bulunan bir memleketin, iftiracı, iptidaî ve yıkıcı usullerin neticelerine dayanacağını tasavvur etmek pek tehlikeli bir hayal olur. (...)

(...) Basın hürriyeti üzerinde devam eden münakaşalar kolaylıkla hallolunacaktır. Bu hal şekli bizim basınımızı bazı noktalarda genişletecektir, ve birçok noktalarda da, onlara demokratik memleketlerin ve demokratik nazariyelerin kayıtlarını getirecektir. Şurası muhakkaktır ki, basın hürriyeti gibi, hürriyet ve demokrasi rejiminin bir temel mefhumu, bugün, bizde en serbest memleketlerde olduğu gibi işlemektedir. Bugünkü ihtiyacımız, bir iyileştirme isteğinden ibarettir ki, bu ihtiyaç üzerinde münakaşa, her mesele için, her yeni tedbirden sonra, daima mevcut olacaktır. (...) Bütün bu eksiklerle beraber, memleketimiz, hür ve demokratik bir rejimin bütün esas unsurlarını tahakkuk ettirmiştir. Bu seçim devrindeki memleket manzarası, canlı bir şahit sayılır.


Aziz Vatandaşlarım,  

Demokratik rejimimizin bu başarılı devrini geçirdikten sonra da; zaman zaman, talihin sert tecrübelerine mâruz kalması ihtimali vardır. Bu tecrübelerin zemini, iç politika meseleleri olabileceği gibi, hususiyle, dış emniyet meseleleri başlıca tecrübe devri sayılır. İç politika denemeleri, tahrik neticesi olabilecek büyük hâdiselerden doğabilir. Bu hâdiseler, cemiyetin nizamını korumak için fevkalâde tedbirler icabettirecek ehemmiyette olabilirler. Bu fevkalâde tedbirlerin, katî zaruret hudutları ve zamanları içinde kalıp kalmıyacağının imtihanını, iyi niyetle ve muvaffakıyetle vermek lâzımdır. Bu vazife, hâdise zamanındaki iktidarın ve umumî zihniyetin istidadına bağlıdır. Büyük Amerika demokrasisi, kuruluşundan 75 sene sonra, tarihin tanıdığı en ehemmiyetli bir iç harbin imtihanını vermeğe mecbur kalmıştır. Bizim memleketteki geçmiş tecrübelere göre, suikast teşebbüsleri, devlet rejimi için büyük buhran anları olmuştur. Bu gibi talihsiz hâdiselerin, adalet bakımından taşıdıkları ehemmiyet ölçüsünde karşılık görmeleri, sağlam ve şuurlu demokrasilerin bünyeleri içinde mümkün olabilir. Bir gün, bizde, böyle bir talihsiz hâdise vukubulursa, vatandaşlarımın bu sözlerimi hatırlamalarını isterim. Her türlü irtica ve tahrik hâdiselerine karşı da, bir taraftan nizam ve emniyet, öte taraftan hâdisenin ehemmiyeti ölçüsünde tedbir ve hareket hudutlarını, demokrasilerin muvaffakıyetle tâyin etmeleri icabeder.

(...) İşitiyorum ki, seçim propagandası esnasında bazı köylere Cumhurbaşkanı İnönü’nün, seçimin neticesi ile münasebeti olmadığı söylenmekte ve yayılmaktadır. Bu rivayetler ve telkinler her türlü ciddîyetten tamamiyle mahrumdur. Bütün vatandaşlarımın bilmesini isterim ki, Cumhuriyet Halk Partisi seçimde çokluğu kaybederse, İsmet İnönü, tabiatiyle, ve elbette Cumhurbaşkanlığından çekilecektir.

(...) Önümüzdeki devre, umran işlerinden ekonomik ve malî sahalarda büyük bir çalışma ve gelişme devri olacaktır. Bütün bu çalışmalar, iç politikada tekâmül ilerleyişi, ve dış politikanın ihtimallerine karşı hazır ve uyanık bulunmak ihtiyaçları içinde geçecektir. Görülüyor ki, bu vazife muğlak şartlar içinde yürütülecektir. Seçimde vatandaşlarımın isabetli hükümleri, memleketin mukadderatına nurlu yollar göstermesini dileriz. Türk milleti, fırtınalı tepeler üzerinde, ayaklarını kayalara gömmüş olarak yaşıyan insan gibidir. Bu insanın varlığına ve ideallerine hizmet, pahası ölçülmez bir şereftir.

 

 

İktidar Sonrası Temel Değerlendirmeler ve Ana Muhalefete Geçiş

 

Erdal İnönü’ye Mektuptan*

B.İ.E.İ.M.; Sevgi Özel;  sf. 148149 ... 22 Mayıs 1950

Sevgili Erdalım, Şimdi (saat 14.00) 15 tarihli mektubunu aldık. İlk duyguların. Ne kadar iyi yürekli, filozofik ve ahlaklı yazıyorsun. Teşekkür ederim. Seninle bir daha iftihar ettim. Evimize taşındık. İçinden hiç çıkmamış gibi bir rahatlık içindeyim. Bu mektubumu eski kütüphanemden yazıyorum. Annen bir haftadır taşınma için pek çok çalıştı. Yorgun olduğunu görüyorum. Amma sıhhati, neşesi yerinde çok şükür. Özden, Ömer, büyükannen herkes vaziyeti iyi ve tabii aldılar. Benim üzüntüye düşmemekliğim için bütün hünerlerini kullandılar. Hepsinin, kıymeti, gönlümde bir derece daha artmıştır, eğer buna imkân var ise...

Seçimi fena nispette kaybettik. 69 yer alıyoruz (487) içinde.** Amma bu “sisteme majoritaire”in en aksi tecellisidir. Oya iştirak edenlerin yüzde 40’ını almış bulunuyoruz. Birçok illerde, 1000, 2000, 4000, 10000 farkla, hatta 400, 500 farkla kaybettik. Nispi temsilde 6:4 yer alacaktık.

Niçin kaybettik? İnsaflı, insafsız bin bir sebebi var. Fakat en başta geleni değişiklik arzusudur. Bu da milletlerin hem masum, hem tabii bir arzularıdır. En sıkıntılı zaman, kaybolmuş bir seçimden sonra geçen bir haftadır. Şimdi bu bitti. İki gün sonra yeni cumhurbaşkanı ve hükümet seçilecektir. Saat 18.30’da da ben yeni cumhurbaşkanını tebrik edeceğim. Bu bir hafta, çok şükür sarsıntısız geçmiştir.

Beş seneden beri, politikacılar benim için nasıl bir düşmanlık havası yaratmaya çalıştılar, bilirsin. Seçimin neticesini alır almaz her yerden bize karşı sempati duyulmaya çalıştı. Hatta yanlış bir şey yapıldığı hissinin halkta göründüğünü söyleyenler bile var. Bunların ehemmiyeti yalnız bir noktadadır: O da İnönü ailesine karşı düşmanlık telkini muvaffak olmamıştır; itibarımız içeride, dışarıda artmıştır. Taşıdığınız adla haklı olarak iftihar edeceksiniz.

Bu seçim, memlekette yeni bir hayat tarzı kurmak için giriştiğimiz teşebbüste ne kadar ciddi ve samimi olduğumuzu ispat etmiştir. Memleket için, hepimiz için şeref olmuştur.

 

Şükran Borçlarım Başlıklı Makaleden

M.İ.İ.K.D.M.S.Y.(19501956); Der.: Sabahat Erdemir; ... 23 Mayıs 1950

İlkönce, büyük Türk Milletine, bize şimdiye kadar verdiği vazifelerde teveccühünü ve her surette yardımını esirgemediği için, sonsuz minnet ve şükran duygularımı ifade etmek vazifemdir. Seçimlerde oya iştirak edenlerin, şimdiye kadar alınan neticelere göre, takriben yüzde kırkı bize rey vermek suretiyle, büyük milletimiz, Cumhuriyet Hükûmeti karşısında, karşı parti olarak vazife ifa etmemizi tensip etmiştir. Bu yeni, şerefli ve ağır mesuliyetli vazifede vatandaşlarımızın yardımına muhtacız.

 

CHP Genel Başkanlığı’nı Fiilen Yürütmeye Başlaması Dolayısıyla Yayınladığı Bildiri

UG, 24 Mayıs 1950

Cumhurbaşkanlığı vazifesinin hitamı üzerine C.H.P. Genel Başkanlığını fiilen deruhte ettiğimi memlekete ilân ederim. Bizim partimiz bu memleketi ilerletmek, yükseltmek, kuvvetlendirmek idealleri üzerine kurulmuş, bu idealleri tatbik etmiş ve vatanımızın insaniyet ve medeniyet ailesinde kıymetli bir varlık olduğunu göstermesine hizmet etmiştir. Şimdi üzerimize düşen iktidarı murakabe etmek vazifesinde aynı idealleri takip edeceğiz ve müdafaa edeceğiz. Vatanımızda dirlik düzenliğin muhafazası ve vatanımızın bütünlüğünün korunması bizim için, bütün Parti mülâhazalarının ve siyaset cereyanlarının üstündedir.

 

Erdal İnönü’ye Mektuptan

B.İ.E.İ.M.; Sevgi Özel; sf. 148149 ... 25 Mayıs 1950

Sevgili Evladım, Erdalım,

Evimize yerleştik. Keyfimiz yerinde. Muhalefet lideri olduğumu ve CHP’nin başkanlığını üzerine aldığımı ilan ettim. Çok şükür, memleketimizin itibarı yerinde. Bizim itibarımız yerinde. Yeni bir devrin çalışmalarına başladık. Her şey anlaşılacak, her şey iyi olacak.

 

CHP Divanında Yapılan Konuşmadan

UG, 28 Mayıs 1950

Mücadele ettiğimiz cereyanlar arasında büyük inkılâp ve islahat içinde geçen şerefli mazimizin biriktirdiği tepkiler vardır. (...) Bütün bu unsurlara munzam olarak milletin değişmez zannettiği bir iktidarı değiştirmeyi tecrübe etmek arzusu müessir olmuştur. Bu arzu her millet için olduğu gibi bizim milletimiz içinde tabiî ve masum bir şeydir. (...) Bize düşen vazifeleri kısaca şu suretle hülâsa etmek isterim.

1) (...) Bütün teşkilâtımız mensupları bilmelidirler ki şerefli bir maziden geliyorlar. Şerefli, yeni bir vazife almışlardır. (...) İktidarın bizim emniyet içinde çalışmamıza müsamaha etmiyeceğini farz etmeğe hakkımız yoktur. (...)

İktidardan tek istediğimiz şey bizim iktidarda iken verdiğimiz kadar emniyetin bize de verilmesidir. Bizim siyasî kanaatımızda olan bütün vatandaşlar herhangi bir tecavüz karşısında en yakın hükûmet merciine tam bir itimat ile müracaat etmelidirler. (...)

2) İktidarı kaybetmekle bu memleketin fenalığını isteyen yıkıcı unsurların hücumundan kurtulmuş değiliz ve kurtulamıyacağız. (...) Unut[ul]mamalıdır ki memleketimiz, hususiyle 1945 denberi büyük bir sinir harbi içinde yaşamaktadır. Bu sinir harbinin bizim memlekette başlıca hedefi C.H.P. dir. C.H.P iktidarda olduğu zaman nasıl mukavemet etmiş ise muhalefette olduğu zaman da bu memlekete teveccüh eden sinir harbine ve yıkıcı cereyanlara bütün kuvveti ile mukavemet edecektir. (...) Teşkilâtımız türlü tezvirlerle bilhassa C.H.P. ne tevcih olunmuş bir suikastın mukaddemesi olduğuna inanmalıdırlar. Vaziyet böyle geniş bir ufuktan mütalâa olunursa maruz olduğumuz ve olacağımız iftiraların şiddeti arttıkça ruhumuzdaki kuvvet daha ziyade artacaktır.

3) (...) Demokratik rejimin bu memlekette yerleşmesi ve feyiz vermesi iki şarta bağlıdır. Bunlardan birincisi, iktidarın muhalefete tahammül etmesi ve muhalefeti emniyet içinde yaşatmasıdır. Bu şartı beş senelik emeğimizle tahakkuk etmiş olduğunu zannediyoruz. İkincisi demokratik rejimin feyizli bir halk idaresi suretinde tecelli etmesi muhalefet partisine bağlıdır. (...) Belirtmek istiyorum ki iktidar karşısındaki murakabe rolümüz tamamiyle yapıcı olacak ve Milletimizin dört sene sonraki yeni seçimlede iktidarı kime vereceğini sükûnetle ve selâmetle muhakeme etmesine fırsat verecektir.

4) Biz 30 senedenberi Devletin âli siyaset ve emniyetini memlekette kökleştiren ve koruyan başlıca teşkilât olarak çalıştık. Bu müddet esnasında Hükûmetlerin âli siyaset ve emniyetinin başlıca organı olarak onlardan her türlü yardımı ve müzahereti gördük. Bundan sonra Hükûmet müzaheretinden âzâde olarak kendi kudretimizle memleketin âli menfaatlerini muhafaza ve müdafaa etmeğe çalışacağız. Bunlar büyük vazifelerdir. C.H.P. muvaffakiyetleri ve feragatli yetişmesi ve çalışmasiyle bu büyük vazifeleri ifa etmeye ehliyet kazanmıştır. Bütün teşkilâtımızın büyük bir itimadı nefsiyle yeni imtihanlarda Milletimizin karşısına daha büyük şanslarla çıkmasını temenni ederim. Biz iktidarda iken halk idaresini bütün icaplariyle tahakkuk ettirmek için çalıştık. Delili bugün memleketin aldığı neticedir. Biz muhalefette iken halk idaresinin feyizli bir surette yerleşmesi için daha çetin vazifeler karşısında kalabileceğimizi biliyoruz. Vatandaşlarımızın her suretle alâkasına ve yardımına güveniyoruz.

 

“Hayat Hikayemin Özeti”nden

İ.İ.;H.; Haz.: Sabahattin Selek, s.13

1950 senesini; memleketin yüz seneden beri hasretini çektiği yeni hayat tarzını, yüreğimiz ümit ve iftiharla dolu olarak seçmiş bulunuyoruz.

 

CHP VIII. Büyük Kurultayını Açış Konuşmasından*

M.İ.İ.K.D.M.S.Y.(19501956); Sabahat Erdemir, sf. 1213 ... 29 Haziran 1950

Bu şartlar içinde memleketin anlayışında tekâmülü bir damla kan dökülmeksizin temin edebilmemiz ve 1950 seçimlerinde ifade edilen millet iradesine göre huzur ve sükûn içinde iktidar değişmesini idrak etmemiz milletimiz için büyük bir ilerleme işareti ve partimiz için idealizmin, iyi niyetin ve engin vatan aşkının yeni bir delili olmuştur.

(...) Demokratik hayatımızın bundan sonraki tekâmül safhaları esas olarak daha ziyade iktidardakilerin anlayışlarına ve hareketlerine bağlıdır.

 

CHP VIII. Büyük Kurultayı Kapanış Konuşmasından

age, sf. 17 ... 3 Temmuz 1950

Partimiz bir fikir ve program partisi olarak gelişmekte devam edecektir. Dört sene için seçilmiş olan D.P. iktidarının memleket ve millete yararlı hizmetlerini daima takdir ve elimizden geldiği kadar ona yardım edeceğiz.

 

 

Yerel Seçimler ve 1950 Dönümünün Ara Dökümü

 

1950 Belediye Seçimleri Dolayısıyla Yapılan Radyo Konuşmasından

age, sf. 1920 ... 28 Ağustos 1950

Her şeyden evvel şunu söylemeliyim ki belediye seçimleri, içinde bulunduğumuz memleket ve dünya şartları karşısında şehirlerimizin mahalli ihtiyaçlarını ilgilendiren bir seçim olmaktan ziyade memleketin siyasî mukadderatını birinci derecede ilgilendiren büyük bir millî hadisedir. (...)

(...) Demokrat Parti idaresinde memleket baştan huzursuzluk içindedir. Siyasî emniyetimiz pervasız ve apaçık tehditler altındadır. Her hangi  bir meseleyi B.M.M. de lâzımdır demek bile vatan hiyâneti derecesi suç sayılıyor. Ordudan tapu memuruna kadar bütün devlet teşkilâtında memurlar yataklarını bağlamışlar, kimin bir iftirasıyla ne muamele göreceklerini beklemektedirler.

(...) Komünistlik ittihamı altında vatandaşların yurt dışına sürülmesi tehdidi hukuk prensiplerine doğrudan doğruya taarruzdur. (...)

(...) Muhtar seçimlerinde vatandaşlarımızın bize gösterdikleri teveccühe teşekkür ederiz. C.H.P. vatanın istikbali için başlıca teminat olduğunu muhtar seçimlerinde isbat etmiştir.

 

 

1950 Ankara İl Genel Meclisi Seçimi Dolayısıyla Ankara Radyosunda Yapılan Konuşmadan

age, sf. 2122 ... 9 Ekim 1950

İç politikada devlet ve memleket işlerinin yeni iktidar elinde ne neticeler vereceğini açık olarak görüp söyleyecek zaman geçmemiştir. Ancak İktidar, ilk gününden itibaren kendisine göre bir devlet teşkilâtı ve gene kendi anlayışında bir demokrasi rejimi kurmayı ehemmiyetli bir iş saymıştır. Bugün iktidardakileri meşgul eden başlıca mevzu muhalefete karşı açtıkları mücadeledir. Bu mücadele vatanda lüzumsuz ve kısır münakaşalara sebep oluyor, ve 5 senedenberi kurmağa çalıştığımız demokratik idarenin geleceği için endişeler uyandırıyor. (...) Seçim neticeleri ilan olunmuyor. (...)

İktidar partisinin İlçe Başkanları merkezleriyle telgraflaşarak hâkimleri değiştirebiliyorlar. (...) Çok ehemmiyetli bir nokta da muhalefet mensuplarının hainliğini Devlet Radyosunun mütemadiyen propaganda etmesidir. (...) Yargıçlar tarafından verilen tutanaklar makbul sayılmadı. Bu milletvekilleri vazifelerini yapmak emniyetinden mahrum edildiler. Gene bunun neticesi olarak Avrupa Konseyinde toplanan Milletlerarasında yalnız Türkiyedir ki aralarında muhalefet azası olmayan bir heyetle temsil edilmiştir.  (...) Bu hal İktidarın ilân ettiği prensibin, yani Seçim Kanunu, adlî teminatından yalnız muhalefeti fiilen mahrum eden prensibin tabii neticesidir.

(...) Bugün muhalefet partilerine mensup olan salâhiyetli siyaset adamları ve gazete mensupları mahkemededirler. Suçları içinde hükûmete acele etti, acemilik etti gibi sözlerle hakaret etmiş olmak iddiası ve Kore’den bahsetmiş olmak suçu vardır. İktidar Partisi Başkanı kendi partisinin teşkilâtına polis takibatı vazifesi vermiştir. Bu hal mutlaka vatandaları birbirine düşürecektir. Vak’aları olduğu gibi naklediyorum. Vatandaşlarım teslim ederler ki bu usuller demokratik idarenin gelişmesini temin etmez. Bu usuller bizi iyiliğe götürmez. Bizim bu günümüz yüz senelik emek mahsuludür. Muhakkaktır ki 5–6 senedenberi en müsamahalı gelişmeyi temin ettikten sonra, milletimiz bütün siyasî kanaat sahiplerinin büyük kütlesi ile şiddet idaresini kabul etmiyecektir.

 

 

1951 Ara Seçimleri

 

Halkevlerinin Kapatılması ve 1951 Ara Seçimleri Dolayısıyla Düzenlenen Basın Toplantısından

age, sf. 5960 ... 22 Ağustos 1951

Son bir aylık memleket hadiseleri içinde en ehemmiyetlisi halkevlerinin kapatılmasıdır. Halkevlerinin vazifesini bitirmiş, ve devrini geçirmiş, yahut hiçbir zaman faydalı olmamış bir müessese olarak iktidar tarafından vasıflandırılması Cumhuriyet devrinin engin kültür mücadelesinde en acıklı bir hatıra ve çok elem verici bir ziyandır.

Bugün yeryüzünde her memlekette içtimai, kültürel, güzel sanatlar ve teknik bakımından kitle terbiyesi büyük bir meseledir. (...) İktidarın 20 senelik bir feyiz ocağını günlük politika arzularına kurban etmesi zihinleri durduracak bir faciadır.

478 Halkevi ve 4237 Halkodası, bizim halimize göre hesapsız bir masraf ve bundan daha ehemmiyetli olarak göznuru, fikir emeği ve sonsuz çalışma ile meydana gelmiştir. Bu uğurda adı sanı belli olmayan sayısız idealistler ömürlerinin çiçeklerini halkevlerine vermişlerdir.

(...) Halkevi ve Halkodası şeklinde 4800 kütüphane bir lahzada kapatılmıştır.

Siyasetin millet hayatında bu kadar vahim bir hareketi gözünü kırpmadan yapabilmesi milletler tarihinde hatta ortaçağda eşi olmayan bir yıkımdır.

Son bir aylık hadiselerin içinde yaşadığımız hararetli safhası ara seçimleridir. (...)

Bu seneki ara seçimi, bütün partilerin iştirak ettiği ilk ara seçimidir. Biz zannediyoruz ki; iktidar değişmesine tesir etmeyecek olan ara seçiminin memleket idaresinde tesiri ve ehemmiyeti büyüktür. (...)

(...) İçinde bulunduğumuz ara seçimlerinde muhalefet partileri kendilerini memlekete anlatmak için iktidarla musâvi şartlar içinde değildirler. Vatandaşlar günlerden beri tek taraflı olarak yalnız iktidarın radyo telkinleri altındadırlar. (...)

(...) 1951 ara seçimi memleketin iktidar üzerinde ilk ehemmiyetli hükmü vermesini temin edecek kadar zaman geçtikten sonra yapılmaktadır. İktidar, seçmen vatandaş tarafından ihtar ve ikaz dersi almağa muhtaçtır. İktidarın hatalı yollarına kayıtsızlık ve teşvik gösterilmesi önümüzdeki senelerin daha verimsiz, daha yıkımlı bir halde geçmesine sebep olabilir.

 

1951 Ara Seçimleri Dolayısıyla Ankara Radyosunda Yapılan Konuşmadan

age, sf. 6162 ... 10 Eylül 1951

1950 Türkiyesi, milletimizin 30 senelik gayretlerinin büyük bir eseri idi.(...)

(...) Bizzat hükûmet birbuçuk senedenberi bütün icraatiyle muhalefet partilerine tahammül edememek misalini vermekte ve muhalefet ileri gelenlerini ve mensuplarını türlü ithamlar ve iftiralarla vazifelerini ifadan men etmeye çalışmaktadır.

(...) İktidar bir şehir halkının belediye seçimini bile, kendi arzusuna muvafık olmazsa tanımamakta inanılmaz ve anlaşılmaz bir israr göstermektedir. Diğer taraftan, mahkeme kararına rağmen mevkiinde muhafaza ettiği, kendi taraftarı belediye başkanı vardır.

(...) Memleketin malî ve iktisadî durumu tamamiyle tesadüfe bırakılmıştır.

 

1951 Ara Seçimleri* Dolayısıyla Ankara Radyosunda Yapılan Konuşmadan

age, sf. 6465 ... 12 Eylül 1951

27 senelik Cumhuriyet devrinden bana atfolunabilecek her mesuliyetin hesabını vermeye hazırım ve muktedirim. İnsanlık kaydından nasibi olan siyaset adamları rakiplerinin mesuliyetli hareketlerini mahkemeye vermek vazifesindedirler. Bu vazifeyi ifaya cesaretleri olmayan isnatçılar millet nazarında iftiracı mevkiindedirler. Af kanunu ne bana ne eski iktidarın başında bulunanlara hiçbir muafiyet vermez. Af kanunundan istifade edenler, bizler ve bugün bizim safımızda bulunanlar değildir. Bizler hergün yeni bir iftira tertibine maruz olarak insafsız bir zûlüm içinde yaşıyoruz.

Ben iktidarda iken suç işleyenleri daima mahkemelere sevkettim. Bize suçluyu korumak isnadı yapılamaz. Namuslu iktidar sahibi, mücerret iftira yapmaz, şüphelendiği hadiseleri mahkemeye sevkeder. Bu basit kaideyi iftiracıların tertipçisi olan İktidar Genel Başkanına hatırlatırım.

İktidarda bulunanlara gene hatırlatırım ki, demokrasi rejimi memlekette yerleşmiştir. İktidarda bulunanların iftiraları, radyo poropagandaları ve bütün güçleri ve tertipleri demokratik rejimi baltalamaktan mutlaka aciz kalacaktır.

(...) Otuz senedenberi çöp çöp üstüne konarak meydana getirilen bu  vatan yuvasının B.M.M.’e ve millete karşı mesuliyet hissi taşımayan politikacılar elinde viran olmasından korkuyoruz. (...) İktidar başkanının Büyük Meclise ve millete verdiği malumatın doğru olmasını istiyoruz. Kore’ye giden askerimizin 4500 kişilik bir kuvvet olduğunu ilan ettiler. Birleşmiş Milletler muhitinde intişar eden gazeteler bu kuvvetin daha çok olduğunu yazdılar. Büyük Meclisin ve Türk Milletinin Kore’ye gönderilen kuvvetin miktarını bir tek rakam hatası olmadan bilmeğe hakkı yok mudur?

 

 



1954

SEÇİMLERİ

 

1950 Sonrası Ekonomik – Siyasi Gelişmelere Dair Kapsamlı Eleştiriler

 

 


1950 Sonrası Ekonomik – Siyasi Gelişmelere Dair Kapsamlı Eleştiriler

 

1954 Genel Seçimleri Dolayısıyla Malatya’daki İlk Seçim Söylevinden

age, sf. 251253 ... 9 Nisan 1954

1954 seçimleri Türk Milleti için yeni bir imtihandır. Bu imtihanı şerefle vermek vazifemizdir.

(...) İlk seçim nutkumu Malatya’da veriyorum. Yalnız seçim bölgem olduğu için değil. Dört senelik muhalefet devrinde iktidarın en çok eziyet etmiş olduğu yerlerin arasında bulunduğu için. Malatya’lılar kendi evlâtlarından birinin resim çerçevesine karşı makineli tüfekle askeri harekat tertip edildiğini görmüşlerdir. Devlet Şûrası kararile bu hareketlerin haksızlığı tesbit olunmuştur. Malatyalıların kendi Belediye Reislerini seçmek gibi tabii bir haklarını kullanmak için ne kadar güçlükle uğraştıklarını hatırlarsınız. (...)

(...) Devlet ve Millet işleri her zaman güçtür. Ancak seçim ile gelecek yeni iktidarın vazifesi her zamanda[kinden] güç olacaktır. Biz iktidara yeniden gelince herşeyden önce vatandaş için vatandaşın umumi hizmetleri için bir emniyet idaresi kuracağız. (...)

İdarenin bütün dalları doğruyu söyleyecek. Devlet idaresinin bütün dalları vatandaşları eşit gözle görecek din, mezhep farkı gibi siyasî kanaat farkı da vatandaşı sözde ve fiilde hiçbir ayrılığa uğratmayacaktır. Tecrübeler göstermiştir ki siyaset Partizanlığı güzel vatanı cehenneme çevirmek için en menhus derttir.

(...) Partizan İdareyi kaldırmak Türkiye’de başarılan siyasî işlerin en şereflilerinden biri olacaktır. Partizan zihniyet İdareyi her gün bir az daha çıkmaza düşürür. Partizan İdare bağımsız mahkemeden ve teminatlı hâkimden dehşetle korkar. (...) Tekrar edeyim biz iktidara geldiğimiz zaman Demokratik rejime musallat olan en zararlı hastalığı yani Partizan İdare hastalığını kat’i olara tedavi edeceğiz. Biz hiçbir sebep ve bahane ile Muhalefet Partileri aleyhinde hususî kanunlar ve müsadere kanunları çıkarmayacağız. Yalnız çıkarmayacağız değil, bundan sonra kimsenin çıkarmaması için Anayasa mahkemesi kurarak siyasî Partilerin çokluğu üstüne bağımsız yargıcın adalet hükmünü yerleştireceğiz.

(...) Demokratik rejimi getirmiş bir parti olarak onun eksikliklerini de tamamlamayı vazife sayıyoruz.

(...) Hayat pahalılığı alıp yürümüş, millî paranın değeri içeride ve dışarıda düşmüş ve dış ticaretimiz borçlarımızı ödeyemeyecek derecede daralmış ve köylümüz takati üstünde bir borca daldırılmış iken idaremiz bu sıkıntıların çaresini hakikate göz yummakta ve vatandaşa hakikatin zıddını söylemekte arıyor. Bunlar yanlış hareketlerdir. Daha yanlış olanı da hakikatlerin vatandaşlara söylenmemesi için kanuni tedbirler almak hevesidir.

(...) Bizim tarihimizde yerli ve yabancı sermaye farkı asırlarca tecrübe edilmiştir. Yerli sermayenin işleyip gelişememesinin asıl sebebi idarenin müsaderesinden ve tehdidinden masun kalmamasıdır. Padişahın idaresile müsadere yapılması veya Beylerbeyinin baç alması ile kanun ile müsadere Partizan tehdidi veya Partizan bir Bakanın maliye teftişi ve döviz usullerile tazyik etmesi arasında fark yoktur. Tarihte yabancılar kapitülasyon himayesiyle Türkiye’yi istismar ettiler. Yeni devirlerde yerli vatandaş hakikat dışı ve emniyetsiz usullerle ızdırap çekecek ve yabancı sermaye hususi kanunların himayesinde yaşayacaksa kendi elimizle yerli sermayeyi yabancı olmağa zorlamış oluruz. Asırlarca tecrübe edilmiş mahzurlu usullerin marifet gibi yeniden getirilmesine teşebbüs edileceğini aslâ tahmin edemezdik.

 

İstanbul Söylevinden

age, sf. 255258 ... 13 Nisan 1954

İlk önce iktidarın dört aydanberi türlü şekillerde devam ettirdiği seçim hazırlıklarını kısaca hatırlatmak faydalı olur. İktidar 1954 senesine muhalefet partilerini kötürüm edecek hukuk ve adalet dışı tedbirleri tatbik ederek girdi. Hususî kanunları biliyorsunuz. Ondan sonra şeref ve haysiyetleri ve devletin malî ve iktisadî itibarını koruma sebebine atfederek seçim zamanı için yeni kanunlar çıkardı. (...) Adalet Bakanına göre bütçe açıktır demek bir suçtur. Bereket versin hukukçular başka anlayıştadırlar.

Bu zabıta tedbirlerinden sonra Yabancı Sermaye Kanunu çıkarıldı. Ziraat ve ticaretimizi can evinden ilgilendiren bu kanun Büyük Millet Meclisi normal komisyonlarında tetkik olunmadan muhalefetten hiçbir âza bulunmayan bir karma komisyondan başdöndürücü bir sür’atle çıkarıldı. Sonra sayın Cumhurbaşkanının Amerika seyahati başladı. Petrol Kanunu lâyihası Büyük Millet Meclisine geldi. Çalışma ve konuşmalardan anlaşıldı ki sayın Cumhurbaşkanının avdetine kadar kanunun Büyük Millet Meclisinden çıkması iktidar tarafından arzu ediliyor. (...) Ve nihayet hepsine red oyları verdik. (...)

(...) Şimdi çiftçi için yeni bir tehlike belirmiştir. Yabancı sermaye ziraate davet edilmiştir. (...)

(...) Sanayi sahasında bir esas fikri zihnimize yerleştirmeliyiz. Bugün bir memleket asgari bir endüstri cihazını bir an önce kurmadıkça iptidailikten kurtulamaz. Sanayii kurmak mutlaka bir program işidir. Sanayi için lâzım olan sermayenin bulunmasını  ancak bir program kolaylaştırabilir. (...) Artık borcumuz yoktur iddiaları politika sahnesinden silindi. (...)

İktidar, iktisadî olarak o kadar dardadır ki, dış krediyi tedarik edebilmek için gözü kapalı yabancı sermaye arıyor. Hiç ürkmeden onu şimdiye kadar girmediği sahalara dâvet ediyor. Petrol Kanunundan medet umuyor. Petrol Kanununu kapitülasyon hükümleri ile hazırlanmış gönüllü bir kapitülasyon lâyihası olarak teklif edilmiştir. (...)

(...) Aziz İstanbullular, işçi meseleleri ve sosyal dâvalar bizim programımızın ve faaliyetlerimizin başlıca konularıdır. (...)

(...) Tam yevmiye ile tatil, yevmiyeli yıl tatili, asgarî ücret, ucuz mesken, lüzumlu sigortalar, işçi bankası kurulması, bunlar bizi bekleyen işçi meseleleridir.

 

Balıkesir Söylevinden

age, sf. 259262 ... 15 Nisan 1954

(...) Yabancı sermaye kanunu bizim için pek ehemmiyetli idi. Biz yabancı sermayeden memleketimizin istifade edeceğine inanıyoruz ve yabancı sermayenin gelmesi için bir takım emniyet tedbirleri sistemini makul görüyoruz. Ama bu tedbirlerin bizim millî iktisadımızı ve millî menfaatlerimizi incitmemesine çalışmak da bizim vazifemizdir. Biz meseleye bu yüzünden baktık. Yabancı sermaye kanunu ziraatimizi, ticaretimizi ve [maliyemizi]* yakından, can evinden ilgilendiriyordu.

(...) Pekâla bilirsiniz ki ticari hayat Türkiyede Cumhuriyetle beraber Türklerin eline geçmeye başlamıştır. Yabancı sermaye kanunu ticaretimize de girmek yolunu bulmuş ve Cumhuriyetle başlayan bu inkişafın karşısına dikilmiştir. (...)

(...) Şimdi Petrol Kanununa geçiyorum. Yabancı Sermaye Kanunu gibi bu kanun da seçimlere karar verildikten sonra B.M.M. ne geldi. Bu kanunun gerekçesinde der ki, “Bu kanun Türk devletinin petrol işletmemesi esası üzerine kurulmuştur.”

(...) Bu kanundaki “petrol hakkı sahiplerinin rızası olmadıkça değişiklik yapılamaz” maddesi, komisyondaki ve halk efkârı önündeki mücadelelerimiz neticesinde kaldırıldı. Ama, bu fazla bir şey ifade etmez. Zira  bu kanunun her maddesi kapitülasyon esası üzerine hazırlanmıştır. Nitekim, bu değişikliğin, kanunun ruhuna en küçük bir ziyan getirmiyeceğini yabancı gazetecilere bizzat Başbakan söylemiştir.

(...) Hepimizin ıstırap menbaı olan en karanlık derdi size nasıl anlatsam? Pahalılık durmadan akan bir sel gibi milletin bünyesini kemirmektedir. Bugünkü iktidar bu seli önliyemez. Çünkü böyle bir mevzu kabul etmiyor. Pahalılığın mevcudiyetine inanmıyan bir iktidar, onu önliyecek tedbirleri almaktan mahrum demektir. Herhangi bir iktidar (pahalılık var) dedi mi, tedaviye başlamış olur. Tedaviye başlamıyan bir iktidar, tebdirsiz yaşar ve kararsızlık içinde hastalığın azmasına sadece seyirci kalır.

(...) Gelir vergisinin tatbik şekillerinden şikâyetçiyiz. Bu kanunu biz yaptık. Fakat usul kanununda vücuda getirdikleri birçok değişiklikle Gelir Vergisi Kanununu dehşet verici ve tanınmaz bir hale soktular. Biz bunu düzelteceğiz, hatta bir defaya mahsus olmak üzere cezaların affını teklif edeceğiz.

(...) Yabancı Sermaye Kanunu ile Petrol Kanununun vücuda getirdiği bütün şartlar, bizimle mücadele halindedir. Amma Türk vatanını selâmete götürmek için bu memleketi bir avuç harabe toprağı olarak ele aldık. Arkadaşlar, biz bu memleketi yabancı emellere kaptırmayız. Kapitülasyonsuz bir memlekette asîl bir milletin evlâtları olarak yaşıyacağız.

 

İzmir Söylevinden

age, sf. 265269 ... 16 Nisan 1954

Temel meselelerin başında bir hukuk devleti kurulmasını cemiyetimizin halde emniyet ve gelecekte selâmeti için baş mesele addediyoruz.

(...) Arkadaşlar, hâkimler teminatı büyük meselelerden biridir. Gerek Anayasa teminatı, gerek hâkimler teminatı üzerinde münakaşa olurken hiç kimse bunun aksini söyliyemez. İktidar da bunun taraftarıdır. Muhalefette olanlar da bunun dâvacısıdır. Mesele anlayışta, tatbikatta.

(...) Muhalefette bulunan partilerin kaderi emniyette olmadıkça, demokratik rejim vardır, denilemez. Ne var? Emniyet yok mu? İşte çalışıyorsunuz, işte toplanıyorsunuz. Doğru.. Var  mıdır yok mudur? İktidar Partisi canı istediği zaman çokluğuna güvenerek siyasî partiler hakkında her kararı alıyor, her kararı  çıkarabiliyor mu, çıkaramıyor mu? Mesele buradadır. Bir iktidar çoğunluğu bu imkânı muhafaza ettiği müddetçe siyasî partilerin kaderi emniyette değildir.

(...) Basın, türlü kanunların, kanun şiddetli çıkar, hafif çıkar, tatbiki altındadır. Olabilir. Tecrübeler göstermiştir ki, basın en zararlı tesir olarak nimet tesiri altındadır. İlanlar tesiri altındadır. Basın kendi vasıtalarını ihtiyaçlarını tedarik etmek bahsinde iktidarın lütfûnun veya lütfûnu esirgemesinin tesiri altındadır. Bu hakiki manası ile müstakil, vazifesini ifa etmeğe muktedir bir basının Türkiye’de kurulmasına mani olmuştur. Şimdiye kadar bu memlekette basın üzerinde çok baskılar yapılmıştır. Türlü şekiller görülmüştür. Ama bu dört senelik iktidar zamanında besliyerek korkutarak veya ihtiyaç içinde çırpınarak yapılan tesirler bütün mazinin tesirlerinden üstün gelmiştir. Bu zararlıdır. Bunu düzeltmek lâzımdır. Dâvamız budur.

Arkadaşlar, radyo üzerinde size tekrar söz söylemiyeceğim. Çok konuşuldu. Nasıl tatbik olunduğunu görüyorsunuz. Bir devlet vasıtası yalnız kendi propagandasının âleti ve vasıtası şeklinde ve istediği zaman muhalif partilerin muhalif siyaset adamlarının aleyhlerinde âlet olarak kullanılmaz. Kullanılmamalıdır. (...)

Muhtar Üniversiteden de çok bahsetmişimdir. Burada huzurunuzda gene bahsedeceğim. Muhtar Üniversiteyi demokratik rejimin temel unsurlarından biri sayarız.

İktidar muhtar üniversiteye riayet ettiğini söylediği halde bu müesseseyi dili olmıyan, işe yaramıyan bir unsur haline getirmektedir. Bu yanlıştır, zararlıdır. Cemiyet üniversite gibi büyük bir irfan ve selâhiyet kaynağından faydalanamıyor. (...) bütün bu münakaşaları siyaset adamları kendi aralarında yaptılar. Üniversite büyük hocaları bu işin mütehassısları cemiyet içinde vaziyet alıp aydınlık yolu göstermek imkânını bulamamışlardır. Niçin bulamamışlardır? Günlük politikadan bahsederlerse mesleklerinden olurlar. Demek ki, muhtar üniversitenin adı vardır, fiiliyatta cemiyet hayatına kavuşmakta mevcudiyeti yoktur. Bu son derece zararlıdır.

(...) Partizanlık olmamalıdır. Partizan idare kalkmalıdır, diyen adam, intikam peşinde olamaz. Hastalığı söyliyen, hastalıkla uğraşacak olan bir parti iktidara geldiği gün kendisine yapılan haksızlıkları derhal unutmağa mecburdur.

Diğer bir şey söyliyeyim: Hukuk devletini niçin yapmadınız? Bunca zaman iktidarda idiniz, sizin zamanınızda hukuk devleti vardı da, şimdi mi yoktur? Bu hususta aramızdaki farkı söyleyeyim. Biz otuz senedenberi daha doğrusu yirmiyedi senedenberi bu memlekette medeni bir devlet, bir hukuk devleti kurulması için çalışıyoruz. Biz hiçbir zaman eksiğimiz yoktur demedik. Bugünkü iktidar ile aramızdaki fark şudur: O eksiği kabul etmiyor ki, tekâmüle doğru gitsin. Onun için dün ne yapıyordun da bugün ne söylüyorsun diyemezler.

Bu sözler bana hiç tesir etmez. Ben daha dün eksiğimizi biliyordum. Ve eksikliklerimizi tamamlamak için çalışan insanlar arasındaydım. O sebeple buraya geldim ve bugün muhalefet lideri olarak fikirlerimi söylüyorum. Umumî mevzuları bitirmeden önce bir şey daha söyliyeyim. Dört sene zarfında iktidarın tenkid olunacak mühim bir eksiği daha görünmüştür. O da şudur: Resmi sözlere inanmak kudreti vatandaşta sarsılmıştır. (...)

(...) Para değeri üzerinde senelerce uğraşılıyor. Tatlı sözlerle, yumuşak sözlerle dikkati celbetmek ve para değeri üzerinde idaremizi duygulu [duyarlı] bir hale getirmek için sarfettiğimiz  emeklerin hesabı yoktur. Amma tesir etmemiştir. Ehemmiyet vermemişlerdir. (...)

(...) Arkadaşlar, bizim son senelerde dışarıdan gördüğümüz yardımlar şimdiye kadar görmediğimiz mikyastadır. Cumhuriyetin başındanberi bu memleket bu altı, yedi sene zarfında dışarıdan para almak hususunda bu kadar talihli olmamıştır. Bunları biz B.M.M. ndeki tenkidlerimizde söyledik. Ama bu devam etmez. Bir gün duracaktır. Durur. Ve memleket dışarıdan gelecek yardıma mütemadiyen bel bağlayarak yaşayamaz. Onun için yardım zamanlarından iyi istifade etmeli, kendi kendimize yaşayacak kudreti hergün temin etmeye çalışmalıyız. İktidarın bir büyük hatası dışarıdan gelecek yardımı hiçbir zaman azalmayacak ve çekilmeyecek bir çağlıyan zannetmesidir. Bu yanlış bir anlayıştır. Bunun da zararlarını göreceğiz.

(...) Biz grev meselesini son kurultayda tetkik ettik. Bir karara, müspet karara vardık. Kararımızda duruyoruz. İktidara geldiğimiz zaman, grev meselesini kabul ve tatbik edeceğiz. Cemiyetimizin içinde işçilerimizin bu meseleye gerek kendi meseleleri olarak, gerekse uzun müddet münakaşa ettikleri bir mevzu olarak çok ehemmiyet ve kıymet vermektedirler. Biz de kurultayda böyle mütalâa ettik. (...) Karar tetkik ve kabul edilmiştir. İktidara gelirsek, bunu tatbik edeceğiz.

 

Mersin’de Olaylı Geçen Konuşma

age, sf. 270 ... 18 Nisan 1954

Mersinliler, aziz hemşehrilerim,

(Bu sırada caddenin sağına ve soluna konulan iki hoparlârün telleri kesildi. İnönü mecburen tek hoparlörle hitap etmeye başladı.) Sesimi işitiyor musunuz? Aziz hemşehrilerim, Mersinliler, bin yaşayın! Burada toplanmış olan hemşehrilerimi, her siyasî partiye mensup olanlar hiçbir siyasî partiye mensup olmayanlar ve bütün vatandaşlarımı hürmetle selâmlarım.

Aziz Mersinliler, seçim zamanı burada bir toplantı yapmış bulunuyoruz. Seçim zamanı vatandaş, millet kalkınması için ehemmiyetli vazifeler yüklenmektedir. Haricî itibarlar memleketin idaresinde, memleketin kalkınmasında, memleketin istikbalinde mühim rol oynar. Aziz arkadaşlarım, biz bugünkü iktidarı tenkit ettik.

(İnönü’nün bu sözleri üzerine muhtelif D.P.li gruplar aleyhte tezahürat yapmağa başladılar.) İnönü:

“Kanunlar içinde siyasî bir toplantı yapıyoruz. Karşı tarafta bazı D.P.liler birşeyler söylüyor. Bunlar ne istiyorlar? Sesimi işitiyor musunuz arkadaşlar? Arkadaşlar, kanuni haklar içinde siyasî toplantı yapıyoruz. Bu sırada bazı vatandaşlar göğüslerinde D.P. işaretleriyle bir şeyler söylüyorlar, ne istiyorlar? Anlamak istiyorum, nedir istedikleri? Fikirlerimizi söyliyeceğiz, dinliyecekler ve reylerini ona göre kullanacaklar; ister kabul ederler ister etmezler.

Arkadaşlar, karşımızda olan siyasî parti kanuna tecavüz ederek, bizim burada sükûnetimizi ihlal ediyor, bu hareket doğru değildir. Hükûmeti vazifeye davet ediyorum. Bu nümayişe devam ederseniz, bütün memlekete karşı muhalefetin emniyette olmadığını ilân ederim. Sözümü keserim, selâmet, benim serbestçe sözlerimi söylememdedir.

Aziz arkadaşlarım; Türk milleti dokuz seneden beri demokratik bir ilerleme kaydetmiştir. Şimdi bana karşı nümayiş yapmak isteyen D.P. li vatandaşlara hatırlatayım ki, dokuzuncu senedeyiz. Bu dokuz sene içerisinde demokratik rejimin gelişmesi için C.H.P. nin mazisi şerefle doludur. Bakınız arkadaşlar, memleketin siyasî hayatında huzuru muhafaza etmek istemeyenler kaç kişidir? Bunlar çok acı şeylerdir.

(İnönü bundan sonra D.P. lilerin nümayişleri karşısında sözüne devam edemedi ve halkı sükûnete davet ederek, herşeyden evvel, vatandaşlar arasına nifak tohumlarının serpilmemesi, vatanın selâmeti için hangi partiden olursa olsun, bütün vatandaşların kardeşçe geçinmelerini söyliyerek sözlerini bitirdi.)


Niğde Konuşmasından

age, sf. 276 ... 16 Nisan 1954

Her yerde söylüyorum. Gene de söyliyeceğim. Söylediklerime bir türlü cevap veremiyorlar. Tutup sen şöyle yaptın, sen böyle yapmıştın diyorlar. Ben elli senedir, bu memleketin faydası için çarpışarak çalıştım. Ben kaldırımdan, miting meydanlarından gelmedim. Harp meydanlarından geldim. Çalışmaktan yılmayız. Bizi hiçbir şey yıldıramaz. Sağlam esaslarla milletin teveccühünü kazanmak isteriz. 25 sene çalıştık. Millet kaderini kendi tayin etsin, dedik. İktidarı bıraktık. Şimdi onlar iktidardan düşecekler diye tir tir titriyorlar. Ama düşeceklerdir. Düşmeleri lâzımdır. Bu kendileri için çok hayırlıdır. Çünkü ıslah olacaklardır.

 

Kayseri Konuşmasından

age, sf. 277278 ... 22 Nisan 1954

Arkadaşlarım, yabancı sermaye gelirse, yabancı sermayeden bahsedince, yabancı sermaye taraftarları nasıl telâşa düştüler bakın.

(Bu sırada D.P. liler ellerindeki dövizlerle miting meydanına geldiler.)

(...) Bakın ne diyor Başbakan:

“Bu memlekette istibdat ve mutlakiyet idaresinin temsilcisi olan zatın dolaşması...” Kimmiş  bu zat? İstibdat ve mutlakiyet idaresinin temsilcileri, dalkavuk beslerler. Ben, benim dehamdan, benim memleketi ihya ettiğimden bahseden kendileri gibi dalkavukların suratına tekrar vuruyorum. Beni tehdit edenlere söylüyorum. Tecrübe edeceklerdir. İsmet İnönü’nün ölüsü, dirisinden çok kuvvetlidir.

(...) Biraz da hayat pahalılığına temas edeyim. Adana’dan gelirken bir köylü anlattı:

Propaganda yapıyorlarmış, 950 de gelmişler, demişler ki; “Zeytinyağı 100 kuruştu, niçin 150 oldu biliyor musunuz? Çünkü İsmet Paşa zeytinyağını toplattı ve dışarı sattı.” Köylü sormuş: “O zaman zeytinyağı 150 kuruştu, İsmet Paşa toplatmıştı, şimdi 300 kuruş, kim toplatıyor?”

 

Sivas Konuşmasından

age, sf. 280282 ... 23 Nisan 1954

Şimdi darlık içinde para bulmak için çırpınıyorlar. İktidar acz halindedir. Yabancıdan para almak için vermediği memleket hazinesi yoktur.

(...) kapitülasyon yolunda olan suçlu bileğinden yakalanmıştır. Bakınız, ona aynı dille cevap vermiyorum, hesap soruyorum, hesap!.. İç politikada emniyetten bahsediyorum, bana karşı verdiği cevap, bir tehlike tehdidinden ibarettir. Bu yaştaki bir insan memleketi dolaşarak millet meselelerini vatandaşlara izah ediyor. Böyle bir insana böyle bir cevap verilir mi?

(...) Bunlar bizlere çok haksızlıklar etmiştir. Amma onlardan sonra biz haksızlıkları takip etmiyeceğiz. Hiç korkmasınlar, biz onları bir yana bırakacağız. Anayasa ile uğraşacak, hâkimlerin teminatını sağlayacağız. Arkadaşlar, bizim hakkımızda kanun çıktı. Altımızdaki sandalyalara, önümüzdeki kağıtlara değil devletin verdiği telefon numaralarına kadar aldılar. Buna karşı yapacağımız şudur: Anayasa mahkemesi kurulsun. Bundan sonra hiç bir iktidar, hiçbir partiye böyle bir muamele yapmasın. Bu sözleri söyleyen bir insandan intikam beklenir mi? (...)

(...) Size söyledim, bu memlekette yabancı sermayenin ziraat yapmasını kabul etmiyoruz. Bununla sonuna kadar mücadele edeceğiz. Görüyorsunuz ki, Yüzbaşı İsmet Efendi kadar canlı ve kuvvetliyim.

 

Ankara Radyosundaki Söylevden*

age, sf. 283284... 26 Nisan 1954

Sayın Cumhurbaşkanı, Başbakan durmadan dolaşıyorlar, devlet vasıtalariyle ve askerî uçaklarla. Hiçbir yerde “Hayat pahalılığı ile uğraşacağız, hayat pahalılığına çare arıyacağız” dediklerini işittiniz mi? Başbakan ise, düşmana karşı vatan müdafası için güç bela tedarik edilebilen askerî uçakları yer yer dolaşıp, İsmet İnönü’ye, şanlı orduya, milletin sağ duyusuna iftira ve hakaret etmek için kullanıyor. Başbakan ahlâk kaidelerini, devlet adamının mesuliyet duygularını, hepsini reddetmiştir; küfür sözleriyle memleket havasına bir uçtan öbür ucuna düşmanlık yaymaya çalışmaktadır.

(...) Selâmet önümüzdeki üç beş günde radyonun yalanlarına ve Adnan Menderes’in her tarafa saldığı iftira tertiplerinin zehirlerine dayanmaktadır. Biraz aklımızı kullanırsak, Adnan Menderes propagandacılarının ne kadar gülünç olduğunu hemen kavrarsınız.

Şekeri beş liraya yedirdiğimizi propaganda ediyorlar. Akıllı vatandaşın cevabını işittim. Diyor ki, “Şekeri beş liraya yedik, ıstırap çektik, doğru ama, nihayet bu hadise İkinci Cihan Harbi içinde milyonluk orduyu beslemek için bir vergi idi. Ya şimdi, ciğeri beş liraya alıyoruz. Bu vergiyi kim alıyor?”

(...) 1950’de altın 36 lira idi, bugün 56 liradır. Bunun karşısında Adnan Menderes, hiç gözünü kırpmadan dünyaya karşı:

“Paramız düşmemiştir” diye bağırır. Kendisine mütevazı surette hakikatı göstermek isteyenlere hezeyanlar savurur. Devletin elinde bulunan bütün idareler fiyatlarına zammederler. Hayat bu suretle devlet tarafından her gün daha ağırlaştırılır.

 


 

 

 

1957 SEÇİMLERİ

 

Seçimlerde Muhalefet Partilerinin İşbirliği Girişimleri Üzerine

Seçim Koşullarının 1950 – 1954’ten Farklılıkları ve Nisbi Temsil

Tek Parti Yönetimine Dönüş Eğilimine Karşı Çıkış

Ekonomik Bunalım ile Rejim Sorunları Arasındaki Bağ

1946 Seçimleri ile Sonrasını Değerlendirme ve “İktidar Müptelalığı” Üzerine

Enflasyonist Politikalara Karşı Planlama – Kalkınmanın Gerekliliği, Dinin Siyasete Alet Edilmesine Karşı Çıkış

Seçim Emniyeti, Basın Hürriyeti, Nisbi Temsil

27 Yılın Hesabı.. “Hakikatte Atatürk’ten Sormak istedikleri Hesabı Benden Soruyorlar”

Seçimler Sırasındaki Gelişmeler ve  Son Döküm

 


Seçim Koşulları ve Muhalefet Partilerinin İşbirliği Girişimleri Üzerine

 

CHP XIII. Kurultayını Açış Konuşmasından

M.İ.İ.K.D.M.S.Y; (1956–1959);  Sabahat Erdemir; sf. 102104 ... 9 Eylül 1957

İktidarın, vaktinden önce genel seçimlere karar vermesinin sebep ve zaruretleri henüz resmen ilân olunmamıştır. (...) Memleket için mühim olan, seçimin hangi şartlar altında yapılacağı meselesidir. Bugün 1950 ve 1954 seçimlerini tanzim eden hükümler mevcut değildir. Bugün vatandaş yalnız iktidarın, resmî her vasıta ile yaptığı tebliğler ve telkinlerin bakısı altındadır. En tesirli telkin vasıtası olan radyo, yalnız iktidarın dilidir. (...) Çünkü kanun, 1950 ve 1954 haklarını iptal ettiğinden muhalefet seçimde radyodan hiç istifade etmeyecek, devlet ve hükûmet vazifesinde bulunanların, yani iktidar ricalinin radyo ile telkinleri serbest olacaktır.

Basının hali aynı ölçüde iktidarın iddia, ittiham ve telkinlerine karşı amme hizmetlerinin hakikatlerini söylemeğe elverişli değildir. Elastikî, indî tefsire son derece müsait hükümler, işitilmemiş şiddette cezalar ve müeyyideler basının vazife ifa etmesini sonderece güçleştirmiştir. Toplantı hürriyeti yalnız iktidar ricalinin tertip edecekleri resmî gösterilere münhasır kalmıştır.

Seçimlerin başlıca koruyucusu ve idare edicisi olan adlî teminat, hâkimlerin tabi tutuldukları emekli kaydı ve bu kaydın akıl almaz bir şekil ve ölçüde tatbik edilmesi neticesi olarak, artık istinat edilecek bir halde değildir.

(...) Geçen seçimlerde mahsuru anlaşılmış olan hususlar yani son üç gün propaganda yasağının tatbikatta yalnız muhalefet için işlemesi ihtimali, mühürlü zarflar için emniyet tedbirleri almak ihtiyacı ve siyasî partilerin seçimde sarfedecekleri paranın kanuni kontrol altında bulunması zarureti, hiçbir tamir çaresi aranmaksızın olduğu gibi durmaktadır. Bu mahzurların izalesi ve hiç olmazsa Seçim Kanununun 1950 veya 1954 haline getirilmesi için kanun tekliflerimiz de aylardanberi hiçbir tetkike iltifat görmemiştir.

(...) İşte arkadaşlar 1950 ve 1954 senelerinin Seçim Kanunlarının selâmeti temin eden hükümleri, basın, toplantı ve hâkim teminatı şartlarının seçim emniyetini koruyan ve savunan müeyyidelerinden hiçbiri bugün mevcut değildir. (...)

(...) Hazin olan seçim şartlarından sonra size seçim dâvalarını arzedeceğim. Seçim dâvalarımız şunlardır. İnsan haklarına müstenit demokratik rejimi kurmak, iktisadî çöküntüyü doğuran, israfı ve hesapsızlığı durdurarak, hakiki bir kalkınmayı sağlamaktır. Seçim dâvalarının başında, rejim buhranı vardır. Demokrasi dediğimiz yeni hayat tarzı oniki senelik bir çabalamadan sonra,  hakiki bir çıkmâza girmiştir. Müstakil mahkeme ve teminatlı hâkim esaslarına bağlı bir adâlet sistemi, insan haklarına müstenit, garp anlayışında bir demokrasi hayatı, basın, toplantı, ilim hürriyetleri,Büyük Meclis murakabesi, çalışma mevzuatı, yani işçi hakları ve teşekkülleri hususlarında iktidar ile tam bir anlaşmazlık halindeyiz. (...)

(...) Muhalefet partilerinin rejim dâvasında işbirliği yapmaları zarureti umumî ihtiyaçtan doğuyor. En münevver cemiyet tabakasından, sade hayatlı ve yalnız muhitlerdeki vatandaşlara kadar herkes, içinde bulunduğu siyasî huzursuzluk, iktisadî darlık, pahalılık şartlarından kurtulmak istiyor. Bunun çaresini vatandaş iyi niyetli siyasî teşekküllerin işbirliğinde görmektedir. İşbirliği fikri, maşerî vicdandan kurtuluş çağrısı olarak tabii bir surette doğmuş ve en geniş ölçüde yayılıp yerleşmiştir.

(...) İktidarın bu yola niçin girdiğinin sebeplerini bugün de anlamış değilim. Ancak, esefle kaydetmeğe mecburuz ki iktidar partisi, rejim dâvalarındaki huzursuzluğu gidermeyi üzerine almamıştır.

Şu halde vatandaşın ihtiyacına çare bulmak vazifesi, muhalefette bulunan siyasî partilere teveccüh etmiştir. Üç muhalefet partisi, kendilerine teveccüh eden vazifeyi, lüzumu ve gayeleri ile nasıl anladıklarını, 4 Eylül tarihli tebliğleri ile umumi efkâra arzetmişlerdir. Dikkat olunacak nokta şudur: 4 Eylül tebliğindeki maddelerden her biri her üç muhalefet partisinin programlarının esas hükümleridir. Her üç muhalefet partisi senelerden beri bu dâvaları takip etmektedirler.

Şimdi işbirliği halinde birleşerek bu dâvaları seçimde vatandaşa anlatmak, bir müspet neticeye vardırmak, demokratik rejimi bütün icapları ile kısa zamanda kurmak programını ilân etmişlerdir.*


CMP* Olağanüstü Büyük Kongresinde Yapılan Konuşmadan

age, sf. 108 ... 18 Eylül 1957

4 Eylül beyannamesi (...) Biz orada, kuvvetler muvazenesini tayin edecek çift Meclis, insan haklarını, Anayasa müeyyidelerine sarih hükümlere bağlamayı, işçi haklarını amme hizmetlerinde nüfus suiistimaline mani olacak çareleri, büyük Mecliste murakabeyi temin edecek hususları teker teker saydık.

 

CHP – CMP – HP** Arasındaki İşbirliğine Dair Demeçten

age,  sf. 109 ... 19 Eylül 1957

Son çıkan kanunlar muvacehesinde seçimde amelî olarak işbirliği imkânını temin edemiyoruz. Seçime girmemek suretini de ihtiyar edemiyoruz. Bu sebeple işbirliği zihniyeti ve anlaşması programlarda ve ilân edilen beyannamelerde tespit ettiğimiz esaslar dairesinde kalmıştır.

 

Seçimlerde CHP’nin Tutumuna İlişkin Basın Toplantısından

age, sf. 109112 ... 20 Eylül 1957

Çıkan kanunların maksadı belli: Hiçbir şekil ve suretle muhalefet partileri reylerini birbirine ekliyerek seçime tesir etmesin... (...)

(...) Daha İstanbul’da ilk konuşmaya başladığımız günden beri seçime girmeme kararı münakaşa konusu olmuştur. Biz daima peşin bir karardan çekindik ve ancak gününde nihai kararı verebileceğimizi söyledik. Hatırlarsınız alenî beyanlarımda daima kanunlar düzelmezse ağır bir vaziyet olabilir, yeniden tetkik ederiz dedim. Partiler arası konuşmalarda aynı fikri müdafaa ettim. (...)

(...) Bir insanın istikbal diye düşünebileceği şeylerin hepsi benim arkamdadır.

(...) Seçime girerek alınacak neticeler de vardır. Biz demokratik hayatta tekâmüldeyiz. Bu demokratik hayatta vatandaşın kendi hayatına sahip çıkmasiyle selâmet bulur.  Vatandaşın kendi hayatına sahip çıkmasını geliştirmek lâzımdır. Bunun için de mücadele lâzımdır.

 


Seçim Koşullarının 1950 – 1954’ten Farklılıkları ve Nisbi Temsil

 

1957 Genel Seçimleri Dolayısıyla Malatya’daki İlk  Seçim Söylevinden

age, sf. 113119 ... 21 Eylül 1957

İç politikamızda demokratik hayatta, hür bir siyasî hayata adetlerimizi, usullerimizi alıştırmak için mücadele halindeyiz. Bütün çektiklerimiz bu kaynaktan geliyor. (...) Yüz sene evvel ve hattâ elli sene evvel meşrutiyet mücadelesinde demokratik hayata hür bir cemiyet nizamına kavuşmak için mücadele edenler, onlarla nihayet yirmilerle sayılırdı. Hattâ Cumhuriyet ilân olunduğu zamanda bile bu medenî cemiyeti kurmak istidadında medeni cesaretinde azminde ve iradesinde olanların miktarı sayılacak durumdaydı. Ama bugün vatanın siyasî kaderine şuur ile hâkim olan onlar, binler değil, yüzbinler hattâ milyonlar vardır. Ve bu hayata alışmışlardır. Bugün memlekette vazifesini bilen, güçlüklerle uğraşabilen siyasîlere rağmen siyaset adamlarına akıl verebilecek dirayette ve basirette gazetecilerimiz vardır. Bütün bunları siyasî mücadelede daha çok şikâyetçi olduğumuz günlerde söylediğimiz gibi ümitsiz olacak şartlar içinde olmadığımızı göstermek için söylüyorum. (...)

(...) Arkadaşlarım, siyasî hayatımızdaki çekişmeler ve huzursuzluklar bazen çok elem verici misaller göstermiştir. Bugün bir muhalefet partisinin lideri olan Osman Bölükbaşı’nın hapiste bulunmasını hüzünle hakiki bir elemle hatırlamaktan kendimi alamıyorum. (...) İç huzurumuzu büyük mikyasta ihlal eden sebeplerden ötekisi 1954 den sonra çıkarılmış olan kanunlardır. Basın Kanunu, hür basının çalışmasına hakikaten güçlük çıkaran, hür basının amme nizamı içindeki vazifesinden memleketi hakikaten mahrum etmek istidadında olan bir ölçüdedir.

(...) 1954 den sonra çıkarılan kanunların en çok ıstırap vericilerinden bir kısmı da Seçim Kanunu üzerinde yapılan değişikliklerdir.

(...) Söylemeğe mecburum ki; bu 1954 den sonra çıkarılan ve cemiyetimizde büyük huzursuzluk yaratan esaslı meselelerden biri, esaslı meselelerin başı, müstakil mahkemelerin ve hâkim teminatının cemiyette meydana çıkardığı meselelerdir. Her meselenin başıdır. Bu hususta çok şikâyetçiyiz. Seçim adlî teminat altındadır. Esas itibariyle hâkimlerin elindedir. Seçimin adlî teminatla ve hâkimler elinde bulunması, bu memlekette büyük islahat nevinden gelmiştir. Eskiden böyle değildi. Cemiyette bu dâva bir siyasî dâva olarak senelerce işlendi. Biz iktidardaydık, mukavemet etmedik, madem ki memleket seçimin emniyetini hâkimlerin eline tevdi etmek istiyor, bir formül bulacak, bunu temin etmek kanaatiyle hareket ettik. Ve çok isabet ettik. Hem hâkimlerimiz geniş mesuliyetlerini anladılar, hem memleketimiz huzura kavuştu. Seçimleri idare eden hâkimlerimizin teminatlarının zedelenmiş olması bize huzursuzluk veriyorsa bunu garip görmemek lâzımdır. (...)

(...) Seçimlere girmemek bir iktidara karşı mânevi olarak tesirli bir silâhtır. Seçilmeyerek vatandaşı geniş mikyasta uyandırmak, düşündürmek mümkündür. Bu delilleri takdir ediyoruz. Ama biz bu kadar ıstırap içinde bulunan ve seçimlerde rey vererek iktidarda bir değişme yapmayı ümit etmiş olan bir vatandaş kütlesini ümitsiz bırakmayı doğru bulmadık. (...)

(...) Seçimde iktidar bize teveccüh ederse ilân ettiğimiz gibi 6 ay zarfında yeni seçim şartları ile ve nispi temsil usulü ile vatandaşı eşit ve emniyetli bir seçime davet etmek kararındayız. (...)

(...) Bugünkü iktisadî kalkınmanın memlekette canlanması, ilerlemesi için her şeyden evvel büyük hizmet olarak iktidarı terketmelidirler. Bugünkü iktidar çekilmedikçe memleketin iktisadî hayatında düzen, itimat, hesap, istikrar giremez. Bugünkü iktidar çekilecek, memleket sözüne itimat edilir bir iktidara kavuşacak, istikrar hasıl olacaktır. Bugünkü iktidar onu muhalefette seyredecek, kendi yaptığı hataların vahim neticelerini tecrübe ile görecek, sonra iktidara geldiği zaman yeni bir kuvvetle memlekete hizmet etmek imkânını bulacaktır.

 

Elazığ Söylevinden

age, sf. 121122 ... 22 Eylül 1957

Bozulmuş olan bu siyasî huzuru Demokrat Parti artık tesis edemez. Evhamları hudutsuz hale gelmiştir.

(...) Bir tek emelimiz vardır. Bu memleketteki demokrasinin tekâmülü bir yerde kısılmasın ve elli sene öncesine dönmiyelim. (...)

(...) Bir iktidar muvaffak olamıyorsa bunda kasıt yoktur, hata vardır, aciz vardır, çekilir... Çekilmek lâzımdır. Yeniden kuvvet kâzanıncaya ve öğreninceye kadar bekler.

(...) Arkadaşlar, çok para israf ettik, çok zaman kaybettik. Bunlara yanmıyorum. Temel unsur olan, vatandaşın devlete karşı itimadını kaybettik.

(...) Yazık memlekete yazık ve Demokrat partiye yazık.


Erdal İnönü’nün Düğününde Gazetecilerin Sorularına Yanıtlardan

age, sf. 124 ...3 Ekim 1957

Sual – Seçimi kâzandığınız takdirde Mayıs’ta yenileyeceğinizi neyle taahhüt edersiniz?

Cevap – Seçimi kâzanırsak Mayıs’ta yenileyeceğiz. Seçimde emniyet ve serbestliği tahdit eden bütün hükümleri kaldıracağız. Nispi temsille yeni seçim yapacağız.

Bunun teminatı alenî taahhüdümüzdür. Taahhüdümüz samimiyete dayanır. Biz inanıyoruz ki, nispi seçim sistemi ile memleketin siyasî bünyesi olduğu gibi meydana çıkacak ve siyasî bünyemiz sağlam temellere dayanacaktır.

Sual –  (...) İktidara gelirseniz ne vazife alacaksınız?

Cevap – (...) Elbette bir vazife alacağım. Doğrusunu isterseniz vazife almayacağım günü hasretle bekliyorum.

(...)

Sual – Seçim anketlerinin yasak edilmesine karşı ne dersiniz?

Cevap – Seçim anketleri her memlekette her zaman yapılan meraklı teşebbüslerdir.

 

Trabzon Konuşmasından

age, sf. 128130 ... 11 Ekim 1957

Garip olan nokta şudur ki, bu buhranın esas itibariyle mevcut olduğunda iktidar da bizimle mutabıktır. Size şimdi iktidarın da bizim gibi düşündüğünün delillerini hatırlatacağım. Bugünkü hükûmet, 1954 den sonraki Seçim Kanununu değiştirme karariyle teklif yapmıştı. Ve adâlet müessesini derhal eski haline getirmek için de Meclise lâyihalar sevketmişti. Bu lâyihalar encümenlerdedir, çıkmamıştır. Şimdi tasavvur ediniz. Mahzurlu olduğu anlaşılan bu tedbirler değiştirilmek şöyle dursun bu seçimlere girmeden evvel daha da ağırlaştırılmıştır. Adâlet müessesesi için mahzurlu olduğu söylenen madde o zamandanberi daha ağır  ve daha vahim bir surette tatbik edilmiştir.(...)

(...) Elverir ki bir defa mat kısmı ortadan kalksın ve sükûnet kısmı hayatımıza hâkim olsun. Size temin ederim ki, senelerdenberi bu gaye ile çalışıyoruz. Ben, Başkanı olmakla şeref duyduğum partinin başında bilhassa bu memlekette anlaşmayı ve huzuru temin etmek için çalışıyorum. Hayatımın son hedefi budur. Eğer bu memlekette onüç senedenberi tesisine çalıştığımız demokratik rejimi soysuzluklarından kurtaracak olursak gelecek nesillerimize tarihimize karşı vazifemizi yapmış adamlar oluruz. Benim için bu idealdir. Biz bu ideali tahakkuk ettirmek için yaşıyoruz.

 

 

 

Tek Parti Yönetimine Dönüş Eğilimine Karşı Çıkış

 

Rize Konuşmasından

age, sf. 132133 ... 12 Ekim 1957 ... Ulus Gazetesi, 13 Ekim 1957

Biz seçime başlıca iki mevzu ile giriyoruz.(...) Birincisi demokratik rejim dediğimiz devlet idaresi, ikincisi geçirmekte olduğumuz geçim sıkıntısı dediğimiz iktisadî dertlerimizdir. Bizim demokratik rejimimiz tek parti devrinden sonra bir inkılâp olarak gelmiştir. Bu bir tekâmül eseridir. Biz Cumhuriyet kurulduğundanberi bir çok ıslahat yaptık ve hiçbirinde geri gitmedik. Biz hiçbir zaman geri gitmeyiz. Daima ileri gideriz ve gideceğiz. Bir çok sıkıntı ve güçlüklerimiz olmuştur. Bunları yenmişizdir ve geri gittiğimiz olmamıştır. (...)

Demokrasi devam edecek, ilerleyecek, vukubulan aksaklıklar muhakkak düzelecektir. Bu rejim bize uymuyor, tek parti devrine dönelim denirse buna inanmayın, demokratik rejimi kurtarmak için [güçlükler yenilecek, zıddına]* teşebbüsler muvaffak olmayacaktır. Demokratik rejimin kurulması için ilk resmî teşebbüs Meşrutiyetle başlar, yani 80 yıl evveldir. O zamandan beri yapılan teşebbüsler üç aydan fazla devam etmemiştir. Halbuki son teşebbüs onüç senedir teessüs ve tekâmül etmiştir; her şeyi konuşabiliyoruz artık ne iktidar, ne muhalefet partileri içinde insafla, vatanperver olan kimse bu rejimden dönmeyi düşünmeyecektir.

Bugünün hususiyetine gelince, hususi kanunlarla kendimize mahsus bir demokratik rejim kurulmaya çalışılıyor. Bunu iktidar partisi yapıyor, bu olmaz. Böyle olursa demokrasi yaşamaz. Onun için yapılamaz. Bu hususi kanunların hükmü kısa olacaktır.

Seçime normal şartlarla girmiyoruz. Son zamanlarda Seçim Kanununda yapılan değişiklikler doğru olmamıştır. Bunlar iktidardan gitmemek için işbaşında bulunanların bir kısmının teşebbüsleridir, bu teşebbüsler kısırdır, kısır olacaktır, bunu seçimden sonra göreceğiz. Görmesek bile ıstırapları derin olacaktır.

(...) Bu işleri D.P. yapsa idi çok iyi olurdu, çok söyledim. En iyisi buydu. Aramızda çekişme olmaz, hem de memleket meselelerini daha iyi görüşürüz dedim. Amma olmadı, daha ağır şartlarla seçimlere girdik. Muhtelif partilerin; iktidar ve muhalefet partilerinin dost olarak çalışabilmelerinin imkânının sağlanması benim için hayati bir emeldir. Eğer bize teveccüh gösterirseniz, biz bu şartın yerine getirilmesine kati olarak karar vermişizdir.

(...) Dostlarımız mazur görsünler, yardımlar iyi kullanılmamıştır. İsraf edilmiştir. Onun için bu duruma düştük. İkinci Dünya Harbinden sonraki günleri, 1950 senesini arar görünüyoruz, bu durum düzelebilir arkadaşlar. Para kaybettik, kredi kaybettik, bunun üzerine basireti kaybettik, itimat edilecek hükûmet sözünü kaybettik.

 

Giresun Konuşmasından

age, sf. 135136... 13 Ekim 1957

Tek partiye dönme temayülü var. Mücadeleden korkmayınız ve bu fikre itimat etmeyiniz.

D.P. içinde de C.M.P. içinde de, Hürriyetçilerde de bizim gibi demokrasiye inanmışlar pek çoktur. Bunlar bu temiz yürekli insanlar demokrasinin başlıca teminatıdırlar. Bu bir yeni hayattır ki, bundan yetişen nesiller daima ileri gitmek mecburiyet ve azmindedirler. Vaatlerine samimi olarak kapılmış ve inanmıştır. Yapsa idi D.P. itibarını artıracaktı, olmadı. Ben kimseye kötü niyet atfetmek istidadında değilim, fakat olmadı işte. Bu iktidarın artık bu çekişmeleri kaldıracağına inanmıyorum. Tek çare değiştirmektir. İktidarda kalırlarsa mesela Basın Kanununu daha da kısacaklardır. Hem kendilerini, hem milleti bir zindan hayatına sürükleyeceklerdir.

Ben para buhranını iktidarımızda 45 defa geçirdim. Ömrüm boyunca da ıstırabını unutamadım. Bunlara anlatamıyorum. Anlatabilmek için demokratik nizamın hakkı ile işlemesi lâzımdır. Mecliste bile böyle oluyor. Onlar çareyi dertlerini söylememekte zannediyorlar. (...) Siyasî hayatta uzun bir ömür geçirdim. Hedefim vatandaşlar arasında huzuru temin etmektir. Memleket meselelerini birbirimize düşmeden münakaşa edebilmeliyiz. Çok kara ihtimallerden uzağım.

 

 

Ekonomik Bunalım ile Rejim Sorunları Arasındaki Bağ

 

Samsun Konuşmasından

age, sf. 137138 ... 14 Ekim 1957

Ciddi bir iktisadî buhran vardır. Bunu geçim derdi, hayat pahalılığı, yaşama zorluğu şeklinde veya türlü şekillerde ifade edecek bir vasıf kolayca bulabilirsiniz.

(...) Birdenbire değil adım adım, derece derece gelen bugünkü iktisadî buhrandan bahsetmek bir kusur haline getirilmiştir. Para değerinin düştüğünden bahsedenler resmî ithamlara maruz bırakılmıştır. Hattâ haklarında kanuni takibat bile yapılmıştır. Bütün bu tedbirler, kâr etmemiştir. Böyle tedbirlerin, susturma tedbirlerinin esasa bir faydası yoktur, olamaz. Şimdi de, “Geçici bir sıkıntının içindeyiz, kalkınmanın doğurduğu bu yokluklar çok tabiidir” gibi iddialar ileri sürülmektedir. Bunlar makul cevaplar değildir.

Ne yapacağımızı kararlaştırıp işleyemiyoruz, diye feryat etmekteyiz. Mesele basittir. Memleketi içinde bulunduğu şartlar gözönüne alınarak hazırlanacak bir plâna göre cihazlandırmak icabeder. Bunu her fırsatta söylüyoruz, bir türlü anlatamıyoruz.

(...) Kalkınmadan maksat, büyük çoğunluğun adâlet içinde kalkınmasıdır. Kalkınmada da, mahrumiyette de, hattâ yoklukta da müsavat şarttır. Yoksa bir sıkıntıyı, sadece az kâzançlılara, orta kâzançlılara, işçiye ve köylüye yüklemek yanlıştır. Orta halli aileler gittikçe sönmektedir. Bundan memlekete fayda gelmez, zarar gelir, çok zarar gelir.

(...) Devlet idaresi büyük ölçüde tedbirler manzumesidir. Bu gibi tedbirler ve hareketlerle, para enflasyonuna lüzumsuz yere düşülmüştür.

(...) İktisadî buhranla rejim meseleleri birbirine bağlıdır. Rejim meselesi; müstakil mahkeme meselesi, basın hürriyeti meselesi, söz hürriyeti meselesidir. Bu meseleler halledilirse, memlekette istikrar var demektir. Hiçbir memleket, hâkimlerini korkuya ve geçim endişesine maruz bırakmaz. Demokrasi rejiminde herkes söyler ve yâzar. Haklı veya haksız olur. Bunları hâkim ayırır. Dâvaların açıkça münakaşa edilmesi lâzımdır. Bugün toplanıyoruz ve konuşabiliyoruz. Çok müteşekkiriz, henüz bu hakkımız vardır.

 


1946 Seçimleri ile Sonrasını Değerlendirme ve “İktidar Müptelalığı” Üzerine

 

Konya Söylevinden

age, sf. 140143 ... 16 Ekim 1957

1954 seçimlerinden sonra iktidar, milletvekili adedi olarak büyük çoğunlukla kâzandı. Sonra hatıra hayale gelmeyecek şiddet tedbirleri aldı. Sebebi bir türlü anlaşılamamıştı. Ama şimdi mesele meydana çıktı, seçim sistemimiz[den dolayı] yüzde otuzbeş oy aldığımız halde mecliste bize yüzde altı oy düşmüştür. Bu, sistemin hususiyetidir. Ve bize mahsus bir hastalıktır. Şimdi bir hastalık var ki umumidir. Teşhis konmamıştır. Bu çoğunluk sistemi yüzünden olur. Çoğunluk sisteminde, alınan oylar nisbetinde behemehal kâzanılmaz, insanın kâzandığı oydan daha çok milletvekili alması da olur. Hesap yanlışları da olur. Ama yüzde altı milletvekili olamaz. Bir kişinin oyu ile seçim kaybolabilir. Onbeş yerde de kaybedersiniz, ama bir iki yerde kazanırsınız. Hiç kazanamazsınız. Bu olmaz, bu bizde bir hastalıktır. Bunun delilleri, 1954 den sonra iktidarın aldığı tedbirlerdir.

(...) 1954 akabinde tedbirleri almaya başladılar. Devleti temellerinden sarsan bir tedbir aldılar. Görülen lüzum üzerine hâkimlerin emekliye ayrılması, 1954 seçimleri esnasında iktidar aleyhine, hoşa gitmiyen büyük veya küçük karar vermiş hâkimleri sıraya koydular. Günbegün, emekliye ayırdılar. Onları ekmeklerinden, aile saadetinden mahrum ettiler.

(...) 1956 başında Hükûmet, büyük bir buhrana uğradı. Âzalarının yarısı hakkında takibat açıldı. 1956 yı böylece geçirdik. Haksızlık, suiistimal haksızlığına tahammül edemeyenler hakkında takibata geçildi. 1956 nın bu devrinde “Eğer tatlı dille konuşursak, halledemeyeceğimiz mesele yoktur” diye beni davet ettiler.

Hevesle kabul ettim. Rejim şikâyetleri mevzuunda Sayın Başbakanın yardımıyla vazifelerini kolaylaştırmaya çalıştım. Hiçbir netice vermedi: Niçin? Hakikaten teşhis koymak benim için güç idi. Başbakan ciddi olarak arzu etti mi, etmedi mi? Zannediyorum ki ediyordu. Ama, yardım beklediği yerlerden yardım görmedi. Mizacı sür’atle teessüre kapılmağa müsait olduğu için şerefli olduğu nisbette güç olan yolu bıraktı. Ve tekrar şiddet tedbirleri aldı.

(...) Yedi senedir iktidarı kaybetmeyi gördüm. Ondan sonra türlü seçimleri gördüm. Vatandaşın halinde bir tekamülü elimle tutmuş gibi adım adım takip ediyorum. Ve vatandaş 1950 de bu iktidar ne yapsak gitmez zannediyordu. 1950 seçimlerine vatandaş bu itikat ile girdi. Şimdi, 1946 seçimlerindeki yolsuzluklar şayialarından bahsediyorlar. Beni mes’ul tutmak istiyorlar. Bu şaşılacak bir şeydir. Bir memlekette gerek seçimde, gerek devlet idaresinde, gerek vatandaş hakkı üzerinde türlü haksızlık olabilir. Suç olarak olabilir.

(...) Devlet adamları kusurlu olabilir. Ben başkanım. Kusurlu bakanım varsa, mahkemeye veririm. Amma ben Başbakan olarak onları korumaya çalışırsam cemiyetin nizamı aleyhine hareket etmiş olurum. Asıl bu vahimdir. Onun için, 1946 da şöyle oldu böyle oldu. Bunlar ihtiyatsız sözlerdir.

Ne olmuş, 1946 yı almış 1950 ye getirmişim. Kusurları günden güne düzeltmişim. Milletin emanetini almış, millete vermişim. Habbeyi kubbe yapıyorlar. Arşivleri didik didik ediyorlar. Bulabildiklerinin söyleyebildiklerinin de hakikatle alâkası bu.

Bütün rakiplerimi, muarızlarımı imtihana davet ediyorum. İktidardan düştükten sonra 7 sene sonra Konya’da vatandaş önünde benim gibi konuşabilirler mi? Yaldızlı hil’at insanın sırtından çıktıktan sonra, sokaktan geçerken vatandaş teveccüh gösteriyorsa o mühimdir. Asıl şahsiyetinin ne kıratta olduğunu düştükten sonra anlarsın.

(...) Bu iktidarın şansı varsa benim sağlığımda iktidardan çekilmeyi görür. D.P.yi bugünkü haksızlıklarının yarınki akibetlerinden kurtaracak adam benim. Ben siyasî partilerin münasebetlerinde fikirlerin dostça söylenmesinin taraftarıyım. Afyonda sayın Başbakan birbirimizi kıracak sözlerden sakınalım diyor. 24 saat sonra Trabzon da kendini kaybediyor. Ağzına geleni söylüyor. Buna karşı biraz acıyorum biraz da eğleniyorum. Ondan sonra benim iktidar hastalığına müptela olduğumu söylüyor. İnsaf ediniz. Görülen köy kılavuz istemez. Her gün muhalefette olmanın güç şartları içinde bulunan mı, yoksa her gün iktidarı kaybetmemek için yeni tedbir alan mı iktidara müpteladır?

 

 

Enflasyonist Politikalara Karşı Planlama – Kalkınmanın Gerekliliği, Dinin Siyasete Alet Edilmesine Karşı Çıkış

 

Kırklareli Babaeski Konuşmasından

age, sf. 144145 ... 17 Ekim 1957

Bugünkü iktidar her mahallede bir, iki veya birkaç milyoner yetiştirmiştir. Fakat bu milyonerler, sizin içinde bulunduğunuz durumu bilmezler. (...) Fabrika yapıyoruz diyorlar, kalkınmadan bahsediyorlar. Çalışmadan, alın teri dökülmeden eser yapılmaz. Bunların karşılığını para basmakta buluyorlar. (...) Memleket işleri israfa gelmez, kâğıt basarak para bulmak fayda etmez. O para değildir o kâğıttır. İşte enflasyon dediğimiz budur. İsraf istemiyoruz. Plân istiyoruz. Ne yapılacağının bu memlekete ilânını istiyoruz.

 

Kırklareli Konuşmasından

age, sf. 145146 ... 17 Ekim 1957

İktidar korkuyor. İktidar, basının vazifesini yapmasından korkuyor. Düşmekten korkmamak lâzımdır. Bunu kendilerine anlatamıyoruz. Ama bunu sizler anlatacaksınız. İktidar partisi başkanı bir yerde “Medeni muhalefet nasıl olurmuş onlara öğreteceğiz” buyurmuşlar. Çok güzel söylemişler. Ama biz onların ne türlü muhalefet yaptıklarını da biliriz. Fakat o zaman biz korkmuyorduk. Ağızlarına geleni söylüyorlardı. Örnek muhalefet yapacaklarmış, çok teşekkür ederiz. O günü, yapacakları medeni muhalefeti bekliyoruz.

(...) Görülüyor ki, başımızdakilerin akıllarını başlarına toplamalarına imkân yoktur. Düzeni kurtarmak için bugünkü iktidarı değiştirmekten başka çare kalmamıştır. Herkes bu kanaattedir. Demokrasilerde bir iktidarın ilânihaye vazifesine devam etmesi imkânsızdır. Benden kendilerine kıymetli bir nasihat. Vakti gelince iktidardan gitmeyi bilsinler. Vakit gelmiştir. Selâmet bundadır. Biraz bocaladıktan ve şaşırdıktan sonra alışırlar.

(...) Cebinde kaç paran varsa yarın kıymeti o değil... Bu enflasyondur. Bu memlekete çok büyük felâketler getirir. Bunu onlara bir türlü anlatamadım.

 

Edirne Söylevinden

age, sf. 147148 ... 18 Ekim 1957

Hep beraber mahrumiyete musavi olarak katlanalım, lüksten hep beraber vazgeçelim, ilk önce mutattal kalmış makineleri işletelim. (...) İktidarın teessü olunacak bir hastalığı var. Seçim zamanı türlü vaadler ve sözlerle vatandaşı aldatmağa çalışıyor. Para sarfediyor, seçim zamanında para ile avcılık vatandaşa hürmetsizliktir.

(...) Dini siyasete âlet ediyorlar. Gene 1954 deki gibi geniş ölçüde din politikası yapıldığını işitiyorum. Biz bundan çok zarar gördük. Bu mevzuda hakikaten münakaşayı doğru görmüyorum. Konya’dan itibaren gezdiğim her yerde D.P. iktidarının resmî tamimlerini gördüm. Bunlara Başvekilin mâni olmasını isterim. Kendisinden rica ediyorum, bunlara mâni olsun. Dinin propagandaya âlet edilmesi çok zararlı olur. Din siyasete âlet edildi mi vatandaşı birbirinin boğazına sarılmaya dahi sevkedebilir. Bir misâl olarak şunu belirteyim. Millî mücadelede düşman uçakları cephemizde çarpışan askerlerimize fetvalar atarak, “Harp edenler kâfirdir” diyorlardı. Hem onlarla hem düşmanla uğraşıyorduk. Hükûmetten rica ediyorum, bu propagandayı durdursunlar. Biz iktidara gelince jandarmanın vatandaşa eziyet edeceği ve mektep yapmak için hemşehrilerimize taş taşıtacağımız propagandasını yapıyorlarmış. Size şunu söyleyeyim, hiçbir idare bugünkü dahil, kendi kuvvetlerinin vatandaşı dövmesini, ona eziyet etmesini arzu etmez. Bunlar ancak suç olarak yapılır. Suç olan şey takip edilir. Suçlular cezasını çeker fakat idare kapalı ise takibattan bir netice çıkmaz. C.H.P. demokratik idareye girmekle vatandaşın dilini çözmek, basının yazmasına müsaade etmekle bütün bunları kontrol altına almak yoluna gitti. Bir idare ki, basını susturmaya kalkmış, vatandaşın toplanıp konuşmasına müsaade etmiyor. O idareden korkunuz, biz daima ilerleyen bir zihniyet taşıyoruz. Biz toplantı, basın hürriyetini getirdik, onlar kaldırdılar. Kaldırmak isteyen onlar. İşte rejim meselesi budur.

(...) Bir de varlık vergisi meselesi vardır. Bunun için bizi itham ederler. Varlık vergisi bütün memlekete şâmil bir kanundu. Bir kanun ağır ve hatâlı olabilir. Derler ki, bunun tatbikatı esnasında fenâlıklar olmuştur. Olabilir. Fakat kanunu koyanlar bunu bilmez. Aynı zamanda arzu ve tasvip etmemişlerdir. Bundan biz değil, merkezdekiler değil, yapanlar mesuldur. Bu düpedüz haksız bir propagandadır. Benim için Şarkta 23 vatandaşı öldürttü diyorlar, propaganda yapıyorlarmış. Düşününüz muharebe zamanında Şarkta bir ordu kumandanı bizim zamanımızda bu işi yapıyor. Bu ordu kumandanı bizim zamanımızda idama mahkûm ediliyor. Fenâlık suçun kapatılmasındadır. Tecavüz edeni takip etmek marifetlerini meydana çıkarmak lâzımdır. Biz bunu yaptık. Aleyhimizde propaganda yapanlar için temenni ederim, iktidardan düştükten şu kadar zaman sonra benim gibi alnı açık konuşabilsinler.

 

Tekirdağ Konuşmasından

age, sf. 150151 ... 19 Ekim 1957

İktidarda bulunanlar tedavi bilmez, söz dinlemez bir israfın içindedirler. Esas olan mütevazi ailelerin refahıdır. Bir memleketin belkemiğini orta sınıf halk teşkil eder. Zenginler daima azdır. Fakat bu tabaka azalmalı ve çalışmasının emeğinin karşılığını alarak orta sınıfa girmelidir.

(...) Zihniyetleri iptidaidir. Orta çağ zihniyeti ile hareket ediyorlar. Şimdi yolun ortasındayız. Demokratik idarenin en büyük şartı nimette ve külfette vatandaşlar arasında fark bırakmamasıdır. Fikir ayrılıklarının tabiî karşılanmasıdır. Radyoda konuşuyorlar, sonra da devlet işi anlatıyoruz diyorlar. Devlet işi İnönü’ye çatmak mıdır? Maksatları seçim propagandası yapmak mıdır? Bu kanunsuz bir harekettir. Muhalefet partilerine radyo vasıtalariyle dil uzatmaları suçtur, suç... İnsanların tanıdığı hükümlerle kendilerini mukayyet tutmıyanları memleketin başından atacaksınız. Kim olursa olsun, hangi iktidar olursa olsun size hizmet etmeyenlerin müstehakları budur. Pervasızca suç işlenen memlekette tehlike vardır. Demek ki bu idare her vatandaşa karşı da pervasızca suç işliyebilecektir. Bir hafta sonra rey vereceksiniz. Onları omuzlarından tutup köşeye atacaksınız. Bu ihtimal akıllarını başlarından alıyor. Acınacak haldedirler. Onları tedavi etmek size düşüyor. Köşeye attınız mı üç gün müteessir olarak oturacaklar fakat sonra da kendilerini yeni hizmetlere hazırlayacaklardır.

(...) Bizi cevaba tahrik ediyorlar. Ben onların görgüsünde ve seviyesinde olsam lâyık oldukları cevabı bir değil 15 misli verebilirim. Lakin bunun için  bir değil 15 defa düşüneceğim. Onların seviyesine inerek, memleketi zarara sokmak istemem.

 

 

Seçim Emniyeti, Basın Hürriyeti, Nisbi Temsil

 

İstanbul’da Düzenlenen Basın Toplantısından

age, sf. 152153 ... 20 Ekim 1957

Temyiz reis ve âzalarının hiçbir şey söylemeden emekliye ayrıldığı yerde teminatlı hâkimden bahsolunamaz. İkinci mesele basın hürriyetidir. Hakikaten tahrip olunmuştur. Sarih olmayan suçlar ve işitilmemiş ağır cezalar tehdidi altında bulunan hâkim önünde basın için aşılmaz yaşanmaz şartlardır. Basın hürriyeti yüz senedenberi demokratik nizama alışmamış olmamızın baş sebebidir.

Üçüncü mesele seçim emniyeti yoktur. Hâkimden dolayı ve geçirilen ağır hükümlerden dolayı 1946 dan 1950 ye kadar mütemadiyen islâh ettirdik. 1946 durumundan bahsedilme sadece gayritabiilik ve insafsızlıktır. (...) Bu hali aldık tekâmül ettirdik. İktidar 1950 de ele aldı geriye götüre götüre bu hale getirdi. (...) Öteki insan haklarını biliyorsunuz. Sayın Reisicumhur manevi mesuliyetinin hesabını vermek için bizimle fikir mücadelesi yaptığını ilân etmiştir. Şimdi lütfen cevabımızı dinlesinler. Verdikleri nutuklarda adâletin tahlilinden ve basın hürriyetinden bahseden bir kelime işitiyor musunuz? Devlet Başkanının başlıca vazifesi vatandaşa adâleti ve emniyeti vermektir. Petrol kuyusunun sayısını herhangi bir memur bilir. Herkesin bildiği hakikati bir defa daha teyit ediyor. Adâlette basında ve seçim emniyetinde bugünkü halin başlıca mürevvici ve teşvikçisi sayın Reisicumhurdur. Sayın Reisicumhurun Kırşehir vilayetini reyinden dolayı ilga etmeyi arzu buyurduğu herkesin bildiği hakikattir.

 

İzmir Söylevinden

age, sf. 152153 ... 20 Ekim 1957

Ben bunu yapacağım. İşçilere işçi teşekküllerine dünya işçileri arasında lâyık olduğu itibarlı mevkiyi vermek lâzımdır. Siyasî hayatta enternasyonal, milletlerarası teşekküllere acele olarak girdik. Girdik, tanıdık ve öğrendik, ilerledik. İşçilerimiz de kendi milletlerarası teşekküllerinde lâyık oldukları mevkilere girerler. Kendilerine uygun itibar, şeref ve emniyeti memleketlerine getirirler. İşçilerimizin memlekete bağlılığı vatanperverliği en ileri memleketlerdeki işçi teşekküllerinden daha ileridir, daha yerindedir.

(...) Bana öyle târizler yapılıyor ki hiç beklemezdim. İki sene evvel 67 Eylûl hâdiselerinden dolayı kendisini yüce divana vermeğe teşebbüs ettim. İki sene evvelki Eylûl hâdiselerinden dolayı son derece ıstırap çektim. Devletimin ve milletimin maruz kaldığı hicabı hafifletmek için bunun zararlarını azaltmak için son derece çalıştığım doğrudur. Bunun mesullerini aradım. Milletimin şeref ve haysiyetini korumak ancak bu hâdiseleri milletimizin tasvip etmediğini bağırarak bütün dünyaya söylemek sayesinde olmuştur.

(...) Bundan sonra ne olacaktır. Nispî temsil usulünü getireceğiz, bunun türlü mahzurlarını söylüyorlar. Bunların hepsini biliyoruz. Nispî temsil usulünde bugünkü iktidar gibi iktidarların bir hayali kalmıyacaktır. Çoğunluk usulde türlü marifetlerle muhalefette bulunanları getirmemek veya az getirmek mümkündür sanırlar. Sandıklarını tatbik etmişlerdir. Ben vaktiyle nispî temsil usulünü bundan dolayı tereddütle karşıladım. Bir defa muhtelif usulleri kâfi derecede bilmiyordum. Nispî temsil usulünün çoğunluk usulünden daha ileri, daha güç bir sistem olduğunu düşünüyordum. Hâdiseler gösterdi ki, çokluk sistemi daha tecrübeli milletlerin huzur safhasıdır. Evvelâ nispî temsil usulünden geçmek lâzımdır.

 

 

27 Yılın Hesabı..

“Hakikatte Atatürk’ten Sormak istedikleri Hesabı Benden Soruyorlar”

 

Balıkesir Söylevinden

age, sf. 162163 ... 22 Ekim 1957

Ben kindar değilim. Ben haksız ve adâletsiz muameleleri söylerim. Bundan korkarlar ve benim kindar olduğumu sistemli bir surette yayarlar. Ben yaşımın başımın çok üstünde olan vazifeler içinde yetiştim. Ben siyasî hayatımın en son kademesinde daimî bir düşüncenin tesiri altında yaşadım. Bu milleti kendi reylerile kendini idare eder hale getirmek arzusu ve mesuliyeti idi. Onun için 1945 den beri demokratik nizamın teessüsüne çalışıyorum. Demokrasinin kurulmasını istemediğim ve bunun benim elimden zorla alındığı söylenir. Ben meydan muharebelerinde yetişmiş bir kumandan olarak oraya geldim. Benim elimden bir iktidar zorla alınabiliyor da sonradan miting meydanlarında yetişmiş beyefendilerin elinden zorla almak mümkün olmuyor. Nasıl şey bu? On onbeş senedir hayatımda aranmadık kusur, tertip edilmedik iftira kalmadığı halde meydanda dimdik duruyorum.

Herkesten hesap soracak, herkese hesap verebilecek vaziyette yaşadım. Bilmedikleri şey budur. Demokratik nizam bizim için hatalı olmuştur, şeklindeki sistemler* karşısında hiç pişman olmadım derim. Kâfi derecede görmüş, okumuş bir adamım. Eski cemiyet tarzından tamamile hür bir hayata geçişin doğuracağı fırtınaları tasavvur ederim. Çok şükür meselenin hallini buraya kadar getirdik. Mücadele ettiklerimden hiç kimse ama hiç kimse benim şahsen kendilerine zarar vermek için intikam ve kin güttüğümü iddia edemez. Meydan okuyorum, mücadele ettiklerime mücadele bittikten sonra hürmet etmişimdir. Kendilerine her türlü yardıma can  atmışımdır. Kindar olduğum ifadesi söyleyenlerin suçlu olduklarının daimî korkusunun tezahürüdür. Müsterih olsunlar, benden hususî garaz muamelesi asla görmeyeceklerdir. Yetişmiş insanın muarızlarından alacağı en büyük intikam zevki onların insafa geldiklerini görmektir. Bu kâfi bir zevktir.

Din konusundaki iftiralarına gelince: Millî mücadelenin başından beri bu iftiraların hedefiyizdir. Padişahın Dürrü efendisi Yunan tayyareleriyle saflarımıza beyanname atarak vatandaşları birbirine düşürmek isterdi. Bu hâtıralardan kalma çok hassas bir dikkatimiz vardır. İçtinap ederiz. Bizim bu içtinabımızı dâva uğrunda aleyhinize kullanıyorlar. Kanun yasak etmiştir yapmasınlar.

İktidarın en başında bulunanlar bana 27 senenin hesabını sorarlar. Hani ya bunlar rahmetli Atatürk’ün taraftarı idiler? 27 sene yalnız ben mi vardım. Hakikatte Atatürk’ten sormak istedikleri hesabı benden soruyorlar. Bu hesabı vermek benim için şereftir. Mecliste de söyledim. Siyasî veya askerî hayatımın başından beri her hesabı vermeye muktedirim. Kendisinden her bakımdan feyz aldığım büyük Atatürk’e ebediyen minnettarım. Onun zamanındaki her hareketin hesabını dahi vermeye hazırım.  Coştukları zaman 27 seneden başlarlar. Biraz daha dillerini kısa tutmak istedikleri zaman benim Cumhurbaşkanı olduğum zamandan başlatırlar. Bütün eziyetler benim zamanımda başlamıştı derler. Halbuki ben ne yapmışım. Vatandaşa toplanma ve konuşma yolunu açmışım ve bu sayede iktidara gelmişler. Bunu bana günah olarak söyletmek isterler. Akıl var mı bunlarda? İnsaf var mı bunlarda?

(...) Seçimleri 1950 de bütün milletin hürmet ettiği hale getirmişiz. Ya siz, o seçimi aldınız 1957 de ne hale getirdiniz? Halini bir görmez misiniz? Biz bu memleketi nereden aldık nereye getirdik. Siz nerede buldunuz nereye götürüyorsunuz? Dâva burada. Biz hiçbir zaman geriye gitmemişizdir. İyi işleri devam ettireceğiz. Seçim emniyetini nerede bıraktıysam oradan terakki ettireceğiz. Son üç gün propaganda yasağı iktidar lehine işleyen bir yanlış tedbirdir. Mühürlü zarfı teminata bağlıyacağız.

 

Ankara’da Düzenlenen Basın Toplantısından

age, sf. 165166 ... 22 Ekim 1957

Önce sayın Cumhurbaşkanına tekrar sorayım. Sayın Cumhurbaşkanı adâletin bugünkü hale gelmesini niçin lüzumlu gördüklerini söylemiyorlar. Kırşehir halkının seçim reylerinden dolayı ceza görmelerine devlet ve millet için ne fayda gördüklerini izah etmemişlerdir. Bundan sonra teferruat konularını ben Başbakan’la münakaşa ederim.

Başbakan bana takriri sükûnu soruyor. Neredeyse padişaha isyanı da soracak. Cumhuriyet Halk Partisinde gazete kapatılması, polis vazife ve selâhiyeti, Terakki Perverlerin kapanması, Serbest Fırka, Halk Partisi zamanında semirip palazlananlar. Bunların hepsini sormak için Celal Bayar’la istişare etmeliydi. (...) Parti içinde vaktiyle uğraştıklarımla, küçüklü büyüklü, şimdi de karşı karşıya mücadele ediyorum. Şu farkla ki ben vaktiyle yakaladıklarımı mutlaka mahkemelere vermişimdir. Siz öylelerini mutlaka kurtarıyorsunuz. Varlık vergisinin tatbikatçıları aranızdadır ve baştacınızdır. 1946 seçimleri dolayısiyle vaktiyle şikâyet ettikleriniz şimdi aynı durumdadırlar.

Hakikat şudur ki, tek partinin mutlakiyetçi ve istismarcı unsurları ve onların zihniyeti, şimdi sizin adınızla karşımıza geçmiş hasret çektikleri sistemi, içlerinde uğraşacak bir İnönü olmaksızın kurmak istiyorlar. Ama gene karşılarında biz bulunacağız.

Pahalılık yok, bolluk ve refah var efsanelerini dinle[me]yen kalmadı. Emekli albay akşam yemeği olarak ekmeğini çaya batırıp yiyor. Siz köylünün Sipahi cigarasından bahsediyorsunuz. Her mahallede milyoner yetişiyor sözü, sizin övünme sözünüzdür. Bu kadar vahim bir işareti bize mal edemezsiniz. Sizin imar anlayışınız dayanılmaz belâ halini almıştır.

Para düşmesine Fransayı misâl gösteremezsiniz. Onlar uzun, felâketli harbden çıktılar. Siz hazineler üstüne oturarak devletin bütün maddi varını üstelik mânevi varıyla israf ettiniz. Söylediklerimin hülâsası, zihniyetinizin aynasıdır.

Üçyüz elli iktidar mensubuna karşı ikiyüz elli kişilik muhalefetten dehşet duyuyorsunuz. Halbuki bugün medeni memleketlerin en kuvvetli muvazene manzarası budur. Otuz kişilik muhalefete tahammül gösteremiyen zihniyeti Basra Körfezinde ara[n]malıdır. Biz ikiyüz ellilik muhalefete karşı 350 ile iktidara gelirsek, tarihî olan ıslahatçı vazifemizin mühim bir merhalesine varmış oluruz.

 

 

Seçimler Sırasındaki Gelişmeler ve  Son Döküm

 

Seçim Gecesi 01.30’da CHP Genel Merkezinde Basına Verilen Demeçten

age, sf. 167166 ... 27/28 Ekim 1957

Radyonun seçim gününde seçim esnasında ve tasnif zamanında vatandaşı aldatmak için kullanıldığı mahkeme hükmile ve diğer âşikar delillerle sabittir.

Seçim günü seçmen kütükleri en geniş ölçüde zararlı olmuştur. Binlerce C.H.P. li adlarını kütüklerde bulamamışlardır. Kütükler kanuni müddetinde tesbit ve tashih olunduktan sonra seçim sandıkları başına konan cetveller başka olmuştur. Meçhul kalemler, bir çok isimleri gitti hattâ öldü diyerek silmiştir. Sağ vatandaş gelmiş ve oy verememiş olduğu söylenmektedir. Bu usulün bir sistem altında tatbik edildiği anlaşılmıştır.

Bundan başka seçim günü D.P. birçok vatandaşa Asliye Mahkemesinden seçmen kartı çıkarmak için geniş teşebbüse geçmiştir. Muhalefetin itirazı üzerine bazı mahkemeler teşebbüsü reddetmiş bazı yerlerde binlerce vatandaşa açıktan oy hakkı verilmiştir. Bu suretle bir taraftan hakkı olanın oy kullanmaması diğer taraftan hakkı olmayanın oy kullanması şeklinde iki kat haksız muamele yapılmıştır.*

 

1957 Seçimlerinden Sonra 5. Menderes Hükümetinin Programı Dolayısıyla TBMM’de Yapılan Konuşmadan**

İ.İ.TBMM.K.; Haz.: Ali Rıza Cihan;  sf. 247261 ... 4 Aralık  1957

Muhalefetin, “henüz lâyık olmadığı” söylenerek onun; seçimde radyodan istifadesi menedilmiştir. Görünüşte bütün siyasî partiler seçimde radyoda konuşmıyacaklardı. Hakikatte seçim dışı olduğu gibi seçim içinde de radyoyu yalnız iktidar kullanmıştır.

(...) Seçim esnasında: Yeni seçimlerin ilânından sonra başlıyan seçim devresinde, şartların ağırlığı ve eşit[siz]liği derhal göze çarpıyordu. Seyahat etmemiz güçlükle başladı. Devletin her dairesindeki vasıtalar iktidarın propagandasına tahsis edildi.

(...) Muhterem arkadaşlarım; daha hikayenin başındayız. Oysa ki; bu memleketin ve ordusunun geleneği, ordu malzemesini hususi işlerde değil, meslek dışında olan Devlet işlerinde bile kullanmağa müsaade etmez.

İlk toplantı karışmalarını [müdahalelerini] Kars’ta, Malatya’da gördüm. Kars’ta daha bir iki gün öncesinden başlıyarak yollar kesilmiş, geliş gidiş durdurulmuştu. Malatya’da çok gayretli bir (!) vali, Malatya halkını çileden çıkarmak için her türlü hazırlığı yapmıştı. Nihayet göz yaşı bombaları ile fırtına savuldu. Sabahtan akşama kadar şehrin köşelerinde halkı dağıtmak için... Orduyu halk aleyhine kullanmak için...

(...) Seçim günü, 27 ekim 1957 ilk saatlerinden itibaren yeni bir durum göründü. Her taraftan şikayetler geliyordu. Kaymakamlar, nahiye müdürleri seçim sandıklarına emir veriyorlar, tasnif işleriyle alâkadar oluyorlardı. Biraz sabredin.

(...) Dahiliye Vekilinin bir tamiminden ve buna müstenit bir tertipten bahsolunuyordu. (...) Bunun üzerine merak büsbütün arttı, neticede tamim ele geçti.

Anlaşıldı ki, tasnif neticeleri derhal öğrenilmek ihtiyacı öne sürülerek geniş tertip kurulmuştur.

(...) 27 Ekim gününün ilk saatlerinden itibaren hayret veren ikinci hususiyeti de kütük şikayetleridir. Vatandaşlar kafile kafile, her yerde ellerinde seçmen kartları olduğu halde sandık başlarından geri dönüyordu.

Bir yaraya basıyoruz galiba. Neden birden heyecanlanıyorsunuz?

(...) Bu yüzden manalı bir tesadüf olarak, hep muhalefete meyli bilinen vatandaşlara rastlıyan bu kayıtların miktarı, her vilâyette on binleri geçmektedir.

(...) Askıya çıkan listelerle sandık başlarında bulunan listeler arasında farklar görülmüştür. Ayrıca sandık başlarında bulunan listelerde bazı isimlerin hizasına kırmızı kalemle (X) işareti konulmuştur.

(...) Kütükler meselesinin ikinci tertibi: Seçim günü evvel ve âhır hiçbir kütükte ismi bulunmıyan bir vatandaş kütlesinin seçmen olarak icadolunmasıdır. Adliye Vekâleti bir tamimle Asliye Hukuk Mahkemelerinin şikâyet eden vatandaşlara evrak üzerinde tetkikat yaparak seçmen kartı verileceğini tebliğ ediyor. Geniş ölçüde bir oyun başlıyor. Hâkimlerin sâlahiyetine, toptan hüküm usulüne itiraz ediliyor. Hülâsa, suiistimaller bazı yerlerde önleniyor. Büyük kısmında, iktidar partisi bir çok seçmeni, seçim gününde yoktan varediyor.

(...) 27 Ekim seçimi için kütükler faciası, Dahiliye[ce] tertibedilmiş, Adliye Vekâleti ile tamamlanmıştır.

Seçimler, Hükûmet merkezinde Başvekil ve Dahiliye Vekilinin valilerle daimi temasları halinde idare edilmiştir.

27 Ekim seçim günü, radyonun faaliyeti, kanunsuzluğu ve seçim emniyetine tecavüzün ayrı bir misalidir.

(...) Yüksek Seçim Kurulu Ankara merkezinin müracaatlerine cevap vererek, radyo idaresine yayının menolunduğunu bildiriyordu. Vilâyetlerin devam eden şikâyetlerine Yüksek Seçim Kurulu telgrafla cevap vererek, radyo idaresine, yayımı durdurmak için telefon ve telgrafla tebliğ yapıldığını yazıyordu ancak...

Ancak radyo idaresi tarafından seçimin ifsadı suçu hiçbir kanun ve en yüksek mahkeme hükmü tanınmaksızın, sonuna kadar devam etmiştir.

(...) 28 ekim sonunda ve ondan sonra her tarafta C.H.P. aleyhine tecavüzler başladı.

(...) Sayın Başbakanın nazarı dikkatini, vaziyetin vehameti üzerinde celb için müracaat ettim. Bu esnada Giresun’dan, Kırkağaç’tan, Başkale’den, İstanbul’dan, Ege’den fena haberler geliyordu. Mersin’de tanınmış bir C.H.P mensubu gündüz sokak ortasında, halk önünde birkaç DP ileri geleni tarafından nişan tahtasına kurşun atanların rahatlığı ile öldürülüyordu.

Polisler seyirci, kaatiller eğlenerek gezici idiler. Sonra Gazianteb hadisesinin haberleri gelmeye başladı. 29 Ekim günü halk, valinin tahrikleri, hakaretleri ve tecavüzleri ile çileden çıkarılıyordu. Şuursuz bir mağdur kalabalık haline getirilen halka karşı, sükûnetini kaybeden idare makamları orduya müracaat ediyorlar, vakaya Halk Partisi mensuplarının tertibi süsü verilerek adli takibata başlanıyor, her halde merkezden verilen emirle tayyareler gönderilerek halk tethiş edilmek isteniyor.

Bu esnada, mahkeme kararı ile Gazianteb ve Mersin hâdiselerinden bahsedilmesi yasak ediliyor ve radyo iftiraya devam ediyor. Savcılar, önceden Halk Partisi aleyhine hükümlerle neşir yasağı tebliğ ediyorlar. Tıpkı 6/7 Eylülde olduğu gibi.

(...) Tayyare, harb zamanında bile düşman halkı aleyhine kullanılmaz. Tayyare askerî hedef aleyhine kullanılır. Gaziantep halkının yedisinden yetmişine kadar askeri hedef sayılacak bir düşman muamelesi görmesi, her surette haksız ve adaletsiz, bir çılgınca hükümdür. Üzerine su sıkılarak zorla çileden çıkarılan 1618 yaşındaki Anteb’li çocuklar, tayyare tedhişine sebep gösterilemezler. Devletimiz onları sükûnete getirecek aklı başında idare âmirini her zaman bulmuştur.

(...) Bugün kötü görülen çocukların babalarına ve dedelerine yurtlarını müdafaa ederken kumanda etmekle şeref kazanmıştım. Gazianteb gazilerinin oğulları ve torunları, idaresiz ve partizan bir valinin hatalarına böyle kurban edilmiyeceklerdi.

Kırşehir’in 1954 de cezalandırılmasından meyus olmuştum. Gazianteb’e tayyare ile hücum edilmesinden daha elim bir keder duydum.

(...) Benim yapacağım hülâsa şudur:

Bütün seçim devri, valinin taraf tutan partizan tahrikleri ile büyük infial biriktiriyor. Seçim esnasında valinin kütükleri on binlerce seçmeni meyus ediyor. 1.000 rey farkla seçimi kaybettikleri bildirilen on binlerce hak sahibi vatandaşa tecavüzler başlıyor. İdare, tecavüzleri durduracak ve halkı teskin edecek teşebbüs şöyle dursun, mağdur vatandaşları çılgına döndürmek için hiçbir hatayı ihmal etmiyor Nihayet merasim yerinde su tulumbaları ile halka hücum ediliyor. Ve mikrofon başında halka vali tarafından sövülüyor.

Gazianteb hâdisesi, Giresun hâdisesinin aynıdır.

(...) Memleketin iyi bir talihi ile Giresun’da baskılar karşısında henüz dayanmakta olan insan hâkimlerden biri bulundu. Hâkim uzun boylu tetkik ettikten sonra vakada seçim gerginliğinin ve bayram heyecanının galeyanından başka bir mahiyet görmedi. Ancak bu mesut tesadüf sayesinde, memleket, bir diğer Gazianteb faciasından kurtulmuştur.

Hükûmetin, halis yürekle, basiretini harekete getirmek isterim. Mahkeme istiklâlinin tahribolunduğu bir adli sistemin, halk arasındaki kütle ihtilâflarını halletmeye kudreti yoktur. Bunun gibi, partizan idare âmirlerinin, galeyan zamanlarında halka hitabeden hiçbir sözlerinin teskin edici tesiri olamaz. Her yerde infialin başı ve özü idarenin on binlerce vatandaşın oy kullanamamasına karşılık az fark ile onların seçimi kaybettiklerini bildirmesidir.

Bu seçim faciasından sonraki buhran, bu çapta olaylarla geçerse şükretmek lâzımdır.

(...) Hür basını, serbest toplantıları, muhtar üniversitesi, hür sendikalizmi, tarafsız radyosu, halk hizmetindeki tarafsız idaresi ile gerçek demokrasi, bu topraklarda kurulmalıdır. Eşit serbest ve dürüst seçimin bütün şartlarını sağlamak, meselelerin en ehemmiyetlisidir.

(...) Hükûmet hukuk düsturları yerine tank ile tayyare ile hâkimiyet yolunu tutarsa, millet meyüs ve münfail olur. Üstelik tank ve tayyareler, hukuk dışı istikametlerde öz millete karşı işlemezler. Bugünkü huzursuzluğu tedavi için tanklar yerine bizim tavsiye edeceğimiz tedbir, hukuk nizamının kurulması olacaktır. Biz başka bir çare düşünemiyoruz.

 

 


KAYNAKÇA


İnönü Vakfı Arşivi

Ulus ve Cumhuriyet Gazeteleri

Tasvir Gazetesi  (11.10.1946)

Ayın Tarihi Dergileri (Basın Yayın Genel Müdürlüğü Yayını. Sayı: 138, 131 Mayıs 1945; Sayı: 149, 130 Nisan 1946; Sayı: 164, 130 Temmuz 1947; Sayı: 189, 131 Ağustos 1949)

Ülkü Millî Kültür Dergileri (Halkevleri Yayını. Cilt: 10, Sayı: 113, 1 Haziran 1946; Sayı: 116, 18 Temmuz 1946; Sayı:117, 1 Ağustos 1949)

Haldun Derin; Çankaya Özel Kalemini Anımsarken (1933–1951); Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, Ocak 1995, sf. 141 ... 11Kasım 1938

C. H. P. Yedinci Büyük Kurultayı, CHP Yayını

Milli Şef İnönü’nün Hitabe, Beyanat ve Mesajları; Derleyen: Kadri Kemal Kop, Ankara 1941–1945

Kemal Zeki Gençosman; Cumhurbaşkanı İnönü’nün Ege Seyahati; Ulus Basımevi, Ankara–1949

Baba İnönü’den Erdal İnönü’ye Mektuplar; Basıma Hazırlayan: Sevgi Özel; Bilgi Yayınevi, Birinci Basım Aralık 1988

İsmet İnönü, Hatıralar,1. Kitap; Yayıma Hazırlayan: Sabahattin Selek, Bilgi Yayınevi, Ankara, İkinci Basım 1992

Muhalefetde İsmet İnönü–Konuşmaları, Demeçleri, Mesajları, Sohbetleri ve Yazılarıyla; Derleyen: Sabahat Erdemir; M. Sıralar Matbaası, İstanbul 1956

Muhalefetde İsmet İnönü–Konuşmaları, Demeçleri, Mesajları, Sohbetleri ve Yazılarıyla 1956–1959; Derleyen: Sabahat Erdemir; M. Sıralar Matbaası, İstanbul 1959

İsmet İnönü’nün TBMM’deki Konuşmaları, İkinci Cilt (1939–1960); Hazırlayan: Ali Rıza Cihan; TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No: 56, Ankara 1992

Türkçe Sözlük (Yeni Basım); TDK Yayını, TTK Basımevi, Ankara – 1988

Osmanlıca–Türkçe Sözlük; Mustafa Nihat Özön; İnkılâp Kitabevi, 8. Basım, Mart 1997

Osmanlıca–Türkçe Kılavuz Sözlük; Hazırlayan: Yaşar Nabi; Varlık Yayınları, İkinci Baskı – İstanbul, 1968

Öz Türkçe Sözlük; Ali Püsküllüoğlu, ABC Kitabevi, 9. Baskı, İstanbul, 1989


SÖZLÜK


 

adalet   : hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, doğruluk

acz         : güçsüzlük durumu

ahenk   : uyum

ahir        :  enson

akabinde: ardından

akibet   : son, bitim

alâka     : ilgi

alâkadar: ilgili

alâyiş     : bulaşıklık, bulaşma

âlem      : bütün yaratıklar. dünya

aleni      : açık, saklanmayan

âlet        : araç

aleyh     : karşı, karşıt

âli/aliye: yüce, yüksek

amelî     : pratik, yapma/yapılma

âmil       : yapan, etken etmen

âmir       : buyurucu. yönetici

âmme   : genel, herkesin olan,  

  kamusal

arz          : sunu, sunmak

asab      : sinir

asalet    : soyluluk. bir görevin

  asıl sahibi

asîl         : soylu. yüksek duygulu

asayiş    : güvenlik

asır         : yüz yıl

asliye    : en önceki, ilk

aşikâr    : açık, belli, meydanda

atf(etmek): ilgi/bağ kurmak

âti           : gelecek

avara     : bir  geminin başka bir gemi veya kıyıdan açılması. işe yaramaz. hiç bir işe yaramadan boşuna çalışmak 

âvare    : serseri, başıboşluk

aza         : üye, uzuv

âzâde    : özgür

aziz        : değerli

bac/ç     : taşınan mallardan alınan vergi

bahis     : konu

basiret  : öngörü, biliş, uzgörü

behemehal: herhalde, mutlaka

beyan   : anlatı. tanıtlama

beyanat: resmi açıklama

beyanname: yazılı resmi  açıklama, bildiri

bilhassa: özellikle

buhran : bunalım

celb       : yazılı çağrı

cemiyet: toplum, dernek

cereyan: akma, akış. akım

cetvel   : çizelge

cihan     : (dünya). evren

cihaz      : aygıt

cihet      : yan. yön

cüret     : korkmaksızın ileri atılma, ataklık

dahili     : iç

daire     : çember. bölge

dâva      : sava, sav. hak arama

debdebe: patırtı gürültü gösteriş, görkem

deruhte: üstlenme. sorumluluğu  kabul

deva      : ilaç, çare

devir     : zaman, çağ (dönümü)

devre    : çevrim. yıl/yıllardan

  oluşan zaman süresi,

  dönem

dirayet : akıl, zekâ. yetenek

direktif : yönerge

düstur  : kural. düzge, kanun

ebediyen: sonsuza dek,  sonsuzca

efkârı umumîye: kamu oyu

ehemmiyet: önem, değerlilik

ehliyet  : yeterlik, yeterliklilik

elem     : acı, kaygı

elim       : acı çekme (durumu)

elzem   : zorunlu/luk

emanet: inanıp (bir şeyi)  bırakmak

emniyet : güvenlik

encümen: meclis, komisyon

evham  : kuruntu. korku ve yanlıştan meydana  gelen kuruntu

evvel     : birinci, ilk. önce

evvelâ  : ilkin

facia      : âfet. büyük bela

faide/fayda: yarar, kazanç

farz        : yapmak zorunda olunan şey

felâket : büyük dert, bela

feragat :vazgeçme. tokgözlülük

fert        : birey

fetva     : şeriat esaslı yazılı  yönerge

fevkalâde: olağanüstü

feyz       : bolluk. bağış.  olgunlaşma

fiilî          : edimli, eylemli, pratik  olarak

fikir        : düşünce

fırka       : (grup), siyasi parti

fütur     : gevşeklik, bezginlik

gaile      : sıkıntı, dert

galebe  : yengi

galeyan: kaynaşma, kaynama

garaz     : niyet, kötü niyet

garp       : batı

gaye      : erek, amaç

gayret   : çaba

gayr       : başka, diğer

gayr       : başına geldiği sözcükleri olumsuzlama

gayrı      : artık

gayritabii: doğal olmayan

habbe   : tek bir tane. tahıl tanesi. evin.

hâdise  : olay

haiz        : malik/sahip. taşıyan

hakikat : gerçek

hakiki    : gerçek, sahici, asıl/tam

hakim   : yargıç

hakim   : (konusunda) bilgili

hal          : durum

halef     : sonradan gelen, ardıl

halis       : katıksız

harabe : yıkıntı

haricî     : dış

harp      : savaş

hasıl       : meydana gelen. tümü, hepsi

hasret   : özlem

hassa    : bir kimse veya şeye ait özgü olma. özellik

haysiyet: onur

hicab     : utanma, utanç

hikaye  : bir olayın sözlü veya yazılı anlatımı

hil’at      : padişah veya vezir tarafından verilen ağır kaftan

hile        : aldatma

himaye : koruma

his          : duygu. sezme

hissî       : duyusal, duygu ile ilgili

hitab     : söz söyleme

hitabe   : düzgün söz söyleme, söylev

hitam    : son, bitim

hudut   : sınır

husus    : konu

hususi   : özel

hüküm : karar

hülasa   : özet

hür         : özgür

hürmet: saygı

hürriyet: özgürlük

ıslah       : düzeltme, iyileştirme

ıslahat   : düzeltme ve  iyileştirmeler

ıstırap/ızdırab: sıkıntı, büyük  üzüntü

icap        : gerek

içtimaî   : toplumsal

içtinap  : bakınmak. sakınmak

idare     : yönetim

idrak      : anlayış, algı

ifa           : yerine getirme, yapma

ifsad      : bozma. düzensizlik yaratma

iftihar    : övünme, övgü

ihtar      : uyarı

ihtilâf    : uyuşmama, çelişki

ihtilâl     : devrim

ihtimal : olasılık

ihtiyar   : seçme, kendi isteğiyle  davranma

ihtiyari  : istemli, zorla olmayan

ikaz        : uyarı

ikmal     : tamamlama, bitirme

iktidar   : erk

ilân         : duyurma, yayma

ilânihaye: sonsuza kadar

ilga         : kaldırma, bozma, hükümsüz bırakma

ilm          : bilgi, bilim

ilim         : bilim

iltizam   : kayırma

imâ        : dolaylı anlatım

imkân   : olabilirlik

imtihan: sınav

imtiyaz : ayrıcalık

indî        : bir insanın kendi  yargısı (bence..)

infial      : gücenme. kızgınlık

inkılâb(p): değişim, dönüşüm  (devrim)

inkişaf   : açılma, gelişim

intaç      : sonuçlandırma, bitirme

intikal    : yer değiştirme, aktarım

intişar   : yayılma, dağılma, üreme, yayınlanma

intizar   : bekleme, gözleme

iptidaî   : ilkel

irade     : istem, istenç

irfan      : bilme, biliş, anlayış

irtica      : geri dönme, gericilik

isnad     : iddia, birisine bir şey yükleme

ispat      : kanıt

israf       : gereksiz harcama, savurma

istibdat : düzen ve yasaya bağlı olmaksızın yönetme, baskı yönetimi

istidad  : yatkınlık, eğilimlilik

istifade : yararlanma

istikamet: doğrultu, yön

istikrar  : yerleşme, durulma, kararlılık durumu

istinad  : dayanma. güvenme. kanıt olarak sunulan şey hakkında kanı oluşturma

istismar: sömürü

istisna   : ayrıksı

iştigal    : uğraşı

iştirak    : paydaşlık, katılım

itham    : suçlama

itibar     : saygınlık

itikat      : inanma, inanış

itimad   : güven

itiyad     : alışma, alışkanlık

ittifak    : uyuşma, bağlaşma

ittiham : suçlandırılmış olma

izale       : giderme, yok etme

kani       : yargı sahibi olma

kabiliyet: yetenek

kademe: basamak

kâfi        : yeter

kaide     : kural

kanaat  : oluşmuş düşünce, kanı

kanun   : yasa

kanunî  : yasal

kasdî     : isteyerek yapılan.   kurma, niyet

kasnak:: enli çember. pehlivan kispetinin bele gelen bölümü

kat’i       : kestirme, kesin

keder    : bulanıklık, acı

keramet : bağış, ikram, ağırlama.  ermişçecine yapılan hareket veya söylenmiş söz

kezalik  : yine, bu da öyle

kırat       : değerli taş ölçü birimi. nitelik, değer, düzey

kıymet  : değer

kubbe   : yapıyı örten dam. yerkürenin insanların  yaşadığı üst kısmı

kudret  : güç, erk, erke

kurultay: ulusal toplantı, kongre

kuvvet  : fiziksel güç, takat

külfet    : sıkıntılı zorluk. büyük masraf

kütle     : büyük parça, küme,  yığın

lâhza     : an

lâtife     : şaka. ince hoş şaka

lâyiha    : görüş ve düşünce

  bildiren yazı    

lâyık       : hak kazanmış. değimli, yaraşık

lâzım     : gerek, gerekli

lehine   : tarafında, yanında

lokavt   : işverenin çalışanları topluca işten uzaklaştırma veya atma kararı

lûtf         : hoşluk, güzellik iyilik

lûlfetmek: vermek, ihsan etmek

lüzum   : bir şeye yarama, gerek

mahal   : yer

mahalli : yerel, yöresel

maharet: yetenek

mahcub: örtülü, kapalı. utanma

mahiyet: öz, iç yüzü, içerik

mahkûm: hüküm giymiş, hükümlü

mahrum : yoksun

mahrumiyet: yoksunluk

mahsul : ürün

mahsus: özgü

mahzur: sakınca

maiyet  : bir üst kişiye tabi olan kimseler

makbul : benimsenen, beğenilen

maksat : amaç, gaye, erek

makul   : akla uygun, akıllıca

malûmat: bilgi

mana    : anlam

manevî: anlama ve duyulara ait.soyut. tinsel

mâni      : önleyen, engel

marifet : ustalık, hüner

maruz   : sunulmuş, sunulan. bir olay veya durumun etkisi veya karşısında bulunan

masum : suçsuz, temiz

masun  : korunan, korunmuş

masuniyet: korunmuş olma durumu

mat        : satrançtaki yenilgi

mazbata: tutanak

mazbut: ele geçirilmiş. düzgün, beğenilen

mazhar : bir şeyin ortaya çıktığı, göründüğü yer veya  kimse. bir iyiliğe erişmiş, erişen kimse

mazi      : geçmiş, geçmiş zaman

mecbur: yükümlü, zorunlu

medenî: uygar

medet  : yardım, umar

mefhum: olgu, kavram

mektep: okul

memurin: memurlar, kamu  çalışanları

men      : bırakmama, durdurma.   yasak

menfaat: yarar, çıkar

menhus: uğursuz

mensup: bir yere ait olma

merasim: tören

merci    : başvurulacak yer

merhale : derece, basamak, aşama, evre

mesele : sorun

mesul   : sorum/lu

mesut   : mutlu

meşru   : toplum/kamu vicdanınca doğru olan

metod : yöntem

mevcut : var olan, hazır bulunan

mevkii : yer, mahal. makam. izleme yerinin konfor  derecesi

mevzu  : konu

mevzuat: yürürlükteki yasa, tüzük, yönetmelik vb.nin bütünü

mevzuubahis: konu edilmiş, sözü edilen/edilmiş

meyil     : eğiklik, eğim, eğilim

meyus  : üzgün, umutsuz,  karamsar

mikyas  : ölçek, ölçü

millet    : ulus

millî        : ulus ile ilgili, ulusa ait, ulusa özgü, ulusal

minnettar: bir iyiliğe karşı teşekkür borcu olma  durumu

misal     : örnek

mizaç    : huy, doğa, yapı

muafiyet: ayrı tutulma, kendisine uygulanmama, bağışıklık

muamele: davranma, davranış

muarız  : karşı koyan, karşı çıkan

muğber: gücenik, küskün

mubah : sakınca olmayan

muhabbet: sevgi, dostluk, yarenlik

muhafaza: koruma, saklama

muhakemat: yargılanma

muhakeme: yargılama

muhalefet: bir görüş veya tutuma karşı olma

muhabere: haberleşme, yazışma

muharebe: savaşma, vuruşma

muhit    : çevre, yöre

muhtaç: ihtiyaç duyan, yoksul

muhtar : özerk

muhtelif: zıt, birbirini tutmayan.  türlü, çeşitli

muhterem: saygı değer

mukaddeme/mukaddime: ön söz. bir olayın başlangıcı

mukadder: yazgı, yazgı ile ilgili olan

mukadderat: yazgı

mukavemet: direniş

mukayyet: bağlı, bağlanmış. yazılmış, kayıtlı.

muktedir: gücü yeten, erkli

munzam : katma, katılmış, eklenmiş

murakabe: denetleme, denetim

musallat: bıktırıcı ilgi

mutabakat: uyuşma, anlaşma

mutabık: birbirine uyan, anlaşan   

mutlakiyet: saltçılık. hükümdarlığa dayalı yönetim biçimi

muvacehe: yüzleşme, yüz yüze gelme

muvaffak: başarmış, başarılı

muvazene: denge

mübalâğa: abartma, abartı

mücerret: soyut. yalnız, bekar. yalın. yanlız, ancak

müdafaa: savunma

müdahale: karışma, araya girme

müddet: süre, zaman

müessese: kuruluş, kurum

müessir: etki yapan, etkili

müeyyide: yaptırım

mühim : önemli

mülâhaza: düşünce

mülayim: uygun, uyar, yumuşak

mülhem: ilham/esin olunmuş

mümessil: temsil eden, temsilci

mümkün: olabilir, olası

münakaşa: tartışma

münasebet: ilgi, ilişki

münevver: aydın

münfail: gücenmiş, kırgın

münhasır: ayrılmış, özgü

müptela: alışkanlık, düşkünlük

müracaat: başvuru

mürekkep: birleşik. bireşim

mürevviç: bir düşüncenin taraftar veya taşıyıcısı

müsademe: silahlı iki taraf arası  kısa çatışma

müsadere: el koyma

müsait  : uygun, elverişli

müsamaha: hoşgörü, tolerans

müsavat: eşitlik, denklik

müsavi : eşit

müspet: kanıtlanmış. olumlu

müstacel: acele, ivedi

müstağni: doygun, isteksiz

müstahak: hak etmiş, layık

müstakar: istikrar bulmuş, durulmuş

müstakil: bağımsız

müstenit: dayanan, yaslanan

müsterih: kaygıdan arınmışlık, rahat olma

müşahade: görme, gözlem

müşkülât: güçlük, güçlükler

müşterek: ortak, birlik

mütalâa: iyice düşünme, değerlendirme

müteessif: üzülen, acınan,  yerinen

müteessir: üzülme, üzgün olma

mütehassıs: uzman

mütemadi: sürekli, aralıksız

müteşekkir: teşekkür eden, teşekkür borcu olan

mütevazı: alçak gönüllü

müteveccih: karar vermiş, yapmaya yönelmiş

müyesser: kolay gelen, kolaylıkla olan

müzaheret: yardım etme, arkalama

nahiye  : bucak

namus  : ar. temizlik, doğruluk

nasip     : paya düşen bölüm. kısmet, talih

nasihat : tavsiye

nazarı dikkat: ilgi, dikkat çekme

nesil      : göbek, kuşak

neşir      : yayma, dağıtma, yayım

netice   : sonuç

nevi       : çeşit, cins, tür

nifak      : anlaşmazlık, ara bozma, ayırma

nihaî      : son/sonal

nihayet: son, sonunda

nimet    : iyilik, lütuf, ihsan

nispet   : oran

nispî      : göreli, bağıntılı, izafi

nizam    : düzen

nutuk    : söylev

nümayiş: gösteri

otorite  : yetke, sulta, velayet

paha      : değer

pervasız: çekinmez, sakınmaz, korkusuz

prensip: ilke, umde

program: dizge, işlemler bütünü

radikal  : köklü, kesin, kökten/ci

rahne    : gedik, yarık, yıkık,  bozuk yer

red         : yadsıma, olumsuzlama

reis        : başkan

rejim     : yönetme, düzenleme biçimi, düzen

resmî    : devlete ait, devlet ile ilgili

rey         : oy

rıza         : razı olma, istek.onay

riayet    : uyma. saygı, itibar etme, ağırlama

rical        : erkekler. üst makamlardaki devlet adamları

rivayet  : söylenti

riya        : iki yüzlülük, yalandan gösteriş

riyazi     : matematik, geometri ile ilgili olan

saadet  : mutluluk, ongunluk

sadakat: bağlılık, güçlü dostluk

safha     : evre

salâhiyet: yetki

sancak  : bayrak, liva. Osmanlı’da illerle ilçeler arasındaki  yönetim bölümü

sarih      : açık, kolay anlaşılır

sebat    : kararlılık

sebep   : neden

selâmet: esen, esenlik

sene      : yıl

seviye   : düzey

sevk      : gönderme, aktarım

suiistimal: kötüye kullanma

suikast  : gizli hazırlıkla cana kıyma

sulh       : barış

suret     : görünüş, biçim. yazı resim kopyası

sükûnet: dinginlik,  hareketsizlik, sakinlik

sürat     : hız, çabukluk

şahit      : tanık

şahsî      : kişiye ait, kişisel

şahsiyet: kişilik

şâmil     : içine alan, kaplayan, kapsayan

şark       : doğu

şart        : koşul

şayia      : yayılmış haber, yaygın söylenti

şefkat   : acıyarak ve koruyarak sevme, sevecenlik

şeref     : kişisel değer, onur

şiddet   : bir gücün yoğunluk derecesi, sertlik kullanımı

şikâyet : hoşnutsuzluk belirtme, yakınma

şıkkı       : bir kaç parçaya bölünen bir şeyin her biri, bir parçası

şirret     : geçimsiz, kavga çıkarmaktan hoşlanan,  edepsiz, yaygaracı

şûra       : danışma kurulu, meclis

şuur       : anlama, anlayış, bilinç

taalluk  : ilgisi olma, ilinti

taayyün: belli olma

taazzuv: organlaşma

tabaka  : kat, katman. grup

tâbi        : bağlı, bağımlı

tabiat    : doğa

tabiî       : doğada olan, doğal.  olağan

tâbir      : deyiş, anlatım

tâdilât   : değişiklik, onarım

tafsil      : ayrıntılı anlatım, açıklama

tahakkuk: gerçekleşme

tahakküm: baskı, zorbalık, hükmetme

tahammül: dayanma, katlanma

tahdit    : sınırlama, çevreleme

tahkim  : güçlendirme,   sağlamlaştırma

tahlil      : çözümleme, analiz

tahmin : yaklaşık olarak değerlendirme,  oranlama

tahrik    : hareket ettirme,  kışkırtma

tahsis    : ayırma

takat     : güç, derman

takibat  : arkasına düşme

takrir     : yerleştirme, sağlamlaştırma

tamim   : genelge, sirküler

tanzim  : sıraya koyma, düzenleme

tariz       : kapalı, dolaylı biçimde söz söyleme

tasavvur: göz önüne getirme, hayal etme, zihinde bir  biçim kazandırma

tasfiye  : arıtma, ayıklama. kapatma. dışlama. yok etme

tashih   : düzeltme

tasmim : tasarlama

tasnif    : bölümleme, ayırma

tasrih    : açık söyleme,  belirtiklik

tasvip    : onaylama

tatbik    : uygulama, pratik

tatbikat: uygulama, askeri manevra

tavsiye : öğüt, salık verme

tayin      : belirleme, kararlaştırma. atama

tayyare: uçak

tazyik    : basınç, zorlama

tebliğ    : bildiri

tebrik    : kutlama

tecavüz: saldırı. başkasının hakkına el uzatma

tecelli    : belirme, görünme,  ortaya çıkma

tecrübe: deneme sınama. deneyim, görgü

teçhiz    : donatma, donatım

tedarik : bulma, sağlama

tedbir   : önlem

tedhiş   : korku salma, yıldırma, terör

tedricî   : derece derece, yavaş yavaş

teessüf: acınma, yazıklanma,  yerinme

teessür: üzülme, üzüntü

teessüs: kurulma, ortaya çıkma

teferruat: ayrıntı(lar)

tefrika  : basındaki dizi yazılar

tefsir     : yorum(lama)

teftiş     : denetleme, bakı

tekâmül: olgunluk, olgunlaşma

teklif     : öneri

telâkki  : buluşma, kavuşma

telâş      : acele(cilik)

telkin    : aşılama, zihne sokma. öğütleme

temenni: dilek

temin    : korku giderme, inanç verme. sağlama, elde etme

teminat: garanti, güvence

tenkid   : eleştiri

tensip   : uygun görme, yaraştırma

terakki  : ilerleme, yükselme,  gelişme

tereddüt: kararsızlık, duraksama

terkip    : birleşim, birleştirme

tertip    : düzenleme, hazırlama.

  hile, düzen, komplo

tesadüf: rastlantı(sal)

tesir       : etki

tesis      : yapma, kurma. kurum, kuruluş

teskin   : yatıştırma

teşebbüs: girişim

teşeddüd: daha güçlü ve sert olma

teşhis    : tanıma, seçme. tanı

teşkil     : oluşum, oluşturma

teşkilât : örgüt, kuruluş

teşvik    : özendirme, destekleme

tetkik    : araştırma

tevessül: başlama, girişme

teyit      : doğrulama,  gerçekleme

tezahür: belirme, görünme, ortaya çıkma

tezahürat: gösteri

tezvir    : yalan söyleme. ara bozma

umde    : ilke

umumî : genel

umumiyet: genellik

usul       : yol, yöntem

ümran  : bayındırlık

vahim   : ağır, korkulu, çok tehlikeli

vak’a     : olay

vakit      : zaman

vasıf      : nitelik

vâsıl       : ulaşan, ulaşma, varma

vasıta    : araç

vazife    : görev

vaziyet : konum. durum

vefa       : sevgide durma, sevgi bağlılığı

vekâlet : yerine bakma. bakan

vekil      : yerine bakan. bakan

vesika   : belge

vesile    : neden, bahane

vicdan   : kişisel ahlaki değerler üzerine dolaysız yargılama gücü

vilayet  : il

viran      : yıkık, harap

vuku